27 Hastam 1984
II
1
I s t a n
b u l
İC a m i i
e r i
I
I
Siileymaniye Camii
Yazan: Haluk Y. Şehsüvaroğlu
Kanunî Sultan Süleyman kendi a-dma, ecdadının camilerile ölçül— miyecek derecede muhteşem bir ibadethane yapılmasını istemişti. Bu arzu üzerine Mimar Sinanm hazır layıp arzeylediği (resim bina) yı beğendi. Büyük mabed Eski Sara yın (1) şimalinde ve deniz nuvazi bir tepe üzerinde inşa edilecekti. En mahir sanatkârlar ve mimarlar cümleten tonlatıldı Kavava nak ve temelleri tutturabilmek için üç yıl harcanmış, ayrıca üç yıl da >u temelleri toprağın sathın 'ir mek irin cal’=>lm'=tı Bundan sonra inşaat bir yıl bırak)' ve binli takiben duvarların örülmesine baş - larnlmıştı.
Nakkaş Sâi Celebi teme] atmayı M'mar Sinan şazındım söyle kay detmektedir: O dem tarhevleyip Eski Sarayı - Süleymaniyeye ur dum binayı.
Mimarbaşı şaheserinin - '“u m biri avlu diğeri asıl camii ihtiva ~l- mek üzere iki murahba üzerine çiz misti. Avlunun dört köşesinde birer minare bulunuyordu. Bunlardan camie yakın olanlar diğerlerinden daha biivük ve üçer serefelivdi. Mi narelerin On olan mecmu şerefeleri Kanunî Sultan Süleymanm onuncu hükümdar olduğuna işaretti (2).
Mimar Sinan büyük eserini Aya- sofyavı gececek bir giizeil'kte inşa etmen cehdiı devdı. (Avasofvanm yanlarda dörder çapraz tonozla. Bevazıd camiinde aynı büyüklükte dörder kubbe ile desteklenmiş ol masına karşılık, Sinan bu yapıda asd kubbenin iki tarafına aynı b ü yüklükte olmıvsn dörder kubbe oturtmuştu (3).
îstarbulun en muhteşem Türk abidesi olan Siilevmaniye (mimari tezyinatının zenginliği ve yanıksın daki harikulade zarafeti bakımın dan nümunesi olan Avasofyanın yanında, bazı cihetlerde Celebe ken dirinde kalmak iizere arzı vücud edebilmektedir ) (4)
Camiin ic avlusuna üç kapıdan girilmektedir. Bu kapıların en bü yüğü ortadakidir ve camiin mihve ri istikametindedir. Kapının üstü Selçuk sanatını andıran bir mermer işçiliği ile süslenmişiir. Kitabesinde (Kelimei Tevhid) yazılıdır. Avlunun ortasında mustatil şeklinde dört ta rafı da pek mahirane islenmiş mü- şebbek tunç kafesli ve mermer saf halarla müzeyyen bir şadırvan var dır.
Süleymaniye camii elli yedi met re uzunluk ve altmış metre geniş ■ liktedir. Yirmi altı metre kutrunda bulunan kubbe elli üç metre yük- sekliğindedir (5). Kubbe dört pil- payeye dayanan dört büyük keme re ve bu kemerler arasındaki dört askıya oturmaktadır. (Kimi Baie- bekten getirilen, kimi burada Kız- taşırrian indirilen ve ' indiği İçin İstanbul halkına kurbanlar dağıtılan dört somaki sütun Sına nın nazarında çıhan yara alâmetti. Bu dört din direği başlan üstün .a kubbeyi, yani dini Muhammedi tutuyorlardı.) (6)
Pilpâyeler arasına tesadüf eden kısmın arkasında her iki tarafta iki şer sütuna istinad eden galeriler uzanmakta, birinci ealeıive kanının yakınındaki iki merdivenle çıkıl maktadır.
Camiin inşasına yarayan malze me Istanbuldan. civardan ve impa ratorluğun diğer memleketlerinden getirilmiştir. Dört büyük mermer istinad sütunlarından biri Iskende- riyeden, biri Balebek harabelerin den. biri Sarayı Âmire civarından ve dördüncüsü c i f Kıztesı mahalle
sinden alınmıştır. Beyaz mermerıer Marmara adasınm. veril mermerler Arabistanın, porfir sütunlar Bizans koşu yerinindir. Ev.iva Celebi dört büyük sütun hakkında şunları yaz
maktadır: (Camiin sağında, solun da dört aded somaki mermer sü tunlar vardır ki her biri onar Mısır hazînesi kıymet eder. Mısır diyarın da bir kadim şehirden Nil ile İsken- deriyeye andan Karınca kaptan sal gemjlere yükleyip muvafık ey yam ile İstanbulda Unkapanma ge tirip ondan Vefa meydanına, andan Süleymaniye camiinde Karınca kap tan dört aded sütunları Süleyman Hâna teslim ettikte, (Karıncalar bu din çekmiş çekirgenin Siileymana- Size lâyık nemiz vardır kabul eyle fakirane) dedikte, Süleyman Han hazzedip hizmeti mukabelesinde Karınca kaptana Yılanlı Ceziresi sancağını ihsan eylemişti.)
Sülevmaniyenin insası sekiz şene devam etmişti. İstanbulda Ayasof- yavı geçecek bir büvıik camün in şası haberi İslâm memleketlerini alâ kadar etmişti. Temellerden sonra mşaatm durması İran Şahı Tahmaso Hana camiden vazgeçildi diye duyurulmuştu. Şah derhal ppk çok kıymetli mal ve zikıymet taşlarla dolu bir Kutu hazırlayıp sefirde bunları İstanbul» Kanunî Sultan Sülevmana göndermişti. Yazdığı mektubda (Meşumumuz oldu ki camii itmam etmeğe kudretiniz kalmavıp feragat etmişsiniz, size dostluğumuza binaen bu kadar mal ve lıazain ve bu kadar cevahir gön derdik Bu cevahiri satıp ve bu ma lı sarfedip camii itmam etmeye sây ve ihtimam ediniz ki bizim dahi hayratınıza hissemiz ola.) Bu esna da cami (deryal misal ameleler ve binalar ile İrin» olunuyordu. tr'n 'i- ni İran elçisinin arzettiği mektuba hiddetiendi, getirilen malları elçinin önüne dağıttırdı ve bir kutu ceva hiri de Mimar Sinana verip (Bu zı- kıvmet ve bu gönderdiği taşlar be nim camiimin taşları yanında kıy metsizdir, Tiz bunları sair taşlar içine koyup bma ejde) dedikte elçi bunu öğrenince (akı! dairesinden çıkıp mephut ve mütehayyir) kaldı ve cevabî nâme ile Revana döndü.
Sinan kıymetli taşları (birer gûna sanat ile) minarenin taşlan arasına koydu. Güneş ışığı altında elmaslar pırıldadığından bu minareye (Ceva hir minaresi) ismi verildi. Bazı taş lar hararet şiddetinden bozulmuş ve ziyaları mahvelmuştur. (7)
Mimar Sinanı çekemiyenler cami inşaatının uzun sürmesini vesile vaparak Kanuniye sanatkârın ih malinden, iyi çalışmadığından bah setmişler (Kubbenin sında şüphe vardır) demişlerdi. Bazıları da camiin tememmutatmdan diye Sinana bir de türbe başlatmışlardı.
Bir gün Kanunî Sultan Süleyman inşaat yerine gitmiş Mimar Sinara mihrab ve mimberiıı ta. li ile meşgul bulmuştu. Kanunî Sinana: (Niçin benim camiim ile mukayved olmayıp, mühim olmıyan nesneler ile tatili evkat eylersin, ceddim Sultan Mehmed Han mimarı sana numune vetmez mi. bana bu bina ne zamanda tam'-m olur, tiz haber ver, yoksa sen bilürgün) demişti.
28 Haziran !95»
!
. . .
_
'1
İ s t a n b u l
C a m i i
e r i
11
Süieymaniye Camii
Yazan: Halûk Y. Şehsiivaroğlu
Mimarbaşı şaşırmış, fakat sükûnetle: «Saadetlû Padişahımın dev letinde inşallahü tealâ iki ayda ta mam olur) cevabını vermişti, Koca Sinan eserini iki ay sonra tamamla mış ve anahtarlarını Kanuniye tes lim etmişti. Padişah camiin kapı sını açmağa kimin lâyık olduğunu Odabaşıdan sormuş. Odabaşı da (Padişahım Mimar Ağa bendeniz bir piri azizdir. Bu babda cümleden elyak ol emektar kulundur) müta- leasmda bulunmuştu.
Peçevi’ve göre tHezan ikdam ve tabı zahmeti besle) tamamlanan ve 898,380 flori, yani (537) yük 82.900 akçeye mal olan Süieymaniye ca mii 16 ağustos 1556 günü ibadete açılmıştı. Kanunî Sultan Süleyman, Süieymaniye hârikasını b!,ın eden sanatkâra (bu bina eylediğin bey- tullahı sıdku safa ve dua ile 'en açmak evlâdır) dem’sti. O gün ka pılar Sinanın çevirdiği anahtarla ebedî Türk, müsliiman nesillerinin ib re tin e açılmıştı.
Camiin ekser kapıları abanostan- dı. Mimber. mihrab mermer oyma cılığının. vâız kürsüsü de tahta iş çiliğinin birer şaheseridir. Rahleler, yazma kuranlar, halılar, ask. ar. billur kandiller, tunç şamdanlar göz alıcı bir güzellikteydi. Yüz otuz se kiz pencereden giren ışık akisleri çok iyi hesablanmıstı. Süieymaniye kubbesi diğer camilere nisbetle sa- dayı da daha tannan bir şekilde ak settirmekteydi Mihrabın sağ ve sol tarafları mavi zemin üzerine bevaz hatları havi Kütahya çinilerde süs lenmişti. Sarhoş İbrahim isimli sanatkârın döktüğü renkli camlar dan içeriye mevsimlerin ve saatle rin hüznü ve şevki
aksediyordu-(Allah gökleri aydınlatmıştır) diyen (nur âyeti) Karahisarlı Sem- seddin Ahmed Efendinin elinden Süieymaniye kubbesinde ebedî bir ışık dalgası halinde yer almıştı. Bii yük sanatkâr bu çalışmanın sonla rında gözlerinden rahatsızlındığı için yazılara talebesi Haşan Çelebi devam etmişti. Sinanın çevirdiği a- nahtarla Kanunî devrinin İstanbul lu Müslümanları böyle bir yer yü zü cennetine girmişlerdi.
(Ayasofyanın açıldığı gün Jüstin- yan «Hazreti Süleyman sana gale be ettim» diye bağırmıştı. Şimdi de Süieymaniye camii eski Ayasofya- nm yanında müftehirane arzı vü- cud ederek vaktile onun Süleyman mabedinden almak istediği rüçhanı nez etmek istiyor gibi görünmek tedir.) (1)
Sinan adına yazılmış, diğer bir ve sikada tamamlanan büyük eser hak "kında;
Cihan tamirine olmasa mimar Yapılmaz yalnız taşiie duvar Hususa şöyle bir mimarı akil Mühendisi nevfünun dindarı kâmil Veli Sultan Süleyman camiinde Her kısmın tamam etti bu fende Bir edna sanatı ile bir tchaşi Yıkıp dikti nice dikili taşı. (2)
Bir sanatkârımız Süleymaniyeyi şöyle tarif etmektedir: (... Pir ol muş fanilerin kavuklarını artık gi recekleri toprağa ektikleri bir yaş ta lâyemut ihtiyar, kendi tabirince elinde demir asâ kubbenin etrafın da pergârvar dönerek kudretini bi ne ettin. Türk isminin dinî ve dün yevî manasını zeval bulmaz bir kaside halinde gökün mavisile su yun mavisi arasında terennüm et tin. Taşlar senin elinde kelimeler gibiydi. Onlardan umulmadık ma nalar çıkardın, mermerleri, kâh j- lur, inci d;s!er gibi gülümsetirdin. kâh olur, fildişleri gibi oyma haline kordun Kaya parçaları sihrinin te- masile zühd ve haşmeti ifade eder taklar olurdu. Sütunların üstüne kıvrak kemerler kurdun ki havaî bir eklil gibi hafif görünüyorlar!.. Işık ve ses emrine râm olmuştu. Hesabiı aydınlıklardan duvarlara ruhani dalgalar serperdin, en kalın inşa tabakalarına serin bir hay. 1 uçukluğu iare ederdin, kubbeleri ve ihtizazlı hale getirdin...) (3)
birer ud, birer tanbur kadar hisli Büyük camilerin etraflarına miis- lüman dininin güzel esaslarından ilham alan yardım müesseşeleri,
2 —
ilim ocakları inşa olunurdu. Bir cami yapılırken okuyacak çocuklar, şifa bekliyen hastalar, uzak mem-
eketlerden gelen garib seyyahlar, sıcak günlerde cami etrafından ge çecek yolcular, hamamlar, kütüb- haneler, cami hizmetinde bulunan lar ve onların günlük yiyecek ih tiyaçları düşünülürdü. Ayrıca ka labalık bir cemaat beş vakit ge lip gideceği için cami etrafları bir çarşı halini de alırdı Yüksek din ve tıb tedrisatı yapacak medreseler de camilerin etrafında kurulurdu.
Bu maksadlarla (Süieymaniye camiinin altında iki bezesten, bir tarafında medrese ve misafir kona cak tabhane, ulema, suleha, ehl-ü ıyali ile konacak misafirhane, da- rüşşifa, imaret, kiler, mutfak, fırın, iki bab odun anbarı ve softalara aş verilecek yer ve muallimharte ve üç tane sebilhane ve evler, odaları kârgir ve camii şerifin etrafı iki karşılıklı dükkân) inşa olunmuş tu (4).
Kanunî Sultan Süleymanın bı raktığı vakfiyeye jVıre camide hiz met görenler ve yevmiyeleri şöyle taayyün etmiş bulunuyordu. (Ca miin hatibi günde otuz akçe, iki imamı onar akçe, saatçisi on akçe, vâızı yirmi beş akçe, hanendesi al tı ekçe, muarref altı akçe, buhuri on akçe, yasin okuyan altı akçe, âmme okuyan dört akçe, iki nefer hafızulkur’an dörder akçeden sekiz akçe...) alıyorlardı (5).
Camide en’am okuyanlar, hafız lar da ayrıca yevmiye alırlardı. Sü- leymaniye, sabah, öğle, akşam sa atlerinde yirmi dokuzar kişiden mürekkeb ikişer meclis Kur’an o- kurlardı. Bunlar da üçer akçe, bi rer akçe gibi muhtelif yevmiyeler alırlardı. Camiin kayyumlarına, bevabiarına, süpürenlerine muhte lif yevmiyeler tayin olunmuştu.
Medrese müderrisleri günde altı şar akçe, muidler beşer akçe, on beşer talebeden otuz talebe ikişer akçe, iki nefer bevaba ikişer akçe den yevmi dört akçe verilirdi. Darülhadis medresesinin müderrisi
nin elli akçe, muidlerinin beş ak çe istihkakları vardır. Tıb medre sesinin de vazifeleri ve hocalarının istihkakları tesbit olunmuştu. Vak fiyede (haliya bina olunan mekteb- hanenin muallimin.* ve halifesine) de verilecek paralar gösterilmiştir.
Şifahanede üç tabib bulunuyordu. Bunlara elli beş akçe, iki nefer kehhale dokuz akçe, iki cerraha do kuz akçe, kâtibe beş akçe, vekil harca dört akçe, eczacılara üçer ak çe, iki nefer şerbetçiye dörder ak çeden sekiz akçe... tayin olun muştu) (6).
Vakıfname ayrıca imaretin pişi- reosği yemekleri, hocalara verile cek, misafirlere çıkarılacak nevi leri tayin etmektedir.
Süieymaniye camiinde geçmiş bazı vak'alar
Süieymaniye de diğer büyük İs tanbul camileri gibi asırlardır ge lip geçmiş nesillerin ibadetlerine sahne olmuş, büyük merasimler, hâdiseler görmüştür. Osmanlı hü kümdarları bir çok cuma namazla rını burada merasimle kılmışlar, ni ce meşhur vâızlar bu kubbe altın da cemaate kendilerini şevkle din le tmişlerdi.
99 Haziran 1954
I!
...- J
i
1
s t a n b u
i
C a m i l e r i
*
Süleymaniyenin sahne
olduğu tarihi vakalar
Yazan: Haluk Y. Şehsüvaroğlu
Istanbula gelen yabancı hükümdarlar, sefirler, muharrirler, sey yahlar Süleymaniyeyi de gezmişler ve intihalarını hayranlıkla ifade ey lemişlerdi. 1567 yılında İstanbula gelen Nahcivan ve Revan hâkimi Şahkulu Han isimli elçi Süleyma- niye ve Sultan Selim camilerini görünce şükran secdesine kapan mıştı.
On dört yaşında Osmanlı tahtı na çıkan 1. Ahmed cülûsundan bir ay sonra Süleymaniye camiinde cuma namazını kılmış ve o gece sünnet edilerek her tarafta donanma şenlikleri yapılmıştı.
Külliyesi ile geniş bir sahayı iş gal eden Süleymaniye camiinin et rafında zaman zaman Istanbulun büyük yangınları geçmiş. Cami et rafında bazı binaları harab eylemiş ti. Fakat 1659 yangını bizzat cami de tahribat yapmıştı. Gurub vakti Süleymaniye camiinin etrafını sa ran ateşle camie sığınmış insanlar helâk olmuştu. Camiin dört mina resinin külâhlarmı da ateş almış ve bunlar akşam vakti büyük birer mum gibi yanmıştı (1).
1603 kânunusanisindeki sipahi is yanında Süleymaniye devlet rica line ve yeniçerilere makar olmuştu. Ulema sipahilerin intizamsızlığından ve serkeş hareketlerinden kayma kam paşaya şikâyette bulunmuşlar dı. Kaymakam meseleyi III. Meh- mede açıklamış fakat neticede si pahiler Kaymakam Saatçi Haşan Paşayı istemediklerini tehdidle ile ri sürmüşlerdi. Kaymakamın Ye- dikuteye kapanması, ulemadan ba zılarının azledilemsi de hoşnudsuz- luğu yatıştırmamıştı.
Yapılan ayak divanında sipahi ler, büyük memurların irtikâbla» rından bu yüzden devletin başına gelen felâketlerden. Anadoludaki şekavet hareketlerinden şikâyet et mişlerdi. İş bu şikâyetlerle de kal mamış âsiler Macaristan seferleri nin kötü neticesinden mes’ui say dıkları sadrâzamın katline müftü den bir fetva da almışlardı.
Sadrâzam Yemişçizade Haşan Paşa tebdil kıyafeti ile sa rayından çıkmış ve yeniçeri ağası na sığınmıştı. Sadrâzam buradan Hasanbeyzâde vasıtasile vezirlere, şeyhlere, ulemaya, cebeci ve topçu ağalarına, tersane ileri gelenlerine mektublar yazdırarak kendisine yardım etmelerini istemişti. Bu mektublaıda güneş doğmadan ev vel hepsinin silâhlı adamlarile Sü leymaniye camiinde toplanmaları isteniliyordu.
Yeniçeriler sabahın erken saatle rinden itibaren Süleymaniye camii avlusunda toplanmışlar, sonra sad râzam, yeniçeri ağasile beraber ca mie gelmiş ve cami kapısına çıkan merdivenin en yukarıdaki basama ğında durarak yüksek sesle bir hattı hümayun okumuştu. Bunda (Siz ki yeniçeri kullanırısınız ber hudar olasız, nimetim sîzlere helâl ola, abai kiram ve ecdad-ı izam za manlarından bu âna gelince siz den hiyanet ve habaset ve hflâfı ııza hareket sadır olmamıştır. Dai ma rızayı şerif gözliyerek veziriâza ■ ma muin olup zorba eşkıyasının haklarından gelinmesine imdad ve ikdam eyliyesiz Benim duayı hayrım ve hüsnü teveccühüm sizinle be raberdir).
mıştı. Yeniçerilerden birkaç ağa At meydanında bulunan sipahilere gönderilerek zorba başıların tesli mi istenilmiş, fakat âsiler kimseyi j teslim etmiveceklerini bildirmişler di.
Bu esnada III. Mehmedin iki ka- pıcıbaşı ile müftünün azlolunduğu- na ve yerine Mustafa Efendinin ta yinine dair iradeleri gelmiş, sadrâ zam müftülüğe tayin edilen Mus tafa Efendiyi tebrik etmiş ve kalkıp kendisini kadıaskerler arasından a- larak vezirlerin üst tarafında müf tülük makamına oturtmuştu. Sü leymaniye camiinde yeni şeyhülis lâm tebrikleri kabul ediyor ve ilk fetvalarını veriyordu. Haşan Paşa şehir kapılarının kapanacağını ve eski müftünün Rodosa sürüleceğini bildirmiş ve yeniçeri ağası maiye tine aldığı kuvvetlerle sipahiler üzerine yürüyüp asileri dağıtmıştı. Ertesi gün elebaşılar yakalanmış, hepsi idam olarak fitnenin sonu a- lmmıştı.
Süleymaniye yerli ve yabancı sanat eserlerinde geniş bir yer al maktadır. Bu büyük mimari şahe ser karşısmda şüphesiz en büyük vecdi Türk sanatkârları duymuştur. Sair Mehmed Akif (Süleymaniye kürsüsünde) isimli manzumesinde camiin mimarisini mısralarile çiz mektedir. Mısralar bir fotoğraf sadakati ile camii yer yer resmet mektedir.
(... Artık ey sevgili kari oturup orta yere — Cephe duvarına bak, camlara bak, minbere bak — Son ra mihrab ile mahfillere, kürsülere bak. İşte her köşede, her yerde demadem görünüp, lâkin esrara bürünmüş gibi müphem görünüp — Fikri bitabı telâkki bırakan âye tin — Kalarak mülhem avaresi his siyatın — Dalgalansın da denizler gibi kalbinde Huda — Görmesin didelerin Menkihenes, Menkisuy — Vecde gel, vahdete dal, âlem-i kes retten uzak — Yalnız sanii gör, sanatı, masnuu bırak — Ben de bir yer bularak şövlece tenha kala yım — Varlığımdan geçeyim mahvı temaşa olayım...) mısralarile sona ermektedir.
Şüphesiz Mimar Sinanın büyük âbidesi karşısında en güzel şiiri Yahya Kemal söylemiştir. Şair (Süleymaniyede Bayram Sabahı) isimli büyük eserinde o günleri ya şatmakta, Süleymaniyeyi kelime lerin aşınmaz, bozulmaz mimarisi! e harikulâde bir sanat havası içinde yeniden inşa etmektedir,
1954 yılı Türkleri olarak Süley maniye ile karşı karşıya bulunuyo ruz. Bizden evvel babalarımız, de delerimiz, cedlerimiz de aynı mi marî ile ürpermişler, Haliç kıyı larında hayran saatler yaşamışlar dır. Kanuni devrinin bütün dev- şöhretleı-ile beraber göçüp gitmiş, fakat 16. asır Türkiyesi Süleymani ye ile bize kadar yaşamıştır.
Süleymaniyede Mimar Sinam, Kanunîyi, Sokulluyu, Ebiissuudu, Bakiyi, Barbarosu, Karahisarlıyı ve daha nice sanatkârlarımızı ve kah ramanlarımızı seyrediyoruz. Biz den sonra gelecek asırlar İstanbu- lun bir tepesinde hep 16. Türk as lını aynı hayranlıkla temaşaya da lacaklardır.
_ SON — Yeniçeriler bu iradeye itaat et
tiklerini alkışlarla belirtmişlerdi Yeniçeriler müftünün derhal azlini istemiş, Haşan Paşa (baş ve göz üzerine) diyerek cevab vermişti, j Sadrâzam bundan sonra ulema ile j vezirleri Sülevman iyede bir umu- j mî meclise davet eylemişti.
Bu mecliste zorbaların defteri yendmış. timar ve zaametlerinm kaldırıldığına dair emirler
yazıl-i i
i
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi