• Sonuç bulunamadı

Çallı İbrahim

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çallı İbrahim"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÇALLI İBRAHİM

ağdaş Türk resminin öncülerinden, birçok ünlü ressamın hocası Çallı İbrahim, ki soyadı kanunundan (1934) sonra illi lakabını kendisine soyadı olarak almıştır. Döneminde, İs­ tanbul sanat ve bohem hayatının renkli simalarındandı.

1882’de Çal’da doğan sanatçı, 1960’da İstanbul'da hayata gözlerini yumdu.

Çallı, 1910’da bir kısım arkadaşıyla birlikte Fransa’ya devlet

hesabına gönderilerek 1914’e kadar resim öğrenimi görmüş, yur­ da döndükten sonra Sanayii Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) resim hocalığına başlamıştı. Bir süre Dolmabahçe Sa- rayı’nın bir müştemilatı (ek binası, eklenti­

si) kendisine lojman olarak verilmişti. Ya­ ni üstad, Dolmabahçe Sarayı’nda oturu­ yor sayılabilirdi.,.

İşte o günlerde Çallı İbrahim Beşik­ taş’ta bir dostunun evinde kafayı bir hayli tütsüledikten sonra gece geç vakit ağır a- ğır yürüyerek Dolmabahçe Sarayı'na doğru gidiyordu. Birden çok sıkıştı. Sağa baktı, sola baktı, kimselerin olmadığını

Hrtlogiiıı T < ) K M \ K ( , ’ !()< ; M

görünce bir ağacın dibine yanaştı, panto- lununun düğmelerini açıp küçük su dök­ meye başladı!..Tam işini bitirmişken en­ sesindeki bir sesle irkildi:

- Ne yapıyorsun orda hemşerim!?..

Döndü; mahalle bekçisiydi bu.

- Görüyorsun, dedi, çok sıkışmış­ tım da...

Bekçi; kesin konuştu:

- Senin sıkışman beni ilgilendir­ mez! Yürü karakola!

Zavallı Çallı İbrahim, inatçı bekçiye bir türlü derdini anlatamayınca, kendisini ister istemez Beşiktaş karakolunda, ko­ miserin karşısında buldu. Bekçi, Çallı İb­

rahim’in “suçu”nu anlattıktan sonra geri

çekildi. Komiser sanatçıyı sorgulamaya,

bir polis de zabıt tutmaya başladı. Ko­ miser soruyor, Çallı cevap veriyordu:

- Adın?

- Çallı İbrahim!

- Ne iş yaparsın?

- Sanayii Nefise’de profesörüm!

- Nerde oturuyorsun?

- Dolmabahçe Sarayı’nda!

Komiser, bir an sustu...Çallı İbra­ him’in babayani kılıkkıyafetini, dağınık saçlarını, bir hayli uzamış sakallarını şöyle bir adamakıllı, tepeden tırnağa süzdü... Yüzü, aşırı ciddi, hatta endişeli bir görünüm almıştı...Zaptı daktiloya geçen polise dönerek şöyle dedi:

- Yaz evladım ...Suçlunun akli dengesinin yerinde olup olmadığı­ nın anlaşılması İçin, kendisinin iş bu zabıtla ve mevcutlu olarak Adli Tıb’ba şevkine...

Çallı İbrahim’in bu olaydan nasıl

yakasını sıyırdığı ise henüz aydınlığa kavuşmuş değil!..

- Amma da yaptın hal..Dört yıl kalmadın mı sen Paris’te?

- Kaldım...

- Peki, orda mesela lokantalarda kafebarlarda garsonlara' derdini hangi dille anlattın?

- Türkçe ile!

- Nasıl olur yahu?

- Bayağı olur...Ben Fransızcayı öğrenmemekte direnin­ ce, bütün garsonlar Türkçe öğrenmek zorunda kaldılar!...

TOMRİS

Geçenlerde delikanlı hanım, hilafsız sanatçı Tomrls Uyar’ı okurken düşündüm, “Tomris” sözcüğü ne anlama gelir acep diye...Bir rastlantı, çok geçmeden buldum sonunda; efendim,

“Tom ris” I.Ö. 500’lü yıllarda, günü­

müzdeki Araş ırmağı dolaylarında ya­ şayan Massaget adlı bir kavmin krali­ çesinin adı imiş...

S evgili Tom ris U ya r’a ve tüm “ Tom rls’Mere duyurulur

TURKÇE-FBANSIZCA

Çallı İbrahim, dört yıl öğrenim gör­

düğü Paris’ten İstanbul’a yeni dönmüş­ tü...Bir gün dörtbeş arkadaşı ile birlikte Park Otel’de buluştu (O zamanlar sa­ natçılar ve isteyen orta halli yurttaşlar da lüks otellerin lobilerine, barlanna gi­ debilirlerdi). Masa kurulup sohbete baş­ landıktan sonra Türkiye’ye konuk olarak gelmiş iki Fransız ressamı da kendileri­ ne katıldı...Çallı İbrahim dışında herkes F ransızca konuşuyordu a ra la rın ­ da...Çallı ise, bir tek söz bile etmeden, öyle suskun durmayı yeğliyordu...

Bir süre sonra bu durumu sezen bir arkadaşı Çallı’ya sordu...

- Yahu, nen var senin?

- Hiçbir şeyim yok!

- Peki, niçin ağzını bıçak açmıyor? Hep susuyorsun ve konuşmuyorsun Fransızlarla...

- Şey...Ben Fransızca bilmem de!.

Kraliçe Tomris’in hükmettiği Mas-

sagetierm kendilerine özgü bir yemek

yeme üslupları varmış...

Massagetler oturarak, bağdaş kura­ rak, sandalyede ya da ayakta değil, ye­ meklerini yan gelip yatıp uzanarak yer­ lermiş... Valla ben Herodotos’un yalan­ cısıyım... ^

MAPUSHANE

Bizde nasıl Sinop, Eskişehir, Bay­ rampaşa gibi hapishaneler ünlüyse, Fransa’da da 14. yüzyıldan kalma bir kale olan Bastille zindanı ünlü...Çoğu kişi buranın 1789 ihtilalinde ihtilalciler tarafından basıldığını ve içerdeki mah­ kumların bırakıldığını bilir...(yi de...

14 Temmuz 1789’da Bastille’i ba­ sanlar, içerde sadece ve sadece 7 mahkum bulmuşlardı!..

t *

Referanslar

Benzer Belgeler

İşte yeni Osmanlılar bunu yapamadıkları için Hamid Efendi memleketimizde he­ nüz bir kamuoyu oluşturulamadığını, bunu temin için daha yıllarca basınla

İzmir zaferi olduktan sonra, artık Lozan barış müzakereleri yapılırken; o büyük destan içinde büyük hissesi olan bir mütevazı ilim adamı haksmda iki -

Kahve ile birlikte kahve falı da çıkmış, Türk kahvesi adı verilen çekilmiş telveli kahvenin yayıldığı her bölgeye fal da beraber gitmişti.. Son

1912 yılında Afyonkarahisar milletvekili seçilerek, İttihat ve Terakki Fırkası umumi merkez üyesi oldu.. 1918 yılında ise, bu fır­ kanın ileri gelenleri

Seninle yanan İnan ağabeyim inan Bu çağıl çağıl heyecan Bu gözleri dumanlı Bu kendi gök kubbesince hür İmanlı Ateş kanlı Gençlik. Bıraktığın yolda

firiz le r gibî tefe rru a tın başarılm ası için İkinci safhada bey­ nelm ilel bir m üsabaka açılması lüzum u bildirilm iştir.. kolum uz şark ve garp

Les lauréats et leurs oeuvres sont: Dans la catégorie de Karagöz, le pre­ mier prix a été remporté par Turan Tekdoğan pour “ Yeşil Yandı Geç” (le feu est

Bugün çoğu kansere yönelik çok sayıda bağışıklık kontrol noktası tedavisi denemesi yapılıyor ve yeni kontrol noktası proteinleri hedef olarak sınanıyor. Yüz yıldan