Son durak İstanbul
Diplomatlarımızın
yaşamı
Sadun T
anju
Sadi Eldem: "Şimdi Türkiye'de yaşamak
benim için / /
Renkli görünen
hayatımız, aslında
sıkıcıdır”
r
Dipiornatıngündüzyaptığı işler şikâyet
edilecek kadar ağır değildir" diyen eski
Büyükelçi Eldem, şöyle devam ediyor:
"Asıl sorun gecelerdir. Geceler sizin ol
maz. Mutlaka bir yere gidersiniz. Pazar
gününü d ö rt gözle beklersiniz, çünkü
yalnız o gün sizindir"
Meslek hayatının başında yoksul bir
Türkiye bıraktığını söyleyen Eldem,
“Dönüşte gelişmiş ve değişmiş bir Türki
ye buldum" diyor
Eldem in Ermeniler için görüşü de şu:
"Ermeniler bizim en vefalı vatandaşları
mızda Dini ve milli günlerde etrafımızı
alırlardı. Onları bu hale kimler getirdi?..",
Sadi Eldem in De Gaulle ile ilgili anısı da
şöyle: "Ankara'da Yabancı Konuk Evin
deyiz. Salonda duruyoruz. Madam De
Gaulle İçerde saçına fön yapacak. Fişi
soktuğu an ortalık zindan. Biz biliyoruz
umumi arıza. Ama, De Gaulle karısına
bağırıyor: Hep bunu yaparsın, gene se
nin aletin kontak yaptırdı İşte..."
SA D İ ELDEM K İM D İR ?
On yıldan beri emekli hayatı yaşayan Büyükelçi Sadi Eldem, bu
gün 75 yaşında. 1940-1975 arasında 35 yıl görevde bulundu. Mes
leğindeki ilk kademeleri Londra’da, Paris’te, Cenevre’de aştıktan
sonra, Ortaelçi olarak Birleşmiş Milletler’e tayin edildi, sonra da
Büyükelçi olarak Pakistan’da, Şam’da, Madrid’de, Tahran’da görev
yaptı. Galatasaray ve İstanbul Hukuk Fakültesi’nden sonra Pa
ris’te doktorasını da yapan Sadi Eldem, Abdülhamit devri sadra
zamlarından Edhem Paşa’mn ikinci kuşak torunudur.
Sadi Eldem şimdi artık tenis oynamıyor, uzun yürüyüşler yapa mıyor, bisiklete binemiyor; fakat okumaya ve müzik dinlemeye daha çok vakit bulabildiği için hayatından memnun.
Eldem ailesi, on yıldır Bağdat Caddesi üzerindeki geniş bir apart man katında oturuyorlar. Ev, uzun meslek hayatının anıları ile dolu. Sadi Eldem’in eşiRanâ Hanım, Naciye Sultan’ın küçük kızı.
bir talih"
- m
-Eldem, 1975 İstanbul’unda yerleşik bir hayat yaşayacağı için çok mutludur. Artık göç ler devri bitm iştir. Caddebos tan’da, Bağdat Caddesi üze rinde yeni bir apartmanın be şinci katında, kitapları ve kırk yılın birikm iş anıları arasında Marmara’yı seyrederek ve ca nı istediği zaman arka yollar dan,Fenerbahçe’ye kadar yü rüyerek, ömrünün ikinci bala yım yaşayacakır.
“Ailece sevinçler içindey dik” diyor Sadi Eldem; “ Haya tımız hep dışarlarda geçm iş ti ve ben Birleşmiş M illetler’ deki görevim dışında, Ispan ya, Suriye, Pakistan, Iran gi bi memleketlerde uzun yılları mı geçirmiştim. Milletlerin, uygar, çağdaş bir hayat uğru na hangi gayretleri gösterdik lerini, nelerle savaştıklarım biliyordum. Genç yaşımda, bir diplomat olarak uzağında kaldığım kendi vatanımda da böyle bir mücadele verilişini yıllardır dışardan izliyordum. Sürekli yaşamak üzere dön düğümüz İstanbul ve Türkiye, bize çok değişmiş, çok geliş miş olarak göründü. Kendimi zi talihli sayıyorduk.”
“ Bir büyükelçinin böyle duygular içinde olabileceği pek düşünülmez. İstanbul’a, mamur bir beldeye dönme se vinciyle yerleştiniz demek.”
“ Ben, babam İsmail Hak kı Bey boşkonsolos olarak g örevd eyken M a rs ily a ’da doğmuşum. 14 yaşıma gelin ceye kadar, Fransa, İsviçre, Almanya’yı dolaştık. Birinci Dünya Savaşı sonrası, beş yıl M ü n ih ’te kald ık. 19 24’te memlekete döndük ve ben Galatasaray Lisesi’ne girdim. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. İlk gençlikte de İs tanbul, bana doyulmaz bir şe hir olarak gelirdi, çok tatlı anılarla doluydum, ama büyü dükçe, ülkenin o yıllardaki dertleri, zorlukları, yoksulluğu d ikkatim den kaçm ıyordu. Şimdi geriye doğru bakınca, nereden nereye geldiğimizi çok iyi anlıyorum. Bu değiş me ve gelişme, ömrü dışarda geçmiş bir insan için çok da ha çarpıcı.”
• “ 0 MAKİLER Kİ
DERYA İÇREDİR"
“ Hani, atasözü haline gel
miş bir dize vardır: ‘O mahiler
ki derya içredir, deryayı bilmezler’ der. Biz, sürekli içinde yaşadığımızdan bu de ğişmenin zevkine varamıyo ruz. Siz sö y le y in c e içim açıldı.”
“ Geçen zaman az değil, daha iyisi yapılabilirdi, fırsat lar iyi değerlendirilmedi falan, (İlan. Ben de okuyorum, duyu yorum, pek çok eleştiri yapı lıyor çağdaşlaşmamız üzeri ne. Herhangi bir tartışmaya da girmek istemiyorum. Ben, bir duygumu ifade ediyorum. Her şeyden önce, yaşadığım zaman beni mutlu ediyor. Yaşlılık yıllarımı, bugünkü Türkiye’de geçirmeyi bir talih sayıyorum.”
“ Yanılmıyorsam, siz eski bir Osmanlı sadrazamının ai lesinden geliyorsunuz.”
“ Babam, söyledim, kon solostu. Onun babası Galip Bey, Osmanlı sikkeleri üzeri ne ciddi araştırmalar yapmış, eser vermiş bir koleksiyoncu. Ağabeyleri Osman Hamdi Bey ve Halil Bey, bizim müze ciliğimizin önemli iki kurucu ve yöneticisidirier. Onların da babası Sadrazam Edhem Pa şa. Paris’te maden mühendis liği tahsil etmiş, Abdülaziz’e Fransızca öğretmiş, Ahmet Vefik Paşa ve Ziya Paşa ile or tak tarihi eserler yazmış, Os manlI mimarisini incelemiş, Tanzimat sonrası, Batı tipi müesseselerin kuruluşunda önemli roller oynamış, Darül- fünun’un Darüşşafaka’nın ve Rasathane’nin kurucusu ol muş, M ithat Paşa’nın azliyle Sadaret’e getirilmiş yetişkin bir Osmanlı, Edhem Paşa.”
“ Kardeşiniz de tanınmış bir mimar, Profesör Sedat Hakkı Eldem. Sanatçı yanı güçlü bir ailedensiniz. Çizin böyle eğilim leriniz var rtıı?"
“ Hayır, sadece ilgidir be nimkisi; kültürümüzün, daha doğrusu dünya kültürünün bütün güzellikleri ilgimi çe ker, hoşlanırım, o kadar.”
•Y A Ş A M A K SANATI
ÜZERİNE
“ Ama, görüyorum ki yaşa mak sanatı üzerine hayli uzun zamandır bilgi ve tecrübe sa hibi olmuşsunuz. On yıldır emekli hayatı sürdürüyorsu nuz. Hiç sıkılmadığınızı söy lüyorsunuz.”
“Asıl sıkıcı olan, dışardan bakanlara pek renkli, pek ha reketli gelen resmi hayatınız- dır bizim meslekte. Gündüz leri, mesai saatlerinde göre vinizin gerektirdiği İşleri ya parsınız. Onlar da, pek öyle şikâyet edilecek kadar ağır degııair. Asıl sorun geceler dir. Geceler, sizin olmaz. Mut laka, davetlere, yemeklere, kokteyllere, kabul törenlerine
gideceksiniz. Dört gözle paza rı beklersiniz, çünkü sadece o gün serbest kalabilirsiniz. Meslekte yıllar ilerledikçe, he le sona yakın, insan em ekli lik hayatının düşlerini görme ye başlar. Artık bütün bu ger ginliklerden kurtulacaksınız. Hiçbir şeyi yapmaya mecbur olmayacaksınız. Okumaya, müzik dinlemeye, çene çal maya, yürümeye, briçe istedi ğiniz kadar vaktiniz buluna cak. Ben, emekliliğin ilk yılla- nnda bisiklete binerdim, tenis
oynardım, uzun yürüyüşler yapardım. Şimdi, yaşım 75’e geldi, bunlan eskisi gibi yapa mıyorum fakat, okumak, mü zik dinlem ek, ziyaretlerde bulunmak ya da misafir kabul etmek için daha fazla zama nım oluyor. Hayatta, yapacak, zevk alacak o kadar çok şey var ki, bazı mahrumiyetleri dert etmemek gerekir sanıyo rum. insanın hayatında bazı şeylerin önemi azalırsa, bazı- lannında o nisbette artar, bu nu, yaşayarak öğreniyoruz.”
"Giderek daha mı hare ketsiz yaşamaya başladınız? Seyahate filan çıkmıyor mu sunuz?”
"Hareketsiz demeyelim de, evimde yaşamayı daha çok sevmeye başladım. Yılın birkaç ayını dışarda, Fransa’ da geçiriyoruz. Karımın akra baları ve iyi dostlarımız var Paris’te ve Nis’te. Yazları on larla beraber oluyoruz. (Sadi Eldem’in eşi Ranâ Hanım- efendi’nin, Naciye Sultan’ın kızı olduğunu öğreniyorum. Enver Paşa öldürüldükten sonra, eşi Naciye Sultan, pa şanın kardeşi Kâmil Bey’le evlenmiş ve bu evlilikten Ra nâ Hanım doğmuş.)”
• YAZARLIĞIN ÇİLESİ
"Evinizde yaşayamayı bu kadar sevdiğinize göre, anıla rınızı yazmayı düşünmediniz mi?
“Yazmaya karşı şimdi an latacağım nedenle, içimde tu haf bir isteksizlik var. Ben, gençtim. Babam, emekliliği yıllarında da faal, durmadan araştıran, yazan, okuyan, ter cümeler yapan bir insandı. Abdullah Cevdet’le filan çalı şırdı. Hiç unutmam, Fransız ca’dan büyük bir eser ter cüme etmişti, Fransa Edebi yatı Tarihi, bin sayfahk bir eser. Aylarca uğraştı. Galiba, basılması için Milli Eğitim Ba kanlığına gönderilmesi gere kiyordu. Eski yazıyla ve elle yazılmış metinleri şapoğrafla çoğalttık, cilt haline getirdik, gönderdik. Cevap çıkmadı. Bir süre sonra, ‘Siz, bunu ye ni yazıyla ve daktilo edilmiş olarak tekrar gönderin’ diye, iade ettiler. Babam, yine ay larca uğraştı, istenileni yeri ne getirdi. Yine cevap yok. Ben, Milli Eğitim Bakanlığı’na giderek, ne olduğunu anlama ya çalıştım. Tozlu raflar, de polar, çuvallara konulmuş müsveddeler karıştırıldı, ba bamın tercümesi bulunama dı. O günden beri yazar em e ğine gösterilen bu saygısızlık içimde bir ürküntü yaratmış tır. Yazmak bir türlü içimden gelmiyor.”
• ERMENİ MESELESİ
Sadi Eldem’le, yine de anıların, bilgilerin kaybolma ması için yazmaktan başka çare olmadığını konuşuyoruz. Yazmak, yaşatmaktır. Artık yaşanmayacak bir zaman di liminde, artık tekrarlanmaya cak koşullar içinde meydana gelen bir olay, bir tecrübe, bir bilgi ancak yazarak diğer za manlara geçebilir. Daha son ra şöyle sürüyor sohbetimiz:
“ Bugün, çalışma hayatı içindeki meslektaşlanmı üzen olayları yaşamadan emekliye ayrıldım. Şimdi, görev bir ıs tırap haline geldi, şu Ermeni tedhişi yüzünden. Elçiler, gö revliler, cephede gibi yaşıyor lar. Hatta, cephede, saldırının nereden, ne zaman geleceği
ni kestirmek daha kolay, bu öyle değil. Her an bir saldırı olabilir. Bu iş nasıl bir nokta ya geldi, anlayamıyorum. İkin ci Dünya Savaşı’nın o ünlü V-1, V-2 bombardımanları al tında Londra’da görev yaptım. Tehlike herkesle paylaşıldığı zaman soğukkanlısınız, nor mal hayatınızı yaşıyorsunuz, neşenizi kaybetmiyorsunuz. Savaş şartları birdenbire nor mal hayat şartlarına dönüşü yor. Ama, şimdi meslektaş larımı düşünüyorum, herke sin barış içinde yaşadığı bir ortamda, bir haksız ve mantık sız saldırının beklentisi için de olmak ne müthiş! 1955- 1960 arasında Cenevre’dey dim. Dini ve milli günlerde se faret Ermenilerle dolardı. En vefalı vatandaşlanmız onlardı. 6-7 Eylül olaylarında, Dünya Kiliseler Birliği, mabedlere hücum edildi diye kıyamet koparırken, Ermeniler sefare te koşarlar ve ‘Siz bakmayın onlara, dünyanın her yerinde olur böyle şeyler, biz aynı top rakların çocuklarıyız’ diye, bi zi teselliye çalışırlardı. Evlere davet edilir, şerefimize özel memleket yemekleri yapılırdı. En ufak bir şikayetimiz olmaz dı. Londra’daki Ermenilerden de aynı izlenimleri edinm iş tim. Yıllarca sonra, Tahran’a gittim. Artık, emekliliğe hazır landığım yıllardı. Birden deği şen şeyi görmeye başladım. Her türlü bahane ile sefaretin önünde toplanıp, bağıran Er meni kalabalıkları binanın bü yük demir parmaklıklarını bile zorlayıp, üzerinden aşma taş kınlıklarına yöneliyorlardı. Aradan geçen zamanın tarihi bir kırgınlığı küllemesi gere kirken, bilakis, yangına körük le gidiliyordu. Şah, İran’ı güya bize karşı dost bir politikada dikkatliydi fakat, bu saldırıla ra hiç aldırmıyorlar, önleme ye çalışmıyorlardı. Şimdi, ara dan bir on yıl daha geçtikten sonra bakıyorum da, bu kadar iyi, insancıl ilişkileri böyle ter sine çevirmeye kimlerin gücü yetti;biz,acaba daha tedbirli, tehlikeleri daha önceden gö rüp, karşılamaya hazırlıklı ola bilir miydik, anlayamıyorum."
• BİZ TÜRKLER...
Sadi Eldem’i dinlerken, geçen yüzyılda ünlü bir Fran sız politikacısının bizim için söylediği bir söz aklıma geli yor: “Siz Türkler, olabileceğe aldırmaz, olmayacak şeyi de gerçekleştirm eye çalışırsı nız.”
Sadi Eldem’e, "Biz, zor dan hoşlanırız” diyorum, gü lerek.
“ Bakın, zor durumda kal dığım eğlenceli bir olayı an
latayım size” diyor:
“ De Gaulle gelmişti. Beni, mihmandar tayin ettiler. Sert bir adam. Çok da dikkatli. Ne yapmış etmiş, televizyonda Türkçe konuştu. Her şeyi in celiyor, öğreniyor. Yolda, geç tiğimiz her yer hakkında bilgi istiyor. Bu bina nedir? Ne za man yapılmış? Mimarı kim? Biz, saraylarımızı, camilerimi zi yapanları bile iyi bilmiyo ruz. Bunalıyorpm, iyi, kötü cevaplar vermeye çalışıyo rum. Gözü de iyi görmüyor. Yolun uzağında gecekondu mahalleleri var. Soruyor: ‘Ne dir onlar? Villalar mı?’ ‘Evet ekselans’ diyorum. Mutlaka bir cevap verilecek, yoksa bı rakmıyor. Ankara’da, Yabancı Konuk Evinde misafir ediyo ruz. özel karyola yatak yaptı rıldı. Biz salondayız. Madam De Gaulle içerde, galiba saçı na fön yapıyor. Fişi soktuğu anda ortalık zindan kesildi. Biz biliyoruz, umumi bir arıza. Ama, De Gaulle, karısını azar lıyor: ‘Hep bunu yaparsın, yi ne senin aletin kontak yaptır dı işte!”
—
(B in i)
Eldem, 1962-1964 arasında Pakistan'da bulundu. Eyüp Han Devlet Reisiydi ve Büyükelçimizinkanısma göre gerçek Türk dostu idi.
Sadi Eldem 1969-1972 yılları arasında Madrid’de Büyükelçimiz idi. Franko’ya itimatnamesini yerdiği gün, ispanya lideri ona uzun uzun Türkiye’yi sormuş, bilgiler almıştı.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi