11 Ağustos
3 v n r
eElClîİİ5 ZAn1Af111
O L . u R K. ■ :
!
b ir g e z in t i
Nakil vasıtalarından en keyiflisi öküz arabası - Y uşa tepesi:
Bir yanda Karadeniz, bir yanda Boğaz, bir yanda Marmara-
6 metre boyunda 2 metre eninde m ezar-M ezarın bir tarihçesi
Y azan : Sermed M u tta ? A ln s
A
ğustos ayı gi rince Istan oullular telâşa dü şerlerdi:— Ağustosun on beşi yaz, on beşi kış tır. Neredeyse ha valar değişecek, so ğuyaca?;. Kaç yıldır Yûsa Hazretlerini ziyaret etmedik. Kuzum çocuklar hu hafta Beykoza gi delim, tepeye çı kalım. Hem ziyaret te bulunuruz; hem de güle eğlene, kırda yemek yer, akşama kadar hoş vakit geçirir, safa sürüp döneriz!.
Yemekle gidiş bü
für. Arabanın yükü nü hafifletmek için aşağı atlayıp kestir me yollardan tır - manmış olan genç ler, tazeler hamam
halvetinden çıkmış gibi kan ter içinde olsalar bile bu rüz - garın zararı dokuna cağını âkla getir mek günah sayılır dı.
Biraz soluk alınıp, etraf seyredilerek yürekler ferahlar ken, büyüğünde, kü çüğünde karınlar gurultuda; hepsin de ayni maval:
— Öyle bir acık tim 'ki. Sanki yaz tün öbür mesirelere olduğu gibi bir
gün evvelden hazırlıklara girişilir; sö ğüşler yapılır, yalancı dolmalar dol durulur, helvalar basılır; ertesi sabah elde sefer tasları, sepetler, çıkınlarla erken erken evden çıkılıp Köprünün Boğaziçi İskelesine vurulurdu.
Çok kimse de, Beykozun o dillere desten, enfes paçası dururken nevale hazıriıyacağım, pişirip kotaracağım diye evde hiç yorulmaz, yalnız birkaç boş lenger götürürdü.,
¡Şirketi Hayriye vapurları İdare! Mah susanınkiler gibi tonton değil, o za manlarda yürük. Aşağı yukarı bir sa atte Beykozu tutarlar^.
Kafilede yokuşa gelemiyecek efendi babalar, hanım nineler, göğüsü tıka nıklı hatunlar, nanemolla tazeler, varsa, daha doğrusu kese pek bere ketsiz değilse tasa yok.
İskeleye in, İshaikağa çeşmelerinin yanında öküz arabaları, talikalar mev cud. İki mecidiyeden kapı açarlar, 30 kuruşa, bir mecidiyeye uyuşurlar.
E
n keyiflisi öküz arabasıydı. Yan yana, ayakları ileriye uzanık, içine dolunur; sefertasları, sepetler, çıkınlar, ora paçacılarından alman îenğer lenger paça gerisine bağlanır. Üstünde tente gerili, güneş enseler de boza pişirmiyor. Hep bir ağızdan şarkılar, türküler, mededlerle gacır da gacır, gucur da gucur yola revan o- lunurdu.Önce sola sapılacak. Yalrköyünün içinden, meşhur çayırın arasından ge çilip sağa kıvrılanaoak. Bir müddet gittikten sonra tekrar sağa çarh. İki tarafı çınarlarla sıralanmış yol aşıldı mı (Tokat dersi) denilen mahalle erişilir, ilk mola burada verilir, he - men cepteki piryollara bakılırdı- İs- hakağa çeşmelerinin yanından ayrı lalı tam yarım saat geçmiş.
Sağa düşen ilk yoldan kestanelik bir ormana varılır, yine kısa bir mo
lada iken bir daha saatlar çıkarılırdı; oraya kadar da tam 45 dakika sür - nıüş.
Ötesinde fundalıklar, taflanlarla dolu bayır başlar, öküzcağızlar üven direyi yeyip durur, hanım nineler ara bacıya;
— Müslüman değil misin a adam? Allah aşkına hayvancıkların canım yakma, onlar da Rabbımızın mahlû ku. İçimiz hûn oluyor, kaskatı kesili yor! diye atılırlar, arabacı hiç umur samazdı bile.
Hâsılı elifi elifine altmışıncı dakika da, deniz yüzünden 190 metre yüksek teki tepeye vasıl olunurdu. Dünya ta bak gibi ayak altında. Bir tarafta u- cu bucağı görünmiyen Karadeniz; bir tarafta boylu boyunca Boğaziçi; bir tarafta Marmara, Adalar, İstanbul; bir tarafta ormanlar, dağlar, tepeler..
E
n önce ziyaret keyfiyeti aradan çıkarılırdı. Kabri ilk defa gören ler küçük dillerini yutarlardı: Tam 6 metre boyunda, 2 metre eninde, etra fı kısa duvarla çevrili, dağ çiçekleri, yeşillikler içinde bir mezar.— Himmeti hazır olsun, ne boya bosa malikmiş!
— Herkes gibi mi kî? Ebniyadan a- yol!
— Bşk.i insanların bizlerden iki üç misli boylu olduklarını da usıutmıya- lım!.. gibi çenelerden sonra pek so fular iki rikât hacet namazı kılar, ha sık duvarın taşlarına her rnurad için, derd için iplikler, bezler, fes püskül leri bağlanır; kundaktaki sübyanlar büyüyünce kametll, levend endamlı olsun diye kabrin ortasına sırtüstü yatırılır; arka çevrilmeden geri geri çekilip münasip bir yere serilen yay gıların, kilimlerin üzerine yan geli - nircR.
Güneş işte burada beyinlerde kay namada. Gölge mölğe hiç arama velâ kin mübarek yerde, poyraz püfür pü
Ramazamndayız da iftar topuna beş dakika kalmış!
— Evden acele çıktığımız için ağzı ma habbe tanesi koymamıştım. Ba şım fırıl fırıl dönüyor, gözlerim kara rıyor!
— Midemin boşluğundan fena hal de safram kabardı, gönlümün bulan tısından duramıyorum!
Nihayet, yenecekler ortaya konur, bağdaş-fcuıaıp etrafına halka olunur, kıtlıktan çıkmış gibi saldırılırdı.
Tepede harap bir caıtıi, Hibem si birkaç evcik, külüstür bir kahve, bir de kuyu var. Kuyunun suyu oldukça tatlı, pekâla içilir; paraya kıyanlar şişesine kuruşu verip kahveciden Ka rakulak stüŞü da tedarik' edebilirlerdi. (Kırda tram) fasiı sona erdi mİ faz la tokluğur^ğırlıgindan esneyen, ger^j nen gerinene. Hemeıf o birkaç evci ğin gölgelerine yaygıları > taşıyıp yem lihaya yatmış gibi deliksiz uykuya va ran varana...
Y
ûşa denilen zat tarihçe İsrail peygamberlerinden sayılıyor. Milâddan evvel 16 inci asırda yaşa mış. Musadan sonra kavminin başına geçip Filistini zaptetmiş. İslâm an’a- nesine göre burada gömülü olan o -dur. x 5
(Hadikatülcevami) adlı kitapta şu? satırlara rastlanır:
«Harareti Yûşa’rn kabri saadetleri bir rivayette Kudüsü Şerife karip Nab lus şehri kariyelerinden birinde, bir rivayette de Halep kurbundaki bir ka sabadadır. Burada medfun olan Yû şa hazretleri evliyaullahtan, yahud havariyyundan bir zatı şerif ola. Her ne ise mazannei kiramdan bir zatı sütude sıfattır. Yakınında hâlâ (Ma car kalesi) nin bulunduğu mahal (Mâı cari) bahçesi ismile maruf iken muaharen galet olarak avam lisanın da (Macar bahçesi) denmekle meşhur (D eva m ı* 6 net s a y fa d a )
Geçmiş zaman olur kit
Yuşa tepesine
bir gezinti
(Baştarafı S inci sayfada)
olmuştur. Bu mahalle karip (Abıha yat) denilen âlâ bir su vardır.»
Bundan 5(T yıl evvel (Bizıansın son günleri) başlığile eski İstanbula dair bir kitap yazmış, bu yolda bazı eser ler de neşretmiş olan AlmanyalI dok tor Mordtmann ile Ahsmed Mithat E- fendi merhuma göre burası bir Finike ibadetgâhıdır. Finikeliler güneşe ve aya taptıklarından sahilin fen yük - sek yerlerine mâbedler inşa edlerler- miş.
Tarihin son kanaatlerine bakılırsa orada yani camiin bulunduğu yerde Ojüpiter’in mâbedi varken temelle rine, Şark imparatoru Jüstinyanos,
(Aya Fantaleon) adında bir kilise yap tınmış. 1924 deki kazılarda ve araştır malarda bu kilisenin plânı ile 5 inci asırdan evvelki devirlere aid yontma taşlar meydana çıkmış.
Yûşa mescidinin birinci Mahmul - dun sadrazamlarından Mehmed Said Paşanın yapısı olduğu kapısındaki şu beyitten anlaşılıyor:
Gelip hep kudsdyan Akif dedi bu mısraı tarih Said Paşa makamı Yûşaı yaptı llveçhullah (1750 - 1164)
Sermet Muhtar ALU S
* 8 ...o—
---Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi