Günümüz seramik sanatında bir ifade aracı olarak insan bedeni sembolleri üzerine bir araştırma

145  Download (0)

Tam metin

(1)

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

UYGULAMALI SANATLAR EĞİTİMİ BÖLÜMÜ SERAMİK ANABİLİM DALI

GÜNÜMÜZ SERAMİK SANATINDA BİR İFADE ARACI OLARAK İNSAN BEDENİ SEMBOLLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Utku KAYMAZ

DANIŞMAN

Yrd. Doç. Olcay BORATAV

Ankara Aralık, 2012

(2)

Utku KAYMAZ’ın Günümüz Seramik Sanatında Bir İfade Aracı Olarak İnsan Bedeni Sembolleri Üzerine Bir Araştırma başlıklı tezi 5.12.2012 tarihinde jürimiz tarafından, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Uygulamalı Sanatlar Eğitimi Bölümü Seramik Anabilim Dalı Yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza Üye (Tez Danışmanı): Yrd. Doç: Olcay BORATAV

Üye: Prof. Dr. Atilla İLKYAZ

(3)

ii 

Günümüz Seramik Sanatında Bir İfade Aracı Olarak İnsan Bedeni Sembolleri Üzerine Bir Araştırma adlı bu çalışma Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Seramik Eğitimi Anabilim dalında yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır.

Araştırmanın her aşamasında bana gönülden destek olan, bilgi birikimiyle, ilgi ve zamanını benden esirgemeyen tez danışmanım Sayın Yrd. Doç Olcay Boratav’a; zengin kütüphanesinin kapılarını açan ve kaynaklara erişmemde büyük emeği geçen değerli hocam, Sayın Mustafa Tunçalp’e teşekkürlerimi sunarım. Bilgi birikimleri ve deneyimleri ışığında hem kaynak hem de fikirleriyle araştırmamı destekleyen değerli Hocalarım Sayın Candan Dizdar Terwiel ve Sayın Hüseyin Özçelik’e sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Maddi ve manevi yanımda olan, en çıkmaz anlara düştüğümde beni yüreklendiren dostum, arkadaşım Selmin Özkan’a ve Mücahit Şen’e teşekkürlerimi sunarım.

(4)

iii 

GÜNÜMÜZ SERAMİK SANATINDA BİR İFADE ARACI OLARAK İNSAN BEDENİ SEMBOLLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Kaymaz, Utku

Yüksek Lisans Tezi, Seramik Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. OLCAY BORATAV

Aralık – 2012

Bu araştırma insan bedeni sembollerinin seramikte kullanımı ve çağdaş seramik sanatçılarının eserleriyle değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Tarih öncesi çağlarda ilk insanın mağara duvarlarına çizdiği resimler sembolik bir arayışın ürünleri olarak ortaya çıkmıştır. Bu sembolik ifadeler; insanın doğadan edindiği izlenimlerle birlikte, sanatın temelini oluşturmuştur. Bu bağlamda insan, çevresiyle etkileşime geçtiğinde duygu ve düşüncelerini, aklını kullanarak, bu birlikten doğan sonuçla sembolleri yaşamının her alanında kullanmaya başlamıştır.

Sembolik düşünmeye başlayan insan kendi bedenini ve diğer bedenleri keşfetmeye başlar. Onu algılayabilmek, öğrenmek ve şekillendirebilmek ancak onu en iyi şekilde tanımayla kazanılır. Duygu ve düşünceleri sembollerle ifade etme anlayışı insanlar için bir anlamda ihtiyaçtır. Sembolik düşünmeyi başarabilen insan, yine duygu ve düşüncelerini aktarırken soyut olanı somutlama yolunda ilerlerken sembollerle anlatabilme yetisine sahiptir.

Beden belli bir zamana, toplumsal işleyişe ve alana işaret eder. İnsan ve insan bedeni sembollerinin en eskisi ve en evrenseli olması da bundan kaynaklanır. İnsan bedeni yaşamı, ölümü, cinselliği içinde barındırdığı için yaşamın somutlaştığı bir alan haline de gelmektedir. Bu somutlaşmayı sağlayan insanoğlu, sembolleri kullanarak insan bedenini daha okunur hale getirmiştir. İnsan bedeninin belli bölümlerinin sembolik ifadeye dökülmesi, anlam ve dönemsel özelliklerinin bilinmesi ve bu anlamda çağdaş seramik sanatçılarının eserleri, yeni bir yönelim ve bakış açısı kazanma sağlaması açısından önem taşımaktadır.

(5)

iv 

A RESEARCH ON HUMAN BODY SYMBOLS AS A MEANSOF EXPRESSİON FOR CONTEMPORARY CERAMIC(S) ART

Kaymaz,Utku

Postgraduate Thesis, Science of Ceramic Education Thesis Advisor: Asst. Prof. OLCAY BORATAV

December-2012

This research has been tried to be evaluated with the usage of the symbols of human body on ceramics and the works of contemporary ceramic artists.

The images that were drawn on the cave walls by the primitive men in the prehistoric ages emerged as the products of a symbolic quest. These symbolic expressions, together with the impressions taken from the nature by men, generated the basis of art. In this regard, humans, upon using their minds, emotions, and thoughts while interacting their surroundings, started using the symbols that were born out of this unity on every field of life. A human that starts thinking symbolically discovers his body and then other bodies. Sensing, learning and shaping it can only be achieved by getting to know it ideally. In a sense, the conception of expressing the emotions and thoughts via symbols is a necessity for humans. Humans that achieve to think symbolically also have the ability to use symbols on transmitting their emotions and thoughts while concreting what is abstract.

The body points out to a certain time period, social functioning and area. This is the reason why the human body symbols are the oldest and most universal ones. Human and also becomes a field in which the life turns concrete since it contains life, death and sexuality. The human and human being that has procured this concretization made the human body more legible by using symbols. With regards to symbolically articulating the human and certain parts of human body and getting to know their meanings and their periodical features, works of contemporary ceramic artists are essential in order to be able to gain new tendencies and perspectives.

(6)

İÇİNDEKİLER sayfa JÜRİ ONAY SAYFASI…….………i ÖNSÖZ……….……….ii ÖZET……….……...iii ABSTRACT……….………....iv İÇİNDEKİLER……….………... v RESİMLER LİSTESİ……….viii BÖLÜM I GİRİŞ 1.1. Problem………...1 1.2. Amaç………...7 1.3. Önem………...7 1.4. Varsayımlar……….8 1.5. Sınırlılıklar………..8 1.6. Tanımlar………..9 BÖLÜM II KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR 2.1. Kavramsal Çerçeve………...10

(7)

vi 

2.1.3. Sembol Olarak İnsan Bedeni……...…………...…...…...20

2.1.4. Sembol Kullanımında İki Ayrı Cinsiyet………..……...27

2.1.5. Seramik Sanatında Sıkça Ele Alınan İnsan Bedeni Uzuvları………...29

2.1.5.1. Baş……...………...31

2.1.5.2. Yüz/Surat………..33

2.1.5.3. Göz………...……….35

2.1.5.4. Göğüs/Meme………...……….37

2.1.5.5. Kollar, Eller, Parmaklar………...…….40

2.1.5.6. Ayaklar……….43

2.1.6. Bir İfade Aracı Olarak İnsan Bedeni Sembollerinin Seramikte Kullanımı………...……….………....44

2.1.6.1. Geleneksel Seramik Sanatında İnsan Bedeni Sembolerinin Kullanımı……….……..45

2.1.6.2. Çağdaş Seramik Sanatında İnsan Bedeni Sembollerinin Kullanımı………..48

2.1.7. Çağdaş Seramik Sanatında İnsan Bedeni Sembollerini Kullanan Sanatçılar……….………...49

2.1.7.1. Günümüz Seramik Sanatında Dünyada İnsan Bedeni Sembollerini Kullanan Sanatçılar………...………….…………...51

2.1.7.2. Çağdaş Türk Seramik Sanatında İnsan Bedeni Sembollerini Kullanan Sanatçılar………...79

(8)

vii  YÖNTEM 3.1. Araştırma Modeli………104 3.2. Evren ve Örneklem……….105 3.3. Verilerin Toplanması………..105 3.4. Verilerin Analizi……….105 BÖLÜM IV SÜRE VE OLANAKLAR 4.1. Zamanlama………...………..106 4.2. Kaynaklar………106 BÖLÜM V SONUÇ VE ÖNERİLER 5.1. Sonuç………..107

5.2. İnsan Bedeni Sembollerinin Kullanımına Dair Öneriler………....109

5.2.1. Sergide Yer Alan Çalışmalar………..……...………111

(9)

viii 

Sayfa

Resim 1:Boğa Biçimli Törensel İçki Kapları………12

Resim 2:Ana Tanrıça Heykelciği………...14

Resim 3:Piktografik Resimsel Yazı………17

Resim 4:Ana Tanrıça Heykelciği………...19

Resim 5:İnsan Biçimli Kap………...21

Resim 6:Tanrıça Heykelciği………...24

Resim 7:Tanrıça Heykelciği………...24

Resim 8:Venüs ve Mars Sembolü………...25

Resim 9:Antik Yunan ve Roma Dönemi Heykelcikleri……….26

Resim 10:Erkek Figürini……….………...28

Resim 11:Kadın Figürini………28

Resim 12:İnsan Bedeni Duruşları………...30

Resim 13:Antik Yunan ve Roma Dönemi Heykelcikleri………...32

Resim 14:Ronit Baranga……….34

Resim 15:İnsan Yüzlü Çömlek………...34

Resim 16:Kap Pişmiş Toprak……….36

Resim 17:İnsan Yüzlü Vazo Pişmiş Toprak………...37

Resim 18:Nora Naranjo………..38

(10)

ix 

Resim 21:El Figürleri……….41

Resim 22:Ronit Baranga……….42

Resim 23:Roma Dönemi Ayak Biçimli Adak Figürinler………...44

Resim 24:Gaga Ağızlı Testiler Pişmiş Toprak………...46

Resim 25:Antropomorfik Kap………47

Resim 26:Olgu Sümengen Berker…………...………...50

Resim 27:Esma Burcu Sereli………..50

Resim 28:Akio Takamori………...52

Resim 29:Akio Takamori………...52

Resim 30:Akio Takamori………...53

Resim 31:Amy E. Smıth……….54

Resim 32:Arina Alincia………..54

Resim 33:Carmen Dionyse…....………..55

Resim 34:Carmen Dionyse…...………..55

Resim 35:Caterina Zachetti…..………..56

Resim 36:Caterina Zachetti………..………..56

Resim 37:Christie Brown………….………..57

Resim 38:Christie Brown ……….……….57

Resim 39:Christyl Boger…………...……….58

Resim 40:Elise Siegel……….59

Resim 41:Elise Siegel……….59

(11)

Resim 44:Gerard Bignolais………61

Resim 45:Gertraud Möhwald…….………62

Resim 46:Gertraud Möhwald ………62

Resim 47:Geo Lastomirsky……….………...63

Resim 48:Geof Calabrese………...64

Resim 49:Geof Calabrese ………..………64

Resim 50:Geof Calabrese ………..………65

Resim 51:Greg Payce……….………66

Resim 52:Losifina Kosma………...66

Resim 53:Laszlo Fekete….……….67

Resim 54:Marionn Ban………68

Resim 55:Maro Kerassioti………..68

Resim 56:Mo Jupp……….69

Resim 57:Mo Jupp….……….70

Resim 58:Paula Rice………...71

Resim 59:Paula Rice………...71

Resim 60:Piet Stockmans………...72

Resim 61:Piet Stockmans………...73

Resim 62:Piet Stockmans………...73

Resim 63:Richard Swanson………74

Resim 64:Richard Swanson………74

(12)

xi 

Resim 67:Rudy Autio……….75

Resim 68:Sally Macdonell…..………76

Resim 69:Sally Macdonell………..77

Resim 70:Viola Frey………….………..78

Resim 71:Viola Frey…………..……….78

Resim 72:Viola Frey..……….79

Resim 73:Füreya Koral…….………..81

Resim 74:Füreya Koral…….………..81

Resim 75:Hamiye Çolakoğlu………..82

Resim 76:Hamiye Çolakoğlu.……….83

Resim 77:Hamiye Çolakoğlu.……….83

Resim 78:Candeğer Fürtun...………..84

Resim 79:Candeğer Fürtun…...………..85

Resim 80:Candeğer Fürtun……...………..85

Resim 81:Candeğer Fürtun………...………..86

Resim 82:Erdinç Bakla….………..87

Resim 83:Erdinç Bakla…...………87

Resim 84:Erdinç Bakla…...………88

Resim 85:Ayfer Karamani………..………89

Resim 86:Ayfer Karamani………..89

Resim 87:Ayfer Karamani………..………90

(13)

xii 

Resim 90:Mustafa Tunçalp….……….92

Resim 91:Mustafa Tunçalp.……….93

Resim 92:Zehra Çobanlı……….……….93

Resim 93:İlgi Adalan.….……….94

Resim 94:İlgi Adalan….……..………....95

Resim 95:Kemal Uludağ…….………96

Resim 96:Kemal Uludağ………...………..96

Resim 97:Kemal Uludağ..………..97

Resim 98: Hüseyin Özçelik……..………..98

Resim 99: Hüseyin Özçelik…………..………..98

Resim 100:Hüseyin Özçelik……..…..………..99

Resim 101:Olcay Boratav…...………..100

Resim 102:Olcay Boratav…………..………...101

Resim 103:Utku Kaymaz………...111

Resim 104:Utku Kaymaz……….………..112

Resim 105:Utku Kaymaz………...113

Resim 106:Utku Kaymaz………...114

Resim 107:Utku Kaymaz………...115

Resim 108:Utku Kaymaz………...116

Resim 109:Utku Kaymaz………...117

Resim 110:Utku Kaymaz………...118

(14)

xiii 

Resim 113:Utku Kaymaz………...121 Resim 114:Utku Kaymaz………...122

(15)

BÖLÜM I

GİRİŞ

Semboller, tarihsel süreç içerisinde insanlar tarafından birer iletişim ve ifade aracı olarak kullanılmışlardır. Görsel iletişimi sağlayan bu sembolleri, ürettikleri seramik eşyalar üzerine uygulayan insanoğlu, seramiği de bu ifade edişin bir parçası haline getirmişlerdir. Çağımıza kadar olan süreçte sanatta da ifade aracı haline gelen semboller, seramik sanatının da konusu haline gelmiş ve seramik eserler üzerinde de uygulanmıştır.

Bu bölümde bir ifade aracı olarak seramik sanatında insan bedeni sembolleri üzerine bir araştırmaya ilişkin problem durumu, amaç, önem, varsayımlar, sınırlılıklar ve tanımlar yer almaktadır.

Bu araştırma, insan bedeni sembollerinin seramikte kullanımı ve çağdaş seramik sanatçılarının eserleriyle değerlendirilmeye çalışılmıştır.

1.1 Problem

İnsanlık tarihi boyunca sanat, içinde bulunulan çağın koşullarına göre şekillenmiş farklı biçimler ile ifade edilmiş ve günümüze kadar da sanatın birçok tanımı yapılmıştır. Tarihsel süreçte toplumların, kişilerin dönemlere göre yaptığı açıklamalar sanatın zengin görünümlere ulaşmasını sağlamıştır. Çağlara göre değişen sanat; sanatçıyı ve sanatçının eserlerini de etkilemekte ve yenilemektedir. Sanat, öznel ve göreceli değerlere dayansa da, insanların bilinçaltında yaşadıklarını algılayıp, kavradığı olaylar ve olgular farklı bir etkileşime girerek, tasarıma dönüştürmesi ve malzeme ile şekil verdiği, estetik değerlerle biçim kazandığı hislerini içermektedir. Sanatın tek bir tanımının olması mümkün değildir. Sanatın göreceli bir kavram olduğu düşünülürse, tanımı da o derece zengin anlatımlarla ifade biçimi bulacaktır. Buna göre sanatın birkaç tanımına yer vermek mümkündür.

(16)

“ Sanat insanın varlığını değerli kılmada, yaşamı daha tat alınır hale getirmede görev üstlenir. Sanatın işlevi her bir sanat yapıtının hedeflediği potansiyel alıcıda, okuyucuda, dinleyicide, izleyicide, estetik kaygı yaşatmak ve yine ona; insan ve insana bağlı değerler, bugüne bakış, yarını algılayış üzerine bir iletide bulunmaktır” (Erinç, 2004: 32).

Sanat insanların inançlarına göre biçimlendiğinden genellikle dinsel, ahlaksal, büyüsel değerlerden etkilenerek biçimlenmiştir.“ Birey ve grubu bir arada tutan ulusal ve dinsel soyut görüşleri ifade etmek için görsel araçlara başvurulur”(Baynes, 2008: 241).

Toplumları oluşturan bireyler arasındaki bu iletişim her alanda olduğu gibi sanat alanında da her dönemde giderek farklılaşmış, değişimlere uğramış, bunun sonucunda da zengin görünümlere kavuşmuştur. Bu da sanatın tanımının verilmesinde zorluklara sebep olmuştur. En genel anlamda sanat; “estetik endişeler taşıyan biçim oluşturmaktır” (Şişman, 2006: 9).

Diğer bir ifadeyle sanat; “duygu ve düşünceleri hoşa giden uyumlar, oranlar ve bağlantılarla anlatabilme yaratıcılığıdır”(Mülayim, 1994: 19). Sanatçı da bu bakış ve algılayış düzeyiyle, farklı malzeme kullanabilme anlayışı güderek malzemesini biçimlendirir ve estetik değerleri de göz önünde bulundurarak sanatını ortaya koyar. Bunu kendisi için en uygun malzemeyi seçerek kullanır ve enerjisini, duygularını anlamlı bir dille aktarmış olur.

Sanatın amacının duygu ve heyecanların bir başkasına aktarımı olduğunu düşünürsek; bu aktarımın en önemli unsurlarından biri de sanatın görsel iletişim aracılığıyla kişiden kişiye geçen duyguların etkileşimidir denilebilir. Sanatçı alıcıyla kurduğu bu iletişimde kendini ifade etmenin yollarını arar.

Sanatın en önemli özelliklerinden biri olan anlatımla birlikte düşünceler, duyuşlar sanat ile görselleşir, gelişir ve değişir. Yaşama çeşitlemeler sunar. “İnsan doğayı anlama ve anlamlandırma çabası içindeyken o anki bilgi ve deneyimin yetmediği zamanlarda çözemediği sorunlara sihirsel bir gizem yüklemiş ve çözebilmek içinde inançlara, büyülere, sihirsel yollara başvurmuştur” (Erinç, 1995: 2).

Bunları yaparken birtakım sembollere başvurmuşlardır. Bu birtakım semboller eski dönemlerde ihtiyaç kaynaklı ortaya çıkmıştır. İnsanların birbirleri arasındaki alışverişi belgelemek için, kullandıkları tabletlere algılayabilecekleri düzeyde yazılarla

(17)

oluşturdukları semboller bunlara örnek gösterilebilir. Yine aynı şekilde avladıkları hayvanları duvarlara çizerek, onlara kendi beyinlerinde kurguladıkları birer sembolik ifadelere dönüştürmeleri de bu ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

İnsanlık tarihinde kişiler adeta birer şifreyi anımsatan sembollerle görsel bir iletişim kurmuşlar bunu da ürettikleri her eşyada kullanmışlardır. Semboller yüzyıllar boyunca iletişimi sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Günümüzde de bunların farklı türde kullanımları yaygın bir şekilde devam etmektedir. Yılmaz’ın ifade ettiği gibi “Düşünceyi iletmek, üretmek ve görselleştirmek bağlamında sanat her zaman bir eylemi simgeleştirmektir” (Yılmaz, 2005: 97).

Tarih öncesi çağlarda insanlar hem ihtiyaç kaynaklı hem de duygularını, sevinçlerini, hüzünlerini, yaşam biçimlerini ya da kültürel kimliklerini ürettikleri eşyaların üzerinde ifade etmişler ve adeta geleceğe bir iz, bir miras bırakarak bu kültürel zenginliği günümüze taşıma fırsatını da yaratmışlardır. Bunlar birtakım semboller, işaretler olarak günümüze yansımaktadır.

Genellikle yaşayış biçimlerini, savaşlarını, zaferlerini anlatma da kullandıkları kili bir ifade aracı olarak ele almışlar ve bu ifade edişi seramik çanak çömlekler üzerinde uygulamışlardır. Ateş, su ve toprağın birlikteliği içerisinde seramik, gereksinim kaynaklı doğmuş; daha sonraları estetik arayışlara yönelen insanlar toprağı farklı şekillerde biçimlendirmeye, yeni formlar yaratmaya başlamıştır. Her türlü şekillendirmeye uygun olan bu sanata seramik denmektedir. Seramiğin günümüzde birçok tanımı yapılmaktadır. Seramik toprak ve suyun ateşle dansıdır, teknolojiyle birlikteliğidir. Bilimsel anlamda tanımını verecek olursak; “Organik olmayan malzemenin oluşturduğu bileşimlerin çeşitli yöntemlerle şekil verildikten sonra sırlanarak veya sırlanmayarak sertleştirilip dayanıklılık kazanmasına kadar pişirilmesi bilim ve teknolojisidir”(Arcasoy, 1983: 1).

Her sanat eserinde olduğu gibi seramik sanatında da bir maddeye şekil verilir, emek katılır. Fakat seramik sanatı sadece o malzemeyi şekillendirmek demek değildir. Sanatçının o eserde ki kendine özgülüğü, kişilik izleriyle birlikte topluma ulaşmaktadır.

Seramik ilkçağlarda insanların ihtiyaçlarını karşılama kaynaklı olarak ortaya çıkmış, daha sonraları insanlar gözlemledikleri nesnelerden, biçimlerden yararlanarak belirtmek istediklerini anlatmada seramiğin anlatım dilini, plastiklik yapısını işin içine katarak seramiği bir iletişim aracı olarak kullanmışlardır. Ürettikleri kap kacakların,

(18)

vazoların yüzeylerine dekor gibi işledikleri desenlerin aslında kendi algılarında şifreledikleri birer anlaşma aracı gibi gördükleri birtakım sembollerin belirdiği ortaya çıkmaktadır. Yazılı belgelerden çok önce var olan semboller, yazının gelişimine de önderlik etmiştir. “Yazı yüzyıllar önce simgesel işaretlerle gelişti. Her işaret uyarma, yol gösterme ve duyurma işlevi üstlenen bir iletişim aracıydı”(Becer, 2009: 19).

Tepeciğin ifadesiyle “İnsanlar yazılı belgeler bırakmadan önce, görsel bilgiler bırakmışlardır. Bunlar mağara duvarlarına çizilen resimler ve yaşama kültürünü oluşturan çeşitli eserlerdir” (Tepecik, 2002: 7).

Semboller ise insanoğlunun yazıdan önce kullandığı, daha sonrasında bu şekiller aracılığıyla günümüz alfabesinin temellerini oluşturmuşlardır. Yaşam içerisinde yazı aktif olarak kullanılan bir unsurdur. Fakat semboller ise kişilerin davranışlarına yön verici, mesaj içeriğine sahip ve en önemlisi kalıcı bir etkiyi içinde barındırmasıdır. Sembollerle kurulan iletişim ile yazıyla kurulan iletişim arasında farklılıkların olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Görsel iletişimin bir parçası olarak ele alındığında; Uçar sembollerle iletişimin yazıdan en belirgin farkını şöyle açıklamaktadır “akılda kalıcılığı, kolay öğrenilebilirliği, hızlı anlamlandırılabilmesi, evrensel anlam ve algı boyutlarına sahip olmasıdır” (Uçar, 2004: 21).

Eski çağlardan bugüne değin sembolün sanatın her alanında kullanıldığı, ifade biçimi bulduğu bilinmektedir. Gelişimi günümüze dek görsel, içeriksel ve biçimsel değişikliklere uğrayarak süre gelmiştir.

Sembollere mistik, büyüsel ve ezoterik açıdan bakan Ersoy’a göre ise sembol, “belirli bir insan, nesne, grup ya da düşünceyi veya bunların birleşimini temsil eden, ya da bunların yerine geçen iletişim öğesidir” (Ersoy, 2007: 13).

Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise sembol; duyularla ifade edilemeyen bir şeyi ifade eden, somut nesne veya işaret olarak tanımlanmaktadır (TDK, 2001: 1985).

İnsana ilişkin iletileri diğer insanlara aktarırken sayfalar dolusu bir yazı yerine; bir şekil veya işaretle iletiler daha kolay aktarılabilir. Sanatın özüne inildiğinde belirli işaret ve sembollerle kendini ifade etme çabasının olduğu görülmektedir. Bununla birlikte semboller her çağda farklılıklar göstererek günümüze kadar geldiği görülmektedir. Mağara duvarlarına çizilen av sahneleri, yaşamsal mücadelelerini anlatan sahneler, insanoğlunun bu mücadeleler de bedenini kullanışının betimlemelerini

(19)

anlatan ilk örnekleri sayılabilir. İnsanoğlu kendi bedenini son derece sağlam bir gözlem gücüyle mağara duvarlarına taşımıştır.

İlkçağdan bu yana insanların kendi bedenleriyle ilgilenmeleri ve bunun var oluşlarını ortaya koymada ne kadar önemli bir olgu olduğunu mısırlıların ölümden sonraki yaşam için bedenlerini mumyalaması, Rönesans döneminde anatomi çalışmaları v.b gibi, sosyologların bedenle ilişkilendirdikleri çeşitli kültürel sembolleri anlamlandırmaya çalışmalarından algılamaktayız.

İnsan bedeni tüm sembollerin en eskisi ve en evrenselidir. İnsan bedeni dendiğinde etten kemikten yapılmış olanın dışında da bir şeyleri düşünmek gerekir. İnsan bedeni üzerine yüklenen anlamlarla beliren sembolik ifadelerin amacı insanları düşünmeye sevk etmek ve uyandırmaya çalışmaktır. İnsan bedeni aynı zamanda yaşam, ölüm, cinsellik gibi konuları da içinde barındırdığı için yaşamın somutlaştığı bir alan haline de gelmektedir.

Bu somutlaşmayı sağlayan insanoğlu, sembolleri kullanarak insan bedenini daha okunur hale getirmiştir. “Doğum, ölüm, ergenlik, cinsiyet, evlilik, barış, savaş, bolluk, yeryüzünün uyanması ya da cenaze kaldırmaya yönelik her ayinin bir boyama tarzı dolayısıyla da her motifin, işaretin farklı bir anlamı vardır” (Yılmaz, 2005: 291).

Tarih öncesi çağlardan günümüze insan bedeninin çeşitli yorumlamalarının yapıldığı, bu yorumların genelde seramikte çanak çömlekler ve vazolar üzerine betimlendiği bilinmektedir. İlk seramik buluntularda olduğu gibi sanatın konusunu oluşturan hayvan ve insan figürleri biçim olarak çekiciliğini çağlar boyu korumuştur. Ana tanrıça sembolleri, idoller, kadın bedeni sembolleri zaman zaman stilize edilerek zaman zaman da soyutlanarak biçimlendirilmiştir. Aynı zamanda dünya seramik sanatında da çağdaş eserlerde önemli bir tasarım öğesi olarak ele alındığı bilinmektedir. Geleneksel ve çağdaş düzeyde insan ve insan bedeni nasıl işlenirse işlensin tüm sanat dallarında olduğu gibi seramik sanatı için de zengin görsel bir kaynaktır. İster belirli bir uzvu, ister bedenin bütününü kapsasın günümüz seramik sanatı ve sanatçıları tarafından kullanılmaya devam edecektir.

Seramik sanatında bu kültürel süreçte insan ve insan bedenine ait sembolik ifadelerin incelenmesi ve bunların seramik eserler üzerinde yorumlanması farklı mantıktan ve bakış açısından kaynaklanmaktadır. Şöyle ki sanat eserindeki biçim ile izleyici yani alıcının etkileşimini sağlayan elemandır. Sembollerde eser ile seyirci

(20)

arasında sözler ve yazılı ifadeler dışında bir iletişim kurmaktadır. Duyulara, düşüncelere ve hislere seslenen eleman burada biçimsel özellikle birlikte sembollerdir. İnsan bedeni sembollerini bir değişim süreci, bir teknik biçimlendirme ve söyleyiş özelliği olduğu düşünülürse, seramik sanatında kullanımının incelenmesi; bu temel öğelerin analizi, ilişkilendirilmesi gereğini doğurmaktadır. Teknik biçimlendirme sanatçının anlatım biçimini dile getirmektedir. Kullanılan malzemenin seramik olduğu görüşünden yola çıkarak; sanatçılar aynı malzemeyle farklı dile getiriş sergilemektedirler. Günümüz seramik sanatçılarından Kemal Uludağ’ın çalışmalarında olduğu gibi teknik biçimlendirmede kullandığı yöntem modelden alçı kalıpla şekillendirme olduğu halde kendi özgülüğünü ve tekliğini yine aynı formlar üzerinde serbest şekillendirme tekniği ile yeni eğilimler kazandırabilmektedir. Aynı şekilde hem sanatçı hem eğitimci yönüyle Hüseyin Özçelik, çalışmalarında kullandığı tekniklerin yanında o tekniklere kazandırdığı kendine özgülüğü de teknik biçimlendirme konusunda verilebilecek örnekler arasındadır. Bu belki de aynı konunun farklı düşüncelerde ne kadar çeşitlenebileceği anlamına gelebilmektedir. Kullanılan bambaşka teknikler söyleyiş özelliğin de farklılaştırmaktadır. Bu da seramik sanatının oluşumunda bir eserin ortaya çıkmasındaki herkesin kullandığı malzemenin dışında ara yazılımının analizi anlamına gelmektedir. Bu ara yazılım ise kişiden kişiye farklılıkları bünyesinde barındırmaktadır. Bambaşka anlatım biçimleri de malzeme birliğinin dışında kişide var olan düşüncelerin aynı malzemeyle farklı betimlemeleri anlamına da gelebilmektedir. Bununla birlikte sembollerin kültürel alışverişi sağladığını, geçmişten günümüze, günümüzden de sonraki kuşaklara aktarılması ile bir iletişim aracıdır. Bu iletişim ışığında insan bedeni sembollerinin seramikte kullanımına ilişkin çalışmaların var olmasıyla birlikte daha kapsamlı bir araştırmayı gerekli kılmıştır. Bu anlamda araştırmacıyı bu konuda tarihsel ve çağdaş boyutta yaklaşım niteliğinde daha ayrıntılı bir araştırma yapmaya sevk etmiştir.

(21)

1.2 Amaç

Bu araştırmanın amacı sembollerin ortaya çıkışından günümüze kadar gelişerek; insan bedeni sembollerinin seramikle olan ilişkisi ve seramikte kullanımını incelemektir.

Bu genel amaç doğrultusunda aşağıdaki alt problemlere cevap aranacaktır. 1.Sembolün tarihsel gelişimi nasıldır?

2.Bu gelişim süreci içinde seramikle olan ilişkisi açısından nasıl değerlendirilebilir?

3.İnsan bedeni sembolleri tarihsel süreçte geleneksel anlamda seramiklerde niçin kullanılmıştır?

4.İnsan bedeni sembolleri çağdaş seramik formlarda nasıl kullanılmaktadır? 5.Dünyada bu anlamda eserler üreten sanatçılar kimlerdir?

6.Sanatçıların eserleri nelerdir?

1.3 Önem

Bu çalışmayla seramik sanatında insan bedeni sembollerinin biçim ve içerik olarak etkileri ortaya konacaktır. Semboller üretilen eserlerde anlatılmak istenen iletidir. Her çalışma da sanatçısının alıcıya kazandırdığı yeni bir sembolik ifadedir. İnsan bedeni sembolleri seramik sanatı içerisinde hem geleneksel hem de çağdaş boyutta çeşitli yöntemlerle ve farklı yorumlarla birlikte insan bedeni sembollerinin kullanımına, yeterince yer verilmesine; İnsan bedeni sembollerinin içerdiği anlamlarla birlikte estetik ve biçimsel özellikleriyle kişiler üzerinde uyandırdığı etki ve katkılara rehberlik edeceği düşünülmektedir. İnsan bedeni sembollerinin seramik sanatçıları ve seramik sanatı öğrencileri üzerinde seramik sanatının yeri ve önemi konusunda dikkatlerini çekmesi beklenmektedir. Bu anlamda önemli bir kaynak olacağı düşünülmektedir.

(22)

1.4 Varsayımlar

Bu araştırmada;

1. Çeşitli kaynaklardan sağlanan bilgilerin gerçeği yansıttığı 2. Örneklemin evreni temsil ettiği,

3. Araştırmada kullanılacak yöntem, teknik, ve araçların bu araştırmanın amacına uygun olduğu

4. Veri toplama amacıyla oluşturulan araçların araştırma amacına uygun, bilgileri elde etmeyi sağlayabilecek geçerlilik ve güvenirliliğe sahip nitelikte olduğu varsayılmaktadır.

1.5 Sınırlılıklar

Bu araştırma aşağıda belirtilecek sınırlılıklar içinde yürütülecektir.

1. İnsan bedeni sembolünün plastik sanatlar alanında sadece seramik sanatında kullanımını kapsamaktadır.

2. Bu araştırmada insan bedeni sembollerinden seramikte sıkça kullanılan Ana tanrıça, idoller, cinsiyet sembolleri, seramik sanatında çoğunlukla kullanılan baş, yüz, göz, meme, kol, el, parmak ve ayak sembolleriyle sınırlandırılmıştır.

(23)

1.6 Tanımlar

Anatanrıça: Yaratıcılığı, bereketi, cinselliği, doğumu, çocuk büyütmeyi ve gelişme döngüsünü temsil eden analık simgesi ya da tanrıça (Ana Britannica,1993:225).

Figür: Resim ve heykel sanatlarında betimlenmiş, doğada rastlanan ya da düşsel her tür varlık ve nesnenin genel adı (Sözen, Tanyeli2005:84).

İdol: Çok tanrılı dinlerde küçük tanrı ya da tanrıça heykelciği (Sözen,2005:117)

Piktogram: Yazı dilinde kavram ya da sözcükleri temsil eden, resim özelliği taşıyan simgeler.

Sanat: Bir insan işi, bir insan yaratması olarak, yine insanın kendini anlattığı bir alandır (Mülayim,1994:17).

Sembol: Belirli bir insan, nesne, grup ya da düşünceyi veya bunların birleşimini temsil eden, ya da bunların yerine geçen iletişim öğesidir (Ersoy,2007:13).

Seramik: Organik olmayan malzemelerin oluşturduğu bileşimlerin çeşitli yöntemlerle şekil verildikten sonra sırlanarak veya sırlanmayarak sertleştirilip dayanıklılık kazanmasına kadar pişirilmesi bilim ve teknolojisidir (Arcasoy,1983:1).

Stoneware: Gözeneksiz ve geçirimsiz seramik ürünler sınıfında yer alan, 1200c ve üzerinde pişirilen pekişmiş seramik ürünlerdir (Arcasoy, 1983: 21).

(24)

BÖLÜM II

KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR

Bu bölümde; araştırma problemi ile ilgili, kavramsal çerçeve oluşturulmuş ve ilgili araştırmaların özetleri verilmiştir.

2.1 Kavramsal Çerçeve

2.1.1 Sanat ve Seramik Sanatı

Tarih öncesi çağlarda insanlar, kendi bilincinin farkına varmaya başladığı andan itibaren sanat kendini göstermeye başlamıştır. İlkçağlarda insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için doğaya, çevresine egemen olma çabasına girmiştir. Bu süreçte kendini ifade edebilmek için sanatı bir araç olarak görmüştür. Mağara duvarlarına çizdikleri estetik kaygılar taşımayan hayvan resimleri de sanat olgusunun yavaş yavaş belirdiğinin göstergesiydi.

İnsanlar göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçtiklerinde ve gerekli olan ihtiyaçlarını giderdiklerinde sanat vazgeçilmez bir olgu olarak yerini almıştır. Değişen koşullar insanları, olanı ifade etme gerekliliğine sürüklemiştir. Bu dönemde sanat, içinde yaşanılan çağın toplumsal, kültürel ve politik inançlarına göre biçimlendiğinden genellikle kültürlerini yansıtan, inançları gereği dinsel, ahlaksal ve sihirsel değerlerin etkisi altında şekillenmiştir. “ Sanat yaşamdan kopuk değildir. Gene de kendi kimliğini korur. Kendi görsel dilinin öğeleriyle, kendi koyduğu ve kabul edilmiş tarihsel öncüllerle iş görür’’ (Baynes, 2008: 259). Yenilenmeyi ve değişmeyi de bu potanın içinde eriterek sanat, kendi içinde sıkışıp kalmadan bütün toplumlarla etkileşim içerisine girerek evrensel olanı da bünyesinde barındırır. İnsanlar arasındaki bu etkileşim ve

(25)

iletişim her çağda giderek değişmiş; farklılıkları meydana getirmiş ve bunun doğası sonucu sanat zengin görünümlere kavuşmuştur. Başlarda gündelik yaşamını sürdürmeye çalışan insan; kültürünün de gerektirdiği bir takım olaylara sıkı sıkıya bağlı kalarak üretimde bulunmuştur. Bu görsel biçimler olarak adlandırılabilecek üretimler hem yaşamlarını hem de tarihle olan ilişkilerini sunmaktaydı.

Tansuğ’un ifade ettiği gibi “ Biçimsel yaratıların gerçek özgürlüğü bir başına buyruk olup gitme değil, gündelik hayatın getirdiği zorluklardan ayrılmadan uyarıcı, aydınlatıcı kişiliği yaratılışlarında asli değerleri ortaya koymak tarih boyunca, bir dıştan içe yöneliştir’’ ( Tansuğ, 1993: 63). Bu anlamda hislerin, heyecanların, yaşayışların ve düşüncelerin aktarımıdır. Soykan’a göre sanat, “ Hayat tarzının ifadesidir. Toplumların sanatlarına baktığımızda, onların nasıl yaşadıklarını, dünyayı, doğayı, toplumu, insanı nasıl gördüklerini anlayabiliriz (Soykan, 2006: 11).

Sanatsal yaratı da yeni biçimler oluşturma çabası yaşayan insanı, farklı arayışlara itmiştir. Ateşin bulunmasıyla birlikte seramik olgusu ortaya çıkmıştır. Seramiğin tarihçesi de böylelikle başlamıştır. Ateş, Su ve toprağın birlikteliğini algılatan seramik, gereksinim kaynaklı doğmuştur. Daha sonraları estetik arayışlara yönelen insanlar toprağı farklı şekillerde biçimlendirmeye, formlar yaratmaya başlamıştır. Her türlü şekillendirmeye uygun olan bu sanata seramik denmektedir.

“Seramik inorganik malzemelerin oluşturduğu biçimlerin, çeşitli yöntemlerle şekil verilip, kurutulduktan sonra sırlı ya da sırsız olarak sertleştirilip dayanıklılık kazanıncaya kadar pişirilmesi, bilimi, teknolojisi ve aynı zamanda sanatıdır’’ (Arcasoy, 1983: 1).

Seramik “ Genel olarak fırınlanmış kilden yapılan nesneler, teknik açıdan nesnenin biçimlendirilmesinin de plastikliği (yoğrulabilirlik) sağlayan kil ile fırınlama sırasında parçanın kırılmasını ya da çatlamasını önleyen kuvars ve bu ikisini bağlayan ergitici feldspat karışımından oluşan hamurla yapılan nesneleri niteler” (Eczacıbaşı, 1997: 1634). Tanımları çoğaltmak mümkündür.

Seramik türü ürünlere ismini veren tanımlama Yunancadan gelmektedir. Şarap içilmesi gelenekselleşmiş törenlerde ve şölenlerde, şarap ve büyük olasılıkla diğer başka içkiler, bardak yerine geçmekte olan şekillendirilmiş boynuz kaplardan içilmekteydi. Yunanca’da boynuz sözcüğünün karşılığı olan kelime “keramos” olduğundan keramoslar yerini seramik kaplara bıraktıktan sonra da, seramik kaplar bu adla anılmaya

(26)

başlandı. Böylece seramik üreten çömlekçilere “ keramus “ bu çömlekçilerin eski Atina’da toplu oturdukları bölgeye de “ keramikos “ adı verildi. Çeşitli batı dillerinde az çok değiştirilerek aktarılan bu sözcük, Fransızca da “ ceramique ”, İngilizcede “ Ceramic ”, Rusça da “Keramika” olarak yer almaktadır” (Arcasaoy, 1983: 2).

Resim 1: Boğa Biçimli Törensel İçki Kapları, Pişmiş Toprak, H:90 cm Boğazköy, İ.Ö 16. Yüzyıl.

En eski çağlardan günümüze kadar seramik, insanlık tarihi içerisinde vazgeçilemeyen, ayrıcalıklı ve sanatsal yönüyle de her zaman ön planda olduğu görülmektedir. “İnsanoğlu seramiği bulduğu ilk yıllardan itibaren (M.Ö 8000-7000) yapmış oldukları ürünleri başlangıçta elle biçimlendirerek ihtiyaçlarına göre farklı formlar üretmişleridir. Üretmiş oldukları formları dekorla birleştirerek duygularını, inançlarını, sevinçlerini, yaşam biçimlerini kısaca kültürel kimliklerini bu dekorlara yansıtmışlardır’’ (Sevim, 2003: 3).

İlk seramiğin yapılan incelemeler sonucu M.Ö Onuncu ve Dokuzuncu binlerde üretildiği saptanmıştır. “ Yakın zamana kadar en eski ve önemli seramik buluntuları, Türkistan’ın Aşkava bölgesinde ( M.Ö 8000 , Filistin’in Jericho bölgesinde ( M.Ö 7000 ), Anadolu’nun çeşitli höyüklerinde ( Hacılar. M.Ö 6000 ) ve Mezopotamya olarak adlandırılan Dicle- Fırat nehirlerinin arasında kalan bölgede rastlandığını biliyorduk. Ancak son yıllarda yapılan kazılar ve incelemeler sonucu özellikle Antalya Beldibi buluntuları bize seramiğin çok daha önce M.Ö 10000’lerde yapılmış olduğunu

(27)

kanıtlamıştır (Gürses. 1998: 3-4). Bu süreçten günümüze kadar da kesintisiz kullanımı süregelmiştir.

Kazılarda elde edilen buluntular aradan geçen zamana rağmen bozulmadan günümüze dek ulaşmış, insanlık tarihi ile ilgili önemli ipuçları veren değerli kaynaklar olmuşlardır. Bu seramikler üzerinde bulunan resim, yazı, semboller ışığında geçmiş uygarlıkların yaşayış şekilleri, kültürleri, inançları hakkında bilgi vermektedirler. Seramik doğası gereği her türlü görsel anlatıma oldukça açıktır. Bu önemli olanaktan yararlanmak gereklidir. İlk zamanlar ihtiyaç kaynaklı yapılan seramikler bir süre sonra insanların gözlemledikleri nesnelerden, biçimlerden bir takım şekillerden yararlanarak ifade etmek istediklerini aktarmada, seramiğin plastiklik yapısını da kullanarak önemli bir iletişim aracı haline getirmişlerdir.

Seramik dönemsel değişiklikler gösterse de kullanım açısından, malzeme bakımından evrensel bir dil birliği içinde olmuştur.

Ürettikleri kap-kacakların, vazoların yüzeylerine dekor gibi işledikleri desenlerin aslında kendi algılarında, şifreledikleri birer anlaşma aracı gibi gördükleri bir takım sembollerin belirdiği ortaya çıkmaktadır.

Anlamlandırdıkları ve bunları birer sembol haline getirdikleri doğum, ölüm, yaşam, güç gibi faaliyetleri birer doğaüstü güçler topluluğu olarak görmeleri ve bunları kişilerarası iletişimde algılamayı kolaylaştırıcı unsur haline getirdiler. Dinsel törenlerde kullanılan idoller, ana tanrıça heykelcikleri, süs eşyaları dönemlerine ait uygarlığın kültürel yapısına ışık tutan belgeler niteliğindedir. Bu belgeler doğrultusunda sanat, seramik ve sembol iç içe geçmiş kavramlar olduğu anlaşılmış ve günümüze kadar uzanan tarihsel kaynaklar olarak yerini almıştır.

(28)

Resim 2: Ana Tanrıça Heykelciği Pişmiş Toprak, 24 cm.

Yazılı belgelerden çok önce var olan semboller, yazının gelişimine önderlik etmiş; bir kayıt aracı olarak da daha sonraları yazı dilini oluşturacak formlar haline getirilmiştir.

Kişiler düşünce aktarımında bulunurken en fazla sembollere başvurmuştur. İster dini konularda, ister yaşayış biçimlerinde isterse sanatta her alanda semboller ifade biçimlerini kolaylaştırıcı bir dil haline gelmiştir. Maden’inde ifade ettiği gibi “ İnsanoğlu aktarımlarını doğada olduğu gibi değil, geliştirmiş olduğu sistemin vermiş olduğu sonuçlarla, sembollerle kavramaktadır. Simgeler insanın her çağda, her toplumda, her koşul içinde yarattığı iletişim biçimlerinin ilk anahtarıdır’’ (Maden, 1990: 3). Sembolleri iletişimin ilk anahtarlarından biri olarak kabul edersek, seramikle arasındaki önemli bağ ilk çağlardan bu yana kendini göstermektedir. Seramik kişilerin kendini ifade etmede kullandığı en eski malzeme ve iletişim aracıysa; sembolle arasında kurulacak bağ yadsınamaz ölçülerde iç içe geçmiş olduğuyla ilgili saptamalarda bulunulabilir.

(29)

İlk çağlarda hayvan ve buğday listelerinin tutulduğu hesap defteri seramik tabletlerdi. Yine bu tabletlerin üzerinde görülen sembolik ifadeler o dönemin toplum düzeni hakkında bilgi verdiği için ayrı bir öneme sahiptir. Günümüzde müzelerde örneklerine rastlanılan kil tabletler, kap-kacaklar kilin pişirilmesi sonucu dayanıklı hale gelmesinden dolayı gelecek nesillere tarih öncesinden sosyal, kültürel bilgiler aktarmaktadır. Bu nedenle insanlık tarihi birikimlerle doludur. Ortaya çıkan her uygarlık bir öncekinin birikimleri üzerine kendi gelişimine ekleyerek devam etmektedir. Gösterdiği gelişimle birlikte günümüzde seramik sanatı ve sembolik ifadelerle geçerliliğini kazanmakta ve çağdaş yorumlamalarla yeni boyutlar elde etmektedir. Diğer sanat dallarıyla etkileşim içerisinde olan seramik çağdaş sanat akımlarının birlikteliğiyle iletişimini üst boyutlara taşımış ve taşımaktadır.

2.1.2 Sembol ve Sembollerin Seramikte Kullanımı

Yaşamın her anında kullanıldığı gibi sanat alanında da sembollerin geniş bir kullanım alanı mevcuttur. Semboller basit ya da karmaşık şekillerle karşımıza çıkabilmektedir. İlkel araçlar, nesneler, doğadaki canlılar veya bunların birleşimlerinden meydana gelebilirler. Bu sembollerin hepsinin kendi içinde bir düşünceyi barındırdığı söylenebilir. Semboller duygu ve düşüncelerde var olan, seyirlerle algılanabilen gerçekleri somutlaştırabilmeyi sağlamaktadır. “ Doğal ilişki aracılığıyla, var olmayan veya algılanması imkansızı çağrıştıran somut bir işarettir’’ (Durand, 1998: 9).

From ise simgeyi şöyle tanımlar. “ Sembol (simge) başka bir şeyin yerinde duran, onun yerini alan, onu temsil eden şeydir’’ ( Aytekin, 2006: 135).

Langer ise; “ Kendileriyle objeleri kavradığımız birer araç olduğu anlamıyla tanımlar, ona göre simge ya da sembol dile getirici, dışlaştırıcı bir araç, hem psikolojik hem lojik özellikleri olan anlamlı bir sözcük veya form yahut formlar sistemidir’’ (Aytekin, 2006: 136).

İnsanın önce duygularıyla hareket etmesi, sonrasında düşünce gücünün farkına varması, bununla birlikte ellerini kullanabilmesi ile doğada gözlemledikleri nesneleri

(30)

kendi algıladıkları biçimde anlatımlara yönelmeye başlamış; duygu ve düşüncelerine dışa vururken de sembolleri kendisine bir anlatım aracı olarak görmüştür. İnsanlar sembolik anlatımlara başvurduğunda ilk başta çevresini ele almıştır. Çevresini ele alışta; algılama, algıladığını anlatabilme gibi yetilerinin farkına varınca görselliğini de son derece titiz bir şekilde kullanmıştır. Bu, kişilerin kendisinde var olan özellikleri ya da kendisini diğer canlılardan ayıran özellikleri fark ettiği anlamına da gelmektedir. İnsan, düşünmeye ve düşündüklerini başkalarına aktarma ihtiyacı içine girdiği günden bugüne çeşitli semboller yaratmıştır. Yarattığı sembollerle kendini ifade ederken bir başkasının da duygularına tercüman olmuştur. Böylelikle insanlar toplumlar arası ilişkilerde kültürlerarası iletişimi sağlayacak; gelecek nesillere de yol gösterecek aktarımlarda bulunmuşlardır.

Bir anlamda yazıdan çok önce var olduğu düşünülürse, semboller evrensel bir dil haline gelmiş; kişiler arası iletişimi sağlaması için bir takım işaretler, kelimeler, sayılar, hareketler bu amaçla sürekli kullanılmıştır. Bir yazı belli insanlara belirli şeyler ifade ederken ki okuma yazma bilen insanlara; sembol tek bir işaretle büyük bir çoğunluğa çok şey anlatabilmektedir. Dile aktarılamayanın belirli sistem içerisinde ele alınışıdır. İnsana ilişkin iletileri yine diğer insanlara aktarırken sayfalar dolusu bir yazı yerine bir şeklin, işaretin iletimiyle kavranabilmektedir.

Sümerler tarafından ilk kez kullanılan çivi yazısı sembollerin gelişimini aksi yönde etkilememiş tam tersine ilerlemesinde önemli rolü üstlenmiştir. Semboller yazıdan çok önce var olan en eski iletişim aracıdır. Uygarlıklardan bugüne dek gelen semboller anlamlarını hala korumaktadır. Sümerler ideogram ve piktogram olarak adlandırılan binlerce sembol kullanmışlardır. Sembol kullanmaya duyulan ihtiyaç, insanoğlunun sürekli bitmek bilmez şekilde kendini ifade etmesinin olanaklarını arayışına birer örnektir.

(31)

Resim 3: Piktografik Resimsel Yazı Sümerler

Herder’in ifadesiyle “ İnsan dünyaya adımını attığında bilmediği bir sürü şeyle karşı karşıya geldi. Büyük bir çabayla bir şeyi öbüründen ayırmayı öğrendi. Kendi değişik duygularını tanıdı, yalnız tanımış olduğu bu duygulara güvenmeyi öğrendi’’ (Çapan, 2004: 23).

Semboller önceleri ağırlıklı olarak din, büyü, mistik olayları ifade etme de sıklıkla kullanılmış; daha sonraları sanat alanında da kullanıldığı ve bu kavramların sıkça iç içe geçtiği göze çarpmaktadır. “ İnsan simgeleştirici yetisiyle bilinçsiz olarak nesne ve biçimleri sembollere dönüştürür. Bu sırada onlara büyük psikolojik önemler yüklemiş olur, bunları da gerek tapınma biçiminde ( din ) gerekse görsel sanatlarda dışa vurur. Tarih öncesi çağlara kadar uzandığında din ve sanatın karşılaştırmalı tarihi; atalarımızın kendileri için anlamlı, gösterdiği gibi din ile sanatın etkileşimi hala anlamlıdır’’ (Carl,Jung, 2002: 233).

Mağara duvarlarına çizilen resimlerin büyü ve mistik olayları temsil ettiği; hayvan ve insan figürlerinin kullanıldığı, zaman zaman hayvan kılığına girmiş insan figürlerinin de dikkat çektiği göze çarpmaktadır. O dönemde semboller ilkel, dini ve büyü içeren bir nitelik ortaya koymaktaydı.

(32)

İlkel çağlarda insanlar arası iletişime yardımcı olan sembolik ifadeler zamanla sanat alanında da kullanılmaya başlanmıştır. Bir süre sonra semboller sanatçının anlatmak istediklerini ifade etmede çokça başvurduğu alan haline gelmiştir. “ semboller yapısallaşmış bir dildir. Sembollerin nereden geldiğini değil, ne anlatmak istediğini çözmek gerekir’’ (J.lacon, Laplance, J.Pontalis,J.D, 1967: 474).

En eski uygarlıklarda üretilen seramik formların biçimsel özelliklerinde dahi bir sembolik ifadenin hakim olduğu söylenebilir. Seramik çanak çömleklerin üzerinde kullanılan; sembolik figürler toplumların yaşayışlarını, dini inançlarını, kültürel özelliklerini dile getiren bir anlatım aracı olmuştur. Bu sayede uygarlıklar hakkında bilgi sahibi olabilmenin de kaynakları haline gelmiştir. Sanatın her alanında sembolik ifadenin ne denli yer aldığı bilinmekte ve sanatın bir dalı olan seramik sanatının da işaretlerin, sembollerin çokluğu seramiğin anlatım dilini zenginleştirmektedir.

Görsel iletişimi sağlayan semboller, seramik sanatı içerisinde bir araç haline gelmiştir. İnsan oluşumu olan seramik çanak çömleklerde, kullanım eşyalarında sembolleri görmekteyiz. Anadolu’da yapılan ana tanrıça heykelcikleri ve idoller; gücü, bereketi, verimliliği sembolize etmektedir. Bu heykelciklerin yapımında kilin kullanılması bir anlamda günümüze dek gelmesini sağlayan önemli bir unsurdur.

Bir şeyin sembol olabilmesi için onun hem içeriğinin hem de dış formunun buna biçimde denebilir, bir şeyler ifade etmesi gerekmektedir. Bereketi, verimliliği, bolluğu temsil eden kadın yontuları farklı toplumlarda farklı biçimlerde ifade edilse de günümüze ulaşana dek aynı amacı yansıtmıştır. Anlaşılacağı üzere insanlar ifade aracı olarak kili kullanmış ve görsel iletişim aracı olarak gördüğü, yaşantılar sonucu meydana gelen sembolleri yine bir ifade aracı olan seramiğin üzerinde şekillendirmiştir. Duygu ve düşünceleri iletmek, iletirken yaratmak ve bunu görselleştirmek için başvurulan semboller, seramik sanatı için önemli bir alan ve aynı zamanda ifade etmede kullandığı bir araçtır.

(33)

Resim 4: Eski Mezapotamya Çağı, Pişmiş Toprak Heykelciği

Seramik biçimsel olarak aktarımda bulunurken, semboller sözel ifadeleri temsil etmektedir. Her sembol bütünün bir parçasını kapsamaktadır. Sembolleri anlama ya da analizini yapmada akıl ve mantığa gereksinim olduğu gibi en büyük etken seziştir. Bu sezişle birlikte doğru saydığı yaşamı bir şekilde dışa vuruştur. Soyut bir kavramı hissedilir hale getirmenin ifade edilişidir. “ Simgesel olan, sözel olana göre daha az şartlandırıcıdır. Kısa sürede algılanan, ama uzun süre akılda kalan simgelere geniş anlamlar yüklenebilir’’ (Becer, 2009: 196).

Kültürel ve sosyal olayların da etkisiyle oluşan semboller, zamanla değişikliğe uğrasa da ifade etmeye çalıştığı düşünceden içerik olarak uzaklaşmamaktadır. Biçimsel değişimler yaşanmaktadır.

Sembollerle ifade etme anlayışı insanlar için bir ihtiyaçtır. Kişiler her durumda kendini ifade etmenin yollarını ararken birçok yola başvurmuş bunu yaparken kendi kimliğinden izleri de beraberinde getirmiştir. “ Duyum, imge ve algılarla koşullanmış olan en yüksek tinsel etkinlik sembolleştirmedir. Cassirer böyle bir etkinliğe sahip olan insanı, ‘’animal symbolicum’’ olarak tanımlamakta ve bu tanımı daha belirli hale getirmesi gerektiğini de bilmektedir. Sembolik düşünce ve sembolik davranış, insan

(34)

hayatının en karakteristik özellikleri arasındadır. İnsan kültürünün gelişmesi bu koşullara dayanmaktadır’’ (Arat, 1977: 8).

Sembolik düşünebilen, davranışlarını bu anlamda şekillendirebilen insan soyut kavramları somutlamada yine sembolik ifadeleri seçebilecek yetiye ve yaratıcılığa sahiptir. Mascetti’nin ifadesiyle “Tarif edilemez olanı, tarif edebilmek için sıkça simgesel bir dile başvuruyor olmamız, insanoğlunun simgesel bir mitolojiyi yaratmaya yönelik bilinç dışı eğiliminin bir göstergesidir’’ ( Mascetti, 1990: 15).

Bir sembolün anlamını kavramak için bilinçli ya da bilinçsiz, bu eğilimi anlayabilmek ancak kişilerin tecrübeleri ışığında anlamlandırılabilmektedir. Özünde semboller görünen bir olgudan yola çıksa da; görünenin dışında görünmeyenin gerçekliğini kapsamaktadır. Soyut bir kavramı hissedilir hale getirmenin ifade edilişidir.

2.1.3 Sembol Olarak İnsan Bedeni

Görsel sanatlarda insan bedeninin kullanımı insanın var oluşunu yansıtmaya başladığı ilk mağara resimlerinden günümüze kadar süregelen sanat yapıtlarının içindedir. Beden kişinin kendini ortaya koyabildiği ve her türlü farklılığını anında sergileyebildiği bir olgu olarak kendini var etmede ve var oluşunu sergilemede önemli bir alan olduğu gerçeği yadsınamaz.

İnsanoğlu ilk çağdan günümüze bedeniyle ilgilenmiştir. Mısırlılar ölümden sonraki yaşam için bedenlerini mumyalarken, Rönesans döneminde anatomi çalışmaları yapılmıştır. Sosyologlar bedenle ilişkilendirilen çeşitli kültürel sembolleri anlamlandırmaya çalışmışlardır. Estetik bir değer olarak insan bedeni, pek çok şeyin anlam bulduğu konu olma özelliğini uzun bir dönem korumuştur. Beden belli bir zamana, toplumsal işleyişe, alana işaret eder. Böylelikle beden, kendi üzerinde anlam bulabilen her şeyle birlikte düşünülebilmelidir. İnsan bedeni tüm sembollerin en eskisi ve en evrenselidir. Ersoy’un ifadesiyle “İnsan başlı başına bir evrendir, ters dönmüş bir ağaçtır. Cennette Tüba adı verilen ve kökü yukarıda bir ağacın varlığından söz edilir. İnsanı bu ağaca benzetirler. İnsan sözcüğü Arapça İns’ten türemiştir. İnsan

(35)

hermafrodittir. Erkekte de memeler vardır. Vücutta erkeklik ve dişilik organları adeta simgelenmiş bulunuyor’’ (Ersoy, 2007: 312).

İnsan bedenini algılayabilmek, öğrenmek ancak onu çok iyi tanımakla, anatomik olarak derinine inmeyi ve bedenin üstlendiği görevleri idrak edebilmekle mümkündür. İnsan vücudunun ana birimi hücredir. Hücreler ve bu hücreler arasındaki maddeler birleşerek dokuları oluşturur. Bu dokular da organları meydana getirir. İnsan bedeni dendiğinde etten kemikten yapılmış olanın dışında da bir şeyleri düşünmek gerekir. İnsan bedeni üzerine oluşturulan ve anlamlar yüklenen sembollerin amacı da insanları düşünmeye ve yeni uyanışlara sevk etmektir.

Tarih sürecinde sanat, sonsuz şekillerle karşımıza çıkan bedeni, sembolleşen bir sanat haline getirmiştir. Geçmişten günümüze sanatın temelini oluşturan insan öğesi sanatsal biçimlerin en yücesidir. Bedenin çok eski zamanlardan günümüze kadar geldiğini düşünürsek sanat içinde de kullanımı ve biçimi değişime uğramıştır.

Resim 5: İki İnsan Biçiminde Çift Kap, Pişmiş Toprak, h: 31,5 cm Kültepe, İ.Ö 19. Yüzyıl

Her dönemde beden önemli bir kullanım alanı bulmuştur. Sembolleşen beden farklı şekillerde ve biçimsel değişikliklerle kendini gösterirken, bazı toplumlarda da

(36)

dinsel inançların etkisi altında kısır bir döngüye girmiştir. Örneğin Orta Çağ’da kadın bedeni giyinik bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Gelenek görenek, kültür, dini inançlar o toplumun sanatını da etkilemektedir. Bir takım düşüncelere göre kadın bedeni seyir nesnesi haline getirmek inançları gereği günah, haram gibi öğelerle nitelendirilmekteydi. Buradan hareketle insan bedeni olarak kadın figürünün sembolik ifadeleri içinde yaşadığı döneme ve topluma göre şekillenmekte, bakış açılarının da gelişmişliğinde uygarlık düzeyiyle bağıntılı olduğu açık bir göstergedir. Yunan sanatında ise kadının sembolik ifade edilişinde ya da tanrı ve tanrıçaları çıplak birer figür olarak yansıtmanın ötesinde, önemli olanın ideal insan anatomisi olduğudur.

Yirminci yüzyıl sanatına gelindiğinde ise sanatta büyük gelişmelerin ve değişimlerin yaşandığı göze çarpmaktadır. Daha özgür davranışlar ve ifade alanlarıyla buluşarak, beden sanatı oluşmuştur.

Beden sanatında sanatçılar kendi bedenlerini kullanarak seyirciye bir tablo gibi sunmuşlardır. Kendi var oluşunu büyük bir ustalıkla ifade etmişlerdir. “Böylelikle kendi bedenimize, sanat tarihine, sanat yapıtlarında gösterilen her şeye yeniden bakmaya, biçimler, anlamlar, semboller üzerinde yeniden düşünmeye başlamıştır. Acı ve hazzın, yalan ve hakikatin, çirkinlik ve güzelliğin, cinsellik ve masumiyetin, şefkat ve şiddettin beşiği olan bedenimiz……….. kendimiz ile yüzleştik. İtiraf etmeyi öğrendik’’ (Yılmaz, 2005: 283).

İlk kez bedenleri üzerinde oynayan ilkel kabilelerdi. Sanat adına ya da değil, yapılan iş aslında kendi kültürlerinin içinde barınan bir gelenekti. Bir takım sembolleri vücutlarının herhangi bir yerinde uyguladılar. Bu sembolik ifadeleri birer anlatım aracı olarak gördüler. Bununla birlikte her dönemin kendinden sonraki döneme öncülük ettiğini kabul edersek, bu anlatım dili sembollerin o evrensel özelliğinden kaynaklı toplumlar arası etkileşimi de meydana getirmiştir.

Kıryaş’ın ifade ettiği gibi “ Figür gösteriminde ifadeden kompozisyona geçiş, kır gösteriminden kent gösterimine geçiş, nesne kavramının sanatta ve kendi başına sanatın konusu olarak uyandırdığı ilgi ve nesnel olmayan sanatın doğuşu, soyutlama ve bunu izleyen yönelimler’’ (Kıryaş, 2000: 7). Bu soyutlamayı sağlarken insanoğlu sembolleri kullanarak insan bedenini daha okunur hale getirmiştir. “ Doğum, ölümü ergenlik, yaş, cinsiyet, evlilik, barış, savaş, bolluk, yeryüzünün uyanması ya da cenaze kaldırmaya

(37)

yönelik her ayinin bir boyama tarzı dolayısıyla her motifin, işaretin farklı bir anlamı vardır’’ (Yılmaz, 2005: 291).

Semboller o ya da bu şekilde yüzyıllar boyunca insanlar arası bir iletişim sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Yaklaşık On iki bin yıl önce mağara duvarlarında başlayan ve farklı mekanlarda biçimlenerek evrensel bir boyut kazanan semboller daha ileri tarihlerde ticaretin gelişmesiyle tanıtıcı işaretler olarak kullanılmaya başlanmıştır. “14. ve 15. Yüzyıllarda ortaya çıkan lonca sistemi ile birlikte tanıtım işaretleri, taklit ve kalitesiz mallara karşı kullanılan zorunlu bir ‘’garanti belgesi’’ haline gelmiştir.

Semboller özellikle 18. Yüzyıl’da deniz taşımacılığı alanında çeşitlenerek yaygınlaşmıştır’’ (Maden,1985:5). Böylelikle semboller, belirli bir nesneyi, düşünceyi, bir insanı, belli bir bileşimi temsil etmektedir. Tarihsel süreçte sanat, insan bedenini yansıtan şekiller ve doğadaki nesneler, canlılar ve hayvan figürleriyle ilgilenmiştir. İlk çağlardan beri buna bir takım uzuvların tek tek ele alınmasını da eklersek sanatsal biçimlerin en yetkini haline gelmiştir.

İnsan bedeni kendi doğal durumu dışında her türlü nesneye, şekle, bitkiye, fantastik yaratıklara, tanrısal v.b çeşitli formlara dönüştürülmüştür. Bu anlatımı dile getirirken paleolitik dönemde malzeme olarak kemik ve taşı kullandığı daha sonra neolitik dönemde kilin devreye girmesiyle seramiği kullandığı görülmektedir. Neolitik çağla birlikte değişen kültür tarihinin önemli öğelerinden biri olan kilin pişirilmesi ile başlayan çömlekçilik kap-kacak yapımının yanı sıra dinsel inançlara hizmet eden heykelciklerin yapıldığı görülmektedir.

Bolluğu ve bereketi temsilen yapılmış her şey de kadın yontuları, zamanın getirdiği koşullarla birlikte tanrı ve tanrıça kavramlarını da pişmiş toprak ile somutlaştırma çabası görülmektedir. Anadolu’da insan bedeni üzerine yapılan çalışmalar kadın figürünü önemli bir noktaya getirmiştir. Kadın üreme ve doğurganlığı sembolize ettiğinden abartılı ele alınmıştır. İri göğüslü, iri kalçalı ve çıplak olarak betimlemişlerdir.

(38)

Resim 6: Tanrıça Heykelciği Resim 7: Tanrıça Heykelciği Pişmiş Toprak Pişmiş Toprak

Aynı zamanda bereketi simgeleyen tanrıçalar ve toprak ana bu çağlar için doğaüstü güçlerin en iyi ifade edilişidir. İnançları doğrultusunda dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan durumun sebebi de bu eylemdir. Ersoy’un ifadesiyle “ Ana tanrıça kültü aslında ana erkil bir toplum düzenine dayanmaktaydı. Yani üretilen varlığın babası aranmaz; önemli olan ve ön plana geçen olgu sadece üretmedir. Anaya gelince o sadece yaşam boyu ürettiğinin sorumluluğunu üstlenir ve bunun gururunu duymak ister’’ (Ersoy, 2007: 37). İşte doğadaki bu yaratıcı güç insanlığa dair sürecin kökenidir. “ Hayvanları evcilleştirmekle başlayan ve doğaya hükmeden ana tanrıçalar, hayvanlar ve bitkiler aleminin de temsilcisiydiler. Her dönemde izlerini gördüğümüz ana tanrıça figürü çeşitli uygarlıklara göre farklılık gösterse de temelde aynı amaç; yani dini inançla ilgili olarak gelişmiştir’’ (Güney, 2003: 51).

İlerleyen dönemlerde idol ve riton olarak da karşılaşılan figüratif seramikler, ilk dönem örnekleri olan figürlerde daha gerçekçi şekillendirilmişlerdir. “ Anatomik doğruluk, oranlarda uygunluk bereketi simgeleyen oranlardaki abartı ilk dönemin genel özelliklerindendir’’ (Karagül, 2001: 39). Daha sonraları dişilik ve aynı zamanda erkeklik tarih sürecinde simgeleştirilmiş belirli işaretlerle anlatılmıştır. Antik Roma’da Venüs kadını simgeleyen cinsiyet sembolüyken, yunan mitolojisinden de esinlenerek biçimlendirilmiş olan bu sembollerden erkeği simgeleyen Mars sembolü olmuştur. Biyoloji ve tıpta Venüs sembolü feminen semboldür. Mars simgesi aynı zamanda simyacıların demirin simgesi olarak kullandıkları gibi erkeğinde karşılığıdır. Doğadaki en temel biçimler olan daire, kare, üçgen oluşturulan biçimlerinde temelidir. “ Üçgen dişi- erkek gibi cinsiyeti belirler. Baş aşağı üçgen tersi erkeği simgeler. Bunların

(39)

çakışması, erkek ile dişinin birleşmesidir. Eşkenar dörtgenin ikiye veya dörde bölünmesi yine aşılanmış yumurtanın bölünmesini ifade eder’’ (Biçinciler, 2003: 453).

Resim 8: Venüs ve Mars Sembolü.

Böylelikle sembollerin bir çeşit kişilik kazandırma ve anlam verme çabasının ortaya çıktığı söylenebilir. Mitolojilerle de ilişkili olan bu sembollere farklı toplumlar benzer anlamlar yüklemişlerdir. Semboller farklı kültürlerin etkisiyle kendine özgü ortaya çıkmış; bununla birlikte değişen olgu ve olaylarla da bazı tarzlar ve yaşayış şekillerine göre biçim almıştır. Bazen de sadece kendi geleneklerini sürdürmek için devam etmişlerdir. Bunu yaparken çeşitli materyaller, malzemeler, nesneler kullanmışlardır. Kemik, taş, kil gibi malzemelerden yararlanmışlardır.

Eski dönem yapılarına bakıldığında idoller ve ritonlar da kilin yaygın olarak kullanıldığı dikkat çekmektedir. “ Uygarlığın gelişim çizgisi içinde önemli bir sanatsal ve kültürel boyut halinde bulunan seramik sanatı; kap-kacak, çanak çömlek boyutunda algılanmasından, yaratıcı özgün ifadeye ve malzeme çeşitliliğine kadar geçen süreç içinde hep özgünlüğünü ve farklılığını korumuştur. Bu özgünlük ve farklılık özellikle Anadolu seramik kültürü içinde kendine özgü bir gelişim seyrine ve açılımına sahip olmuştur’’ (Gezgin,2005:55). Şekillendirmede ki kolaylığı ve plastikliğinin etkisiyle zengin bir anlatım diline ve biçim duygularının olgunluğa erişmesine imkan sağlamıştır. Değişen kültür, yaşayış biçimleri, gelenekler insanda bir takım olguları ifade etme isteği uyandırmış ve bunun sonucu en eski çağlardan bugüne insanoğlu hem kendi bedeniyle hem de gözlemlediği farklı insan bedenleriyle ve uzuvlarıyla ilgilenmiştir. İnsanın maddi bölümü olan ve iki ayrı cinsiyetle tanımlanan beden yaşanan zaman içinde sanatta çeşitli anlayışlarla oluşmuş, bu anlayışların çerçevesinde kendini ortaya koymayı başarmıştır. İlk zamanlar toplum yapısına göre şekillenen insan bedeni betimlemeleri maneviyatın ön planda olduğu, annelik, doğurganlık, bereket gibi kavramlar ışığında oluşum gösterirken, gelişen toplum ve düzen içerisinde sanatçının ya

(40)

da kişilerin öznel yorumlamalarına dayalı bir süreç gösterdiği, vermek istediği duygu ve düşüncenin de kişinin anlamak istediğiyle de sınırlı kalabilen veya birçok insanın aynı eser üzerinde bambaşka sonuçlara vararak bir kanıya vardığı şekliyle de biçimlendiği anlayışı belirmiştir. Bu da insan bedeninin bir takım uzuvlarının kendi içinde sembolleşmiş görüntüler çizdiği ve her bir birey tarafından farklı betimlendiği görüşünü çıkarmaktadır.

Resim 9: Antik Yunan ve Roma Dönemi Pişmiş Toprak Heykelcikleri

Günümüz seramik sanatında da insana ait uzuvların sembolik ifadeleri seramikte kullanılmakta ve insan bedeninin bu denli zenginliği diğer tüm sanat dallarında da kullanılmaktadır. Bazı seramik sanatçıları insan bedenini bir bütün yani figüratif olarak ele alıp işlerken ve yorumlarken; bazı sanatçılar ise belirli bölümlerini ele alıp yeni ifade alanları oluşturmuşlardır.

Çağdaş seramik sanatında da izleri görülen insan bedeni, sanatçıların yorumlama gücüne göre soyutlamalara gidebilmektedir. İnsan bedeni nasıl ele alınıp işlenirse işlensin; seramik sanatı için zengin, görsel bir kaynaktır. Zengin ve görsel bir kaynak olması Dünya Çağdaş Seramik Sanatına bakıldığında her sanatçının çalışmaları ve farklı bakış açılarıyla ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte de günümüz seramik sanatçıları tarafından yorumlanmaya devam edeceği düşünülmektedir. İnsan bedeninin her bir uzvu ya da belirli bir bölümü sembolik olarak ifadelerinin altında zengin düşüncelerin yattığını kavrayan kişiler için bu anlatım dili insanları düşünmeye sevk edecek ve yeni

(41)

uyanışlar elde etmede olanak sağlayacaktır. İnsanın kalabalıklaşması ve toplumsallaşma içine girmesi, insan aklının gelişim ve dönüşümü yeni beden anlamları ve algılayışlarını da beraberinde getirecektir.

2.1.4 Sembol Kullanımında İki Ayrı Cinsiyet

Yaşamın özüne inildiğinde her şeyin doğumla başlayıp bittiğini, doğumla ilgili devam ettiği görülmektedir. Doğum mucizevi bir yaratılışın ifadesidir. Birçok uygarlıkta ve mitolojide doğum; bereket, verimlilik, aile, mutluluk gibi kavramlarla açıklanmıştır. Mitsel hikayelerde doğum tanrıçası, yaratımından sonra taçlandırılır ve bu sonsuza dek süren bir süreç olarak adlandırılır. Doğum bir canlının yaşam faaliyetlerini yerine getirmeye başlamasına verilen isimdir. Bu yaşamsal faaliyet ana rahmine tohumun düşmesiyle başlayan uzun ve zahmetli bir o kadar da mucizevi bir süreçtir. Diğer bir ifadeyle “ Doğum spiritüalist terminolojiye ait bir terim olup vücutta doğuştan bulunan, maddi bir nedenle açıklanamayan, varlığın geçmiş yaşamlarından kaynaklandığı ileri sürülen izlere verilen addır’’ (Dharma,2009:70).

İnsanlık tarihinde üretimin sembolü olarak kullanılmış olan ‘’fallus’’ erkek cinsel organını temsil etmekte ve çeşitli toplumlarda verimliliğin, bereketin ve bolluğun sembolü olarak nitelendirilmiştir. Fallus yaşamın yeniden doğuşun sürekliliğini anlatmaktadır. Bununla ilgili semboller din ve büyü de önem taşımaktaydı.

(42)

Resim 10: Erkek Figürini, Pişmiş Toprak h: 6,4 cm Canhasan İ.Ö 5 bin

Tarih öncesi toplumlarda fallus sembolünün çok yaygın kullanımı ver doğurganlığı, yeniden doğuşu ifade ettiği dönemler, erkek egemenliğinin oldukça önemli olduğunu sezdirmektedir. Fallus gibi nesneler bereket törenlerinde; kadınları, rahibeleri, kahin ve büyücüleri ve buna benzer rollerde önemli yer tuttukları bilinmektedir.

Resim 11: Kadın Figürini, Pişmiş Toprak, h: 10 cm Canhasan İ.Ö 5 bin Anadolu kültüründe doğum ve doğurganlığı sembolize eden kadın tanrıçalarla bütünleşmekteydi. Bereket tanrıçaları, toprak ana simgeleri bu çağlar için olağan üstü

(43)

güçlerin en iyi ifade edilişiydi. İnançları doğrultusunda dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan durumun sebebi doğum olayının nedenine akıl erdiremeyen ilk insanların gözünde bu eylem doğaüstü bir güç olarak algılanmaktaydı. Ta ki topluluk içinde yaşamaya başlayan bir anlamda yerleşik düzene geçerek yaşamaya başlayan insanların kendi bedenlerini ve karşı cinsin bedenini tanımasına kadar geçen süreci kapsamaktadır. Dişi kendini ve kendinden çok farklı anatomik yapıya ve farklı belirli uzuvlara sahip olan erkeği keşfettiğinde insana dair sürecin kökeni, birlikteliğin mucizevi yaratımını anlamlandırabilmiştir. Bu anlamlandırmayı görselleştirme aşamasına geçen kişiler dişi ve erkeği farklı geometrik şekillerle sembolleştirmişlerdir. Bu anlatım bazen grafiksel şekillerin bazen de gezegenlerin yorumlanmasıyla sembolleştirilmiştir.

2.1.5 Seramik Sanatında Sıkça Ele Alınan İnsan Bedeni Uzuvları

Bugüne kadar sanat tarihi içerisinde yer alan insan bedeni ve insan bedeninin belli uzuvlarının tasvirlerinden oluştuğu görülmüştür. Bu özel yapı, estetik kaygılar ve sosyal yapılar gibi açıklanabilecek nedenlere bağlanabilir. Beden milattan önceki tarihlerden bugüne değin önemli bir varlık göstermiştir. Çağdaş sanat eserleri incelendiğinde günümüzde soyut sanata karşı hala yerini ve önemini koruyarak birçok sanatçının ana çalışma konusu olmuştur. Sanatçıların ortaya koyduğu eserler; kendi sembolik ifadeleri anlamına gelmektedir. Bu da seyirciye geçmesi istenen duygu ve düşünce bağlamında kişiler arası iletişimi sağlama da önemli bir olgudur. Bunun yanı sıra karşılıklı anlaşmanın, toplumsal yaşamın en önemli gereksinimi olan iletişim, insanlara ait sembollerin kullanıldığı, cevap gerektiren karşılıklı bir etkileşimdir. “ Bilgi alış verişi, karşılıklı ileti aktarımı, iletim eyleminin çift yönlü görünümü, bir taraftan öbür tarafa bilginin, bir duygunun, bir düşüncenin aktarımı’’ (Güz, Küçükerdoğan ve arkadaşları,2004:84). Mutlu’nun ifadesine göre, “ İletişim esas olarak simgeler aracılığıyla bir kişiden ya da gruptan diğerine (veya diğerlerine) bilginin, fikirlerin, tutumların veya duyguların iletimidir’’ ( Mutlu, 1994: 98).

Tarih kadar eski iletişim kavramının insan yaşamında üstlendiği rol, toplumsal yaşamın da sürekliliği açısından önem taşımaktadır. Bir iletişimin algılanabilmesi için iki olgu gerekmektedir. Bu olguların ikisi de iletişimde aktif rol oynamalıdır. Bir tarafın pasif rol üstlenmesi iletişimin oluşmasını engelleyecektir. İletişimden söz edebilmek

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :