• Sonuç bulunamadı

Ziya Gökalp'a ait iki menkıbe

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Ziya Gökalp'a ait iki menkıbe"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

V A T A N

(

FİKİRLER VE TEPKİRLER

, - •- : ' ■ - i •' ' ■ c " r : -"'

K

ayseri lisesinde edebi­ yat ve felsefe öğret­ meni iken, o zaman orada çi- k3n gündelik «Misakı M illî* ga­ zetesine bir başmakale yazmak­ la da vazifeliydim. İzmir zaferi olduktan sonra, artık Lozan barış müzakereleri yapılırken; o büyük destan içinde büyük hissesi olan bir mütevazı ilim adamı haksmda iki - Uç maka­ le yazacak oldum fakat mevzu o kadar mühimdi ki dördüncü makalede bu işi bıraktım, doğ­ ruca bir etüt yazmaya başla­ dım. 1923 ders yılının tatil ay­ larında bunları îstanbula ge­ tirdim, İkbal kütüphanesi sahi- oi Hüseyin Efendiye göster- Um. Etüdün adı: «Ziya Gökalp ve Mefkûre Arasındaki Müna­ sebet Vesilesiyle Bir Tetkik Tecrübesi» idi. Hüseyin Efendi uzun uzun düşündü; «satılmaz» diye diye benden eserin birin­ ci basımım satm almak istedi, fakat neredeyse parasız.. Ve otuz lira teklif etti Bir şey söy­ lemedim:

— Ben içindekinl anlamam, dedi. Eseri sadece adı için alı­ yorum. Belki adı yüzünden zi- vanı kurtarırız. Otuz lira çok-

-r bile....

Eseri Hüseyin Efendiye ver­ dim ve ben, yeni ders yılı için Kayseriye döndüm. Provaların tashihleri yapılmadan, hattâ ba zı bahisler biribirine karıştırı­ larak, gayet berbat bir halde basılıp çıkarıldı. Bana Hüseyin Efendinin gönderdiği birkaç nüshadan birini kendim tashih edip Ziya Gökalpın kendisine gönderdim. O vakit Ankarada, Millet Meclisinde mebustu.

Bu eserin, kitapçı tarafından bastırılmış haliyle âdeta anla­ şılacak tarafı ve Ziya Gökalp hakkında ilk etüt olmaktan baş­ ka bir hüviyeti kalmamıştı. Adiyle de; biri Haşan  li Yü­ cel olan, iki, üç münekkid ma- 1 kalelerinin kurtarabileceği hal­

den bile çıkmıştı.

Fakat aradan daha iki yıl geçmeden, 1925 yılının başla­ rında Cenevrede iken bir gün bir mektup aldım. Zarfın üs­ tündeki posta damgası: Roma.. Mektubun kendisi fransızca.. İmza: Doktor Ettor Rossi.. Hiç tanımadığım bu zatın mektu­ bunu okuduktan sonra bir İtal­ yan müsteşriki olduğunu anla­ dım. Sormuş, soruşturmuş, be­ nim bulunduğum yeri öğren­ miş ve o mektubunu yazmış. Kısaca, şöyle diyordu:

«Sizin eserinizi elime geçir­ dim. Onu okuduktan sonra ben de Ziya Gökalpi İtalyaya tanıt­ mak isteyerek bir etüt yazdım. Bu broşürden size iki nüsha gönderiyorum. İtalyanca bilir­ seniz okuyabilirsiniz.»

Ve iki gün sonra iki broşür de geldi. Eserin adı: Ziya Gök­ alp.. İtalyanca bilmediğim için onu hâlâ okuyamadım. Ziya Gökalp hakkında bir cemiyet teşekkül edeceğini ve ona ait şeyleri toplayacağmı gazeteler­ de okuyorum. Böyle bir cemi­ yet Rossi’nin o eserini benden istediği anda yollamaya hazı­ rım.

Benim burada diyeceğim baş­ ka bir şey var: Gökalpın ölüm yıldönümü olan 25 ekimde İs- tanbulda yapılan toplantıda Muallimler Birliği tarafından, Gökalp hakkında Londrada İn­ gilizce bir etüt yayınlayan A l­ man müsteşriki profesör Hayk’e bir takdirname gönderilmesine

--- YAZAN s

^

Saffet t)rfi Betin

karar verildiğini son gelen ga­

zetelerde okudum. Ben, Mual­ limler Birliğine ve teşekkül edecek Gökalp cemiyetine, bu İtalyan müsteşriki doktor Ettor Rossi ile münasebete girmesini tevsiye etmek istiyorum. Ziya Gökalp hakkında Avrupada ilk defa eser yazan AvrupalI odur.

