n-e
Hersevivle
müzisyendi
ALATURKANIN S
Mesud Cemil,.,
Türk M ü ziği'n in efsane adı Tanburi Cemil B ey'in
oğlu, tanbur, kemençe, lavta, viyolonsel ve daha
birçok sazın icracısı, Türkçe'yi çok iyi kullanan bir
yazar ve hatip, üstelik Türkiye'de radyoculuğun
babasıydı M esut Cem il... A laturkanın geleneksel
vefasızlık rüzgârı şimdi onu n tarafına esiyor ve
artık adını anan bile yok...
B
ABASINDAN bahse derken, “Babamı; evi mizin geceleri ahşap kaplamalarına tırma nan sansarları, tavan aralarında koşuşan fareleri, selâmlığın bodrum penceresine açılan penceresin de görünen sarı yılanı, açık ka lan boş oda kapılarının karanlı ğında karşıma çıkan pırilerle karışık, bir hatıralar yumağının arasında görürüm...” diye anla tır.Gizli bir hüzün sadece yaz dıklarının değil, taş plağa alın mış tanbur taksim lerinin de sanki her yerini sarmıştır... Bel ki babasız ve sıkıntı içindeki ço cukluk günlerinin etkisidir bu melâl... Belki de, daha 14 ya şındayken kaybettiği ve hem babası, hem de sanatındaki en büyük ustası olan Cemil B e /e duyduğu hasrettendir.
Ve Mesud Cemil, babası Tanburi Cemil Bey'in hayatını anlattığı kitabını, ölüm döşeğin deki Cemil'in karısına, yani an nesi Saide Hanım'a söylediği son sözlerle bitirir:
“... Vakit geldi! Yirmibeş se ne rindane yaşadım. Öldüğüme teessüf etmiyorum. Lâkin, sizin için ızdırab sebebi oldum. Affe diniz! Kendinize ve Mesud'a iyi bakınız...”.
“Oğul” Cemil de, babası gibi “rindane” yaşar... Gençlik yılları varlık içinde değildir ama bo hemdir. Özel derslerden kon
serlere, mevlevihanelerden fa sıl âlem lerine uzanan bir ha yattır bu. Sonra, Avrupa yılları gelir... Berlin'de konservatuva- ra girer, bitirmeden döner, lise lerde hocalık eder ve 1926'da, adını asıl duyuracağı yerin ka- pısındadır: Radyo.
O sene kurulan ilk İstanbul Radyosu'nun herşeyidir. Müdür vekili, spiker, tanburi, viyolon selist, koro şefi ve radyoda ola bilecek her işin başı... Sonraları yazdığı bir kitapla makaleleri nin Türkçesi öylesine mükem m eldir ki, bugün bile birçok musiki yazarı onun edasını ve üslûbunu taklit hevesindedir.
S A D E C E İK İ D O S T ...
Bu çok renkli hayatında, en yakın dostları sadece iki kişidir: Kemençeci Ruşen Ferid Kam ve besteci Cevdet Çağla.
Bu dostluklar, Mesud Ce mil'in 1963'ün 11 Ekim'inde baş ka bir dünyaya doğru başlayan yolculuğuyla noktalanacaktır. Çocukluk arkadaşı Ruşen Kam, cenazesinden sonra “Ömrümün yarısını da beraberinde götür dü...” diyecek, Cevdet Çağla “Mesud'un olmayacağı bir dün ya aklıma bile gelmezdi...” diye anlatacaktır.
1957'de, Cevdet Çağla'yla beraber Bağdat'tadır Mesud Cemil... Orada bir konservatu- var kurmuş, beraber idare et mektedirler.
Mesud Cemil'in hiç bilinmeyen ve hiç çalınmamış bir şarkısı: "Göz bakar konuşmadan, söyler kalpten geçeni..". Sözler Nazım Hikmet'in ve ’’Cici Berber” filmi için bestelenmiş...
30 SHOW
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi