SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANABİLİM DALI
ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ BİLİM DALI
KIRDA SİYASAL DAVRANIŞ
(ÇUKUROVA BÖLGESİ ÖRNEĞİ)
Vahit ÇALIŞIR
DOKTORA TEZİ
DANIŞMAN
Prof. Dr. Abdullah KOÇAK
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANABİLİM DALI
ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ BİLİM DALI
KIRDA SİYASAL DAVRANIŞ
(ÇUKUROVA BÖLGESİ ÖRNEĞİ)
Vahit ÇALIŞIR
DOKTORA TEZİ
DANIŞMAN
Prof. Dr. Abdullah KOÇAK
ÖNSÖZ
İlk olarak baştan sona, tez konusunun seçiminden, tezin tüm aşamalarında desteğini, yardımını ve en önemlisi sabrını benden esirgemeyen Tez Danışmanım Sn. Prof. Dr. Abdullah KOÇAK’ a teşekkür ederim. Son derece meşakkatli süreçlerim de bana olan inancını yitirmediği için tez danışmanlığının ötesinde bir liderlik örneği de sergilediğini muhakkak söylemeliyim.
Tez süresince moral ve motivasyonumu artırmanın yanında sonuca ulaşmada teşvik edici yaklaşımları ile sevgili hocam Prof. Dr. Abdullah TOPÇUOĞLU’ na da çok şey borçluyum. Bu tezin nihayete ulaşmasında verdiği tüm emekler için teşekkür ederim.
Sevgili Hocam, Doç. Dr. Susran Erkan EROĞLU ve Doç. Dr. Hasan BOZGEYİKLİ’ nin teknik destek ve yardımları için de teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu tezin başladığında henüz tek çocuğumuz varken bitişinde 3 kocaman yavruyu bensiz büyüten sevgili eşim Pelin ÇALIŞIR’ a teşekkür etmek çok basit kalıyor. Sonsuz minnettarlığım ile kendisine ve bana sabır gösteren yavrularım Yıldızece, Aybegüm ve Hasan Fatih’e çok teşekkür ediyorum.
Sahada bana lojistik destek konusunda yardımını esirgemeyen sevgili kardeşim Samet KORKMAZ’ ın emekleri ihmal edilemeyecek kadar önemlidir. Kendisine tüm desteği için teşekkür ederim.
Son olarak akademisyen kimliğine ek olarak uzun yıllar siyaset yapmış olan ve siyasal davranış konusunda saha deneyimlerini benimle paylaşarak tezimin saha bütünlüğünü sağlayan Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR ve Doç. Dr. Hasan Murat MERCAN’ a verdikleri destekler için çok teşekkür ederim.
ÖZET
Siyasal Davranış, bireylerin içinde bulundukları siyasal sistem içerisinde değişik etmenlere bağlı olarak sergiledikleri siyasa ile alakalı tüm davranışları işaret etmektedir. İnsanların çevreden etkilenmemeleri mümkün değildir. Bu nedenle her siyasal davranışın altında sosyal yaşam ve sosyal etkileşimler yer almaktadır.
Bireylerin, aile ile başlayan sosyal sermaye gelişimlerinin daha sonra mahalle, okul, iş ve sosyal yaşamlarının etkisi ile genişlediği ve siyasal davranış üzerinde etki düzeylerinin farklılaştığı bir gerçektir. İnternetin gelişimi ile birlikte artan sosyal medya gücünün kitlesel medya araçlarına eklenmesi ile birlikte son derece farklı bilgi edinim kaynakları ortaya çıkmıştır.
Tüm bunlar, bireylerin ve bireylerin oluşturduğu toplulukların siyasal kültür yapısında ciddi etkiler meydana getirmiştir. Bilgiye erişim yöntemlerindeki yenilikler, sezgisel değerlendirmenin ötesine geçerek bilgiye dayalı bir değerlendirme yolu ile siyasal davranışın şekillenmesine neden olmuştur.
Günümüzde kent merkezine yoğunlaşmış nüfusun siyasal davranışını incelemek hususunda araştırmacılar oldukça gönüllü iken kırsalda bu davranışın incelenmesi ihmal edilir hale gelmiştir. Sosyal sermayenin kırsalda gelişimi, bilgiye erişim kaynaklarının çeşitlenmesi, kitle iletişim araçlarının çeşitliliği, siyasal kültür ve bilgi değerlendirme yapılarını da değiştirmektedir. Bu çalışmanın ana amacı da kırsalda siyasal davranışı ve kültürü etkileyen faktörleri ortaya koyabilmektir.
Anahtar Kelimeler: Siyasal Davranış, Siyasal Kültür, Kitle İletişim Araçları, İnternet, Sosyal Medya, Sosyal Sermaye, Siyasal Bilgi
Öğre
n
cin
in
Adı Soyadı Vahit ÇALIŞIR Numarası 0714121031001
Ana Bilim/Bilim Dalı
HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANABİLİM DALI
ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ BİLİM DALI Danışman Prof. Dr. Abdullah KOÇAK
Tezin İngilizce Adı RURAL POLITICAL BEHAVIOR: ÇUKUROVA REGION EXAMPLE
SUMMARY
Political Behavior refers to all attitudes act by individuals related to politics depending on the various factors within the political system that they live in. It is not possible not to be effected from environment for human beings. Therefore, there are social life and social interactions beneath all political behaviors.
It is a fact that social capital development of the individuals started from the family expands through effects of the school, occupation and social life and differentiates the effect levels on political attitudes. Addition of social media power to mass media means in line with the developments in internet caused extremely different sources of gathering information to be occurred.
All of these caused serious effects on the political culture structures of the individuals and the communities composed by the individuals. Innovations on methods
of access to information lead to shaping the political attitudes passing beyond intuitive evaluation of the information as knowledge-based information analysis.
Contemporarily, while social researchers are very keen to investigate the political behaviors of the population condensed in city centers, the investigation of this behavior in rural regions became neglected. The Development of Social Capital in Rural Areas, Diversification of Access to Information Tools, Diversification of Mass Media Means are all changing the structures of political culture and analyzing information. The main objective of this study is to put the factors that are effecting political behavior and culture in rural areas.
Key Words: Political Behavior, Political Culture, Mass Media, İnternet, Social Media, Social Capital, Political Knowledge
İÇİNDEKİLER
TEZ KABUL ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. ÖNSÖZ ... III ÖZET ... IV SUMMARY ... V İÇİNDEKİLER ... VII TABLOLAR LİSTESİ ... XI ŞEKİLLER LİSTESİ ... XV KISALTMALAR ... XVI GİRİŞ ... 1 1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE ... 3 1.1 Siyasal Davranış ... 3
1.1.1 Siyasal Davranışların Açıklanmasında Sosyo-Ekonomik Faktörler ... 9
1.1.2 Siyasal Davranışlarına Etki Eden Psikolojik Etmenler ... 13
1.2 Siyasal Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar ... 16
1.2.1 Sosyolojik Yaklaşım ... 16
1.2.2 Sosyo-Psikolojik Yaklaşım ... 21
1.2.3 Ekonomik Yaklaşım ... 26
1.3 Siyasal Kültür ... 29
1.3.1 Sınırlı (Parochial) Siyasal Kültürler ... 33
1.3.2 Tâbi (Subject) Kültürler ... 33
1.3.3 Katılımcı (Participant) Kültür ... 33
1.3.4 Diğer Siyasal Kültür Gruplandırmaları ... 34
1.4.1 Kırsal Yaşam ve Sosyal Sermaye ... 36
1.4.2 Siyasal Kültür ile Sosyal Sermaye Kavramlarının Karşılaştırılması ... 38
1.5 Siyasal Davranışta Siyasal Bilginin Önemi - Yanlış Algı Kavramı ... 39
1.5.1 Yanlış Algının Tanımı ... 41
1.5.2 Yanlış Algı Düzeltme Araştırmaları ... 42
1.6 Kitlesel Medya ve Siyaset Üzerindeki Etkisi ... 44
1.6.1 Kitlesel Medyanın Gündem Belirleme Gücüne Yönelik Tartışmalar . 45 1.6.2 Medya-Kanaat Önderleri ve Bilginin Kırsalda Akışı ... 47
2. ARAŞTIRMA METODOLOJİSİ ... 49 2.1 Araştırmanın Amacı ... 49 2.2 Araştırma Soruları ... 49 2.3 Araştırmanın Önemi ... 51 2.4 Araştırmanın Varsayımları ... 52 2.5 Araştırmanın Kısıtları ... 52 2.6 Araştırma Sahası ... 53
2.7 Araştırma Sahasının Siyasi Geçmişi ... 56
2.8 Araştırma Yöntemi ... 58
2.9 Araştırmanın Tasarımı ... 58
2.10 Evren ve Örneklem ... 58
2.11 Veri Toplama Aracı ... 59
2.12 Veri Analizi ... 59
2.12.1 Gruplandırılarak Belirlenen Değişkenler ... 59
2.12.2 Kullanılan İstatistiksel Yöntemler ... 63
2.12.3 Kullanılan İstatistik Teknikleri ... 63
3.1 Demografik Yapı ... 67 3.1.1 Cinsiyet ... 68 3.1.2 Yaş ... 69 3.1.3 Gelir ... 70 3.1.4 Eğitim Durumları ... 71 3.1.5 Meslek Grupları ... 72 3.1.6 Sosyal Güvenlik ... 73 3.1.7 Medeni Durum ... 74 3.1.8 Siyasal Kimlik... 74 3.2 Siyasal Davranış ... 76
3.2.1 Cinsiyetin Siyasal Davranış Türü İle İlişkisi ... 82
3.2.2 Eğitim Durumunun Siyasal Davranış Türü ile İlişkisi ... 83
3.2.3 Siyasal Kimliğin Siyasal Davranış Türleri ile İlişkisi ... 84
3.3 Kitlesel Medya ve Sosyal Sermaye ... 87
3.3.1 Cinsiyet ve Sosyal Sermaye ... 92
3.3.2 Eğitim Durumu ve Sosyal Sermaye ... 93
3.3.3 Siyasal Kimlik ile Sosyal Sermaye ... 94
3.3.4 Yaş ile Sosyal Sermaye ... 96
3.4 Siyasal Bilgiye Erişim ve Siyasal Bilgi Düzeyleri ... 98
3.4.1 Cinsiyet ve Siyasal Bilgi Düzeyi İlişkisi ... 101
3.4.2 Eğitim Durumunun Siyasal Bilgi Düzeyi ’ne Etkisi ... 102
3.4.3 Siyasal Kimlik ile Siyasal Bilgi Düzeyi Arasındaki İlişki ... 103
3.4.4 Sosyal Sermayenin Siyasal Bilgi Düzeyi Üzerindeki Etkisi ... 105
3.5 Siyasal Katılım Düzeyleri ... 107
3.5.2 Siyasal Kimliğin Siyasal Katılımda Etkisi... 109
3.5.3 Yaş ile Siyasal Katılım Arasındaki İlişki ... 111
3.5.4 Eğitim Durumu ile Siyasal Katılım Arasındaki İlişki ... 112
3.6 Siyasal Tercihler ... 114
3.6.1 Katılımcıların Siyasal Tercihleri ... 114
3.6.2 Katılımcıların Siyasal Tercihlerine Göre Araştırma Sonuçlarının Karşılaştırılması ... 119
3.6.3 Katılımcıların Başkanlık Sistemine Göre Araştırma Sonuçlarının Karşılaştırılması ... 125
3.7 Çukurova Kırsalında Siyasal Kültür ... 131
4. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME... 133
4.1 Araştırmanın Özeti ... 133
4.2 Bulgulardan Elde Edilen Sonuçlar ... 134
4.2.1 Çukurova Kırsalında Elde Edilen Demografik Veriler... 135
4.2.2 Siyasal Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar ve Çukurova Kırsalı ... 136
4.2.3 Çukurova Kırsalında Siyasal Bilgiye Erişim ve Siyasal Bilgi Düzeyi ... 139
4.2.4 Çukurova Kırsalında Kitlesel Medya ve Sosyal Sermaye ... 141
4.2.5 Çukurova Kırsalında Siyasal Katılım ... 144
4.2.6 Çukurova Kırsalında Siyasal Kültür ... 146
4.2.7 Çukurova Kırsalında Siyasal Tercihler ... 146
4.3 Çukurova Kırsalında Siyasal Davranışın Genel Görünümü ... 150
4.4 Gelecek Araştırmalar İçin Öneriler ... 152
KAYNAKÇA ... 155
EK – ANKET ... 170
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1 Rasyonel Tercih Yaklaşımının Diğer Yaklaşımlardan Farkları ... 28
Tablo 2 Araştırma Sahasında Yıllara Göre İl Nüfusları, 2012-2015 ... 53
Tablo 3 Araştırma Bölgesinde Kent ve Kır Nüfusları (2013) ... 54
Tablo 4 Cinsiyet Dağılımı ... 68
Tablo 5 Cinsiyetin İllere Göre Dağılımı ... 68
Tablo 6 Yaş Gruplarının Dağılımı ... 69
Tablo 7 Gelir Dağılımı ... 70
Tablo 8 Katılımcıların Eğitim Durumları ... 71
Tablo 9 Mesleklere Göre Dağılım ... 73
Tablo 10 Sosyal Güvenlik ... 73
Tablo 11 Medeni Durum ... 74
Tablo 12 Siyasal Kimlik Dağılımları ... 75
Tablo 13 Cinsiyete Göre Siyasal Kimlik Dağılımları ... 75
Tablo 14 Eğitim Durumuna Göre Siyasal Kimlik Dağılımları ... 76
Tablo 15 Katılımcıların Oy Verme Alışkanlıkları ... 77
Tablo 16 Sürekli Aynı Partiye Oy Verme Nedenleri ... 78
Tablo 17 İdeoloji Temelinde Oy Verme Nedenleri ... 79
Tablo 18 Başka Partilere de Oy Verme Gerekçeleri ... 80
Tablo 19 Katılımcıların Sergiledikleri Siyasal Davranış Türleri ... 81
Tablo 20 Cinsiyete Göre Siyasal Davranış Türlerinin Dağılımı ... 82
Tablo 21 Eğitim Durumuna Göre Siyasal Davranış Türlerinin Dağılımı ... 83
Tablo 22 Eğitim Durumu - Siyasal Davranış Grubu Ki-Kare Testi ... 84
Tablo 24 Siyasal Kimlik - Siyasal Davranış Türü Ki-Kare Testi ... 85
Tablo 25 Siyasal Gelişmelerin Takip Edildiği İletişim Kanalları ... 87
Tablo 26 TV İzleme Alışkanlıkları ... 88
Tablo 27 Sosyal Medya Takip Alışkanlıkları ... 88
Tablo 28 Kanaat Önderleri ile İletişim ... 89
Tablo 29 Kanaat Önderlerine Danışma ve Karar Alma Durumları... 90
Tablo 30 Siyasal Tartışma Mekânları ... 90
Tablo 31 Sosyal Sermaye Puanlamaları ... 91
Tablo 32 Cinsiyet ve Sosyal Sermaye Dağılımı ... 92
Tablo 33 Cinsiyet ve Sosyal Sermaye Arasında Ki-Kare Testi ... 93
Tablo 34 Eğitim Durumu ve Sosyal Sermaye Yapısı ... 93
Tablo 35 Eğitim Durumu ve Sosyal Sermaye Yapısı arasında ki-kare testi ... 94
Tablo 36 Siyasal Kimlik ve Sosyal Sermaye Yapısı Dağılımı ... 95
Tablo 37 Siyasal Kimlik ve Sosyal Sermaye Değişkenleri Arasında Anova Testi ... 96
Tablo 38 Yaş ile Sosyal Sermaye Durumu Dağılımı ... 97
Tablo 39 Yaş ile Sosyal Sermaye Yapısı arasında Anova Testi ... 98
Tablo 40 Siyasal Bilgiye Erişim Kanalları ... 98
Tablo 41 Sosyal Medya Kullanım Durumları ... 99
Tablo 42 Siyasal Hayata İlişkin Kitap Okuma Alışkanlıkları ... 99
Tablo 43 Siyasal Bilgi Düzeylerinin Dağılımı ... 100
Tablo 44 Cinsiyet ve Siyasal Bilgi Düzeyi Karşılaştırmalı Tablo ... 102
Tablo 45 Eğitim Grupları ile Siyasal Bilgi Düzeylerinin Karşılaştırılması ... 103
Tablo 46 Eğitim Düzeyi ile Siyasal Bilgi Arasında Anova Testi ... 103
Tablo 48 Siyasal Kimlik ile Siyasal Bilgi arasında Ki-Kare Testi ... 104
Tablo 49 Sosyal Sermaye ile Siyasal Bilgi Düzeyi Karşılaştırmalı Tablosu ... 105
Tablo 50 Sosyal Sermaye Grupları ve Siyasal Bilgi Düzeylerine Ait Ki-Kare Testi ... 106
Tablo 51 Sosyal Sermaye ve Siyasal Bilgi Düzeyi Arasında Korelasyon Testi 106 Tablo 52 Siyasal Katılım Puanlarına Ait Frekans Tablosu ... 107
Tablo 53 Cinsiyet ile Siyasal Katılım Karşılaştırmalı Tablosu... 108
Tablo 54 Cinsiyet ile Siyasal Katılım Puanları Arasında Korelasyon Testi ... 109
Tablo 55 Siyasal Kimlik ve Siyasal Katılım Puan Karşılaştırmalı Tablosu ... 109
Tablo 56 Siyasal Kimlik ve Siyasal Katılım Arasında Korelasyon Testi ... 110
Tablo 57 Yaş Gruplarına Göre Siyasal Katılım Dağılımı ... 111
Tablo 58 Yaş ile Siyasal Katılım Arasında Korelasyon Testi ... 112
Tablo 59 Eğitim Durumu ile Siyasal Katılım Grupları Karşılaştırmalı Tablosu ... 113
Tablo 60 Eğitim Durumu ile Siyasal Katılım Arasında Korelasyon Testi ... 113
Tablo 61 7 Haziran 2015 Seçimlerinde Tercih Edilen Partiler ... 115
Tablo 62 1 Kasım 2015 Seçimlerinde Tercih Edilen Partiler ... 115
Tablo 63 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimlerinde Oy Dağılımları ... 116
Tablo 64 Başkanlık Sistemine Bakış ... 117
Tablo 65 Başkanlık Sistemi İle 1 Kasım Seçimleri Arasında Çapraz Tablo .... 117
Tablo 66 Bugün Genel Seçim Olsa Tercih Edilecek Partiler ... 118
Tablo 67 1 Kasım Seçimleri ile Bugün Seçim Olsa Tercih Edilecek Partiler Arasında Dağılım ... 119
Tablo 68 Siyasal Kimlik Gruplarının Parti Tercihleri ... 120
Tablo 70 Tercih Edilen Partilere Göre Sosyal Sermaye Puan Grupları ... 122
Tablo 71 Parti Tercihlerine Göre Siyasal Bilgi Düzeyi Dağılımı ... 123
Tablo 72 Parti Tercihlerine Göre Siyasal Katılım Düzeyleri ... 124
Tablo 73 Siyasal Kimliklere Göre Başkanlık Sistemine Destek ... 126
Tablo 74 Siyasal Davranış Gruplarının Başkanlık Sitemine Bakışları ... 127
Tablo 75 Sosyal Sermaye Gruplarının Başkanlık Sistemine Bakışları ... 128
Tablo 76 Siyasal Bilgi Düzeylerine Göre Katılımcıların Başkanlık Sitemine Bakışları ... 129
Tablo 77 Siyasal Katılım Puanlarına Göre Katılımcıların Başkanlık Sistemine Bakışları ... 130
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 1 Araştırma Sahasında Nüfus Grafiği ... 53
Şekil 2Araştırma Bölgesinde Kent ve Kır Nüfusları (2013) ... 55
Şekil 3 Çukurova Bölgesi ... 55
Şekil 4 ADANA 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Seçim Sonuçları ... 56
Şekil 5 MERSİN 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Seçim Sonuçları ... 57
Şekil 6 OSMANİYE 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Seçim Sonuçları ... 57
Şekil 7 Yaş Gruplarının Dağılım Grafiği ... 70
Şekil 8 Gelir Gruplarının Dağılım Grafiği ... 71
Şekil 9 Çukurova Kırsalında Siyasal Yaklaşımların Dağılımı ... 82
Şekil 10 Sosyal Sermaye Puanlarının Dağılımı ... 91
Şekil 11 Siyasal Bilgi Düzeylerinin Dağılımı ... 101
KISALTMALAR
AB : Avrupa Birliği
Ak Parti : Adalet ve Kalkınma Partisi AP : Adalet Partisi
CHP : Cumhuriyet Halk Partisi GSYH : Gayri Safi Yurt İçi Hasıla HDP : Halkların Demokrasi Partisi MHP : Milliyetçi Hareket Partisi
da adaya destek vermeleri olarak eksik algılanmaktadır. Siyasal davranış siyasal tüm olaylara ilişkin insanların tutum ve davranışlarını ifade etmektedir. Siyaseti ilgilendiren tüm olayların kapsamı oldukça geniştir ve genelde insanlar bu geniş yelpazede kişisel arka planlarında elde ettikleri belli birikimler ile değerlendirmede bulunurlar. Bu birikimlerden bazıları siyasal bilgi, sosyal sermaye ve siyasal katılım alışkanlıkları olarak sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmada yer alan veriler araştırmanın aradığı temel konular olarak ele alınmaktadır.
Günümüz siyasal davranış araştırmaları çoğunlukla şehir merkezlerine odaklanmaktadır. Ülkemizde batı literatürünün egemenliği altında sanayileşme sonrası şehir toplumlarına yönelik varsayımlar ile yapılan siyasal davranış ve siyasal tercih araştırmaları sadece tam anlamıyla şehirleşmiş ve kırsal davranışlardan arınmış şehir yapılarında anlamlı sonuçlar verebilmektedir.
Ancak, İstanbul ve İzmir gibi şehirleşme ve şehir kültürü ile yoğrulmuş kentlerin dışında kalan diğer iller (Ankara dâhil) ve çevrelerindeki kırsal bölgelerde bazı varsayımlar genelde anlamlı karşılıklar bulamamaktadırlar. Bu nedenle ülkemizde araştırma şirketlerinin genel seçimlere yönelik öngörüleri çoğunlukla seçim sonuçlarından çok daha farklı sonuçları işaret edebilmektedir. Ancak aksine yerel seçim sonuçlarının öngörülmesinde bu hata oranı oldukça azalmaktadır.
Kırsalda siyasal davranışın araştırılması siyasal davranış araştırmalarında ihmal edilen bir noktaya ulaşmak ile birlikte ülkemizde bu konunun araştırılmasının siyasal öngörülere oldukça önemli bir katkı sağlayacağı açıktır. Zira Çukurova gibi bölgelerde son derece modern şehirler imar edilmiş ve sanayileri de oldukça güçlenmiş olmasına rağmen toplumsal yapının kırsal özellikleri taşıdığı bilinmektedir.
Kırsal özellikler olarak ifade edilen husus, siyasal bilgi altyapısının, siyasal bilgiyi değerlendirme yöntemlerinin, kitle iletişim ve sosyal medya araçlarının kullanımı gibi faktörlerin şehir toplumlarından farklı olduğudur. Örneğin, şehirde
yaşayan ve döviz oranlarındaki artış ya da azalıştan ciddi zarar görebilecek biri için enflasyon rakamları, istihdam oranları, GSYH gibi makroekonomik göstergeler siyasi tercihlerini ekonomik açıdan etkilediği muhakkaktır. Kırsalda ise bu kavramlar ve göstergelerin işaret ettiği sorunları analiz edecek bir bilgi altyapısına sahip olmayan bir tarım insanının ekonomik beklentileri tarımsal destekler ile sınırlı kalarak siyasal tercihlerini buna göre belirleyebilmektedir.
Diğer bir örnek olarak şehir merkezlerinde şehir içi trafik sıkıntısı, imar uygulamaları gibi konular yerel seçimlerde ana belirleyici sorunlardan bazılarıdır. Ancak büyükşehir belediyesi için kırsalda oy kullanan seçmen grubunun siyasal tercihleri şehir içi ulaşım sorununa çözümden ziyade adayın milli ya da manevi değerlere olan tutumuna göre oluşabilmektedir.
1. KAVRAMSAL ÇERÇEVE 1.1 Siyasal Davranış
Tek bir tanımı olmamakla birlikte ilk olarak dar anlamda siyasal davranış, siyasal sistem içinde vatandaşların doğrudan ya da dolaylı olarak yöneticilerin seçimini ve kararlarını etkilemeyi amaç edinen eylemlerdeki görüşleridir (Çam, 1987: 283). Bu tanıma göre siyasal davranışın yegâne amacı seçimlerde kimin devleti yöneteceğine karar vermek ve bu yöneticilerin alacağı kararlarda etkili olmaktır.
Siyasal Davranışın tanımına ilişkin bir başka açısı da siyasal otorite ile olan bağlantısına yöneliktir. Buna göre siyasal davranış, bir toplumun üyesi ile o toplumdaki siyasal otorite arasındaki bir bağdır (Kalaycıoğlu, 1983: 10). Bireyin otonom karar ve tercihlerinin siyasal otorite üzerindeki etkisinden oluşan bir ilişkidir (Kalaycıoğlu, 1983: 10). Bu tanıma göre otoritenin kararlarına etki etme özelliği ön plana çıkarılmış ancak otorite olarak kimin tercih edileceği konusuna vurgu yapılmamıştır.
Ek olarak başka bir tanımda da vatandaşların siyasal sistem karşısındaki durumlarını, tutumlarını ve davranışlarını belirleyen bir kavram olarak tanımlanmakta ve siyasal davranışın basit bir meraktan yoğun bir siyasal eyleme kadar uzanan geniş bir tutum ve davranışlarından oluştuğu belirtilmektedir (Kapani, 1988: 40). Davranış konusunun etkilendiği faktör yelpazesinin genişliğine vurgu yapan bu tanım ayrıca bireylerin siyasal sisteme karşı tutum ve davranışlarının evirilme yöntemine de değinmektedir.
Bu tanımların daha da çeşitlendirilebileceğinden hareketle altı çizilmesi gereken önemli hususlardan biri vatandaşların siyasal dünya ile nasıl bir etkileşim içerisinde oldukları konusundaki dağılımların birçok bireysel farklılık sınıfından oluşmakta olduğudur (Mondak ve Halperin, 2008: 335-362). Daha açık söylemek gerekirse siyasal dünya ile vatandaşların etkileşiminde çeşitliliğinin sebebi, toplumu oluşturan bireylerin değişik sınıflardan olmalarıdır. Bu dağılımları oluşturan değişik faktörlere örnek olarak ekonomik, kültürel, sosyal çevreye dayalı aidiyet hissi gibi
birçok etmen sıralanabilir. Dolayısı ile yaşam boyu gerçekleşen olaylar siyasal davranışın sürecine etki eder.
Bir diğer ifadeyle siyasal davranışların öğrenilmesi ve uygulanması insanların hayatlarında belli dönemlerde başlayarak hayatlarının sonuna kadar devam eden ve çeşitli yaş dönemlerinde farklılıklar gösteren bir süreçtir. Özellikle bazı dönemler seçmen davranışı ve diğer siyasal davranışlar açısından önem arz etmektedir.
Siyasal davranış doğal olarak her ülkede farklılıklar gösterir. Ülkeden ülkeye değişen genel özelliklerin yanı sıra ülke içerisinde de bölgeden bölgeye, aynı bölge içinde kırdan kente farklılıklar gösterebilmektedir.
Örneğin, Türkiye’de “Siyasal Kutuplaşma” Cumhuriyet tarihinde siyasal hayatın ve siyasal davranışın dayanağı olmuştur. Bu anlamda Türkiye’de parti tercihleri ve oy verme motiflerini açıklamada baskın konumda olan yaklaşım “merkez - çevre” yaklaşımı (Mardin, 1973: 169-90)’tır.
Türkiye özelinde çevre (normal halk) muhafazakâr/sağ kanat partiler lehine oy kullanırken, merkezin (ülke yönetimine ilişkin doğrudan müdahil olan kesim) genellikle liberal/sol kanat partilere oy vermesini tartışmaktadır (bkz. Sayari, 1978: 39-57; Özbudun,1980: 107-43; Ergüder 1980-81: 45-81; Heper, 1988: 37; Kalaycıoğlu, 1994:402-24).
Mardin, geçmiş dönemlerde daha dini değerlerine bağlı seçmenlerin Adalet Partisini (AP), daha az dini değerlere bağlı ve etnik gruplardan oluşan cumhuriyetçi seçmenlerin de Cumhuriyet Halk Partisini (CHP) desteklediğini göstermiştir.
Şu anki mevcut siyasi koşullarda bu tür iki partili bir görünüm olmamakla birlikte sadece etnik grupların kendi siyasal hareketlerine odaklandıklarını ve AP yerini AK Partinin aldığını söyleyebiliriz.
MHP özellikle 1999 yılından sonra siyasetteki varlığını “Türk Kimliğini Koruma” vaadi ile güçlendirmeye başlamıştır. HDP’ nin de benzer bir tutum içerisinde özellikle “Kürt Kimliğini Koruma” vaadinde olduğu görülmektedir.
Siyasal Davranışın değişik faktörlerden nasıl etkilendiğine dair bilimsel araştırmalara da bakmakta fayda vardır. Diğer faktörlerin incelenmesi konusunda
Kalaycıoğlu’nun Sarıbay ile 1991 yılında gerçekleştirdiği çalışma yerleşim türleri ve sosyo-ekonomik statülerin zayıf bir etkisi olduğunda cinsiyet, formel eğitim ve dindarlığın parti tercihlerini tanımlamada kritik role sahip olduklarını işaret eder (Özcan, 2000: 506).
Yerleşim yerlerinin ve sosyo-ekonomik statülerin zayıf etkisi ifadesini tasvir edecek olursak bazı kentler hariç özellikle ilçe boyutundaki yerlerde ekonomik mesafelerin çok uzun olmadığı ve yerleşim yerinin siyasal boyutta etkisinin az olduğu kesimlerin ifade edildiği anlaşılmalıdır ve bu tür yerleşim yerlerinde cinsiyet, formel eğitim ve dindarlık etkenlerinin siyasal tercihleri belirlediğini söyleyebiliriz. Özellikle lokasyon olarak çok dezavantajlı olmayan belde ve köyler bu tür bir yapı içerisinde olabilirler.
Bir başka araştırmada Türkiye’de sınıf temelli seçmen davranışlarını inceleyen Özbudun ve Tachau (1975: 465-80) modernizasyonun sınıf çatışmalarını artırdığını ve dolayısı ile sınıf temelli siyasal davranışın ortaya çıkmasına neden olduğunu ifade eder. Benzer şekilde Heper ve Evin (1988:249-258), Heper (1988: 37: ve Ayata (1993: 41)) ‘da din ve sınıf kavramlarının Türkiye’de ana seçmen tercih tanımlayıcıları olduklarını ifade eder.
Siyasal Davranışa ilişkin araştırmalarda elde edilen sonuçlar bazı araştırmalarda birbiri ile çelişebilmektedir. Yukarıda ifade edilen bulgular ve iddiaların tersi kanıtların bulunduğu çalışmalar da bulunmaktadır (Kalaycıoğlu,1994:402-24) ve (Narlı ve Dirlik (1996: 125-51). Bazı araştırmalar siyasetin sadece sosyal sınıf çizgileri boyunca değil aynı zamanda merkez sağ ve merkez sol’ da ki desteğin azalmasına bağlı olarak ülkenin batısından doğusuna giden birisi gibi artan bir radikalleşme trendinin varlığını da göstermişlerdir (Özcan, 2000: 507).
1996 yılında Çaha ve arkadaşlarının yaptığı çalışmaya göre de parti liderlerinin partinin siyasi görüşü, ideolojisi, kadrosu, hedefleri, programı ve dini görüşlerinden parti üyelerinin tercihlerini şekillendirmede daha önemli olduğunu ortaya koymuştur (Çaha vd., 1996: 205-47). 1996’daki bu çalışmanın öngörüsü 2002 seçimlerinden bu yana kendini açıkça göstermektedir. Aynı çalışmada ilginç olan ise dini görüşün parti
görüşlerinin önem sırasında diğer faktörlere nazaran son sırada olmasıdır (Özcan, 2000: 507).
Yukarıda ifade edilen örneklerde görüldüğü gibi siyasal davranışı genellemek ve makro bakışın doğru öngörüler ortaya çıkarmasını beklemek özellikle alanda batı literatürünün hâkimiyeti düşünüldüğünde çok olası görünmemektedir. Merkezi yapılar (şehirler, metropoller… vb) kendi içlerinde sürekli gözlem ve seçim analizleri (seçim öncesi ve sonrası) ile değerlendirmeye sıkça alınmaktadır ancak ülkenin % 20’den fazlasının kırsalda yaşadığı düşünüldüğünde bu izlemeler % 20 civarında eksik verilere dayanan ülke genel görünümlerini ortaya çıkaracaktır.
Henüz kentleşmenin günümüzdeki düzeylere ulaşmadığı dönemde Ozankaya siyasal kültür özelinde kırsaldaki verilerin önemine şu şekilde vurgu yapmaktadır.
“Her siyasal düzen gibi demokratik siyasal düzenin de başarısı ve sürekliliğinin, bu düzenin temel değerlerinin ve kurumlarının toplumda ne ölçüde benimsendiğine bağlı olduğu göz önünde tutulursa Türkiye'de nüfusun büyük çoğunluğunu meydana getiren köylülerin siyasal kültürünü bilmenin teorik ve pratik öneminin ne kadar büyük olduğu kolaylıkla anlaşılır. (Ozankaya, 1971: i-iii)”
Ozankaya’nın bu ifadeyi kullandığı dönemde kır nüfusu kent nüfusundan fazlaydı. Şu anda ise % 20 oranlarında kır nüfus bulunmaktadır.
1971 yılı çalışmasında Ozankaya köy topluluklarını şu şekilde tarif etmiştir.
“Köy toplulukları, genellikle tarımla uğraşan, içinde bulundukları geniş toplumla ortak çıkarları az ve sınırlı ölçüde eş güdülmüş olan birbirleri karşısında da güçlü bir özerklik eğilimi gösteren, yani toplumsal çevreden çok doğal çevreye yakın olan birkaç düzine ile birkaç yüz arasında değişen nelerden kurulu, belirli ve özenle korunan sınırları olan topluluklardır.” (Ozankaya, 1971: 32)
İletişim imkânlarının güçlenmesi ve ulaşım imkânlarının eskiye nazaran daha kolaylaşması bu tanımın güncellenmesine neden olmaktadır. Ozankaya’nın 1971 yılında ifade ettiği tanımını şu şekilde değiştirirsek;
“Köy toplulukları, genellikle tarımla uğraşmakla birlikte ek ekonomik faaliyetler yürüten, içinde bulundukları geniş toplumla ortak çıkarları olan
(kooperatifleşme ve ortak üretim) ve ekonomik nedenlere bağlı olarak önemli ölçüde eş güdülmüş olan birlikte çalışma ve yaşama kültürünü geliştirme eğilimi gösteren, doğal hayatı ekonomik hayatla birleştirerek gelecek planları yapan birkaç düzine ile birkaç bin arasında değişen nelerden kurulu, belirli ama değişebilen sınırları olan topluluklardır.”
Kısmi ifade hatalarını göz ardı edersek çok hatalı bir tanım olmayacaktır. Zira yukarıda da anlatıldığı gibi, kırsalda yapılan ölçümler zaman periyodu içerisinde incelendiğinde 1971’den bu yana meydana gelen değişimin bu şekilde tanıma yansıtılması mümkündür.
Siyasal davranışın incelenmesi bağlamında ilk bakışta bireylerden oluşan toplumun bireysel tercihlerinin toplamının tespit edilmesi ile ölçülebilen bir araştırma konusu olduğu yanılgısı görülebilir. Zira bireylerin siyasal tercihlerinde sosyal olanın dışında etmenler de etkili olabilmektedir.
Çoğu örnekte görülebileceği üzere siyasal davranış bir tüketim malına olan talep şeklinde ihtiyaca binaen ortaya çıkan bir dürtü olarak ele alınmamalıdır. Daha ötesinde öfkelerinin, sevinçlerinin, acılarının, yani kısaca duygularının rehberliğinde, geçmiş aile ve çevre ilişkilerine son derece bağlı ve tüm bu anlatılanlara bağlı olarak anlamlı ölçüde psikolojik bir davranış türüdür de denebilir. Bu durumda, siyasal davranış kavramının, toplumsal bir bilim dalı olan siyaset bilimine mi, yoksa bireysel bir bilim dalı olan psikolojiye mi ait olduğu tartışmaya açıktır (Eroğul, 1981: 122).
Siyasal davranış kavramının merkezinde bulunan siyaset de aynı tartışmayı içermektedir. Siyaset, insanların günlük yaşantılarının en ayrılmaz parçalarından birini oluşturmaktadır. Artık günümüzde, politik olanla toplumsal olanı birbirinden ayırt edebilmek olası gözükmemektedir. Bu süreç kendini bilim alanında da göstermekte, bunun sonucunda da toplumsal bilimlerin farklı disiplinleri arasındaki bağların, ilişkilerin gittikçe daha fazla yoğunlaştığı bir dönem yaşanmaktadır. Her disiplinin çeşitli konulara farklı farklı yaklaşımlarından çok bir multi-disipliner yaklaşım bilim alanında kendini hissettirmektedir (Koçak, 2002:96-103 ).
Bu bağlamda siyasal katılma ve kamuoyu, siyaset bilimi ile siyasal sosyolojinin çakıştığı konular olarak gözükmektedir. Her toplumun benimsediği ve siyasal sistemin
belirlediği siyasal kültür de bu iki konuya ortam hazırlamaktadır. İnsanların siyasete katılım düzeyleri, dereceleri ve kamuoyunun oluşması siyasal kültürle bağlantılıdır. Bu noktada siyasal kültür de siyasal sistemle sürekli bir etkileşim halindedir. Siyasal katılma ve kamuoyunun toplumdan topluma göre değişmesi, o toplumun siyasal sistemi ve toplumsal yapısıyla bağlantılıdır (Koçak, 2002: 96-103) ).
Davranışçı akımın etkisinin Siyaset Biliminde de hissedilmeye başlamasından bu yana, Siyaset Biliminin psikoloji, sosyal antropoloji ve özellikle sosyoloji gibi toplumsal bilimlerin geliştirmiş olduğu kuram ve yöntemleri kendisine mal etmeye başladığı gözlemlenmektedir. (Yavaşgel, 2008: 1)
Günümüzde Siyaset Biliminin tek hedefinin siyasal davranışı saptamak olmadığı ileri sürülmekle birlikte, sosyolojik temellere dayandırılmamış bir incelemeyi benimsemediği de kabul edilmektedir (Yavaşgel, 2008: 1). Bu yolu izlerken de amacının toplumsal olgu ile siyasal olgu arasındaki etkileşimi saptamak ve siyasal olayları, toplumsal bağlamın çözümlemesini yaparak belirlemek olduğu ifade edilmektedir. Bu ifade, aynı zamanda, “bugünün sosyolojisi yarının siyasetidir” görüşünü destekler niteliktedir. (Bouthoul 1968: 22)
Yavaşgel “Epistemolojik Açıdan Seçim Bilim (PSEPHOLOGY) ve Problematiğine Eleştirel Yaklaşımlar” isimli çalışmasında konuyu şu şekilde değerlendirmiştir;
“Siyasal davranışı etkileyen unsurlar olarak sayılan sosyo-ekonomik değişkenler genel anlamda dürtülerin yerini tutabilirken, psikolojik ve siyasal değişkenlerin hem dürtüleri hem de organizmayı ilgilendirdiğini belirtilmesi gerekmektedir. Toplumsal yaşamın siyaset dışı alanlarına aktif katılma ile siyasal katılmadaki aktivite arasında çok büyük bir sebep-sonuç ilişkisi gözlemlenmektedir. Bireyin genel katılma yoğunluğu arttıkça, aynı yoğunluğun siyasal katılıma da yansıdığı konusunda araştırma bulguları bulunmaktadır.” (Yavaşgel, 2008: 1)
“Siyasal Davranış” birden fazla bilim dalının kesiştiği ve insanların siyasal hayata ilişkin aldıkları her türlü kararı kapsamaktadır. Yani en geniş tanımı ile siyasal davranış, siyasai olarak sonuçlanması için tasarlanmış her türlü eylem olarak tanımlanır (Houghton, 2015: 18)
İnsanların bu davranışı sergilerken hangi etmenlerden ne kadar ve nasıl etkilendiklerine ilişkin yaklaşımlar sosyolojik, sosyo-psikolojik ve ekonomik olarak gruplandırılmıştır (bkz bölüm 1.2). Bu yaklaşımlardan önce siyasal davranışa etki eden sosyo-ekonomik faktörlerin ele alınması gerekmektedir.
1.1.1 Siyasal Davranışların Açıklanmasında Sosyo-Ekonomik Faktörler Siyasal Davranış araştırmalarında sosyo-ekonomik faktörler, araştırma sorularının analizlerde temel bağımsız değişkenleri oluşturmaktadırlar. Bu faktörler ve araştırma açısından önemleri aşağıda ifade edilmiştir.
1.1.1.1 Yaş
Doğaldır ki insanların siyasal hayata ilişkin bir karar verme ve davranış sergileyebilmesi için belirli bir yaşa ulaşması gerekmektedir. Seçmen olma yaşının 18 olduğu ülkemizde Yücekök (1987: 28) 18-25 gençlere ilişkin değerlendirmesinde gençlerin yaşlılara nazaran daha düşük siyasal katılım gösterdiklerini ifade etmektedir. Buna sebep olarak eğitim, iş ve gelecek endişelerinden kaynaklanan zihni meşguliyetleri nedeniyle siyasal hayata yeteri kadar odaklanamamalarını göstermektedir.
Yücekök’e göre (1987:28) gençler bunalımlı dönemlerde, iç ve dış önemli sorunların gündemde olduğu ortamlarda yüksek oranda siyasal davranış eğilimi içine girdikleri halde, bunu izleyen dönemlerde ilgilerinde azalma olabilmektedir. Bu durum özellikle yükseköğrenim yapan gençlerde belirgindir. Gençlere umut verebilen yönetimler, onlardaki enerjiyi çok yapıcı bir siyasal davranış sergilemesiyle değerlendirebilmektedir (Kışlalı, 1994:186)
Ancak, orta yaşlı bir adam genellikle yerleşmiş, belli bir statü ve mesleğe kavuşmuş bir adamdır. Dolayısı ile toplumda koruyacağı çok şey vardır. Bu nedenle orta yaşlarda siyasal davranışta bulunma artacaktır. Her tabakanın, etnik grubun, ırk topluluklarının içinde ayrı ayrı yaş gruplarının siyasal davranışları arasında büyük farklar vardır (Yücekök, 1987:28)
Yaş etkeni ile ilgili bir genelleme yapacak olursak, 25 yaşına kadar düzensiz ve düşük düzeyde bir siyasal davranış, orta yaş grubunda daha yoğun ilgi, 60 yaşından sonra ise giderek azalan bir ilgi gözlemlenmektedir. Burada da yaş gruplarının evrensel
olmaması ve yaş gruplarının kentsel ve kırsal gibi çeşitli alt gruplara bölünebilmesi, genellemeler yapmayı güçleştirmektedir (Gümüş, 2006: 20). Çukurçayır (2000:186) maddeler halinde yaş konusunu şu şekilde özetlemiştir;
1. Gençlerin geleneksel siyasal davranış türlerine daha az ilgi gösterecekleri beklenir. Bunun yanında, gençlerin güçlü ve geleneksel yapılara karşı olan ideolojilere daha çok yakınlık duydukları göz1emlenmiştir.
2. İlerleyen yaşla birlikte bireyin siyasal tercihleri yerine oturmakta ve etkilenebilirliği azalmaktadır. Dolayısıyla, yaş ilerledikçe siyasal davranış da artar. 3. Yaş, diğer siyasal kaynaklardan olan meslek statüsü ve sosyo-ekonomik statü üzerinde de etkili olabilir. Yaş, doğrudan doğruya siyasal davranışı etkilediği gibi, siyasal davranış üzerinde etkisi olabilecek diğer siyasal etkenler aracılığıyla da siyasal davranışı etkileyebilir.
1.1.1.2 Cinsiyet
Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalarda, erkeğe özgü olarak toplumların tanımladıkları rolün “eğitim, başarı, çalışkanlık, kontrollü saldırganlık, girişkenlik” gibi öğeleri içerdiği ifade edilmektedir. Bu öğelerin aile ve ev çevresi dışındaki etkinlikler için önem taşıdıkları, diğer yandan kadına özgü olarak nitelenen rolün ise “aile, ev, akrabalık grubuna yönelik bütünleştirici ve uyarlamacı eğilimleri olan, ancak mesleksel başarıya yönelmeyen ve dış dünyaya ilişkin olmayan birtakım özelliklere sahip olduğu bulunmuştur (Kalayacıoğlu, 1983: 18-19).
Ülkemizde kadınların siyasal hayata katılımlarının erkeklere oranla daha az olduğu bilinmektedir. Gümüş (2006) cinsiyet ve siyasal davranış arasındaki ilişkiyi belirten üç hipotez ileri sürülebileceğini ifade etmiştir.
İlk olarak, cinsiyet rolleri siyasal davranışı toplumsal statü ve sosyo-ekonomik statü üzerindeki etkisi dolayısıyla belirler; diğer bir deyişle kadınlar erkeklere oranla daha düşük bir sosyoekonomik statüde bulundukları için siyasal yaşamda daha az etkin olurlar.
İkinci olarak, kadınlar düşük sosyo-ekonomik statüleri dolayısıyla, erkeklere oranla kitle iletişim araçlarından daha az yararlanırlar, ayrıca siyasal ilgi, siyasal bilgi,
siyasal etkinlik ve örgütsel üyelik bakımından da siyasal yaşamda daha az etkin olurlar.
Üçüncü olarak, kadının, özellikle toplumun ondan aile ve eve yönelik bir rol beklentisi olması halinde, siyasal davranma gibi aile dışı ve kadın için toplumun yadsıdığı davranışları gerektirebilecek eylemlerle dolu bir yaşam biçimine sahip olması, erkeklere oranla daha zor olduğu için siyasal yaşamda kadınların fazla bir etkinliği olmaz. (Gümüş, 2006: 18).
Bu sebeplerden dolayı, kadınlar, oy vermek gibi fazla zaman ve enerji harcamayı gerektirmeyecek ve aile üyeleriyle birlikte yerine getirilebilecek siyasal davranış türlerine daha sık başvururlarken, hükümet ve bürokrasi ile ilgili işlerde daha çekingen davranırlar (Çukurbayır, 2000: 76-77).
Genelde çocuk ile ilgili tüm bakım ve bazen de aile büyüklerine bakmak gibi görevleri üstlenmesinden dolayı özellikle ev kadınlarının siyasal hayata katılım konusunda önlerince ciddi engeller bulunmaktadır. Bu durumun ortaya koyduğu ana mesele siyasal bilgiye erişimi ve siyasal katılımı ailenin (eş başta olmak üzere) içinde sıkışık kalmasıdır. Bu durumda siyasal tercihlerini eşine bağımlı olarak verebilmektedir. İlgisinin az olduğu ya da hiç olmadığı alanda, kadın erkeğinin yaptığı tercihi fazla düşünmeden ve önemsemeden kabul edebilmektedir (Kışlalı, 1994: 186). Bu yöntem ile gelişen siyasal davranış alışkanlıkları bir noktada karar esnekliğini zayıflatarak, kadınların siyasal konularda yeterli bilgiye sahip ol(a)mamalarından dolayı, neler getireceğini iyice göremedikleri değişikliklere karşı, güçlüye ve kararlılığa sarılırken, ister istemez tutucu eğilimler göstermeleridir (Kışlalı, 1994: 157-164).
1.1.1.3 Meslek
Meslek, gelir ile birlikte bireyin toplum içerisindeki konumunu belirleyen bir faktördür. Yaşanan çevrede ki ihtiyaçlar bireylerin meslek tercihlerinde etkilidir. Örneğin küçük yaşlarda aile büyüklerinden önemli insanlar olarak bahsedilen bireylerin meslekleri özendirici olabilmektedir. Örneğin, düşük ücretli bir hasta bakıcı olan babanın amiri konumunda olan ve yüksek gelir sahibi doktorluk mesleği çocuk
için hedef meslek grubunda olabilmektedir. Erken yaşlarda toplumsal statü olarak özenti genelde bu rol modeller ile gerçekleşmektedir.
Küçük yaşlardan itibaren alınan eğitim ve kişisel yetenekler hangi mesleğe ulaşıla bilineceği konusunda belirleyici olmaktadır. Ailenin gelir durumu gibi değişkenler ile birlikte tüm faktörler bireyin mesleğini belirlemektedir.
Mesleğin sosyal statü belirlemedeki rolü çok güçlüdür. Mesleğin saygınlığı ve/veya gelir oranı bireyin kamusal konulara olan bakışını da etkilemektedir. Hangi alanda faaliyet göstermekte ise o alanı ilgilendiren toplumsal ve politik konulara olan ilgisi doğal olarak güçlenmek ile birlikte kendi mesleki alanının dışında olan ama kamuya ait tüm konularda da ilgi düzeyi artacaktır. İlişki kurma açısından, daha zor siyasal davranış türleri olarak görülen hükümet ve bürokrasiyle ilişkiler, yüksek statülü meslek sahiplerince daha çok kullanılır (Gümüş, 2006: 13).
Bu gruptakiler, oy verme, siyasal ve toplumsal sorunları çevrelerindekilerle tartışma gibi etkinlikleri, diğerlerine oranla daha kolay ve sık gerçekleştirir1er. Sonuçta, birey kariyer yaptıkça örgüt üyeliği ve etkinliği artmakta, siyasal bilgisi ve ilgisi de, siyasal etkinliklerle birlikte fazlalaşmaktadır (Çukurçayır, 2000: 84).
Meslek gelirinde kaynağıdır. Ancak, aynı gelir aralığında ve aynı meslekte ki kişilerin aynı siyasal davranışları sergilemeleri beklenemez. Mesleğin siyaset serbestliği de bu konu da belirleyicidir. Aile ve sosyal arkadaşlar gibi iş çevresi de siyasal davranış konusunda etkilidir. Örneğin, eğitim düzeyinin düşük olduğu, aile etkisinin azaldığı durumlarda, iş çevresinin etkisi artmaktadır (Kışlalı, 1994: 187).
Toplu halde çalışma – az sayıda insanla çalışma ayrımı da burada dikkat edilmesi gereken bir konudur. Toplu çalışma koşullarında etkileşim daha yüksektir. Toplu çalışanların, kendi gruplarının çıkarlarını, daha iyi algılamaları, daha kolaylıkla haberleşmeleri, siyasal bilgi edinmeleri, çevrelerinden etkilenmeleri, ufak işyerlerinde ya da kendi başına çalışanlara göre daha muhtemeldir (Gümüş, 2006: 13).
Yalnız bazı mesleklerin meslek hayatı boyunca bireye kazandırdığı bazı yetenek ve beceriler, mesleğin icrası döneminde siyasete kapalı ise de emeklilik sonrasında siyasal katılımı artırabilmektedir. Yöneticilik, yasa hazırlanması, uygulanması alanlarında tecrübe kazanan memur ve subayların, meslekten ayrıldıktan
sonra siyasal partilerde faal görev almaları, böyle bir ilişkiyi kanıtlayacak niteliktedir (Nie ve ark., 1989: 1)
1.1.1.4 Gelir
Ekonomik bakımdan güçlü olanların, eğitim düzeyi olarak yeterli olmasa bile, siyasal bakımdan etkin oldukları bilinmektedir (Çukurçayır, 2000: 84). Yoksul sınıfların temsiline yönelik siyasal partilerin bulunmadığı durumlarda, bütün partilerin yöneticileri, yasama ve yürütme organının üyeleri, üst ve orta gelir düzeyindekilerle sınırlı kalabiliyor (Kışlalı, 1994: 187).
Türkiye’de oy verme oranı bakımından gelir ve siyasal davranış ilişkisine bakıldığında, köylerdeki oy verme oranının genel olarak kentlerdekine oranla yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gelir bakımından kendine yeterli olmayan yerleşmeler olan köylerdeki bu durum, gelir siyasal davranış ilişkisinin çok da belirleyici olmadığını göstermektedir (Baykal, 1970: 39).
Gelir düzeyi yükseldikçe, daha üst düzeydeki siyasal davranış türlerine doğru bir kayma olmaktadır. Bu belirlemeler, siyaseti gelir düzeyi yüksek olan yurttaşların yönlendirdiğini ortaya koymaktadır (Gümüş, 2006: 13).
Ancak, siyasetin tabana yayılması ve siyasallaşma sürecinin sağlıklı bir biçimde işlemesi, böyle oluşan sağlıksız bu yapıyı ortadan kaldıracak ve daha geniş kesimlerin siyaset ve yönetim üzerinde etkili olmasını sağlayacaktır (Çukurçayır, 2000: 84).
Meslek, gelir ve eğitimin birbiri ile yakın ilişkisinin hem kuramsal, hem de gözlemsel bakımdan saptanmış olması bu üç değişkenin siyasal davranışa etkilerinin ayrı ayrı değil bir arada ele alınması gerektiğine ilişkin görüşlere yol açmıştır (Nie ve ark., 1989: 1).
1.1.2 Siyasal Davranışlarına Etki Eden Psikolojik Etmenler
Sosyo-ekonomik etkenlerin siyasal davranış ile ilişkisi tek başlarına siyasal davranışlarda elbette belirleyici değildir. Çevre koşulları (durumlar) ve kişisel içyapılar (eğilimler) de bu kararlarda etkendir.
Sosyo-ekonomik faktörlere ek olarak psikolojik etkenlerin de siyasal davranış üzerindeki etkisi irdelenmelidir. Örneğin, hemşerilik duygusu ile oy vermek gibi bir siyasal davranışın ana konusu özellikle ülkemizde sıkça karşılanan “Kişiler siyasal tercihlerini kendilerine daha yakın gördükleri ve var olan sorunlarını çözümleyebileceğine inandıkları hemşerilerinden yana kullanacaklardır” varsayımıdır.
Başka bir örnek olarak sermaye sahiplerinin kendi menfaatlerine uygun bir ilişki içerisinde bulundukları siyasileri tercih etmeleri gösterilebilir. Böyle bir iş adamının kimlerle arkadaşlık ettiğini, düzenli etkileşimde bulunduğunu, hangi derneklere üye olduğunu, hangi yayınları okuduğunu inceleyecek olursak, büyük olasılıkla, bunların siyasal tercihini destekler nitelikte olduğunu görürüz (Nie ve ark., 1989: 1).
Siyasal davranışa cesaretlendiren uyarıcıların dışında siyasal davranıştan uzaklaştıran uyarıcılar da bulunabilmektedir. Örneğin, kişinin kendisini siyasal sistemden ve toplumdan yabancılaşmış görmesi veya ilgisiz ve kayıtsız bir psikoloji içinde bulunması kişinin siyasal davranışını engelleyebilmektedir (Gümüş, 2006:19).
Yukarıda ki örnekler daha marjinal çevresel koşullardan daha kompleks duygu ve inanışlara kadar genişletilebilir. Bulunulan çevre ve/veya kişisel inanç ve tutumların etkilemesi ile gerçekleştirilen siyasal davranışın incelenmesi için “Siyasal Psikoloji” bilimi kullanılmaktadır.
Bu bilim dalının iki ayrı akımı bulunmaktadır. Birinci akım, durumcular (situationism) olarak bilinmektedir. Bu akıma göre bireysel eğilimler ihmal edilerek bireylerin siyasal davranışlarını yönlendiren ana etkenin çevre koşulları olduğunu iddia eder.
İkinci akım, eğilimciler (dispositionism) bireylerin davranışlarında kendi düşünce yapıları, inançları ve kişilikleri gibi durumların belirleyici olduğunu iddia eder.
Houghton (2015:26) siyasal psikoloji’de durumların (çevresel koşullar) gücünün hayal edilmesi için şöyle bir tasvir sunmuştur:
“1930’larda yetişen genç bir Alman olduğunuzu hayal edin. Sürekli ve ikna edici bir
biçimde Yahudilerin açgözlü, şehvet düşkünü ve bencil bireyler olduklarını dayatan imgelere maruz bırakıldınız. Yahudilerin fiziksel olarak çirkin, obez, kanca burunlu olarak resmedildiği çizgi filmlere gülerek yetiştiniz. Okul arkadaşlarınız da bu tarz şeylere güldüler. Ayrıca Yahudilere karşı aktif bir kızgınlık ve hınçla sosyalleştirildiniz. Tıpkı arkadaşlarınız gibi Yahudileri kirli, aşağılık ve daha az insan olarak gördünüz. Onlar tipik bir Aryan ırkı stereotipi olan sarışın, kaslı, idealleştirilmiş Alman imajına uymuyorlardı. Hitler gençliğine katıldınız çünkü buna mecburdunuz. Fakat yine de içine sokulduğunuz durumdan hoşnut değildiniz. Tüm bunlardan sonra nasıl bir görüşe sahip olurdunuz?”
Çevresel koşulların yukarıda tasvir edildiği şekli ile geliştiği bir ortamda siyasal davranışın yönü muhtemelen bireysel eğilimlerimiz ile (barış, insan sevgisi, tutum ve inançlar vb) değil neredeyse bütün bir şekilde çevreden etkilenerek belirlenecektir.
Eğilimcilere göre insanlar dünyada durumlar aracılığı ile şekillendirilen boş bir kâğıt değildirler. Bireyler, doğuştan bazı içgüdüler ve yetenekler ile dünyaya gelirler ve durumlar karşısında nasıl davranacağımızı bu içyapılar belirler.
1.2 Siyasal Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar
Siyasal açıdan seçmen davranışlarını açıklamaya yönelik ana yaklaşımlar sosyolojik yaklaşım, sosyo-psikolojik yaklaşım ve ekonomik yaklaşım olarak üç adettir.
1.2.1 Sosyolojik Yaklaşım
Genel itibari ile sosyolojik yaklaşım (Columbia ekolü olarak bilinir) seçmenlerin parti tercihleri sanki dini bir aidiyet ve vazgeçilmez alışkanlıklar olarak tanımlanır ve seçmenlerin her bir seçimde kullandığı oy da bu değişmez kimliğin teyidinden başka bir şey değildir (Norris, 1998: 113-144).
Modelin temeli, ferdin tutum ve tercihlerinin ilişkide olduğu insanlardan etkileneceği (Özcan 1998: 195) varsayımına dayanmaktadır. Seçimlerde kullanılan oy da aslında bireylerin ait olduğu sosyal kimliklerin siyasal tercihlere yansımasından ibarettir düşüncesi ile hareket eder (Akgün, 2007: 27). Bu yaklaşıma göre seçmen davranışının temelde toplumdaki sosyal bölünmüşlük tarafından belirlendiğini iddia eder (Akgün 2000: 77).
Sosyal etki, bireyin veya bireylerin bilinçli veya bilinçsiz olarak, diğer kişi veya kişilerin herhangi bir konuda duygu, düşünce ve davranışlarını değiştirme işlemi olarak tanımlanmaktadır (Sakallı, 2001:14). Bireyler ya sosyal kurallara bağlı sosyal etkinin altında kalarak ya da bilgiye bağlı sosyal etkinin altında kalarak diğer kişilere uymaktadırlar (Sakallı, 2001:47).
Sosyolojik yaklaşım; seçmenlerin daha çok din, sosyo-ekonomik statü, yaşadığı yer, mensubu olduğu grup vb. faktörleri ön plana çıkartan yaklaşımdır. Yani bu yaklaşımın temel konusu seçmenden ziyade, seçmenin mensubu olduğu gruplar ve partilerdir (Kalander, 2005: 40).
Ayrıca bu yaklaşımda, seçim kampanyalarının seçmenlerin politik tercihler üzerinde etkisinin ciddi olmadığı vurgulanmaktadır (Çinko, 2006: 109).
Columbia ekolüne göre sosyal davranışlar, bir dizi çıkarı ve sonucunda ortaya çıkan tercihleri doğrudan ve belirli bir şekilde ortaya koydukları için değil bunun ötesinde bireyleri sosyal yapıya konumlandırarak siyasal bilginin bireyi nasıl
etkilediğini ortaya koydukları için önemlidir (McPhee vd. 1963: 74-103) Lazarsfeld, Berelson ve Gaudet, (1944:27). Ekol, “The People’s Choice1 – İnsanların Tercihi”
eserlerinde bu durumu şu şekilde özetlemişlerdir.
“a person thinks, politically, as he is, socially. Social characteristics determine political preference” (Bir insan ne kadar sosyal düşünürse o kadar siyasal düşünür. Sosyal karateristikler siyasal tercihi belirler).
Bu bakış açısı ile akla gelen temel soru sosyal ve siyasal olan arasındaki ayrım noktasıdır. “İnsanların tercihi” isimli eserde ortaya konan özete bakılacak olunursa siyaset, sosyolojinin alt dalı gibi görünmektedir. Yani sosyal yapı siyasal yapının belirleyicisi konumundadır.
Bu konuya cevap arayan Key ve Munger (1959: 281-299) siyaset için özgün, bağımsız ve şahsına münhasır karakter tesis etmeye çalışmışlardır. Key ve Munger, ABD Indiana ilçelerindeki siyasi tarih temelinde siyasi sadakatin gelişiminde kendine özgün ve beklenmedik dönüşlerin yer aldığını ve sonuç olarak siyasal tercih ile sosyal karakteristik arasında doğrudan basit bire bir karşılığın bulunmadığını tartışmışlardır (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Siyasal tercihler sosyal karakteristiklere bir yol ile bir yerde (mekânda) bağlı olduğunu ancak başka bir yerde (mekânda) başka bir yolla bağlı olduğunu, bu nedenle siyasetin sosyal hayatın bir tortusu olmadığını ve siyasal tercihlerin basit şekilde sosyal olarak tanımlanamayacağını dile getirdiler (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134). Örneğin, ülkemizde Konya ilinde seçmen muhafazakâr tercihlere dini değerler yolu ile bağlı iken, ABD’nin Atlanta Kentinde seçmen muhafazakâr tercihlere göçmen karşıtlığı yolu ile bağlı olabilmektedir.
Herhangi bir yerleşim yerinde bir siyasal tercihin gelişiminde diğer yerleşim yerlerinden farklı nedenlerin olabileceği olarak genelleştirebilecek bu anlatımın bu bilim dalında uğraşan bilim insanlarına siyasal sosyoloji açısından yeni bir bakış açısı sağladığı görülmektedir.
1 The People Choice – Columbia ekolünün ilk çalışması olarak ekolün doğum tarihi şeklinde ifade
Eğer belirli bir yerde ki insanların siyasal tercihlerin anlaşılması isteniyorsa o insanların nerede yaşadıklarını, çevrelerinde ne tür durumların şekillendiğini ve çevrenin (fiziki, sosyal, ekonomik… vb) onları nasıl etkilediğinin bilinmesi gerekir. Bu bakış açısı ile zaman ve mekândan soyut bir genellemenin doğru olmadığı görülmektedir (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134)
Özetle, bireysel amaç ve çevresel durum etkileşimini, siyasal sosyoloji geleneğinin ortaya çıktığı erken dönemlerde, bir tema olarak bireysel vatandaşları çevreleyen bağlam ve ağlara bağlı şekilde oluşan siyasal sonuçlar olarak ele alındığını görüyoruz (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134). Bağlam (Context) sosyal bağlamı
ve Ağ (Network) de bireyin sosyal çevresini ifade etmektedir.
Sosyal bağlam ve ağları işaret eden modern seçim çalışmalarının literatürde başlangıcını yapan ilk çalışmalar Warren Miller (1956)’ın çalışmalarıdır (Carmins ve
Huckfeldt, 1992: 117-134). Bu çalışmalar aynı zamanda sosyal sermaye kavramını vurgulamaları nedeniyle literatürde sosyal sermaye açısından önemli yer tutmaktadırlar.
Sosyal bağlamlar grup sınırları içinde ve boyunca ilgili siyasal bilgiyle alakalı sosyal akışa etkisi nedeniyle, soysal etkileşimin olasılıklarına tesir ettikleri için siyasal olarak bağlı olan konumundadır (Eulau, 1986: 141).
Bundan dolayı sosyal bağlamlar sosyal kompozisyon açısından belki de en iyi tanımlı olanlardır ve bu anlamda bir bağlam bir çevrenin sosyal kompozisyonu olarak görülebilir (Eulau, 1986: 141). Çevre (okul, işyeri, komşular, yaşanan il-ilçe… vb) çok farklılıklar gösterebilir. Bu yaklaşımla bakıldığında bağlamların bireysel kontrole ulaşmanın ötesinde konumlandığı görülmektedir. Bireysel tercihler yolu ile üretilmemişlerdir (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 230).
Hatırlanacağı üzere grupların başlıca özelliklerinden birisi normlarının bulunması ve bunlara uyulmadığı takdirde üyelerinin çeşitli şekilde cezalandırılmasıdır. Bu nedenle birey oy verme davranışında grup normlarına ters düşmemek ve belirtilen cezai müeyyidelerle karşılaşmamak için çaba harcamaktadır (Özkan: 2007: 1-172). İşte sosyolojik yaklaşımın belli başlı varsayımlarından birini bu
yaklaşım oluşturmaktadır ve "niçin" sorusuna böyle bir genellemeyle cevap verilmektedir (Kalender 2005:52).
Özetle belirli bir yerde oluşmuş toplumsal bağlamın bireysel çabalarla değiştirilmesi pek mümkün değildir. Burada ifade edilen bir tercihler toplamıdır. Yani bir köyü ele alacak olursak, köyde görücü usulü evlilik bir sosyal bağlam olarak yerleşik ise genç bir kızın sevdiği erkekle evlenmek üzere ebeveynlerinin görücü usulü evlendirme isteklerini reddetmesi pekâlâ mümkündür ancak bu itiraz köydeki sosyal bağlamın değişmesi sonucunu yani görücü usulde evliliğin ortadan kalkması sonucunu doğurmaz. Columbia ekolüne göre çoğumuz sosyal bağlamlarımızı bulunduğumuz toplumdan hazır alırız. Bu tür sosyal baskı durumlarında kişisel tercih düşüncesi toplum tarafından doğru karşılanmamaktadır.
Bireysel tercih ile toplumsal bağlam arasında sosyolojik yaklaşımın içerisinde süregelen bu tartışmanın özünde, gözden kaçırılmaması gereken husus bireylerin bir çevrenin (ağın) bir parçası olmayı tercih etmeleridir. Kendi kendine herhangi bir çevreye ait olmadan yaşam düşüncesinin mümkün olmadığı gerçeğinden hareket edilecek olunursa, siyasal tercihin sosyal bağlamdan kopuk gelişmesinin mümkün olmayacağı açıkça görülmektedir.
Bu noktada sosyal bağlam konusundan sosyal ağlar konusuna geçilmesi konunun her iki kavramının ilişkisini içerecek şekilde anlaşılmasına olanak sağlayacaktır.
Dikkat edilecek olursa bağlamlar bireylerin kontrolü dışında gelişen ve tanımlanan yapılar (görücü usulü evlilik gibi) olarak görünmekte ancak bireylerin tercihlerinin toplamı olarak gelişmektedir. Bireylerin kontrolünün dışında gelişen bu siyasi ve sosyal yapının üzerinde bireylerin doğrudan bir kontrolü yok iken kendi ağlarında etkileşim içerisinde oldukları diğer bireyler ile bu yapıların içeriği ile ilgili deneyimler elde ederler (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Örneğin, sağ görüşlü ve tutkunluk derecesinde milliyetçi seçmen çoğunluğuna sahip bir yerleşim yerinde siyaset hakkında konuşurken cümle yapılarının bir şekilde milli duyguları ön plana çıkaran bir forma bürünebilmektedir.
Belirli bir sosyal ve siyasi yapı (çevre) içerisinde oluşmuş ağların ve bu ağlarda yer alan insanların siyasal davranışlarının incelenmesinde çevre faktörünün ele alınması gerekmektedir.
Huckfeldt ve Sprague’nin (1987: 93: 1197-216; 1988: 32: 467-82.; 1995: 121) ve Huckfeldt’in (1983: 89: 651-69; 1986: 121) yıllarında gerçekleştirdikleri
analiz serisinde, zaman boyunca olgunlaşan sosyal ve siyasi ağların gelişiminin daha iyi anlaşılmasına çaba göstermişlerdir. Bu çalışma serisine göre bireyler (1) belirli bir bağlamlar içerisinde tekrarlanan sorunları kavrarlar (2) bu sorunları siyasi bilgi kaynakları formuna dönüştürüp dönüştüremeyeceklerine göre kararlar verirler.
Coleman’ın (1964: 299) ve McPhee’nin (1963: 74-103) çalışmalarından esinlenen bu gibi bir mantık, hem dışsal tercihleri hem de bağımsız ve yapısal olarak sosyal etkileşime zorlayan kısıtları değerlendirmeye almaktadır. Buna göre insanlar çevrede meydana gelen ve hangi tür olursa olsun meydana gelen siyasi bilgi içerisinde oradan oraya hareket edip kabullenmezler ama aynı zamanda çevrede oluşan bilgi akımından ve sonuçlarından da kaçamazlar (Carmins ve
Huckfeldt, 1992: 117-134)
Siyasi Bilgi’nin nereden ve hangi dürtüler ile elde edildiği önemli bir konudur. Zira bu bilgiler ağların oluşumda da önemli bir rol oynamakta ve bu bilgilerin şekillendirdiği mantık ile çevre yapılanmaktadır. Toplumda siyasi bilgi ve bu bilgi kaynaklarına ulaşımı inceleyen Down’ın (1957: 14) yaptığı erken dönem çalışma, insanların kendi inandığı fikirlere yatkın bilgi kaynaklarını tercih ederek ve bu bilgi kaynaklarını kullanarak bilgi maliyetlerini düşürme eğiliminde olduklarını göstermiştir. Bu tür stratejiyi takip eden bireyler tatminlerinin, dikkatlerinin, azınlık veya çoğunlukta yer almalarının ve diğer etkenlerin durumuna bağlı olarak bireyler arasında çeşitlilik gösterdiği bu çalışmada ifade edilmiştir.
Ancak Calvert’in (1985: 4: 530-55) çalışmasının sonuç bölümünde de ifade edildiği şekliyle, siyasi olarak objektif olduğu varsayılan bilgiye zıt şekilde taraflı bilgi edinilmesi konusunda siyasi olarak ilgi ve merak duyan vatandaşların daha fazla endişe duymaları gibi sonuçlardan kimse kaçınamaz. Özetle denebilir ki siyasi
eğilimlerini destekleyen bilgilerin kullanımı vatandaşlar arasında sıkça tercih edilen bir yöntemdir. (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134)
Burada anahtar bakış iki tanedir. Birincisi, bireyler kendi tercihlerine yatkın bilgi kaynaklarını seçerler, ikincisi insanların bilgi alternatiflerinin toplamı çevresel kaynakların siyasi yatkınlıklarını yansıtır. Yani insanlar çevrenin siyasi yapısına yatkın bilgi kaynakları içerisinden kendi tercih ettikleri ya da siyasi bakışlarını ifade eden bilgileri tercih ederler. Bu da çevrenin kısıtlarının ya da bireye çizdiği çerçevenin/sınırın bilgi kaynakları bağlamında tarifidir denebilir. (Carmins ve
Huckfeldt, 1992: 117-134)
1.2.2 Sosyo-Psikolojik Yaklaşım
Bu model ilk defa Michigan Üniversitesi’nden Campbell, Converse, Miller ve Stokes tarafından geliştirilmiş ve yazarlar, seçmen tercihi araştırmalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Partiyle özdeşleşme modeli; 1948, 1952 ve 1956 Başkanlık Seçimleri arasında görüşmelerin verileri doğrultusunda ortaya konulmuştur (Campbell ve ark. 1976: 10).
1950’li yıllara doğru alan araştırmalarının yaygınlık kazanması ve buna bağlı olarak bireysel düzeylerde elde edilen verilerin artışıyla birlikte sosyo-psikolojik yaklaşım ağırlık kazanmaya başlamıştır (Akgün 2002: 26). Siyasal partiye yakınlığın oyları etkilediği ilkesine dayandığı için kolay anlaşılabilir bir model olarak kabul edilmektedir (Levine, 2005: 53-71)
Modelin özü, seçmenin bir partiye duyduğu sevgi ve bağlılığı ifade etmektedir. Bu bağlılık, bir taraftarın futbol takımı tutması gibi de değerlendirilmektedir. Bireyin partisiyle özdeşleşmesi için herhangi hukuki bir bağının bulunması da şart değildir (Özkan: 2007: 1-172). Birey, bilinçaltı ve içgüdüsel baskılar altında tercihini yapar. Bu psikolojik dürtüler ise oy vermede rasyonellik ilkesinin işlemesini engeller (Gülmen, 1979: 41)
Seçmenlerin küçük yaşlarda ailelerinin ve çevrelerinin etkisi altında gerçekleşen siyasal sosyalleşme sürecinde kazandıkları siyasal tutumlar ve ideolojik yönelimlerin ileriki yaşlarda onların parti tercihi üzerinde son derece etkili olduğu
(Akgün, 2007: 29) ve kişilerin herhangi bir partiye karşı psikolojik bağlılık duyduğunu iddia eder (Kalender, 2005: 46).
Sosyo-psikolojik yaklaşım, “Parti Kimliği” kavramını literatüre kazandıran yaklaşımdır. Buna göre bireyler küçük yaşlardan itibaren yakın çevresinden etkilenerek belli bir siyasal düşünceye ilgi duymaya başlar ve bu psikolojik bağlılık zamanla güçlenerek devam eder.
Bu yaklaşımda oy kaymaları genelde geçici nedenlere bağlıdır. Herhangi bir örnek verecek olursak, ekonomik sıkıntı ya da adayın kötü olmasına bağlı olarak seçmenler başka partilere oy verebilmektedirler ancak daha sonraki dönemde yine psikolojik bağlarının bulunduğu partiye dönerler (Norris, 1998: 113-144). Sosyo‐ psikolojik yaklaşım modeli, sosyolojik yaklaşımı reddettiği gibi ahlaki vaazlardan çok davranışla ilgili kurallar sunmaktadır (Özkan, 2004: 113).
Bu yaklaşımın incelediği başlıklar sırasıyla medya çalışmaları, ırka dayalı siyaset ve sezgiye yönelik siyasal karar vermedir (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Erken dönem çalışmaların çoğu taraflı Medya’nın insanların siyasi tercihlerini nasıl değiştirdiğini araştırmaya yöneliktir. Bu araştırmaların ifade ettiği iki bağımsız süreç bulunmaktadır. Bunlardan ilki “birey” seviyesinde ki süreç diğeri de “medya” seviyesindeki süreçtir. Siyaset ve medya ilişkilerinin zaman içerisinde evirilmesi sürecinde görüşler arasında objektif yayın yapma ve siyasal tercihleri objektif haber ve yayınlar ile etkileme ilkelerine atıf ön plana çıkmıştır. Her ne kadar siyasal görüşler birer taraf iseler aynı zamanda medya açısından “objektiflik” de yeni bir taraf olarak ortaya çıkmıştır (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Taraflı medya yayınlarının sadece siyasal bilgi ile değil aynı zamanda siyasal parti yönetici ve adaylarının da bireylere ve dolayısı ile topluma kendilerini anlatabilmeleri açısından da önemlidir. Örneğin medya, adayların toplumdaki itibarlarına da büyük etki yapmaktadır (Devran 2003: 208).
Sosyolojik yaklaşımı anlatırken ifade edilen şekliyle insanlar daha önceden edindikleri siyasal eğilimlere yönelik sözüne güvendikleri insanlardan bilgi edinme kolaylığına kaçma eğilimleri, medya etkisi nedeniyle daha az kullanılan ve zahmetli
bir hal almaya başlamıştır. Böylece yeni taraf olarak ifade edilen medya da “objektiflik” bireylerin bilgi kaynaklarını daha hızlı erişime açma görevini de içermeye başlamıştır (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Ancak okuyucu/izleyici kitleleri Medya’nın tarafsız haber yapmasını arzu etmeyerek kendi siyasal eğilimleri konusunda aleyhte olmayan yayınlar talep etmekte ki ısrarcı davranışları, bu objektiflik kavramının Medya’nın bir siyasi bilgi kaynağı olarak objektiflik kriterlerinin çıkmasına neden olmaktadır (Carmins ve Huckfeldt, 1992: 117-134).
Bu durumda sözüne güvenilen insanlardan kendi mevcut eğilimlerine yönelik bilgi edinme alışkanlığına medya da dâhil olmak durumunda kalmaktadır. Örneğin milliyetçi bir insanın her gün satın aldığı gazete de sosyalist politikaların fakir insanlara eşit gelir dağılımını öne süren iddiasını okumak istemeyecektir ya da sosyal demokrat bir insan izlediği televizyon kanalında muhafazakâr nasihatler veren siyasi bir tartışma programını izlemek istemeyecektir.
Bu bakış açısı ile Medya’nın izleyici/okur oranlarını artırmak odaklı olarak hareket etme zorunluluğu nedeniyle objektif tüm bilgileri aktarmadan ziyade izleyici beklentileri doğrultusunda içerik belirleme yolunu tercih edecektir (Carmins ve
Huckfeldt, 1992: 117-134).
Medya’nın siyasal kutuplar arasında konumlandığı noktalar ve kamuoyu nezdinde sonuçlarını en iyi gösteren örneklerden biri Beck’in (1991) çalışmasıdır. ABD seçimlerinde Demokrat Partizanlar Cumhuriyetçi Medya’yı, Cumhuriyetçi Partizanlar da Demokrat Medya’yı suçlamıştır. Aynı zamanda vatandaşlar (genelde yanlışlıkla) kendi partizan tercihlerini etraflarına yansıtmakta ve yine (genelde yanlışlıkla) zıt tercihlerini de gazetelerine yansıtmaktadırlar. Gayet açık şekilde görülmektedir ki objektif olmanın maliyeti tüm partizan taraflar açısından eleştiri seviyesinde bir artış işaret etmektedir. Bilgi düzeyi yüksek insanların bu negatif düzeneğe etkisi arttıkça medya açısından daha objektif çalışmalara ağırlık verilebileceği düşünülebilir. Ancak modern çağda hala neden ilkel beklentilerin birincil planda olduğu bir tartışma konusudur (Beck, 1991: 55: 371-94)