+
T '
o f' I I I 5 ft hNâzım'ın
Rusya'daki
sevgilisi
Galina
anlatıyor
Hem doktoru
hem eşiydim
Can D ünd ar, N âzım H ik m e tin d o kto ru
ve h a y a t arkad aşı 82 ya şın d a k i G alin a
G re g o ry e v n a 'y la U rallar'd aki ev in d e
g ö rü ştü , şairle geçirdiği 7 yılı an lattırd ı:
"Nâzım o kadar yakışıklı ve güzeldi ki, 16'lık kızlardan
80'!ik kadınlara kadar herkes ona âşık oluyordu.
Ben de âşık oldum. Ondan 17 yaş küçüktüm.
jflfü
Başkasına ait bir mutluluğu çalmak istemiyordum."
tfef.Ş
Can Dündar'ın dev yazı dizisi sayfa 15 te
«M illiyet
DİZİ
Hakkında tek şiir yazılmayan kadın
S
erin bir temmuz sabahı bir Rus uçağıyla Moskova'dan Urallar bölgesindeki Ijevsk'e uçuyoruz. Ijevsk, Çaykovski'nin doğduğu yer... Sonra 5 0 yaşlarında ak saçlı, şık, bakımlı bir kadının kullandığı Volga marka bir taksiyleVotkinsk'e geçiyoruz: Ben, Nâzım Hikmet Vakfı'nın genel sekreteri
Kıymet Coşkun ve kameramanımız Sergei... "Beyaz geceler" sürüyor.
Hava gece 24.00'te
aydınlanmaya başlıyor, ta ki öbür gece 22.00'ye kadar aydınlık...
Votkinsk'te çok katlı sosyal konutları andıran bir apartmanın
giriş katında kapıyı çalıyoruz. Kapıyı, mavi gözlerine kadar inen beresiyle 82 yaşında, güler yüzlü, sevimli bir ihtiyar açıyor,
işte o: Galina Gregoryevna
Kolesnikova ya da kısaca "Galya"... Bizi içeri buyur ediyor. Küçük, basık, bakımsız bir ev bu... Ama içerisi adeta bir müze... Nâzım'ın eşyalarından kurulu bir müze... Şairin şiirlerini yazdığı masa, notları, kitapları, kütüphanesi, dünyanın dört bir yanından ona gönderilen hediyeler, hatta oğlu Memet'in çocukluk resmi... Hepsi Galina’nın evinde... Nâzım sanki dün evden çıkıp gitmiş gibi... Oğlunun fotoğrafına kadar her şeyin bu evde olmasının nedenini daha sonra öğreneceğiz.
Boynunda Nâzım'ın hediyesi
Galina, müthiş bir sofrayla karşılıyor bizi... Harika bir ikram... Nefis bir sohbet... Ve hepsinden önemlisi kendi kamerasıyla çektiği Nâzım Hikmet’in görüntüleri... Bütün bunları Nâzım Hikmet
Vakfı'nın Galina’yla 10 yıldır kurduğu sıcak ilişkiye borçluyuz. Galina, boynunda Nâzım'ın hediyesi tahta oyma bir broşla geliyor söyleşiye; ayağında
yine Nâzım'ın hediyesi eskimiş ayakkabılar var. Aradan geçen 40yıla rağmen hâlâ "Nâzım" derken buruşuk yüzü çiçekleniyor. Kendini "Onun doktoru ve eşi" diye tanıtıyor. 1953'ten 1960‘a kadar 7 yıl beraber olmuşlar. Nâzım'ın hayatı boyunca bir kadınla en uzun süreli birlikteliği bu... Galina Nâzım't çok sevmiş. Onu 4 kez Azrail'in elinden almış. Sonunda da içi ezilerek onu başka bir kadına vermiş. Dünya çapında bir şairle 7 yıl yaşamasına rağmen, bu ilişkiden kendisine yazılmış tek bir şiir bile kalmamış geriye... Ve o, bunu “anlayabilmiş"... Okudukça hem onu, hem Nâzım't daha yakından tanıyacaksınız.
Bu geziye katkılarından dolayı Rus - Türk işadamları Birliği'ne, Galina'nın bana güven içinde hatıralarını ve arşivini açmasını mümkün kılan Nâzım Hikmet Vakfı'na, simültane tercümelerimizi yapan Natalia'ya ve daha sonra röportajı Rusça'dan çeviren Şahin Halefli'ye teşekkürü borç biliyorum.
*
Nâzım, 1952 yılında aniden fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Onu
“Bırak doktor, varsın
Dr. Gallna'ya teslim ettiler. Üç ay süren tedavinin sonunda Nâzım
çatlasın bu yürek!”
can yoldaşı olan doktoruna şöyle dedi: "Benim le geleceksin!"
Nâzım, Galina’yı doktoru olarak seçmişti, tedavisini o yürütüyordu; ama hastalığına dair şiirini, doktor Lidi Vanna’va yazdı.
1953 N isan’ında yeniden Barviha sanatoryumuna yattığında diyet ağırlaşmıştı. “Güzel gözlü doktoru” Lidi Vanna’ya şu şiirle seslendi:
"Kaç kere beraberce yazmışız şiirlerimi, kaç kere mavi dumandan avuçlarına onun
koymuşum yanan başımı. Sanmıyorum kötülük edeceğini bana Ama ilminize hürmeten
ve güzel hatırınız için Lidi Vanna peki, terkedeyim tütünü:
mapusane yoldaşımı. Peki Lidi Vanna, kafayı çekmiyeyim. Ne şarap, ne votka, ne rakı,
Hatta yılbaşı gecesi, Bayramlarda hatta,
Hatta Kosti'nin doğum günü... Zaten evet,
en kolayı bu,
Kırk yıl içmesem aklıma gelmez meret. Peki, saat on dedi mi,
Yatırayım yatağa hasta kalbimi, çocuklarla, kuşlarla beraber.
Halbuki, mesela, geç vakit, geceleyin, kışın hele,
rahatsız etmeden
büyük uykudaki insanı, usullacık geçip Kızıl Meydan'ı dolaşmıya bayılırım
rıhtımında Moskova nehrinin, yahut da sabahlamıya, Lidi Vanna, usta bir kitabın aydınlığında... Peki, en azından altı ay daha yarin dudağından uzak durayım. Zaten ayrılık var arada.
Anlıyorum, Lidi Vanna, yoldaşım, yüksek emirlerinize riayet gerek, yoksa üçüncü bir enfakt,
ve el bombası gibi patlayıp dağılabilir yürek. Anlıyorum.
Fakat, "Sevinç,
öfke, keder,
tütünden de, duyorsunuz, uykusuzluktan da beter", iyi ama doktorcuğum, mesela,
Nasıl sevinmem dolu dizgin,
gördükçe ben komünist,
burda komünizmin elle tutulur hale geldiğini, yahut bu nisan ayında
Fransız seçimlerinde
en çok bizimlerin oy aldığını? Benim akıllı doktorum, insaf edin,
nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi? çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin. Sonra, mesela
belki göremeyeceğim bir daha anasıyla Memed'imi.
Kederlenmemek elde mi, güzel gözlü doktorum, elde mi?
H A A sonbaharıydı. Nâzım, I \ J ^ J yüreğinde dayanılmaz bir -L. y sızıyla geldi Moskova’ya...
Hemen Barvikha kalp hastalıkları devlet hastanesine sevk ettiler, ilgili bölümün başkanı Galina Gregoryevna Kolesnikova idi. Nâzım’la koridorda karşılaştılar. “Lanet olsun sevgili dostum, hastalandım” dedi şair... “Merak etmeyin, tedavi ederiz, iyileşirsiniz” dedi doktor... Ve ünlü hastasını hemen yatırdı.
Sohbetlerini kâğıda döktü
3 aylık tedavi süresince yakınlaştılar. Uzun sohbetler, Barvikha Parkı'nda yürüyüşler, saatlerce dertleşmeler...Nâzım konuşkandı. Uzun geceler boyunca Galina ya ¿.er)dişini, hayatını, sağlığını anlattı. Gştlina Nâzım’ın yanınd m ayrılır ayrılmaz kapanıp, konuştuklarını kagmadöküyordu.3 ay dolduğunda Nâzım, doktoru Galina’ya tekliften çok direktif kokan bir sesle şöyle dedi: “Benimle geleceksin."
O zaten evli biriydi
Gerisini Galina anlatıyor: 16’sından 80’ine kadar bütün kadınlar âşıktı Nâzım'a ve ben de istisna değildim. Ben de âşık olmuştum. Ama ona eş olmak benim için çok zordu; çünkü onun zaten bir eşi (Münevver) vardı. Benden önce 6 eşi ve 1 oğlu olmuştu. Başkasma ait bir mutluluğu çalmak istemiyordum. Prestijli bir işim, emrimde pek çok doktor ve Barvikha’da bir dairem vardı. Başka ne lazımdı ki? Ondan 17 yaş küçüktüm. Korkuyordum ve kararsızdım. Bir türlü ‘Evet’
diyemiyordum.
Kim se onu düşünm üyordu
Bir gün ‘Nâzım Hikmet sizi çağırıyor, kendisini kötü hissediyormuş’ diye telefon geldi. Hemen Merkez Komite'den bir araba verdiler bana. O araba kıtlığında, sadece yöneticilerin binebildiği bir arabaya biniyordu. Nâzım’a geldim. Salonkadınlarla doluydu. Her biri Nâzım’ın kendisi için bir rol yazmasım ya da senaryo yazarken asistan olarak yanma almasını istiyordu. Onun hasta ve aç olduğunu düşünmüyorlardı bile. Hemen onu muayene ettim.
- ‘Kahvaltı yaptınız mı?’ diye sordum. - ‘Hayır' dedi.
Bayanlardan özür dileyerek, sofra kurdum. Taze salatalık, domates, balık vs... Onu doyurdum, iyileşti, neşesi yerine geldi. Tekrar bayanların yanına döndü. Ona kızmadım.
Nâzım’ın bu hastalıkla yalnız
Nâzım
yaşayamayacağım anlamıştım. Çok misafiri vardı, ama onu kimse düşünmüyordu. İşim bitince ‘Görüşürüz’ dedim ve çıktım. Artık kendi isteğimle onun doktoru olmuştum.
Borçla daçaya taşındık
Sonunda Nâzım'a Moskovayakınlarındaki Peredelkino’da 2 katlı bir daça tahsis edildi. Galina’yla beraber oraya taşındılar: “Nâzım’ın parası yoktu, benim maaşım da çok azdı. Ve daçada hiçbir şey yoktu: ne doğalgaz, ne elektrik... Sadece şık
bir ev ve mükemmel restore edilmiş duvarlar... Ben o zaman kendi birikimlerimden 400 ruble koydum ortaya... Boş duvarlar arasında yaşamaya başladık.
Soma Simonov’dan 11 bin ruble borç aldık, o zaman büyük paraydı. Nâzım mobilya sipariş etti. Daçayı kendi zevkine göre döşedi. Nâzım’a çalışması için meşe bir masa ve gaz lambaları aldım. Yavaş yavaş ev işlerine giriştim. Büyük evin hanımı olmuştum ister istemez.”
çok çalışırdı...
Sözün kısası, Lidi Vanna,
şefkatli emeğinizi boşa çıkaracağım diye kızmayın bana.
Ben vekarlı, sakin,
vurdumduymaz bir kaya gibi deniz kıyısında yaşamıya
söz veremeyeceğim. Bırakın, doktor,
yürek bu,
bakın nasıl çarpıyor. Çatlıyacaksa öfkeden
kederden, sevinçten, varsın çatlasın..."
Ç
ok çalışıyordu. Haftada bir piyes yazardı. 30’dan fazla piyes yazdı. Şiirlerinin ilk dinleyicisi bendim. 2 mısra yazar, sonra bana çevirirdi. Ben şiir uzmanı değildim; Puşkin’i Yesenin’i biliyordum ama Rusça’da şiirin nasıl hissedilmesi gerektiğini anlamıyordum. Nasıl beceriyorduysam, kalpten tepki veriyordum. Sonunda yavaş yavaş, yazarken ne hissettiğini anlamaya başladım ve ona yardımcı oldum. Bu yüzden bana çok saygı duyardı.Evde 5 metre uzunluğunda kocaman bir masa vardı. Bir ucunda Nâzım'ın Türkçe klavye daktilosu dururdu. Üstünde de pirinç saplı kendisinin yaptığı abajur... Masanın öbür ucunda ise Rus klavyeli daktilosu bulunurdu. O daktiloda ben veya annem şiirlerinin tercümesini yapardık, örneğin bir telefon
gelirdi: ‘Filanca dergi için akşam 5’e kadar şu konuda bir makale rica ediyoruz’. Moskova’da tercüman bulmak zordu. Mecburen biz oturup çalışıyorduk. Benim kendi işim vardı, iki işi birden yürütmek zorundaydım, nasılsa yetiştiriyordum.
Hapiste gram eri unuttu
Rusça’yı çok güzel hissediyordu, ama 17 senelik hapishane döneminde grameri unutmuştu. Ben bir sözcük için ona bazen 8 alternatif sunuyordum. Dinliyor, sonra biri için ‘Bak bu iyi’ diyordu, ben hemen oturup bunu daktiloda yazıyordum. Sonra şoförü çağırıp makaleyi saat 5’e yetiştiriyordum.
YARIN:
dinleniyordu.
Nâzım'ın telefonları
Nâzım bugün
100 yaşında
S
elanik'te 100 yıl önce bugün dünyaya gelen Nâzım Hikmet'in doğum günü, UNESCO öncülüğünde tüm dünyada kutlanacak. "Memleketim" demekten hiçbir zaman vazgeçmediği Türkiye'de de Kültür Bakanlığı'nca kucak açılan ‘Nâzım için’ etkinlikler yapılacak. Şair kendi dizelerinde de anlattığı gibi 61 yıllık yaşamı boyunca hep insanca hep insanlıktan yana hareket etti. Bugün başkentte Nâzım'ın yaşamı. Rüştü Asyalı tarafından yeniden gözler önüne serilecek. Ankara Devlet Tiyatroıfıı'nca hazırlanan "Ben Bir İnsan" adlı oyunda şairin mücadelesi, fikirleri, kadınları anlatılacak.^Milliyet
DİZİ
İstemeden başka birinin
mutluluğunu çalıyordum'
N
âz im 'm Galina'yla beraberliği pek bildik ilişkilerden değil... Çünkü şair,Galina'yla aynı evde yaşamaya başladığında evliydi. Ve bu evi bir başka evlilik için terk etti. Arada geçen 7 yılda evinin duvarlarında daima Türkiye'deki eşi Münevverle oğlu Memet'in fotoğrafları asılı durdu. 1950'lerin ortalarından itibaren Münevverle yazışmalanna izin çıkınca mektuplar gidip gelmeye başladı. Münevver, Türkiye'de yaşadığı sıkıntılan anlatıyor, okuma yazmayı yeni yeni söken Memet, babasından oyuncaklar istiyordu.
Galina bu yazışmalan anlatırken aynen şöyle dedi: "Bu mektupları birlikte okuyorduk
'¡r% * / * S
ve ben çok üzülüyordum. Başkalarına ait bir mutluluğu çaldığımı hissediyordum."
Eşine para yollardım
"Nâzım bir yere gittiğinde M ünevvere para yollama işini bana verirdi. O zamanlar eserleri her yerde yayımlanıyordu, am a Türkiye'ye para gönderm e izni sadece 2 ülkeden vardı:
Çekoslovakya'dan ve Sovyetler Birliğinden... Nâzım kongrelere, prömiyerlere gittiği zaman Münevvere SSCB Devlet Bankası üzerinden para gönderiyordum. "Nâzım onlara gittiği yerlerden hediyeler, kıyafetler alır, getirirdi. Bunlan Türkiye'ye gidenlerle gönderm eye çalışırdık, çünkü gümrük vergileri çok yüksekti."
: r s ; z - v
KGB ajanı değilim
/
Galina,
11
KGB ajanı olduğu ve ünlü şair
/ " Bunlar yerimde olmak isteyen kadınların
hakkındaki her türlü bilgiyi Kremlin'e
\ / uydurmaları. Kutsal haç üzerine yemin
rapor ettiği" söylentilerini yalanlıyor:
edebilirim, asla KGB için çalışmadım..."
Doktor sevgilisi
anlatıyor
' 'S
I Can
Dündar-N
âzım, Moskova'ya göçtüğünde orada gençlik yıllarının devrim heyecanını bulacağım sanntış, ancak gördükleri karşısında büyük hayal kırıklığına uğramıştı. İzlediği oyunlarda, okuduğu romanlarda Stalin putlaştırmasından başka bir şey yoktu. Gittiği ay, bu gözlemini Yazarlar Birliği'nde yaptığı bir konuşmada aktarınca Kremlin'in"kara liste"sine alındı ve ölene kadar öyle kaldı. Türkiye'de "Moskoflann kucak açtığı komünist vatan haini" sanıldığı dönemde, Moskova kendisine pasaport bile vermeye yanaşmıyor, yurttaşlığa kabul etmiyordu.
Belki izleniyor, ev telefonları da dinleniyordu.