Ettor Rossi, ayni sene İçinde İstanbula gidip kütüphaneleri­ mizde tetkikler yapmak istedi­ ğini bana yazmış ve bir yar­ dımda bulunup bulunamıyaca- ğımı sormuştu. Kendisini teşvik ettim, profesör Mustafa Şekip Tunca yazdım, doktor Rossi’ye elinden gelen delâleti ve kolay­ lığı göstermesini rica ettim.

Ettor Rossi İstanbula gitti, Şekip Tunçtan kolaylıklar gör­ dü. Top kap' sarayını, müzeleri gezdi, kütüphanelerimize dört ay kapandı, incelemeler yaptı V8 Romaya memnun olarak döndü.

Bu seyahati üzerine Türkiye hakkında bir eser çıkanp çıkar­ madığını bilmiyorum. Ondan sonra ben Cenevreden ayrıl­ dım. Muhaberemiz de zamanla kesildi. Fakat Şekip Tuncun bana dediğine göre; Ettor Ros­ si Ziya Gökalpi, bu Yüzyılın en büyük mütefekkirleri arasında sayıyormuş.

Bu İtalyan müsteşriki ve eserleri hakkında Muallimler Birliğinin, Üniversitemizin bir bilgisi yoksa dikkatlerini çek­ mek isterim

1923 yılında, İzmir zaferin­ den hemen bir yıl sonra, zama­ nın Maarif Vekili Safa Bey Ankarada bir «heyeti ilm iye» toplamıştı. Memleketin eh ma­ ruf başlarını bir araya getirip dinledikten sonra; onların ka­ rarlarına göre yeni Türkiyenin maarif programını hazırlamak istiyordu. Toplantüar, Ulus meydanı köşesinde olup birkaç yıl evvel yanmış olan Maarif Vekâleti - o zaman Darülmual- limin - binasının bir sınıfında yapılıyordu. Kongre başkanı, Maarif Vekili Safa Bey namı­ na, o vakit Yüksek Öğretim umum müdürü olan Şefik Bey­ di, umumi kâtibi de, ölümünü bugün esefle öğrendiğim, o za­ manki Orta Öğretim umum mü­ dürü N afi Atuf Bey... Heyette Ankara namına murahhas olan­ lar arasında Ziya Gökalpla Ağaoğlu Anmet de vardı. İkisi de bir sıranın üstünde yanyana oturuyordu.

Birçok şeyler üzerinde müza­ kereler oldu. Ve bir gün söz, Ankarada Üniversite kurulup kurulmaması mevzuuna geldi. Bunun lehinde, aleyhinde bir çok şeyler söylendi.

Bu heyet içinde iki devaml sükûti vardı: Ziya Gökalp vı Şekip Tunç.. Bu Üniversiteni) açılmasını isteyen Ankara g n punun görüşünü Ağaoğlu A l met; bu mevzuda üeriye mal zurlar süren İstanbul grupunu görüşünü de, o vakit İstanbı Darülfünunu profesörlerinde olan İsmail Hakkı Baltacıoğl müdafaa ediyordu. Herkes he mevzuda bir şey söylemiş, fa kat o iki sükûti hep susmuştu Üniversite meselesi üzerinde de onlar gene susuyordu.

Müzakerenin iyice kızıştığı bir gün salon, genç ve hatip

profesör Baltacıoğlunun sesiyle bol bol çınladı. Fakat iki taraf da fikir ve delil dağarcıkların- dakini artık tüketmiş gibiydi. Birdenbire, o hep önünde bir noktaya bakan, sadece dinle­ yen; o sanya kaçan açıkkum- ral saçları dik ve dağınık,

o

maviye kaçan açıkyeşil gözleri melûl Şekip Tuncun parmağı kalktı:

— Söz istiyorum!

Herkes hayretler içinde.. Sa­ londa bir bekleyiş sükûtu.. Zi­ ya Gökalpa dikkat ettim: Dir­ seklerini dayadığı sıraya ba­ kan gözlerini şöyle bir kaldı­ rıp, önünde, ortadaki masada, arkası kendisine dönük olarak duran Şekip Tunca baktı. Şe­ kip Tunç söylerken Gökalpın

o

tombul bir çocuk yüzüne ben­ zeyen masum yüzünde hiç ha­ reket olmadan, gözleri Şekip Tunçda, sessiz, mütevazı, dal­ gın, dinliyordu. Bir aralık ya­ vaşça doğruldu, sırtını dıvara dayadı. Gözleri hep Şekip Tunç­ ta, öyle dinlemeye koyuldu: Şe­ kip Tuncun söyledikleri böyle fazla dikkate değecek kadar ciddi miydi?

