10 NİSAN 2001 SALI CUMHURİYET
KULTUR
[email protected]Çağdaş sanatla uğraşan çok kimseye yeni düşünme kapıları ve aralıkları açan bir düşünür
Sarids’in serlerindeki
ALİAKAY______________________Sarkis, 2001 Mart ayı içinde İstan
bul’a üç sergi için geldi. Bunlardan bi ri, zannediyorum yaşanan kriz ile ala kalı olarak iptal edildi. Dulcinea Sanat Galerisi böyle önemli bir fırsatı kaçır mış oldu; kendi açısından bu galeri bir düşüş anına yakalandı -herhalde- an cak Sarkis iki ayrı galeride iki ayrı ser giyi gerçekleştirdi. Biri Sabancı Kasa Galerisi’nde, diğeri ise Maçka Sanat Galerisi’nde yapıldı.
Maçka Sanat Galerisi sergisinde Sar kis’ in bir çeşit retrospeksiyonu gerçek leştirildi; ancak bildiğimiz eserlerin topluca gösterimi değildi gerçekleşti rilen. Sarkis, Füreya Koral’a ait, ke narlan ahşap, üzerinde bir cam bulu nan bir büyük masanın altına masanın ağırlığını hafifleten bir neon ışık koy duğu gibi, masanın üzerinde de fotoğ raflar gelişigüzel bir şekilde, sıralan madan gösterilmekteydi. Bunlar Sar- kis’in çeşitli yerlerde gerçekleştirdi ği enstalasyonlannın fotoğraflanydı. Hem ön salonda hem de arka salonda masanın etrafına izleyicilerin oturup bakmasını kolaylaştırmak üzere gaze telerden yapılmış tabureler vardı: Mil liyet, Cumhuriyet, Hürriyet, Agos, Sa bah vb. gazetelerin yığını üzerine otu ran izleyici de Sarkis’in “çalışma oda
sı” projelerinden birinin daha şahidi
olmaktaydı.
Sarkis bu sergide, bize çağdaş sana ta ait bir şey göstermiş oldu: Çağdaş sa natın benim “minör” diye adlandırdı ğım sergileme şeklini. Minör diye ad landırıyorum, tıpkı Deleuze ve Guatta- ri’nin kullandıkları anlamda, bir tür
“savaş makinesinin” molekülerleşme-
si minör olanı verdiği gibi, Sarkis de moleküler bir bellek kuruyor. Majör veya moler olan moleküllerden sadece boyut olarak değil, doğası gereği, gönderme yaptığı veya yapmayı düşündüğü sistemin doğası üze rinden de ayrılmaktadır. O halde fotoğrafın malzeme olarak çabuk üretilirliği veya çoğal- tılabilirliği yüzünden moleküler veya minör de ğildir; ayrıca göndermeleri de minör olanadır. Yerliyedir, tarihedir, mekândaki dikkat çekmez gibi görünen bir doğallığadır vb. Çünkü sergi birçok çağdaş sanat içinde yapıldığı gibi, mal zemelerin görüntüsünü vermekteydi. Andy
VVarhol’un masasını hatırlatırcasına; ancak
agojı
Warhol kendi masasına eline geçen her şeyi koymuştu: Tanıdıklarının notlan, kartvizitler, fotoğraflar vb. içerideki odada ise üç albüm, Sarkis’in son dönem fotoğraflannı bize ver mekteydi. Bir de sık sık kullandığı ses ensta- lasyonu vardı salonda: Yağmur ve gök gürül tüsü sesi, doğadan alınan şekilde verilmektey di ve Tarkovski’nin filminden -zannediyorum “Ayna”daki- sesler eklenmişti. Birçok çağdaş sanat çalışmasında olduğu gibi göndermelerin minörlüğü veya öznelliği izlemeyi zorlaştır maktadır; ancak Sarkis’in ışıklan ve sesleriyle
olağanüstü bir şiirsellik yakaladığında, izleyi ci eserlerin içine yavaş yavaş girmeye başlıyor. Bu sergide önemli olan bir unsur da Sarkis’in pedagojik yönüdür. Okul kurma arzusu, okul pratiği, gençlere yönelik olduğu kadar çağdaş sanatla uğraşan çok kimseye yeni düşünme ka pılan ve aralıklan açan bir düşünür oluşu da Maçka Sanat’ta verdiği söyleşide ortaya çık maktaydı. Çok kalabalık olmayan bir dinleyici grubuna yaptığı konuşma ve karşılıklı tartışma, ne yazık ki birçok kimsenin kaçırdığı, faydala- namadığı bir konuşmaydı; çünkü İstanbul çağ
daş sanat ortamında o kadar az bu tip konuşmalar gerçekleştiriliyor ki, her türlü izleyicinin bu konuşmalan izle mesi çağdaş sanatın geleceği açısından da hayırlı olurdu, diye düşünüyorum - her ne kadar bu konuşmanın bir metni nin yayımlanacağı kulaktan kulağa do- laşsa da-. Çağdaş sanatın sadece ses ve mekân (in situ) işleri değil, aynı zaman da suluboyalar da olduğunu duymak birçok kişiye iyi gelebilirdi.
Yerleştirmelerin eneıjisi ve hayatını anlamak açısından Sarkis’in tavırları sanatın kendi yaşamına ait ipuçlan ve rebilirdi potansiyel dinleyicilerine. Bel ki daha ileriki yıllarda...
Bunlardan yararlananlar ise Kasa Galerisi’ndeki genç sanatçılar oldular.
Ebru Uygur, Mürüvvet Türkydmaz, E- sen Selen, Çağrı Saray, Borga Kantürk, Cem Gencer, Vahit Thna, Elif Çelebi, Şeyda Cesur, Ünal Bahtiyar mart ayı
boyunca her hafta üç kere (pazartesi, çarşamba, cuma) galerinin orta mekâ nına kapanıp saatlerce ortak bir şekil de işlerini tartıştılar; Sarkis’in çağdaş sanattan verdiği benzer örnekleri din lediler; aralarında işleri üzerine yorum- laştılar ve tartıştılar. Kahveler içtiler, çikolatalar, baklavalar yediler, sesleri ni paylaştılar, nefesleri birbirine girdi, heyecan ve adrenalin arttı. Nefesler ve sesler konuştu. Yukarıda ise hep az sa yıda izleyici bu konuşmalan izledi. Sar- kis’in eski öğrencilerinden olan Selim
Birsel her konuşmayı büyük bir dikkat
le izledi. Bir futbol seyircisinin heyeca nı gibi, onlann konuşmalanna yakın dan bakarak üst kattan katıldı; bazen onlar yerine konuşmaya çalıştı ama o- nun sesi mikrofon dışındaydı. Seyre denler arasında Erdağ Aksel ve Handan
Börteçene’yi de görmek ve onlann he
yecanını paylaşmak güzel bir duygu olarak kalacak.
Kasa Galerisi içindeki üç odadan birincisin de Sarkis’in ses yazılı neonlan ve en arka oda da da geçen yaz Paris Modem Sanatlar Müze- si’nde gerçekleştirilen “Voila” adlı sergide gös terdiği videoları görülmekteydi. Bunlar ger çekten çok şiirsel, renk dolu, sesin ve el hare ketinin birbirine kanştığı, iç içe geçtiği, fisıl- daştığı, eneıji yayan ve yaydığını da izleyiciye aktarmasını en azından hislerle başaran çalış malardı. Umarız başka bir sefer daha onları görmek imkânı doğar.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi