ilmi Ara�tlrmalar
7,istanbul
1999HiKMETLERE GORE YESEViLiK VE 0RTA ASY
AKfJL TUR T ARiHi
BAKIMINDAN ON
E
Mi*
-BiR HiKMET U
ZERINDE T AHLiLDENEMESi
Mertol
TULUM**
Bilindigi gibi, Hoca Ahmed-i Yesevl (o. 562/1166-7) ve Yesevllik (Yese viyye Tarikatt) Uzerinde ilk ve en onemli <;alt�ma Fuad KoprUIU'nUn Turk Edebiya tmda Ilk Mutasavviflar adlt eseridir. 1919 ytlmda yaytmlanmt� ve daha sonra bu alanda yaptlmt� hemen hemen bUtlin <;alt�malara kaynakltk etmi� olan bu eserde KoprUlU, Yesevl ve Yesevllikle ilgili bilgileri, varhgmt ilk olarak kendisinin haber verdigi Cevdhiru'l-ebrdr min emvdci'l-bihdr adlt kaynaktan aktarmt�ttr.
Merhum Koprlilii'nUn eserinde yapttgt degerlendirmeye gore, Yesevl "basit ve sade din! ve ahlakl esaslan telkin eden, daha dogrusu din! ve ahlakl propaganda yapan bir tasavvuf mesleginin" temsilcisi idi. Yesevllik'te hakim olan esaslar ise, Ahmed-i Yesevl'nin hocast ve �eyhi olan ''Yusuf-1 Hemedanl'nin Kitab ve Sunnet'i her �eyin iistlinde tutan ve tevili ancak �eri'at<;tlarm kabul edebilecekleri daireden ileri gotlirmeyen" anlayt� ve yorumuna dayamyordu. Bu yiizden KoprU!Uye gore Yesevllik'te "<;e�itli akidelerin kayna�masmdan hast! olma birtaktm fikir ve telak kilere rastlanamaz."
<;ok ktsa aktarmalarla ana hatlanm <;izdigimiz bu gorU�UnU KoprUlU daha sonra degi�tirmi� ve bunun dogru olmadtgmt, <;Unkii ilk <;alt�masmda kullandtgt Yesevi ve Yesevllik'le ilgili bilgiler aktaran eserlerden bir <;ogunun Orta Asya'da Nak�tbendiye tarikatmm kurulu�undan ve XV.astrda Osmanh imparatorlugu mem leketlerine yaytlt�mdan sonra viicuda getirilmi� oldugunu, dolaytstyla bunlarm Ahmed-i Yesevl'yi tamamiyle Nak�tbendl gorU�Une gore tasvir ettiklerini ileri sUr mii�tUr. (jA, "Ahmed Yesevi") KoprUiiinUn boyle bir degerlendirmeye dayanan yeni gorU�iine gore, "Ahmed-i Yesevl bir taraftan Horasan melametiyesinin, bir taraftan da Dogu TUrkistan ve Seyhun havalisindeki �il cereyanlarm tesiri altmda geni� ve serbest bir tasavvuf felsefesine sahip olmu�tur. Yesevl'nin Yesi'ye yerle�e rek propagandasmt daha ziyade go<;ebe ve koylU bozktr tlirkleri arasmda teksif etmesi ile Yesevllik ister istemez bu muhitin �artlanna tetabuk etmi�, boylece eski California Oniversite'sinin 1-4 Ekim 1998 tarihlerinde Los Angeles'ta dlizenledigi "The John D. Soper Commemorative Conference on the Cultural Heritage of Central Asia" konulu konferansta sunulan bildiri metnidir.
türk kabile an'aneleri ve paganizm
bakıyeleriile
karışmakmecburiyetinde
kalmış tır."Nitekim;
"Nakşıbendian'anelerinde bile Ahmed Yesevi'nin zikir meclislerinde
kadınlarve erkeklerin bir arada
bulundukları hakkındarivayetler
vardırki, göçebe
türk
hayatınınbir zaruretidir"
(aynımadde).
Köprülll burada yeni
görüşüneek olarak, Yesevllik'in XIII. yüz
yılınikinci
yarısındaAnadolu'da Babai ve
Bektaşi tarikatlarının teşekkülündede mühim bir
amil
olduğunu kaydetmiştir.Fuad Köprülll'nün
görüşlerindekibu
değişikliğin Bektaşiliküzerinde uzun
yıllar yaptığı araştırmalar olduğubilinmektedir; ancak
bahsettiğibu büyük
araştırma
sağlığında yayımianmadığıgibi, daha sonra da ilim
dünyasına sunulmamıştır.Merhum Köprülll'nün sonraki
görüşütarikatlar üzerindeki
araştırmalarıyladikkati çeken Prof. Dr.
YaşarOcak
tarafındanaynen
benimsenmişolarak son
yıllarda yeniden ortaya
sürülmüştür.Ocak, Kalenderf/er
adlı kitabında(Ankara, 1992)
hiç bir kaynağa dayandırmaksızın: "İslamiyet
Türkler arasına
Melamet cereyanı ile
girrneğe başladıve X.
yüzyıldaMaveraünnehir'de Buhara, Semerkant ve Fergana
gibi
şehirve bölgeler Türk
şeyhleriyle dolmağayüz tuttu. Bunlar
tıpkıeski
şamanlar gibi manzum ilahiler okuyan veya Budist rahipler gibi menkabeler anlatan
şahsiyetlerdi." diyerek
birtakımbilgiler vermekte, sonra da "Köprülü'ye göre, Ahmed
Yesevi çevresinde görülen Arslan Baba, Korkut Ata, Çoban Ata gibi
kişiler,bu tür
sufi Türklerdi.
İşte bu yüzdendir ki, Ahmed Yesevi ve sufiliğini, Nakşı-bendiliğinsüzgecinden
geçmişsonraki
kaynaklarıngözüyle
değil,Melami-Kalen-deri
tasav-vuf
cereyanıdahilinde ve bu gözle ele almak, tarihi
vakıayauygun
düşecektir."(s.
23) demek suretiyle merhum Köprülll'nün
görüşünüdayanak ve
çıkış noktası aldı ğını açıkçabelirtmektedir. Daha sonra Türk göçlerinden bahsederken, yine hiçbir
kaynağa dayandırmadan:" ...
asıl kalabalıkgöç
dalgaları Moğol istilasınınsebebi-yet verdikleri olup, 1 220'lere
doğruKübreviyye ve Sühreverdiyye gibi sünni
eğilimli tarikat
mensupları yanındahepsi de hiç
şüphesizKalender!
sufiliğiile çok
yakındanalakah bulunan Yeseviyye, Vefaiyye ve özellikle Haydariyye gibi
gayr-ısünni zümreler de Anadolu'ya ayak
bastılar."(s. 61)
satıriarınayer vermekte ve
görüldüğügibi, burada Yesevilik'i -hiç
şüphesiz kaydıylada
pekiştirerek-Kalende-ri
sufiliğiile çok
yakından aldkalı, gayr-ısünnf bir tarikat olarak nitelemektedir.
Sayın
Ocak,
aynıkitapta daha sonra Babailik'ten söz ederken,
Babailiği teşkilatiayanVefailik'i de bu zümrelerden
saymanın doğru olacağınısöylemekte ve
-yine
dayanaksızolarak- bu
tarikatınYesevilik'e büyük bir benzerlik
gösterdiğinikaydettikten sonra, her ikisinin de Horasan
Melametiliğinden kaynaklandığınıve
mensuplarınıngeleneksel sünni esaslara muhalefetleri sebebiyle resmi yönetim ve
halk
tarafından dışlandıklarınıileri sürmektedir.
Şaşırtıcı
olan husus her iki
görüşsahibinin de
araştırmametodolojisi
açısından çok önemli
sayılmasıgereken bir
noktayıgöz
ardıetmeleri, Y esevi ve
Yesevilikle ilgili
araştırmalardabirinci derecede kaynak
olmasıgereken
'hikmet-leri'
kullanmamış olmalarıdır. Merhum Köprülü, hem İlk Mutasavvıjlar'da, hem de
İslam
Ansiklopedisi 'ne
yazdığı
makalede " ... bugün elimizde bulunan hikmetler
HİKMETLERE
GÖRE
YESEVILİK203
Yesevl'ye ait olmasalar bile,
şekilve ruh itibariyle
bunların asılYesevl'ye ait
olan-lardan
farksız olacağına hükmedebiliriz." ve '' ...
hikmet
adı verilen bu
tasavvufi-ahlakl
şiirnev'i
vasıtasıile Ahmed Yesev'i'nin edebi
şahsiyetinive telkin
ettiğiide-olojiyi -takribi bir mahiyette de olsa- anlamak kabildir."
(İA , aynımadde) demek
suretiyle çok isabetli bir
görüşve
yaklaşımortaya
koymuş,ama Yesev'i'nin telkin
ettiği
ideolojiyi belirlemek için, "ruh itibariyle
asılYesev'i'ye ait olanlardan
farksız olacağına hükmedebileceğimiz"hikmetlerin,
aksettirdiğiruh, ihtiva
ettiği görüşve
düşünceler açısından
tahlili bir incelemesini
yapmamış,-o günün
şartlarıve kendi
sahip
olduğuimkanlar göz önüne
alındığında-daha
doğrusu yapamamıştır.Bunu
yapabilmiş olsaydı,
ilk
görüşünü değiştirmesibelki de söz konusu
olmayacaktı. SayınOcak'a gelince;
Bektaşiliküzerindeki
görüşve
düşünceleriniileri
sü-rerken:
"Bektaşilik edebiyatınınen zengin
boyutlarındanbirini
teşkil ettiğine şüphebulunmayan
Bektaşi şiiri,yahut öbür
adıylanefesler,
hala derinlemesine, tahlili ve
sistematik bir incelemenin konusu
olmamıştır. İşte Kalenderiliğinbüyük ve köklü
tezahürlerini burada görmemek kabil
değildir.Bu sebeple XVII.
yüzyılın başlarınakadar
Bektaşi şiiridenilen
şeyin aynızamanda Kalender)
şiiridemek
olduğunuileri
sürmek bir
gerçeğinifadesi
olacaktır."(aynıeser, s. 209) demesine
rağmen,ne
ya-zık
ki, o da Yesevllik
hakkındaki değerlendirmelerinde aynımetod
hatasına düş müşve bu günün
şartlarıve
imkanlarıile
hikmetler
üzerinde
artık yapılabilmesigereken ciddi bir tahlil ve
değerlendirmeyerine, Köprülü'nün
artıkçok gerilerde
kalan bir tarihte ortaya
attığı görüşüaynen benimseyip tekrarlamak suretiyle,
Yese-v'ilik ve Yesev'i
hakkındaondan daha da kesin hükümlerde
bulunabilıniştir.Hikmetlerin
genişbir
bakış açısıile
derinliğineincelenmesi, Ahmed-i
Yesev'i'nin
nasılbir inanç ve tarikat yolunu
benimsediğinive
yayınağa çalıştığınıbütün
açıklığıylaortaya
koyacağıgibi; hiç
şüphesiz,Türkistan
coğrafyasıylailgili
pek çok tarihi
gerçeğinve özellikle
çağlarboyu
değişip başkalaşarakgünümüze
ulaşmış
olan bir çok kültür unsurunun belirlenmesine de hizmet edebilecektir.
Aşağıda şimdilik
en eski tarihli nüsha olarak elimize
geçmişbulunan
hik-metler
mecmuasındakibir
şiiritahlile
çalışacağız.Bunun bir
başlangıçve örnek
olduğunu
söylemek istiyoruz.
Görüleceğigibi,
başlıcahedefimiz hikmetlerin diline
iyice nüfuz edebilmek, bu yolla da ihtiva
ettiği düşünce yapısına olabildiğince yaklaşınağa çalışmak olmuştur.Bu ilk hedefe
ulaşmayolunda
yapılmasıgereken
ciddi
çalışmaesasen dil bilimi metodolojisi
ağırlıklı araştırma sırasında karşılaşılanbir çok yeni ve
farklıyönle
kendiliğinden zenginleşmekte,dilin
taşıdığıbir çok
tarih ve kültür unsuru bu arada kendini ele vermektedir.
ı
Körün <siz> bu
zamananın şayblarınıGada
yanlıgeldin elge kezerler-e
IIall.dar meni 'ezizim dep aytsun tiyü
Her mecliste
t,all~alarıntüzerler-e
Bu
zamanın şeyhlerine bakınhele!
Dilenci gibi oradan oraya gezerler;
insanlar kendisine 'ulu kişi' desinler diye,
(Onların)
topluca
bulunduklarıher yerde ayin düzenlerler.
Kıt'anın
ilk
mısraında,içinde bulunulan zamanda, kendilerine
'şeyh' adıve-ren bir
takımkimselerin var
olduğubir
uyarıifadesiyle belirtilmekte; ikinci
mısrada ise, bu
şeyhlerinbelli bir yerde
oturmayıporadan oraya gezip
durduğu,yani bu
gibilerin 'gezginci'
olduklarıbildirilmektedir.
Bilindiği
gibi, bir yerde
yerleşik bulunmayıpsürekli
dolaşmakhem
şamanların,
hem de Müslüman
olmuşTürkler
arasındaki -aslında İslamibir
kılığa bürünmüş şaman (kam,bakşı)hüviyetinde- Kalender
dervişterin benimsediğibir
hayat
tarzıydı.Abdülkadir
İnan'ın naklettiği
(Makaleler ve
İnceleme/er,
Ankara, I 987, s.
392) manzum bir
şaman duasımetninde
şamanlarınbu gezginci karakteri
şu ınısralarda dile gelmektedir :
Geziyorum ve mukaddes ayin icra ediyorum
Ben daima dua ederim . .. bütün ci ham
dolaş ırve dua ederim
Yakın
ve uzaklardaayinlericra ederek geziyorum ey ulu
Tanrı!Orta Asya
Kalenderliği hakkındaönemli bilgiler ihtiva eden Rüstem
Destanı'nda ise (Mehmet Mahur Tulum,Özbekçe Rustem
Destanı, İstanbulÜniversitesi,
Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İstanbul,
199 I
-Basılmamış
Yüksek Lisans tezi-)
kalen-derlerin bu
yaşayışbiçimi
şuifadelerde yer
almaktadır:
Yurt are/ep men hem yürgen lsafender "Ben bir yerden
başkabir yere gezip duran
kalenderim." s. 39/980
... tey urip alemni kezip " ... sürekli
dolaşıp,her yeri gezip" s. 126/3259
Men
Afstdşnini me fszleyin, men hem tentirep öleyin "Ben
Aktaş'ıne
yapayım..
Ava-re bir
şekilde dolaşmaktanöleyim." s. 126/3243-4
İkinci mısrada,
'ged!i
yaiilıg =dilenci gibi'
j:ıenzetmesiile kendilerine
'şeyh'adı
verilen bu kimselerin bir dilenci gibi
davrandıklarına,dilenerek geçindiklerine
işaret olunmaktadır.
Kalenderlerin gerek ilk devirlerde, gerekse sonraki
yüzyıllardaki yaşayışla rıylailgili bilgiler bu hususu tamamen
doğrulayıcıniteliktedir.
Aynı coğrafyadaHIKMETLERE GÖRE
YESEVILİK205
derlenmiş olması bakımından taşıdığı
önemi göz önünde bulundurarak, bu hususta
sadece
Rüstem Destanı
'ndan bu husustaki
kayıtları aktaracağız:Ged!ı
bolgen
~alender-men"Ben dilenci kalenderim" s. 127/3265
!;ır~ ~alender 'Şeydulül'
dep
sur!ın s!ılip. "Kırkkalender, 'Allah
rızasıiçin' diye
bağrışıp"
s. I 26/3246-7
Neziringni
!ı/sengbu yerden
yo*!ıl "Sadakanı aldığındaburadan bas git." s.
130/3336
Dördüncü
mısradabu sahte
şeyhterin varıp ulaştıklarıyerlerde bir insan
topluluğu
gördüklerinde hemen ayin düzenledikleri dile getirilmektedir. Bundan,
tipik bir
şaman geleneğiolarak sürüp
geldiği anlaşılanbu tür
ayİnierin İslamibir
hüviyete sokularak devam
ertirildiğisonucunu
çıkarmamız şiirin diğer kıt'alarınıntahliliyle elde edilen bilgilere
dayanılarakherhalde mümkündür.
2
Ol I,alJ..<ada hay hu
J..<ılur şuhratuçun
Şa'ırları şi'r
oJ..<urlar ziynet uçun
~z
u cuwan
yıglışurlarsuhbat uçun
Awaz
eştipher
~araftınkelürler-e
(Kendileri)
şöhretkazanmak için bu halka içinde
bağırıp çağtrırlar; Şairleriortama renk katmak için
şiirokur/ar;
Kızlar
ve
delikanlılar 1(birbirleriyle)
konuşmakiçin
toplaşır/ar;Gürültüyü
işitenler(ise) her taraftan gelirler.
Bu
kıt'ada aktarılanbilgiler bu ayinlerin mahiyeti ve
niteliğiniortaya
koyma-sı bakımdan
çok önemlidir.
İlk mısrada
bize göre tam bir
şamanayini tasviri
vardır. Şöhretiçin
yapıldığışeklindeki
yorum bir yana
bırakılacakolursa, burada çevresinde halka biçiminde
toplanmış kalabalığın ortasındaki şeyh kılıklı kişinin
yüksek sesle
bağıRp-yağıraı-akbir
şeyler söylediğinakledilmektedir.
Şamanların
ayin
sırasında çeşitli tanrıların;ruh sahibi
sayılan dağ,nehir, göl
ve tepelerin; kabile hamileri olan
ağaç, kuşve
hayvanların adlarınıanarak
çeşitlidualar
okudukları,vecd haline yükseldikçe
sesienişlerinin çığlığa dönüştüğüve
giderek
hızlananbir
takımhareketlerde
bulunduklarıbilinmektedir. Bu
mısradasöz
konusu edilen
'bağırıp çağırma' işteruhi bir
coşkunlukhali içindeki bir
şaman(kam,
bakşı)ınbu durumunu aksettiriyor
olmalıdır.Bugün Özbekçe'de 'cuvan' yalnızca 'yetişkin kız' ve 'dul kadın' anlamlarına gelmekte ise de, tarihi dönemde bu kelimenin özellikle pir ile birlikte kullanıldıgında 'genç erkek. delikanlı' anlamını ta-şıyor olması, burada, Özbekçe'deki bugünkü anlamıyla değil, seçtigirniz anlamda kullanılmış ol-duğunu göstermektedir.
İkinci mısrada
bu
şeyhterin şairlerindensöz ediliyor.
Anlaşıldığınagöre bu
şeyhterin yanlarında şairler
bulunmakta; bunlar ayin
sırasında ortamı zenginleştirmek, toplananlar üzerinde tesir derecesini
artırmak
için
şiir okumaktadırlar.
Özel-likle
azanlarınTürk toplum
hayatıiçindeki yeri ve
yaşayış tarzlarıdikkate
alındı ğındabu
okumanınbir
çalgı eşliğindeezgili bir tarzda
yapıldığınıtahmin
edebili-riz.
Aslında
bir tür
şamanayini olan bu
ayİnlerde azanlarınsaz
eşliğinde şiiro-kumaları İsHimiyet'in
kabulünden sonra
şamanlık geleneğinin kılık değiştirmeihti-yacı karşısında
bir
takım İslamiunsurlar kadar toplumda var olagelen bir
takımörf
ve gelenekleri de kendi içine
katmasıile
alakalıdır.Bugün
Kazak-Kırgız bakşıları nın yaptıkları şaman tarzıbu tür törenlerde
şamanlık geleneğindekidavulun yerini
artık
tamamen kopuz
almış bulunmaktadır (İnap,a. e.
s. 474). Bununla birlikte
davulun daha sonraki yüz
yıllardabile
kullanıldığınadair bir bilgi olmak üzere
İnan'ın aynı
makalesinde XV. yüz
yıl başlarındaAnadolu'dan Semerkand'a geçen
Rus
seyyahıKlavijo'dan
aktardığı şupasaj
ıkaydetmek yerinde
olacaktır:
"Pazar
gıinüDeliler köyüne geldik. Bunlar
Müslümandırlar.Zahitler gibi
yaşıyorlar.Bunlara
'aşık'diyorlar. Müslümanlar
bunlarınziyaretine gelirler .. .. Bu
aşıklarhas-taları
tedavi ederler Bunlar saç ve
sakallarını tıraşeder.
çıplakhalde sokaklarda
ge-zer/er: gece giindiiz davul çalar, türkü soy/erler. Evlerinin
kapılarındaüzerinde hilal
resmi bulunan siyah bayrak
vardır Bayrağın altındageyik, koç ve teke
boynuzlarıa-sı/mıştır.
Sokaklarda gezerken
boynuzlarıberaber
taşırlar(a.e. , s. 476)
Üçüncü
mısradan anlaşıldığına
göre, bu
ayİnlerde kızlar
ve
delikanlılar
bir
a-rada
bulunmaktadır.Yine
yazarınbir yorumu olarak gençler bu ayinlere
aslında tanışma, buluşmave
konuşmavesilesi sayarak
katılmışolsalar bile,
asılönemli
olan bu
ayİnlerde kadınlarında erkeklerle bir arada bulunabilmeleri ve
şiiringenel
bağlaını
göz önüne
alındığındabunun
açıkçatenkit konusu
yapılmasıdır.Bilindiği
üzere kaynaklarda Ahmed-i Yesevi'nin zikir meclislerinde
kadınve
erkekleri bir araya
topladığı ithamıyla karşı karşıya kaldığıve
şeriat ulemasınca müfettişgönderiterek
sorgulandığırivayet edilir. Köprülü Yesevilik
hakkındakiikinci
değerlendirmesinde kadınve erkeklerin zikir meclislerinde bir arada
bulun-dukları
rivayetinin
aslında doğru olduğunukabul etmekte ve bunun Türk göçebe
hayatının
bir zarureti
olduğunuileri sürmektedir.
(İA, ''Ahmed Yesevi")
Merhum Köprülü'nün bizzat kendisinin de ileri
sürdüğügibi, Yesevilik'in
a-na
kaynağıolan ve bu yüzden de ilk ve ana kaynak olarak
kullanılmasıgereken
hikmetlerin dikkatle
değerfendirilipsistematik tahlili
yapılmadan Bektaşilikkay-naklarındaki
rivayetlere dayanarak
varılmışbu
kanaatİ paylaşmakherhalde
müm-kün
değildir.Bugün elde mevcut hikmetlerin
doğrudanHoca Ahmed-i Yesevi
tara-fından yazılmış oldukları
kabul edilmese bile, kendisinden sonra
aynıtarzda
yazıl mışolan
şiirlerinbüyük ölçüde onun telkin
ettiğiinanç ve
düşünceleri yansıtması gerektiği, yukarıdada
aktardığımızgibi, Köprülü'nün ileri
sürdüğüve tabii ki çok
yerinde ve
paylaşılmasıgereken ilmi ve akli bir gerçekliktir. Hikmetler tahlil
edil-HİKMETLERE
GÖRE
YESEVILİK207
diğinde
görillür ki,
bunlarınhemen hemen bütününe türlü ifadelerle
yansımışve
sinmişolan ruh,
dolayısıylaYesevilik
tarikatının esasını teşkil ettiğinde şüphebu-lunmayan öz
şeriateve ehl-i sünnet mezhebine tam
bağlılıktır.Bir
takımzaruret-Jerle Yesevilik'in
sıkı sıkıya bağlı bulunduğuesaslardan taviz
vermiş olduğunuileri
sürmek, kanaatimizce, her
şeyden önce hikmetlerin reddettiğibir
iddiadır. İştehikmetlerin genel
muhtevasının karşı çıktığıbu iddia tahlilini
yaptığımız şuhik-mette sahte
şeyhlereyöneltilen sert tenkitle
cevabını bulmuş, kadınlarında
katıldığıayin meclislerinin tenkide konu
olmasıYesevilik'te
kadınlıerkekli zikir
yapıldığı iddiasınabir anlamda reddiye
değeri kazandırmıştır.Gerçekten de ele
aldığımız şuson
mısrada -şiirdeki adlandırmayla-sahte
şeyhlerindüzenledikleri ayinlere
ka-dınlarında
katıldıklarınınbelirtilmesi, sonra da bu tür meclislerde
yapılanlarıntümüyle
'batı)'olarak
değerlendirilmesisöz konusu zikir
tarzının dolaylıbir
biçim-de biçim-de olsa, redbiçim-dedilmesi
anlamınagelmektedir.
3
I:Iall~a ~urup
tegresinde olturgaylar
Derdin bar dep ol 'ayalga zarp
~ılgaylarOşbu yaiilıg ba~ıl işni ~ılurlar-a
Halka halinde çevresinde otururlar,
"Hastalığın
var" deyip o
kadına(elleriyle) (hafif hafif) vurur/ar:
Böylesine yersiz ve
uygımsuz işyaparlar.
Bu
kıt'adabir tedavi sahnesi tasvir edilmektedir.
İlk mısra metinde eksikol-makla birlikte, 3.
mısradaki'ol ayal' kelimelerinden
açıkça anlaşıldığıüzere, bu
te-davi sahnesinde hasta bir
kadın şeyhve
yanındakilerin teşkil ettiğihalka içinde
oturmakta ve
şeyh "Hastalığınvar" diyerek tedavi
maksadıyla kadınaeliyle
vur-maktadır.Ancak bu
vuruşun şiddetli, acıverici nitelikte bir
vuruşolmaktan çok,
hafifçe
vuruşlar şeklinde,tedavi
maksatlıbir tür masaj
olduğu anlaşılmaktadır.2Nitekim bu tedavi
şeklibu gün de
Türkistan'ınbirçok yerinde özellikle
sırtve
o-muz bölgelerine el içi ile
yapılan vuruşlar şeklinde uygulanmaktadır. Anlaşıldığınagöre,
artıkdini kimlik ve görevleri
kalmamışolan Orta Asya
bakşılarınınsürdüre-geldikleri
işlerdenbiri ve belki de
başlıcasıçok eski bir
geçmişi olduğu anlaşılanbu tür tedavilerdir.
İşte
bu
kıt'ada
erkek
tarafından kadına
temas suretiyle
yapılan
bu tedavi
şekli
yerilmekte;
batı!,yani
şer'!hükümlere
aykırı sayı lmaktadır.2 Bk.
Ozbek Til in mg
Izah/ıLugati,
c. I, s. 299 : Herhangi bir nesnenin ritmik hareketi, aynı tempo-da ardı ardına gerçekleşen vuruş.4
Ba
'zılarnısine üzre dem
~ılurlarWaswas bolsa zabun
işnikem
~ılurlarTah' körüp
~ara ~oynıem
~ılurlarÖpke
ta~ı
yürek
bagrın ~a~arlar-a
Bazı kadınların göğüslerine
okur üjlerler;
Ak/i dengesi yerinde
değilse, zavallıyatecavüz ederler;
(Bazen) fal bakarak tedavi için kara koyun
kullanır/ar;(Bazen de hasta
kadının)kara
ciğer,yürek ve ak
ciğerbölgelerini
el-leriyle ova/ar/ar.
Bu
kıt'ada birtakım başkatedavi usullerinden söz edilmekte,
bazıhallerde ise
tedavi
adı altında hastanıniffetine
dokunınayakadar
gidildiğiileri sürülmektedir.
İlk mısrada kadının göğüslerine üflendiği anlatılmaktadır
ki, bu tür
üftirük-çülük deA. İnan'a göre bir şamanlık kalıntısıdır. (a.e. , s. 467) Bugün de Türkistan
coğrafyasında bahşılardualar okuyup üfleyerek
aynı şekildehasta tedavi etrMeyi
sürdürmektedirler.
3.
mısratam
anlamıylabir
şamanayinini göz önünde
canlandırmaktadır. Bi-lindiğigibi
şamanayin
sırasındaruhlarla temasa geçmekte, bir
isteği olduğuiçin
hastalığayol
açtığına inanılanbu ruhtan ne
istediğini sormaktadır.Bu temas
sıra sındaki görüşmeyi fısıltıhalinde nakleden
şamandaha sonra bu ruhun
isteğinihasta
yakınlarınabildirmekte,
işteadak (nezir) merasimi bundan sonra
başlamaktadır.Altaylıların
toluu (Özbekçe'de: tölev)
adını
verdikleri; içki, kimi yiyecekler,
ku-maş parçalarıve genel olarak da bir
hayvanınhediye veya kurban olarak
sunuldu-ğu,'göçürme' ve 'çevirme' denilen bu merasim
sırasındabir hayvan
şamanmarife-tiyle
hastanın etrafında dolaştırılmaktave hastaya musaHat olan ruh bu hayvana
göçürülmektedir. A.
İnan bu eski şamantedavi usulünün halen
yaşamakta olduğunu.ve bu törende
bakşının hastanın etrafındabir
hayvanı dolaştırıpkurban
ettiğinibizzat
gördüğünükaydetmektedir (a.e.,
s. 478).
Ayrıcabizim tespit
ettiğimizegöre
bugün Türkiye'de Adana yöresinde
Türkistanlıgöçmenler
arasında'kinneçi'
adıverilen kimseler
hastalığı uzaklaştırmak(= göçürmek) için aynen
şamanayinlerin-de
yapıldığıgibi bir
hayvanıadak olarak kullanmakta,
ayrıca aldığısadaka veya
hediyeyi de
hastanın başı
çevresinde
dolandırmaktadırlar3.
Özbekler ve
Kazak-Kırgızlarbuna
'aylandıruv (dolandırmak)'dedikleri gibi, bu adakla ilgili olmak
üzere sevgi ve
şefkatifadesi yerinde
"Aylanayıni Aynalayın 'Kurbanın olayım'sö-zünü
kullanırlar.Bir Karadeniz Bölgesi türküsündeki "Oy sana
dolanayım" deyişide
aynı anlamdadırve
aynıkültüre dayanan
anlayışınAnadolu
sahasındakiizi
ola-rak
değerlendirilmelidir.3 Bu bilgiyi aktaran
i.
Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü araştırma görevlisi Sayın Selahittin Tolkun'a teşekkür ederim.HİKMETLERE
GÖRE
YESEVILİK209
Metnimize göre, tam
anlamıyla şamanusulü olan bu tür tedavide
kullanılanhayvan bir kara koyundur.
Mısradaki
'til.li' körmek'i 'fal bakmak' olarak
çevirmeınİzinsebebi
aslındaruhla temasa geçmek
şeklindedini bir nitelik
taşıyan şaman ayİninin İsHimiyet'inkabulünden sonraki dönemlerde bu
niteliğinitamamen kaybetmesi ve
artıkbu tür
ayinleri sürdüregelen
bakşıların başlıca işlerindenbirinin fal açmak
oluşu, dolayı sıyla yaptıkları işin artık sihirbazlıkve
falcılıkolarak
değerlendirilmesidir.Daha
sonraları
bir ad
değişikliğine uğramışolarak bu gibi kimselerin
yaptıklarınagenel
olarak 'bakmak', 'fala bakmak'
rlenmiştir.Türkistan'da bu tür kimselere "körüvçi",
"falbin"
adıverilmektedir.
Bu
kıt'anınson
mısraıyine bir tedavi usulünü
yansıtmaktadırki, bu da
vücu-dun muhtelif bölgelerini el
ayasıile ovalamak veya belli yerleri parmakla
bastırmak suretiyle uygulanan bir tedavidir. Nitekim Özbekistan'da bugün bile halk
ara-sında
bu tedavi biçimi uygulanmakta ve
uygulayıcılara 'kakımçı'denmektedir.
4İşte
metnin genel
bağiarnıve
mesajıgöz önünde
bulundumlduğundabu
kıt'ada
da bu tür tedavi usulleri genel olarak yersiz ve geçersiz
sayılmakta, dolayı sıylabu gibi
işleriyapanlar
kınanmaktadır.5
Nadan
cahılcemi' bolup hay hu tiyü
Ol
gururalımpir "olurlar
"Şayhım"tiyü
Şayhlarıhem maiia habar tegdi tiyü
l:falJ.<a içre mest
şütürdek agnarlar-a
Kara cahiller
top/aşıp'hay huy' diye
(bağrışırlar);o
sapkım(da)"
Şeyhim"diyerek kendilerine pir edinirler;
Şeyhleri (saydıkları)
(bu
sapkınise) "Bana (gaipten) haber
ulaştı"di-ye (bu kara cahilterin çevresinde
oluşturduğu)çember içinde
sarhoşdeve gibi yerlerde
yuvarlanır.
İlk
iki
mısra
öncelikle
'şeyh' unvanının
kara cahil kimselerce kimi insanlara
verildiğini, dolayısıyla bunların
cahil köylü, göçebe zümrelerinin
yaşadıklarıyer-lerde ortaya
çıkabildiklerini
göstermesi
bakımından
önemlidir. Öte yandan yine bu
mısralardan aslında İsliim'ı
bilmedikleri,
dolayısıylabu anlamda bir dini hüviyet
taşımadıkları
halde
şamanhüviyetiyle tertip ettikleri parlak ayinler, bu ayinlerde
ruhi bir
coşkunlukhalinde iken yapabildikleri
olağandışı şeylerlecahil kimseler
için cezbedici olan bu
insanların, Müslümanlığınbu çevrelere girmesinden sonra
sadece bir ad
değiştirmeyle 'şeyh' adını aldıkları;kendilerini bir peygambere, bir
4 Bk. Ozbek Tilining izah/ı Lugati, c. 2, s. 608; kakımçı : Dua okuyup hastanın uzuvlarını ovalamak suretiyle tedavi eden tabip.
veliye veya
Hızırgibi bir de 'pir'e
bağlamaksuretiyle eski
işlerinidevam
ettirdikle-ri
anlaşılmaktadırki, bu da çok önemli
sayılmasıgereken bir husustur.
Üçüncü ve dördüncü
mısralarda
ise ayin
sırasında
bu sahte
şeyhlerin
durumu
tasvir edilmektedir. Bunlar cahil göçebe ve köylü halk
arasında dolaşıp,genel
ola-rak hasta tedavisi için tertipledikleri bu ayinlerde
şaman dualarınabenzer, ancak
eski
ruhların adlarıyerine herhalde
'Hızır'gibi
başka diı:ılerdede var olan unsurlarla
peygamberler ve velilerin
adlarısokulup
İslamlleştirilmişbir
takımdua ve ilahiler
okumakta,
şamanların-eski
inançları gereği- aslındaruhlarla temas kurmak için
yaptıkları
hareketlere benzer bir
takımhareketler
yapmaktadırlar. Yukarıdada
ifa-de
edildiğigibi, gerçek
şamanayinlerinde uzunca bir süre devam eden bu durum
sonunda bir ruhi
istiğrak(kendinden geçme) haline
dönüşmekte,bu
istiğrakhiilinin
büyük
şamanlardasar'a nöbetine benzer uzunca süren bir
bayılınaylason
bulduğubilinmektedir. Metnimize göre ise, bu tür sahte
şeyhlerin"Bana gaipten ses geldi."
diyerek
yaptıklarıhareketler gerçek bir manevi vecd ve
istiğrakhali ile ilgisi
bu-lunmayan; önce ayakta
hoplayıp zıplamak,sonra da kendinden
geçmişçesineyerde
yuvadanmak
şeklindesürdürülen
birtakımhareketlerden ibarettir ki, bu,
artıkdini
hüviyeti
kalmamışbir sahte
şamanınsahte ayini olarak da nitelenebilir. Son
mısrada bu tespit
"Sarhoşdeve gibi yerde yuvarlanmak" biçiminde
değerlendirilmektedir ki, bununla bu gibi
şeyh-şamanlarınhayvan postundan
yapılmışelbise
giydikle-rine
işaret edilmişde olabilir; nitekim yine 'deve'
anlamındaki 'şütür', aynızamanda
'hayvan postu giyerek
maskaralıkyapan kimse'
anlamını taşımaktadır.6
.tial~lar
ara kezip yürüp mürit ister
Maiia mürit
bolğıltiyü
bal~nı ~ıstar Oşbu yaiilıgiçi kawak
~uru~dastar
Köiiülsizni
zordınmürit eterler-e
Insanlar
arasında sıirekli dolaşarakmurit ararlar;
"Bana mür
it olun" diye
halkı sıkıştırırlar,İçinde kafa bulunmayan bu sarıkiı/ar (yani bomboş kafalarında
yal-nızca sarık taşıyan
bu adamlar) gönülsüz kimseleri bu
şekildezorla
mürit yaparlar.
Bu
kıt'a,söz konusu sahte
şeyh-şamanlarınsürekli gezip
dolaşınaları sırasında
'ınürit'de toplamaya
çalıştıklarını,bunu yaparken halka
baskı uyguladıklarını,bunun da sonuç
verdiğini,böylece
aslındagönülsüz bir çok kimseyi
'ınürit' yaptık larınıbildirmektedir. Bu bildirim
aynızamanda bu
gruplarıngiderek
çoğaldıkları,özellikle köylü ve göçebe halk
çoğunluğuüzerinde nüfuz
kazanınayave
teşkilatlıHİKMETLERE
GÖRE
YESEVILİK
7
Bu gumrahlar aru
l,<ılmas şeri'etdep
ijall,<l,<a aytur bid'et
işni ~aril,<atdep
Fahr eterler men bolup-men t,el,<il,<et dep
Bu ke?;?;aplar yalgan da'wa
l,<ılurlar-aBilin ki, bu
sapkınlarm yaptıkları şeriatauygun
değildir;Tarikat diye halka dinde yeri olmayan
şeylerisöylerler;
21
ı"Hakikat denilen benim" diyerek böbürlenirler; ama bu
yalancıların yaptıklarıve söyledikleri (her
şey)gerçek
dışıdır.Bu
kıt'adaise bu gibilerin gerçek hüviyetleri ortaya
konmaktadır.Bunlar
şeriateuymazlar, demek ki
şeriatİn emrettiğigibi
yaşamazlar. Tarikatİnne
olduğunu da bilmezler ve halka 'tarikat' diye
Müslümanlık'tayeri olmayan, sünni bir
tari-kat için asla söz konusu olamayacak
şeylersöylerler. Hakikatten ise hiç haberleri
yoktur; ancak 'Hakikat dedikleri benim', diyerek
halkı aldatıpböbürlenirler. Bunlar
yalancıdırlar; söyledikleri ve ileri sürdükleri her
şey yalandır.Burada üzerinde önemle
durulmasıgereken nokta, bu gibi sahte
şeyhlerve
müritlerinin, Y esevllik gibi sünni esaslara
bağlıbir tarikatin, hikmetlerde
sık sık vurgulandığıgibi,
asıldayanak yaparak
ısrarlaüzerinde
durduğu "Şeriatsıztarikat
olmaz" ilkesini hiçe saymak
yanında çeşitliyorumlarla söz konusu üç dayanak ve
hedefi dejenere etme gayretinde
bulunduklarına işaret edilmiş olmasıdır.8
Şadıl,<
bolup
şeri'etke'emel
l,<ılmas 'Alımlarnınsözlerini
rastıb ilm es
Riyazatlıg derwişlerniközge ilmes
Cihan içre men-men tiyü yürürler-e
Bakın
hele!
Şeriata bağlanıponun gereklerini yerine getirmez/er;
Din bilginlerinin sözlerini
doğrukabul etmedikleri gibi, riyazet ehli
dervişleri
(de) umursamaz/ar:
Yer yüzünde "Benim" diye
kabarıpyürür/er.
Kıt'ada açıkça
dile
getirildiğiüzere
'şeyhlik' davasına kalkışanbu gibi
kim-seler
şeriate sadık (bağlı) bulunmadıklarındanne namaz
kılmakta,ne de oruç
tut-makta idiler. Dinin yasak
ettiği,yani
şeriate aykırı(ikinci ve dördüncü
kıt'adasözü
edilen
işlertüründen)
işleriyapmaktan geri durmuyorlar, din
adınahiçbir
şeybil-medikleri gibi bilenlerin sözünü de
dinlemiyorlardı.Bu
yetmezmişgibi
şeriatyolu-na
bağlı,nefsini
arındırmakiçin binbir
güçlüğekatlanarak 'riyazet ehli'
arasına girmiş,sünni tarikatiere mensup
'derviş'denilen kimseleri de umursamamakta,
adam yerine koymamakta idiler. Hulasa bunlar kendilerinden
başkasını tanımayan,''Varsa yoksa benim." diyerek
göğüs kabartıpyürüyen kimselerdi.
9
Murşıtlıl.mı
da'wa
I.<.ılur şar!ınbilmes
I;Ialall_ıaramsünnet bid'et
fari.<.ınbilmes
Bu-I;Ienife
meıhebindehergiz yürmes
Diger bid'et
meıheplerdinyürürler-e
Bakın
hele!
Mürşitlik iddiasına kalkışır/ar,(ama)
şartınıbilmez/er,
Helaile
haramı,sünnetle
bid'atıbirbirinden
ayırmaz/ar;Ebu-Hanife mezhebine hiçbir
şekildeuymaz/ar;
Diğer sapık
mezhep/erin yolundan giderler.
Bu
kıt'adan anlaşıldığınagöre ise bu sahte
şeyhler başkalarınatarikat yolunu
göstermeğe,
bu yolda önder
olmağa kalkışıyorlardı;ama bu yolun
şartındanhaber-leri bile bulunmamakta idi. Öyle ki -önder olacak
kişi
için
kaçınılmaz
bir durum
iken- haramla helali, sünnetle bid'ati bile birbirinden
ayırmıyorlardı. Yaşayışve
davranışları
Ebu Hanife mezhebine hiçbir
şekildeuygun
değildi,tamamen
sapık(sünnet ehli mezheplere
aykırı)mezheplerin yolundan gitmekte idiler.
Bu
kıt'adabu sahte
şeyhlerinEbu Hanife mezhebine
uymayıpbid'at (ehl-i
sünnete
aykırı)kimi mezheplerin yoluna
bağlı bulunmalarınınbelirtilmesi de son
derecede önemlidir.
Bununla bu gibilerin ve bu gibilere
uyanlarınözellikle Horasan ve
Mave-raünnehir bölgelerinde Budist ve Maniheist rahiplerin
yaşayışve mistik
anlayışla rındançok
etkilendiğibilinen
Melametlliğinve temel felsefe ve ideoloji itibariyle
bu cereyandan köklü izler
taşıyarak aynıbölgelerde ortaya
çıkan Meldmflikve
Vefailik
gibi
gayrısünni tarikatierin temsilcileri
oldukları,en
azından yaşayışlarıveya
tuttuklarıyol itibariyle onlara benzedikleri hususu
açıkbir
şekildevurguian-mış olmaktadır.
lO
~ollarıga uçı tıglıl.<. 'aşaalur
Başlarıga dastarını
katta
I.<.ılur Şal_ırakezip
'awamlarnı neırinalur
I;Ialal
l_ıaram fari.<.ınbilmes yürürler-e
(Bunlar) ellerine ucu sivri demirli
değnek alırlar; Başlarına(da) kocaman
birersarıksararlar:
Köy köy gezerek cahil köylülerden nezir (sadaka, geçim/i k) toplar/ar;
Hellif haram demeden (böylece) geçinip giderler.
Bu
kıt'anınilk iki
mısraındabu
yalancısözde
şeyhlerin dış görünüşleri, kılık kıyafetleriverilmektedir. Buna göre
bunlarınellerinde ucuna sivri bir demir
takıl mışsapalar bulunuyordu.
Başlarındaise kocaman
birersarık taşımaktaidiler.
Yukarıda
sözü edilen
Rıistem Destanı'nda tasvir edilen Orta Asya
kalender-lerinin
başlarındayana
devriimiştelpek (hayvan postundan
yapılmış başlık) taşı dıkları şu mısradan anlaşılmaktadır:HİKMETLERE
GÖRE
YESEVILİK213
Telpeging
~ay~ameyölgir ~alender
"Telpegini yana devirerneden ölesice
kalender" (s. 129/3333)
Bugün bile
başlarındakoyun postundan
yapılmışkocaman
başlıklar,ellerin-de uzun sopalar ve eteklerine boynuz,
tırnak,incik boncuk
asılmışdilimli koyun
postundan elbiseleriyle
'bahşı' adını taşıyanbu tipleri Türkistan
coğrafYasındagör-mek mümkündür. Nitekim Özbekistan ve Kazakistan'da
şahsen görmüş
bulun-maktayız.Üçüncü
mısrada
bir kez daha
vurgulandığı
üzere bu gibiler köy köy, oba oba
gezmekte ve cahil köylülerle göçebelerden geçimlik
almaktadırlar.Burada
kullanılmışolan 'nezir' kelimesinin özellikle
Şamanlıkve
Kalender-likle ilgili
çeşitlive
değişik anlamları bulunmaktadır. Yukarıda değinildiğigibi,
Şamanlık inançlarınagöre,
ruhların hastalıkgöndermelerinin sebebi necat fidyesi
ve hediye istemeleridir. Bu istekleri onlara yiyecek, içki,
eşyaveya hayvan olarak
sunulur ki,
kaydettiğİrnizgibi buna
Altaylılar'toluu' demektedirler.
DiğerTürk
şivelerindebuna
İslami dönemle birlikte genel olarak 'nezir' denmektedir. Yineeski bir
şaman geleneğiolarak mezar ve
ağaçlara bağlananpaçavralara da bugün
bu
coğrafyada aynıad verilmektedir. Kalenderlik
geleneğindeise 'nezir', dilenerek
geçinen kalendedere verilen geçimlik, genellikle de yiyecek türünden
şeylerdir.l l
Aya dostlar bu
pandımga ~ula~ salgıl 'A~ılersefi
Muş~afa'm şer'in tut~ıl Oşbu yaiilıggumrah
şaybtın yıra~ ~aç~ıl Yu~saseni
Şay~anle'in aldariar-a
Ey dostlar! Bu
oğüdümekulak verin:
"Aklınız
varsa Hz. Muhammed
Mustafa'nınyolundan
ayrılmayın;Bu tür
sapkın şeyhlerdenuzak durun;
Şunu unutmayın
ki, lanetli
Şeytansize
bulaşırsa(içinize girerse,)
on-lar sizi de
(kolaylıkla) aldatırlar.Bu
kıt'adahemen hemen bütün hikmetlerde
'Dostlarım'diye seslenilen, genel
anlamda
Müslümanlığıkabul
etmişkimselere
öğütverilmekte ve bu kimseler
uya-nık olmalarıkonusunda
uyarılmaktadır.Verilen
öğütHz.
Mustafa'nın şeriatma bağlı olunmasıdırki, böylece
Yesevlliğin dayandığıana temel bir kez daha
vurgu-lanmakta,
ayrıcabunun
akıllıkimseler için benimsenmesi gerekli bir yol
olduğuda
belirtilmektedir.
Uyarıise,
şiirin asılkonusu olarak ele
alınanbu sahte
şeyhlerdenuzak
durulmasıhususudur. Bununla, özellikle gerçek ve
doğrubir inanca sahip
olma ve Müslümanca
yaşamayolunda
doğrudürüst bilgi sahibi olmayan
-göçebeler ve köylüler gibi- cahil kimselerin, bu gibi kimselerin tesirinde
kalabile-cekleri, hak yol olan
şeriatyolunu izlerneyerek
batı!yolda yürümeye devam
eden-lerin
Şeytan'ın kandırmasıylabu gibilerin
tuzaklarına kolaylıkla düşebilecekleri vurgulanmaktadır.12
Iful
Qoc'A~matnefs
yolıgakirmegil sen
Bular birlen hem-rab bolup yürmegil sen
Mu~ı'bolup
i'ti~adıiibermegil sen
Diniii
alıpduzaJ! içre tartarlar-a
(Ey) Kul Hoca Ahmet! Sen (de) nefis yoluna girme Bunlarla
(sakınola)
yoldaşlıketme.
Bunlara uyup (da)
inancının(yolunu) terk etme. (Yoksa) (seni de)
di-ninden edip cehenneme sürüklerler ha!
Nihayet bu son
kıt'adayazar kendisine seslenip
öğütvermekte, nefsinin
is-teklerine boyun
eğmeyipkötü
işlerdenuzak durarak iyi
sıfatlarla sıfatianınasıko-nusunda kendini uyarmakta, bu gibilerle
ilişkikurarak onlara
yakınlaşmaktanka-çınmasını
kendine
salıkvermekte, özellikle de bu gibi sahtekarlara
uymasınıni-nancını
kaybetmesi demek
olacağınıvurgulamak suretiyle bunun sonuç olarak
imanını Şeytan'a satıp
Cehenneme sürüklenmesi demek
olacağının altınıçizmekte-dir. Pek tabiidir ki, bu
öğütve
uyarılarda
aynızamanda
başkalarıiçindir,
dolayı sıyla yukarıdakibentte
yapılmış uyarıve
verilmişolan
öğütbir
başkayolla bir kez
daha
tekrarlanmış olmaktadır.Son söz
Bir tek "hikmet" üzerinde
yapınağa çalıştığım şutahlil denemesi -yetersiz de
sayı
lsa-Yesevl ve Yesevllik
hakkındaki araştırmalarda"hikmet"lerin ana kaynak
olarak
kullanılması gerektiğiyolunda bir fikir
vermişve kanaat
uyandırmış olmalı dır.Elimize geçen
nüshanın neşrinde,öncelikle "hikmet"\erin dilini
doğruanlama-ya
çalışmak,sonra da
olabildiğincemuhteva tahlilini yapabilmek hedefimiz
ola-caktır.