A N9U t WW5 BU S'.A Y ID A Büyük Doğu Necip E ajH {ifİflVfM?.:;!# H a. A . n o .’ M ekki İftış'k I Adide ğnjdz \ Rtza Çfa^darl\ Hakkı ¡Krûrnkfl B e. d J ^ U ^ A li A hm et Mitti-b A li Rıza H üseyin Ulaş H . N. E rtüz
Bu vesikanın izahı S. 8 de
VesaireBuluştururlar elbet bizi bir gün hesapta
Lâfını çok dinSedik, şimdi iş inkılâpta
MUHASEBE Sayfa 2 — Necip Faz.; Kısakürek
v
e
3 ® İ t i m
® « H a k ik a t m ü m in in kaybolm uş m a lıd ır, n e re d e bulsa a lır» ve « A lla h ım , b iz e hakkı h a k , bâtılı bâtıl o la rak g ö s te r /» ve « Ç in d e
b ile olsa bilgi a ra y ın ız /» m e a lin d ek i üç H a d îs le , P e y g a m b e rle r P e y g a m b e ri n in k a lem in i n u r h o k k a sı na b a tıra ra k y a z d ığ ı daha n ic e le r i, İslâ m ın u m u m i y e t le ilim ve bu arad a m ü sb et b ilg iler k a rş ıs ın d a k i v a ziy etin i tam olarak tes b it e d e r.
9 G a rb lı, bu e m irle rin k u d siy et m enba ın a ba ğlı b u lu n m a k sızın , fa r k ın d a ol m a dan o n la r d a k i h ik m eti y e r in e g e t ird iğ i iç in d ir k i, d e n iz le ri, k a ra la rı ve ha vaları f e t h e t t i . H a lb u k i bu oluş hakkı d a , h e r hak g ib i e z e ld e n v e y alnız m ü slü m a n la r ndı. © İn sa n k a fa s ın ın eşy a v e h â d is e le r ü z e rin d e k i t e c e ssü s ve h âk im iy et h a k k ı nı tatm in ceh d iy le h a re k e t e d e n ga rp lıy a k a rş ılık , e ğ e r atom bom basını bizim dün y am ız ica d e d e m e d iy s e , k a b a h a ti, sa d ece iyi m üs- lüm an olam ayışım ızda a r a yalım !
@ N e y a z ık k i, g a rp lın ın , s ı r f m a d d e â lem in i çe p ç ev - r e ihata ve sım sıkı ta s a r r u f etm ek ten g e le n ham k u v v etiy le b izi sarsm aya ba şla d ığı g ü n le r d e , h em en yapılm ası g e r e k e n n e fs m u h a s eb es in e ba ğlı o larak m ü sb et b ilg iler şu u ru b ize d in in bir e m r i telâ k k i e d i le c e ğ in e , din â lim i g e ç i n en lerim iz a ra s ın d a , b isik le te Ş e y ta n a raba sı ve m a t baaya k ü fü r â leti d iy en ler b ile o ld u ; v e o za m a n bu g ü b re k a fa lıla ra «asıl siz d in e iftir a ba kım ın d an Ş ey ta n ın e m rin d e ça lışıy or v e a sıl siz bu h ü k m ü n ü zle k ü fr e y a k la şıy o rsu n u z /» d i y e b ile n le r çık m a d ı.
G a rp lı, f â n i m a d de â le m inin m a rife tle rin i, f â n i m ü sbet b ilg iler lâ bo ratu v a- n n ı n icm tlariyle tesh ir e d e r , f â n i d ü n y an ın sathını b a ş
tan. başa ta h a k k ü m ü a ltı na a lır ve b ö y lece D o ğ u ç e v re s in d e k i üstün ve e b e d î h ay a t m ü m essillerin i d e k u lla rı ve k ö lele ri h alin e
m ü s b e t
b i l g i l e v
g e t irir k e n , İslâm d ün y a sın ın için d en bir f e r t çık ıp da avaz avaz şu n la rı hay k ıra m ad ı : « Y a h u ; İslâ m lı
ğın zu h u ru n d a n bir ik i a sır so n ra Ş a rk ve G arp d ü n y a la rın ın dış m anzarasiy b u gü n k ü Ş a rk ve G a rp d ü n y a la rın a ters t a r a fın dan tam am iyle u y g u n d u r T O vakit biz, m eşh u r seyyah (M a rk a P o lo ) yu h ay ra n b ıra k a n , f i l d i ş i , baharat* k â ğ ıt, j b illû r, ip ek , a n b er ve b in b ir sa n at eşy a sı y ü k lü k erv a n la rım ız ve b u n la rın in d iğ i k erv a n sa ra y la rı m ızla , hâlâ (H o liv u t ) sim sa rla rın a rü y a f i lim l e r i ç e - v irtici bir hayat y a şa m a k ta y k en , G arp lı, s ü rd ü ğ ü do m u zla rla b e ra b e r ağaç k ö k le rin i k e m iriy o r d u ! O v a k it, h ak k ın ı v e rd iğ i ru h la b e ra b e r m a d d ey i d e ta s a rru f e d e n Ş a r k lı, b u gü n ru h u n h ak k ın ı bomboş b ıra k tığ ı h a ld e m üsbet b ilg iler s a y e s i n d e eşyaya tahakküm e d e n G a rb im in ö n ü n d e in- hizam a u ğram ş b u lu n u y o r sa , g its in , tem sil e ttiğ i r u hun m a d d e ü z e rin d e k i sa l ta na tın ı elin d en k a çırd ığı için , h a lin e a ğ la sın ; k e n d i sin i k en d i öz dâvasına ih a n e t etm iş bilsin ve A lla h tan a f d ilesin !>l
® İslâ m , m üsbet b ilg iler m a n z u m esin i, dünyaya d e ğ e r v e rd iğ i n isb ette k ıy m e tle n d irir. N a sıl d ü n y a nın d e ğ e r i h a k ik a tte s ı f ı r , fa k a t â h ire te ekim sahası olm ak bakım ından n a m ü te n a h i ise, m ü sbet b ilg iler d e, ru h d e ğ e r le r i ö n ü n d e âdi ve s e fil o yu n ca klar tez g â h ı, fa k a t eb e d î hayat iş çile rin in ham le ve h a re k e t vasıtası olarak h u d u tsu z k ıy m etlid ir.
® B ü tü n m ü ce rre t ilim le rin yan ın d a m ü sbet b ilg iler c e h d i, Islâ m d a , aynı z a m a nda h er m üslüm anın İlâhî h ik m et v e n im eti h e r ve- cih ten te fa h h u s , m ü şa h ed e ve onunla fa y d a la n m a k borcu olarak d a , a slî, g a y ed en k ıl k a d a r in h ira f etm ek siz in , ulvî v a z ife le r ve a m eller a rasın da y er a lır.
( Îdeoiocya örgüsü
)--B Ü YÜ K DOĞU Ben artık ne şairim, ne fıkra m uharriri!
Sade, kafası zonk zonk çatlayanlardan biri... Bakmayın tozduğuma meşhur Babıâlide! Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide : Fikrin ne fahişesi oldum, ne zan p arası! Bir vicdanın, bilemem, k açtır hava parası ? Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık... Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık. Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem ; Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden : Tos IH Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos! Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle; Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle... Çok var ki, bu hınç fikirdir bende, fikirse hınç. Genç adam, al silâh ı; iman, tılsımlı k ılın ç! İşte bütün mes’ele, her mes’elenin başı; Ben bir genç arıyorum, gençlikte köprübaşı!
Tırnağı en yırtıcı hayvanın pençesinden Daha keskin eliyle, başını ensesinden Ayırıp o genç adam uzansa y a ta ğ ın a ; Y erleştirse başını, iki diz kapağına.
Soruverse : “Ben neyim ve bu hal neyin nesi? Y etiş, yetiş, hey, sonsuz varlık muhasebesi! Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen, İçimde homurtular, inanma diye gülen. İnanmıyorum, bana okutulan ta rih e ! Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe ? Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem ! Üst k a t : Elinde teşbih, ağlıyor babaannem... O rta k a t : (Mavs) oynayan annem ve âşıkları .. A lt k a t : Kız kardeşimin (Tam tam )da çığlıkları... Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim ; Buyrun ve maktamdan seyredin, işte evim ! Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutm uş! Kökü iffet, dalları tak lit, meyvası fuhuş...,,
+
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım ! 1 3 6 6 yılın dâvacısıyım !
Zamanı kokutanlar mürteci diyor b a n a ; Ve zirveleşiyorlar, alçaldıkça
tabana-Zaman, korkunç d aire; ilk ve son nokta nerde ? Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerd e!
Y e te r senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahm ak! Bir saman kâğıdından, bütün iş, kopya alm ak; Ve sonra kelimçler : Kutlu, mutlu, ulusal... Mayalları bastırdı devrim isimli masal-Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin; Allahkuluna hâkim, kulları heykellerin! Buluştururlar bizi elbet bir gün h esap ta; Lâfını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta! Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni! Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Y en i! Karayel.- bir kıvılcım !.. Simsiyah oldu o c a k ! Gün doğmakta, gebeler ne zaman doğuracak ?
B
izde muhalefet var mıdır ? Buna «evet!» diyecek olanda akıl ve idrak bulunabilir mi ? Son 25 yıllık oluş ve gelişi yekpare bir bü tün kabul elmek, biricik şart değil mi dir? Eğer ortada ve hükümet çapında idari, siyasî, İçtimaî, İktisadî, adlî, niza mî, tedrisî, talimî, ruhî, ahlâkî bir suç veya suçlar manzumesi varsa, bunu veya bunları, topyekûn bu son 25 yıllık oluş ve gelişe yüklemekten haşka çare ve usul mevoud mudur ? Cumhuriyet Halk partisi, bütün bu 25 yıllık oluş ve gelişin ruh ve zih niyet kadrosu olarak, dünkü ve bu günkü mensuplariyle, şu anda dağ gibi ortada yükselen büyük faciaların tek mesulü bulunmuyer mu? Bu Partiyi me sul tutabilmek için, onu doğuran, yoğu ran saikten, bugünkü encama kadar, sebeple neticeyi, içiçe tutmak, gör mek, incelemek ve anlamak lâzımgel-mez mi ? Sebepte müşterek olanlar, neticede muhalif olabilirler mi? Böyle bir hal, bir ciğeri müştereken kemiren yerem mikroplarından bir zümrenin, kimbilir nasıl bir sebeple faaliyetini bırakıp da öbür mikroplara muhalif olması gibi, akıl ve havsala dışı bir garabet doğurmaz mı ? Halk partisi, dün kökte kendisine bağlı olup da bugün dallarda kendisine zıd mahut muhalefet zümresinin tenkidlerine he def olan kötü hallerini, son 9 sene içinde ve tepeden inme bir şekilde mi kazanmıştır ? öyleyse niçin muha lefet partis;, ismini «gerçek Cumhu riyet Halk partisi» koymuyor ve «asıl Halk partisi benim; karşımdaki partinin kuru bir iddiadan başka ona hiçbir nisbeti yok tu r!» demiyor da, Halk partisinin hiçbir zaman ve me kânda semtine uğramamış bir tem a yül ve sonderece garip bir isim ola rak «Demokrat parti» adını benimsi y o r? Yok, eğer Halk partisi bugün kü tenkidlere müstahak halini öte-denberi muhafaza ediyorsa, nasıl oluyor da «Demokrat parti», rehber lerini, baştanbaşa onun dünkü kad rosu içinden seçebiliyor? Acaba bü tün dünya tarihinde böyle bir muha lefet demagocyası, böyle bir parti göstermeliği daha gelmiş, geçmiş mi dir ? Böyle bir manzaraya, ister iki parti aralarında uyuşmuş olsun, ister olmasın; ister birbirlerini sahiden ok şasınlar, ister gerçekten yesinler, mu vazaaların en tabiisi, «kendi kendisi ne muvazaa» denm ezde ne denir? Bugün matbuat hüriyetsizliğinden şi kâyet eden Celâl Bayar, kendi Başve killiği zamanındaki matbuatboyun-- Y a z a n : .
P ro f. H. H.
duruğunu; ve Şükrü Kaya hediyesi mahut Matbuat kanunu çıktığı zaman kendisinin de bir âzası. bulunduğu bir hükümetin mevcudiyetini unutmuş olabilir mi ? Bu zat, muhalefet lider liği müstesna bütün siyasî hayatında acaba bir defa olsun demokrasya ve liharalizma mefhumlarına iltifat etmiş midir? Bugün halkla temasa geçip de bize din lâzımdır!» diye ayran ka bartma teşebbüslerine girişen Mareşal Çakmak, bu memlekette resmen ve a'enen din ve mukaddesat baltalanır ken yıllarca ve yıllarca ordunun en büyük makamında bulunduğunu ve sadece bukadar yiiksek bir makam işgal eden muhterem ve sözü dinle nir bir ferd sıfatiyle «yok, ben bu derecesine razı değilim; bu milletin din ve mukaddesatı baitalanamaz!» demediğini, diyemediğini, yahut de mek istemediğini niçin hatırlamaz ? Vurguncu komisyoncu, hırsız, suiisti-malci, dalkavuk, silâhşor, riyakâr, sahtekâr, evetefendimci ve ırz, iffet, namus ve hicap simsarı tiplerin, hektarlarla cemiyet tarlasına ekildiği ve biçildiği devrenin, sadece bu son dünya harbi çığırı olmadığını ve hattâ bu yeni devrenin gûya onları tasfiye gibi bir hamleyle işe başlar görünmek istediğini unuttuk mu ? Eğer“bütün bu incelikleri şimdiki Halk partisi, mu halif azmanına söyliyemiyor ve onu bir hamlede mânen imha edemiyorsa, çünkü dâvanın bir hamlede her ikisi hesabına ve kökten imha edilmiş ola cağını bildiği için söyleyemiyor değil de nedir ? Ve eğer «Demokrat parti»
bizzat başındakilerin hissedar bulun duğu suçlardan mümkün olanım ra kibi aleyhine istismar edebiliyor ve sadece bu milletin yanık bağrındaki Halk partisi (antipati) sinden fayda lanıyor ve böyle bir asaletsiz ve as-liyetsiz oyunla tutunmaya razı olu yorsa, bu da, mümessillerinin, esas itibariyle aleyhlerine de olsa yine fani muvaffakiyet pilânında nelere susamış, nelere razı ve nekadar muhteris in sanlar olduğunu, avaz avaz haykır mıyor mu ? Bu millet hesabına en hazin âkibet. zuhurunu hasretle bek lediği aziz ve hakikî muhalefetin de böyle kısır, halisiyetsiz ve nâehil ellerde birdenbire tükeniverjp gitti ğini görmek olmayacak mıdır ? Halk partisi muvafakati öldürürken, De mokrat parti, namı diğerle Halk par tisi azmanı da muhalefeti öldürüp gitmiyecek midir ? Dönmeler ve kök süzler yüzünden başına bunca şey gelen bu millet, şimdi de muhalefeti mi dönmeler ve köksüzler elinde bir ticaret metaı olarak görecekti ? Yarın bu memlekette, gerçek, ciddi, mes-nedli ve bir dünya görüşüne dayalı bir muhalefet çıkacak olursa, derhal Halk partisiyle beraber sözde ona zıd azmanlarının da bu muhalefet karşısında vaziyet alacaklarını ve millî birlik yaftası altında müşterek cephe kuracaklarını görmiyecek mi siniz ve hattâ görmediniz mi ? Tulûat kumpanyalarının muşamba dekorla rından daha külüstür tertiplere inan makta ne güne kadar devam edece ğiz ? Bağlık, bahçelik ve sulak sah a larda ve tabiî ziya şartları altında, halâ serap yolcusu olmaktan, Allahım, bizi kurtarman için ne çap ta bir kahraman bekliyoruz?
A d e s e n in g ö z ü y le h e r hafta b ir iş v e he d ef : (Büyük Doğu) fotoğrafçısı diyor k i : “Elime geçirebildiğim bu fevkalâde nadir ve mânalı fotoğraf, bir çok i.şde ve hele İktisadî dâvalar ve tesisler üzerinde, halka ve devlet reisine karşı sade satıh üzeri şatafat ve yalnız dışyösteriden başka bir tavır alınmadığının canlı ifadesi değil midir ?„
Ü lf e t
Ö l ç ü s ü
— 2 —
sohbeti, öldürücü zehirdir. İnsan tab ’ı daima muhata bının telkin ve tesiri altın da olduğu için, böyle in sanlar, sohbet ve ülfet dairelerinde bulunanlara dünya hırs ve tamahını aşılarlar; ve bu aşı derin leştiği nispette bütün dâva tehlikeye girer.
Hazreti Ömer’in büyük lerden birine verdiği öğüt:
— ccArkadaşlığa, doğru — — ■■
Din müşküllerine cevaplar: M. Doğan, Kayseri 1 A — Sı rası gelince kader ve bid'at mevzuları üzerinde gereken izahlar verilecektir. B — (Bü yük Doğu) bilhassa bu sualin cevaplandırılması için çıkı yor. Bu noktayı en fazla ay dınlatıcı sütunumuz (İdeoloc- ya örgüsü) dür. C — Kur’amo istediğiniz tarzda tefsiri işi, bugün, imkânsızlığa yakın bir çetinlik belirtir. Bir gün buna imkân doğması için dua ede lim. D — Allah korkusuyla Allah sevgisi içiçedir. Bütün hikmetin başı Allah korkusu ve bütün ruhun esası Allah sevgisidir. Ne yapalım ki, bu sonsuz inceliklerin izah edici lerinden bir çoğunda, o ince liğe uygun anlayış yoktur. E — İslâmda taassup değil, tasallüp vardır; yâni körükö- rüne bâtıla bağlanmak yerine, sımsıkı lıakikata yapışmak... E — İslâm, bütün kalpleri ve kâinatı fethetmeğe memurdur; bu bakımdan İslâm, bütün mahrumları her vasıtayla mahrumiyetten nailiyete çek mek için çalışır. Eğer dâva muarızlara değer vermemek ten ibaret olsaydı, her
müda-insanları seç ! Doğruları arkadaş edinirsen, etrafla rında rahat yaşarsın. Bun lar, elin geniş ve vaktin uygun olduğu zaman senin süsündür; darlığın zama nındaysa sana yardımcıdır. Böyle arkadaşlardan biri sinin sana işi düşünce o işi en geniş şekilde yap ki, dostundan sana sevgi yö nelsin ve saygı aksın ; ve
faadan müstağni olan îslâmi- yetin, tek kelimeye bile ihti yacı olmazdı; hakikatte de yoktur. Fakat bu, İslâm men suplarının susmalarını ve te vekkülle oturmalarını gerek tirmez. Zaten tevekkül de bu değildir. Müslüman, İslâmîn hakikatte müstağni olduğu de recede gayret sahibidir. 2 — İnşallah bu temenniniz bir gün gerçekleşir; biz de ayni azim ve temenni yolundayız. 3 — İsmimizin en mahrem delâletlerini ve ne bakımdan İslâm yoluna reniz teşkil et tiğini ilk sayılarımızda çerçe- velemiştik. 4 — Batınî feyz yo lunun başı ve zahirî şartları yoktur. Allah, dilediği zaman size bâtın kapılarını açar. Evet, evet amma, sizin de onu istemeniz, aramanız lâzım... Bu da rehbersiz olmaz. Ger çek rehber de bu devirde ko lay kolay bulunmaz. Şimdilik size düşen biricik emniyetli yol, Allahın bütün «Yap !» de diklerini yaparak, ve «Yap ma !» dediklerini yapmıyarak, o en büyük nasibi yine on dan, daima ondan bekleme- nizdir. Sizi tebrik ederiz.
H a . A . K.
Ü
LFET ve sohbet için seçeceğimiz insanlar da şu beş vasfı aramalıyız: Birincisi, akıl .. Akıl, malikiyetlerin başıdır. Ah maklarla sohbette hiçbir hayr yoktur. Ahmaklarla dostluk uzun müddet sür se de esasta devamlı ol maz. Zira hiçbir şeyin ruh ve temelini göremiyen ah mak, farkında olmadan kötülüğe ve manasızlığa kaymaktan geri kalmaz.İkincisi, ahlâk... Çünkü bir çok akıllı vardır ki, hakikati kavrasa bile, ah lâk sahibi olmadığı için öfke ve şehvet gibi nefs tazyik leri altında bir doğruluğa karşı durabilir ve bir yan lışlığı müdafaa edebilir. Akıllı da olsa, kötü ahlâk sahibinin sohbetinden hayr doğmaz.
Üçüncüsü, fâsiklikten uzak olmak... Fâsikin, gü nahları işlemekte ısrarı, kendisinde Allah korkusu bulunmadığına delil olduğu için Haktan korku ve haş yet duymıyan adamın gailesinden emin olunamaz. Böyle bir kimsenin sada katine güvenilmez ve ha diselerle beraber her ân değişeceği ve bir merkez de sabit kalmayacağı dü şünülür.
Dördüncüsü, itikat sa hibi olmak... İtikadı olmı-yan kimsenin kıymet ve meziyyeti her re olsa bun lar ana mesnetten mahrum kalır.
Beşincisi hırs sahibi ol mamak... Dünyaya şiddet le hırs gösteren kimsenin
T ü r k g e n ç le r in e D in d e r s le r i:
Giriş
Müslümanım. Ifamdolsun. Müslü manlık, İslâmlık demektir. İslâm mefhu mu «selâmet» ten gelir. Selâmet kurtuluş demek. Öyleyse şükürler olsun ki, Allah beni İslâm yaratmış, fenalıklardan koru yup iyilik yoluna yöneltmiş; tek kelimeyle kurtarmış...
Allah, yoktan var ettiği kullarına, iman, yani inanmak emretti, bu iman et rafında da bazı ameller, vazife ve iş borçları yükledi.
Allah, aklı ve nefsi olan iki cins mahlûkla beraber, yalnız aklı ve yalnız nefsi olan birer cins daha; hepsi dört canlı mahlûk yarattı : İnsan ve cin, me lek, hayvan... İnsan ve cinde hem akıl,
hem de nefs vardır. Meleklerdeyse yalnız akıl ve hayvanlarda yalnız nefs.,. İşte sadece akıl ve nefs sahibi mahlûklardır ki, iman ve amele memurdurlar. Melek ler yalnız akılla yaratıldıkları için ayrıca itikat ve amelle mükellef değillerdir. İsmet ve sadakatin ta merkezindedirler ve yalnız Allahın emirlerini bildirirler. Nefsten uzak olmaları, kendilerini, nefs temizliğinin başlıca vasıtası olan itikat ve amel borcundan da uzak tutmuştur. Hayvanlarsa, ııefsle beraber mükellefiye tin başı olan akıldan mahrumiyet sebe biyle hiçbir ölçüye ehil olamazlar.
itikat
İnanma emirlerinin başı, Allaha imandır.
1 — Allaha inanmak.
Allah birdir; Kendisine benzer
hiç-bunlar senin o adama olan muhabbetine galip gelsin... Düşmanlarınla düşüp kalk ma ; emin olmıyan dostlar dan kaçın! Emin olan dost, ancak Allahtan korkan kimsedir. Öyleyse fâsikler-le arkadaş olma ! Çünkü ahlâkları sana bulaşır. Böy le insanlara sırlarını dök me ! Muhafaza etmezler.. Danışmak için , Allahtan korkan insanlara baş vur ! Bil ki, bir kalpte Allah korkusu varsa o kalbin sahibi doğru yoldadır. Esa sen zahirî ölçüler insanı an cak zahirî kabahatlerden alıkoyar. Kalpte Allah kor kusu olunca, gören v e bilen olmasa da elden fe nalık gelmez.»
Sırrı ve ayıbı gizlemek,, kıymet ve fazileti açıkla mak, kötülükleri kapatmak,, şiddet ve hacet vaktinde beraber bulunduğu dostlar la ülfet ve sohbet etm ek, böyle bir dost bulunamazsa tekbaşına ve sabırla bekle mek, bazı ediplerin tavsi yeleri arasındadır.
Hikmet ve fazilet made ni Hazreti Ali, insana beş cins insanla düşüp kalkma yı yasak etm iştir: Yalancı, ahmak, hasis, korkak v e fâsik... Birincisi, serâp gi bidir, uzağı yaklaştırır v e yakını uzaklaştırır. İkincisi, menfaat dileğiyle zarar ge tirir. Üçüncüsü, ihtiyaç za manında tamahı yüzünden ülfeti keser. Dördüncüsü tam yardım ânında insanı bırakıp kaçar. Beşincisi» menfaat gördüğü her yerde dostunu satar. H a . A . K a
bir şey yoktur. Mutlak mânasiyle mü kemmeldir. Noksan sıfatlardan ve bütün had ve sınırlardan, ihtiyaç ve istinattan münezzehtir. Her yerde hazırdır; hiçbir yere tahsis ve hiçbir yerde talıdid edi lemez. Her şeyi görür, işitir ve bilir. Onun için gizli ve kapaklı yoktur. Yaratan, her şeyi var eden, en küçük zerreden en büyük dünyaya kadar bütün kâinatı ve bütün unsurlariyle meydana getiren odur. Ya ratmak; bu kudret ve sanat, yalnız ona mahsustur. Kâinatın her hangi bir istika metine baktığımız zaman «Bütün bunları kim var etti?» sualine karşı bir ânda ve bir bedahet halinde ruhumuza dolacak mutlak ve kâmil kudret, Allatılır,
İşte Allaha inanmak; Allahı, daha namütenahi ileri ve girift tecellileriyle böyle düşünmek demektir.
>*\Z A N ,
ADI DföMfZ
MEVLÂNÂ CEL ÂLETTİN (RUMİ) Daha beş yaşındayken, gözüne ruhanî şekiller ve gaib âleminin su retleri görünmeğe başlamıştı.
***
Henüz altı yaşındaydı. Doğduğu Belh şehrinde, bir takım küçük çocuk larla, evlerinin damında oynuyordu. Çocuklardan biri ona teklif e t t i :
— Gel bu damdan karşı dama sıçrayalım !
Cevap v erd i:
— Bu işi köpek de, çakal da, tilki de yapar. İnsanoğluna yaraşa cak iş değil. . Eğer canınızda kuvvet varsa, gelin sizinle göklere doğru
uçalım !
Ve bu sözü söyler söylemez kü çük Mevlâna’nın gözden kaybolduğunu gördüler. Çocuklar çığlık koparmağa başladı. Bir lâhza sonra, rengi uçmuş ve gözlerinin bakışı değişmiş bir halde, altı yaşındaki Mevlâna geriye döndü ve an lattı:
*— Size o sözü söylediğim zaman yeşiller giyinmiş bir kalabalığın üze rime doğru geldiğini, beni kaptığını, yüksekliklere çektiğini gördüm. Beni gökte dolaştırdılar, bana meleklerin acaibini gösterdiler. O sırada çığlık larınız kulağıma erişti; beni geriye ■döndürdüler ve size iade ettiler.
***
En küçük çağlarında bile oruç tu, tar, üç dört günde bir yemek yerdi.
***
Mekke’ye gittiği zaman büyükler den Feridüddin A tta r’a tesadüf etti. Şeyh ona «Esrarname> isimli kitabını verdi. Mevlâna eseri göğsüne bastı ve yanından hiç ayırmadı.
*** S özü :
— Yukarıya doğru uçan bir kuş, isterse göğe erişmesin, topraktan uzaklaşır ve kurtuluşu bulur. Bu yola girenler de dervişliğin kemaline ulaş-masalar bile halktan uzaklaşırlar ve hafifliği bulurlar.
***
Yakınlarından birini üzüntülü g ör dü :
— Niçin gam çekiyor ve gönül darlığına düşüyorsun? Bil ki, bütün gönül darlıkları bu dünyaya bağlan maktan gelir. Kendi kendini azad et ve kurtul ! Gördüğün renkler ve tatdığın lezzetlerin sana kalmaya cağını anladığın ve buna katlandığın gün artık hiç üzülmezsin.
*** S özü :
— insan odur ki, bir başkasının
incitişiyle incinmesin; ve insan odur ki, incitilmeye müstahak olanı incitmesin.
***
Biri, Mevlânayı incitmek istedi; ve ona isnad edilen bir sözü gerçek ten sarfedip etmemiş olduğunu sert sert so rd u :
— Siz, yetmiş üç mezheple bera berim demişsiniz doğru mu ? .
— D oğru!
— Vay, sizde ne akıl bulunabilir, ne idrâk, ne irfan, ne duygu, ne ha kikat, ne hikmet!..
Mevlâna gülümsedi:
— Bak, ben bu iddianda da seninle beraberim !
***
Hizmetçisine daima so rard ı: — Bugün evimizde yiyip içecek bir şey var mı, yok mu ?
Arada bir «Hayır, hiçbir şey yek !» cevabını aldığı zaman sevincinden u çard ı:
— Allahım, sana şükürler olsun... Evimiz bugün Peygamberler Peygam berinin evine benziyor.
Pek çok yemek bulunduğu söyle necek olursa :
• — Aman, derdi, bu evden Fir’avn kokusu geliyor!
***
Bir gün ona bir adamı pek fazla methettiler. Dediler k i:
— Yakışıksız ve çirkin hiçbir hare keti görülmemiştir!
— Vah vah, dedi, keşke her kö tülüğü yapsaydı da sonra nedamet ge tirip vazgeçseydi!
***
Güzel seslerden bahsederken şöyle dedi:
— Güzel sesi duyduğum zaman sanıyorum ki, gûya bana Cennetin kapısı açılıyor; ve o ses Cennet kapı sının açlışmdan geliyor.
Mevlâna’nın meclisinde bulanan bir nasibsiz atıld ı:
— Be» de ayni şeyi duyuyorum. Mevlâna bu adama derin derin, mânalı mânalı b a k tı:
— Senin duyduğun, sana Cennet kapısının kapanışından çıkan sestir.
T efsirci:
— Dünyada hiçbir misâl, güzel ses ve ulvî musiki ile bunu kendi hava ve hevesine alet edenlerin musiki telâk. kişi arasındaki farkı bu kadar canlı gösteremez.
***
Mevlâna an lattı:
— Bir gün tek başına bir yerde
oturaa bir Dervişe bir adam sormuş; «Ne diye böyle tenhadasın ?» Derviş demiş k i : «Asıl sen gelince tenhada oldum; geldin ve beni Haktan a y ır dın !»
D edi:
— Müridin makbulü, âşinâ olma yanlarla sohbetten kaçandır. Bu mev zuda bana, büyüğüm Şems (Tebrizi) şöyle buyurmuştur: «Eğer bir Derviş âşinalığa uzak bir kimsenin sohbetine düşecek olursa, münafığın mescidde, çocuğun mektepte ve mahkûmun zin danda durması gibi davranmalıdır.»
***
Son dakikalarında, kendisine şifa dua edenlere dedi k i:
— Dilediğiniz şifa artık sizin ol sun... Sevenle sevilen arasında kıldan bir gömlek kadar birşey kalmıştır. İstemez misiniz ki, nur, nura ulaşsın ?..
Ve şöyle vasiyet e t t i :
— Size, içinizden ve dışınızdan, sır ve zahir âleminizle Allaha takvayı vasiyet ederim ! Ve az yemek yeme yi, az uyumayı, az konuşmayı, gü nahlardan iztirap duymayı, oruca de vam etmeyi, namaza kalkmayı, şeh vetleri bırakmayı, insanlara cefa ve silesi olmamayı hatırlatırım. Sefillerin ve aşağı takımın sohbetlerini bırakı nız ve yalnız salih olanlarla düşüp kalkınız 1 insanların hayırlısı, insanlara faydası olandır. Sözlerin hayırlısı da az ve manâlı olan... Bir olan Allah’a hamdolsun...
Mübarek ruhunu teslim edeceği ân eliyle bir istikameti gösterip mırıldandı :
— Dostlarımız bizi bu taraftan çe k iy o r! Şems (tebrizi) bizi bu tara fa davet ediyor! Naçar, gideceğiz.
Ve İlâhî sırların en derin tabaka larına işlemiş bulunan mübarek göz leri kapandı.
***
Sadreddin hazretlerinin Mevlâna hakkında fik ri:
— Eğer Bayezid (Bestâmi) ve Cü-neyd gibi büyükler asrımızda olsa lardı, Mevlânâ gibi bir kahramanın heybesini taşımayı cana minnet bi lirlerdi.
***
Mesnevi başlangıcının manzum tercü m esi:
Dinle neyden, çiln hlkâyet kılm ada; Ayrılıklardan şikâyet kılmada.
M e d y o m l a r ı
Falih Rıfkı Atay
-Yazan : R ıza Ç a v d a rlı
O
NALTI yıl evvelki bir k ita p . . . Bütün Türk dünyasına zehirini saçmış... Türkiyedekiler bir tarafa, Bolşevik diyarının Türk âleminde de, şaşkınlıklar doğurmuş bir kitap .. Bu, en küçük hakikilik ve basit samimî likle bile alâkasız kitabın müellifinin Falih Rıfkı, yâni bugünkü (A tay) ol duğunu ilk defa 1 9 3 2 senesinde (Tomskjda duydum.Kara günlerimin simsiyah saatle rini yaşadığım bembeyaz buzlar diya rında bir gün bir ilân gördüm: « Y en i R u sy a h a k k ın da T ü rk iy en in d ü şü n d ü k leri'» diye bir konferans... Bu konferansın (Tomsk) kütüphane salo nunda verileceği ilâve ediliyordu. Va kit kaybetmeden kütüphaneye koş tum. Orada (Tomsk) m tanıdığım bir çok Tatar gençleri toplanmıştı. Hep si de Türkiyenin Rusya hakkındaki düşüncesini merak ederek gelmişlerdi. Nihayet, hitabesini bin bir zah metle sürükleyebilen gülünç bir ha tip, e’iinde, siyah ve kırmızı bir kitap, göründü. Kitabı göstererek söze baş ladı :
— Vot adna k in iga p eç a tli is T u r siy a !
Falih R ıfkı’nm bundan 2 8 -2 9 yıl evvel İstanbulda çıkan {Kurtuluş) isimli bir komü nist mecmuasında intişar etmiş bir yazısı :
- . . . . . , ^ '■¿VîF ırf F - , .S . y. j ^ j " af - j# î . ey* ~—~8} s-J • ■ « ¿ p <JM'V • V- > ■& W Sw 1 < i » vf' *■> ’ İ"C ' « <
t.
t.
.... $■— d>j- ? sı-~o- j , ''~~r >. ■ Jtfz.' 'i -‘ <r ■' d*- ■ .-*«• sy*V.fy ■■■ r «S a .y4 ¿(.-l: * * Jt!- ‘ jM** W «* İÜ .— «İşte bir kitap ki, Türkiyede basılmıştır.»
Kitabı yazanın kim olduğunu sa bırsızlıkla bekliyordum. Müellifi ola rak aklıma ilk gelen isim, (Sertçi) 1er olmuştu. Fakat yanılmışım 1 Kitabın müellifinin Falih Rıfkı olduğunu işitti ğim zaman hayretler içinde kaldım 1
Hatip, bize, kitabın içindekiler hakkında uzun ve mufassal malûmat verdikten sonra bazı parçalarını da aynen tercüme ederek okudu.
(Falih Rıfkı), kitabında Rusyadaki, bir ( Kalhoz ) un bütün Türkiyedeki istihsalâtma muadil hububat yetiştire ceğini yazmıştı. Hatip bunu elinde bir silâh gibi kullanarak şöyle diyordu:
— Türkiyenin en meşhur, en kuv vetli yazıcısının bu sözleri, ulu ©rta söylenmiş şeyler değildir. O, gördü, öğrendi, öyle yazdı. Gelecekte her (Kalhoz), bütün Türkiye istihsalâtma muadil istihsal yapacaktır !
Bu sırada bütün dinleyiciler ara sında umumî bir gülümseme belirdi. Acem mübalâğalarını fersah fersah geride bırakan bu mübalâğaya hatip de inanmamış olacak ki, şunu ilâveye mecbur oldu:
— E v e t, bugün yapamıyoruz ! Çünkü aramızda yıkıcılar, inkilâp düşmanları var! Fakat bunlardan kur tulduktan sonra Türk yazıcısının ve mebusunun dediği tahakkuk edecektir! Gülmek m i, ağlamak mı lâzım-geldiğini bir türlü tayin edemiyordum. Bu kadar çocukça, sahte, gülünç bir propagandaya, o günlerdeki Rusyayı tanıyanlar elbette güleceklerdi.
Nihayet hatip, «Yeni Rusya» mü ellifinin son sayfalarının tercümesini de aynen okuduktan sonra kelimesi kelimesine şunları ilâve etti :
— işte, görüyorsunuz ya; Türkiye artık bizim rejimimizi, bizim prensip ve akidelerimizi aynen kabul etmek lüzumunu hissetmiştir. Pek yakın bir âtide, bir gün size yine bu kürsüden Türkiyenin de Sovyetler Şûrasına dahil olduğunu müjdeliyebileceğimi şimdiden söyleyebilirim !
Senelerce sonra, kader beni Aziz Bekof ile birleştirdiği zaman, bu sefil propaganda vasıtasının ne olduğunu, ne yaptığını daha açık öğrenmek mümkün olabildi.
Aziz Bekof dedi k i:
— Şimdi bu kitabın Türkiyede satılıp satılmadığını pek iyi bilmiyo rum. Fakat işittiğime göre
durdur-. ...m ~
Türkiyenin iktisat ve püam*«- yapmak,
tnküap hrkasmı komünist ve faşist; yani «saki Mr nisamdan yeni bir nisam« geçen memleketlerin fırkalarından ör nek alarak karmak,'
Bürokrasi yerine ihtilâle! metodlar
..atmak, . -■
Hiç tiurmaksmn büyük yığmm terbi« yesine geçmek..
. Hiç Mr valifcml
z
Rus ve İtalyan gsmş ; terini« vassifeferî kadar ve ağır da 4«îğ M k . ' '$& •
Falih R ıfkı’nm (Yeni Rusya) kitabından son satırlar.
muşlar. Bende, Türkiyeden alınarak getirilmiş ve bize paramızla satılmış nüshalardan bir tanesi var. Bir tane de, aynı şekilde, Moskovada, Türkçe tabedilmiş bir nüshası daha mevcut. Bunların her ikisi de bir. Yalnız Mos kovada tabedilen nüshada, hüküm ve mukeyese yerlerindeki «Faşist» keli meleri çıkarılmış. Zaten Falih Rıfkı da bu kelimeleri doğrudan doğruya Bolşevik propagandasına siper olarak kullanmış. Getireyim de gör !
İki kitabı da getird i. İkisini de tetkik ettim. Sordum :
— Bu murassâ yalanlar nereden çıkmış, nasıl uydurulmuş ?
Güldü:
— Bu yalanları (P o lit-B ir o ) nun muhayyel programı doğurdu ! Türki yede kim, Rusyanın açlık, sefalet, ıztı-rap, çıplaklık içicide yuvasız olduğunu bilecektir? Tamamiyle zulüm ve kahra müstenit bir sanayie sahip olduğunu kim anlıyabilecektir ? Orada kim, Rusyada refah ve saadetin edebî kelimeler olduğunu, bunun yerine sadece dehşet ve cinayetin hükümran bulunduğunu takdir edebilecektir ?
îMsçvttç m ti& f î&
tmn
k öşe ve îta&şIsfchKi*0 m
-fünsi?, p t m r v» k m w $n m w m . Yi*- hnt, ker JJNş n m k 0 M h »
h m n y arak, veya çr<Mi
¿îfcî k afam z* yorarak,
mm*.
» m r drr, m m tığf nmitrf l a vna» ve dtki^Uutno Hoym yâhvii k«r Nr ,v«r kBftir küpûrtlflt ytffıgek, B«içvvikV* 4er* ' - '• x ... ...v.Bugünkü Falih Rıfkı'nın Ulus'daki satırları.
Köm ür H avzası
Mevzuunda kimi aldatıyoruz?
H a k k ı K â m il A K
— 4 —
S
ÖZLERİMİZE nihayet- verirken teessürle kaydedelim ki, Havza idarecileri, sadece iş bakımından açık ve samimî bir lisanla yapılan tenkit leri, ustalıklı bir manevra ile bir fırka muhalefeti gibi göstererek saiki C- H. P. ye mal etmektedirler.C. H. P. ve onun hükümeti erkâ nına bildirelim ki, bugün memleket evlâdı arasında ikiliğe, üçlüğe sebep olan hadiselerin başında, bugünkü İktisadî durumumuzun bir çıkmaz içinde bulunması gelmektedir.
Biz, hadiselerin içinde yuvarlanmış ve yuvarlanmakta bulunmuş bir va tandaş sıfatiyle bu yaranın nasıl taaf-fün etmeğe başladığını biliyoruz :
Dünkü hükümetler, bu yaralan esaslı ve pilânlı bir tedavi tarzına tâbi tutacağına, bunların üzerine dai ma bir perde çekmeği tercih etmiş ve bunları halkın gözünden saklamıştır. Bugünkü hükümet dünden kalan acı ve sefaleti gidermek, bozulan, yıkılan ve müzminleşen İktisadî ha yatımıza tabiî bir veçhe vermek için, C. H. P. umdelerinden biri olan in-kilâpçılığı, gerçek mânasiyle ve kendi nefsi üzerinde tatbik borcundadır. Bu faaliyetinde ona yardım edecek en büyük saik, dünün aksaklıklarını açıkça bilmek,, ve bu sahada sadece memleket kaygısiyle yapılacak halis ve samimî teşhir ve tenkitleri mem nuniyetle karşılamaktır.
Memleketin İktisadî mevzularında (realist) ve müşahedeci bir nazarla hareket etmek, muvaffakiyetin baş lıca şartıdır.
Ölçülerimiz, iş hacmimiz, dünya ölçü ve iş hacmine nazaran oyuncak denecek kadar küçüktür. Haricî âmil lerin hayat pahalılığı üzerinde mües sir olmasına imkân yoktur. Kendi iş-lerimizdeki düzensizliktir ki, başımıza bütün bunları getirmekte ve dema-gocyaların en çirkiniyle kabahati dün ya vaziyetine yüklemektedir.
Bütün dünya milletleri kendi İkti sadî vaziyetlerini düzeltmek için hum malı bir faaliyete geçmiş ve etraflı pilânlar hazırlamış bulunmaktadırlar.
Bizde bunu yap mak ve bilhassa iktisadi ya timi zın -nâzımı vazifesini görmekte o l a n <r İktisadî Devlet Teşekkülleri» nde-ki aksaklıkları bir ân evvel gider mek ve onlara merkezî ve esasî pilân a düzen ver mek zorundayız.
Kömür mese lesi , bütün bu dâvanın önünde gelen bir iştir.
Bu meselenin aksak tarafını g ö r memekte ısrar eder ve bu işi tanzim edemezsek diğer işlerimiz için başka bir hareket noktası bulmamıza imkân yoktur.
Tecrübe hepimize göstermiştir ki, gazetelerde, radyolarda, mecmualar da, onuncu, yüzüncü derecedeki di mağların yaptıkları bilgisiz ve
halisi-yetsiz propagandalar bütün varlığı mız üzerinde derin ve menfi aksülâ-meller yapmış; ve yalçın hakikatten başka yollara sapmak temayülümüz, bugünkü itimatsızlık havasını doğur muştur. İçtimaî ve İktisadî bünyemizi sarsan ve hırpalayan en büyük felâ ket âmili, birbirimize karşı halis ve samimî olmamak ve birbirimizden şüphe etmektir.
Açık, sarih tenkitlere, hırsla, ifti ra ile, politika ile mukabele ede ede, artık bir doğruyu bile arz ve müda faa imkânından mahrum kaldık.
Biz, su katılmamış bir samimiyetle iddia ediyoruz k i:
Bugüne kadar yapılan tecrübeler, sade Kömür Havzasının muvaffak ol madığını değil, en kesif muvaffakı, yetsizlik ve kifayetsizlik içinde bü tün bir hükümet makanizmasmı da büyüleyebildiğim göstermiştir. Kömür Havzası idarecilerinin tek muvaffaki yeti üstün makamları büyülemek olmuştur. — S O N —
X TT~* O T V S A §u 'k' vesikayı lütfen dikkatle okuyunuz, ve evvelâ (Malûmpaşa), V yüA sonra da (Markopaşa) isimli gazeteyi Büyük Doğu Matbaasının
bas-maya razı oluşundaki sırrı anlabas-maya çalışınız ! İç fikir ve duygu ları ne olursa olsun, böyle bir vesikayı imzalamaya razı olabilen ve ondan sonra Matbaa mızda kaldıkça bu anlaşma bükümlerine baş kesmeğe mecbur bulunan Markopaşa’cılaria Büyük Doğu cuları, aralarındaki tam ve kâmil tezat içinde muhakeme edip zaferin ne tarafta olduğunu ve hangi tarafın kendi nefsine, gayesine ve dâvasına karşı ulvî mevkide bulunduğunu kestirin ! Ticaretle en küçük alâkası bulunmayan ve her şeyin başında ana prensibini şâdetmekten başka iş ve ölçü tanımayan (Büyük Doğu), böylece. kendi mukaddes gayesi yolunda, Matbaamızda kaldıkça (Markopaşa) ya bazı istikametleri mutlak olarak kapamak ve kendisinin de zıt olduğu bazı istikametleri serbestçe açmakla, İslâmî siyasetin en incesini tatbik ve zaferlerin en büyüğünü temsil ettiği kanaatındadır.
" •'
fteeb M
KtsalSreVm salabî bulunduğu (Büyük >
|ü) matbaa ve -müessese« ( Malûm Paça) gazetesini V
: kabu! etmiş ve her -:
t ? r S f
* ;
f
-g | -g j m â n a d a b o m u n itâ s
ve meilaleli s!« J
’ • ıcafc hiçbir satır
bulundurma-ve
tir r â i: ha&ü$Is
beoajfirtei'Snîerm
(M r seciyeleri müstesna, '
gerçek din-ve mukaddesat bakxifi<te es LSçük bîr te
cavüz ve istihfafa sayfaîa rında bir yer vermemeyi
■kabul ve ilân -¿der.
•:
"?4eci'p Fazıl
ânt bn
gfisötemn ytîfcötidaVı İki
madde mahfuz olarak-
siyasî kutup ve rejime
■
karşı, istediği mikyasta ve istediği geriiş murkeıindc.n-
' i ? hareket ederek zıt
cephe
almakta serbest olduğunu
tabtti ve ilân c
d
e
t
f
â
ğ
?
§g
/ 2 +* O 'İrtZnUbt+r f t ^
---Kapak resmimiz
Kapakta gördüğünüz şey. bir bakıma göre vesikaların en korkuncu, bir bakıma göre de vesika tâbirini kullanma ya değmiyecek kadar (reali te) lerin en âdisidir. Vesika ların en korkuncu olması, onun, kimse tarafından far kına varılamayan ruh ve mâ nasında; en âdisi olması da, on binlerce mektep çocuğu nun her ân gözü önünde bulunması bakımından, hiç de gizli kapaklı bir tarafı olma- masındadır.
Kapağın sol üst köşesinde gördüğünüz gibi, resmî lise kitaplarından (TÜRKÇE - V) isimli kitabın sayfaları ara- sındayız. Sayfa 8, 9 ve 10 da meşhur (Kısası Enbiya - Pey gamberlerin menkıbeleri) isim li eserden, dini gülünç gös termeğe tam elverişli sanılan bazı satırlar, kasdle seçilmiş ve alınmıştır. Altına da birer not ve kıymet lıükmii ilâve edilmiştir. Belki fotoğrafı üze rinden seçemiveceğiniz bu notları açıkça gösterelim :
"Kısas-ı enbiya, peygamberle rin hikâyeleri demektir. Bu türlü kitaplarda, Adem’ den Muham- med’e kadar yetişen tütün pey gamberlerin bayatları ve mucize leri hikâye edilir. Yazıldıkları devirde halka din terbiyesi ver mek ve onların din duygularını kuvvetlendirmek maksadiyle ka leme alınan bu kitaplar, zama nımızda, dîn tarihini ve eski inanışları incelemek istiyenler için önemlidir.
Yukardaki metne göre, dünya nelerin üstünde durmaktadır? En alttan en üste doğru bunları sı- — rayla sayınız. Coğrafya, tarih ve tabiat bilgisi derslerinizde dün yanın yaratılışı ve tabiat olay larının oluşu hakkında okuduğu nuz ilmi izahlarla bu dinî inanış birbirine uyuyor mu? Bu inanış hangi keşiflerden sonra sarsıl mıştır ? Bu eski inanışları bil memizin, gerek insan düşünce sinin tarihî gelişimini görmek, gerek eski sanat ve fikir eserle rini açıklıyabilmek bakımından faydalarını belirtiniz. Bu türlü inanışlar arasında bugün hâlâ ya- Şıyanlara rastlar mısınız? Bunlar hangi çevrede yaşamaktadır?,,
Ayni kitabın 128, 129, ve 130 uncu sayfalarında da Tev- fik Fikret’in meşhur küfür manzumesi (Tarihi kadim) ve altında şu not:
“Tarih-i Kadim şiirin bir fikir savaşında silâh olarak kullanıldığı eserlerden biridir. Sosyal dâva ların ağır bastığı ve açıkça mü nakaşa edilemediği devirlerde ve çevrelerde bu çeşit manzum eser ler çoğalır. Böyle eserlerde şair, sanat endişesinden çok. fikrini yayma ve insanlarda ortak
heye-¡C M u h a s e b e
★ Recep Peker
Hayli uzak vakıa amma, bi zim için, geçirdiğimiz macera ve susmaya mecbur tutulduğumuz devre bakımından pek yakın... Evet, Recep Peker kabinesi, bir takım malî ve ticarî tedbirlerden ibaret bir iktisat ölçüsü; ve ge risi sadece şiddet, nahvet ve huşunetten ibaret bir iç politika sonunda, ancak bir sene kadar tutunabildikten sonra, başta İk tisadî görüş ölçüleri bulunmak üzere tam bir iflâsla gürleyip gidivermiştir.
+ Zehire zehir
Birgün Recep Peker, Millet Meclisi kürsüsünden şöyle ba ğırmıştı :
— Komünizmayı Islâmiyetle tedaviye kalkışmak, bir zehire başka bir zehirle şifa aramaktan farksızdır !
Şimdi de biz söylüyoruz : — Heyhat ki, Bay Peker, asıl sizinle selefiniz olan kabine arasındaki telâfi gayreti, bir ze hire başka bir zehirle şifa ara maktan gayri birşey olmamıştır 1 Bakalım bundan sonrası ne olacak ?
* Ben istifa etmem!
Recep Peker'in son günlere kadar her hareketinden tüten mânâ şu olmuştur :
— Ben istifa etmem ! Kanun canlar uyandırma amacını göze tir. Bu nevi eserlerde zaman za man anlatımın destanlık bir kud ret ve enginlik kazandığı olur.
Bu parçada şairin işlediği ana fikirleri bulunuz. Bu fikirleriyle, Fikret, cumhuriyetin hangi pren siplerinin hasretini ifade ediyor?,,
Maarif Vekili bulunduğu uzun yıllar içinde, gâh iş ve menfaat itçabı Cumhur Reisinin validesine yanık sesiyle Kur’an okuyan ve dindar görünen, gâh bazı tasavvuf meraklıları na mevlevi dervişi geçinen, komünistlere de komünist ve ileri (!) fikirli görünmeği ih mal etmeyen, liberal ve kapi talist nizam örneklerine ise en hararetli demokrasyacı tavrını muhafaza buyuran, fakat hakikatte samimiyetsiz lik, halisiyetsizlik, asliyetsiz- likten başka hiçbir şeye ruhu yatmayan Haşan Ali Yücel, gûya lâik bir idarede cumhu riyet prensiplerinin mutlak ve kati olarak dinsizlik ve müslümanlık düşmanı demek olduğunu resmen Türk
çocuk-yoluyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bana itimat reyi ver mekte devam ettikçe yerimden bile kıpırdamam ! Meclis itimat sızlık reyi versin, çekileyim !
Cferçekten Recep Peker, Cum huriyet tarihinde, devlet reisle rinin istifa teklifiyle çekilmeğe niyetli gülünmeyen ve bu niyet- sizliğini yarı gizli ve yarı açık belirte» ilk Başvekil olmuştur. Tarihî rol !..
* İstifaya mecbursun!
Fakat sonunda istifaya mec bur olmuştur! Meclis gurubun dan itimat reyi aldıktan ve hat tâ ikinci bir tecrübeyle itimat ihsas edici bir vaziveti de Mec lise teklif ettikten sonra bava birdenbire değişivermiştir 1 Aca ba birdenbire ne olmuştur ? Re cep Peker’in, izinsiz ve istişare- siz tekbaşma bu (hikmeti hükü met) gayretleri, galiba tahammül bardağını taşıran son damla ol muştur 1 Ve nihayet Peker, Cum hur Başkanınm riyaset ettiği bir Bakanlar kurulu içtimainin ar kasından, istifasını, hem de pek kendisi tarafıdan yazılmışa ben- zemiyen bir üslûple kaleme alıp merciine sunmuştur.
Zira :
— İstifaya mecbursun !
* Siyaset
Peşinden yârı azizi încedayı ile birlikte Akdeniz seyahati... Recep Peker gemiden karaya çıkmaksızın gidip geldiğine gö
re, bu tarz, bir asabiye müte hassısının tavsiyesiyle ihtiyar edilmiş bir ilâç tedbirine ben ziyor. Hasta mısınız, Recep bey; yatıştı mı sinirleriniz?..
* Yeni kabine
Yeni kabine hakkında bugün lük tek ölçümüz, Haşan Saka’nın Recep Peker’e nazaran pek daha yumuşak; yumuşak da ne kelime, sıcak bir avuç içinde balmumu kadar munis ve yumuşak bir zat olduğu ve kabinesinde de nisbet dahilinde bazı ümit verici zatlar bulunduğu ve umumî levha ba kımından şimdi, baş ve son ta nımayan C. H. P. hâkimiyetinin
larına talim, tedris ve telkin vazifesini üzerine almış; ve dünya yüzünde hiçbir rejim de, hiçbir eşi olmayan, resmî ve sistemli bir dinsizlik pro pagandasına mektep kitapla rını ve kürsülerini âlet et miştir. Bu kitabın ve benzer lerinin şu anda ne vaziyette bulunduğunu bugünkü Millî Eğitim Bakanından resmen ve alenen sorarken ilâve ediyoruz: B u re jim lâ ik tir, ö y le m i?
bir kere de karşımıza en munis ve yumuşak kadrosiyle çıkmak istediği merkezindedir. Bu işin" munis ve yumuşağı da işte bu kadardır !
* Rical kıtlığı
Bütün bu olanlar ve bitenler bir kere daha gösteriyor ki, bu memlekette, bir zamanların lâs tik. çuval, demir malzeme, ilâç vesaire vesaire kıtlıklarından da da çok, bir rical kıtlığı vardır. Bunun da tek müsebbibi, asla şahsiyetçi olmayan, gerçek şah siyetleri eriten ve öldüren, şah siyetlerin köküne kibrit suyu döken C. H. P. dir.
1938 denberi tecrübe edilen başbakanlardan Celâl Bayar, Refik Saydam, Şükrü Saraçoğlu, Recep Peker baylan bir ân için şöyle bir köşeye ayıralım ! C. H. P. kadrosunda, hattâ her kadroda iktidar mevkiine geçi rilecek ve hükümet reisliği ede bilecek kim vardır, kim kalmış tır ? Şimdi de, bir köşeye ayır dığınız bu zatlara bakın 1 Biri, zarif ve dürüst bir bânka memu rin şefi, öbürü orta halli bir kaza hükümet tabibi, daha öbürü bilmem ne spor kulubü başkanı, sonuncusu da fevkalâde uyanık ve otoriter bir bölük emini ça pındaki bu şahıslar mıdır ki, hasretini çektiğimiz devlet ve siyaset recülünün yerini doldu racaklardır ? Ve işin en hazini, ortada da, ümit bağlanabilecek ne bir şahıs, ne bir imkân, hiç birşey bırakılmamıştır !
* İlk açık
Yeni kabinenin yeni bütçede ilk ve alenî açığı 120 küsur mil yon liradır. 10 - 15 yıl evvelki bütçelerin topyekûn masraf mec muunu yakın bir mikdar... İşin en garip tarafı “bu açığı iç istik razlarla kapatacağız!,, yolundaki beyanattır. Acaba bir iç istikraz, filân Amerikan bankasındaki cari hesap kadar emin midir ? İş, bir çek çekmekten mi ibarettir ? Acaba bütün bütçeyi iç istikraz larla kapatsalar nasıl olur ? Za ten olagelen, mecburî iç istik razdan başka birşey midir? Şim di mecburî iç istikrazların kapa- tamadığını, ihtiyarî iç istikraz m> kapatacaktır ? Sonra, her defa tamamiyle satıldığını duyduğu muz »ç istikraz tahvillerini alıp tüketiveren, yâni hükümete gö rülmemiş bir itimad gösteren, acaba halk mıdır? Yoksa, halkın, nimresmî bankalardaki bihaber küçük tasarruf mevduatı mıdır ? Bu pek mühim meseleye yakında temas etmek üzere haber verelim:
Yeni kabinenin ilk açığı çok tadsızdır !
He. De.
P o litik a Eski ordu kumandanlarından em ekli general A li İhsan S Â B İS
B i r
B
İR imparatorluk. güneş batmayan İmparatorüzerinde luk, mukadder akıbetine doğru hırla yol almakta... Bu imparatorluğu çöküntüye getiren müessirlerin başında siyasî sebep vardır :SİYASİ SEBEP Harbin mukaddemelerinde İn giliz başvekili (Çemberlayn), za af, tereddüt ve iradesizliğine rağmen kıyasetli tarafları bulu- lunan bir adamdı. İngilterenin topyekûn bir harpten iyi bir ne ticeyle çıkabileceğine bir türlü inanmıyordu. Ve şüphesiz ki, tepeden inme hata ve (olc'u-bitti) lerden çekiniyordu. Bu yüzden, harbi enlemek için elinden ge leni yaptı, mümkün olan ihtiyatı gösterdi.
Fakat (Çörçil) bu siyasetin Şiddetle aleyhinde cephe aldı. Maddî ve manevî cihetten misil- siz bir hızla kuvvetlenmek yo lunda ilerleyen bir Almanyanın, henüz imken ve vakit varken ezilmesi, yoksa böyle bir Alıran- yanın İngiliz imparatorluğunu kökünden kazıyacağı tezini mü dafaa etti. Bu tez kazandı \e (Çörçil) Başvekil olarak harbin sevk ve idaresini üzerine aldı. Dünyanın yetiştirdiği nadir siya set dahilerinden sayılan (Çör çil) in, vaziyeti muhteşem bir incelikle idare ederek Amerikayı harbe sokmaya muvaffak olduğu ve böylece Almanya ve mütte fiklerini yere serdiği, bazılarınca, taraftarı pek bol ve fakat o nis- bette basit bir iddiadır. Bir Alman meselinin "iyi biten her şey iyidir,, hikmetiyle neticeye bakınca görürüz ki, ikinci Dünya Harbi boyunca İngilterenin takip ettiği "kayıtsız ve şartsız teslim,, düşmanı son kerteye kadar muka
vemete zorlamış, bu düşman ken disine bir şeyler kalmak şartiyle Demokrasyalar emrine geçmek ve İngiltere ve dünya hesabına müfit bir rol oynamak imkânın dan mahrum bırakılmıştır. Neti cede, ateşte yakılıp külü havaya savrulmak istenen bir Almanya, kendisini öldürücü darbelerle ye re seren ölçüsüz, (taktik) yüzün den, yalnız ve yalnız beşeriyet düşmanı Sovyet Rusya heyulası nın ekmeğine bol bol yağ sürerek sahneyi terketmiştir. Sovyet Rus ya ise, zaten harpten evvel ve sonra İçtimaî nizamı sarsıntılarla çatırdayan Avrupa milletlerinin göbek noktasında karar kılmış ve cihanda müvazene adına hiç bir şey kalmamıştır.
İşte, gayet derin, son derece girift ve mümkün olduğu kadar çevik bir idrak ve idare isteyen bu noktanın (Çörçil) tarafından kıvamına getirilememesi, yani Almanyamn akılsız ve şuursuz şekilde ezilmeye terkedilmesidir ki; İngiliz devlet bütününü bu günkü fecî vaziyete sokmuştur. Vakıa, ikinci cephenin Batı Avrupadan açılmaması ve Alman ların Sovyetlere karşı daha bir müddet yalnız bırakılması; ve eğer böyle bir cephe açılacaksa onu Balkanlardan açıp Sovyetleı- le Şarkî Avrupa arasına girilmesi ve Sovyetlere karşı bir perde ku rulması hususlarında (Çörçil) in Amerikalılara teklifinden ve bü tün bunları Amerikalıların kabul etmeyip işleri bildiğimiz şekle dökdüklerinden bahsedenler var sa da. biz yine hatayı, fazla İsrar ve mukavemet gösterememiş ol ması bakımından (Çörçil) e yükle mekte mazuruz. “Ben Majeste nin İmparatorluğunun tasfiyesine şa
hit olmak için başvekil olmadım!,,
H i k â y e s i
diyen siyasî recül, Başvekillikten yuvarlandıktan sonra kendi ese rinin neticesini kendi gözleriyle mütalea ve kendi teşhisindeki mâkûs isabeti acı acı müşahede etmek gibi bir mevkiye düşmüş tür. (Çörçil) sırf kendi politika sındaki şiddet ve huşunete bağlı olan bu fecî vaziyeti, ikti dar mevkiinden düşünce. bir lakım çocukça çarelerle telâfi etmeğe kalkmıştır, Kâb Ameri kana (Fulton) Üniversitesinde söylediği nutuklarla Birleşik bir Amerika ve Ingiltere fikrini cne sürmüş, kâh İsviçrede verdiği konferanslarla da bir Avrupa fecarasyonu kurmak ve tunlarla felâketin önüne geçmek çaresini aramıştır. Fakat bütün bu (ütopik) nazariyeler, hiçbir zaman ve mekânda ( realite ) 1er âlemi üzerine gölge salamamıştır.
İKTİSADÎ SEBEP (Çörçil) Almanyayı yere ser mek için hu kadar malî ve İktisa dî takat sarfedileceğini hesapla yamamıştı. İngiltere bu harp bo yunca bütün malî ve İktisadî kaynaklarını tüketti. Amerikada ve dünyanın birçok yerindeki sermayelerini, harp borçlarına karşılık, elden çıkardı. Mısır, Irak, Hindistan gibi yerlerle. Cenubî Afrika vesair dominyon larına yüzlerce milyon İngiliz lirası boıca girdi. Amerıkadan son aldığı 3 milyar dolar da tü kendi. Nihayet elindeki son ihti yat olan 660 milyon sterling değerindeki altın stokonu da sat maya haşladı. Bu iâvhanm ismi, İktisadî ve malî bir kapaklamş- tan başka birşey değildir.
İÇTİMAÎ SEBEP İngilterenin İçtimaî nescini, Birinci Cihan Harbinden beri ru hî ve İçtimaî bir huzursuzluk ve muvazenesizliğin oyduğu, bugün tamamiyle belli olmaya başla mıştır. Bu ukdeli nükte ve nük teli ukdeyi asıl İkinci Cihan Harbi belli etmiştir. Harp so nunda İngilizlerin millî kahraman olarak başlan üzerinde gezdirme leri ve Almanların (Zigfrid) i gibi destanlaştırmaları gereken (Çörçil) ve Partisi, birdenbire alaşağı edilivermiştir- Bütün bu tezahürler, lngilterede, sınıflar arası ruhî ve İçtimaî bir tazyik ve rahatsızlık ifadesinden doğ maktadır. lngilterede sosyaliz- manın birdeki devletçilikten daha hafif ve muledil olduğunu iddia edenler yanılıyor ! Bugün Ingilte- redeki Sosyalist Partisinin
da-CEVAP VERİNİZ!
İslanbul Vali ve Belediye Reisi Doktor Lütfi Kırdar, İngiltere seyahatine çıkarken yanında birkaç bavul götür müş, gelirken de tam 27 adet bavulla dönmüştür. Bu bavul- ? lar, hem çıkarken, hem de girerken memlekette hiçbir güm rük muayenesine tâbi tutulmamıştır. Bu mevzuda halk arasında ve ticarî piyasada dönen rivayetler korkunçtur! Memleketten 4ü milyon liralık kıymet çıkarıldığından bahse dilmektedir. Biz bütün bu rivayetlere asla değer ve kulak vermiyor ve sadece çıkan birkaç ve giren 27 adet bavul dolusu ve gümrük muayenesi dışı meçhul eşya realitesi üzerinde duruyor ve soruyoruz :
— Bir devlet ve siyaset recülünün, hele kendi resmî nüfuz ve itibarına bağlı işlerde hususî hali asla bahis nıev« zun olamayacağına göre, söyleyiniz, sayın bay Vali ve Bele diye Başkanı! Gümrük muayenesi dışı çıkan ve giren bavul
larınızda neler vardı ? M u h b ir
M. Badem — Ödemiş M. A Karasu — .. .. K. Marmara — Ödemiş M. Nuri Karcı — İstanbul Ali Rıza Köse — Çumra Ali Şenyüz — İstanbul İsmet Şenyüz — İstanbul İ. Minnetoğlu — Ankara Halûk Doğanbey—İstanbul Kemaleddin Koç — İstanbul Zühtü Çok — Soma
Emin Toykoç — İstanbul Hüsnü Küçük — İzmit Ali Öztaylan — Bandırma Batial Alhan —
Rıza Ümit — Eskişehir İclâl Aygil — Kayseri Nezihe Aygil — Kayseri Naliz Sevilen — Eskişehir İbrahim Özen — Adana Samiye Öcal — İstanbul S. Hüdaioğlu — Maraş Zekerıya Demiröz—Malatya K. Yazıcı — Samsun Vahdettin Gaiberi — Urfa Muhsin Parlar — Elâzığ B. Berk - ...
Mustafa Atay — Soma Ahmet Yaroğlu — Samsun Hakkı Teslim — Konya
Yukarıdaki muazzez oku yucu ve dostlarımızın, atlattı ğımız büyük geçit ve kazan dığımız misilsiz zafer dolayı - siyle, ekserisi telgrafla olmak üzere bize lütfetmek inceli ğini' gösterdikleri tebriklere karşı, en candan, en hassas ve en minnettar şükran ve bağlılık duygularımızı takdim ederiz.
yandığı İşçi birliklerinin üç mil yon âzasından bir milyonu, kat’ î olarak Sovyet siyasetini tutmaya taraftardır. Şu anda, zahiren ke tum ve mütereddid ve için için gayet telâşlı ve endişeli Ingiliz siyaseti, üçte ikilik bir ekseri yetle ayakta durabilmektedir. Herşeye rağmen Kızıl komoniz- roanın lngilterede üçte bire varan bir yekûn belirtmesi, son derece dikkate şayan bir keyfiyettir. Bu cihetin, memle- ieketimizde lâyık olduğu ehem miyetle görülmediği ve anlaşıl madığı muhakkaktır. Buna mu kabil İngiliz Muhafazakârlarının siyaseti, bütün hayatiyetini kay betmiş ve infial içinde bir köşeye sığınmış bir vaziyet gösteriyor; ve (Çörçil) in arada bir giriştiği zehirli tenkidler^ tam bir (kaka- foni) halinde başını almış giden konserin orta yerinde bir öksü rük veya el çırpmasından fazla bir tesir yapmıyor.
Bir İmparatorluğun hikâyesi, bugün, işte bu şartlar içinde devam etmekte ve .gerçek bir ümide yer bırakmaktadır.