İKİMİZİN DE SIRRI YOKTU
"Çok sert zamanlardı" diye anlatıyor Galina: "SSCB tek başına bir komünist ülkeydi. Tüm dünya kapitalistti. O yüzden sert kurallara sahip olmamız doğaldı. Her 10 kişiden biri için dosya açıyorlardı, her 3 kişiden birini dinliyorlardı. Ben şahsen, 25 sene Kremlin sisteminde çalışmama rağmen, bu olaya fazla aldırmadım. İsterlerse izlesinler beni, kimseden saklayacak bir sırrım yoktu. Nâzım'm da öyle..."BANA İFTİRA ATTILAR
Nâzım'm yakından izlendiğine dair söylentiler o kadar yoğunlaşmıştı ki, Yazarlar Birliği'nin devreye girmesiyle şairin özel doktoru olarak tayin edilen Galina Gregoryevna'mn bir "KGB ajanı" olduğu ve eve gelip gidenleri, Nâzım'm yazıpçizdiklerim düzenli olarak Kremlin'e rapor ettiği bile iddia edilmişti. Görüşmede, bu iddiayı da sordum Galina'ya... Bir kahkaha attı: "Bunlan benim yerimde olmak isteyen kadınlar uyduruyordu" dedi; "Nâzım'a mektup yazarlar, 'Neden onunla yaşıyorsun, O bir KGB ajanı' derlerdi. Biz de bu mektuplan birlikte okuyup gülerdik." Israr ettim: "Peki doğru muydu bu iddialar?"
"Hayır, ben herhangi bir istihbarat kurumuna bağlı değildim. Size kutsal haç üzerine yemin edebilirim, ajan değildim.”
ONU HERKES ÇOK SEVERDİ
Nâzım, ilk gittiği haftalarda Stalin'le görüşmek için randevu bekliyordu. Ancak beklediği randevu bir türlü gelmedi. Onun yerine Komünist Parti Merkez Komitesi'nin bir üyesinden telefon geldi. Galinaanlatıyor: "Korkudan adını bile vermiyordu. 'Sakın Stalin'in yanma gitme. Atlatmak için elinden geleni yap Nâzım' dedi telefonda... işte o zaman Nâzım'ı hastaneye yatırdım."
Peki neden? Galina'nın basit bir , açıklaması var: "Nâzım'ı herkes seviyordu, öğrenciler, doktorlar, rejisörler, oyuncular, senaryocular... Evimiz dolup taşıyordu. Oysa o dönemde Stalin tekti... Ve sadece o sevilmeliydi."
STALİN'E GÖNÜLSÜZ DİZELER
Stalin öldükten sonra "putlaştırma politikası" da sona erdi. O günlerde bir82 yaşındaki Galina'nın evinin her köşesinde Nâzım'ı görmek mümkün. 7 yıllık aşkını unutamayan Galina, sanki hâlâ onunla yaşıyor.
Nâzım ve güzel doktoru Galina, Moskova yakınlarındaki Peredelkino'daki 2 katlı daçada en güzel günlerini geçirmiş. İlk taşındıklarında ne elektrik varmış ne de doğalgaz. Ama sonra Simonov'dan 11 bin ruble borç alıp bu daçaya adeta yeniden hayat vermişler.
gazeteci Nâzım’a Stalin’i sordu. Şair, "iyi ki ona şiirler yazmadım" dedi kısaca... Ama Yazarlar Birliği, tüm sanatçılardan Stalin'le ilgili bir ürün vermelerini isteyince o da gönülsüz sevgi dizeleri karalayacaktı. Stalin'le ilgili asıl duygularım ise
yıllar sonra yazacağı "îvan İvanoviç Yaşadı mı?" adlı oyununda dile getirecekti. Bu oyunu yazarken Galina hep yanındaydı:
ÇAR HALKIN HİZMETÇİSİDİR
"Bu oyuna kalbini koydu. Nasıl yazıldığını sadece ben biliyorum: Nâzım gençlerle, yetişkinlerle konuşuyor, onların duygularını öğreniyordu. Bizden putlar yetiştirmememizi istiyordu. Kimsenin putlaştırılmasına neden olmamamızı istiyordu. 'Her insanın eksikleri olabilir, herkes ona eksiklerini söyleyebilmelidir. O, insanları yönetiyorsa, çar dahi olsa, halkın hizmetçisidir' diyordu. Oysa biz Stalin'i seviyor, 'Babamızsın' diye alkışlıyorduk, ama eleştiremiyorduk.”
Nâzım'm Stalin'in putlaştırılmasım hicvetmek için yazdığı Ivan ivanoviç, 11 Mayıs 1957 günü Moskova Yergi
Tiyatrosu'nda sahnelendi. Oyun, büyük ilgi gördü. Ayakta alkışlandı. Gazetelerde övgü yazıları çıktı. Ancak ikinci gece, ani bir kararla yasaklandı.
İNTİHAR ETM EK İSTEMİŞTİ
Haberi aldıkları pazartesi günü "Nâzım depresyona girdi". O gün Galina pazardan döndüğünde Nâzım’da bir tuhaflık hissetti: "Dolabın üzerinde Nambutal'i gördüm. Bu bir uyku hapıydı. Oysa bütün ilaçlarını ben verirdim. Nambutal türü yabancı ilaçları kesinlikle almaz, açıkta tutmazdım.Nâzım nasıl yaptıysa aramış bulmuş, bu ilacı alıp kullanmış ve tabii zehirlenmişti. Hemen yardım istedim. Midesini yıkadık, kalbine iğne yaptık. Tüm tıbbi bilgimizi ortaya koyarak Nâzım'ı kurtardık."
■ ■ ■ ■ ■
'Benden istediği
kadını yaratırdı'
G
alina görüşmemize, boynunda bir ahşap yaka iğnesi ile gelmişti. "Nâzım'm hediyesi mi?" diye sordum. Gururla, "Evet" dedi, "...ama bu da bir şey mi?" Ayağındaki ayakkabıyı gösterdi. Nâzım'm hediyesiydi. "Bakın ben ihtiyarladım, onlar hâlâ eskimedi, hala çok rahatlar" dedi. Sonra Nâzım'm gittiği her yerden kendisine hediyeler getirmeyi çok sevdiğini anlattı. "Nâzım, vücudumun bütün ölçülerini çok iyi bilirdi. Beni o giydirirdi" dedi. Sonra da bizi bir şairin iç dünyasının labirentlerine buyur eden o cümleyi söyledi: "Beni giydirip benden, istediği kadını yaratıyordu."'İsmail Bilen hep
bizden geçindi'
N
âzım TKP’nin Genel Sekreteri Üstüngel'i (İsmail Bilen) severdi. Ama Üstüngel, onu kıskanıyordu. Çünkü Türkiye'de bir şey olunca Üstüngel'e değil, gelip Nâzım'a danışırlardı. Üstüngel bunun üzerine Nâzım'a karşı tavır almaya başlamıştı. Çok sık onlar bize, biz onlara gidip gelirdik. Nâzım bir kitap yazdı mı, ondan gelen parayla hemen yiyecek, içecekler alır, Üstüngeller'e giderdi. Sonunda Üstüngel artık hep bizim hesaptan geçinmeye başlayınca bir gün Nâzım ona arkadaşça "Çalışmak lazım dostum, kendin yaz artık" dedi.YARIN:
Nâzım Vera'ya
kaçıyor...
Tala/dan 'resmi ad' tartışmasına açıklık:
Nazım Hikmetoviç
ismine rastlanmadı
ANKARA Milliyet_________
K
ültür Bakanı Istemihan Talay, bakanlık >, kaynaklarında, Nâzım Hikmet’in resmi adının Nâzım Hikmetoviç Warzonski olduğuna dair bilgiye rastlanmadığını bildirdi.Talay, DYP’li İlhan Aytekin’in soru önergesine verdiği yanıtta, dünyanın birçok ülkesinde bu yıl Nâzım Hikmet etkinlikleri düzenlendiğini ve heykel yapımının Türkiye’de gerçekleştirilecek projeler arasında yer aldığını kaydetti. Talay, Nâzım Hikmet’in yaşadığı kentlerdeki evler, oteller, konuşma yaptığı salonlarla ilgili yerlerin görüntülerin yer aldığı serginin de Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı tarafından Ankara, İstanbul, İzmir, Sinop, Bursa ve Çankırı illerinde açılacağını belirtti.
Talay ayrıca, bu yıl Nâzını Hikmet konulu uzun metrajlı film senaryo yarışması düzenlemesinin planlandığını ve toplam ödül olarak 11 milyar lira dağıtılacağını bildirdi.
■ ■
P erşem be 17 Ocak 2002
DİZİ
Vera’ya
Cenazesinde
üç kadın
ağlıyordu...
G
alina, evelen kaçtıktan sonra Nâzım'ı bir daha hiç görmemiş. Daha doğrusu, yeniden gördüğünde Moskova'da Yazarlar Birliği'nin salonu ortasında bir tabutun içinde yatıyormuş. "Cenazede başucunda üç kadın ağladık" diyor Galina: "Ben... Münevver ve Vera..." 4 kez Azrail'in elinden çekip aldığı adamın yorgun kalbi, genç bir kızın heyecanına daha fazla dayanamamıştı. Cenazede Galina'ya gelip "Seninle kalsaydı ölmezdi" diyenler oldu."Belki..." dedi Galina yine aynı olgunlukla... "Ama insanlık, o güzelim şiirlerden mahrum kalırdı". Bu "mucize kadın"ın yoksul evinden, bana
yazılmamak kaydıyla verdiği sırları koruma sözü ve bir gün Nâzım'ın onda kalan eşyalarının bir müzede bir araya getirilmesi umuduyla ayrıldım. Tabii bir de ona, aşkına ve sabrına, saygı ve sempatiyle...
Nâzım'ın
tanışınca
kendisiyle birlikteyken şiiri bıraktığını anlatan Galina, "23'lük Vera'yla
bülbül yeniden şakımaya başladı ve benim için veda vakti geldi" diyor
N
âzım Hikmet’in 1950’lerde yazdığı şiirlerde memleket özlemi vardır, oğlu Memet’e, karısı Münevver’e duyduğu özlem vardır, öfke, kavga, zulüm, ölüm vardır; ama aşk?..Şairin daktilosu aşkı tıklamaz olmuştur. Ne Türkiye’deki hapishane yıllarının sevdalıya
özlem şiirleri vardır artık, ne de 60’iarda yazacağı türden tutkulu aşk dizeleri... Şairin kendisi için olduğu kadar, dünya edebiyatı
için de büyük kayıp sayılabilecek bu
“kısırlık”ın nedenini o yıllarda birlikte yaşadığı Galina şöyle açıklıyor: “Benimleyken şiir yazmayı bırakmıştı. Roman yazıyordu, piyes de yazıyordu. Ama şiiri kesilmişti. Bülbül şakımıyordu artık...”
▼ VERA DA EVLİYDİ
Sonra bir gün, aniden bülbülün sesi işitildi uzaktan... Nâzım’ın şiirine “saman sarısı saçlar”, “kalın dudaklı bir ağız” ve “aydınlık dişler” sızdı. Bu yeniliğin ilhamı, o saçların, dudakların ve dişlerin sahibi, 23 yaşındaki bir Rus kızıydı: Vera Tulyakova... 55 yaşındaki şairin gönlünü çalan Vera, bir senaryo çalışması vesilesiyle eve gelmeye başlamıştı. İşin ilginç yanı, üzerinde çalıştıkları “Sevdalı Bulut” oyunu Galina’ya yazılmıştı. Nâzım, minnacık boyuyla ağır hortumları çekiştirerek daçanın bahçesini sulamaya çalışan Galina’ya yardımcı olmak üzere merhamet yağmurları yağdıran bir bulut yaratmıştı.
▼ TÜ RKLER SARIŞIN SEVER
Ancak senaryo üzerinde birlikte çalıştıkları dönemde Vera’ya sırılsıklam aşıktı. Daçanm alt katında Vera ile Nâzım’ın yazdıklarını bir üst katta temize çeken Galina, bir gün onları baş başa koklaşırlarken gördü ve kendi kendine şunu söyledi: “Galina Gregoryevna, sevgilinden ayrılma vakti geldi.”Galina anlatıyor: “Türkler sarışınlara düşkündür. Uzun, ince kadınları severler. Nâzım da böyle bir kadına delicesine sevdalanmıştı. Sanata güç veren şey aşktır. Aşkın olduğu yerde şaheserler de vardır. Bunu anlayabiliyordum. Çok sevmeme rağmen onun sevdiği kadınla beraber olması gerektiğini anlıyordum. Her kadın bunu yapamaz. Çok üzgündüm ama... Öyle güzel yazıyordu ki, Vera’yı bir gün olsun
kıskanmadım. Bu muhteşem şiirlere imkân vermek için onu Vera’ya bıraktım. Bülbül tekrar ötmeye başlamıştı ve önemli olan da buydu.”
▼ ÜÇLÜ TATİL YAPTILAR
Yalnız bu aşkın önünde birkaç engel vardı: Bir defa doktorlar, Nâzım’a aşkıyasaklamışlardı. 55’lik yüreği 23’lük bir
heyecanı taşıyacak kadar güçlü değildi. İkincisi; Vera evliydi ve bir de kızı vardı. Evliliğini dağıtıp, kızını bırakarak kendisinden 32 yaş büyük bir erkeğe kaçma konusunda gönülsüzdü. Nâzım’a kendisini unutmasını tavsiye etti. Şair, Galina’yla uzun yolculuklara çıktı, Moskova’ya aylarca uğramamaya çalıştı. Ancak bu uzun ayrılıklar, gönlündeki sevdayı perçinlemekten başka işe yaramadı.
Sonunda gözü karardı: Vera’nın
kendisinden uzak kalmak için eşiyle birlikte tatil yaptığı Karadeniz kıyısındaki Osipovka’ya gitti Nâzım... Hem de yanında Galina’yla birlikte... O tatilde çekilmiş bir fotoğraf, Nâzım’ın son 10 yılının fotoğrafıdır: O 10 yılın 7’sini Galina’yla, 3’ünü Vera’yla geçirmiştir.
Nâzım, Vera ve Galina aynı karede...
Nâzım, 23 yaşındaki Vera'ya deli gibi aşık olmuştu. Ancak Vera eşini ve kızını terk etmek konusunda gönülsüzdü. Nâzım'a ayrılmak istediğini söyledi. Şair, bunun üzerine onu unutmak için Galina'yla uzun yolculuklara çıktı, Moskova'ya aylarca uğramadı ama aşkı daha da güçlendi. Sonunda gözü karardı, Vera'nın eşiyle tatil yaptığı Osipovka'ya gitti, hem de Galina'yla... Bu fotoğraf işte o tatilde çekildi. Soldan sağa ünlü şairin şoförü, Vera, Nâzım ve Galina'nın birlikte görüldüğü bu fotoğraf çekildikten yaklaşık iki yıl sonra Nâzım Vera'yla evlendi...
N
âzım’ın daçadan kaçış öyküsünüPeredelkino’da Nâzım’ınkine komşu bir daçada oturan Azeri şair Cengiz Hüseyinov’dan dinledim. O da Nâzım’ın Moskova’daki en yakın dostu Ekber Babayev’den dinlemişti. Nâzım ve Vera eşlerinden kaçıp birlikte yaşamaya karar vermişler. Ancak bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlarmış. (Cengiz Hüseyiııov, Galina’nın KGB’den olduğuna inandığı için asıl sorunun bu olduğunu belirtiyor.)▼ HER ŞEYİNİ BIRAKTI
Bir gün Galina’dan habersiz evden kaçmayı kararlaştırmışlar. Ama Galina bir şeyler hissettiği için Nâzım’ı hiç yalnız bırakmıyormuş. Sonunda Ekber’in eve konuk geldiği bir gün. Nâzım, onu uğurlama bahanesiyle evden çıkmış; hem de Galina kuşkulanmasın diye üzerinde pijama - terlikle... Nâzım, Babayev’in arabasına atlayıp hızla
uzaklaşmış Peredelkino’dan... Geride 7 yıllık bir ilişki ve duvarlarında Türkiye’deki karısıyla oğlunun fotoğraflarının asılı olduğu bir ev bırakarak...
▼ ONA KAZAK YOLLADIM
“Ne hissettiniz” diye sordum Galina’ya... Büyük bir tevekkülle anlatmaya başladı: “Bu trajediyi çok zor atlattım. Sancılıydı... Her şey olabilirdi. Elektrokardiyogramı kötüydü. Kaçtıkları yerde, daha önce bizim hastanede çalışmış olan doktor arkadaşım Galina Petrova vardı. Onu aradım. Nâzım’ın tıbbi durumunu anlattım; fark ettirmeden ona göz kulak olmasını tembih ettim. Sonra Nâzım’a şoförlü arabasını gönderdim. Oralarda meyve azmış, bol bol portakal
gönderdim arabayla. Bir de Nâzım’ı sıcacık tutacak bir kazak... Çünkü Petrova çok soğuk olduğunu söylemişti. Nâzım zayıftı, üşütebiliı di. Sonra da sakinleştim: artık ne yapabilirdim ki... Bir süre sonra Nâzım’dan bir
mektup geldi. ‘Kazak için
teşekkürler’ diye yazıyordu.
B İ T T İ
-Pazar 22.05'te CNN Türk'te
Galina'nın çekimleri
Nâzım belgeselinde
N
âzım Hikmet’in 100. doğum yıldönümü için Can Dündar tarafından hazırlanan “Nâzım Hikmet” belgeseli, 20 Ocak Pazar gecesi saat 22.05’te CNN Türk’te ekrana gelecek. Nâzım Hikmet Kültür Sanat Vakfı’nın Genel Sekreteri Kıymet Coşkun ile Başkan Yardımcısı Tarık Akan’ın yapımcılığını üstlendiği belgeselin müziklerini Fazıl Say yaptı; şiirleri Genco Eıkal seslendirdi. Belgeselin araştırması Barış Duran’a, montajı Ayhan Demir’e ait. Kültür Bakanlığı’nca desteklenen belgesel için Rusya, Azerbaycan, Bulgaristan, Fransa ve Türkiye’de 50’den fazla tanıkla görüşüldü. Doktor Galina tarafından çekilen 8 mın’lik film de ilk kez bu belgeselde ekrana gelecek.■y—— ---»•
Taha Toros Arşivi