• Sonuç bulunamadı

Dük De Braban'ın İstanbul yolculuğu (1860)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Dük De Braban'ın İstanbul yolculuğu (1860)"

Copied!
34
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

DÜK DE BRABAN’IN İSTANBUL YOLCULUĞU (1860)*

Zabit ACER** ÖZET

Hollanda’ya karşı 1830 yılında gerçekleşen ayaklanmanın ardından bağımsızlığını ilan eden Belçika, 1831 yılında dokuz eyaletli meşrutî bir krallık olarak kurulmuştur. Belçika halkı tek bir milletten oluşmamış olup, ülke Latinler ve Cermenler arasında yer aldığından toplum da bu iki milletten oluşmuştur. Belçika’nın bağımsızlığı Osmanlı Devleti tarafından Sultan II. Mahmud döneminde 1837 yılında tanınmıştır. Aynı yıl Belçika Baron Sullivan’ı İstanbul’a Orta Elçi atadıktan sonra iki ülke arasında 1838, 1840 ve 1862 yıllarında dostluk ve ticaret antlaşmaları imzalanmıştır. Bir yandan iki devlet arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler artarak devam ederken diğer yandan çeşitli ziyaretler yapılmıştır. 1854-1860 yılları arasında Dük De Braban olarak bilinen Belçika Kralı II. Leopold’ün kültürel, eğitim, sağlık ve akrabalarına nezaket amacıyla çeşitli ziyaretler gerçekleştirdiği görülmüştür. Dük De Braban 1860’ta İstanbul’a gelmiş ve kaldığı süre içerisinde şehrin gezilip görülebilecek her yerine hemen hemen gitmiştir. Prens’in Ramazan ayında Osmanlı Devleti’ne yaptığı bu yolculuk nedeniyle dost ve müttefik iki ülke arasında karşılıklı olarak çeşitli rütbelerden nişanlar ve hediyeler verilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Dük De Braban’ın 1860 yılında İstanbul’a yaptığı bu seyahatin nedenini, İstanbul’a gelişi ve dönüşü sırasındaki yolculuk detaylarını, İstanbul, Bursa ve Çanakkale’de kendisi için yapılan karşılama törenlerini ve gezip dolaştığı yerleri çoğunlukla Osmanlı arşiv belgeleri olmak üzere, dönemin gazeteleri, seyahat sırasında kendi tuttuğu notları ve diğer kaynaklara göre ortaya koymaktır.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Belçika, Dük De Braban, II.

Leopold, Yolculuk

*Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu

(2)

THE VOYAGE OF DUKE DE BRABAN TO İSTANBUL (1860) ABSTRACT

Belgium has been founded a constitutional kingdom with all 9 states constitutting Belgium after the declaration of freedom from Holland through revolting against Holland in 1830. The society which constitutes Belgium is not composed of only one nation. Since Belgium is surrounded with Latin and Germen countries is this nation composed of these two nations. The freedom of Belgium has been receognized by Ottoman State in 1837 during the reign of Mahmud the 2nd. The fellowshiop and trade treatments have been signed between two state in 1838, 1840 and 1862 after appointment of Belguim Baron Sullivan to the embassy of İstanbul in the same year. While the political, economical and military relationships between two states have been advancing, the states were visiting each other at the same time. It has been observed that the king of Belgium Leopold the 2nd who was known as Duke De Braban has made some visitations between 1854-1860 for cultural, educational, healt-related reasons and kindness to his relatives. Duke De Braban came to İstanbul in 1860 and in the period in which he stayed in İstanbul he visited almost all the places which have to be seen. Some gifts, presents and medals have been given by these two ally nations to each other on the occasion of that visit of prince which was done in Ramadan. In this context, the aim of this study is to present the reason of the visit of Duke De Braban to İstanbul in 1860, the details of his journay, the wecome ceremonies organized for him at İstanbul, Bursa and Çanakkale, the places he has visited reliying on, mainly, Ottoman Archive documents, the newspapers of that era, his own notes and other sources.

Key Words: Ottoman State, Belgium, Duke De Braban, Leopold II,

Voyage. Giriş

18. yüzyılda Osmanlı Devleti’yle Batı arasındaki ilişkilerde savaşın yerine diplomasi önem kazanmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti, Hristiyan Avrupa’yı küçümsediği için tek taraflı ve karşılıklılık ilkesine dayanmayan bir şekilde Avrupa devletlerinin elçilerini süreli olarak kabul etmiştir. Fakat bunun karşılığında kalıcı Osmanlı elçileri Avrupa’ya gönderilmemiştir. Bu durum Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde iyi iken, daha sonra karşılıksız diplomasi Osmanlı

Devleti’ni yalnız bırakmıştır.1 Oysa takip edilen bu dış politikanın aksine bir tutum sergilenerek,

Avrupa devletleri karşısında onlardan bazılarıyla yapılacak antlaşmalar, görüşmeler ve karşılıklı ziyaretlerle diğerleri aleyhine uzlaşmazlıklardan faydalanılabilirdi. Osmanlı Devleti devletlerarası ilişkilerde kendi kedine yeterlik prensibini benimseyerek, dönemin gelişen ülkelerarası münasebetlerine ayak uyduramadığı gibi bunlardan da yararlanmamıştır. Bu durumun sonucu olarak da Osmanlı Devleti Avrupa diplomasisinden uzak kalmış ve yabancı devletlerdeki gelişmeleri takip etmek için daimî elçilik açma ihtiyacı da hissetmemiştir. 18. yüzyılın sonlarına

1 1815 Viyana Kongresi’yle ikili ilişkiler yerini çoklu ilişkilere bırakmıştır. Yeni bir statüko ve yeni dünya düzeni kurulmak istenmiştir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin dış politikası yeniden şekillenmiştir. Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918’e, 13. Baskı, İmge Kitabevi Yay., Ankara 2005, s . 177-181, 196-198.

(3)

Turkish Studies

kadar Osmanlı-Avrupa diplomasisi tek taraflı bir sisteme dayalı olarak yüzyıllardır Avrupa

devletlerinin İstanbul’daki daimî elçilikleri aracılığıyla sürdürülmüştür.2

Avrupalı devletlerin başlıcaları daha kuruluş ve yükselme dönemlerinden beri İstanbul’da

sürekli elçi bulundurmayı gelenek haline getirmişlerdir.3 Bununla da yetinmeyen Batılı devletlerin

kraliyet mensupları Osmanlı Devleti’ne gelebilmiş ve kendi ülkelerinin çıkarları doğrultusunda görüşmelerde bulunmuşlardır. İşte bu seyahatlerden biri Belçika Kralı Leopold I’in büyük oğlu

Brabant Dükü’nün4 22 Mart 1860 tarihinde Brüksel sarayından ayrılmasıyla başlamıştır. Ardından

yolculuğuna Prag, Brünn ve Viyana güzergahından devam eden Dük De Braban, 1 Nisan 1860’da Viyana’dan ayrılarak trenle Peşte’ye gelmiştir. Prens buradan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kendisine tahsis ettiği vapurla Tuna Nehri yoluyla devam ederek 3 Nisan 1860’da Belgrad’dan Osmanlı topraklarına giriş yapmıştır. 6 Nisan 1860’da Kalas’a ulaşarak burada Osmanlı Devleti’nin İngiltere’den aldığı Beyrut vapuruyla yoluna devam etmiştir.

Dük De Braban’nın Osmanlı payitahtına yaptığı bu seyahatinden önce Belçika’nın tarihî ve coğrafî bilgileri ile Osmanlı-Belçikailişkileri hakkında kısa bir açıklama yapmamızın yerinde olacağı düşüncesindeyiz.

1.Belçika’nın Tarihi ve Osmanlı-Belçika İlişkileri

Avrupa’nın batısında yer alan Belçika küçük bir devlettir. Kuzeyinde Hollanda, güneyinde Fransa, doğusunda Lüksemburg, Almanya ve Hollanda ile sınırları olan Belçika’nın

kuzeybatısından Atlas Okyanusu’na kıyısı bulunmaktadır.5

Belçika’nın tarihi Avrupa tarihiyle oldukça benzeşmektedir. Bağımsız bir devlet olarak varlıklarını kabul ettirmek ve ülkelerinde birliği sağlayabilmek için uzun yıllar mücadele etmişlerdir. Fakat dil ve din farklılığından kaynaklanan iç çekişmeler ile topraklarının istila amacı

güden yabancı devletlerin ortasında kalmasından dolayı amaçlarına oldukça geç ulaşmışlardır.6

Günümüzdeki Belçika7’nın ibaret olduğu 9 eyaletin8 büyük kısmı, eskiden Bourgogne

(Burgonya) Dukaları unvanıyla bilinen ve birbirlerine yardım eden hükümdarların idaresi altında

2 Rifat Uçarol, “Küçük Kaynarca Andlaşması’ndan 1839’a Kadar Osmanlı İmparatorluğu”, Doğuştan Günümüze Büyük

İslam Tarihi, C. 11, Çağ Yay., İstanbul 1993, s. 205-206.

3 Uçarol, a.g.y., s. 207.

4 Dük De Braban, 1860’da İstanbul’da yaptığı bu seyahatinden sonra 1865 yılında Leopold II olarak Belçika tahtına geçmiştir.

5 Şemseddin Sami, Kamusu’l-Alâm, C. 2, İstanbul, s. 1338.

6 Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, “Belçika”, C. 3, Görsel Yay., Yıl Yok, s. 1393.

7 Günümüzdeki Belçika toprakları M.Ö. 57’de Roma hakimiyetine geçmeden önce Kelt ve Germen asıllı toplulukların egemenliğinde kalmıştır. Belçika Galyası olarak adlandırılan kısım Roma İmparatorluluğu’nun üç Galyası’ndan birisini oluşturmuştur. Merkezi Reims olan Belçika Galyası bir taraftan Kuzey Denizi’nden Cenevre Gölü’ne kadar uzanırken, diğer taraftan Ren Nehri’nden Paris Havzası’na kadar ulaşmıştır. Roma hâkimiyeti V. yüzyılın ilk dönemlerinde sona erince bu sefer de Frankların işgaline uğrayan bu yer, Karolenj sülalesi zamanında en iyi dönemini yaşamıştır. Karolenj sülalesi etkinliğini yitirince Norman akınları başlamış ve ülke karışmıştır. Bu durum üzerine X. ve XI. yüzyıllarda otorite boşluğundan faydalanan yerel yönetimler geniş muhtariyet hakları elde ederek, pek çok prenslikler, dukalıklar ve kontluklar ortaya çıkmıştır. XIV. yüzyılın bitimine doğru Bourgogne Dukası Phippe’in evlilik yoluyla Belçika topraklarının bir bölümünü ele geçirmesiyle yerel yönetimlerin bağımsızlığı sona ermiştir. Bourgogne Dukalığı XV. yüzyılda Belçika ve Hollanda’nın topraklarının çoğunu ele geçirmiştir. Bu dönemde Belçika, ekonomi ve sanatta oldukça ilerlemişse de burası Avusturya’nın Habsburg Hanedanlığı’na dahil edilmiştir. İmparator V. Karl Belçika’yı, o sırada İspanya Kralı olan ve Protestanları hiç sevmeyen, oğlu II. Philep’in yönetimine bırakınca kuzey illerinde ayaklanmalar ortaya çıkmıştır. Uzun süreli yapılan savaşlardan sonra Hollanda Cumhuriyeti 1648’de kurulmuş ve bugünkü Belçika topraklarının çoğu bu devletle birleşmiştir. Daha sonra Belçika, önce Avusturya ardından da Fransız devrim savaşları esnasında Fransa’ya katılmışsa da 1815 Viyana Kongresi kararlarıyla tekrar Hollanda’yla birleşmiştir. 1830’da Belçikalılar Hollandalılara karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Belçika’nın bağımsızlığı en son Hollandalılar tarafından 1839 yılında tanınmıştır. Suna Doğaner, “Belçika”, D.İ.A., C. 5, s. 394.

(4)

müstakil bir yönetimin merkezi konumunda olmuştur. Bazen İspanya Krallarının idaresine dahil

edilmişler bazen de Avusturya’nın “Pays-Bas”9 olarak adlandırdığı bu yerler Alman Devleti’ne

ilhak ve intikal etmiştir. 1718 Pasarofça Antlaşması, 1739 Belgrad Antlaşması, 1748 ile 1784 yılındaki anlaşmalar ve 1791’de yinelenen ticaret antlaşmasının Osmanlı Devleti ile Nemçe (Avusturya) Devleti arasında imzalandığı sıralarda Belçika’nın toprakları Avusturya İmparatorlarının idaresi altında bulunmuştur. Bu dönemlerde Avusturya Devleti’nin tebaası olan Belçikalılar, Osmanlı Devleti’nin samimi dost ve müttefikleri arasında sayılır olmuş ve bu andan itibaren Osmanlı Devleti ile Belçika arasında ticaret muameleleri başlamıştır. Belçikalılar,

Avusturya Devleti’nin bayrağı altında Osmanlı Devleti’yle ticaret yapabilmişlerdir.10

Ancak 1797 Campo Formio Barış Antlaşması’11yla Belçika topraklarını Fransa’ya terk ve

feragat eden Avusturya bu durumu antlaşmayla resmen tanımıştır.12 Bundan dolayı 1797’den

1814’e kadar farklı zamanlarda Fransızların faydalanmış oldukları bütün imtiyazlar ve menfaatlerden Belçikalılar da aynı şekilde faydalanmış ve alakası olmuştur. Yani 1535’ten III. Selim’in saltanatı zamanında 1802’de imzaladığı antlaşmaya kadar Fransızların menfaatine olan

imtiyazların hepsinden Belçikalılar da istifade etmiştir.13

Napolyon’un düşmesinin ardından Avrupa’nın yeniden düzenlenmesi ve pek çok sorunun çözümlenmesi amacıyla Avrupa devletlerinin Viyana’da bir kongrede toplanmasına karar

verilmiştir.14 Temmuz 1814’te başlaması kararlaştırılan Viyana Kongresi, ancak 1 Ekim 1814

tarihinde çalışmalara başlayabilmiştir. Görüşmelerde gündeme getirilen konular arasında Belçika ile Hollanda’nın durumu da yer almış ve bunda İngiltere’nin tutumu etkili olmuştur. Zira İngiltere Avrupa’dan kendisine yönelebilecek bir tehlikeyi bertaraf edebilmek ve denge unsuru sağlamak

için Belçika ile Hollanda’nın birleştirilmesini hedeflemiştir.15

9 Haziran 1815’te İngiltere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya, Prusya, Fransa, İsveç ve Portekiz tarafından imzalanan Viyana Kongresi Kararlarına göre Belçika ile Hollanda birleştirilerek Niederland Devleti kurulmuştur. Bu kararla İngiltere, Britanya Adaları ile Avrupa

arasında tampon bir yer oluşturmuştur.16

1814 yılındaki Paris Antlaşması’nın gereği ve 1815’te Beç şehrinde toplanan meclis

görüşmeleri sonrasında imzalanmış olan umumi muahedeye göre Felemenk17(Hollanda) ile

Avusturya’nın Pays-Bas olarak adlandırdığı Belçika birleşmiştir. Böylece Belçika Felemenk’e ilhak edilmişse de adı geçen iki devletin kazanılmış hakları ve mülkleri itibarıyla birbirine eşit olduğu kararlaştırılmıştır. 1598 yılında Osmanlı Devleti ile Felemenk arasında imzalanıp 1677

8 Belçika’yı oluşturan 9 eyalet şunlardır; Anver, Brabant, Batı Flandre, Doğu Flandere, Hainaut, Liege, Limbourg, Namur, Lüksemburg. Şemseddin Sami, Kamusu’l-Alâm, C. 2, İstanbul, s. 1339.

9 Belçika toprakları daha önce “Pays-Bas” olarak adlandırılmıştır. Nuh Mehmet Deniz, Düvel-i Ecnebiye Defterlerinde

Osmanlı Belçika Münasebetleri (1254 H. İle 1325 H. Tarihleri Arasında 3/1 ve 4/2 Nolu Ahkam Defterlerine Göre), Basılmamış Yükseklisans Tezi, İstanbul 2010, s. 8.

10 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Hatt-ı Hümayun, 1215/47599, 29 Z 1254 (M. 29 Mart 1839) tarihli, Belçika Devletine dair bazı mulahazat-ı politikayı mutazamnın layihanın tercümesidir.

11 18 Ekim 1797 tarihinde Avusturya ile Fransa arasında imzalanan Campo Formio Barış Antlaşması’na göre Avusturya, Belçika’yı ve Ren Nehri’nin sol kıyısına kadar olan yerleri Fransa’ya bırakmıştır. Böylece Avrupa’nın iki büyük devleti Osmanlı Devleti ile komşu olmuştur. Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001), Der Yay., İstanbul 2008, s. 21.

12 Doğaner, a.g.m., C. 5, s. 394.

13 BOA, HAT, 1215/47599, 29 Z 1254 (M. 29 Mart 1839).

14 Coşkun Uçok, Siyasal Tarih (1789-1960), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yay., Ankara 1980, s. 44. 15 Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001), s. 36.

16 Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001)¸ s. 38-39.

17 Osmanlı Devleti döneminde Hollanda’nın adı için ilk önce Flander, Flan-dır veya Fılandırya şeklinde söylenen “Filandre” ismi kullanılmışsa da genellikle Felemenk kelimesi tercih edilmiştir. Cevdet Küçük, “Hollanda”, DİA, C. 18, İstanbul, 1998, s. 221.

(5)

Turkish Studies

yılında yinelenmiş olan antlaşma yukarıda olduğu gibi Pays-Bas Devleti adıyla kurulan yeni devlet hakkında da geçerli olup, Belçika ülkesinin dahi adı geçen antlaşmalardan yararlanması gerektiğinden dolayı Felemenk gibi Osmanlı Devleti’yle kısım kısım imzalanan antlaşmalardan

faydalanması icap etmiştir.18

1814 yılında Belçika ile Felemenk’in birleşmesi karara bağlanmışken, bu durum 1830’un

sonlarına doğru feshedilmiştir.19 Yapılan bu birleştirmede pek çok dinî ve kültürel değerler göz ardı

edildiği için belirtilen tarihten itibaren iki millet arasında çatışmalar başlamıştır. Bunun üzerine Belçikalılar Hollandalılardan şikâyetçi olmuşlar ve onlardan kurtulmaya çalışmışlardır. Bu amaçla Belçikalıların 25 Ağustos 1830’da Hollandalılara karşı ayaklanması Hollanda Kralı tarafından bastırılmaya çalışılmışsa da amacına ulaşamamış ve Belçikalılar 4 Ekim 1830’da bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu durum İngiltere ve Fransa tarafından hoş bir şekilde karşılanırken Avusturya, Prusya ve Rusya’nın karşı çıkmasına neden olmuştur. Bu nedenle konunun uluslararası bir

toplantısı görüşülmesi kararlaştırılmıştır. Aralık 1830’da Londra Konferansı toplanmıştır.20

Yapılan görüşmeler sonucunda 15 Kasım 1831’de Avusturya, Fransa, İngiltere, Prusya ve Rusya Devletlerinin murahhasları ile Belçika Kralının murahhası Londra Antlaşması’nı imzalamıştır. Buna göre Belçika’yı oluşturan 9 eyaletin tamamımın meşrûtî bir krallık olarak

kurulması diğer devletler tarafından kabul ve tasdik edilmiştir21. Ancak Hollanda Kralı I. William

doğal olarak Londra Konferansını ve bunun sonucunda ilan edilen Belçika’nın bağımsızlığını tanımamıştır. Ardın da Hollanda Kralının Belçika üzerine yolladığı askeri birlik başarısız olunca 1839 Londra Antlaşması’yla Hollanda Belçika’nın bağımsızlığını tanımak mecburiyetinde

kalmıştır.22 1839’da Belçika’nın bağımsızlığı Avrupa devletleri tarafından tasdik edilerek tarafsız

bir ülke olduğuna karar verilmiştir.23

Belçika bağımsızlığını kazandıktan sonra Osmanlı Devleti tarafından Sultan II. Mahmud döneminde 1837 yılında tanınmıştır. Aynı yıl Belçika Kralı I. Leopold tarafından Baron Sullivan

İstanbul’a murahhas orta elçi olarak gönderilmiştir.24 Daha sonra İstanbul’da ikamet eden İngiliz

sefiri tarafından verilen 26 Mart 1838 tarihli takririn tercümesinden anlaşıldığına göre, Belçika Kralı I. Leopold’un kraliyetinin Osmanlı Devleti tarafından tasdik edilmesi Osmanlının dost ve müttefiki olan İngiltere Kraliçesi tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Yine aynı takrirde Belçika’nın uzun yıllardır her şekilde nüfuz ve asayiş bakımından başka milletlerin kontrolü altında tutulduğu, İngiltere ve Fransa hudutlarının arasında kalan bu yerin kralının İngiltere Kraliçesiyle olan akrabalık münasebetinden dolayı korunması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle İngiltere, Osmanlı Devleti’yle Belçika arasında icab eden dostluk ve ticaret antlaşmalarının

yapılmasının her iki ülkenin menfaatine olacağına açıklamıştır.25

Belçika Kralı I. Leopold, Fransa ve İngiltere’yi idare eden hükümetlerin iki büyük hanedanlarıyla güçlü akrabalık bağlarıyla bağlı olduğundan dolayı bu ülkelerden destek almıştır. I. Leopold Prenses Şarluti ile evlenerek İngiltere’nin, Luyize Durliyan ile evlenerek de Fransa’nın

18 BOA, HAT, 1215/47599, 29 Z 1254 (M. 29 Mart 1839). 19 BOA, HAT, 1215/47599; Sander, a.g.e., s. 179.

20 Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001)¸ s. 130; Hamiyet Sezer Feyzioğlu, “1848 İhtilalleri Sırasında Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Adalar’da Aldığı Önlemler”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 39, 2006, s. 50.

21 BOA, HAT, 1215/47599; Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001)¸ s. 130; Zeynep Kerman, Belçika Temsilciliği Vesikalarına

Göre Milli Mücadele, Dergah Yay., İstanbul, s. 15.

22 Doğaner, a.g.m., s. 395.

23 Şemseddin Sami, Kamusu’l-Alâm, C. 2, İstanbul, s. 1341. 24 BOA, HAT, 830/37509-B.

25 BOA, HAT, 1215/47589-A, 29 Z 1253 (M. 26 Mart 1838) Belçika Kralı Leopold’ün Krallığının tasdiki hakkında İngiliz sefiri tarafından verilen takririn tercümesi.

(6)

desteklerini sağlamıştır. Aynı zamanda hazırladığı kanunlarla hem farklı etnik unsurlardan oluşan milletini memnun etmiş hem de ülkesinde kendi itibar ve nüfuzunu sağlayacak derecede güçlü olduğunu göstermiştir. 4 milyondan fazla nüfusu (günümüzde bu nüfus 11 milyona yakındır) olan Belçika halkı bulundukları konum itibariyle sahip oldukları servetle zenginleşerek ve aylarca düşman saldırılarına karşı direnecek şekilde yaptıkları “kal’a-i sivar” diye bilinen istihkâm

kaleleriyle ünlenmişlerdir.26

Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa gibi birçok devlete kapıtülasyon verdiği gibi Belçika da bu ayrıcalıklardan 19.yüzyıl sonlarına kadar 1838, 1839, 1840 ve 1861 tarihlerinde faydalanmıştır. Osmanlı Devleti’nin verdiği bu ayrıcalıklar genellikle birbirine benzemekte olup,

bunlarda “en çok müsaadeye sahip devlet” ifadesi kullanılmıştır.27

Osmanlı Devleti’yle Belçika arasındaki ilk dostluk ve ticaret antlaşması 3 Ağustos 1838 tarihinde imzalanmış olup 16 maddeden oluşmuştur. Bunun dışında iki ülke arasında 30 Nisan 1840 ve 13 Mart 1862 tarihlerinde ticaret ve seyr-i sefain antlaşmaları imzalanmıştır. Antlaşmalar iyi niyet, temenniler ve konsolosluk açmak gibi konuları içermiştir. İki ülke arasındaki dostluk ve ticaret antlaşmalarının imzalanmasında Osmanlı Devleti’nin silah ihtiyacını karşılama isteği etkili

olmuştur.28

Sanayisi ileri seviyede olan Belçika milli gelirinin yarısından fazlasını ihracattan elde

etmiştir.29 Belçika’da, zengin kanal sistemi nedeniyle karaiçi suyolu taşımacılığının oldukça

ilerlediği görülmüştür.30 Belçika’nın Anver adı verilen limanı ülkenin en önemli limanı olup, aynı

zamanda dünyanın en işlek limanları arasında yer almıştır. İşte gerek Anver ve gerekse Ostende limanlarının Osmanlı Devleti’yle alışverişleri her geçen gün arttığı için buraların önemli oldukları

görülmüştür.31

Belçika topraklarının yayılma siyaseti güden yabancı kuvvetlerin ortasında kalması nedeniyle etrafındaki güçlü devletler burayı almak için sürekli olarak savaşmışlar. Bu güçlü devletler Belçika’da bağımsız bir hükümetin kurulmasına engel olmuşlardır. Tarım ekonomisinden sanayi ve ticarete yönelen Belçika halkı topraklarını korumak amacıyla etraflarındaki rakip ve

güçlü devletlerden birisinin himayesine girerek güç dengesi sağlamaya çalışmıştır.32 Başlangıçta

Büyük Britanya ardın da Fransa ile yapılan birleşmeler kendilerini korumak amacıyla yapılmıştır.33

İngiltere ve Fransa ile yapılan bu ittifaklar Belçika’nın bağımsız olmasına neden olmuştur. Birbirine düşman olan bu iki büyük deniz devleti arasındaki dostluk ve ittifak bağının sağlanması ve korunması, büyük oranda Belçika’nın bağımsız olma şartına bağlı olmuştur. Şöyle ki Belçika’nın kurulmasında etkili olan bütün devletler, Belçika’nın tarafsızlığını ve burayı Avrupa devletleri askerlerinin girişine yasaklayarak, askerî sınırların dışında kalacağını ilan etmişlerdir. Eğer Belçika’nın tarafsızlığı ortadan kalkarsa bütün Avrupa’yı savaşa sürükleyecek bir kıvılcıma

26 Belçika’nın bu şekilde kalelerinin etrafını bilezik halkası gibi çeviren muhkem surlar yapmasında 7 seneden beri harbe hazırlık içerisinde olması etkili olmuştur. Bu dönemde 110.000’den fazla askerin infak ve idaresi başarılı bir şekilde sağlanmıştır. BOA, HAT, 1215/47599.

27 Uçarol, Siyasi Tarih (1789-2001)¸ s. 55.

28 Mehmet Temel, “XIX. Yüzyılda Osmanlı-Belçika Ticari İlişkileri”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Dergisi, C. 15-S.27, Haziran 2012, s. 247-263;Deniz, a.g.t., s.56-82; Mehmet Temel, “Osmanlı Devleti’nin Belçika’dan Hafif Silah İthalatı”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 4, S. 8, Güz 2008, s. 42.

29 Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, “Belçika”, C. 3, s. 1391.

30 Belçika’da kanal-su taşımacılığı 1574 km. uzunluğunda olup, ülke yolcu ve yük taşımacılığında oldukça önemli bir yere sahiptir. Başlıca kanallar; Abert Kanalı, Willebroele Kanalı, Charleroi Kanalı ve Gent Kanalı’dır. Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi, “Belçika”, C. 3, s. 1392.

31 BOA, HAT, 1215/47599. 32 BOA, HAT, 1215/47599.

(7)

Turkish Studies

neden olabilirdi. Belçika’nın bağımsızlığına yapılabilecek her hangi bir müdahalede Batı

Avrupa’daki dengeleri ortadan kaldıracaktır.34

Avrupa’da ortaya çıkabilecek bir savaş neticesinde nasıl ki Osmanlı Devleti’nin barış ve istikrarını korumak için takip etmiş olduğu denge politikasını doğuda yürütmesi mümkün değilse, aynı şekilde Belçika’nın bağımsızlığının sağlanamaması durumunda Avrupa’nın batısındaki denge siyasetinin de ortadan kalkacağı açıktır. İki devletin halkı birbirinden uzak ve ülkelerinin kuvvet ve kudret yönüyle birbirine zıt olmasına rağmen, ikisinin de topraklarını koruyabilmesi Avrupa devletleri arasındaki sulh ve asayişin sağlanmasından geçmiştir. Osmanlı Devleti aleyhinde düşman tarafından taarruz yapılsa ve bunun için dışarıdan askerî kuvvet istenilmesi lazım gelse, Belçika

Devleti’nin o anki durumuna bağlı olarak böyle bir destekte bulunabileceği belirtilmiştir.35

Osmanlı Devleti’nin istikrarının korunması, onun her zaman tabiî müttefiki olan Belçika’nın lehine olacağı açıktır. Belçika Devleti’nin istikrarının sağlanması da Osmanlı Devleti tarafından dostluğun gereği olarak kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan İngiltere ve Fransa da Belçika’nın dostudurlar. Bu iki devlet Belçika üzerinde kendi emellerini gerçekleştirmek

için bir hırs içerisine girerek çatışma ortamı oluşturmaktan kaçınmışlardır.36

Belçika’yı oluşturan topluma baktığımızda tek bir milletten oluşmadıklarını görürüz. Belçika, Latin ülkeleriyle Cermen ülkeleri arasındaki yer almakta olup halkı bu iki milletten oluşmuştur. Bir kısmı “Valon” diye adlandırılan ve Fransa’nın kuzeyinde kullanılan kaba bir Fransızca ile konuşmaktadır. Diğer bir kısmı da Almanya’nın kuzeyindeki lisanın aksamından sayılan “Flamand” lisanını kullanmaktadır. Valon yani Fransız lisanını konuşanlar genel nüfusun yarısına yakınken, Flamand lisanıyla konuşanlar bütün nüfusun yarısından fazladır. Bu lisanların her ikisini de kullanan bir kısım insanlar bulunduğu gibi halis Almanca konuşan da vardır. Buradaki milletlerin birbirleriyle olan irtibatları ve mülkî işlerin yapılması eşitlik prensibine uygun

olarak düzenlenmiştir.37

2. Dük De Braban’ın İstanbul’u Ziyaret Etmesi

Osmanlı Devleti’nin 1837 yılında Belçika’yı tanımasının ardından başlayan ilişkiler muhtelif zamanlarda imzalanan dostluk ve ticaret anlaşmalarının imzalanması ve yinelenmesiyle devam etmiştir. İki devlet arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerin artarak devam etmesinin sonucunda karşılıklı olarak elçilerin atandığı ve çeşitli ziyaretlerin yapıldığı görülmüştür.

1854-1860 yılları arasında Dük De Braban oldukça fazla seyahat yapmıştır. 19. yüzyılda moda olduğu üzere bu yolculuklarından bazıları kültürel ya da eğitim gezileri şeklinde olurken, bazıları da sağlık nedenleriyle veya akrabalarına nezaket ziyaretleri için gerçekleştirilmiştir. Babası I. Leopold’ün yerine 1865’de kraliyete geçen II. Leopold, Avrupa’nın en çok gezen hükümdarlarından birisi olmuştur. Yolculuk esnasında ülkesinin ticari ve politik konularıyla da

ilgilenmiştir.38

34 BOA, HAT, 1215/47599. 35 BOA, HAT, 1215/47599. 36 BOA, HAT, 1215/47599.

37 BOA, HAT, 1215/47599; Şemseddin Sami, a.g.e., C. 2, s. 1339.

38 Sophie Basch, Leopold de Belgiuque (Futur Leopold II) Voyage A Consntantinople 1860, Editions Complexe, Bruxelles 1997, s. 7. Dük De Braban tarafından bizzat kaleme alınan notlar 1860 yılında İstanbul’a yaptığı ziyareti anlatan güzel bir örnektir. Bu ziyareti sırasında yolculuk esnasında gördüğü şeyler kaleme alınmıştır. Dük’ün İstanbul’u, Osmanlıyı ve Sultan’ı anlatan bu yazısı 38 yaşında kendisi tarafından kaleme alınmıştır. Bu seyahatinde İstanbul Boğazı’yla özellikle ilgilenmiş ve hatta Sultan Abdülmecid’in vurdumduymaz olduğundan bahsetmiştir. Daha sonra Belçika Kralı olan II. Leopold’ün gelecekteki düşüncelerini yansıtan ve kişiliğiyle ilgili bilgi veren bu notlar Sophie Bash tarafından kitaplaştırılmıştır.

(8)

Belçika Kralı I. Leopold’ün39 oğullarından Dük De Cambridge40 1854’te İstanbul’a gelmiş

ve 8-10 gün kadar kalabilmiştir. Belçika Kralının diğer oğlu ve veliahdı Dük De Braban ise 1855 yılında Kudüs’ü ziyaret etmek üzere Osmanlı Devleti’ne gelmiştir. Dük De Braban bu ziyareti sırasında ilk durak yeri olarak Yafa’ya gelmiş ve oradan da Kudüs’e geçmiştir. Daha sonra Dük Braban’ın zevcesi ve maiyeti Nablus, Hayfa, Beyrut, Şam, Baalbek, Trablus, Kandiye, Hanya, Resmo, Beyrut, Kıbrıs, Rodos, Sünbüllü, Girit, Sisam, Sakız adası şeklinde süren yolculuk esnasında gittiği her yerde törenle karşılanmış ve her türlü ihtiyaçları en iyi şekilde giderilerek misafir edildikten sonra aynı şekilde törenle uğurlanmıştır. Dük De Braban’a, Osmanlı Devleti’nin dostu olan Belçika Kralı I. Leopold’un oğlu olması nedeniyle gezip görmek istedikleri yerlerin gösterilmesi sırasında büyük bir özen gösterilmiştir. Bu seyahatten duyulan memnuniyeti göstermek için Belçika Kralı I. Leopold, Osmanlı Devleti’ndeki bazı devlet adamlarına çeşitli

rütbelerden nişanlar göndermiştir.41

Osmanlı Devleti ile Belçika arasındaki ilişkiler bir yandan mütekabiliyet esasına göre ticaret antlaşmalarının yapılması ve konsolos atamaları şeklinde devam ederken diğer yandan Dük De Braban’ın 1858 yılında bir kızının ve 1859’da da bir oğlunun dünyaya gelmesi sonrasında Osmanlı Padişahının Belçika Kralına gönderdiği namelerle devam etmiştir.

11 Ağustos 1858 tarihinde Brüksel Maslahatgüzarı Diran Bey tarafından Hariciye Nezareti’ne takdim olunan arizanın tercümesinde özetle şöyle denilmiştir; Dük De Braban’ın bir kız evladı dünyaya geldiğinden dolayı bu vak’anın tebrikini içeren Padişaha ait mektup, Belçika Kralına verilmek üzere Belçika Devleti Umûr-ı Ecnebiyesi Nazırı Baron De Viriner’e teslim

edilmiştir.42 18 Haziran 1859’da Belçika Kralı tarafından Osmanlı Padişahına gönderilen namenin

tercümesinde genel olarak şunlar söylenmiştir; Oğlumuz Dük De Braban’ın eşi Düşes cenablarının bir oğlu dünyaya gelerek, Leopold Ferdinand ile Albert Marri isimleri ve Kont Dohenyo unvanlarıyla isimlendirildiği padişaha arz edilmiştir. Bu olayın kraliyet hanedanlığının devamı açısından öneminden bahsedildikten sonra böyle önemli bir hadise nedeniyle hâsıl olan mutluluk

Osmanlı Padişahıyla paylaşılmak istenmiştir.43

39 Saxe Coburglu I. Leopold, Dükası Fransuva’nın oğludur. 1790 yılında doğmuş, 1808’den 1814 yılına kadar Rusya’nın askeri hizmetlerinde bulunmuştur. 1816’da sadece bir sene birlikte yaşadığı Prenses Şarluti ile evlenerek İngiliz tâbiiyetini kabul etmiştir. 1831’de Belçikalıların ayaklanması üzerine Belçika Kralı olarak seçilmiştir. Ertesi yıl Fransa Kralı Lui Filib’in kızı Luyize Durliyan ile evlenmiş ve Fransa’nın yardımlarıyla Belçika Krallığını Felemenk’e karşı müdafaa etmiştir. İyi bir kanun hazırlayarak farklı etnik unsurlardan uluşan milletini memnun etmiş, iyi bir şekilde memleket idare ederek halkının memnun olacağı güzel hareketlerde bulunmuştur. 1865’te öldükten sonra yerine oğlu Brabant Dükası, II. Leopold ismiyle halefi olmuştur. II. Leopold da babası gibi tebasını memnun etmiştir. Şemseddin Sami, Kâmusu’l-A’lâm, C. 6, İstanbul, 1316 , s. 4066.

40 Dük De Cambridge aynı zamanda İngiltere Kraliçesinin amcasının oğlu olup çok kısa bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Varna’ya hareket etmek üzere İstanbul’dan ayrılmıştır. 11 Mayıs 1854’te İstanbul’a gelen Dük De Cambridge’i karşılamak üzere Ali Galip Paşa Sultan Abdülmecid tarafından görevlendirilmiştir. Padişah tarafından kendisine 18 Mayıs 1854’te Beylerbeyi sarayında onur ziyafeti verilen Dük De Cambridge’in İstanbul ziyareti hakkında daha fazla bilgiye ulaşılamamıştır. Besim Özcan, “Kırım Harbi Sırasında Bazı Avrupalı Devlet Adamlarının Osmanlı Ülkesini Ziyaretleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, (OTAM), S. 9, 1998, s. 288-289, 292-293. 41 Belçika Kralı Leopold’ün gönderdiği nişanlar başta Umûr-ı Hariciye Nazırı Fuat Paşa’ya olmak üzere kimi devlet adamlarına takdim edilen rütbeler şu şekilde sıralanmıştır; Grand Kordon, Grand Officier, Commandeur, Officier ve Şövalye. Özcan, a.g.m., s. 294-301.

42 “Dük De Braban cenablarının tevellüd eden kerimesinden dolayı tebriki hâvi Haşmetlü Belçika Kralına olarak gönderilen name-i hümayun Belçika Devleti Umûr-ı Ecnebiye Nazırı’na teslim eylediği ve Belundal maddesine dair verilen karar-ı kat’iyeyi devlet-i müşarünileyhaya tebliğ etmiş olduğu ifadâtına dair Belçika maslahatgüzarı Diran Bey’den varid olan iki kıt’a tahriratın tercümeleri menzur-ı âli-i hazreti padişahiye buyurulmak için arz ve takdim kılındığı beyanıyla…” Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Hariciye, 158/8415, L. 3, Diran Bey tarafından 8 Temmuz 1858 tarihinde Hariciye Nezareti’ne arzedilen ve oradan da padişaha arzolunmak üzere 11 Ağustos 1858’de sadarete takdim olunan arizenin tercümesidir.

43 “Oğlumuz Dük De Braban’ın zevcesi Düşes cenablarının bir oğlu dünyaya gelerek Leopold Ferdinand ile Albert Marri isimleri ve Kont Dohenyo unvanıyla tesmiye kılındığının bilcümle Belçika’nın hareminde olduğu ferde sur-i şedmaniyle

(9)

Turkish Studies

3 Şubat 1860’da Brüksel Maslahatgüzarı Diran Bey tarafından Hariciye Nezareti’ne gönderilen tahriratın tercümesinde ise, Kont Arinbol de Dölezlin Belçika Devleti’nin Dersâdet sefiri olarak tayin edildiği bildirilmiştir. Osmanlı Devleti nezdinde halihazırda ikamet eden Belçika Devleti’nin elçisi Mösyö Hanri Solonis’in eşinin İstanbul’un su ve havasına uyum sağlayamadığı için Solonis Lizbon’a görevlendirilmiş ve yerine Kont Arinbol de Dölezlin Dersâdet’e tayin olunmuştur. Yine Diran Bey tarafından gönderilen tahriratta belirtildiğine göre, Mösyö Solonis’in Atina’ya tek başına gittiği bir sırada sıtma hastalığına yakalandığı Yunanistan’ın Hariciye Nazırı tarafından kendisine bildirildiğini ifade etmiştir. Kont’un Belçika Devleti tarafından İstanbul’a yeni elçi olarak atanması Hariciye Nezareti tarafından 21 Şubat 1860’da Sadaret’e ve oradan da 22 Mart

1860’da Padişaha arzedilerek onayı alınmıştır.44

Dük De Braban Belçika’nın kolonizasyonu ilgili 17 Şubat 1860’da senatoda siyasi, ekonomik ve dış ticareti ilgilendiren konular üzerinde bir konuşma yapmıştır. Yapılan tartışmaların ardından Belçika’nın koloni kurmaya devam etmesi gerektiği savunulmuştur. Daha sonra Braban Dük’ü Doğu ile Batı arasında bir köprü oluşturmak amacıyla İstanbul yolculuğuna çıkmıştır. 1860 Ramazan ayında İstanbul’a gerçekleşen bu seyahat, Dük’ün 22 Mart 1860’da Brüksel Sarayı’ndan ayrılmasıyla başlamış ve 20 Nisan 1860’da İstanbul’dan dönüşüyle sona ermiştir. Yaklaşık 20 gün kadar süren bu yolculuktan Prens biraz memnun kalmamıştır. Bu yolculuk Prens’in doğuya yaptığı

ilk yolculuğu olmayıp, daha önce Akdeniz çevresinde Mısır ve Filistin’e gitmiştir.45

Dük’ün 1860 yılının ilkbaharında İstanbul’a yaptığı bu yolculuğu seyahat amacıyla mı yapılmıştı, ya da siyasi bir misyonu mu içermekteydi. İstanbul’a yapılan bu yolculuk gelecekte Belçika’nın Kralı olacak olan Leopold II için ihmal edilmemesi gereken entrika dolu önemli hususlar içermiştir. Küçük bir devletin gelecekteki menfaatini ve bekasını koruması açısından, yani bir diğer ifadeyle İstanbul’a yapılacak olan bu seyahatle Kıbrıs’ın, Girit’in ve diğer Ege Adaları’nın sömürge altına alınması düşünülmüştür. Ancak 1830’da Belçika gibi bağımsız olan Yunanistan da stratejik konumu nedeniyle Ege Adalarını ele geçirmek istemiştir. Belçika da aynı yerleri sömürge kolonizasyonuna dahil etmek istediği için yukarıda da belirttiğimiz gibi bu yolculukla ilgili

memnuniyetsizlik Dük tarafından dile getirilmiştir.46

taraf-ı müstecem’ul-şeref cenab-ı padişahilerine arz ve iş’arına müsaraat ederiz. Ötedenberi kemal-i iştiyakle arzu olunan ve hakkında bir muhabbet-i halisane ve umumiyenin delaleti ibraz olunmuş olan işbu vak’anın gerek hanedan-ı kralımız ve gerek mevdu’-ı yed-i idaremiz olan milletin ahval-i istikbaliyesince menafi-i külliyeden bulunduğu derkardır… Bu vesileyle zat-ı hazreti şehriyarilerine olan ihtiramat-ı faika ve mevalat namütegayyiremizle tecdid ve te’yidine mübarat eyleriz. BOA, İ. HR, 172/9342, L.1, 7 R 1276 (M. 3 Kasım 1859) tarihinde Belçika sefirinin padişahın huzuruna kabulü sırasında, 18 Haziran 1859 tarihinde Belçika Kralı tarafından Osmanlı Padişahına gönderilmiş olan namenin tercüme suretidir.

44 Osmanlı Devleti’nin Belçika nezdindeki Brüksel elçisi Diran Bey, yeni elçi Kont Arinbol de Dölezlin hakkında bazı bilgiler vermiştir. Buna göre Kont, Belçika’nın diğer bazı devletler nezdinde bulunan elçiliklerinde çeşitli görevlerde bulunarak kendisini yetiştirmiştir. Daha sonra müsteşarlık unvanını alarak Viyana elçiliğinde 10 sene vazife yaptıktan sonra İstanbul’a elçi olarak gelmiştir. Yapılan tahkikatlar sonucunda 40 yaşında olan Kont Arinbol muteber bir aileden gelmekte olup, iyi bir terbiye görmüş ve nazik bir kişiliğe sahiptir. Viyana’dan büyük ailelerden birinin kızıyla evlilik yapmıştır. BOA, İ. HR, 174/9509, L.1, 2, 3 Şubat 1860 tarihinde Brüksel elçisi Diran Bey tarafından Hariciye Nezareti’ne gönderilen tahriratın tercümesidir.

45 Basch, a.g.e., s. 7.

46 Her şeyden önce Osmanlı Devleti’nin Rus Çarı Nicolas’ın ifadesiyle Avrupa’da “hasta adam” olarak görülmesi Belçika’nın Kıbrıs, Girit ve Doğu Akdeniz’deki Ege Adaları’na göz dikmesine neden olmuştur. Paris’teki Parizyen Gazetesi’nin yazarı olan Edmond About 1860 yılında “Avrupa’nın Yeni Haritası” adlı makalesinde, Osmanlı Devleti’nin değişik milletlerden oluşmuş bir devlet olduğunu belirttikten sonra Osmanlı Devleti’nin o günkü durumu içeren bir yazı kaleme almıştır. Osmanlı Devleti’nin İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından dikkatle izlenildiği ve bu durumun Jön Türklerin yaptığı ihtilale kadar devam ettiği belirtilmiştir. Bu konuyla ilgili bkz. Basch, a.g.e., s.7- 12.

(10)

Dük De Braban’ın (II. Leopold)47 Osmanlı ülkesini ikinci kez ziyaret etmesi, önceki

seyahatinden 5 yıl sonra 1860’da Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a olmuştur. Müstakbel Belçika Kralının İstanbul’a yapacağı bu seyahat Osmanlı Devleti’nde büyük bir ilgi ve merak uyandırmıştır. II. Leopold henüz daha prens iken neden tekrar Osmanlı Devleti’nin hem de başkentine gelmişti. Acaba II. Leopold seyahat amacıyla mı yoksa sömürge arayışı için mi İstanbul’a gelmişti.

Dük De Braban’ın İstanbul’a yapacağı bu ziyaret Belçika basınında geniş yer almıştır. Ziyaretin asıl amacının Osmanlı Devleti’nin iki önemli adası olan Kıbrıs ve Girit’in alınmak

istenmesiyle ilgili çeşitli yazılar yazılmıştır.48

Belçika Kralının büyük oğlu ve veliahdı Braban Dükü II. Leopold, İstanbul’a gelmek üzere 22 Mart 1860’da Brüksel Sarayı’ndan ayrıldıktan sonra Avusturya İmparatorluğu’na ulaşmıştır. Viyana sefiri Kalimaki Bey’in 26 Mart 1860 tarihinde Hariciye Nezareti’ne gönderdiği telgrafın

tercümesinde özetle şöyle denilmiştir:49 “Dük De Braban dün akşam buraya geldi. Kendisini itibar

ve nüfuz sahibi bir kişiye yakışır bir şekilde karşıladıktan sonra İstanbul ziyaretiyle ilgili padişahın resmi davetini kendisine ilettim. Prens, padişahın bu davetini büyük bir memnuniyetle kabul etti. Osmanlı Devleti’ne yapacağı bu seyahatin iki devlet arasındaki ilişkileri daha da geliştirecek bir dış netice sağlama emelinde olduğunu ve kendi zatına ait olan hususa gelince her halde saltanat-ı seniyye tarafından dostluğa yakışır bir muamele ile karşılama yapılacağını bildiğinden bu konuda teslimiyette bulunacağını söyledi. Prens, Viyana’dan ayrılarak 31 Mart 1860 Cumartesi günü Tuna üzerinden hareket ederek Dersaadet’e 7 Nisan Cumartesi günü ulaşacaktır. Dük De Braban bu seyahatinin Ramazan ayına denk gelmesi nedeniyle Müslüman bir ülke olan Osmanlı Devleti’nde padişahın ve halkın oruç tutacağını bildiğini ve bundan dolayı Dersaadet’te bulunduğu süre içerisinde bir gün bile endişe etmediklerini belirtmiştir. Geldiklerinde kendileri için kalacak yer, yiyecek, içecek, giyecek elbise ve binek için hayvan temini vs. gibi konularda Dersaadet’te ikamet ettikleri süre içerisinde en iyi şekilde istirahat etmeleri hususunda her türlü kolaylığın saltanat-ı seniyye tarafından sağlanacağını ve bunun için tereddüt etmelerine gerek olmadığını söyledim. Prens bu teminatımdan dolayı gayet memnun ve müteşekkir oldu ve ardından da Dersaadet’te ikameti için hiçbir tedarikinin olmadığından bahisle, bunların her nasıl ve şekilde padişah tarafından sağlanırsa o şekilde kabul edeceği emelinde olduğunu söyledi. Dük De Braban’ın ikametine Tarabya Kasrı’nın münasip görünmesi ve diğer hususlar hakkındaki irade-i seniyyenin derhal telgraf ile bildirilmesini rica ederim. Prens’e en kısa sürede cevap vermeyi vadetmiş

47 II. Leopold’ün tam adı Louis Philippe Marie Victor olup 1865-1909 yılları arasında Belçika’nın 2. Kralı olarak hükümdarlık yapmıştır. Tahta, babası I. Leopold’ün ölümünden sonra geçmiştir. II. Leopold, Brabant Dükü ve Kongo İmparatoru olarak da bilinir. Kendisinden sonra ise tahta yeğeni I. Albert Kral olarak geçmiştir.

48 Kıbrıs ve Girit’te bir Belçika kolonisi oluşturma planı 1837 ile 1878 tarihleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. 1878 Berlin Antlaşması’nın yapıldığı bir tarihtir. Afrodit Adası’nın yönetiminin İngilizlerce yönetimi meselesi de bu antlaşmada yer almıştır. 1837 ile 1878 tarihleri arasında Belçikalılar 40 yıllık bir monarşi ile yönetilmişlerdir. Sonuçta 1837’den itibaren Edouard Blondeel Van Cuelebroeck İskenderiye Konsolosu olarak Kıbrıs adasının satış şartlarını ortaya koymuştur. 1845’te I. Leopold Belçika’daki Maliye Teşkilatına başvurmuştur. Kıbrıs’ın satış koşullarıyla ilgili kendi durumlarını ve alıp alamayacaklarıyla ilgili olarak Maliye Teşkilatı’yla görüşmeler yapmıştır. Ortaya çıkan sonuca göre bunun için henüz erken olduğu ve yeterince tartışılmadığı için bu proje reddedilmiştir. 1876 yılının tamamını II. Leopold Akdeniz meselesine ayırmıştır. Bu aynı zamanda Abdülaziz’in de ilgilendiği bir konudur. 2 Temmuz 1860 tarihinde Henri Solvyns isimli Belçika elçisi İstanbul’a gelmiştir. Daha sonra bu kişi ülkesini Londra’da tanıtmıştır. Ülkesinin ekonomik, sosyal, politik özelliklerini Londra anlatmıştır. 27 Haziran 1876’da Hector Catoir bu adalarla ilgili bir anlaşma önerisinde bulunmuştur. Bu anlaşmayla adanın 90 yıllık bir süreliğine koloni olarak kullanması ileri sürülmüştür. Bu durum hem Osmanlı büyük elçileri hem de Osmanlı Hariciyesi’nce kabul edilmemiştir. Böylece Leopold II’nin Akdeniz’le ilgili hayalleri sona ermiştir. Basch, a.g.e., s. 18, 21, 28.

49 BOA, İ. HR, 175/9566, L. 2, Hariciye Nezareti’ne 26 Mart 1860 tarihinde Kalimaki Bey’den gelen telgrafın tercümesidir.

(11)

Turkish Studies

olduğumdan, Viyana’dan hareket edeceği günün bir gün öncesi Cuma gününün akşamına kadar bu konuda cevap bekleniyor olacaktır”.

26 Mart 1860 tarihinde Viyana Sefiri Kalimaki Bey’le Dük De Braban arasındaki görüşmeden sonra Dük kendi notlarına şunları yazmıştır; “Dünyada bir hastayı ziyaret etmek gerekir. Fakat bu konu beni ilgilendirmiyor. Çünkü ben sempatik bir kişiyim. Oysa Belçika bir endüstri, finans ve ticaret merkezi olarak önemli bir yere sahiptir. Bu yolculuk o nedenle beni

ilgilendirmiyor. Ama Belçika’yı ilgilendiriyor.50

Osmanlı Devleti’nin dostu olan Belçika Kralı I. Leopold’un oğlunun İstanbul’a yapacağı bu ziyaret ile ilgili olarak Viyana’da yapılan görüşmeler sonucunda buradaki Osmanlı elçisi Kalimaki Bey’in Sultan Abdülmecid’in resmi davetini Prens Dük De Braban’a iletmesinin ardından bu teklif büyük bir memnuniyetle kabul edilmiştir. Daha sonra bu ziyaretle ilgili olarak Prens’in yol güzergâhı ve İstanbul’da en iyi şekilde misafir edilmesiyle ilgili olarak detaylı bilgiler verilmiştir.

Avusturya İmparatoru Kalas’a kadar Dük De Braban’ın binmesi için hususi bir vapur tayin etmiştir. Prens, Peşte’den ayrılarak 2 Nisan Pazartesi günü hareket edecek ve Kalas’a 5 Nisan Perşembe günü ulaşacaktır. Viyana sefiri Kalimaki Bey’in 31 Mart 1860 tarihli telgrafından anlaşıldığına göre, Prens bu şekilde Kalas’tan Dersaadet’e her zamanki işleyen posta vapurlarına yetişemeyecektir. Bundan dolayı Kalimaki Bey tarafından Prens’e saltanat-ı seniyyenin kendisi için Kalas’a bir vapur gönderebileceği teklif edilmiştir. Ardın da bu vapurun gönderilip

gönderilemeyeceği Kalimaki Bey tarafından telgrafla sorulmuştur.51 Bunun üzerine Tersâne-i

Âmire’den Beyrut adındaki vapur Dük De Braban için Kalas tarafına gönderilmiştir.52

Braban Dükü’nün geleceği haber alınır alınmaz karşılanması ve merasim yapılması için saltanat-ı seniyye tarafından teşrifât-ı hariciyeden Kamil Bey görevlendirilmiştir. Bu amaçla Kamil Bey ve Dersaadet’teki mukîm Belçika elçisi daha önce Tersane-i Âmire’den Kalas tarafına gitmek üzere görevlendirilen Beyrut adındaki vapura binerek geçen Salı günü Dersaadet’ten hareket etmişlerdir. Aynı şekilde Rumeli Eyaleti Vali Kaymakamlığı’na tayin edilmiş olan Abdi Paşa da

önceki Salı günü Dersaadet’ten hareket ederek görev yerine ulaşmıştır.53

Prens, akrabası olan Avusturya İmparatoru François Joseph’le görüştükten sonra 1 Nisan 1860’da Viyana’dan ayrılarak Peşte’ye ulaşmıştır. Burada Tuna üzerinden vapurla yoluna devam eden Braban, 3 Nisan 1860’da Belgrat’tan Osmanlı topraklarına giriş yapmıştır. 6 Nisan 1860 tarihi saat 05:30’da Kalas’a geldikten sonra Prens’in notlarında özetle şunlar yazılmıştır; “Bizi iyi karşıladılar. Gemilerden karşılama için top atışları yapıldı. Mösyö Solonis orada bulunan Türkleri benimle tanıştırdı. Romanya’daki bizim elçimiz olan Couza İstanbul’da karşılanacağımı bana bildirdi. Elçimiz Solonis bana bu yolculukla ilgili gerekli bilgileri, nerede kalacağımı ve bana ne şekilde yardımcı olunacağı konusunda bilgi verdi”. Prens ertesi günü saat 04:00’da Dersaadet’ten

gelen Beyrut vapuruyla yoluna devam etmiştir.54

Beyrut vapuru İngiliz yapımı olup 5 büyük topu ve 160 mürettebatı bulunmaktaydı.

Kalas’tan vapurla İstanbul’a doğru yapılan yolculuk Prens’in notlarında şöyle yer almıştı;55 “ Bu

50 Basch, a.g.e., s. 36.

51 BOA, İ. HR, 175/9566, L. 1, 09 N 1276 (M. 31 Mart 1860) tarihli Viyana Sefiri Kalimaki Bey’in Belçika kralının büyük mahdumunun Dersaadet’e gelmek üzere bulunduğu ve icra olunacak merasimle hakkında Hariciye Nezareti’ne gönderdiği telgrafın tercümesidir.

52 Ceride-i Havadis, 21 Ramazan 1276 (M. 12 Nisan 1860), Cuma, Nr.: 983.

53 Ceride-i Havadis, 13 Ramazan 1276 (M. 4 Nisan 1860) Perşembe, Nr.: 982; Ceride-i Havadis, 21 Ramazan 1276 (M. 12 Nisan 1860), Cuma, Nr.: 983.

54 Basch, a.g.e., s. 40-49. 55 Basch, a.g.e., s. 50-51.

(12)

seyahatte Kamil Bey ve Hüseyin Paşa da bana refakat ederek İstanbul’a gitmek üzere Karadeniz’e doğru açıldık. Bu vapurda seyahat benim için hoştu. Vapurda bulunan insanlar yeterli donanıma sahiptiler. İçlerinden bazıları zenci, bazıları beyazdı. Ama hepsi vapur tayfasındandı. Vapur o kadar da pis değildi. Kaptan ve mürettebat birlikte hareket etmelerine rağmen zaman zaman kaptan mürettebata bağırıyordu. Tulça’dan itibaren Tuna Nehri’nin genişliği 30 metreyi geçmiyordu. Bu yolculuk zaman zaman sıkıntılı zaman zaman da hoş geçmesine rağmen kimi zaman da tayfalar arasında bağrışmalar oluyordu. Her şeye rağmen iyi bir yolculuk oldu. 8 Nisan’da gemimiz arızalandı. Fakat hemen tamir edildi. Gemi bozulunca biraz elim kolum bağlandı, sıkıntıya girdim. 24 saat hiçbir şey yemedim ve içmedim. Fakat yaptığımın da bir delilik olduğunu kabul etmem gerekir. Aç, susuz, tehlikeli bir yolculuk olduğunu ve bunun bir çılgınlık olduğunu kabul etmem gerekir.”

Belçika Kralı Veliahdi Braban bir önceki hafta Viyana’ya vardıktan sonra buradan hareketle Eflak ve Boğdan’a da uğramıştır. Daha sonra kendisini karşılamak üzere gelen Kamil Bey ve Dersaadet’teki Belçika elçisiyle birlikte Terasane-i Âmire’den Kalas’a gönderilmiş olan Beyrut adındaki vapura binerek Ramazan ayının 17. Pazartesi günü 8 Nisan 1860’ta İstanbul’a

gelmiştir.56 Prens aynı gün Tophane-i Âmire’de Padişahın huzuruna kabul edilerek kısa bir süre

görüştükten sonra asıl resmi görüşmeleri yapmak üzere önceden kendisi için ikametgâh olarak tahsis edilen Emirgan Sahilsarayı’na gitmiş ve burada bir süre dinlenmiştir. Daha sonra Sultan Abdülmecid Emirgan Sahilsarayı’ına gelerek burada resmi karşılama töreni yapılmıştır. Ardın da iki devlet arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmek amacıyla bazı hususi görüşmeler

gerçekleşmiştir.57

Dük De Braban, Sultan’la özellikle ilgilenmiştir.58 Her şeyden önce Dük kendine özgü

özellikleri olan bir kişidir. Prens İstanbul’dayken Pera Palas’ta (Beyoğlu) kalmamış, boğazda

Emirgan Sahilsarayı’nda kalmıştır. Yolculuğun bir kısmı Ramazan Ayı’na denk gelmiştir.59

Prens İstanbul’a gelişini kendi yazdığı notlarında şöyle anlatmıştır;60 “ Nihayet sabah saat

04:00 civarında Karadeniz göründü. Vapur 10 saat sonra Boğaz’a girdi. Bu benim 25. doğum günüm, hiç unutmayacağım. Vapur birkaç kez batma tehlikesi atlattı. Bizim kaptan birkaç kez dönmek istediyse de başarısız oldu. Boğaz kesinlikle güzeldi. Her yerde Türk etkisinin hissedileceğini beklerken, İtalyan damgası Boğaz’a vurulmuştu. Vapur yavaş yavaş ilerlerken Constantinople görünüyordu. Marmara Denizi’ne doğru ilerlerken Boğaz ve Constantinople tam anlamıyla harikaydı. Saat 15:00 civarında bizi karşılamak üzere Büyük Amiral Mehmed Ali Paşa ve Hariciye Nazırı Fuad Paşa bizim vapura çıktılar. Fuad Paşa oldukça kabiliyetli birisine benziyordu. Mehmed Ali Paşa’nın kayığı ile Tophane’ye çıktık. Sahilin her iki tarafında askerler dizilmiş, toplar patlıyor, askeri bando çalıyordu. Sultan benden önce beni karşılamak için iskeleye gelmişti. Karşılamadan sonra salona girdik. Merdivenlerin üstünde küçük bir kanepe vardı. Sultan onun üstünde oturmam için beni çağırdı. Bizim dışımızdaki herkes ayakta kaldı. Fuad Paşa tercümede Sultan’ın benden övgü dolu sözlerle bahsettiğini aktardı. Sultan’ın bana ve babama karşı büyük saygısı vardı. Babamın sağlığını sordu. Ramazan ayının sonuna kadar burada kalmamı

56 Ceride-i Havadis, 21 Ramazan 1276 (M. 12 Nisan 1860), Cuma, Nr.: 983.

57 Ceride-i Havadis, 21 Ramazan 1276 (M. 12 Nisan 1860), Cuma, Nr.: 983; Takvim-i Vekâyi, 5 Şevval 1276 (M. 26 Nisan 1860) Def’a 584. II. Mahmud döneminde 1831’de çıkarılmaya başlanan Takvim-i Vekâyi, Türk basın tarihinin ilk Türkçe gazetesidir. Bkz. Uğur Akbulut, “Osmanlı Basın Tarihine Bir Katkı: Gazetelerin Yayınlanma Amaçları Üzerine (1831-1876)”, TURKISH STUDIES -International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic-,Volume 8/5, Spring 2013, www.turkishstudies.net, DOI Number : http://dx.doi.org/10.7827/TurkishStudies.4914, p. 35-36.

58 Burada Dük De Braban’ın, Abdülmecid’le ilgili boyunu, huyunu, karakterini ele alan bir yazısı vardır. Genç yaşta padişah olduğunu, tarzını, cömertliğini vs. anlatan bir yazı kaleme almıştır. Bkz. Basch, a.g.e., s. 15.

59 Basch, a.g.e., s. 16. 60 Basch, a.g.e., s. 51-52.

(13)

Turkish Studies

istedi. Beklenmedik bir engel olmadığı sürece kabul ettim. Her cümlenin sonunda uzun bir sessizlik oluyordu. Sessizlik çok uzun oldu, benim İmparatorluğa önceki ziyaretimden bahsediyordu. Ben yanımda getirdiğim kişileri tanıttım. Sultan onlara baktı ama hiç bir şey söylemedi. Fuad Paşa konuşmalarımızı son derece saygılı bir şekilde çevirerek tercümanlık yaptı. Sonunda Fuad Paşa kalacağım yere nasıl gitmek istediğimi sorunca, ben ayrılma vaktinin geldiğini fark ettim ve Sultan’la birlikte iskeleye doğru gittik. Sultan merdivenlerin önünde biraz Fransızca bildiğini söyleyerek benimle konuştu. Ama cesareti yoktu. Sultan aslında gerçekten iyi Fransızca konuşuyordu. Yarın Sultan beni görmek istiyordu. Çirkin ve hastalıklı görünen Sultan, büyük ayakkabılar giymiş ve heybetli gibi duruyordu.”

Dük, Sultan Abdülmecid’in yanından ayrıldıktan sonra Beyrut vapuruyla ikameti için ayrılan Emirgan Sahilsarayı’na dönmüştür. Yine kendi notlarından; “soğuk ve rüzgârlı bir havada Boğaz’a doğru geri çıktık. Bizim için ayrılan Emirgan Sahilsarayı’na geldik. Saray oldukça büyük ve rahat. İyi ki benim kaldığım odada ısınmak için soba var. Kaldığım daire küçük. Her yerde şişeler, bardaklar, fincanlar var. Fuad Paşa tarafından benim için hazırlatılmış ve hepsinin ambalajları benim için açıldı. İngiliz ve İtalyan büyükelçileri de yanımda bulunmaktaydı. Güzel bir yemek yedikten sonra akşam dışarıda mehter takımı bir gösteri yaptı. Sultan’ın bir kayığı benim

kaldığım yerin önünde bekledi.61

Ceride-i Havadis Gazetesi’nde yer alan habere göre, Prens’in İstanbul’daki görülmeğe değer olan tarihi eserleri gördükten sonra çok kalmayıp geri döneceği yazılmıştır. Prens’in İstanbul’u ziyareti sırasında o havalide 5 gün kadar şiddetli bir şekilde lodos rüzgârı esmiştir. Bu nedenle de Akdeniz’den İstanbul’a bir anda 500 kadar ticaret gemisi gelerek bunlar boğazdan geçiş

yapmışlardır. Bunların çoğu Karadeniz’e geçerek, yarısı Tuna tarafına gitmiştir.62

Prens kendi yazdığı notlarında Boğaz’ı, İstanbul’u ve Türklerin misafirperverliğini şöyle anlatmıştır; “10 Nisan 1860 günü bütün devlet erkânı bizi terk ederek Cuma namazı kılmaya gittiler. Akşamleyin Bebek’te Fransız Koleji’nde onları yemeğe davet ettim. Sultan’ın mola verdiği bir yerde atları gördüm. Bu atlardan birkaç tane aldık. Boğazın yukarısına çıktık. Burada kapalı olmayan pek çok kadınlar vardı. Türklerden çok burada Rumlar ve Yunanlılar vardı. Rum Papazları bizi iyi karşıladılar ve Türklerin gösterdiği misafirperverliği onlar da gösterdiler. Kilisede ibadetten sonra divana oturdum. Boğazı seyrettim. Manzara eşsizdi, boğaz gerçekten çok harikaydı, uzun zaman onu temaşa ettim. Sicilya, Messina ve Palma adalarından sonra gördüğüm en güzel manzaraydı. Daha sonra Sultan bizi bir saat kabul etti ve bir saat görüştük. Sultanın bu davranışı hakikaten takdire şayan, tahminlerin de ötesindedir. Saat 14.30’da bir kayıkla Pera’ya hareket ettim. Oraya varışım aşağı yukarı 1 saat sürdü. Hava harikaydı. Gecenin yağmuru göğü temizlemişti. Berrak bir hava vardı. Bu arada Haliçte 3 tane Türk köprüsü gördük. Tophanede karaya çıktık. Peraya yöneldik. Burası sokağıyla, gelip geçeniyle, tozuyla, toprağıyla, kedisiyle, köpeğiyle tam bir doğululuğunu bana gösteriyordu. İşte boğazın yukarısında geniş bahçeli bir İngiliz Konsolosluğu Pera’da bulunmaktaydı. Sir H. Bulwer buranın konsolosuydu. Bu konsolosla sohbet edip yiyip içtik. Daha sonra 16.30’da buradan ayrılarak Pera’dan Galata’ya indim. Galata İstanbul’da ve boğazda önemli bir yere sahiptir. Burada Türkler ve Araplar başta olmak üzere her çeşit insanı görmek mümkün. Ulaşım hem faytonlarla hem de vapurlarla yapılmaktaydı. Ticaret gerek boğazda olsun gerek Haliç’te olsun, İstanbul ve Galata için önemli bir unsurdu. Buraya

gemilerin gelip dağıtım vs. yapması beni oldukça etkiledi. 63

11 Nisan 1860’da Sultan, misafiri Dük De Braban’ı Dolmabahçe Sarayı’na davet ederek sarayı gezdirmiştir. “Sabahleyin kaldığım sarayda kalktım. Hamama gittim. İyi bir şekilde

61 Basch, a.g.e., s. 52.

62 Ceride-i Havadis, 21 Ramazan 1276 (M. 12 Nisan 1860), Cuma, Nr.: 983. 63 Basch, a.g.e., s. 52-53.

(14)

dinlendim. Tıraşımı oldum. Hamamın suyu bazen sıcak bazen soğuk akıyordu. Sarayda bazen sıcak bazen soğuk oluyordu. Benim kaldığım oda güneye bakıyor ve sarayın bahçesini görüyordu. Gece ve sabahleyin yağan yağmur gülleri ve çiçekleri capcanlı hale getirdi. Kuşların da daha canlı ve şen şakrak ötmelerini sağladı. Hem bitkiler hem de hayvanlar için iyi bir yağmur oldu. Yine kayıkla hareket ettik. Bu kez Sultan beni Dolmabahçe Sarayında karşıladı. Bu karşılamada Fuad Paşa da vardı. Sultan’ı koruyan birinci derecedeki muhafızlar kırmızı üniformalı, özel başlıklara sahip giysiler içerisindeydiler. Hep beraber sarayı gezdik. Burada Papa tarafından, Fransızlar ve Ruslar tarafından verilmiş hediyeleri gördüm. Sultan bir kanepenin üzerine oturdu. Fuad Paşa tercümanlığımızı yaptı. Sultan burada bana tercümana ihtiyaç duymadan Fransızca olarak kendi

dilleri Osmanlıcanın uluslararası bir dil olduğunu söyledi.64

Prens anlatmaya devam ediyor; “Daha sonra Sultan’a Palma adasında isyan olduğunu bildiren bir telgraf verildi. Sultan ve tüm erkân ayağa kalktı. Sarayı gezmeye devam ettik. Bayram kutlamalarının yapıldığı salonu bana gösterdi. Fakat hoşuma gitmeyen bir şey oldu. Ermeni mühendis burası için 8 ile 10 Milyon Frank arası bir para harcamış. Sultan her tarafa saray yapmış. Niye bu kadar para harcadığı beni şaşırttı. Aynı zamanda İtalyan mimarların yaptığı eserler de var. Her tarafı sarayla doldurmuş. Bu kadar para harcamaması lazım. Paytak paytak bir ördek gibi yürüyen bu Sultan bir şey yemediğini gülerek şöyle söyledi: “20 günden beri oruç tutuyorum, bir şey yemiyorum, sen yiyip içiyorsun ama ben senden dincim” dedi ve bunun için bana güldü. Daha sonra saçlarındaki beyazları bana gösterdi. Beni merdivene kadar yolcu etti. Ondan müsaade aldım. Beni gelecek Cuma yapılacak olan gösteriye davet etti. Daha sonra Fuad Paşa’yla oradaki camiyi ziyaret ettim. Diğer tarafta caminin yanında haremin binaları vardı. Bu iyi niyetli Sultan’ın huzuruna çıkmak basit hale gelmiş. Bu durum oldukça üzüntü verici. Fakir olmalarına rağmen saray vs. için çok para harcamışlar. Bu ziyaret çok anlam dolu bir ziyaretti. Zavallı Türk bütün bunlara rağmen hala ayakta. Ordu güzel fakat asker parasız, halk fanatik, yönetim sağır, kör. Sultan

biraz deli dolu bir halde.65

“Fuad Paşa da bu ortama ayak uydurmuş olan yetenekli bir tilki görünümünde. Doktor gibi görünen egemen devletler ilaç yerine uyuşturucu vererek hasta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun ölmesini beklemekteler. Karadağ, Sırbistan ve diğer milletler imparatorluktan ayrılacaklar. Tanrı bu duruma acısın. İmparatorluğun durumu genç yaşta sıtma hastalığına yakalanmış genç bir kız görünümünde. Sultan’ı ziyaretimden sonra atla İstanbul’u gezdim. İstanbul’un sokaklarının çoğu fakirlik ve pislik içindeydi. Evler çok perişan durumdaydı. Bu durum beni çok etkiledi. Ama bu durum doğunun aynı zamanda özelliğini yansıtmaktaydı. Fakat çarşılar çok hoştu ve hareketliydi, camiler çok güzeldi. Ayasofya’nın oraya geldim. Burada Yunanlılardan kalma iki eser vardı. Pek çok kadınla karşılaştık. Bunların bir kısmı açık, bir kısmı kapalıydı. Tekrar akşam saat 6.30’da

saraya döndük.66

Dük De Braban 11 Nisan Cumartesi gecesi Dolmabahçe Tiyatroy-u Hümayunu’na davet

edilerek bütün vezirler dahi orada hazır bulunmuştur.67 Dük kendi notlarında bunu şöyle

anlatmıştır;68 “Beyrut Vapuruyla Sultan’ın sarayına geldik. Fuad Paşa ve Sadrazam Kamil Paşa

merdivenlerde beni karşıladıktan sonra Sultan’ın odasına götürdüler. Alçak gönüllü ve zavallı Sultan misafiri için kapıyı kendisi kapattı. Sultan Abdülmecid beni kardeşi Abdülaziz’le tanıştırdı. Sultan Abdülmecid iyi huylu, yumuşak bir kişi olarak tanınırken, Abdülmecid daha sert mizaçlı birisi olarak tanınmakta. Tiyatroda İngiliz Büyükelçisi Bulwer, Fransız Büyükelçisi Markiz La Valette ve Avusturya temsilcisi de vardı. Ben Sultan ile İngiliz Büyükelçi Sir H. Bulwer arasında

64 Basch, a.g.e., s. 54. 65 Basch, a.g.e., s. 55. 66 Basch, a.g.e., s. 56.

67 Ceride-i Havadis, 27 Ramazan 1276 (M. 18 Nisan 1860), Nr.: 984. 68 Basch, a.g.e., s. 56-58.

(15)

Turkish Studies

merkezde oturuyorum. Sultan bizimle devamlı olarak Fransızca konuştu. İngiltere’ye çok samimi dostluk mesajları verdi. İngiltere’nin verdiği destek nedeniyle onlara çok şey borçlu olduklarını söyledi. Eski bir dost olan Belçika’ya da dostluk mesajları verdi. İlerlemek için Sultan’ın büyük reformlar yapma arzusunda olduğunu farkettim. Sir H. Bulwer, Sultan’ı Suriye konusunda bilgilendirmek ve ekonomi konularında tavsiyelerde bulunmak için söz verdi. Sultan bunun için teşekkür etti ve gizli bir rapor olarak bunları yazmasını istedi.”

Dük De Braban 14 Nisan tarihli notlarında Haliç’i ve Osmanlı filosunu görmek için kayıkla

gezdiğini belirttikten sonra özetle şunları yazmıştır;69 “Türk filosunu tanımak ve Haliç’in

güzelliğini görmek için kayıkla dolaştım. Türk filosu pek çok fırkateyn ve korvetten oluşuyor. Sadece bir veya iki tane yelkenli var. İmparatorluğun tam geliri bilinmiyor. Devletin kasasına 350 milyon Frank girdiğini duydum. Filo için çok para gerekir. Ordu 100 bin ile 130 bin asker arasında değişiyor. Ödenek oldukça yetersiz. Ortaya çıkan sorunlar ve kaos idarenin dikkatsiz ve bozukluğunu sembolize ediyor. Türk halkı saygın ama hükümeti yönetenler buraya her taraftan sığınan rezil Avrupalılarla temas geçtiklerinden bozulmuşlar. Türk yönetimi çok kötü ve bu ellerdeki imparatorluğun yönetiminden şikayet olamaz!. Yönetimdeki görevliler fiziksel olarak dejenere olmuşlar; hemen hepsi çirkin, şişko, topal ve çarpık bacaklı. Akşama sarayda diplomatik davetteyim. İngiliz Elçisi Bulwer, Prusya Elçisi Kont Goltz ve Rus Elçisi Prens Lobanof ile Sultan, Abdülaziz, Başmabeynci Necip ve Sadrazam Ali Paşa var. İngiliz Elçisi ile Prusya elçisi İmparatorluğun gelirlerini 250 milyon Frank olarak değerlendirdi.”

18 Nisan’da ise Belçika Kralının veliaht oğlu olup seyahat amacıyla bu tarafa gelmiş olan Dük De Braban’a birinci rütbeden bir kıta Mecidiye nişan-ı hümayunu ihsan buyurulmuştur. Aynı

gün Osman Bey’e de yeniden vezirlik rütbesi ile meclis a’zâlığı verilmiştir.70

Dük’ün İstanbul’da bulunduğu sırada Ramazan ayının 27. Perşembe günü Kadir gecesi olması nedeniyle, Sultan Abdülmecid’in Tophane-i Âmire Cami’ne gideceği güzergah fener ışıklarıyla süslenerek aydınlatılmıştır. Her yerde top ve fişek şölenleriyle çok gösterişli törenler yapılarak bu ayda önceki Ramazan ayları gibi en iyi şekilde kutlamalar yapılmıştır. Daha sonra Padişah Tophane Cami-i Şerifine gelmiştir Ardın da Padişah namaz kıldıktan sonra geri

dönmüştür.71

Belçika Kralının veliahd oğlu Dük De Braban’ın bu defa Bursa’ya kısa süreli seyahat etmek üzere gideceği öğrenildiğinden dolayı Bursa Mutasarrıfı’na 18 Nisan 1860 tarihinde bir şukka gönderilerek haberdar edilmiştir. Bursa Mutasarrıfı’na gönderilen emirnamede, Prens’in Padişahın çok özel misafiri olması sebebiyle gerekli olan merasim ve hazırlıkları yapması için Necip Efendi hususi olarak Bursa’ya gönderilmiştir. Prens’in Bursa’da 3 veya 4 gün kadar ikamet edeceği düşünülerek, kendisine şehirde bulunan en iyi konağın hazırlanması gerektiği belirtilmiştir. Bu amaçla Bursa’nın en elverişli hanesinin Hükümet Konağı olduğu işitilmesinden dolayı buranın veyahut daha elverişli imkânları olan ileri gelenlerden birisinin hanesinin hazırlanması istenmiştir. Prens için tahsis olunacak odada temizce döşeme bulunmuyorsa hemen oradan münasip şeyler satın alınarak çabucak döşetilmesi ve akçesinin mal sandığından karşılanarak defterinin de İstanbul’a gönderilmesi bildirilmiştir. Veliahd Dük İstanbul’dan deniz yoluyla doğru Mudanya İskelesi’ne çıkacaklarından Bursa Mutasarrıfı’nın ve burada bulunan memurlar ile şehrin ileri gelenlerinden münasip olanların resmi kıyafetleriyle adı geçen iskeleye gelerek resmi bir karşılama merasimi yapılması istenmiştir. Bu nedenle bu merasimin yapılması için lüzumu kadar biraz asker ve zaptiye oluşturduktan sonra orada bulunan hayvanlar içerisinden en kuvvetli ve iyicesinden bir atın Prens’e verilmesi, maiyetinde bulunanlar ve yükleri için dahi gereği kadar atların hazırlatılması

69 Basch, a.g.e., s. 58-61.

70 Ceride-i Havadis, 27 Ramazan 1276 (M. 18 Nisan 1860), Nr.: 984. 71 Ceride-i Havadis, 27 Ramazan 1276 (M. 18 Nisan 1860), Nr.: 984.

Referanslar

Benzer Belgeler

PULMONER ALVEOLER M‹KROL‹T‹YAZ‹S: OLGU SUNUMU PULMONARY ALVEOLAR MICROLITHIASIS: CASE REPORT.. Mine GAYAF Birsen fiAH‹N Ifl›l KARASU

Ülkemiz için endemik bir hastal›k olan brusellozun birçok de¤iflik semptom ve bulgu ile kendisini gösterebilme özelli¤i nedeniyle olgular, sadece infeksiyon hastal›klar›

Çalışmada farklı girdi kombinasyonları kullanılmış, aylık alansal ortalama yağış, sıcaklık ve 3 aya kadar gecikmeli alansal ortalama yağış girdileri ile

Oysa başka romanla­ rında aynı şey, bu kadar radikal biçimde söz konusu değil.. - Kimseye anlatamadım

Zaman geçtikçe ve başka tür feminizmleri keşfettikçe Duygu Asena ile feminizme yaklaşımım örtüşmemeye başladıysa da hep onun kadınların bugün

Koca Yaşar, seni elbette çok seven, yere göğe koya­ mayan çok sayıda dostların, milyonlarca okuyucun ve ardında koca bir halk var.. Ama gel gör ki onların

3- Sol aşil tendon kesildikten sonra cerrahi işleme ilave olarak hidrofobik poli (laktik asit-ko-glikolik asit) ile destekli onarım yapılan 1.ayda sakrifiye edilecek

Horizontal göz hareketlerinin düzenlendiği inferior pons tegmentumundaki paramedyan pontin retiküler formasyon, mediyal longitidunal fasikül ve altıncı kraniyal sinir nükleusu