• Sonuç bulunamadı

Eski zamanlarda İstanbul

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Eski zamanlarda İstanbul"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

-r7'5öl39,3

ESKİ ZAMANLARDA İSTANBUL

— 2 —

(Geçen sayıdan devam ) onun için daireleri ¡halkı, iki üç bin raddesinde idi. Bazısı­ nın daha ziyade idi. Vezirler, bu cemaatin birazını İstanbul daki konaklarında; bir takımı­ mı da - hayvanlar, çadırlar ve- sair harp lâzimeleri ile bera - ber - İstanbula yakın yerlerde

ki çiftliklerinde tutuarlardı.

Sefer zuhur edince vezirler - den biri serdar naspedilirdi;

ve maiyetine icabına göre

10-20 orta yeniçeri ve süvari bölükleri verilir; gideceği sem tin civarındaki beyler ve mir­ livalar dahi refakatine tayin edilerek, kolayca bir ordu ha­ zırlan irdi.

Sadrazamların, kubbe vezir

lerinin gerek konaklarının

masrafları; gerek besledikleri

o kadar halkın maaşları ve

tayınları, vakıa büyük yekûn lar teşkil ederdi. Amma gerek

sadrazamların gerek kubbe

vezirlerinin tahsisatları, aidat lan da bu masrafları kapatma ğa bol bol kâfi idi.

Meselâ sadrazamların

tahsi-Yazan: S. M. Ç. sat ve aidatları, bugünkü hesa bımiıza göre, senevi yüz elli bin liraya yakındı. Kubbe ve­ zirler ininki bu miktarın nısfı raddesindeydi. Başlıca ricalin- ki de yirmi otuz bin lira dere- cesindeydi. Şurası da bilinme­ lidir ki bugünkü tutarı bir gü­ müş kuruş raddesinde olan o

vaktin bir akçesi, kuruşun

kırkda biri iken, bu bir akçe bugünkü iki bucuk kuruşun isini, görürdü. Ucuzluk var - •dı.

*

Soğukçeşmeden ta Topka « pıya kadar giden Divanyolun- d'an başka İstanbul sokakları hem dar ve hem de ekseriya dolambaçlı idi. Evler numara sızdı. Şimldiki gibi köşe başla­ rında sokakların isimleri yazı­ lı değildi. Geceleri sokaklarda fener yanmazdı. Akşam olun­ ca her tarafı zifirî bir karan­ lık basardı. İşi olanlar müşam ma veya cam fenerlerle soka­ ğa çıkarlardı.

Yalnız ramazanlarda mina­ reler, işlek caddeleriyle ehem miyetli sokaklar, ve meydan­ lardaki kahvehaneler dükkân: — 16—

(2)

lar kandiller ve fenerlerle do­

nanırdı. Sokaklara kazıklar

çakılıp uçalrma, takılan man- galvari kaplarda, katranlı pa­ çavralar ve çıralar tutuştulu- larak ortalık ışıklandırılır di.

Romazan geceleri kahveha- nelerde sazlar çalınır, hokka­ bazlar oynar, hayal perdeleri kurulur, meddahlar masallar, hikâyeler söylerler; hoş arsa­ larda tahta perdeli büyük ça­ dırlar kurulup zuhuri kolla­ rı oynatılırdı.

Her mahallenin vüs’atine

göre bir veya müteaddit kah­ vehanesi olurdu, ve bunlar bi­ rer halk kulübü idi. Ramazan dan gayri aylarda kahvehane­ ler, gündüzleri mahalle işsiz­ lerinin ve ihtiyarlarının ka - rargâhı id'i. Geceleri, gündüz işlerine gidenlerden gelenler ile kahvehanelerin cemaati ço

ğalır, günün hâdiselerinden

bahsolunur; tavla ve iskambil oynanır, hoşça vakit geçirilir­ di. Kahvehanelerde kodaman­

ların, imam ve muhtarların

köşeleri, mevkileri vardı. Ko- .damanlar karı koca kavgaları­

nı basdırırlar, mahallelilerin aralarında niza çıkarsa, baha­ ca fasla gayret ederler; ma­ halle gençlerinden münasebet siz hal ve harekette bulunan­ ları nasihatle, icabında tevbih ve tekdir ile yola getirmeğe çalışırlardı. Lüzumu görülün-

c emahallelilerin dileklerini

hükümete arza vesatet eyler­ lerdi. Hasılı kodamanlar, ma­

hallerinin gayri resmî sulh

hâkimi ve mebusu gibiydiler. Hatırlı kimseler oldukların - dan hükümetten hüsnü kabul görürlerdi.

*

İstainbul evlerinde su bol

idi. Belgrat bendlerinden ke­ merler ile şehire getirilip ev­

lere taksim edilen sulardan

başka., hemen her konakta ve

evde kuyular ve sahrmçlar

vardı. Umumî çeşmesiz mahal le de yok idi. Bu çeşmeler pa­ dişahların .ailelerinin, vezir - lerin, zenginlerin, hasılı seva­ ba E-.il olmak isteyen hayır sahihlerinin eserleri ve hay­ ratları idi.

İstanbulda acezeden ve bi-

keslerden aç kalan olmazdı.

Mahalleliler kendi, muhitle - rinde çalışmağa kadir olama - yan nafakalarını tedarik ede- mîyen ihtiyarları, aileleri, dul kadınları, yetimleri infak eder ler ve gözetirlerdi.

İmaretlerden de her gün fı- karaya, muhtaç olanlara beda­ va çorba, fodla, pilâv ve hattâ arasıra zerde tevzi olunurdu. Bayramlarda fıkara çocukları na elbise dağıtan vakıflar bi­ le vardı.

*

İstanbulda eski zamanda iki nevi araba vardı: Beygir koşu

lu koçular, manda ve öküz

koşulu arabalar .

Araablarm her iki türlüsü de kadınlara mahsus idi. Er­ kekler ata binrlerdi; araba ile 17—

(3)

gezmeği, dolaşmağı kendileri için zül addederlerdi. «Araba lar miskinleı, nazlılar içindir. Biz karı değiliz» derlerdi.

Kibarlardan, büyüklerden yalnız Şeyhülislâm efendi ile kazaskerler koçuya binerler - di.

Koçular haricen sade, süs- süz bir sandıkla dört teker­

lekten ibaret idi. Yaysız ve

makassız idi. Kadıları arka­

dan açılır, içerilerine üç dört basamiaklı bir merdiven ile gi­ rilirdi. Merdivenleri kullandık tan sonra kaldırıp kapının bir tarafına çivi ile asarlardı.

Koçunun iç kaplamaları ce­

vizden idi. Minderleri sırma

püsküllü ve sırma şeridli eh­

ramlar ile örtülü, yastıkları

kadifeli veya damaskolu idi. Kapıları yaldızlı kafesli ve iç yüzlerinin İki tarafı aynalı i- di. Koçuları iki beygir çe - kerdi.

Şeyhülislâm koçuları hari­ cen kırmızı çuha ile, kazıas -

ker koçuları yeşil çuha ile

kaplı idi.

Yalnız sarayların; sadrazam dairelerinin, vezirlerin, kibar lar m hususî harem koçuları

var idi. Onlardan gayri aile

kadınları kira koçularına bi - nerlerdi.

Hanımlarımız seyir yerleri­ ne ve civardaki sayfiyelere ten teli, ehram örtülü öküz araba- lariyle de (şimdi gördükleri - mizin ayni)1 giderlerdi.

Öküz arabalarının biraz

kü-çükçeleri ve koçulara benze­ yenleri yani kapalıları da var­ dı.

Koçulardan ve öküz arabala

rından başka hanımlarımız

tahtırevanlara da binerlerdi.

Tahtırevan terkerleksiz bir

nevi koçu idi. Ön ve arka ta­ raflarındaki kollara birer es - ter koşulu idi. Seyisler önde­ ki esterin yularından çekerek tahtırevanı yedeğinde götü - rürdü.

*

İstanbulluların sayfiyeleri Boğaziçinin Anadolu ve Ru -

meli yakalarında. Çamhcada

Eyüp civarında idi.

Anadolu yakasında Kuzgun cuk, Çenkel köyünde, Rumeli yakasında Kuruçeşme, Arııa- vutköyü, Bebek, Istinye, Y e- niköyde hıristiyan ve yahudi

aileleri de oturrlardı. Diğer

köylerdeki yadlar, evler hep müslümanlarm idi. Sefaretle - rin ve firenklerin sayfiyeleri Tarabya ile Büyükderede idi.

Yalılar, köşkler haricen süs süz v eiki katlı idi. Kibarlar, vezirler, ricaller, orta halli İs­

tanbullular yazları mutlaka

sayfiyelere göçerlerdi.

Yalıların, köşklerin içerileri zinetli ve ferahlı idi. Çoğunun sofalarında havuzlu fiskiyeler vardı. Bahçeleri muntazam ve bakımlı idi. Yeşil çimenli tarh lar, lâle, sünbül, bodur, giil,

menekşe, karanfil tarlaları;

zarif saksılar içinde türlü çi­

çeklerden başka yaseminler,.

18

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Yine Afrika'da Madagaskar civarında da pegmatit türü kayaçlar içinde süs taşı olabilecek kaliteye sahip ve hemen hemen her renkte turmalinler bulunmaktadır. Ayrıca yine

Esas üretim gider yeri olan erişkin yoğun bakım için, laboratuvar ve görüntüleme birimlerinden istenen tetkik sayısı elde edilerek, aktarılması gereken

Ama oldukça küçük ve kısa bir tiptir ve bantam ördek ırkı olarak bilinir.. Gri,Beyaz, Devetüyü, Pastel, alacalı,

Başkan Bush tarafından telaffuz edilen, daha yeşil “Panicum virgatum” , ki m ısır temelli yakıta göre daha az petrol temelli katkı maddesi gerektirir ve her yıl yetiştiği

Anlaşılan o ki kurul, diğer tüm tarihsel çevreler gibi Kabataş'ta da yeni bir yapı için izlenecek ilkeler konusundaki belirsizliği "kıyaslama" yla aşmayı

Sonra çok az sıvı yağ ile ezilir ve en son olarak sıvağ maddesi (genellikle eşit miktarda lanolin ve vazelin karışımı) azar azar etkili madde üzerine ilave

Kesim şekilleri, yuvarlak, damla, oval, kalp, zümrüt, markiz, üçgen , olmakla birlikte, taşın yüzeyine faseta (tıraş), cabochon (kapşon) bombeli yüz.. kesimleri olan

✓Gün ışığında mavi, yapay ışıkta kırmızımsı olan safir taşına aleksandrit safiri