• Sonuç bulunamadı

XIX. yüzyılda ünlü devlet adamları yetiştiren bir aile:Moralı ailesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "XIX. yüzyılda ünlü devlet adamları yetiştiren bir aile:Moralı ailesi"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

XIX. Yüzyılda Unlu Devlet Adamları Yetiştiren Bir Aile

X

,

BDURRAHMAN Sami Paşa, Morali Şeyh Yahyâ E fendi'nin ahfadındandır. 1714 senesinde M ora yarım adası Venedik- liler’den istird ad edilirken ulem adan Ab- d u rrah îm Selâm et Efendi - zâde Yahyâ E- fendi, ordu şeyhi olarak M ora'ya gitm iş­ ti. Kendisine ve ailesine Morali lakabı ondan sonra verildi.

E cdadından ilk bildiğimiz, Memi Paşa, Koca Memi, y ah u t Memi Can diye tan ın ­ m ıştır. K astam onu m uhassılı idi. Sonra beylerbeyi pâyesiyle Sakız ve Ağrıbos san cak ların a sancakbeyi tayin edildi. Ağ- rıb o s'ta cam i ve m edrese tesis etti. Ora da 1639'da öldü. Torunu M ehmed Paşa, Gi­ rit seferine m em u r donanm anın kum an­ danı idi. 1668’de H anya kalesi önünde şe­ h it oldu. O ğullan A bdurrahm an Paşa ile M ehm ed P aşa’dır.

Yahyâ Efendi harp ten avdet edince İs­ ta n b u l’a yerleşti. 1769 senesinde yaşı yü­ zü geçm iş olduğu halde öldü. Karagüm- rü k ’te N ureddin C errahî’nin 1703’te tesis etm iş olduğu tekkede m edfundur. Tekke­ nin dörd ü n cü şeyhi idi. Yahyâ E fendi’nin büyük oğlu, Şeyh A bduşşekûr Efendi, ba­ basını istih lâf etti. Onun evlâdı ve to­ ru n ları aynı tekkede şeyh vazifesini gör­ düler, tekkeler kapatılıncaya kadar.

Yahyâ E fendi’nin ikinci oğlu, M üderris Şeyh A bdurrahm an Efendi, M ora’da kal­ dı. Evlâdı ve ahfadı Trapoliçe şehrine yer­ leştiler. M üreffeh b ir hayat yaşıyorlardı. İlim ve faziletleri sebebinden herkese, T ürkler gibi R um lar’a da kendilerini pek ziyade sevdirm işlerdi.

A bdurrahm an E fendi'nin oğlu Şeyh Ha­ cı Abdülbâki E fendi’nin oğlu Şeyh Hacı Ahmed Necib Efendi, ecdadı gibi âlim,

Yazan: Seniha Sami

fazıl b ir zat idi. Şairliği de vardı. Amca- zâdesi Saliha H anım ’la evlendi. H icret'in 1210 senesinde (1795/6) b ir o ğullan dün­ yaya geldi.

Adını A bdurrahm an Sami koydular. Da­ yısı Âyetullah Efendi’nin kızı Adviye Ra- bîa H anım ile evlendi. 12 m u harrem 1234’ te (1818) b ir oğulları dünyaya geldi. Adı­ nı A bdullatif Subhi koydular. Sonradan Subhi Paşa ism iyle m eşhur olacaktı.

1821’de M ora ihtilâli zuhur edince, T ürk­ ler ile m eskûn olan b ü tü n şehirler ve ka­ lelere hücum edildi. Şeyh Necib Efendi, ailesi ile b irlikte m uhasara altında kaldı. M uhasaranın kırkıncı günü şehid oldu. 52 yaşında idi. Oğlu, A bdurrahm an Sami E- fendi, açlık ve sefalet içinde altı ay de­ vam eden m uhasaradan sonra, m uharrem ayının onuncu cum a günü (7 ekim 1821) öğle ezanını okuyup cem aatle nam az kıl­ dırdı ve teslim oldu. K adınlardan d a şey hit olanlar vardı. Ezcümle M ukataa Nazı­ rı Ö m er Bey'in harem i ve A bdurrahm an Sami Efendi'nin yakın akrabası o la # bir hanım , darağacında can verdi.

Fakat asilerin reisHjrirKten bir--kaptan, Ahmed Necib E fendi'aen b ir vakit gör m üş olduğu iyiliği unutm am ıştı. Ailesini him aye e tti, N auplia'dan M ısır’a giden bir gemiye bindirdi. f ~

A bdurrahm an Sami Efendi, 1239 sene­ si rebîülevvelinde (kasım 1821), karısı, oğ­ lu ve h ay atta kalan akrabası ile birlikte bu suretle M ısır'a hicret etti.

MORA SAVAŞI

M ısır Valisi M ehmed Ali Paşa, ihtilâlin sebepleri hakkında Sam i E fendi’den iza­ h at istedi, yazdığı lâyihayı pek beğendi.

(2)

Aynı senenin zilkade ayında (tem m uz 1822) Sam i (Bey), M ehm ed Ali P aşa’m n büyük oğlu İb rah im P aşa’m n m aiyetinde Mora’ya avdet etm ek ve harbe devam et­ mek üzre İskenderiye’den h arek et etti. İb­ rahim Paşa, M ora Valisi tayin edilm işti.

«Hr iatO (1-835)- d a Na^aı-nr eaptediM i. H. 1241 (1826) yılında Mora içlerine harb en gi­ rildi. H icret’in 1242 senesi o rtaların a ka­ d ar (1827 evaili) h er ta ra fta m uzafferen ilerlediler. D üşm anda m ukavem ete m ecâl kalm adığından Rumeli ord u su ile birleşe- rek M isolongi’nin m uhasarasına başlam ak için irâde-i seniyye çıktı. İb rah im Paşa, maiyetiyle birlikte M isolongi’ye gitti, al­ tı ay m uhasaradan sonra şehir zaptedil- di. T ekrar M ora içerilerine varıldı. H er ta­ rafı m uharebesiz gezildi. Ahali istim an ederek fevc fevc gelip 'a f. buyrulduları alm akta idiler. O zam an İngiliz, Fransız, Rus devletleri, M ora’nm T ürkler tarafın ­ dan tam am ıyle tahliyesi için donanm a gönderdiler. Üç devletin kapak, firkateyn, brikten ibaret on b ir kıta h arp gemisi gö­ ründü. İbrahim Paşa’nın M odon’u terke- derek M ısır’a avdetini teklif eden, üç am i­ ralin imzasıyle ta h rira t geldi. Biraz son­ ra Fransa tarafından Mora içlerine k ara askeri de çıkarıldı. Osmanlı donanm ası Na- varin’de yandı. Bâbıâlî ile M ısır arasında­ ki m uhaberat neticesinde H. 1243 başların­ da (1827 o rta la n ) M ısır ord u su M ora’yı terkederek M ısır’a avdet etti.

Sami Bey, M ısır Vekayi Nezaretiyle birlikte Meclis-i Mülkiye azalığma, H. 1247’de (1831/2) M ehmed Ali Paşa’nın baş m uavinliğine tayin edildi. Mirliva rütbesi ve iki sene sonra ferik rü tb esi tevcih edil­ di. Oğlu Subhi Bey, M ısır’da tahsil etti ve babasının m aiyetinde hüküm et hizme­ tine girdi. Sam i (P a şa )n ın ikiz kardeşi Bâki Bey, genç yaşında öldü. %

Mehmed Ali Paşa, Bâbıâlî ile bozuştu­ ğu zam an, 1841 senesinden itibaren 1843 senesi başlarına k ad ar Sam i Paşa m u­ rahhas olarak beş defa İsta n b u l’a gidip geldi, vükelâ ile görüştü, ikinci defasın­ da M ehmed Ali P aşa’nın oğullarından Said Paşa’nın m aiyetinde gitm işti.

Nihayet sıhhati bozuldu. Üç senelik me­ zuniyet olarak H icret'in 1250 senesi o rta­ larında (1843) tebdilhava için Avrupa'ya seyahat etti. İtalya eyaletlerinden Toska- na’va ve oradan Paris Büyükelçisi Reşid Paşa ile m uhabere ettik ten sonra P aris’e

gitti. 3

ABBAS PAŞANIN MISIR VALİLİĞİ

1848’te L ondra’dan M ısır’a avdet etti. Mehmed Ali Paşa’yı sıh h atte buldu, fakat ihtiyarlam ış, kuvvetten düşm üştü. Bir se­

ne geçm eden bunaklık illeti m unzam ol­ du. H. 1264’te (1847/8) büyük oğlu İbrahim Paşa’nın kaym akam olm ası m üttefikan m ünasip görülerek m azbata ile İsta n b u l’a arzolundu. İb rah im Paşa, İsta n b u l’u ziya­ ret edip padişahın huzuruna kabul edildik­ ten sonra, M ısır valiliğine asaleten tayin edildi. Üç ay sonra 15 zilhicce gecesi (13 kasım 1848) vefat etti.

