• Sonuç bulunamadı

Tevazu, sevgi, bilgi ve sükunet dolu bir sanat filozofuydu:Cihat Burak

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Tevazu, sevgi, bilgi ve sükunet dolu bir sanat filozofuydu:Cihat Burak"

Copied!
7
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAYI: 25

150.000 TL

(2)

TEVAZU, SEVGİ, BİLGİ ve SÜKUNET DOLU

BİR SANAT FİLOZOFUYDU

cihat

B

urak

TAHA TOROS ürk resmine damgasını

vuranlardan Mimar Ci­ hat Burak. 3 Mart 1994’de aramızdan ay­ rıldı.

Dünyamızdan ayrıldı demeye dilim varmıyor. O, sanat dünyası­ nın gök kubbesinde, parıltısıyla ya­ şayan yıldızlar arasında yerini al­ mış bulunuyor.

Cihat Burak, geniş kültürü ve mimarlıktaki sağlam bilgileriyle, emsali arasında parmakla gösterile­ cek bir kişiliğe sahipti.

Sevgi dolu bir yüreği, tevazu içerisinde, sükımetli bir yaşamı var­ dı. Tarih, edebiyat ve sanat konula­ rında yetenekli bir bilgi, geçmişe gıpta eden bir ilgi, Cihat Burak’ın özelliklerindendi.

Çok konuşmaktansa, çok dü­ şünmeyi yeğleyen, tual karşısında, değişik çağrışımları ilham kaynağı olarak dile getiren usta bir fırçası vardı. Geçmişin özlemini imbikten geçiren, çocuksu görünümleri ve duygulan hünerle çizen ve işleyen bir sanat filozofuydu.

Sanat sevgisiyle insan sevgisi paralelinde, hayvan sevgisini de ho­ bi olmanın ötesinde bir tutkuyla, aşkla sürdürmüş olan, orijinal bir

kişiydi. Kedilerin komyucusuydu. Kimseyi kırmadan, incitmeden, yaşamını sürdüren -eski deyimle- bir “ insan-ı kam il” idi... Onu 35 yıl önce tanımıştım. Paris’te bulun­ duğum yıllarda ise, daha yakından tanıyarak takdir duygularıyla dost­ luğumuz, kat kat güçlenerek sürüp gitti. Riyasız, vefalı ve gerçek dost­ luğun örnek bir temsilcisiydi Cihat Burak...

Paris’teyken istediğim biyografi­ sini detaylı şekilde, eski Türk harf­ leriyle yazmış olduğu mektubu hâlâ saklarım. Arşivimdeki kabarık dos­ yasında, -bu defa latin harfleriyle kaleme almış olduğu- bir biyografi­ si de bulunuyor. Bu son biyografiyi bana -tek başma- 50 yıl Aşitck dergisini çıkaran dostum Zeki S a ­ yar göndermişti. Zeki Sayar yaşla­ nınca, büyük bir aşkla, 50 yıl ya­ yınladığı dergisini kapatırken, bi- yografya alanındaki zengin arşivimi bildiği için olacak, bazı tanınmış mimarların özgeçmişlerini bildiren mektuplarım -ileride işe yarar dü­ şüncesiyle- bana hediye etmişti. Bunlar arasında, Cihat Burak’ın ye­ ni harflerle, inci dizisi gibi olan mektubu da vardı.

Cihat Burak, hazırladığı biyo­

grafilerinde, unutkanlığın zalim pençesine uğramamış güçlü bir ha­ fızaya malikti. Elimde birbirinin benzeri olan Cihat’a ait üç biyogra­ fisi bulunuyor. Bunların en genişi, Paris’teki dostluğumuz sırasında hazırladığı eski harfli bir biyogra­ fiydi. Burada onu, kendi kalemin­ den -pek az özetleyerek- sunmayı, ileride Cihat Burak için yapılacak etiidlere kaynak niteliğinde gördü­ ğüm için yayınlıyorum.

Cihat Burak, özetle mektubuna şöyle başlamıştı:

.. Paris ’te ressam larla da ilgili

olarak, vaktiyle yaşam ış olan Tıırk- lerin -kimselerin fa z la bilmediği- hayatları üzerindeki çalışmalarınız

Cihat Burak in yaşamında ve

hayalinde, kedilerle kuşların ayrı bir yeri vardır. '‘Kuş evleri” adını verdiği heykeli Yaparken. Yıl, 1978. (Fotoğraf: Ara Güler) Cihat Burak in biyografisini içeren Paris ’teri Taha Toros’a yazdığı eski

(3)

Cihat Burak iri T aha Toros’a hediye ettiği “Venüs’ün Doğuşuadlı özgün baskısı l !OaaUi'Ğl \juycatffi \/&DCU Paris ’te sergilenen tablolarından: “Nötre Dame ”. Cihat Burak, Nötre Dame in karşı kıyısında otururdu.

ve geçmiş olaylar hakkındaki konu­ lan incelemeniz beni çok mütehas­ sıs etti. Elimde imkân olsaydı, ben de aynı şeyleri yapm ak isterdim. F ak at ne çare...

Size küçiik bir gravür gönderi­ yorum. Çoban arm ağanı, çam sakı­ zı kabilindendir. Benden istediğiniz tercüme-i hâli de takdim ediyo­

rum. ..

Mektubun devamında Cihat Bu­ rak biyografisini şöyle anlatıyor:

1915 senesi Ağustos ayının S inci giirıü, A ksaray’da doğmu­ şum. B abam o zam an Süvari Yüz­

başısı Mehmet Şükrü, annemin adı

da Fitrıat. A ksaray’daki evi pek gü ­ zel hatırlarını. Yaşını pek küçüktü am a, o evirt lezzeti hâlâ dam akla- rımdadır. Sokağın köşesinde Sera- cettirı Bey in köşkü vardı.1 Bahçesi­

nin güzelliği adeta efsanevi bir söz konusu idi. H âlâ var mı bilmiyo­ rum? Sonra babam, Kuvayı Milliye kuvvetlerine iltihak ederek, İzmir’e giren Süvari Kolordusuyla beraber olduğundan, biz de annem, anne­ annem, kızkardeşimle beraber İz­ m ir’e gittik. K okaıyalı’da, iki sene k adar oturduk. İstanbul’a dönüşte babanı berıi G alatasaray Lisesi'ne verdi. 0 zamanki subay çocuklun tercihen alınırlardı.

G alatasaray Lisesi'nde geçen hayatım, ressamlığını üzerinde çok tesirli olmuştur. Hocalarımızın ço­ ğu Fransızdı. ilk sınıflarda din dersi hocamız Şevket Bey -ki biz kendisi­

neİskelet’ derdik!- bir Türkçe ho­

camızdan başka Türk hoca yoktu. Mr. Marıco, Mr. Fiza ve diğer hoca­ larımız vardı. Ama derslerini Fran ­ sızca verirlerdi.

Benim resinde ilk temasım, h a­ lam vasıtasıyla olmuştur. Babamın büyük ablasının küçük kızıydı. B ü ­ yük kızı Nazmiye halam tecennün e tm iştiM e d ih a halam beni birkaç kere o zam anlar ‘Sanayi-i Nefise’ mektebinin bulunduğu binaya gö­ türdü. Neresi olduğunu pek hatır­ lamıyorum. Ama galiba, çam urlara bata çıka girdiğimiz bir avlusu olan ahşap bir binaydı. O rada eli­ me bir külçe çamur verdiler. Ben o çamurdan bir arslanbaşı yaptım. Sonra, orada, o başı alçıya döküp kalıbını aldılar ve bana verdiler, senelerce sakladım. Sonra G alata­ sa ra y ’da en iyi not aldığım ders, daima resim dersi olmuştur. İlk ve orta sınıflarda hocamız Nurettin Bey’di. Genç ve f a a l bir adamdı. Resimden ziyade elişleri yapardık. Kendisi de heykeller yapardı. Son­ ra, şimdi ismini hatırlamadığım, daha genç bir hocamız oldu. Bize suluboya resim yaptırırdı. Beni teş­

vik ettiğini hatırlıyorum.

Tophane’de Lüleci Hendek S o ­ kağı ’ndaki kambur lüleciden, okka­ sı 10 kuruştan, lüle çamuru alıp küçük heykeller yapardım . H oca­ mız bunları çok sever, beni teşvik ederdi.

Lise kısmında resim derslerine topçu emeklisi Mehmet Ali Bey ge­ lirdi. 0 zaman G alatasaray ’da, te­ nis kortu denilen ve tenis oynanan, iç avluya bakan bir atölye vardı. B urada resim yapardık. Birlikte re­ sim yaptığımız arkadaşlardan res­ sam olanlar, bugün Paris ’te, resim­ le hayatlarını kazanmaktadırlar.

Mehmet Ali Bey', çok iyi bir res­ sam olmamakla beraber resmi çok sever, bize de sevdirmesini bilirdi. Daha o zamanlar, Paris ’e gelip res­ sam olmak kararındaydım. H atta

Bitıbir gece masallarındaki Şehrazat ve inciler içindeki rakkasesi.

bir seferinde hareket için p a r a bi­ riktirdim. Fakat imkan olmadı.

Mehmet Ali Bey mesane kanse­ rinden öldü. Yerine H alil Dikmen atölyeye gelirdi. Ben 1937 senesin­ de G alatasaray'ı bitirerek akade­ minin mimari bölümüne girdim. 1943 senesinde, iyi dereceyle me­ zun oldum. Sırasıyla evvela İnhi­ sarlar inşaat bürosunda, sonra An­ kara 'da Beden Terbiyesi Umum Müdürlüğü inşaat bürosunda, d a ­ ha sonra İstanbul'da Teknik Üni- versite’de kurulmuş bulunan, Anka­ ra Teknik Üniversitesi proje büro­ sunda, sonra 1948-1949 yılları a s ­ kerlik hizmeti bitiminde, 1950 y ı­

lından 1961 yılına kadar

Bayındırlık Bakanlığı bürosunda çalıştım.

1961 senesi Nisan ayında Fran- s a ’y a geldiğim zaman, görevim B a ­ yındırlık Bakanlığı Yapı İşleri Proje

(4)

Tanzim Fen Heyeti Müdürlüğü idi. M aalesef ben F ran sa'da iken, b a­ kan Mukbil Gökdoğan’ın gadrine uğradım. M aaşım kesildi. Meslek hayatımın muhtelif safhalarında resim yapm aktan uzak kaldımsa da hiçbir zam an bırakmadım. Babam , resimle meşgul olmama hiçbir z a ­ man m uhalif olmamıştır. Çok ileri düşünceli bir adamdı. Rahmetle anarım.

G alatasaray ’d a talebe sergileri dışında, ilk olarak resimlerimi 1957 senesi Nisan ayında, İstanbul Şehir G alerisi’nde teşhir ettim. 5 0 kadar resim vardı. Epeyce ilgi toplamıştı. Açılışı müteakip hemen A nkara’y a, vazifeme döndüm, ikinci sergiyi 1959 'da Ankara Sanatseverler Der­ neği’nde açtım. Sonra, 1961 N i­ sa n ’ında P a ris’e geldim. Fransız hükümetinden 6 aylık burs

almış-Cihat Burak’ın hayalindeki Nâzım Hikmet.

tim. Sonradan bu burs 10 ay a çı­ karıldı.

F ra n sa ’d a ilk sergiyi P a ris’te 1962 senesi Mart ayında açtım. Te­ levizyon ve radyo ilgilendi. Aynı se­ ne içinde, Fille şehrinde bir sergi açtım. Bundan sonra Fran sa'da muhtelif sergilerim oldu. Bronz ve gümüş m adalyalar aldım. 196-t yılı Nisan ayında açılan yarışm ada 600 resim arasından seçilen ilk 1 0 ’un arasın a girdim. B ana gümüş m adalya verdiler. Yaptığım bu re­ sim çok güzeldi ve sırf F ra n sa ’daki yarışm a için hazırlamıştım. Fakat

birinci mükafatı kazanamadım.

Bunda, yaban cı oluşumla birlikte resmin çok acaip oluşunun tesiri ol­ du.

Bu biyografimi, birlikte oturdu­ ğumuz lokantadaki sohbetinizin

hâlâ bulunduğum tesiri altında k a­

leme aldım. Ben öldüğüm zaman,

ortada pek eserim de kalmayabi­ lir. P aris’te bir zamanlar bu isimde bir Türk ressamı da y a şa ­ mıştı diye bir not olur ümidiyle gönderiyorum... ”

PARİS’TEKİ DOSTLUK YILLARI

Yukarıda da işaret ettiğim gibi Cihat Burak’ın gerek değişik kişile­ re verdiği ve gönderdiği biyografi­ sinde, gerek bazı sergi davetiyeleri­ ne aktardığı özet bilgilerde ilginç çocukluk dönemiyle, yatdı okul ya­ şamım ve mimarlık ve ressamlığı özleştiren gayretlerinin pırıl pırıl anlatımını görmek mümkündür.

Onun Paris’teki yılları St, Mic- lıele’de, Sen nehri kıyısındaki eski bir binanın küçük odasında geçti. Fakir bir bekar odası görünümün­ deki bu daracık odada bir yatak, bir küçük masa ve tek iskemle var­ dı. Burada yaşar, resimler yapar, zaman zaman dünyanın güzel sa­ natlar merkezi olan Paris'teki bü­ tün sergileri izlerdi. Bursu bitince, Bakanlık tarafından aylığı kesilin­ ce, çok sıkıntıya düştü. Ama sanat aşkı uğruna bütün sıkıntılara göğüs gerdi.

Zaman zaman kendisini bu loş odasından alıp, haftanın bir günün­ de döner, imambayıldı, muhallebi ve baklava gibi Türk yemekleri ya­ pan patronlarının ikisi ram, ikisi ermeni, biri musevi olan lokantala­ ra götürürdüm. Burada saatlerce sohbet ederdik. Cihat, Türk yemek­

leri için gittiğimiz bu lokantalarda­ ki sohbetlerimizi hiç unutmamıştı. Daha sonra İstanbul’da sürdürdü­ ğümüz sohbetlerimizde hep o eski günlerin çok renkli ve zevkli buldu­

Kedi sevgisi Cihat Burak ’m hobilerindendi. Kediler, O’na modellik yapardı.

ğu tarih ağırlıklı, geçmiş zaman olaylarının öyküsünü hatırlatır ve o günlerin hüzünlü özlemi içerisinde, kısa cümleli konuşmalar yapardı.

BİR RESİM SATMANIN SEVİNCİ

Sanıyorum Cihat Burak’ın bir tablosu ilk defa Türkiye’de değil, Fransa’da satıldı. I latırladığıma gö­ re, bu satış Paris’in ünlü galerile­ rinden Casanova’da gerçekleşti.

Arap ve İslam kökenli Fransız uy­ ruklu biri almıştı. Cihat, bu satışın sevinciyle, galerinin yakınındaki, özellikle tiyatro yazarlarıyla aktör­ lerin oturduğu kahvede bize bira ıs- marlamıştı. Abidin Dino ile Fran­

sız ressamlarından Kambur Boppe

adını verdiğimiz sanatkârla,

Ceza-“Eğleniyoruz ". Devlet Resim ve Heykel Sergisi,

1973 Başarı Ödülü.

(5)

Değişik duyguların ilhamıyla oluşturduğu bir eser.

Cihat Burak az sayıda portre yaptı. Yahya Kemal’in portresi, sevdiği eserlerin başında yer alırdı.

yirli El gaz i de masamızdaydı.

Abidin, tabloyu alan kişinin ge­ nellikle naif türü resimler topladı­ ğım söyledi. Tabloyu alan, Abidın’e Türkiye’de primitif ve nail ressam­ lar olup olmadığını sordu. Enderun ressamları üzerinde vaktiyle bir ça­ lışmam olduğundan, Dino, bu soru üzerine bana baktı. Benim karşılık vermemi ister gibiydi. Osmanlı dö­ neminde Enderun dan yetişenler

Î 3 A r - ( fesle*

d a -a jfv /fa tT/ d m u ı ■

C Tî'j jÜm

Cihat Burak yakın dostlarına gönderdiği yılbaşı ve bayram tebriklerini, kendine özgü resimlerle süslerdi. Eski Fransız ressamlardan bazılarının uyguladığı bu geleneği, Fikret Muallâ da sürdürürdü.

arasında birkaç kişi vardı.

Cumhuriyet dönemindeki ben­ zerlerini de Abidin yakından bilir­ di. Sonunda naif tipi tablolardan koleksiyon yapan alıcıya, halen Türkiye’de -Cumhuriyet dönemin­ de- üç ressam yetiştiğini, Cihat’ın da üçüncüsü olduğunu söyledi.

Cihat Burak’ın, çocuksu, geçmi­ şi hayal ettiren, sevecen kompozis­ yonlar içerisinde hazırladığı çok sa­ yıda tablosu vardı. Cihat, Türki­ ye’ye döndükten sonra bu türden resimler yapmaya devam etti. Bir aralık Bursa’da, mimarlık hizmeti verirken, taş mimarisinin derinliği­ ne inerek, mezar taşlarındaki hat sanatını inceledi. Bu ölmüş sanatın etkisi altında resimler yaptı.

TAM BİR SANAT ADAMI

Cihat, tam bir sanat dostu ve sa­ natının bir bakıma filozolııydu. Çok sayıda sergi açtı. Sanırım sayı­ sı 40 civarındadır.

Cihat Burak, Fikret Muallâ’nm

da çok takdir ettiği bir ressamdı. Cihat, her ne kadar Muallâ gibi, iç­ kiye fazla düşkün değildi ama son yıllarda, yaralı ciğerini hiç düşün­ meden hoşça ve çokça kadeh kul­ landığı olmuştur.

Resimde, tekniğin değerini iyice anlamış sanatkârlardandı. Resim­ de, geçmişten hiç kalmamış olan tipleri, anıları, tüm renkliliğiyle tablolarında yaşatmıştı. Bu tablola­ rı daima yaşayacak ve zaman geç­ tikçe aranacak ve takdirle anılacak­ tır.

Rahmetli dostum Fikret Muallâ için, sık sık, söylediğim bir söz var­ dır:

“Muallâ, P aris’e gitmeseydi,

İstanbul’da sıradan bir ressam olarak kalırdı.

Bunu Cihat için de tekrarlayabi­ lirim. Paris’in sanat hayatı, Ci- hat’m kültürünü zenginleştirdi ve renklendirdi. Paris'te dünyanın dört bucağından gelmiş binlerce ressam vardı. Bunlar, sanatın çeki­ ciliği ve sihirli tılsımıyla buraya gel­ mişlerdir. Bilgilerine bilgi katabil­ mek, fırçalarını daha renkli olarak konuşturmak için, maddî yoksun­ luklara katlanarak Paris te bütün müzeleri, bütün galerileri ve res­ samların yemek yedikleri lokanta­ ları şarap içtikleri kahveleri, hatta -keseleri elverdiği zaman- bohem hayatının renkli havasım sezinleye­ bilmek için gün ışığına kadar açık olan, bâzı eğlence yerlerini dolaşır­ lar. Kaldırımlara resimler yaparak, mendil açıp günlük geçimleri için para toplayan gençleri ilgiyle izler­ ler. Bunların içlerinden, belki gele­ ceğin ünlü ressamları bile çıkabilir. Nitekim Fransa’nın iki ünlü ressa­ mı böyle yetişmiştir.

Fransa’da her gün, hemen her semtte değişik resimler sergileyen galeriler vardır. Haftanın belirli günlerinde sanat müzayede salonla­ rında tablolar, biblolar, heykeller teşhir edilir. Buraları akm akın zi­ yaret edenler ve civarındaki sa­ natkârların oturduğu kahvelerde, sanat eleştirilerini, sohbetlerini din­ lerler, bilgi aktarması yaparlar.

Cihat Burak, bu zevki tadanlar­ dandır. Paris’teki diğer Türk res­ samları gibi o da bu güzel sanatlar şehrinde ufkunu genişletmiş fırçası­ nı güçlendirmiş, boyaları daha çok renklendirmiş kişilerdendir.

(6)

R A P H A Ë L M I S C H K I N D

d'ko not** de. <toki

U M e rcred i 1 0 O ctobre 1962 à p a r t ir d e 17 b . 3 0 . D u 10 O ctobre a u 3 N ovem bre 1 9 6 2 .

H U K

kafasındaki tarih ve edebiyat bilgi­ sini işleterek Paris’te güçlendirdiği yeteneğini sihirli fırçasıyla tuala ak­ tarmasıdır.

Fırçasını, ticarî amaçtan uzak olarak, fikir ve sanat için kullanan­ lardandır. Bir tabloyu tamamladık­ ça mutlu olur. Değerini bilerek, sa­ tılınca onun mutluluğu kat kat ar­ tar. Sanat dostları onu şöyle ana­ caklardır:

Bir zamanlar, bir Cihat Burak vardı.

30 vıl öncesi bir mektubunun sonunda çalışmalarını şu cümleyle dile getirmişti:

"... belki ben öldüğüm zaman ortada pek fa z la eserim kalm ayabi­ lir. Ama bir zam anlar bu isimde bir Türk ressamı yaşam ıştı diyebilsitı- ler... ”

CİHAT’IN MİMARLIK ESERLERİ

Cihat, mimar olarak İstanbul’da Tekel Müdürlüğü binasının proje­ sinde, Ankara’da Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü binasının proje­ sinde ve Ankara’da Fen Fakiilte- si’nin projelerini hazırlayan büro­ larda çalıştı. 1950 senesinde 50 ya­ taklı bir hastalıanenin şantiye şefli­ ğini yaptı. Aynı vıl Bayındırlık Ba­ kanlığı Yapı İşleri Reisliği nde görev aldı. Burada, Gaziantep Hü­ kümet Konağı, Rize ve Mersin Adli­ ye binaları, Buldan Hastahanesi ile değişik inşaatın projelerini hazırla­ dı. 1957 Ağustos’unda Kabil Büyü­ kelçiliği Binasının projesini yap­ makla görevlendirildi. Bu arada Hindistan’da kalarak bâzı etüderde bulundu. 1957 yılında Bayındırlık Bakanhğı’nm proje tanzim ve Fen Heyeti Müdürlüğü ııii yaptı. İstan­ bul’da tek eseri, akrabasından biri­ ne ait apartmanın projesidir.

Devletin açtığı biri otel, diğeri resmi büyük bina projesi yarışma­ larında eseri takdire değer bulun­ du. Ancak birinciliği alamadı.

“BORAK”tan "B lR A K 'a

Eski Türk Harfleriyle “ Borak”

ile “ Burak” aynı şekilde yazılır.

Yani eski harflerle yazılan bu keli­ me iki türlü okunabilir. Cihat, eski harfler döneminde Galatasaray’da eğitim gördüğünden bu harflerle yazmayı asla unutmamıştır.

Onun aldığı soyadı önceleri “Bo- rak”tı. Eski harflerle yazıldığı bu soyadı “ Burak” olarak okunabilir. Eski harfleri bilen arkadaşları mek­ tup zarflarını yeni harflerle yazma­ ya başlayınca Cihat’a gelen mek­ tupların çoğunda “Borak , “Burak biçiminde yazılmaya başlanır. Bu, Cihat’ın hoşuna gider. Nüfus daire­ sine ve mahkemeye başvurarak "Borak” ı "Burak’ a çevirtir. Fran­ sa'da açtığı sergilerin İkincisinde ve Türkiye’deki ilk sergilerinin davetiyelerinde Cihat’ııı soyadı “ Borak” olarak geçmektedir.

MUTSUZ EVLİLİK

Çok kişi bilmez. Aslında Cihat Burak, hiçbir zaman aile çevresin­ den söz açmaz. Bu konuda en az konuşan bir kişidir. Aile çevresinde

‘ ketum’ dıır. Bâzı konularda, özel

hayatının kapılarını ve pencereleri­ ni kapalı tutan bir yaratılıştadır. Uzun sürmeyen bir evliliğin üzün­ tüsünü yaşayan Cihat Burak, bunu inzivaya çekilerek fırçasıyla başba- şa kalarak gidermiş sanatkârlardan biridir. Yaşamında kadınlar olmuş­ tur. Ama, kedi seven kadınlar...

BEĞENDİĞİ TÜRK RESSAMLARI

Paris’teki sohbetlerimizde Cihat, Türk ressamları arasında Şeker Ahmet Paşa yı, Muhiddin Seba-

ti’yi, Avni Lifij’i çok sevdiğini söy­

lerdi. Çallı yı, nedense beğenmezdi. Fikret Muallâ’yı takdir ederdi. “İs­

mimizi F ran sa'd a o tutuyor" derdi.

Cihat bu görüşünü açıkladığı yıllar­ da Muallâ hayattaydı. Bir türlü ara­ sı iyi gitmeyen Fransız polisinden yılmış, Alp Dağları eteğinde

sığındı-R A P H A t l M I S C H K I N D

tfo u s p aie d koK oı& ı de fnésence U oerutisscuje de l’expoéUwH

L e M ercrtd i 10 Octobre 1962 à p a r tir de 17 h . 3 0 . D u 10 Octobre a u 3 Novem bre 1962.

7. me J u s S*n« Peur - LILLE TA . »7 J049 Cihat Burak'ın Paris’teki sergi broşürünün kapağı. (Cihat’ın o zamanki soyadı iiBorak”tı.)

ğı bir çiftliğin rahat aneksinde, tek başına, gürültüsüz bir yaşamın hu­ zuru içerisinde, büyüleyici resimle­ rini yapmaktaydı.

Yine aynı yıllarda Cihat, İstan­ bul’daki ressamlardan da söz açar­ dı. Alî Karsan ile Ali Çelebi nin

tarzlarını seviyordu. Yenilerden de

Nuri lyem’i beğenirdi. □

Dipnotlar:

1. Seracettin Bey, döneminin tanın­ mış eğitimcilerindendir. Eski harfler döne­ minde “ Lafonten”den manzum masallar çevirmiştir.

2. Tecennün, delirmek anlamındadır.

T aha Toros ve iki yanında bir zamanlar sanat yaşamlarını Paris 'te sürdürmüş olan iki ressamımız: Cihat Burak ve Avni Arbaş.

(7)

BAZAAR 54 İSTANBUL Nuruosmaniye Cad. 54 cagaiogiu - Is t a n b u l Tel: (0212) 51121 50 BAZAAR 54 GALERÍA Ataköy -İSTANBUL Tel: (0212) 55903 19 BAZAAR 54 KAPADOKYA Zelve Yolu 50500 Avanos - NEVŞEHİR Tel: (0384) 511 24 54 BAZAAR 54 ASPEND0S Küçük Belkıs Köyü Kürtali Mevkii Serik - ANTALYA Tel: (0242) 735 72 81 BAZAAR 54 ANTALYA Yatlimanı Kaleiçi 4 ANTALYA Tel: (0242) 24102 90 BAZAAR 54 MARMARİS Yat Limanı Barbaros Cad. 1 Marmaris - MUÖIA Tel: (0252)4128201 TAVAS HALI Cankurtaran Mevkii Tavas - DENİZLİ Tel: (0258) 637 42 38 SULTANKÖY EL SANATLARI MERKEZİ Ç am lık Selçuk - İZMİR BAZAAR 54 KERVANSARAY Öküz Mehmet Paşa Kuşadası - AYDIN Tel: 0256 614 34 1 il I K H O L D İ N G K U R U L U Ş U D U R

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Kanunda, Hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, Orman Kanunu'na göre orman sayılan yerlerden hangilerinin çevre ve Orman Bakanlığı'nca, Kültür ve

Kamu İnternet Erişim Merkezleri, halk eğitim merkezleri, gençlik merkezleri, kütüphaneler, e-devlet hizmeti verecek hastane ve İŞ-KUR binaları gibi yerler, yerel

Bana şimdiye kadar adığım, bundan sonra da alacağım en değerli ödülü verdiniz, bir parkorman ödülü, sağ olunuz. Ya şar Kemal'in 8 Eylül Cumartesi günü Batman

Taha

SpaceX’in uzaya göndermeyi hedeflediği uydu sayısı ise bugüne kadar gönderilmiş uyduların tümünden daha fazla.. Merkezi ABD’de olan firma, ülkedeki ilgili

Özellikle öğrenciler için hazırlanan tablet, not tutmayı ve paylaşmayı çok daha kolay ve keyifli bir hale getiriyor. Tablette yüklü olan yardımcı yazılım, yazdıkça

Diğer yandan yeni modelde kasa içinde daha fazla yer açmak için 3,5 mm’lik standart kulaklık girişinin kaldırılması bazı kullanıcıların tepkisini çekiyor.. Ses

Twitter’ın kamusal alana yaptığı katkı göz önünde bulundurulduğunda tıpkı Wikipedia gibi kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak yoluna devam etmesi de bu