Şekip Tuncun söylediklerinin hatırımda kalan hulâsası şu­ dur:

«— Ben bu meseleyi, şimdi­ ye kadar ileri sürülenlerden başka bir şekilde telâkki edi­ yorum. Bir ilim ocağının açıl­ masının zamanını onun sağlıya- cağı hayır imkânları tayin eder. Bir Üniversitenin Ankarada kurulmasını istiyenlere soruyo­ rum: Burada çalışacak, vazife alacak olan profesörler başka herşeyden ellerini çekip o ilim ocağına kapanacaklar mı? Ek­ leme, maddî menfaatlere iltifat etmeyip bütün melekeleriyle mânevi bir âlemin yolcusu ol­ maya, yalnız Üniversite için ça­ lışıp ilim&e verimli insan ■ ol­ maya katlanacaklar mı? Bir ideal, kendisinde kaybolunduğu nisbette mukaddes ve müessir olur. Üniversite bir geminin makinesi gibidir. Üniversite bir memleketin dimağıdır. Tak­

sime uğrayan melekelerle bu dimağ öldürülemez. Üniversi­ te gerçekten Üniversite olacak­ sa, pekâlâ, açılsın! O, samimî çalışmalarla kendi kendine ge­ nişler, büyür. Fakat o ocağa samimî ilim bağlılığı ve feda­ iliği girmeyecekse tâli düşün­ celere âlet olacak bir an’ane konağı kurmakta isabet ola­ maz.»

O hiç hitabeti olmıyan Şekip Tuncun ağzından dolaşa dolaşa çıktığı halde her kelimenin ak settirdiği yürek harareti orta lığ ı sarıyordu. Mecliste en ufal bir hareket, en ufak bir se yoktu. Ziya Gökalp hep öyle ellerini, dayadığı sıradan çek miş, doğrulmuş, dıvara dayan mış, dinliyordu.

Şekip Tunç sözünü bitirdiğ zaman bir alkış çağlıyanı ak maya başladı. Havada, onun üs tüne dökülüp duran bir sevgi bir cezbe elektriği tutuştu. Doj rulduğu yerden Ziya Gökalpu da yumuk elleri bu cezbeye bi. hisse veriyor ve bu cezbeder bir şey alıyordu.

Ziya Gökalp, tamam idealis olduğu için ilim adamlığındı da şuurlu idi; edindiği bilg: payını kafasına ve idealine gö­ re yuğuracak kadar hazmetmiş insandı ve vicdandı. Çok genç çağlarında Avrupa tahsilinden dönüp de biraz tefekkür kabili­ yeti gösterenleri - hattâ fazla eleyip sık dokumadan - destek­ leyecek, Üniversite profesörlü­ ğüne sevkedecek kadar hazımlı, üstaddı. Gerçek bir üstadın il­ minde ve ahlâkında kıskançlı­ ğın da, fikre hiddetin de, alın­ ganlığın da eseri bulunamaz. Onda da yoktu. Evet! Kendi te­ zine âdeta darbe indirmiş ol­ duğu halde Şekip Tuncu onun yumuk elleri de samimen alkış­ lıyor, o masum ve dolgun ço­ cuk yüzünde memnun tebessüm ler açılıyordu.

Şekip Tunçtan sonra gene Baltacıoğlu, kendini daha des­ teklenmiş gererek, konuşacak oldu. Fakat artık bu mevzu Bı­ rakıldı, öylece kaldı.

Oturum dağıldıktan sonra Ağaoğlu Ahmetle Ziya Gökalp Şekip Tunca yanaştılar.

Ağaoğ-(Devamı Sa: 6 Sü: 5 de?

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Within this context, Lawrence and Joyce manage to step out of traditional lines in terms of the concept of hero in their works Women in Love and A Portrait of

新聞稿 臺北醫學大學 103 學年度碩士班暨碩士在職專班招生入學考試 事故傷害及災難醫學概論試題 本試題第 1 頁;共 1 頁 (如有缺頁或毀損,應立即請監試人員補發) 注

Sonuçlar, yıllar önce öne sürülmüş, çok büyük kütleli karadeliklerin binlerce karadelik tarafından çevrelendiğini öne süren bir kuramı destekliyor.. Hailey

Beaim de bir zaman sonra gideceğim yola be»de» Ö»ce gitmiş kiymet- li hocalarımı», mektep arkadaşlarımı» aziz hatıralarına, evvela talebelik so»ra da

Bunun sonucunda, etrafında daha fazla sayıda negatif yüklü parçacık bulunduran oksijen kıs- mi negatif yüklü iken hidrojenlerin bulunduğu bölümler ise kısmi pozitif

The local trains that depart from Sirkeci Station, serve for the beaches on the European side of the Sea o f Marmara and those that depart from Haydarpaşa

Malzeme- yi küçük miktarlarda ve yavafl yavafl elde etmenin bir di¤er yolu, uranyum izotoplar›n› iyonlaflt›r›p bir manyetik alan›n üzerinden geçirmek.. Ayn›

* Kocaeli University Medical Faculty, Department of Otolaryngology and Head and Neck Surgery, ** İzmit State Hospital, Clinic of Otolaryngology and Head and Neck Surgery,