• Sonuç bulunamadı

Kendini gölgeleyen yazar:Eleştirileriyle tanınan Memet Fuat, sanradan dergi ve yayınevi yöneticiliğine ağırlık verdi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kendini gölgeleyen yazar:Eleştirileriyle tanınan Memet Fuat, sanradan dergi ve yayınevi yöneticiliğine ağırlık verdi"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

l

7 7 - f/ /S ^ I

atbaacillk ve Gazetecilik Türk Anonim Şirketi adına İç Politika Celal Başlangıç. Dış Haberler: Lrgun Balcı, Ekonomi: C engi* Turhaa, l>-Setulıka: bukran Ketenci. Kullur: Celal l)»ter, İstanbul Yayın K urulu Başkan Nadir Nadi B asan ve Koyan: Cumhuriyet Matbaacılık ve G. I Yayın Müdürü: Haşan Cemal, Müessese Müdürü: Haberleri: Kemal Kaçuk. Eğitim: Genca> baylan. Haber Arattırma İsmet Berkan, Vurt Haberleri: Necdet Doğan, Spor Danışmanı Oktay Akbal. Yalçın Bayer, Haşan 34334 İst. PK: 246 - İstanbul. Tel: 312 03 0.'

I İşleri Müdürü: Oka) Gönensin, 0 Haber Merkezi Abdulkadir Yucelman, Dizi Yazılar Kerem Çalışkan. Araştırma: bubin Alpay. Düzeltme. Abdullah Yarıcı £ Koordinatör: Ahmet Korulsan Cemal. Hikmet Çelinkaya. Okay B ürolar Ankara: Ziya Gökalp Blv. İnkılap S. N :r, Sayfa Düzeni Yönetmeni: Ali Acar £ T e m s ilc ile r : % Mali İşler Erol Erkut 0 Muhasebe: Bulcnı Yener £ Bütçe-Planlama Sevgi Osmanbeşeoglu 0 Reklam: Ayşe lorun £ Ek G önensin. Lgur Mumcu. Ilhan 05 65 0 lırolr: H. Ziya Blv. 1352 S. 2/3, n. İZ M İ R Hikmet (,'etinka>a. A D A N A : Çetin Yigenoglu Yayınlar Hülya Akyol 0 İdare. Hüseyin Gurer £ İşletme Önder Çelik £ Bilgi İşlem Nail İnal 0 Personel: Sevgi Boslancıoglu Selçuk, Ali Sirmen. Ahmet la n % Adana: İnönü Cad. 119 S. No: I Kat I. Te

CİM 1990 İmsak: 4.43 Güneş: 6.08 Öğle: 11.55 ikindi: 14.59 Akşam: 17.32 Yatsı: 18.51

Eleştirileriyle tanınan M em et Fuat, sonradan dergi ve yayınevi yöneticiliğine ağırlık verdi

Kendini gölgeleyen yazar

MF.MET FUAT — Barışçı insanlar yetiştir­ mekte, hiçbir spor voleybolla yanşamaz.

P O RTRE

MEMET FU A T

Eleştiri yazıları

1926’da İstanbul’da doğan Memet Fuat Bengü, Haydarpaşa Lisesi’ni ve İÜ Edebiyat Fakültesi Ingiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü (1951) bitirdi. Kısa bir süre Aylık

Ansiklopedi’de çalıştı (1945), iki arkadaşıyla

Kitaplar dergisini çıkardı (1950-51), çağdaş Amerikan yazarlarından çeviriler yaptı. Dergilerde yayımlanan eleştiri yazılarıyla dikkati çekti. Ataç Eleştiri Armağanı’nı (1959), DUşünceye Saygı adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Deneme-Eleştiri ö d ü lü ’nü (1961) kazandı. Uzun yıllar Yeni Dergi’yi çıkardı (1964-75); kurduğu “de Yayınları”nı yönetti. Bir ara Yazko-Edebiyat’ı yöneten Memet Fuat, şimdi Adam Sanat dergisini yönetiyor; Adam Yayınlan’nda danışman olarak çalışıyor. Yunus Emre, Karacaoğlan, Şinasi, Ahmet Haşim vb. yazarları konu alan yardımcı edebiyat kitapları hazırladı; 1962-72 arasında Türk Edebiyatı

başlığını taşıyan antoloji niteliğinde yıllıklar çıkardı. Son yıllarda yazılarını Çağını

Görebilmek (1982), Unutulmuş Yazılar (1986), adlı iki ciltte topladı; Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’ni (1985) hazırladı.

“ İlk deneme kitabımın

adı Düşünceye Saygı

idi. Bu sözü bir liberal

olarak değil ırk, soy,

din, ulus ayrımı

gözetmeden, baskıya,

sömürüye, savaşa,

kargaşaya karşı bir

insan olarak

söylemiştim. Otuz yıl

sonra yine ‘Düşünceye

Saygı’ diyorum.”

ALPAY KABACALI

~

“ Kimin olursa olsun, iyi bir yazı, iyi bir kitap yayımladığım zaman, kendi yazımı ya da ken­ di kitabımı yayımlamış gibi mut­ lu olurum” diyor Memet Fuat. “Sanırım, kendi için hiçbir şey istemeden yaşamak, bende bir düşünce değil, bir uygulama ol­ du. Bugün de zamanımın nere­ deyse bütününü başkalarının ki­ taplarını derlemeye, düzenleme­ ye, düzeltmeye, yayımlamaya harcıyorum. Övünerek söylemi­ yorum bunları, övünülecek bir şey değil. Yazma gücünüz varsa, bunu engellememelisiniz. Ama ben kendimi hep engelledim. Bilmeden diyemem, bilerek... Sanırım, insanların korkunç bencilliğine karşı benim ahla­ kımda denetleyemediğim yeğin bir tepki var. Özgecilikte çok ile­ ri gitmem bu yüzden olabilir. Kendimle ilgilenmekten elimden geldiğince kaçtım. Böylece de yazarlığımı gölgelemiş oldum.”

Lise sıralarında, annesinin zorlamasıyla öyküler, şiirler yaz­ maya, yazdıklarını dergilerde ya­ yımlamaya başlıyor. Çevresi, da­ ha çok öykülerini beğeniyor. Bunları, bir iki eksiğiyle, arka­ daşı Tuna BaUacıoğtu’yla birlik­ te çıkardıkları Aşk ve Sümüklü­ b öcek le topluyor (1946).

Üniversite sıralarında yazdığı

Yaşadığımız’! “Birbirine bağlı iç içe öykülerden oluşan bir roman” diye tanımlıyor. Yaşar Nabi’nin övdüğü, o dönemde Orhan Kemal, Orhan Hançerli- oğlu vb yeni yazarları tanıtan Varlık Yayınları arasında yer vermek istediği kitap, telif ücreti konusundaki anlaşmazlık dola­ yısıyla yayımlanmıyor. 1951’de

kendisi bastırıyor Yaşadığımız’ı,

ama dağıtamıyor. “Varlık Yayın­ ları arasında çıksaydı, sanırım birkaç roman daha gelirdi arka­ sın d an , rom ancı olarak gelişirdim” diyor.

ilk sayısı şubat 1950’de çıkan

Kitaplar, temiz, derlitoplu, bib­ liyografya dergiciliğimizde özel yeri olması gereken bir yayın. Memet Fuat’la arkadaşları Tu­ na Baltacıoğlu ve Oktay Verel,

dergilerini tutturmak için epey çaba harcıyorlarsa da başaramı­ yorlar. Ama Memet Fuat dergi­ ciliğe “bulaşmış” oluyor bir ke­ re... Bu, onun günümüze kadar

gelecek dergicilik tutkusunun ilk

adımı...

1940’ların ikinci yarısında bir süre Aylık Ansiklopedi’de çalı­ şıyor. O sıralar hazırladığı mad­ deleri, magazin bölümü için yaptığı serbest çevirileri beğe­ nen, arada bir dergilere yazdığı edebiyatla ilgili yazılardaki üs­ lubunu öven Hüsamettin Bo- zok, Yeditepe’yi çıkarmaya baş­ layınca diyor ki: “Sen bu işi kı­ vırıyorsun. Yeditepe’ye sürekli yazmalısın.” Bir iki ünlü yazar dışında kimseye bir şey

ödemez-ken, Memet Fuat’a telif ücreti de ödüyor. Böylece onun Yeditepe1

ye sürekli yazmasını, eleştiriye geçmesini sağlıyor.

öy k ü kitapları çevirmesini öneren de Hüsamettin Bozok... Yeditepe Yayınları için Stein­ beck, Caldwell, Jack London, Hemingway’den çeviriler yapı­ yor. Günün birinde, Yaşar Na- bi’den bir mektup... Görüştük­ lerinde, Varlık Yayınları için lîd- gar Allan Poe’nun öykülerini öneriyor; “Bunları ancak siz çevirebilirsiniz” diyor.

“Bu tür övgülü yaklaşımlar genç yazarları yüreklendirir, ça­ lışma isteği verir. Hiç aklımda yokken Poe’yu çevirmeye koyul­ dum. Arkadan Saroyan, Kathe­ rine Mansfield, Truman Capo­ te... Çok güzel bir dönemimdi diyebilirim. Çeviri değil, sanki ‘üslup çalışmaları' yapıyor­ dum... Kaptırıyordum kendi­ mi... Gerçi sürekli çeviri yap­ maktan, para kazanmak için çe­ viri yapmaktan bıkkınlık geldi­ ği oluyordu, ama aslında iş pa­ ra kazanmayı çoktan aşmıştı... Sonunda Walt Whitman çeviri­ si girdi araya. Yaşar Nabi’nin

is-teği üzerine bir de Tiyatro Tari­ hi çevirdim ile yazdım arası bir şey...”

Bu çevirmenlik döneminde, bir soruyu yanıtlarken, “Benim için iyi bir kitap yazmakla iyi bir kitap çevirmek arasında bir ay­ rım yoktur” diyor Memet Fuat. Bu, okur açısından doğru. Ama yazar ya da çevirmen açısından bakınca? “Dağlarca, bir konuş­ mamızda, çevirmenliğin ‘edilgin’

bir iş olduğunu söylemişti kü­ çümseyerek. ‘Kendin yaz!’ di­ yordu... ‘Yazmak ‘etkin’ bir ey­ lem. Bir başkasının aracısı değil­ siniz. Bütün ‘onur’ sizin... Kim­ senin gölgesinde kalmıyor, öne çıkıyorsunuz’...”

Çeviriler yaparken eleştiri ala­ nına da “ boylu boyunca girmişti” Memet Fuat. Düşün­ celerini, özellikle tartışmalarla açıklıyordu dergilerde. Eleştiri yazıları ilgi görüyor, beğeniliyor­ du. 1959’da dergilerde çıkan ya­ zılarına Ataç Eleştiri Armağa- nı’nı veren kurulda Macit Gök- berk, Sabahattin Eyuboğlu, Dağlarca, Sabahattin Kudret Aksal gibi ünlü, saygın kişiler vardı. 1961’de T D K ’nın

Deneme-Eleştiri Ödülü’nü ka­ zandık Bunlar, Türkiye’de bir eleştirmene verilen ilk ödüllerdi. Ama o, eleştiri yazılarına ağır­ lık vereceği yerde, az satıldığı için kimsenin yayımlamak iste­ mediği değerli kitapları basmak üzere “de Yaymevi”ni kurdu hiç parası yokken Briç kitabının ge­ lirine dayanarak... Derken Yeni

Dergi’yi çıkarmaya başladı. Baş­ ka yazarların yazılarını yayımla­ mak için... Çok az yazısı çıktı

Yeni Dergi’de...

“Yıllarca hep böyle çalıştım”

diyor. “Kendimden çok başka­ larını gözeterek... Ayrıca tanın­ mak, ünlü bir kişi olmak da is­ temedim hiç. Yazar olarak adı- j nız bilinmeli, yayılmalı, bu ye- 1

ter. Boyunuzu bosunuzu, yüzü­ nüzü gözünüzü görmelerine ne gerek var! Biliyorum, bütünüy­ le kaçınılmaz. Bir yerlerde re­ simleriniz çıkacaktır. Gelenek böyle... Yoksa alınganlıklar, kır­ gınlıklar olur. Ama bunu en aza indirmeye özen gösterilebilir.”

En önemlisi de “televizyona yakalanmamak”... Bir televizyon ekibini Bağlarbaşı Spor Salo- nu’ndan geri çevirirken ne kadar utandığını, üzüldüğünü anlatı­ yor...

Ama yakalandığı da oluyor:

“Yoleybol milli takımı antrenö­ rüyken, gittiğimiz turnuvayla il­ gili olarak televizyona bilgi ver­ mek zorunda kalmıştım. Ertesi gün kapıcısı, bakkalı, manavı, herkes bir söz attı; uzun bir sü­ re uzak tanıdıklara basketbol değil, voleybol antrenörü oldu­ ğumu anlattım...”

Evet, voleybol... Bu da bir özveri...

“Oturduğum semtin çocukla­ rını, sokaklarda dolaşmak, kah­ ve köşelerinde kâğıt oynamak­ tan kurtarmak için semtin eski ailelerince girişilen bir etkinlik­ te payıma düşen, önce futbol i

antrenörlüğüydü. Sonra bu spo­ run şiddete açıklığından rahat- < sız olarak voleybola yöneldik. Kısa bir süre sonra Aitınyurt, j hatta bütün Altunizade bir vo- ı leybol cennetine dönüştü. Şu 1

anda çevremde dört tane A mil- j li, iki tane genç milli olmuş j komşum var.”

Voleybolu yılnızca bir spor j değil, tıpkı amatör tiyatroculuk j gibi, bir eğitim aracı olarak gö- [

rüyor Memet Fuat. j

“Barışçı, dürüst, çevresine ( uyum sağlayabilen insanlar ye- < tiştirmekte hiçbir spor voleybol- ç la yanşamaz. Atletizm, cimnas- i tik, yüzme gibi temel bireysel < sporlar aklınıza gelebilir ki vo­ leybol onlara da grup sporu olu­ şuyla üstündür.”

Ve voleybola ayırdığı zaman­ ların yazarlığından çalınmış, ça­ lınmakta olan zamanlar olduğu­ nu bile bile “Ne yapalım” diyor, < “böyle daha mutluyum.”

Ona göre bir çeşit “öğretmen , duyarlığının sonucu bu: ı

“Biçimlenme dönemindeki genç insanlarla sürekli ilgileni- | rim, olumlu gelişmelerini görür- ] sen sevinirim. Sanat alanında da ] böyle bir eğilimim olduğu açık. ] Yeni yetişenleri hep desteklemi- şimdir.” ı

Eleştiri anlayışına gelince...

“En belirgin yan, ‘bildiren’ bir kişi olmaktan kaçınmamdır” di- <

yor. “Arayan, sorular ortaya atıp yanıtlarını bulmaya çalışan bir yaklaşımı her zaman üstün tut­ tum. Benim için tartışılmayacak konu yoktur. Yanılmaktan hiç korkmam, değişik dönemlerim­ de değişik yanıtlara ulaşmaktan da... Her şeyi bilen, tepeden ko­ nuşanları sevmem diyemem, on­ ların da ayrı bir tadı vardır, ama onlar gibi olmak istemem. İlk deneme kitabımın adı Düşünce­ ye Saygı idi. Bu sözü bir liberal olarak değil, ırk, soy, din, ulus ayrımı gözetmeden, bütün in­ sanların mutluluğunu özleyen, baskıya, sömürüye, savaşa, kar­ gaşaya karşı bir insan olarak söylemiştim. Otuz yıl sonra yi­ ne ‘Düşünceye Saygı’ diyorum. Bugün bu sözü söylemenin çok daha kolaylaşmış olması beni sevindiriyor...”

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Çalışmamızda baş boyun kanseri nedeniyle opere edilen hastalardan elde edilen kanserli dokularda sap- tanan telomer uzunluğunun, kontrol grup olarak değer- lendirilen ve aynı

öğleye kadar Pi­ erre Loti kahvesi «normal» bir mahalle kahvesi olarak kullanı­ lıyor. öğleden sonra ise turis­ tik bir görünüm

Kenize Paris'te ikinci Dünya Savaşı yıllarında başlayıp Hindistan'a, Pakistan'a ve Mısır'a uzanan bir hayatı, kendi hayatını anlatıyordu. Annesini İkinci Dünya Savaşı

Fikret için yapılan ihtifal Tevfik Fikretin ölümünün 15 inci yıl dönümü vesilesile.. 19 ağustos salı günü güzel San’atler Birliğinde bir ihtifal

Elektron mik- roskobu altında yapılan incelemede bu kablo benzeri yapının yaklaşık 1 cm kadar uzadığı ve tortunun dibindeki oksijensiz ortamdaki bakterilerin yüzeye yakın

Gezegeni sabah Güneş doğmadan önce görmek için batı-güneybatı ufku üzerine bak- mak gerekiyor.. Satürn batmak üzereyken Spi- ka bu sefer onun solunda, ufukta hemen he- men

Çevirir camları birden peri kâşânesine, Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka. Mestolup içtiği altın

Sokak isimlerinin değiştirilmesi konusundaki takdi­ rin, tamamen İsimlendirme Komisyonu ve Belediye Meclisi’ne ait olduğunu bildiren Gökçek, “Bizim Çetin