Mısır üm erası, onun yerine M ehmed Ali Paşa’nın torunlarından Abbas Paşa’yı in- tihab ettiler. Aile içinde en yaşlı o idi, fa­ kat sefih, ahlâksız b ir adam dı. Bu inti­ habın sebebini M ehmed Ali Paşa'nın ha rem i Em ine H anım ’ın dayızâdesi Drama- lı H aşan H aydar Paşa şöyle hikâye eder.

«Mehmed Ali Paşa’nın çocukları ve to­ runları içinde o mevkie kimseyi m ünasip görm edikleri halde: ’Abbas Paşa keyfine tâbidir. Keçi, koyun, köpek ve tü rlü kuş­ lar ve hayvanlar beslem ekle m eşguldür. H oppa ve m ağrurdur. Onu M ısır valisi edersek o divâne kendi keyfi ile uğraşır. Mısır hüküm etinin idaresi bizim elimizde kalıp m em leketi istediğim iz gibi ta sa rru f ederiz, diye düşündüler. Mısır eyaletine Abbas P aşa’yı ittifak la intihab ettiler. 01- vechile rica ve istida, m azbata ile padişa­ ha arzedildi.» Halbuki Abbas Paşa iktida­ rı ele alınca sefih ve hoppa olduğu kadar, zalim ve m üstebid olduğunu gösterecekti.

Abbas Paşa, İsta n b u l’a gitm ek hususun­ da Sami Paşa, H aşan H aydar Paşa, Kâ­ mil Paşa, H urşid Paşa ile m eşveret etti. Epeyce tereddüt ettikten sonra, m aiyetin­ de Sami ve H aydar P aşalar olduğu halde İstan b u l’a gitti, padişahın huzuruna kabul edildi, vezir rütbesi tevcih edildi.

Mehmet Ali Paşa, H icret'in 1265 sene­ si ram azan ayının 12’nci perşem be günü (31 ağustos 1849) çok yaşlı, yalnız ve unutulm uş b ir halde vefat etti. F akat ce­ naze, mevkıiyle m ütenasip su rette icra e- dildi.

M ehmet Ali Paşa, M ısır’da boş duran araziyi işletm ek kabiliyetini haiz olup, serveti m üsait olanlara dağıtm ıştı. Bu ara­ da Sam i Paşa ile oğlu Subhi Paşa vardı. M aksadı, ziraat ve istihsalin artm asın a ve m em leketin im arına hizm et etm ekti. Ab­ bas Paşa, bu em lâkin çoğunu gasbetti. H attâ işletm esine sarfedilen cesim meb­ lağları iade etm edi. B irer bahane ile sa­ hiplerinin kim ini sürüyor, kim ini hapsedi­ yordu. Zulüm ve istibdadı o raddeye gel­ di ki, geride kalanların birçoğu yangın­ dan kaçar gibi M ısır’ı terkettiler. Akraba­ sı bile zulm ünden kurtulam ıyorlardı. Ha­ lası Zeynep H anım ’ı kocası Kâm il P aşa’ dan boşanm ası için tazyik etti, Kâmil Pa- şa’yı hapsettirdi. Ancak Sadrâzam Reşid

(3)

<Pr^y\v^TwL?tuj ^

c y X ^ '

Pâşa'nın delâleti ve padişahın iradesi ile İsta n b u l’a gidebildiler. Dram alı H aydar Paşa, teyzesi, Bezmiâlem Vâlide - S u ltan ’ın him ayesi ile hayatını kurtarabildi.

SAMİ PAŞA

Sam i Paşa, H. 1265'te (1848/9) aHest-ile. b irlikte “İstan b u l'a- -gitti, doğrudan doğru­ ya O sm anlı devletinin hizm etine g ird i,v e T ırh ala-m u tasarrıflığ ın a tayin edil(Ji/#ıX£P

Sami P aşa’nın T ırhala’d an Abbaş P aşa’ ya yazdığı arîza, m utasavvıfâne ve hakî- m âne b ir his ile m eşbudur. Bazı parçala­ rı, şim diki lisanın m üsaid olduğu k ad ar âtiye aynen nakledildi:

«M ısır'dan b ir an evvel alâkam ı kesm ek­ liğim murad-ı âlinize m uvafık olduğunu bildiğim den dîvan kâtipliğinden infisâl ettim ... Em lâk ve m allarım ın perişanlığı, yirm i beş senelik m akbul hizm etlerim in sem eresidir, d e fa te n m ahv ve heba edil­ mesi elbet hakka m ugayirdir...»

Sami Paşa, bu fâni dünyanın tabiî in­ kılâplarına vakıf olduğu için kadere m u­ tavaat ettiğini, kim seyi zem m etm ediğini, Allah'a ancak onların halinin ıslahı için dua ettiğini söyledikten sonra b ir hikâye nakleder.

T ırhala sancağında dolaştığı sıralarda birçok yerlerde Tepedelenli Ali P aşa’nın

ve oğullarının saraylarını ve m ütenevvi m esirelerini h arap görm üş, yanında bulu­ nan temiz yürekli ih tiy ar b ir zata sor­ muş:

— Azizim, Ali Paşa m erhum un vaktini idrak etm işlerdensiniz. Bu adam ın dün­ yada b ir hayrı da olm adı mı ki böyle acık­ lı b ir akıbete uğradı?

Aldığı cevaptan öğrendiğine göre vâkıa Ali P aşa’nın sadakası çokm uş, fak at fuka­ ra melcei olan nice hanedanı söndürm üş. Sam i Paşa, bundan sonra, M ehmed Ali ev­ lâdı ve b ü tü n hanedanı bu tü rlü âfetler­ den m asun olsun diye dua ediyor. Kendi­ si rüzgârın germ-ü serdini görm üş, çok ib­ ret alm ış olduğunu, kadere riza gösterdi­ ğini söyledikten sonra arîzasm ı şöyle bi­ tiriyor:

«H akkım da reva görülen şiddetli m ua­ mele, ihanet yahut bir kabahat m ukabi­ linde olm ayıp, âlem de m eşhud olan hüsn-i hidm et ve hanedanınıza sadakate karşı­ dır. Bunun üzerine asla sadakatim e ha­ lel getirm eyerek duanızda bulunduğum takdirde bu fena dünyada iyi nam ibkası ile bekâm olacağım dan h ak ik atte bundan başka b ir sem eresi bulunm ayan bu âlem ­ de şu suret, aklen ve hikm eten teşekkür-i H udâ’yı m ucib ve hamd-ü-senayı m üstel- zim olarak nefs-i befaale tâbi olarak feda

Mora ihtilâli hakkın­ da Sami Paşa’dan bil­ gi isleyen Mısır Va­ lisi Kavalalı Mehmed

(4)

. f

olu n u r nim et değildir.»

Sam i Paşa H. 1266’d a (1849/50) mezu- nen T ırhala'dan İsta n b u l’a geldi. 1267 m u­ harrem inde (kasım 1850) vezir rütbesiyle um um Rumeli m üfettişliğine m em u r edil­ di. Teftişte bulunduğu sırada 1268’de (1851 sonlarında) Bosna valiliğine tayin edildi. Tuna nehri vapuriyle gitm ek üze­ re İsta n b u l'a geldiği zam an m em uriyeti Trabzon valiliğine tebdil olundu, oraya gitti, fak at az zam an sonra istifa ederek İsta n b u l’a avdet etti. B irkaç gün sonra Vidin valiliğine tayin edildi. O rada bulun­ duğu sırad a K ırım h arbi zu h u r etti, m u­ harebe ve m ukatele sebebiyle o ta ra fla r pek karıştığı için çok uğraştı. H arp bitin­ ce H. 1272’de (1855/6) Meclis-i Tanzim at azâlığına tayin edilip İsta n b u l’a celbedildi.

Sami P aşa’nın büyük oğlu Subhi Paşa da m ühim m em uriyetlere tayin edildi, nazırlığa k a d a r yükseldi ve vezir rü tb esi­ ni ihraz etti. H a tta b ir m ecliste babasıyle

jirlik te aza bulunuyordu.

,f^l857'de Maarif-i Umumiye ihdas edildiği Zaman ilk tayin edilen n azır Sam i Paşa Bu vazifesine inzim am en Girit isya- , n ın fib astırm ay a m em u r edilerek bu vazi­ feyi ~d&-mnVSffakıyette başardı ve im tiyaz nişaniyle taltif edildi. 1858’de, m em urla­ rın yetiştirilm esi m aksadıyle Mülkiye M ektebi’ni tesis etti. Sıbyan ve rüşdiye m ekteplerinin ıslahına devam etti. Evvel­ ce açılm ış olan kız m ektebi de yeni esas­ lara b ağlanarak ıslah edildi. Cemiyet-i II- miye-i Osmaniye tesis edildi. Osmanlı m em leketlerinin ekseri yerlerinde yeniden rüşdiye m ektepleri açıldı, İsta n b u l’da bir O rm an M ektebi tesis edildi, darülfünun içinde fizik ve kim ya dershanesi açılarak m uallim liğine Derviş P aşa tayin edildi.

1278’de (1861/2) m aarif nezaretinden az­ ledildi. T aşkasap’ta satın alm ış olduğu ko­ n akta istirah at etti. Altmış odalı bu ko­ nağın divanhanesi fevkalâde m uhteşem di ve nefis levhalarla süslenm işti. Konağın yüze yaklaşan nüfusu arasında b irb irin ­ den güzel, k ib ar tavırlı Çerkeş cariyeler vardı. Aile büyük b ir inziva içinde yaşı­ yordu. H arem e ve selâm lığa gelen başlı­ ca m isafirler: Sadrâzam İbrahim Edhem Paşa ile harem i, Sadrâzam Yusuf Kâmil Paşa ile harem i, M ısır hanedanından Zey- neb H anım , yine M ısır hanedanından Mus­ tafa Fâzıl Paşa ile harem i idi.

Télém aque m ütercim i ve zam anın meş­ h u r m ünşilerinden Yusuf Kâm il Paşa, Sa­ mi P aşa’nın en aziz b ir dostu idi. M ısır’ da tanışm ışlardı. Sam i P aşa’nın kendisi de idarecilikteki m uvaffakiyeti k ad ar edib ve m ütefekkir olarak şöhret bulm uştu. F akat yenilik cereyanına uym ak istem e­

di. Hep eski tarzd a yazardı. M isafirlerinin ilim ve edebiyat âlem indeki yüksek paye­ si dolayısıyle konağın selâm lık dairesi bir akadem i m ahiyetini kesbetm işti.

Sami P aşa’m n harem i Adviye Rabîa H anım , M ısır’d an gelip İsta n b u l’a yerleş tikten sonra b ir gün d ö rt atlı yaldızlı ara­ bası ile K âğıthane’ye gezmeye gitm işti. Arabayı M ısır’d an getirm işti. Saraydan ih­ ta r geldi, ö y le b ir ekipaj sultanlara m ün­ h asır imiş. H anım efendi ağladı:

— ik i a t beni nasıl çeker? diyordu. Daha hafif b ir arabayı — o zam an kul­ lanılan kupa arab aları gibi — iki atın m ü­ kem m el çekebileceğini an lattılar. Yaldız­ lı araba, konağın avlusunda m etrûk kaldı. ’

H anım efendi tahayyül edebilir miydi acaba, b ir gün gelecek, kız t o ru n lar r iyal] nız, refakatsiz, yüzü açık, başı açık, soka* köşelerinde otobüs bekleyecekler?

Adviye R abîa hanım ın yalnız b ir oğlu oldu: Subhi Paşa. Sam i Paşa, gizlice iki Çerkeş cariyeyi nikâh etti ve ayrı b ir ev­ de o tu rttu . H er ikisi, hanım ları tarafından Sami P aşa’ya hediye edilm işlerdi. Mısır hanedanından Nazlı H anım ’m ahıretliği G ülârâyiş H anım ’dan yedi çocuğu oldu. O ğullarından H aşan Bey, B asra valisi ola­ caktı, Sezâi Bey, edebiyat âlem inde şöh­ ret buldu. Sünbülbaha H anım ’ı, îlh am i Pa- şa ’nın harem i M ünîre Sultan, kâtip olarak yetiştirm iş olduğundan «Kâtibe hanım » diye tanınm ıştı. Bunun d ö rt oğlu oldu. Bü­ yük oğlu H alim Bey, ikinci M eşrutiyet za­ m anında adliye nazın olacaktı. Başka bir oğlu, Necib Paşa, II. A bdülham id’in k ar deşi M ediha Sultan'la evlendi.

Adviye Rabîa H anım , o rtak ları olduğu­ nu h ab er alınca öfkelenm iş, tardedilm ele- ri için ısra r etm işti. Subhi Paşa, annesini insaf ve m üsam ahaya davet etm iş, çocuk- la n dünyaya geldiğini ileri sürerek m âni olm uştu. Bundan dolayı o iki hanım ken­ disine m in n e tta r kaldılar. Büyük hanım ın ölüm ünden sonra çocukları ile birlikte konağa yerleşm işlerdi.

Sam i Paşa, oğullarından ikisini karşı­ larken ayağa kalkardı: Subhi Paşa ile Ne­ cip P aşa’ya, Padişah tarafından kendileri­ ne yerilen vezirlik rütbesine hürm eten.

Sami Paşa, ailesi ile b irlikte yaz m evsi­ mini Çam lıca’da geçirirdi. Kösekâhya Ra- şid E fendi’nin kırk odalı köşkünü kirala­ mıştı. H arem e gelen m isafirlerden Cemi­ le .S u lta n (M ahm ud Celâleddin P aşa’m n harem i), Osm anlı hanedanı azasının bir­ çoğunun edindikleri âdet üzre, kahve ka­ bul etm ez, ağzına b ir şey koymazdı. An­ cak b ir gün koruda Çam lıca’nm m eşhur çavuş üzüm üne dayanam adı, gözünün önünde yıkanınca kabul etti.

(5)

Sami Paşa ailesinin yakın dostu olan Abdiilhak Hâmid (solda). Sami Paşa’n m oğlu Sezai Bey, isim yapmış bir edibimizdir. «Sami Paşa-zâde Sezai» adiyle anılır (sağda).

Abbas Paşa'yı istihlâf eden M ısır Valisi Said Paşa da İsta n b u l’a geldiği zam an, Sami Paşa’yı o köşkte ziyaret etti, nezare­ tine hayran kaldı. M ısır’a h arek et etm eden bir gün evvel Sami Paşa ile vedalaşm aya geldi. Bükülü b ir kâğıdı:

— Lütfen kabul buyurunuz, diyerek uzat ti.

Köşkü Sam i Paşa adına satın almış, ta ­ pu senedini hediye getiriyordu.

Sam i P aşa’yı M ısır’a davet etti. O rada gasbedilen m alların iadesiyle meşgul ola­ caktı.

H. 1279’da (1864) Sami Paşa, M ısır’a gel­ diği zam an ikam etine b ir kasır tahsis et­ ti ve dedi ki:

— Anî b ir seyahat zuhur etti. Yalnız bir­ kaç gün için cenuba » i p hem en dönece­ ğim. t y ü i

Fakat birkaç gün sonra Said Paşa vefat etti. Sam i Paşa da İsta n b u l'a avdet et­ ti. Meclis-i Vâlâ azalığına ve sonra Mec- lis-i Âlî’ye m em ur oldu. M eşrutiyet ilân edilince âyan azalığına tayin edildi.

Çocukluğunu Çam lıca’da geçirm iş olan Abdülhak H âm id Bey, Sami P aşa’nın ya­ kın kom şusu idi. Oğulları ve to ru n ları ile ahbap olm uştu. Sezaî Bey kendisinden ye­ di, sekiz yaş küçük olduğu halde, pek iyi

uyuşurlardı. Çam lıca’nın em salsiz güzel­ liği, iki gencin kalbindeki şairliğin inkişa­ fına yardım etm iştir. H âm id, Sezai’ye yaz­ dığı b ir m ektupta: «Çamlıca, efkâr-ı şairâ- nemizin m âderidir» diyor. Geceleri bülbül­ leri dinlerler, sab ah lar tepeye çıkarlar, o harikulâde m anzarada güneşin doğuşunu seyrederlerdi, ik isi b irlikte Sami Paşa'dan ders okurlardı, vaktiyle T rapoliçe’de Şeyh Ahmed Necib E fendi'nin m isafir çocukla­ rını kendi çocukları ile b irlikte okuttuğu gibi. B ilhassa Farisî edebiyatı ve Hâfız dîvânı ile meşgul olurlardı.

H ocalarına karşı besledikleri h ü rm et ve m uhabbete rağm en, talebeleri, m uhafaza­ k âr usulünü kabul edem ediler. Tamamıy- le yeni cereyanları takip ettiler ve ken­ dilerine hâs b irer m eslek ittihaz ettiler. Sami Paşa'nın to ru n u Âyetullah Bey de (Subhi P aşa’nın büyük oğlu) onlarla hem ­ fikirdi. H âm id, b ir zam an epeyce tered­ d ü tte kalm ıştı. N am ık K em al’e yazdığı b ir m ektupda diyor ki: «Ne o edîb-i sâm i ile münşî-i kâm ili taklid edip büsb ü tü n Arap ve Acem tarzım ih tiy ar ettim ; ne de Bâbı- âlî ketebesi lisanında m u tad olan... şive­ lerine kaail oldum ; ancak G arb’ın nâkil-i bedayii olabilm ek em elinde bulunm akla b erab er Şinasi ile Kem al yollan n a git­

(6)

tim.»

Sami Paşa, «ziynetsiz, secisiz, gelişi gü­ zel yazılmış» nesirleri sebebiyle genç ta ­ lebesine itiraz etm işti, ancak Namık Kemal'in telkinatı, H âm id ’in ruhuna daha uygun geliyordu. F akat Namık Kemal, Sami Paşa ve oğlu Subhi P aşa’ya şiddetle itiraz ederken, edebiyat m ünaka­ şasına yakışm ayacak, edebe hiç sığm aya­ cak tecavüzatta bulunuyordu. Bu sebeple­ d ir ki, II. A bdüiham id, N am ık K em al’i ihtilâl hazırlam akla itham ederek m ah­ kûm ettirm ek istediği zam an, Subhi Pa- şa'nın riyaset ettiği m ahkem eye şevketti. Fakat Subhi Paşa, beraetine k a ra r verdi. Namık Kem al'in husum eti, m innettarlığa m ünkalib oldu.

BONJOUR MADEMOİSELLE

Sami Paşa, ed ebiyatta olduğu kadar hususî hayatında da m uhafazakâr idi. Av­ rupa m odalarına inhim aki beğenmezdi. Torunu Mihri H anım (Subhi P aşa’nm ikinci kızı), gelin girdiği sadrâzam Saf- vet Paşa ailesinin alafrangalığına uym uş­ tu. Kızı Seniye H anım ’a, o zam an kız ço­ cuklarının giydikleri ala tu rk a hotoz yeri­ ne Paris modeli, geniş kenarlı şapka giy­ dirm ekte m ahzur görm üyordu. F akat de­ desinin bundan hoşlanm ayacağını biliyor­ du. B ir gün onun ziyaretine çocuğu götü­ rürken, arab ad an inm eden evvel tenbih etti:

— Sakın bu şapka ile paşa babanın k ar­ şısına çıkma!

Böyle b ir şey, çocuğun aklına gelm em iş­ ti hiç, fak at annesi h atırlatın ca hem en tecrübe etm eye k a ra r verdi. Konağın ha­ rem avlusundan içeri girdikten sonra M ih­ ri Hanım , genç halaları ve cariyelerinin yardım ıyle yaşm ak ve feracesini çıkarır­ ken ve onlarla konuşurken, çocuk, şapka başında, soluğu dedesinin odasında aldı. İh tiy ar vezir, bahçeye nazır pencerenin önünde oturuyordu. T orununu Parisli kı­ yafetinde görünce, Fransızca:

— Oh! b o njour m adem oiselle, dedi. Çocuk koştu, elini öptü. Dedesi, bahçe­ yi işaret etti:

— G örüyor m usun şu havuzu? — Evet efendim .

— Koş, şapkanı havuza at. — Peki efendim .

Çocuk sevinerek koştu, güzel Paris şap­ kasını havuza fırlattı. F akat annesi hiç sevinmedi.

Sam i Paşa, 24 cemaziyelevvel 1298’de (23 kasım 1881) öldü. D ört sene sonra büyük oğlu Subhi Paşa öldü. Ö bür o ğulları ko­ nağı yıkıcıya verdiler. Arsa parsellenerek satılm aya başladı ve satış bu güne k ad ar

26

devam etti. Yerinde m ahalleler inşa edil­ di, Çam lıca’daki köşk de yandı.

Yıllar geçti. B ir gün Abdülhak Hâmid Bey, Çam lıca’ya uğradı ve köşkün h arab e­ sini seyretti. Eski h â tıra la r uyandı. Bu il­ ham ile Mazi Mesirelerinden adlı b ir m an­ zume yazdı.

Sami Paşa, II. M ahm ud türbesi hazîre- sinde m edfundur. M ezarının etrafındaki dem ir parm aklık, Röleve B ürosu tarafın­ dan- kaldırılm ıştır,

Sam i Paşa ile b irlikte M ısır’a hicret eden akrabası arasm da, kardeşleri Bâkî Bey ile H ayrullah (P aşa), dayızâdeleri Ah- m ed Celâleddin Bey ile İbrahim (Paşa) vardı. Aile, M ısır’d an ayrıldığı zam an ha­ y a tta kalan lar d oğrudan doğruya O sm an­

l I devletinin m em uriyetine girdiler.

İb rah im Paşa, vezir rütbesiyle bahriye nazırlığına tayin edildi. B eşiktaş’ta, Deniz M üzesi'nde p o rtresi ve figürü görülebilir. Celâleddin Bey’in kızı Âliye H anım , ib ra him P aşa’nın oğlu M ehm ed Âli Bey’le ev­ lendi. O nların oğlu S alâhaddin Âli Bey, V. M urad’ın to ru n u Âdile S u ltan ’la evlen­ di, onların kızı N ilüfer H anım - Sultan, H aydarâbad nizam ının ikinci oğlu ile ev- lendiyse de sonradan ayrıldılar. M ehmed Âli Bey ile Âliye H anım ’ın başka b ir oğ­ lu, Naci Âli Bey, M ısır hanedanından Ab bas H alim P aşa’nın kızı, Vildan Nesibe H anım 'la evlendi.

Sam i P aşa’nın kardeşlerinden H ayrul­ lah Paşa, K ıb n s m uhafızlığına tayin edil­ di. Sam i Paşa, oğlu Necib Paşa ile Medi- ha S u ltan ’ın düğünü akabinde ölm üştü. Necib Paşa, oğluna babasının adım koy­ du. Necib Paşa, 1883 senesinde tifodan öldü. H astalandığı zam an su ltan - efendi üzülm esin diye selâm lık dairesine nakle­ dilm işti. Henüz 28 yaşında idi. Samimi d ostu olan Recaizâde M ahm ud Ekrem Bey’in onun için yazdığı Ferdây-ı Tedfin unvanlı m ersiye m eşhurdur. /J”

M ediha Sultan, b ir sene sonra m eşhur Damad Ferid Paşa ile evlendi, ilk kocasın­ dan olan oğlu Sam i Bey, Osmanlı haneda­ nı Türkiye’den sürüldükleri zam an, karı­ sı ve çocukları ile b irlikte L ondra’ya git­ ti, oraya yerleşti ve o rad a öldü. Oğulla­ rından M ahm ud Bey’in Kenya'da, A frika’ nın en büyük radyo istasyonunda şef ola­ rak çalıştığını gazetelerden h ab er aldık.

Sam i P aşa’nm R üm ûzu’l - H ikem ser- levhalı tasavvufî \^fn4erj^basıldı. Kişver-i D erûn adı altın d a b ir ahlâk risalesi var. En m eşhur m anzum esi, Fuad Paşa için yazdığı Kitâbe-i Seng-i M ezar’d ır ki şu m ıs­ raı Sam i P aşa’nın felsefesini hulâsa e t­ m ektedir:

Allah bes, bâkî heves.

\jrV\y

\ v

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Daha sonra Graber 17 numa­ rada Pension Nossek’e geçtim. Orada odalar vardı. Benim odam da geniş ve rahattı. Şimdi benim verdiğim bu para­ nın

Literatürde KY olan bireylerin taburculuk sonrası planlı eğitim (bireysel, grup), ev temelli uzaktan izleme aletleri ile izleme, telefonla görüşme, evde ziyaret

Yöntem ve gereç: Hastanemizin acil servisinde çalışan acil uzman ve asistanları tarafından Mayıs 2013-Nisan 2016 tarihleri arasında tüp torakostomi uygulanan 240

İsa bölgeye gelir gelmez mezarlık mağaralarında yaşayan, cine tutuldukları için kendilerine ve başkalarına zarar veren, zincirlerle bile zapt etmenin mümkün olmadığı

•Uluslararası Türk Folklor Kongresi başkanlığına bazı de­ ğerli bilim adamlarının vasal ne denlerle kongre dışında bırakıl ması bilim özgürlüğüne

Çünkü kendini bütün ömrün­ de apaçık/Türk adını söyliyerek Türk hissetmiş olan Fuzuli, özbeöz Türk olan OsmanlIlardan çekinmemişti.. Fakat türlü

N.ura, irfana, büyüklüklere ve şiir ve edebiyatımız m mümtaz ve âlî şahsiyetlerine hürmet vadisin­ de ve — ebedî tarihimiz huzurun- ; da: — münevver

Özel olarak Türk Ormancılık Tarihi ile ilgili bulunuyorum.Der ¿dı- nizin son çıkan 1968 yılı yedinci sayısının 2 1 .Sf•s indeki sayın Seniha S a ­ mi'nin