14 HAZİRAN 1993 PAZARTESİ
POLİTİKA VE ÖTESİ
MEHMED KEMAL
Ortaokulun ya ikisinde, ya üçündeydik; Türkçe öğret menimiz A. Gaffar Güney, elinde bir kitapla sınıfa girdi,
“ Ahmet Haşim öldü” dedi. “ Bugün size onun şiirlerin den okuyacağım.”
Belleklerde çabucak kalıveren “ Merdiven” şiirini oku maya başladı. “ Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenler den.” Öğretmenimiz dizeleri ağır ağır okuyordu. Gözü yaşlı, acıklı bir sesi vardı. Belki de bize öyle geliyordu. Okuyor, bize ağır gelen kimi sözcükleri açıklıyordu. Bu sözcükler ay, gece, yıldız...
Gaffar Güney hocanın ince bir beğenisi vardı. Daha önce "Semaver” le Sait Faik’i de bize o tanıtmıştı. Azeri kökenliydi, Rusya’dan gelmişti. Biraz mimli tanınırdı.
Daha Faruk Nafiz, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Enis Be- hiç’lerde olan bizler için Ahmet Haşim biraz ağırdı. Nâ zım Hikmet’i sonra tanıyacaktık, gizli şair sayılıyordu.
Nurullah Ataç’ın yazılarını okudukça, Ahmet Haşim’- den sonra Yahya Kemal de geldi.
Haşim, "Kenar-ı âba dizilmiş sükûn ile bekleyen ley lekleri” anlatıyordu. Kuşlar vardı; pür hayal kuşlar, vah şi karaltılardaki simin kuşlar. Karanlıkta beyaz kuşları yüksek sesle okuyalım:
Vahşi karaltılardaki simin kuşların Mer-i miyan-sine-yi yeldada yerleri; Güya cihan-ı sayede metruk-i nur olan Fecr-aşina melikelerin muğber elleri Koymuş kenar-ı sahile fağfur kâseler, Mahın birikmiş orda ziya-yı mukattarı.
Epeyce sevdik Haşim’i... Sonra anladık, daha sonra da acısıyla yandık. Bulunduğu toplumla uyuşamayan- lardandı. Şiirini irdelemeyeceğim, yanlışını çıkarmaya cağım. Vezni şöyleydi, kafiyesi böyleydi, teşbihi, istiâre- si üstünde durmayacağım. Kendine özgü bir şairdi desem de bir şeyi açıklamış olmam.
Ömrü boyu Yahya Kemal’le çatışmıştır. Denilebilir ki ikisi de birbiriyle uğraşmıştır. Araplığı başına bela ol muştur. Yahya Kemal, bir OsmanlI şairiydi. Haşim, Araplığıyla OsmanlI’nın içine katılamamıştır. İçinde bu lunduğu düzende kendi gibi yazar ve şairler, milletveki li, büyükelçi, üniversitede profesör, yönetim kurulunda üye olurken, o hep geride kalmıştır. Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Yahya Kemal, Ruşen Eşref yükselirken, Fransızca- sından ötürü Düyunu Umumiye'de çevirmen, Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik hocası, bankada me mur... Bu küçük görevleri de eleştirilmiştir, hem de Nâ zım Hikmet tarafından:
İkinci serseri
Atlas yakalı sarhoş sofralarında Bağdatlı bir dilencinin çaldığı sazdır Fransız emperyalizminin
idare meclisinde ayvazdır
Gazi’ye yaklaşıldığında bir baltaya sap olacağını san mıştır; aldanmıştır. Dil Cemiyeti toplantısında gördüğü Gazi'yi öven en neflis yazılardan birini yazdığı halde, ne dense dikkati çekmemiştir. Belki bu yazıyı Gazi’ye gös termemişlerdir.
♦Şiirlerinin yanında gazetelerde yazdığı köşe yazılarıy la bu türün en önde gelen kalemi olmuştur. Ahmet Ra- sim’le başlayan çizginin ortasında Ahmet Haşim vardır. Yeni bir edebiyat getirdiği halde, eskiler de, yeniler de uzun yıllar bilmezlikten gelmişlerdir. Bu yazılardaki üs lup, eda, yenilik, çoğu yazarın erişemeyeceği düzeyde dir. Bugün yazısını yeniden okuyan eleştirmenler bu tadın ayrımına varmışlardır.
öyle şairler vardır ki daha işin başında talihsizdirler. Yaşarken de, öldükten sonra da güç beğenilir, güç kabul edilirler. İşte Haşim, bu talihsizlerden olmuştur. Şiirleri anlaşılmazlar arasında gelir. Onun için şiiri de, nesri de anlaşılmazlar arasına karışmıştır.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi