No. 24 YEDİGÜN Sayfa n
Aktarların sattıkları ucuz karemelâlar
ve çikolatalar macuncuyu mahalle
arasından kovuyor. Istanbulun kay bolmağa yüz tutan bu tipini Osman
Cemal beyin çok kuvvetle canlandır dığı bu yazısında okuyacaksınız.
B
unu kim âdet etmişse çok iyi etmiş! Yüzlüğü, yahut çeyre ği toslayınca insanın hem ağzı ballanıyor, hem kulakları!Alaturka mı istersiniz, alafran ga mı, yoksa alacaz mı? Macuncuda
hepsi var! Eskiler, alaturka ha valardan pek şaşmazlar, yalnız arasıra canları istedikçe alaturka
bozması, alafranga azmanı, me lez kantolarla müşterilere çeşni kiraz ederlerdi. Şimdikiler ise hiç durmadan oradan oraya atlıyor ve hangi telden istenilse çalıyor lar. Geçen gün, bir tanesine İğri- kapı taraflarında rasladım. Kendi, klârnetle (Sa se Pari) yi üflüyor, yanındaki yerden yapma, deliş men yamak ta elindeki porsuk tefle ustasına tempo tutuyordu.
Ya bu iki ahbap çavuşun
peş-Y azan :
O sm an C e m a l
terindeki bir alay Karazağ cücü ğüne ne dersiniz? Onlar da yalın ayak başıkabak bu ahenge ayak uydurmuşlar, hem oldukları yer de zıplıyor, hem de el çırpıyor lardı. Bir aralık, önünde çaldık ları evin penceresinden bir kadın başını uzattı:— Gönlümda hazanı çalın! Tefçi oğlan, ustasındanevel tem poya istop etti ve dinlemiyen canlara ne mutlu olan, o akort
Sayfa 12
görmemiş boğuk sesile şarkıya başladı. Ustasına baktım, bunu pek becerem iyecek gibi idi. Klârneti üfleyişirde artık, o de minki serbestlik kalmamıştı.
Yamağının gerdan kırarak dök türdüğü ezik büzük nağmelere çalgısını uydurmak için görseniz zavallı, ne eziliyor, ne büzülüyor, ne sıkıntılar çekiyordu.
*
* *
Çalgılı macuncuların en hoşu rahmetli Osman ağa idi. Vaktile askerliğini muzıkada yapmış olan Bulgaryalı Osman ağa oldukça klârnet çalardı. Fakat o macun satarken sade klârnet çalmaz, tablasını indirdiği kapının önün de tohaf tohaf nükteler de savu- rurdu:
— Osman ağa, senin sakalın neye sarı?
— Güneşten sararmıştır be kı zanım!
— Osman ağa macunların neii? — Ispanaklı, maydanoziu, pey nirli, sovanlı, sarımsaklı., neli is tersen hepten var be kızanım!
— Osman ağa “Felek bana ne ler etti?„ şarkısını çalsana..
— Çalmam o cenabeti ben... Zere o ne kahpe felektir o... O etti bana edeceğini. İstemem tek rar darıltayım!
Osman ağanın macunculuk et tiği zamanlarda macun salt klâr- netle satılmaz, utla, kemanla, hattâ bazen tekmil bir ince sazla birlikte satılırdı. Meselâ Sulukule- li kemanı Kör Andon başta ol mak üzere bir ut, bir lavta, bir tefle beraber tam takım halinde dolaşan macuncular bile vardı ki bunlar yirmi, yirmi beş sene ev velki uzun ve baygın yaz günle rinde kenar mahallelerin musiki ihtiyaçlarını giderirlerdi
Daha evelleri çalgılı macuncu lar boru kullanırlardı- Boru de diğim, dört perdeli küçük sarı piston, yani bandolardaki büylü.. Klârnet, keman, ut filân sonra ortaya çıktı.
Bu pistonlu macuncular da kâh şarkı, kâh çiftetelli, kâh kanto, ve kâh kısa kısa muzıka marş- larile dolaşırlardı- O zamanlar pek moda olan İspanyol marşı, yahut Maçiç.. hatırımda kaldığı na göre yeri uçmak olsun, çok
saygı değer ustam Ahmet Rasim bey eski İstanbulu gösteren bir ya
zısında o zamanki borulu bir ma
cuncuyu iki satırla şöyle tasvir eder:
Fistanakiso biçim biçim Ölüyorum senin için!
Maaaacun!
Ama bu macun, cam macunu değil, Hacı baba hiç!
Osman Cemal
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi