• Sonuç bulunamadı

31 Mart isyanı:Prens Sabahattin neticeyi bekliyordu

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "31 Mart isyanı:Prens Sabahattin neticeyi bekliyordu"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

S ARİFE DÖRT

Prens Sabahattin

neticeyi

bekliyordu

1

8

5 - İsyandan önce ve isyan sı­ rasında Prens Sabahattin beyin durumu hayli ilginçtir. Görünüşe göre Prens olayın içindedir. An­ cak geride durmayı tercih etmek­ te, bir takım hesaplara girişmek­ tedir.

Sabahattin bey hakkında vardı­ ğımız bu yargı şimdiye kadar ya­ yınlanmamış ilgi çekici bir bel­ geye dayanmaktadır. Bu belge Sultan Hamid’e tahtan indirilişi­ ni bildiren Parlamento heyetine ordu adına mihmandarlık etmiş Albay Galip beyin (merhum Ge­ neral Galip Faslnli) anısıdır. Ye­ ğeni ressam Salih Erimez’in bize verdiği anılarında Galip bey, Sul­ tan Reşat'ın, Sabahattin bey hak­ kında söylediklerini açıklamak­ tadır.

Abdülhamltten sonra tahta ge­ çen Sultan Reşat, bunları 1327 yı­ lında Galip Beye Üsküpte anlat­ mıştır.

Galip bey anısının başında Padişahın önce kendisine günün olaylariyle İlgili sorular sorduğu nu yazdıktan sonra sözü 31 Mart İsyanına getirir. Prens Sabahattin’ İn bu olaylar içine ne dereceye kadar girmiş olduğunu Galip bey­ den öğrenmek ister. Prens Padi­ şahın yeğenidir. Bu bakımdan Galip bey idareli bir cevap ver­ meği düşünür. Galip beye göre, Prens, hem Ahrar Fırkasının, bir

anlamda kurucusu, hem Muham­ medi Cemiyetinin destekçisidir, hem de İttihat ve Terakki ile an­ laşmış görünmektedir. Padişahın sorusunu şöyle karşılar: (Sadeleş­ tirilmiştir.)

— «Prens Sabahattin Beylendi orta noktada duruyordu. Bütün fırkalara hoş görünüyordu. Neti­ ceyi bekliyordu. Netice belli o- lunca o da bir durum alacaktı.» Padişah da, bu cevap üzerine şu konuşmayı yapar:

Sultan Reşat

ne diyor?

«Sabahattin gayet allâk ve ka­ rıştırıcıdır. Bakın, benim başıma gelen bir vakayı size anlatayım. Geçen sene hal olayından 15 gün evvel Prens Sabahattin benim ya­ nıma geldi. Ara sıra gelirdi ve bana günlük olaylardan söz açar­ dı. Bu defa önemli bir meselenin müzakeresi için ve benim düşün­ ceme müracaat etmek üzere gel­ diğini söyledi. Yalnız kalmaklı­ ğımız için beylere tenbih ettim. Sabahattin dedi ki:

(İttihad ve Terakki Cemiyeti ga yet mahirâne ve esrarengiz bir takım oyunlar oynuyor. Belki bir ihtilâl çıkaracak ve bir çok kan dökecekler. Ve bu ihtilâl sonu­ cunda Abdülhamit'i hal ederek, sizin hakkınızda yapacakları mu­

ameleyi henüz bilemezsem de, behemehal Yusuf İzzettin efendiyi tahta geçirecekler. Bunun için ar­ kadaşlarımla inceden inceye müza kere ettim, nihayet sizi tahta çı­ karmak için çâreler düşündük. Henüz daha uygun vakit vardır. İhtilâl 10 -15 günden evvel olmaz. İhtilâlin önlenrx:sine çare bul­ mak mümkün değilse de sizüı hayatınızı ve hukukunuzu muha­ faza etmek çâresini bulduk. Bu kabil olacaktır. Fakat biraz para­ ya ihtiyaç vardır. Lüzumlu olan parayı çabuk tedarik edebilirsek, işimizi becerebileceğiz. Bunun için müracaat ve müzakereye geldim.)

Ben Sabahattin’in ahlâkını, du­ rumunu bildiğimden maksadını tamamiyle açıklatmak için kendi­ sine mülayim ve muvafık görün­ me yolunu tuttum. Ve (Peki, ger­ çi böyle bir halin vukuuna ina­ namazsam da, farz edelim dedi­ ğiniz doğru çıkacak ve benim hakkımdaki tasavvur ve tertipleri­ nizi icra için para sarfı gerekecek, şu halde ne kadar paraya ihtiyaç olacaktır ve benim param olma­ dığını pekâlâ bilirsiniz,) dedim.

10 bin lira

Sabahattin Bey: (Sizi temin ede­ rim ki yakında kanlı olaylara ve ihtilâllere İstanbul şahit olacak­ tır. Ve ittihat ve Terakki Cemi­ yetinin maksadı benim dediğim gibidir. Buna karşılık hayat ve

hukukunuzu korumayı kendim İçin vazgeçilmez görev bili­ rim. Size karşı beslediğim sevginin derecesini bilirsiniz.

Bu yolda en büyük feda­

kârlıklara girişeceğim. Ancak paraya ihtiyaç vardır, bu gibi ö- nemli mes’elelerde parasız hiçbir iş görülemez. Bittabi lâzım ola­ cak paranın miktarı da pek az olamaz. Şimdilik 100 bin lira ile işe girişebiliriz. Ve ümit ederim ki daha çok ziyade paraya lüzum kalmaz) dedi.

Dedim: (Oğlum ne diyorsun? Ben yüz bin lirayı nereden bulu­ rum. Bilirsiniz ki benim beş pa­ ram yoktur. Yalnız toplanmış maaşlarımdan 30 bin lira kadar na zineden alacağım vardır. Başka bir servetim de yoktur. Fakat ben İlâhi kadere razıyım. Böyle büyük külfetlere pek de lüzum göremezsem de sizin farz ettiğiniz tehlikeyi doğru olarak kabul e- dersek, o tehlikeden kurtulmak da Allahın emri icabından bulun­ duğuna göre, haydi mümkün olan tedbirlere müracaat ve teşebbüs edelim. Fakat mümkün olmayan bir şey nasıl yapılır. Eğer benim alacağım olan 30 bin liranın ö- denmesi kabil ise alalım ve bu uğurda sarfedelim.)

S a b a h a t t i n b ü t ü n k u v v e y i ik- n a iy e s in i s a r f e d e r e k b in d e r e ­ den su geti rdi. B e n d en b i r de­ re ce y e k a d a r b u işe y a tk ı n l ık g ö rdü, ü m itli olduğu için be­ n i m l e b a y a ğ ı p a z a r lı ğ a g iriş ti

80 Nisan 1968

CUMHURİYET

Abdülhamid’In tahtan indirilişini tebliğe gelen Meclis heyetinin Ressam Salih Erimez tarafından yapılan temsilî tablosu. Ortada ; tebliği yapan Dıraç milletvekili Esat Paşa (Toptanı), yan tarafta Albay Galip Bey (Pasinli). ve n i h a y e t 50 bin l ir a y a indi.

üaksadını anlamıştım

Ben S a b a h a t t in 'i n m ak s ad ın ı an la m ış tım . Be ni iğfal edecek, p a r a ç a r p a c a k tı. F a k a t bilme- mezlik d a h a d o ğ r u y d u , b e n de 50 b in lir a y ı v e r m e y e ra zı ol­ d u m . V e (kabili tah s il ise ala ca ­ ğım olan 30 bin lir a v a r d e m e k tir . D aha 20 bin lir a y ı n e r e d e n b u l a c a ğ ı m ) dedim .

S a b a h a t t in (E fen d im 30 bin lir a m a t l u b u n u z u n şim d il ik t a h ­ sili güçse de sizin için, b a h u s u s iki h a fta sonra P a d iş a h ol aca­ ğınıza gö re 50 bin lir a n ın t e d a ­ r ik i o k a d a r m ü ş k ü l d e ğil dir. Siz m ü s a a d e ediniz, y a r ın 50 bin lir a bor ç a la bili riz ) dedi.

Dedim. (K im sey i tan ım am , k im d e n b o rç a la cağ ım ve n e v â ­ sıta ile?)

D edi ki (E fen d im b e n im b il­ diğim b a n k e r l e r d e n b i r Ingilizli

b a n k e r v a r d ır . O n d a n istediği­ miz k a d a r p a r a alırız. K en d isiy le m u a m e le m v a r d ır . Yalnız borç sizin n â m ın ız a olacağı için ken dişini bizzat ta k d i m e tm e k liğ im v e ş a r t la r ı b u r a d a b i r li k t e ka­ r a r l a ş t ır m a m ı z lâz ım dır..)

D edim (şu h a ld e o b a n k e r i ge ti r, gö rüşe lim , m ü m k ü n olanı y a p arız.) S a b a h a t t in y a r ın sa­ b a h b a n k e r i g e tir ir im dedi git­ ti! E v e t S a b a h a t t in b a n a b ir o- y u n o y n a m a k istiyor. D u r ba­ k alı m işi y a r ın s o n u n a e r d ir i ­ riz dedim .

Banker İngiliz

% E r te s i g ü n ü ö ğleden evvel S a ­ b a h a t t i n b e y in b i r ecn ebi ile gel eliğini h a b e r v e r d il e r . B itta b i k a b u l ettim . E cn e b iy i t e t k i k et

tim, bu a d a m d a hiç de Ingiliz t a v ı r ve k ıy a f e ti y o k t u . B i r In- gi li zden z iy ade bizim y e r li R u m a h alim ize b e n ziy o rd u . Benim m a k s a d ı m işin s o n u n a e r m e k idi. B in a e n a l e y h b o r ç la n m a ş a r t l a r ı n a hiç ö nem v e r m e k s iz in m ü zakerenin nihayetini bekliyordum. N i h a y e t y a p m a İngili z b a n k e r i ile p e k u y g u n b i r t a k ı m ş a r t l a r ile bo rç a k ti n i k a r a r l a ş tı r d ı k , i m z a ed eceğ im b i r m u k a v e l e ve b i r s e n e tle S a b a h a t t i n bey 50 bin lirayı alacak ve beni ve h u ­ k u k u m u k o r u y a c a k , 15 gü n e ka d a r p a tl a m a s ı m u h a k k a k ol an ih tilâ lin üz erin e b e n im t a h t a ge çm em i s a ğ la y a c a k tı, iş te Sa­ b a h a t t i n b e y in e t r i k a l a r ı n ı an- l a m a m a z l ı k t a n g e le r e k vi cda­ n e n m ü te e s s i r ve m u s t a r i p b i r h a ld e s a b ır ve s ü k û n e t i m u h a f a zaya çalış ıy o rd u m . N i h a y e t iş b itti, S a b a h a t t i n b e y ile d ü zm e F r e n k y a h u t Ingiliz ç ık tıla r . F a k a t S a b a h a t t in i t e k r a r çağır­

dı m. M isa firim iz g i tt i k te n so n ra S a b a h a t t i n b e y e :

Ey oğl um, i s tik ra z işi b i tt i de­ ğil mi? Ş im d i b en i dinle.. Bu p a r a y ı a ld ım s a rfettim . S o n ra nası l ödeyeceğiz? S a n a de m iş idim ki b e n im p a r a m y o k t u r . V e b e n de b i r in san ım , b a h u s u s o ld u k ça i h ti y a r ım . i h ti m a l ki yaı-ın bir emrihak vaki olur, sonra b u p a r a y ı nası l v e kim tes fiy e edecek? Sağ da kalsam tahsisa­ t ım y e tm iy e c e k tir .

Dedi ki ( M ille tin hâzi nes i tes­ fiye eder.)

Dedim ( M ille t b u n u tan ım az . B u şahsî bir borçtur. Binaen­

a l e y h d e v le t h â zin es in d e n sa rf ve tas fiy esine m ü s a a d e edilm ez .)

Y A R I N :

---Niyeti meydana çıktı

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Bunu anlamak, görmek çok yararlıdır.» Sayın Akbal, yıllardan beri bizi bir .yerlere İtmeye ya da çekme­ ye çalışanlara alıştık artık.. Cehov

Ve Ay­ dınlanma Bilgesi'nin dünyamıza bakışlarını yansıtan "köşe yazısı/ denemelerinden ör­ nekler sunarak.... İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha

Ancak tipik Menenjiomların ADC değeri normal alandan yapılan ADC değerinden yüksek olup bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıydı.. Tipik olgular- da ödemden ölçülen

Muallim Ziya Akbulut dün defnedildi Vefatını teessür­ le bildirdiğimiz İn- kılâb Müzesi mü­ dürü ve Güzel San’atlar Akade­ misi menazır mu­ allimi Ahmed

In the business ethics literature, ethical perception of managers are analyzed from different perspectives, such as; types of business practices, decision making

Ülke insanlarının yüzde doksanına tiyatro götürme çabasında tiyatro heyetleri, Galata’da Esnaf Kahvesi'nde kurulan gezgin­ ci topluluklardır. Başlıca kayguları eli yüzü

İşte bu vaziyete yakinen şahit olan ve üzerinde uzun uzadıya düşünen Sa­ bahattin Bey, bir taraftan Avrupa umumi efkârını tatmin ve ekalliyet unsurlarını

In this study we dealt with Arabic folk songs of Siirt. We dealt on the characteristics of Arab folks songs of Siirt. In this research, we tried to draw off