• Sonuç bulunamadı

Sosyal sorumluluk yaklaşımı bağlamında yerel medya mensuplarının haber üretim sürecini algılayış biçimleri: Konya yerel basın örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Sosyal sorumluluk yaklaşımı bağlamında yerel medya mensuplarının haber üretim sürecini algılayış biçimleri: Konya yerel basın örneği"

Copied!
196
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ GENEL GAZETECİLİK ANA BİLİM DALI

SOSYAL SORUMLULUK YAKLAŞIMI

BAĞLAMINDA YEREL MEDYA

MENSUPLARININ HABER ÜRETİM SÜRECİNİ

ALGILAYIŞ BİÇİMLERİ:

KONYA YEREL BASIN ÖRNEĞİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN Doç. Dr. Şükrü BALCI

HAZIRLAYAN Ayşe ARSAL GÖLCÜ

(2)

I T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Bilimsel Etik

Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.

Ayşe Arsal Gölcü Ö ğ re n c in in

Adı Soyadı Ayşe ARSAL GÖLCÜ

Numarası 114222001010

Ana Bilim / Bilim Dalı Gazetecilik

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tezin Adı

SOSYAL SORUMLULUK YAKLAŞIMI BAĞLAMINDA YEREL MEDYA

MENSUPLARININ HABER ÜRETİM SÜRECİNİ ALGILAYIŞ

(3)
(4)

III T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğ re n ci n in

Adı Soyadı Ayşe ARSAL GÖLCÜ

Numarası 114222001010

Ana Bilim / Bilim Dalı Gazetecilik

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Doç. Dr. Şükrü BALCI

Tezin İngilizce Adı Perception Types of Production Process of News by Local Media Workers in the Context of Social Responsibility Approach: An Example of Konya Local Press.

ÖZET

Haberleşme gerekliliği ilk çağlardan bu yana insanlığın temel ihtiyaçlarından olmuş ve gelişen teknolojiyle önemi giderek artmıştır. Bu sebeple kitle iletişim araçları ve habercilik alanı her zaman toplumlar ve bireyleri kolayca etkileme avantajı sağladıkları için siyasal ve ekonomik güç sahiplerinin dikkatini çekmiştir. Bu bağlamda kitle iletişim araçlarının en önemli malzemesi olan haberin değerlendirildiği çalışmada, haber üretim süreci sırasında basın kurumlarının ve ekonomi-politik ilişkilerin arasındaki bağlantı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca zaman içerisinde haber üretim süreçlerinde arasında zamanının unutulmaya yüz tutmuş etik kavramı sosyal sorumluluk kuramının önermeleri ile ele alınmış ve desteklenmiştir. . Bu alanda Türkiye çapında çok fazla araştırma yapılamamış olması çalışmanın önemini arttırmaktadır.

Yerel basın çalışanlarının haber üretim süreçlerini ve bu süreçte sosyal sorumluluk kuramını ele alan çalışma kapsamında, Konya yerel basın mensuplarının dâhil olduğu saha araştırması yapılmıştır. Bu araştırma ile yerel ölçekte haber üretim süreçlerini etkileyen etmenler ve muhabirin haber üretim aşamasında etik unsura verdiği önem anlatılmak istenmiştir. 133 katılımcı ile yapılan anket çalışması sonuçları Faktör Analizi, Frequence Analizi, Q-Square Testi, Korelasyon Analizi, T-Testi ve Betimleyici İstatistik Analizi gibi istatistik testler kullanılarak yorumlanmış ve faktörler açıklanmaya çalışılmıştır. Katılımcıların verdiği cevaplar ışığında çalışma değerlendirildiğinde haber üretim sürecini etkileyen en önemli etken çalışılan kurumun çıkarları, haber üretim sürecini etkili en önemli etmen ise patron olarak tercih edilmiştir. Ancak faktör analizi sonuçları incelendiğinde ise toplumsal değerlerin haber seçiminde en önemli faktör olduğu görülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Haber, haber kuramları, ekonomi-politik, basın işletmeleri, etik ve sosyal sorumluluk kuramı.

(5)

IV

T. C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Ö ğ re n ci n in

Adı Soyadı Ayşe ARSAL GÖLCÜ

Numarası 114222001010

Ana Bilim / Bilim Dalı Gazetecilik

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Doç. Dr. Şükrü BALCI

Tezin İngilizce Adı Perception Types of Production Process of News by Local Media Workers in the Context of Social Responsibility Approach: An Example of Konya Local Press.

SUMMARY

Correspondence as necessity has become one of the basic requirements of humankind and with developing technology it has gained more importance. Consequently, mass communication vehicles and reporting always draw attentions of political and economical power owners because of its advantages which are to affect people and societies so easily. In this context, this study takes in hand the news the most important material of mass communication vehicle and the study will evaluate the relations between press organizations and economy-politic relations in the processes of news production. Beside this, the concept of ethic which has been forgotten because of news production processes will be taken in hand and supported by the proposals of social responsibility approach. Moreover, this study has gained more importance because there are so few studies about this subject in Turkey.

In the content of study taking in hand the news production processes of local media workers and social responsibility theory, a survey in which local media workers in Konya has joined was conducted. With this survey, elements affecting news production process in local processes and importance of ethic by reporters in news production processes are told. The results of questionnaire conducted with 133 participants were commended with using statistical tests like Factor Analysis, Frequency Analysis, Q-Square Test, Correlation Analysis, T-Test and Descriptive Statistic. According to answers of participants, the most important element affecting news production processes is the economic benefits of news organization and boss. However, when to results of Factor Analysis is taken in hand, it is seen that social values are the most important elements for selection news topics.

Keywords: News, news theories, economy-politic, press organizations, ethic and social responsibility theory.

(6)

V İÇİNDEKİLER Bilimsel Etik………... I Kabul ve Onay………II Özet……….………...III Summary……….. . IV İçindekiler……….. .... V Tablolar……….………. VIII Önsöz……….…….XI Giriş ………1 BİRİNCİ BÖLÜM 1. Haber, Haber Üretim Süreci Ve Basın İşletmeleri………...5

1.1. Haber Nedir?...5

1.2. Haber Kuramlar………...………...…10

1.3. Haberin İçeriğine Etki Eden Unsurlar………..………...…….…17

1.4. Haber Değer Etmenleri ve Haber Değer Etmenlerinin Habere Etkileri……….…25 1.4.1. Zamanlılık………...27 1.4.2. Yenilik………...…29 1.4.3. Anilik………...………..29 1.4.4. Geçerlilik……….……..30 1.4.5. Yakınlık……….…31 1.4.6. Önemlilik………..….32 1.4.7. İlgi Çekicilik………...33 1.4.8. Sonuç………..34 1.5. Haberci Kimdir? ………....34

(7)

VI

1.6. Profesyonel Gazetecilik Standartları………....36

1.7. Haberin Ekonomi-Politiği ve Basın İşletmeleri ………...…...42

1.7.1. Haberin Ekonomi-Politiği…..………..………...43

1.7.2. Basın İşletmelerinin Özellikleri ……….………....……49

1.7.3. Basın İşletmesi Çalışanları……….………...…….….53

1.7.4. Basın İşletmelerinde Haber Süreçleri ………...56

1.7.4.1. Seçim………..……...57 1.7.4.2. Araştırma……….…….57 1.7.4.3.Yeniden Seçim………..….58 1.7.4.4.Ayıklama………...….58 1.7.4.5.Biçimlendirme………...…58 1.7.4.6.Yayımlama………....59 İKİNCİ BÖLÜM 2. Habercilikte Etik Ve Sosyal Sorumluluk Anlayışı……….…..60

2.1. Etik Nedir?...60

2.1.1. Habercilikte Etik...63

2.1.2. Haberin Etik Değerleri...70

2.1.3. Gazetecilikte Etik Sorunlar...77

2.1.4. Gazetecilikte Etik Mekanizmaları Nelerdir ve Nasıl Çalışır?...83

2.1.4.1. Gönüllü Kuruluşlar……….…..…...86

2.1.4.2. Basın Konseyleri………..….86

2.1.4.3. Özdenetim………...….….87

2.1.4.4. Ombudsman………..…….…...89

2.1.4.5. Yasaya Dayanan Zorunlu Kuruluşlar…………....92

2.1.5. Gazetecilik Etiğini Belirleyen Yapısal Unsurlar………...94

2.2. Sosyal Sorumluluk Kuramı…...96

(8)

VII

2.2.2. Alana Getirdiği Yenilikler……...………..106

2.2.3. Sosyal Sorumluluğun Önemi………...………..108

2.2.4. Habercilikte Sosyal Sorumluluk………...…111

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. Medya Haberciliğinin Algılanış Biçimlerini Ölçmeye Yönelik Alan Araştırması ve Bulguları……….……….….114

3.1. Metodoloji………..…..…..114

3.2. Yöntem………..….114

3.3. Araştırma Modeli………...114

3.4. Araştırma Uygulaması ve Örneklem………...115

3.5. Veri Toplama Araçları………...115

3.6. Verilerin Analizi ve Kullanılan Testler………...…....116

3.7. Araştırmanın Amacı ve Önemi……….………...117

3.8. Araştırma Soruları………..……….….118 3.9. Bulgular ve Yorum……….…...119 3.10. Tablolar……….…...119 4. Sonuç ve Tartışma..……….…...157 5. Kaynakça………...…166 6. Ekler……….…181 7. Özgeçmiş………..184

(9)

