¡toru ile yeğeni
13 ıiû
X -a ît e-¡n n-r n- ğ- e-la a-be Manuel ile prensler edebiyattan hoşlanıyorlar, muharrirleri himaye ile müfüehir bulunuyorlardı. Fakat fikirleri cetkrinin dinî temayülle rinden azade bulunduğu için bu hu susta zahirde muhafaza edilen hür met altında bir lâkaydî gizli idi. Te* amülen imparator dinin gayyur bir muhafızı idi; fiilen «kâfirlerle» — Anadoluda Türklerle — en sa mimî münasebetler idame etmekte kalbinde hiç bir üzüntü hissetmiyor du. Kiliseye faik tutulan hükümet hikmeti çok zengin, çok kudretli olan rühban sınıfını imparatora şüp heli gösteriyordu.Ancak dine karşı bu lâkaydî için de bâtıl itikatlara kuvvetli bir me yil görülüyordu. İlmi nücuma, sihi- re, fala, aşk muskalarına inatımıyan az idi.
Bizans sosyetesinde entrika ve aşk esaslı bir yıer tutuyordu. Fitne ve fesat kurmağa hasredilen zaman ları aşk maceTa'ıan dolduruyordu. Bu hususta imparator başkalarına nümune oluyordu. Hayatı akraba sından şüpheler içinde geçiyor, en yakınlarını dağdağalı mağlûbiyetle re uğratıyordu.
1146 da Bizans sarayına uymak üzere İren ismini alan bir Alman kontesi ile evlenmişti. Fakat aşka pek meyyal bir mizaç sahibi olan havaî imparator başka maceralar için karısını ihmal etmekte gecik memişti. Evvelâ geçici bazı sevda larla eğlenmiş, sonra daha ciddî bir rabıta olmak üzere güzel yeğeni T>e- odorayı metres edinmişti. Bu mü- teazzım, kibirli kadına saltanatın bütün zâhirî şereflerini bahşederek bir imparatoriçe gibi yanma muha
fızlar tâyin ve imparatoriçenkı li baslarına benzer esvaplar giymesi ne müsaade etmişti. Kendisinden dünyaya bir de çocuk getirince bu kadısı için ettiği isTaflann had ve hesabı olmuyordu.
Bu münasebet uzun zamanlar sürdü. Hattâ mevkiini muhafazaya pek haris olan bu kadın bir defa bir rakibesini öldürtmek cüretini bile gösterdi. Şu kadar ki bu sürekli kalb Tabıtası Manuel’kı 1159 da karısı nın ölümü üzerine yeniden evlen mesine mâni olmadı.
Şam Trablus kontunun güzelli- ğile maruf kız kardeşini imparator için istemek üzere gönderilen bir se faret heyetinin verdiği rapor üzerine nişanlanma kararlaştı; büyük ve masraflı düğün hazırlıkları yaprldı. Fakat tam Istanbula müteveccihen yola çıkılacağı sırada kız garip, es rarengiz bir hastalığa tutuldu. O ka dar methedilen güzelliği göz önün de günden güne bozuluyordu. Im- parator’un murahhaslan yapılan iti lâfı bozmağı efendileri için başka bir kız aramağı uhdelerin«- vazife bildiler.
--- w . / ,
ı
* U-Bu defa Manuel için Antakya prensesinin kızı Marya talep «dildi. Bu kızın güzelliği eski zamanlarda güzelliklerde ilâheler derecesine çı karılmış kadınlardan üstün tutulu yor, şark Lâtin âleminde bir mucize gibi görülüyordu. Nikâh töreni 1161 de Aya* o f ya mabedinde ya pıldı. Düğünde muhteşem eğlence ler, ziyafetler tertibolundu. Bizans mahallelerinde paralar dağıtıldı, ki liselere ağır hediyeler verildi. Ya pılan koşular, turnuvalar pek parlak oldu.
Yeni imparatoriçelerinin letafeti ne hayran olan halk her geçtiği yer de Maryayı şevk ile alkışlıyordu.
Bu haller Komninoslar sara yında kadınların tuttukları önemli mevkii gösteriyor. İmparator Manu- »1 ölüm döşeğinde bile onları düşü nüyordu! Etrafında herkes tutuldu ğu şiddetli hummadan kurtulamıya- cağına hükmettiği, küçük oğlunun tâlihini temin etmesi patrik tarafın dan istenildiği dakikalarda bile o
müsterihane acele edecek bir şey olmadığını, daha on dört sene ya- şıyacağını, müneccimlerinin yakın da iyileşip eskisi gibi aşk macerala rına devam edeceğini temin ettik lerini söylüyordu!.
Fakat Bizans’ ın hem paıplak, hem bozuk ve reybı sosyetesinin en müşahhas siması Manuel’in yeğeni Andronikos Kamriinos idi. Bu zat Bizansm on ikinci asır şövalyeleri nin bütün meziyetleri ve bütün na- kıse ve kabihalariyle tam bir tipi idi.
Altı kadem kadar boyu, Herkül kadar kuvveti, kimse ile kıyas edi- İemiyecek derecedeki zarafeti, şa hane bir güzelliği var idi. Her türlü idmana alışık ve hastalığa bigâne vücudunun endamını vte sıhhatinde muvazeneyi dikkatli bir riyazetle idame, şeklinin kuvvetli cazibesini muhafaza ederdi.
Mükemmel bir cindi, en zarif bir m oda hakemi idi. Pek mahir olduğu kılıç oyunlarından çok zevk alırdı. Seferlerde şahsen öyle cesaret gös terirdi ki görenler hayrette kalırlar dı. Zahmet ihtiyarına değer bulun ca en iyi ve tecrübeli bir general gibi davranırdı. Seferlerde askerleri kendisine nasıl taparcasına bağla nırlarsa şehirde genç asilzadeler de onu kendilerine öyle m odel ittihaz edeTİejdd,
Bu pehlivan ve muharip vücudun üstünde taşıdığı güzel başın içinde ki dimağda zekâ dahi fevkalâde idi. Andronikosun geniş ve mütenevvi malûmatına fıtrî bir belâgat da in
zimam ediyordu; nutuklarında da yanılmaz derecede bir kandırma kuvveti vardı.
Beşuş, nükteperverdi; istihzadan hoşlanır, hatırına gelen hoş sözleri, ■başkalarını inciteceğini bilse dahi, «arfetmekten çekinmezdi. Gördük
lerinin gülünç taraflarını bulup ya- kahyarak en tuhaf taTzda ifadede rekabet kabul etmez bir marifet sa hibi idi. Serbest, dokunaklı sözleri sarayda ağızdan ağıza dolaşır, hem beğenilir, hem kalbleıe dehşet sa lardı! Düştüğü yerden kalkmasını gayet iyi bilirdi.
Mükemmel bir kamedyacı idi; Her rolü oynıyabilirdi, istediği va kit ağlamak da kendisi için hiç güç değildi.
Muasırlan ona Bukalemun lâkabı nı takmışlardı. Kalblere korku ve recek derecede zorlu bir gönül avc.ı-
u < s » l i U U U l U ^ f U 11
Sah§f@D®r
(Baş tarafı 5 inci sahıfede) sı idi. Teshir etmek istediği kalbleı kendisine mukavemet kudıetindıer mahrum kalırlardı.
O herkesten müsamaha ile mua mele görürdü. Zamanının müverrih k ri bile onun hakkında böyle dav ranmışlardı. Yeğeni imparator Ma nuied çok defa en fena hareketlerin bile affetmiştir.
H-er zaman aldattığı karısı o«i£ perestiş ediyordu.
Onda yüksek meziyetler sert, mü tecasir, muhteris, ıstırap ve endişe veren bulanık bir ruh mümtteziçti. Dine karşı mecbul olduğu lâkaydî ile o ilâhiyatçıların münazaaların dan tahammül edilemiyecek bir can sıkıntısı hissederdi. Allahtan da, şeytandan da korkmazdı 1
Prensiplere riayeti olmadığı ka dar ince eleyip sık dokumaktan da hoşlanmazdı; bununla beraber, batıl itikatlara zehabı epey kuvvetli idi.
Kafasında bir arzu, bir hırsırah, bir heves uyandı mı aTtık onu tuta cak bir şey olamazdı. Ne umumî ah lâk kaideleri, ne vazife ve minnet tarlık duyguları!
İhtilâl hazırlamak, ihanet etmek yeminde hanis olmak onun için bİT oyundu! O kendi meziyetlerine vâ kıf ve kani, nesebi ile gayet mağ rurdu. Şiddetli ve ölçüsüz ihtiraslar beslerdi. Daha gençliğinde tahta nar iliyet hülyasını beslemeğe başlamış tı. Bütün hayatınca imparatorluğa yükselmek uğrunda durup dinlen me bilmedi! Yeğeni imparator Ma nueli d'tvirmek, sonra oğlu gen- Aleksiyi taç ve tahtından mahrur etmek için kendisine bütün çarele iyi göründü; entrika, şiddet, hiya net, kılıç, zehir, zulüm ve kabı ooıun için bu hususta kullanılabile ! cek basit âletlerden başka şeyle değildi! Sakinane bir cüret; efkâ umumiyeyi ve sosyal mevzuatı ho; ça istihkar ile maceralara atılırd Bu onun ihtirasının siyasî cephe idi; kalbı cephesine gelince: Yol üstünde bir güzel kadın buldu vey bahsini işitti mi? Hemen tutulur v elde etmek için yapmadığını kome idi.
Sehhar cazibesine karşı zalimar davranan bir kadına tesadüf etti: ■ hiç işitilmemişti.
Aşk entrikalarının garip tene^ vüü ve çokluğu, yeni tehassüslı aramağa düşkünlüğü ile meşki Don Juanı andıran havaî meşre; aldatıcı Andronikos hayatında ya ' nız bir defacık sebat ve sadakat d
hi gösterdi.
O nihayet gayesine nail oldu. E zans imparatorluğu tahtına oturd Ancak ihtiyarlık seneleri hayatın en dehşetli anları oldu. Eline geçe | iktidarı muhafaza etmek bahis me1 ' zuu olunca, yaşının ilerilerken şic deti biraz hafifliyen ihtiraslarım y< «iden alevlendirmek ihtiyacını hiı sedince meydanda tam bir zalir ve sefih olarak göründü.
Böyle fezahat ve cinayet için de bile o hazin ve muzlim büyüklü ğünü muhafaza etti.
D.'hâsile bitkin Bizans imparator luğunun müstahlısı, muhyisi olabilir di! Ahlâkî iz’ anın eksikliği bun; mâni oldu. O yüksek meziyetlerin ancak ihtirasının tatmininde kullan dı.
On ikinci asrın Sezar Borciya’s idi o!
Süleyman Kani İrtem
Taha Toros Arşivi