VIII TABLOLAR

Tablo 1. Araştırmaya Katılanların Sosyo-Demografik Bazı Özelliklerine İlişkin Bulgular………...120 Tablo 2. Gazetecinin Haber Seçiminde Önemli Olan Etmenlerin Betimleyici İstatistik Tablosu………....121 Tablo 3. Gazetecinin Haber Seçiminde Önemli Olan Etmenler Arası İlişki (Korelasyon Analizi) ………...123 Tablo 4. Haber Seçiminde Gazetecilere Yol Gösteren Etmenin Seçeneklere Yüzdelik Dağılımı………...128 Tablo 5. Haber Seçiminde Gazetecilere Yol Gösteren Etmenin Cinsiyete Göre Dağılımı………..………....129 Tablo 6. Profesyonel Medya Çalışanının Önem Verdiği EtmenlerinBetimleyici İstatistiği………...……….………...130 Tablo 7. Profesyonel Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenlerin Cinsiyete Göre Değerlendirilmesi (T-Testi) ………...……131 Tablo 8. Profesyonel Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenler Arası İlişki Analizi (Korelasyon Analizi) ………....….132 Tablo 9. Türkiye’deki Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenlerin Betimleyici İstatistiği……….…....133 Tablo 10. Türkiye’deki Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenlerin Cinsiyete Göre Değrlendirilmesi (T-Testi) ………134 Tablo 11. Türkiye’deki Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenler Arası İlişki Analizi (Korelasyon Analizi) ……….……135 Tablo 12. Profesyonel ve Türkiye’deki Bir Medya Çalışanının Önem Verdiği Etmenlerin Eşleştirilmiş Örneklem Analizi………136 Tablo 13. Medya Çalışanlarının Kişisel Değerlendirmelerinin Betimleyici İstatistiği...138 Tablo 14. Cinsiyete Göre Medya Çalışanlarının Kişisel Değerlendirmelerinin Analizi (T-Testi) ………...140 Tablo 15. Medyanın kamuoyuna Karşı Yüklendiği Görevin Katılımcılara Göre Yüzdelik Dağılımı……….……..141 Tablo 16. Medyanın kamuoyuna Karşı Yüklendiği Görevin Cinsiyete Göre Farklılaşması (Ki-Kare Testi) ………142

(10)

IX

Tablo 17. Habere Etkili Olan Görüşün Katılımcılar Arasında Yüzdelik Dağılım Analizi……….…143 Tablo 18. Habere Etkili Olan Görüşün Cinsiyete Göre Farklılaşması

(Ki Kare Testi) ………...…….143 Tablo 19. Medya Çalışanın Öncelikli Sorumluluğunun Yüzdelik Dağılımı…..……144 Tablo 20. Medya Çalışanın Öncelikli Sorumluluğunun Cinsiyete Göre Farklılığı (Ki Kare Testi) ………...…...145 Tablo 21. Medyada Etik İle İlgili Talimatnamelere ihtiyaç Olup Olmadığının Yüzdelik Dağılımı………..….145 Tablo 22. Medyada Etik İle İlgili Talimatnamelere ihtiyaç Olup Olmadığının Cinsiyete Göre Farklılığı (Ki Kare Testi) ……….….146 Tablo 23. Gazeteci/muhabiri Haber Yapım Sürecinde Etkileyen En Önemli Etmenin Yüzdelik Dağılımı………..….146 Tablo 24. Gazeteci/muhabiri Haber Yapım Sürecinde Etkileyen En Önemli Etmenin Cinsiyete Göre Farklılaşması (Ki Kare Testi) ………...….147 Tablo 25. Basın Yayın Özgürlüğüne Kısıtlanabilir Mi? Sorusunun Yüzdelik

Dağılımı………...…148 Tablo 26. Basın Yayın Özgürlüğüne Kısıtlanabilir Mi? Sorusunun Cinsiyete Göre Farklılaşması (Ki Kare Testi) ……….148 Tablo 27. Yerel Medyanın Şehir İçin Öneminin Betimleyici İstatistik Analizi…….149 Tablo 28. Yerel Medyanın Şehir İçin Öneminin Cinsiyete Göre Farklılaşması (T-Testi) ………..150 Tablo 29. Yerel Medyanın Şehir İçin Öneminin Maddeler Arası İlişki Analizi (Korelasyon analizi) ……….………..150 Tablo 30. Katılımcıların Meslek Memnuniyetlerinin Betimleyici İstatistik Analizi..151 Tablo 31. Katılımcıların Meslek Memnuniyetlerinin Cinsiyete Göre Farklılaşması (T-Testi) ………..152 Tablo 32. Katılımcıların Kitle İletişim Araçlarına Duydukları Güvenin Betimleyici İstatistik Analizi………..152 Tablo 33. Katılımcıların Kitle İletişim Araçlarına Duydukları Güvenin Cinsiyete Göre Farklılaşması (T- Testi) ……….153 Tablo 34. Katılımcıların Kitle İletişim Araçlarına Duydukları Güvenin İlişki Düzeyi (Korelasyon Analizi) ……….………153

(11)

X

Tablo 35. Haber Seçimini Etkili Görülen Etmenlerin Faktör Analizi Sonuçları (Principal Component Analysis, Varimax Rotation, N= 133)………..…….154 Tablo 36. İnternet Kullanım Motivasyonları Arasındaki Korelasyon Analizi Bulguları (Pearson r) ……….156

(12)

XI Önsöz

Yerel medya mensuplarının haber üretim sürecinde maruz kaldığı etkiler ve bu bağlamda sosyal sorumluluk kuramına verilen önemin ortaya koyulduğu bu çalışma, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalı’nda yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Yerel medya ve yerel medya mensuplarının haberciliği nasıl algıladıkları üzerine yapılan bu çalışmanın alanda yardımcı bir kaynak olabilmesini umut ediyorum.

Tanıştığım günden bugüne ve çalışma süresince yardımlarını ve desteğini esirgemeyen, mesleki yoğunluğu üzerine idari yoğunluğu da eklendiği halde anlayışlı tavrını sürdüren Değerli Danışmanım Doç. Dr. Şükrü Balcı’ya sonsuz teşekkür ediyorum. Yine aynı şekilde çok değerli hocalarım Doç. Dr. Narin Tülay Şeker ve Doç. Dr. Ömer Bakan’a da çalışmama yaptıkları katkılardan ve beni yüreklendiren yardımlarından dolayı çok teşekkür ediyorum.

Beni bu günlere getiren anne babama ve son olarak hayatıma girdiği günden bugüne sabrı, metaneti, bilgisi ve hoşgörüsüyle hayranı olduğum, çalışmam boyunca yardımını esirgemeyen, dünya görüşüme farklı pencereler açan eşim Arş. Gör. Abdulkadir Gölcü’ye desteğinden dolayı sonsuz teşekkür ediyorum. Ayrıca hayatımıza renk katan biricik oğlumuz İbrahim Erdem Gölcü’ye de bu süreci zorlaştırmadığı için çok teşekkür ediyorum…

(13)

1 Giriş

Medya bireysel, toplumsal, ulusal ve uluslararası konuları akılcı bir biçimde kavramak ve gerekli kararları alabilmek için haber ve bilgi aktarır (Özkan, 2006: 19). Bu bağlamda habercilik etiği yazılı ve yazılı olmayan prensipler ekseninde gazetecinin bir başkasına zarar vermeden nasıl çalışması gerektiğinin anlatan, haber toplarken ve yazarken nelere dikkat etmesi gerektiğini belirten neyi yayınlayıp neyi yayınlayamayacağını hatırlatan kurallar bütünü olarak kabul edilmektedir. Ayrıca habercilik etiği, gazetecinin topluma karşı olan sosyal görevlerini tanımlamasına ve bu görevlerin detaylarının nasıl olacağına da katkı sağlar (Franklin vd., 2005: 74). Dolayısıyla habercilik etiği toplumsal ve bireysel değerleri gözeterek habercinin topluma ve mesleğine karşı var olan sorumluluğunu karşılıklılık esasına dayanarak gazetecilik meslek pratikleri açısından değerlendiren önemli bir konudur. Üzerinde uzun süredir farklı tartışmalar yapılmış olan habercilik etiği konusu, bugün de önemle üzerinde tartışmaların devam ettiği bir konu olarak kabul edilmektedir. Burada etik konusunun tarihsel arka planının gazetecilik etiğine yapmış olduğu etki unutulmamalıdır. Bu bağlamda etik konusunun sınırlarının net bir şekilde belirlenememiş olması ve farklı disiplinlerden kaynaklanan farklı yorumlamalar konu hakkında bir uzlaşının oluşturulmasını engellemiştir.

Konuya bir başka açıdan bakıldığında, etik konusunun Antik Yunan düşünürlerinden bugüne ele alınıyor olması konu hakkında önemli bir birikimin oluşmasına da neden olmuştur. Doğru ve yanlış, iyilik ve kötülük, erdem ve ahlâksızlık ya da kabul edilebilir ve edilemez olanın ne olduğuna ilişkin yargı ve değerlendirmelere gönderme yapan etik, insanlar aynı ortamda yaşamaya başladığından beri toplumsal varoluşun temel bir parçası olmuştur. Ancak, etik kavramını, özellikle gazetecilik olmak üzere meslekler çerçevesinde düzenlenme ve analiz etme girişimi ise daha sonraki zamanlarda ortaya çıkmıştır (Starck, 2001: 134). Dolayısıyla habercilik etiği; üzerinde yoğun tartışmaların yapılmaya devam ettiği çok yönlü bir konu olmuş ve gazetecilik mesleğinde de bir sorunsal olarak ele alınmaya başlanmıştır.

(14)

2

Etiği ele alırken öncelikle teori penceresinden bakarak bir değerlendirme yapmak daha doğru bir yöntem olarak gözükmektedir. Bu bağlamda teorik olarak konu, öncelikle etiğin ahlâkın alt kategorisi olduğu ya da başka bir ifadeyle ahlâktan doğduğu önermesine dayanmaktadır. Etik kısaca “ahlâk felsefesi” anlamına gelmektedir. Etik, “ahlâki açıdan kabul edilebilir bireysel, kurumsal ve toplumsal değerlerin tanımlanması ve bu değerlerin insan davranışlarını değerlendirmenin temel ölçütü olarak kullanılması” şeklinde tanımlanabilir (Seib ve Fitzpatrick, 1997: 3; aktaran İrvan, 2005: 61). Uzun’a (2009a: 306) göre ise etik konusu, mevcut etik anlayışına indirgenmekte, ahlâk ilkeleri ile özdeşleştirilmekte, etiğin kendisi belli toplumsal koşullarda oluşan etik davranış normları ile karıştırılmaktadır.

Etik ile ahlâk kavramları her ne kadar birbirine karıştırılarak, birbirinin yerine kullanılsa da, iki kavram arasında toplumsal alanda bireye yüklemiş olduğu görevler ve değer yargıları açısından belirgin bir fark olduğu görülmektedir. Özellikle etik penceresinden konuya bakıldığında, etik insanlara toplumsal yaptırımlar yükleyerek onları sorumlu bireylere dönüştürürken, ahlâk kural koyma mantığını kişinin toplumsal ve bireysel hayatına yerleştirmektedir. Ward’a (2007: 154) göre daha yakın bir perspektiften bakıldığında ise; etik, insan etkileşimini yönlendiren, sosyal rolleri tanımlayan ve kurumsal yapıları meşrulaştıran temel prensipleri keşfetmenin, uygulamanın ve sorgulamanın hiçbir zaman tamamlanmayan bir projesi olarak da tanımlanabilir. Etik üzerine tartışma ve müzakere, ideal olarak, kararları yönlendiren ve âdeta bir kılavuz işleviyle onlara rehberlik eden “adil ahlâki bir çerçevenin inşası” gibi sosyal-pratik bir sebepten kaynaklanır. Söz konusu çerçeve; ahlâkın tüm ilkeleri, adalet gibi ahlâkın bazı ilkeleri ya da çeşitli meslek ilkeleri üzerine olabilir. Bu tarz çerçevelerin varlığına yönelik varsayım, gerekçesiz de değildir. Çünkü özellikle meslekler bazında düşünüldüğünde birçok meslek, sorumlu üyelerinin çoğunun rızasının olduğu ve üzerinde mutabık kaldığı genel ilke ve standartlara sahiptir.

İletişim etiği konusundaki tartışmalar iletişimle ilgili meslek üyelerinin toplumdaki yerlerinin ve işlevlerinin nasıl tanımlandığından bağımsız değildir. İletişim etiği konusundaki özellikle de gazetecilik etiği konusundaki eleştirilere bakıldığında, etiğin medyanın yapısal yanlılığını gizleyen statükoyu sürdürmeye ve var olan olumsuzlukları gözlerden saklamaya yönelik bir işlev gördüğü yönünde eleştirilerle karşılaşılmaktadır (Uzun, 2009a: 306). Öte taraftan iyi ile kötü davranışın

(15)

3

ayrımı noktasında devreye giren etik anlayışına gazetecilik mesleği penceresinden bakıldığında ise, durumu topluma aktarılan bilginin doğruluğu ve saygınlığı kapsamında değerlendirmek gerekmektedir. Yani habercilik mesleği icra edilirken muhabir kendi isteklerini ve alacağı primi düşünmenin yanında kaynağın ve bu haberi kitle iletişim araçlarından alacak olan insanların da haklarını düşünmek zorundandır. Bir başka anlatımla; gazetecilik etiği, gazetecilerin başkalarına zarar ya da sıkıntı vermekten kaçınmak için mesleklerini icra ederken nasıl çalışmaları gerektiğini tayin eden ve bu doğrultuda, yazılı olan ya da olmayan birtakım kuralları yansıtan ahlâki ilkeler olarak tanımlanabilir (Hanna, 2005: 74).

Gazetecilik etiği çerçevesinde habercilik anlayışının incelenmesinin ardından etik anlayışın devamını sağlamak adına sosyal sorumluluk kuramından bahsedilecek olunursa; sosyal sorumluluk kuramı iletişim çalışmalarında ana akım çalışmaların ardında bıraktığı boşlukları doldurmak ve daha yerinde, uygulanabilir kurallar adına ortaya atılmış bir dizi görüşten oluşmaktadır. Özellikle dünya savaşları sürecinde iletişim araçlarını propagandist bir amaçla kullanma, kitle iletişim araçlarının içerik olarak yozlaşmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra dünyanın medya merkezi olan Amerika’da liberalizmin kapitalist endüstriyel ilişkiler ağının etkisiyle “vahşi kapitalizm” olarak tanımlanmaya başlanması, medya sektörüne de ciddi zararlar verildiğinin bir göstergesidir. Bu süreçte Amerikan basınında kapitalist Pazar anlayışının olumsuz etkilerinin gözlemlenmesi, basın hayatında tekelleşme olarak tanımlanan süreçlerin yaşanmasına neden olmuştur. Konuya daha tarihselci bir bakış açısıyla yaklaşan Özgen’e (2002: 111) göre bu kuram ile gazetenin Avrupa’da ortaya çıkışının tarihi olan 17. yüzyıldan 1940’lı yılların başına kadar etkinliğini sürdüren liberal basın anlayışının eleştirisi yapılmakta, daha önemlisi bu anlayışa karşı çıkılmaktaydı.

Temelleri Amerika’da Hutchins Komisyonu tarafından atılan bu yaklaşım ile özgür ama sorumlu bir basın anlayışı benimsenmiştir. Komisyon tarafından yapılan toplantılar ve alınan kararlar da hem muhabirin, hem halkın hem de devletin çıkarları gözetilerek sorumluluk anlayışı çerçevesinde belirli maddelerden oluşan bir rapor yayınlanmıştır (McBride vd., 1993: 29). Bu komisyon bugün sosyal sorumluluk kuramı olarak adlandırılan kuramın düşünsel temellerinin atıldığı ve var olan duruma alternatif bir çözüm önerisinin sunulduğu komisyon olarak iletişim tarihindeki yerini

(16)

4

almıştır. Basında sosyal sorumluluk anlayışı, o güne kadar ortaya çıkmış iletişim kuramlarına karşı, değişen dünya ve toplum koşullarına bağlı bir seçenek olarak sunulmuştur. Gelişmiş demokratik toplumun gereksinimlerine yanıt vermek açısından diğer kuramlara göre ki bu kuramların arasında öncelikle liberal basın kuramını saymak gerekir, medyayı daha gelişmiş bir toplumsal ahlâk tabanına oturtan bir kuramdır (Özgen, 2002: 114).

Sosyal sorumluluk kuramı etik anlayış temelinde gelişerek halkın çıkarlarını gözeten bir anlayış olmakla birlikte, etik ahlâk çerçevesinde hem insanları hem de yönetimdekileri denetleme mekanizmasını da oluşturmak istemiştir. Ayrıca bu kuram medya etiğinin o dönem unutulmaya yüz tutmuş olan sosyal bağlamını da yeniden düşünce sınırlarının içine almayı önermiştir.

Yukarıda anlatılanlar ışığında çalışmanın ilk bölümünde öncelikle, kitle iletişim araçlarının temel maddesi olan haber, haberleşme süreci ve bu süreçte ortaya atılan farklı yaklaşımlar ele alınmaktadır. Yıllardır akademik düzeyde ve uygulama sırasında neyin nasıl haber olduğu neye göre haber yapıldığı ve bu süreçte muhabir ve muhabiri etkileyen etmenler hakkındaki tartışmalar hâlâ devam ederken kavram hakkında birçok tanımlama, anlatım ve görüşe konu başlığı altında yer verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca yine birinci bölümde çalışmanın yerel basını incelemesi sebebiyle konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına haber işletmeleri konusuna değinilerek basım-yayın sürecinin ne şekilde işlediği hakkında bilgi verilmiştir.

Çalışmanın ikinci bölümünde ise haberde etik değerlerin ve yansımalarının ne olduğu yanında, habercinin sosyal sorumluluğunun da anlatıldığı bu çalışma, alanda etik yaptırımların ne olduğu, ne şekilde ortaya çıktığı hakkında da bilgiler içermektedir. Bölüm, etik konusunun anlatımı ardından habercilik alanında tamamlayıcı unsuru olan sosyal sorumluluk kuramı ve iletişim alanındaki sorunlara yönelik çözüm önerileri detaylarıyla işlenmiştir.

Son bölümde ise, yerel medya mensuplarının medya haberciliğini etik ve sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde algılayışlarını ve uygulamanın ne şekilde gerçekleştiğini belirlemek amacıyla, 15 Mayıs - 1 Haziran 2013 tarihleri arasında Konya’nın üç merkez ilçesi Selçuklu, Meram ve Karatay’da 133 katılımcıyla gerçekleştirilen alan araştırması bulgularına yer verilmektedir.

(17)

5

BİRİNCİ BÖLÜM 1. Haber, Haber Üretim Süreci ve Basın İşletmeleri

Haber, kitleler arası iletişimin yapı taşı olarak yüzyıllardır önemi kaybetmeden gelişimini sürdürmektedir. İnsan ve toplum hayatı için oldukça önemli olan bu unsur zamanla devletin, egemen güçlerin odak noktası haline de gelmiştir. Bu bölümde genel anlamda geçmişten günümüze haber tanımları, habere yönelik yaklaşımlar ve haber üretim süreçlerine etki eden unsurlar ele alınırken ayrıca basın işletmelerinin işleyiş süreçleri de anlatılmıştır.

1.1. Haber Nedir?

İnsanlık tarihinin temellerinin merak unsurunun etkisiyle atıldığı düşüncesinden yola çıkıldığında, haberleşme gerekliliği ve haberdar olma isteğinin temellerinin de ne kadar eskiye dayandığı anlaşılmaktadır. Haberleşme gerekliliği ilk çağlardan günümüze kadar popülaritesini yitirmeden gelmiş ve haberleşme ihtiyacı insanların var olmasından bu yana ihtiyaç dâhilinde baş göstermiş bir süreçtir. Bu yüzden ilk çağlara kadar geri gidilmesine neden olan haberleşme süreci, modern dünyada hızlı bir gelişme süreci yaşamış ve gelişmeye de devam etmektedir. Tarihin ilk çağlarında yaşamını sürdürmek ve doğa ile başa çıkabilmek gibi nedenlerden ötürü ortaya çıkan ve insanı mecbur bırakan haberleşme isteği; günümüzde toplumsal anlamda karmaşık birçok ilişki için gerekli ve karmaşık bir hale dönüşmüştür. Dolayısıyla haberleşme günümüzün sosyal gerekleri arasında ilk sırayı almakta ve gelişen dünya düzeni ve teknoloji ile de bu önceliği kimseye kaptırmamaktadır.

Haberleşme sürecine ve haberleşmenin önemine kapsamlıca bakılacak olursa, öncelikle haber kavramı üzerinde durmak gerekmektedir. Haber bugün modern insanın gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası olurken, aynı zamanda kavram olarak da gelişme sürecini devam ettirerek başlangıçtan bugüne birçok tanımı olan ve hala hiçbiri üzerinde tam bir karara varılamamış bir kavrama dönüşmüştür. Haber için alanında uzman birçok kişinin birbirinden farklı, neye ve kime göre haber olduğuna dair birçok anlatım mevcut olduğu gibi, tüm bunları eleştiren ve haberin amaca yönelik enformasyon ürettiğini savunan birçok da tanım bulunmaktadır. Girgin’e

(18)

6

(1998: 13) göre haber, gerçekle bağlantılı ya da gerçeğin ta kendisi olduğu sanılmasından dolayı, en etkili medya içeriğidir. Haberin amacı gerçekleşen herhangi bir olayın kitlelere aktarılmasıdır. O halde haber ‘olay’dır. Olay ise çeşitli olguların, belirli bir yer ve zaman içinde meydana gelmesi, geçmesi sürecidir. Olay ayrıca, ortaya çıkan, oluşan durumdur. Olay, bir eylemin yanı sıra bir söylem de olabilir.

Postman ve Powers’a (1992: 21) göre ise her haber olayla bağlantılı değildir. Bazı olayların haber olmasını onların seçilmiş olaylar olmasına bağlayabiliriz. Haber gazetecinin önemli bulduğu ya da onun izleyiciler tarafından önemli veya ilginç bulunacağı fikrine dayanmaktadır. Buradan hareketle haber sadece olaylardan meydana gelemeyeceği gibi haberi yapanın da etkisine açık bir kavram olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle haber, olayların gerçeğe yakın bir dille anlatılarak insanları bilgilendirme amacıyla anlatılmasıdır diyebiliriz. Haber, gerçek dünyada bir yerlerde meydana gelen olaylar, kişiler ya da şeyler hakkındaki en son, en yeni ve ilgi çekici enformasyondur (Dursun, 2005: 69).

İlk gazetecilik kitaplarından biri olan Tennesse Üniversitesi’nden Stanley Johnson ve Julian Harris’in 1942’de hazırladıkları “The Complete Reporter”da yazarlar, zamanın gazetecilik anlayışı ile haber tanımlamalarını şöyle sıralıyorlar:

 Haber, okuyucunun ilgileneceği olaydır.

 Haber, gazete basıldığında okuyucuya yararlı olacağı düşünülen olaydır.

 Haber, okuyucunun bilmek istediğidir.

 Haber, insanların hakkında konuşacakları şeylerdir.

 Haber, yakın zamanda olan, keşifler, görüşler ve okuyucuların etkilenecekleri ya da ilgilenecekleri konulardır (Rigel, 2000: 178).

İnal’a (1995a: 137) göre haber; olayın, olgunun kendisi değil ama belli bir süreç içinde, belli kriterlere göre seçilen ve yine belli bir süreç içinde belli kriterlere göre sunulan olgudur. Bu seçim ve sunum süreci haber değerlerinin önemini vurgulamamızı zorunlu kılar. Girgin (2002: 4–9) ise kitabında haber tanımlarına ayırdığı bölümde haberin ne kadar fazla tartışıldığını ve tanımlandığını göstermek istercesine 99 tanım paylaşmıştır. Bunlardan birkaçına göz gezdirmek gerekirse:

(19)

7

 Belirli bir yer ve zaman içinde gerçekleşen çeşitli olayların, bilmeyenlere aktarılmasıdır.

 Çok sayıda insanı ilgilendiren zamanlı her şey haber, en çok sayıdakiler için, en çok ilginç olan da en iyi haberdir.

 Gazeteciler tarafından üretilendir.

 Herhangi bir ortamda meydana gelen olay sonucu yaratılmış yeni oluşumlara ilgi duyan halkın, bunları öğrenme gereksinimini karşılayan bilgilerdir.

 İnsanların gelecekleriyle ilgili kararlar almakta, öteki insanlar ve çevreyle anlamlı ilişkiler kurmakta, dünyayı algılamakta en önemli unsuru oluşturan bilgilerdir.

 Toplumda çok sayıda kişiyi ilgilendiren, etkileyen, doğruluğundan kuşku duyulmayan herhangi bir olayın, düşünce ya da görüşün, halkın anlayabileceği biçimde ve tam zamanında verilmesidir.

Schneider ve Raue (2000: 40) ise haberin önce doğru sonra ilgi çekici temele dayandırılan olaylardan oluştuğunu söylemektedir. Haber, okuyucu ve dinleyici için öncelikle yeni gerçeklerle ilgili, doğru ve anlaşılır bilgilerdir ve sonra şu ikisinden birisidir: Önemli ya da ilginç. Haber her olayın kamuoyuna yansıtılmasından ziyade yukarı da bahsedildiği üzere ilgi çekici özelliğe sahip bilgilerdir. Bu yüzden her olaya haber diyemeyiz. Ancak haber tanımlarında alanında uzman farklı kişilerin tanımlarında genellemelere rastlamak da mümkündür. Bunlar en sade şekliyle halk arasında da sorulduğunda alınabilecek cevaplar olabilirler. Örneğin van Dijk’a (1988: 27) göre gündelik kullanımda alışılageldiği şekliyle haber, gerçek dünyada bir yerlerde meydana gelen olaylar, kişiler ya da şeyler hakkındaki en son, en yeni enformasyona işaret etmektedir.

Haber, çoğu zaman önemli ve yeni olmasının yanı sıra ilginç veya merak uyandıran bir bilgi şeklinde tanımlanmaktadır. Haberlerle ilgili genel beklenti çoğunlukla yeni ve önemli olmasıdır. Haberin yeni olması haberciler için haberin kaçınılmaz bir özelliğidir ancak haber niteliğindeki yeni bilgi, insanların hayatına etki edebildiği sürece önemlidir. Başka bir ifadeyle yeni ve doğru bir biçimde verilen bilgininin önem düzeyi bireyin kararlarını, davranışlarını, uzun vadede yaşam şeklini etkileyip, etkilememesine bağlıdır. Verilen haber tanımının özünde ifade edildiği gibi

(20)

8

hem çok kişiyi ilgilendirmeli, hem doğru olmalı hem de haber diye verilen bilgi bir etki uyandırmalıdır (Kılıç, 2013: 84).

Haber, bir olay, bir olgu üzerine edinilen, iletişim ya da yayın organlarıyla verilen bilgidir. Haber, vaktinde verilen, toplumda çok kişiyi ilgilendiren ve etkileyen, anlaşılır bir dille anlatılan bir olay, fikir ya da kanıdır. Haber, değişikliktir. Bugün olup bitendir. Son yayından bu yana dünyada olan her şeydir. İnsanları ilgilendirecek, zamanlı olan bir fikrin, olayın veya sorunun özetidir (Yüksel, 2004: 229).

Ancak Hallin’in (2005: 294) de dediği gibi haber, bize bugün dünyada ne olup bittiğini anlatmaz sadece, aynı zamanda bu dünyayla ilişkili olarak kim olduğumuzu da anlatır. İnsanlara haber nedir diye sorulduğunda ise, haberin o gün olan önemli ve ilginç şeyler olduğu yanıtı yaygın cevaplardandır. Bu yanıt biraz yardımcı olmakta ancak neyin önemli ve ilginç olduğuna ve buna nasıl karar verildiğine ilişkin açık bir kapı bırakmamaktadır. Bir yerlerde, birilerinin önemli ve ilginç anlayışına sarılarak haber tanımı çıkarılmaktadır (Postman ve Powers, 1992: 20–21). Bu yüzden habere, bir olay, bir olgu üzerinden edinilen, iletişim ya da yayın organlarıyla verilen bilgidir demek daha saf bir tanım olacaktır. Haber insanları bilgilendiren, zamanlı olan, fikrin, olayın, sorunun özetidir (Yüksel ve Gürcan, 2001: 57).

Kavramsal boyutta yapılmış bir başka tanımlamaya göre ise yukarıdakilerin dışında habere sadece bir gerçeklik olarak bakılmaması gerektiği söylenmiştir. Çünkü haber, tamamen yaşanmış olan gerçekliğin dile getirilmesi ya da yazıya dökülmesi değildir. Poyraz’a (2002: 60–61) göre, haber konusunda yapılan çalışmalar iki dünya görüşü üzerinden yeşermiştir. Bunlardan birincisi olan liberal çoğulcu yaklaşım haberi gerçekle eşdeğer tutmaktadır. Gazeteci ise bu gerçeğe ulaşma yetisine sahip olan profesyoneldir. Bu yaklaşım, varsayımlarını haber metinlerini analiz ederek sınamıştır. Ancak bütün bunlar ikinci görüş olan eleştirel yaklaşım tarafından çok ciddi biçimde sorgulanmış ve eleştirilmiştir. Daha da önemlisi haberin, aslında gerçekliği aktarmadığı, yaşanan gerçeği farklı bir biçimde sunduğu, yıllar önce liberal çoğulcu gelenek içinden araştırmacılar tarafından da bir biçimde ifade edilmiştir. Kitle iletişim araçlarının bir ürünü olan haberin, yaşanan

(21)

9

gerçekliği farklı bir şekilde kurgulayıp aktardığı ilk olarak Walter Lippmann tarafından ortaya konmuştur.

Girgin (2003: 76–77) ise kitabında haber için altmış tanımlama sıralamıştır. Bunlardan bazılarına özet olarak bakacak olursak; çok sayıda insanı ilgilendiren (zamanlı) her şeye haber denildiği gibi en çok sayıdakiler için, en çok ilginç olan da haber tanımlamaları arasında yer almaktadır. Bir başka tanımlama da ise haber, gazeteciliği meslek edinmiş kitle iletişim araçlarının sorumluları tarafından seçilerek, yazılı, sesli ya da görüntülü mesajlar şeklinde, okuyucu, dinleyici ya da izleyiciye ulaştırılan bilgilerdir. Yine haberin farklı ancak herkesi ilgilendiren olaylar olduğunu anlamamızı sağlayan bir başka tanımında ise İngilizcedeki anlamına ilişkin bilgiler verilmektedir. Buna göre İngilizcedeki North (Kuzey), East (Doğu), West (Batı) ve South (Güney) kelimelerinin baş harflerinden (NEWS) meydana geldiği bilinen haber, “her yönde meydana gelen olaylar” olarak da tanımlanmaktadır.

Haber yukarıda da sıralandığı üzere birçok tanıma sahip çok yönlü bir kavramdır. Bunların yanında haberin hayatımıza doğrudan etkisine baktığımızda ise haberin diğer metinlerden ne derece farklı olduğu gözümüze çarpmaktadır. Haber insanların bilgi alma isteğini bastırırken aynı zamanda eğlendirme, topluma dahil etme vb birçok özelliğe de sahiptir. Bu açıdan baktığımızda İnal’ın (1996: 22) da söylediği gibi haber bir söylemdir. Ancak haberin bu içinde bulundurduğu durum haberin yapısal özellikleri ile ilgili değil, içerisindeki anlamla alakalıdır. Haberi geniş bir bakış açısıyla ve farklı disiplinlerden gelen kuramsal ve kavramsal çerçevelerin yardımı ile ele almak bizi haberi bir söylem olarak kavramaya yöneltecektir. Haber farklı iletişim araçlarının ortak paydası, hepsinde yer alan bir türdür. Ve hala haber tüm medya türleri içinde özel bir konuma sahiptir. Ne roman, hikâye, şiir gibi edebi türler, ne de sinema, pembe diziler, reklamlar, çizgi romanlar, radyo tiyatroları vb. gibi medyada yer alan türler bir açıdan habere benzemez. Haber dili ve söylemi profesyonel ilkelere dayanması gereken tek metindir. Kimse bir şaire, ‘böyle şiir yazmalısın’ diyemez, roman yazmanın hiçbir katı uzlaşımsal kodu yoktur. Oysa tek bir metinde, haber metinlerinde metni yazan kişinin uyması gereken ilkeler belirlenmiştir ve bunlara uymamak ‘etik bir ihlal’ demektir (İnal, 1996: 23–24).

(22)

10 1.2. Haber Kuramları

Birey ve toplumlar üzerinden tartışılmaz etkiye sahip olan genelde iletişim özelde medya, geçmişten günümüze birçok süreçten geçmiştir. Medyanın kavram ve kuram bazında analiz edilmesi sonucunda temelde iki yaklaşım ortaya çıkmıştır. Erdoğan ve Alemdar (2002: 23) bunu şu şekilde açıklamaktadır: İletişimsel süreçlerini açıklayan tek bir yaklaşım ya da model yoktur. İletişim alanı, birbirleriyle rekabet eden farklı kuramsal yaklaşımların yer aldığı tartışmalı bir alandır. Genellikle iletişim konusunda yapılan araştırma ve incelemelerde, ana-akım ve eleştirel yaklaşımların bulunduğu kabul edilir.

Yaylagül (2008: 23) iletişim alanında var olan toplumsal düzeni meşrulaştırma ve devam ettirmeyi amaçlayan kuram ve yaklaşımları “ana-akım” kuramlar olarak adlandırılırken, mevcut sistemi ve iletişimi eleştirel bir tarzda irdeleyen çalışmaların “eleştirel kuramlar” olarak değerlendirilmekte olduğunu belirtmiştir. Yapılan kısa tanımlamaların dışında burada asıl üzerinde durulması gereken konu temelde medya içeriklerinin bireylere ya da toplumlara nasıl sunulduğu ve nasıl algılandığıdır. Ana-akım kuramın tarihsel kökenleri incelendiğinde kapitalist toplumlarda klasik liberal anlayışın temellerinin atıldığı 17. yüzyıla kadar gidilebilir. İletişim alanı ile birlikte her alanda yukarıdan aşağıya doğru bir örgütlenmenin söz konusu olduğu otoriter yönetimlerin bu gücü merkezden alıp, halka götüren özgürlükçü ideolojiye yavaş yavaş bırakmaya başladıkları görülmektedir (Işık, 2002: 15).

Konu çerçevesinde alanda uzman akademisyenlerden olan Erdoğan ve Alemdar (1990: 51) da iletişim çalışmalarında genelde iki yaklaşımın olduğunu söyleyerek bu ayrımı iki okul bazında değerlendirmişlerdir. Onlara göre birinci okul (tutucu) iletişimi, “iletilerin aktarılması, gönderilmesi, yayınlanması” olarak değerlendirilmektedir. İleti göndericilerin nasıl kodladıkları, kodu nasıl çözümledikleri ve göndericilerin iletişim araçlarını nasıl kullandıkları üzerinde durur. Bu okulda, üzerinde durulan nokta, etkililik ve doğruluk olmuştur.

(23)

11

İkinci okul (değişimci) iletişimi ise, “anlamların üretimi ve değişimi” olarak açıklanmaktadır. Anlamların üretilmesinde, iletilerin ya da metinlerin, kişilerle nasıl etkileştiği konusu, bu okulun temel ilgi alanıdır. Bu okul mensupları, ileti metinlerinin kültürler içindeki işlevleri, konuları üzerinde durur; “anlam üretme” gibi terimler kullanır ve yanlış anlamaları, iletişim sürecinin, başarısızlığının mutlak bir kanıtı olarak nitelendirmezler. Bu okula göre yanlış anlamalar, gönderici ve alıcı arasındaki kültürel farklılıklardan kaynaklanabilir. Bu okul için iletişim araştırması, metin ve kültür araştırmasıdır ve temel araştırma yöntemi göstergebilimdir (Fiske, 1996: 16).

İnal’ın (2003: 60–61) anlatımına göre ise akademik dünyada 1930’larda etkilerini hissettirmeye başlayan Frankfurt Okulu’nun kimi temsilcileri, popüler kültürün eleştirel düşünceyi ortadan kaldırıp, bireyleri yabancılaştırdığını ve onları “kültür endüstrisinin pasif tüketicileri” konumuna getirdiğini vurguluyordu. Oysa liberal düşünce, 19. yüzyıl başlarında –günümüzdeki temsilcilerinin hâlâ paylaştığı gibi- medyayı, çoğulcu siyasal sistemlerin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediyordu. Liberal öğretiden yola çıkıldığında ise medya çalışmalarında Amerikan tarzı egemen araştırma geleneği, toplumbilimlerin işlevselci yaklaşımına dayanır. Bu gelenek 1930’lu ve 1940’lı yıllarda ticari amaçlı kitle iletişim araştırmalarına uygulanmıştır. Gökgücü (2007: 16–17) araştırma sonuçlarına göre bu yaklaşımın, toplumu oluşturan bireylerin, çıkarlarını gerçekleştirmek için ussal (rasyonel) bir biçimde davranarak; kendi çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla enformasyon arayıp, seçerek kendi yararlarına kullandıklarını belirtmektedir. Bu sebeple yaklaşım medyanın amacını, mesajlarını ya da etkilerini bütün toplumsal süreçlerden soyutlar. Bu tip araştırmaların temel amacı toplumsal kontrol, ikna ve davranış değişikliklerine yönelik verileri toplamaktır. Araştırmalara mali destek sağlayan kuruluşların temel amacı ise ne tip siyasi propagandaların ya da ikna tekniklerinin istenilen etkiyi ürettiğini öğrenmektir. Böylece onların amacı insanların oy verme, satın alma yönündeki tutum ve davranışlarını etkileyerek bu insanlarda kendi istedikleri tutum ve davranış değişikliklerini yaratmaktır (Çakmak, 2013: 9). Medya çok sesli bir ortamda olayları, konuları/sorunları gündeme getirir ve okuyucuları bilgilendirir. Bu yaklaşımın temel varsayımına göre, nesnel bir gerçeklik vardır; ona dayalı olarak

(24)

12

haber medyası bu gerçekliği haber metni haline getirerek okuyucularına duyurur. Buna göre habere konu olan gerçeklik ve okuyucuların bu gerçekliği algılama biçimi sabittir ve değişmez (Rosengern, 1983: 190).

Ancak konu hakkında Ana-akım çalışmaların babası kabul edilen Lasswell’in görüşleri incelendiğinde medyaya atfedilen önemin ve çalışmaların sebebinin ne denli önemsendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda bakıldığında Lasswell’e (1948: aktaran Erdoğan, 2002: 323) göre kitle iletişimin de içinde yer aldığı sosyal iletişimin üç temel fonksiyonu vardır: (1) çevrenin gözetimini yapmak (örneğin, diplomatlar, ataşeler, yabancı gazetecilerin yaptıkları): (2) çevreye karşılık vermede toplumun parçaları arasında ortak ilişkiyi kurmak (editörler, gazeteciler ve konuşmacıların yaptıkları): (3) bir kuşaktan diğerine sosyal mirası nakletmek (aile ve okulun yaptıkları). Ancak burada eleştirel açıdan değerlendirilmesi ve sorgulanması gereken bazı konulara dikkat çekmekte fayda var. Miras, gelenek vb. sözler oldukça yakalayıcı sözler: Nakledilen miras denilen şey ne, kimin için ne işlev görüyor gibi sorular asla sorulmaz.

Erdoğan (1999: 35) bilgilendirme ve farklı görüşleri temsil etme işlevleri nedeniyle medyanın, siyasal sistem içinde, yasama, yürütme ve yargı güçlerini toplum yararına denetleyecek bir dördüncü kuvvet oluşturduğunu ileri sürmektedir. Medyaya ana akım iletişim çalışmaları tarafından siyasal mekanizmaları kamu adına gözetleme görevinin verilmesi medyanın oldukça politize ve muhalif bir örgütlenme yapısına sahip olduğu bir döneme rastlamaktadır. Siyaset ve medya arasında başlangıçta oluşan kamu adına denetim işlevi ve medyanın siyasal süreçlere yaptığı öne sürülen pozitif yönlü katkı uzun süreli olmamıştır. Özellikle iletişim teknolojilerinin büyük ölçüde geliştirilmesiyle birlikte medyanın ideolojik yapısı, günümüzde bütün toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel demokratik kuruluşların faaliyetlerini ve iş yapma tarzlarını etkilemiştir. Bunun yanı sıra zaman içerisinde değişen koşullar ve serbest piyasa ekonomisine geçiş, medya örgütlenmelerinin pazar değerlerini ön plana çıkarmış ve medyaya atfedilen kamu denetçiliği görevinin yerini kâr güdüsüne bırakmıştır. Özellikle mülkiyet yapısında yaşanan hızlı dönüşüm medya örgütlerinin büyük bir kısmının son otuz yıldaki ele geçirmelerin sonucunda

(25)

13

finans ve endüstriyel sermaye alanındaki büyük şirketlere bağlanmalarıyla sonuçlanmıştır (Curran, 1997: 147).

Bu bağlanma ise medyanın otoritesini güçlendirirken dördüncü güç olarak adlandırılmasını sağlanmıştır. Konuya eleştirel bir bakış açısıyla bakıldığında ise sorulması ve sorgulanması gereken bazı konuların olduğunu hatırlatan İnal ise konu hakkında farklı bir yorum getirmektedir. İnal’a (1999: 21) göre medya bir yandan dördüncü kuvvet olarak liberal demokrasilerin ayrılmaz bir parçası şeklinde kavranırken, diğer yandan da bu dördüncü kuvvetin tamamen siyasetin dışında nesnel, tarafsız bir kuvvet olması gerektiği düşünülüyor ve dördüncü kuvvet, kavramın bu şekliyle bir metafora dönüşüyor. Özetle şunu söyleyebiliriz, basın dördüncü güçtür dediğimizde bir ön kabuller zinciri tarafından elimiz kolumuz bağlanır. Doğrudan devlet karışımının sansürünün olmadığı bir ortamda basının tanımı gereği özgür olduğunu söylemek, özgürlüğün belli bir tanımının dışına çıkmamızı da beraberinde getirir (İnal, 1995a: 137).

Dördüncü güç rolünün geçerliliğini yitirmesi sonrasında medya ve siyaset ilişkisinin yeni temeller üzerinde yeniden oluşturulmaya başlanması, iletişim çalışmalarında eleştirel görüşlerin önem kazanmaya başlamasına neden olmuştur (Yaylagül, 2006: 81).

Tüm bunların yanında ana-akım yaklaşım çerçevesinde özetlemek gerekirse; kitle iletişiminin gelişimi, hâkim modernleşme paradigması tarafından, geleneksel toplumların modernleşebilmek için mutlaka geçirmeleri gereken, değişim örnekçelerinin evrensel bir parçası, kaçınılmaz bir evresi olarak kabul edilmiştir. Kitle iletişim araçlarının, merkezi hükümetin gelişme programlarının ve kurumlarının hizmetinde olduğu sürece, işlevlerini çok iyi yerine getireceği düşünülüyordu. Böylece kitle iletişim araçlarının halkın yaşamdan beklentilerini artıracağına; ekonomik büyümeye ve kişi başına düşen ortalama milli gelir oranının yükselmesine; yeni düşüncelerin, değerlerin ve teknolojik gelişmelerin kabul edilmesine ön ayak olacağına inanılıyordu. Hakim gelişme modelinde yabancı kitle iletişim araçlarının, üçüncü dünya ülkelerindeki insanlar ve bu ülkelerin kültürleri üzerindeki yıkıcı etkileri, kitle iletişim araçlarına kimin sahip olduğu, bu araçları

(26)

14

kimlerin kontrol ettiği gibi önemli sorunlara hiç değinilme gereği bile duyulmuyordu (McPHAİL, 1991: 179–180).

Ana-akım sonrası medya ve kitle iletişim araçlarını daha sorgular nitelikte inceleyen ikinci yaklaşıma bakıldığında Eleştirel yaklaşımların çoğunun, köken olarak Karl Marks’ın fikir ve düşüncelerinden etkilenen ve esinlenen yaklaşımlar olduğu görülmektedir. Marks’ın özellikle (Engels ile birlikte) Alman İdeolojisi adlı eserinde belirttiği “her çağın egemen fikirlerinin egemen sınıfın fikirleri” olduğu yönündeki tespitinden hareketle, eleştirel yaklaşımlar medyayı, “egemen sınıfın fikir ve düşüncelerini taşıyan ideolojik aygıtlar” olarak görürler (Yaylagül ve Çiçek, 2012: 3–4). Kitle üretiminin işlevini de, kitleleri yatıştırmak ve onları kapitalizmin gerçek menfaatçileri olan eril burjuvazinin kârlarını artırmaya devam edebilmeleri için kitleleri sessizleştirmek olan diğerleri gibi bir endüstri olarak yorumluyorlardı (Inglis, 2005: 222). Eleştirel yaklaşımları esas alanlar iletişimin endüstrileşmesi, uluslar arası yönü, geliştirilen yeni iletişim teknolojilerinin toplum üzerindeki etkileri, iletişimin siyasal ekonomisi, kültürel incelemeler, iletişim sosyolojisi gibi çeşitli konularda çalışmalar yapmışlardır (Yaylagül, 2006: 81).

Ana-akım ve eleştirel yaklaşımlar medya ve haber alanında konuya farklı açılardan yaklaşmaktadırlar. Bu sayede bu iki kuram birbirlerinin eksik yönlerini de ortaya çıkararak medya alanında köklü çalışmaların yapılmasına zemin hazırlamışlardır. Bu iki kuramın medya ve haber konusunda benimsedikleri görüşlerden kısaca söz edilecek olunduğunda öncelikle çalışmaların ana-akım çalışmalarla başladığı görülmektedir. Liberal yaklaşımlar açısından genelde siyaset kurumu ve medya, özelde ise siyaset ve haber örgütlenmeleri arasında oluşan yapısal ilişki, demokratik rejimler için bir güvence olarak kabul edilmektedir. Bu tanımlama ile haber, toplumsal yapıda gerçekleşen siyasal ve sosyal olayları kamunun çıkarları doğrultusunda kamu adına insanlara aktaran bir metin olarak aktarılmaktadır. Haberci ise bu önemli ve sosyal faydayı gözeten görevi yerine getiren, bir anlamda iktidara karşı kamuoyunun desteğini alarak kamunun çıkarlarını gözeten bir aktöre dönüşmektedir. Dursun’a (2001: 123) göre habere ilişkin liberal tasarımların hareket noktasını, haber değerlerini ve gazeteciliğin profesyonellik kodlarını içeren bir kavramlar seti oluşturmaktadır. Bu profesyonel değerler seti sayesinde, haber medyası siyaset kurumunun eylemlerini toplum adına toplum için takip etmekte,

(27)

15

toplumu siyasetçilerin eylemleri hakkında bilgilendirmektedir. Bu konuda İnal (1994: 157–159) her ne kadar kitle iletişim araçlarının içeriklerinde ve özellikle de haber metinlerinde bir nevi çeşitlilik varmış gibi gözükse de, aslında farklı söylemler güvenilir kaynakların söylemleri içinde erir ve sonuç olarak metnin içinde siyasetçiler gibi iktidar sahibi kişi ve kurumların durum tanımlarının ön plana çıktığını söylemektedir.

Burada son olarak üzerinde durulması gereken konu ana akımın ile eleştirel yaklaşımların ekonomi bilimi üzerindeki düşünce farklılıkları olabilir. Buna göre eleştirel ekonomi politik yaklaşımın ana akımın ekonomi biliminden dört noktayla ayrıldığını söyleyen Golding ve Murdock’a (1997: 53) göre bu farklılıklar; bütüncüllük, tarihsellik, kapitalist teşebbüs ile devlet müdahalesi arasındaki denge ve son olarak adalet, eşitlik kamu yararı gibi ahlâki temeller olarak sıralanmaktadır.

Yukarıda da bahsedildiği üzere özellikle haber değerleri ve haber üretim süreçlerini ele alan bu yaklaşımlar, toplumsal güç iktidar ilişkilerinin ve sınıf tahakkümünün medya içeriğinde yeniden üretimi üzerine yoğunlaşmışlardır. Ana akım çalışmalar tarafından haberin gerçeklik olarak kabul edilmesi sorunsallaştırılmış ve ilk olarak haber olgusunun sorunlu bir üretim sürecinden geçerek oluşturulduğunu Walter Lippmann öne sürmüştür. Lippmann’a (1945: 213– 216) göre basının ve bu araçlarının bir ürünü olan haber olgusu, yaşanan gerçeği farklı bir şekilde kurgulayıp aktarmaktır. Bu nedenle Lipmann haber ile gerçeğin birbirinden ayrılması gerektiğini öne sürmüştür.

Çok farklı disiplinleri içinde barındıran Kültürel Çalışmaların ise Gramsci’nin (1986) ortaya attığı Hegemonya kavramına paralel olarak haber metinlerini incelemesi ve Althusser’in (2006: 336–337) Devletin İdeolojik Aygıtları çalışmasında medyanın ideolojik yeniden üretimde kritik bir rol oynadığı savını öne sürmesi, haber üzerinde yapılan eleştirel çalışmalara yeni bir ivme kazandırmıştır. Althusser’in yaklaşımı kurulu düzenin ideolojik olarak yeniden üretimine vurgu yaparken; Gramsci Hegemonya kavramı ile egemen sınıfın mutlak egemenliğinin yerine, egemenlik için düşünsel ve ideolojik mücadelenin önemine vurgu yapmaktadır (Yaylagül ve Çiçek, 2012: 5). Bu yaklaşım kültürün, toplumsal varlık

(28)

16

ve toplumsal bilinç arasında, altyapı-üstyapı ayrımının izin vereceğinden çok daha karmaşık bir diyalektik olduğunu ve bu diyalektiğin önemli bir dışavurumunun medya iletilerinde görülebileceğini öne sürer. Medya iletileri üzerinde odaklanması açısından yapısalcı yaklaşıma benzese de, yapısalcı yaklaşımın bu tür iletilere atfettiği özerkliğin aksine, kültürel yaklaşım medya içeriğinin ve etkisinin, medya iletilerinin üretildikleri ve algıladıkları toplumsal çevre tarafından biçimlendirildiğini varsayar (Özbek, 1991: 249).

Althusser’in takipçisi olan İngiliz kültürel çalışmalarının önemli ismi Stuart Hall’de bu görüşü destekleyen çalışmalar yapmıştır. Hall’e göre medyanın en önemli işlevi, anlamın toplumsal inşasında üstlendiği ideolojik işlevdir (İrvan, 1997: 77). Bu ideolojik işlev medyanın durum tanımı yapma yeteneğine sahip olmasıyla açıklanmıştır (Shoemaker ve Reese, 1997: 103). Siyasal yapıya yönelik rıza ve bu rızanın oluşum sürecinde, Gramsci’nin terminolojisi ile yönetenlerin hegemonyalarını kurma sürecinde, medya metinlerinin ve özellikle haberciliğin önemi yadsınamaz (İnal, 1996: 93). Medyanın bu işleyiş düzenine göre çağdaş insanlar kendi doğrudan deneyim alanlarının dışında olan olayları, kendilerine medyanın yansıttığı biçimle yani medya tarafından yapılan gerçeklik tanımlamalarıyla kavrarlar ( Kaya, 2009: 26).

Atabek ve Dağtaş’a (1998: 47) göre bu kuramda medya, egemen ideolojiyle, hâkim sınıfla, devletle iç içe ve onların değerlerini, ideolojilerini yeniden üreten kurumlar olarak görülür. Bu perspektifte kitle iletişim örgütleri, ideolojik arenanın bir parçası durumundadır. Dolayısıyla özetle söylenecek olursa eleştirel kuramlar çerçevesinde yapılan çalışmalarda, medya ve iletişim toplumsal bir süreç olarak ele alınmakta ve medyanın mülkiyet yapısı, haber üretim süreçleri, siyasal mekanizma ve sosyal yapılar göz önüne alınarak yapılan çalışmalara yön verilmektedir.

Ayrıca medyanın siyasal gündemi de etkilediği ve medyanın kamunun imgelem gücü olarak siyasal gündemi etkili bir biçimde belirlediği, haberlerde tekrarlanan temaların ve sorunların izleyicilerin öncelikleri haline geldiği kabul edilmiştir (Iyengar, 1997: 234). Bu noktada eleştirel çalışmalar ana akım iletişim

(29)

17

çalışmalarının haber metinlerinde olduğunu öne sürdükleri nesnellik ve tarafsızlık vurgusunu mercek altına alarak, bu değerleri sorunsallaştırırlar. Yanlılık-nesnellik ikilisine çok farklı eleştiriler yöneltilirken bu eleştirilerin çoğunun yöntembilimsel ve epistemolojik konular üzerinde odaklandığı görülmüştür (Hackett, 1998: 32). Schiller (1993: 24) de kitle iletişim araçlarının, haberlerin oluşturulması ve yayınlanması aşamasında yansız davranıldığı varsayılmasına rağmen objektif hareket etmediklerini belirtmektedir. Bu görüşlere paralel olarak süreci dilbilim yönüyle değerlendiren İnal (1995b: 114), içinde yaşadığımız dünya hakkında söylenen her sözün, her düşüncenin dilin dolayımını gerektirdiğini ve uzlaşımsal bir gerçeğin, mutlak bir nesnelliğin ve tarafsızlığın olanaksız olduğunu vurgular.

Ana akım yaklaşımın içerik çözümlemesi ile medya metinlerinde ve özellikle haberde nesnellik olgusunu desteklemek için yaptığı çalışmalar; eleştirel kuramla gelişen ve medya metinlerinin ve haberin oluşmasında yapısal sorunların varlığını gösteren çalışmalar sonrasında etkili eleştirilere tutulmuştur. Medya içeriğinin toplumsal bilinçteki ideolojik yeniden üretimin sağlanmasında bu denli önemli rol oynaması, genelde medya içeriği özelde ise haber üzerinde farklı yöntemler kullanılarak çözümleme çalışmalarının yapılmasına neden olmuştur. Sumner (1979: 57) bu bağlamda akademik topluluk tarafından sözel dil içindeki göstergelerin tüm dil kullanıcıları için ortak anlamları olduğunu, okuyucu ve izleyicilerin aynı sözcüklerden aynı anlamları çıkardığını kabul ederek uzun yıllar nicel içerik çözümlemelerinin sorgulanmaksızın benimsediğini söyler. İnal’a (1996: 134) göre geniş bir bakış açısı ve farklı disiplinlerden gelen kuramsal ve kavramsal çerçeveler haberi, pozitivist yöntembilimin nicel içerik çözümlemelerinden ve metni bağlamından yalıtarak ele alan metin analizlerinden kurtarmıştır.

1.3. Haberin İçeriğine Etki Eden Unsurlar

Haber genel anlamda bakıldığında bazı hazırlıkları gerektiren ve belli amaca yönelik aktarılmak istenen bilgilerden oluşmaktadır. Bu sebeple gazeteciler, habercilik görevlerini yerine getirirken yaptıkları haberlerin hazırlanma sürecinde bazı etkilere maruz kalabilmektedirler. Bu sebeple öncelikle haberde karşımıza çıkan kavramların gerçekliğin belli bir tür inşasının içinden çıktığı ve ikinci olarak ise bu kavramların üretildikleri bağlamın haberde görünür olmamasının, onların “doğal” ve

(30)

18

“verili” olarak kabul edilmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir (Arslan Yeğen, 2004: 69). Bu sebeple yukarıda bahsi geçen haber değer etmenleri haberin doğasında olan değil doğasına zorla sokulan, haber üretiminin rutin pratikleriyle alakalıdır.

Editoryal süreç olarak tanımlanan bu hazırlık sürecinde haber içeriğine etki eden ve edebilecek unsurlar göz önünde bulundurularak haber hakkında kesin bir sonuca varılmaktadır. Haberde neyin nasıl verildiği konusunda birçok tartışma bulunmaktadır. Bu tartışmalar gazeteciler arasında sürerken aynı zamanda bir taraftan da akademik boyutta devam etmektedir. Bu tartışmalara göz atmak gerektiğinde ise alanda çalışmalarıyla dikkat çeken Schudson’un konu hakkındaki anlatımı ilginçtir. Schudson’a (1994: 308) göre gazeteciler, gazetede ve ekranda kelimeleri kullanarak öyküler yazarlar. Ne hükümet güçleri ne kültürel güçler, ne de ‘gerçek’ kendini sihirli bir şekilde harflere dönüştüremez, fakat et ve kemikten oluşan canlı gazeteciler ‘haber’ dediğimiz öyküleri harfi harfine yaratırlar.

Bu anlatımdan sonra gazeteciliğin bir sektör olduğunu hatırlatan Gilbert (1994: 175) gazeteciliğin bir meslek olduğunu ve bu sebeple haber yapımında patronun isteklerine karşı kayıtsız kalınamayacağını söylemiştir. Gilbert’e göre, gazetecilerin, bağımsızlık arzuları ne kadar büyük olursa olsun kurumlarda çalışırlar veya bu kurumlara satmak üzere malzeme üretirler. Gerçeklik kendilerinden istenen şeye uymayabilir. Gerçekleri hep ne pahasına olursa olsun ortaya çıkarmanın istendiği bir gazetecilik anlayışı düşünülemez. Gerçekleri su yüzüne çıkarmak siyasal etkilerden ayrılmaz ve bu etkilerin yayımdan önce değerlendirilmesi gerekir. Dolayısıyla neyin söylenmesi gerektiği onun gerçek olmasıyla ya da gerekli olmasıyla ilgili değildir.

Haberde nesnellik ve tarafsızlığın olanaksızlığına dikkat çekerek, haber üretiminin kendisinin bir seçme ve seçilenleri bir araya getirme işlemi olması üzerinde duran Dursun (2004: 37) bu sebeple haberin inşa edilen bir kavram olduğu üzerinde durmaktadır. Buradan hareketle Schudson ise (2001: 153–154) gazetecilerin “haberin inşası”, “haberin oluşumu/yapımı”, “sosyal gerçekliğin inşası” gibi eleştirel analizleri kendi varoluşlarına karşı bir saldırı gibi algıladıklarından bahsetmektedir. Gazetecilere göre kendileri sadece dünyayı olduğu gibi yansıtmakta, sadece ‘olgularla’ ilgilenmektedirler. Gazetecilik âleminde münferit tarafgirlik,

(31)

19

sansasyonalizm, doğru olmayan haber, vb. söz konusudur elbette ama “sorumlu bir gazeteci asla, asla, asla haberi çarpıtmaz.” Bu savunmalara karşı Schudson’un yanıtı şöyledir: “Biz gazetecilere haberi çarpıtıyorsunuz demedik, onlara sadece haberi ‘oluşturuyorsunuz/yapıyorsunuz’ diyoruz.” Schudson, gazeteciliğin meslek ideolojisini ise şöyle tanımlar: “Gazetecinin bilincine derin biçimde kök salmış olan, habere ilişkin yargının (news judgment) kültürel bilgisi”.

Postman ve Powers (1992: 24) haber kavramını açıklarken birçok etkeni göz önünde bulundurmuşlar ve ‘haber nedir sorusunu yanıtlamak için demek istediğimiz, bir izleyicinin, haberi sağlayanların politik inançları ve ekonomik durumları hakkında bir şeyler bilmesi gerektiğidir. İzleyici, bu şekilde televizyon haberlerinden sorumlu olanlar tarafından belirli olayların neden önemli kabul edildiğini bilmek durumunda olur ve onların yargılarını kendininkilerle kıyaslayabilir’ şeklide bir açıklama yapmışlardır.

Haberin kesinlikle saf bir üretim olmayıp belli amaçlara hizmet eden, bu amaçlar doğrultusunda hazırlanmış örtülü bir metin olduğu, alanda yapılan tüm çalışmalarda üstüne basılarak anlatılmaktadır. Burton’a (1995: 18) göre medya tarafından üretilen diğer ürünler gibi, haberin kendisi de bir olayla ilgili seçme ve inşa etme sürecinin ortaya çıkan sonucudur. Hall’a (1973: 181–182) göre ise haberin ele alınışında dikkat edilmesi gereken nokta onun belirli uzlaşımsal ideolojik ve profesyonel kodlar içerisinden oluşturulmuş kültürel bir ürün olduğunun unutulmaması gerektiğidir.

Bu tanımlamalardan hareketle haberin içerisinde birbirinden farklı birçok unsuru bulundurduğu söylenebilir. Haber ve hakikat ilişkisi çerçevesinde alanda ortaya çıkan birbirinden farklı yaklaşımlar bulunduğu ve bu haber üretiminin bahsedilen bu yaklaşımlarca farklı açılardan değerlendirildiği bilinmektedir. Örneğin, bültenlerden izlenen, gazetelerden okunan haberlerin bağımsız ve nesnel gerçeklik olmadığı, ekonomik ve politik alan içindeki gazeteciliğin itibarlı tanıklarının gerçekleştirdiği anlamlandırma pratiklerince ve gazeteciliğin anlamlandırma pratiklerince üretilen bir gerçeklik olduğu eleştirel kuram içinde gerek fenomenolojistler gerekse kültürel çalışmalar geleneği tarafından vurgulanmaktadır (Dursun, 2001: 128).

(32)

20

“Kültürel çalışmalar” yaklaşımını paylaşanlar yönetici sınıf ideolojisinin yekpare olduğunu ve otomatik olarak belirlendiğini kabul etmezler. Onlara göre medya ve iletileri daha büyük özerkliğe sahiptir, çok sayıda çelişkili öğeyi içlerinde barındırırlar. Diğer yanda konuyla alakalı bir diğer yaklaşım olan, medya içeriğinin son kertede toplumdaki ekonomik ilişkiler tarafından belirlendiğini savunan ekonomi politikçiler bulunmakta ve ekonomik koşullarla ideoloji arasındaki bağlantının oldukça doğrudan olduğunu öne sürmektedirler (Shoemaker ve Reese, 1997: 108– 109). Eleştirel bir yaklaşımla haber üretim sürecini değerlendiren ekonomi politikçiler aynı zamanda ‘neyin açıklanacağı’ konusundaki karmaşık sorunun, ya medyanın ‘tarafsız’ ve ‘nesnel’ habercilik kuralından nasıl saptığını ve bunun nasıl rahatsız edici bir şey olduğunu ortaya koymak ya da onun yerine ‘tarafsız’ ve ‘nesnel’ habercilik adına yapılan haberciliğin aslında dünyayı toplumdaki egemen grupların bakış açısı ile sunduğu konusuyla ilgili olduğunu söylemektedirler (Schudson, 1994: 311).

Temelde ortaya atılan yaklaşımlar çerçevesinde yapılan çalışmalarda yapısal yanlılıktan bahsedilmeye çalışılması, kastedilen yanlılığın tüm haber kuruluşlarının günlük pratikleri içinde güç/iktidar sahibi kurum ve kuruluşların ürettikleri durum tanımlarını yeniden kurmaları olgusudur (İnal, 1995b: 113).

Eleştirel açıdan bakıldığında haber içeriğinin üretimi sırasında ekonomik, siyasi güç odaklarının birbirine geçerek ortaya çıkacak habere etkileri göz önüne serilmektedir. Habercilik zamanla insanları bilgilendirme görevinden ziyade insanların nasıl bilgilendirileceğine karar verme mekanizmasına kendisini kaptırmıştır. Adaklı’ya (2010: 69) göre medya sektöründe mülkiyet ilişkileri; sınıf eşitsizliğini ve bunun uzantısı olarak çeşitli tahakküm biçimlerini meşrulaştırmada içerik üreticisi olarak oynadığı rol nedeniyle özel bir önem kazanmaktadır. Medya sahipleri, medyadaki üretim süreçleri ve medya içerikleri üzerine doğrudan ve dolaylı bir kontrole de sahiptir.

Medya sektöründe kontrolün özgün biçimleri söz konusudur. Murdock (1977; aktaran Adaklı, 2010: 69) medya sektöründe iki ayrı kontrol düzeyine işaret etmektedir: 1- operasyonel kontrol, 2- tahsisata dayalı kontrol. İlk kontrol düzeyi, gündelik üretime ilişkin rutin kontroldür. Örneğin haber medyasında, içeriğe ilişkin karar alma süreçlerinde söz sahibi olan editoryal kadronun her gün yenilenen standart

Şekil

Tablo 1. Araştırmaya Katılanların Sosyo-Demografik Bazı Özelliklerine İlişkin  Bulgular
Tablo 2. Gazetecinin Haber Seçiminde Önemli Olan Etmenlerin   Betimleyici İstatistik Tablosu
Tablo 3.  Gazetecinin Haber Seçiminde Önemli Olan Etmenler Arası İlişki  (Korelasyon Analizi)  1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  1  1  527**  300**  210*  363**  170  108  212*  238**  080  214*  117  213*  284**  164  156  2  1  473**
Tablo 4. Haber Seçiminde Gazetecilere Yol Gösteren Etmenlerin Dağılımı  Haber seçiminde gazetecilere yol
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Sosyal medya kullanımı ve elde edilen doyumlarının test edilmesinde deneklere yöneltilen sorular; interneti kullanım amaçları, en çok takip ettikleri sosyal medya

Türk eğitim sisteminin önemli sorunlarından birisi de öğrencilerin genellikle matematik dersinden korkuyor, dersi sevmiyor ve bu derste başarısız olmalarıdır. Bu

Savaş meydanında şehit olanlar, amiri tarafından görevlendirildiği askerî hizmeti ifa etmek için bir mahalde bulunanlar veya kolera illeti, veba veyahut bunun gibi bulaşıcı

Bu çalışma, haber sitelerinde ve sosyal ağlarda 31 Mart 2019 yerel seçimi sürecinde yayılan yalan içeriklerin yoğunluğunu, içeriklerin hangi mecralarda ve ne şekilde

“kurum çıkarları” yeniden hatırlatılmaktadır. Dahası Muhabir kitabında, profesyonel gazetecilere, onları istihdam eden haber kuruluşunun ötesinde bir şöhrete

BB’lerin retweet paylaşımları dâhil edilmeden doğrudan kendi hesabından yaptığı paylaşımlarda Ankara ve İzmir BB’leri üçer sektör gurubunda/sektör

Koruyucu egzersiz olarak kullanılan eksantrik egzersiz olan nordic hamstring egzersizi (NHE) ve slide board egzersizi (SBE)‟ nin egzersiz öncesi ve sonrası kas

lstanhuldaki temsillerinin altmışıncısında güçlükle yer temin edebilmiştim ve Artlıur Miller'in (S atı­ rının Ölümü) piyesini Ankara Devlet Tiyatrosunda