5 KASIM 1989
TATİL SOHBETİ
40 yıllık diplom at Olgaçay’a göre Türkiye üzerinde sömürgeci oyunlar var
“Casus” damgah
B
U haftaki Tatil Sohbeti konuğumuz Dışiş leri’nde kırk yılı aşan süre görev yapmış es ki bir büyükelçi. İsmail Berdük Olgaçay... Olgaçay, hiçbir şekilde gerçekle ilg ili olmadık bir biçimde Bulgaristan adına casuslukla suçlanmış. Boynuna adeta bir tasma gibi takılan ve mesleğin de önüne aşılması güç engeller çıkaran bu töhme tin ağırlığından kurtulabilm ek için işin arkasında ki güçleri araştırma savaşına girmiş. Ve sonunda 600 sayfalık bir kitap ortaya çıkmış.Biz kendisiyle başından geçenlerin üzerine ol dukça dar kapsamlı bir söyleşi yaptık. Kendisine yönelik suçlamaların ışığında, diğer olaylarla bağ lantılarını konuştuk. Masonların gücüne değindik.
TASM AM ÇEK İR G E "
—“Sayın Olgaçay, Dışişleri Bakanlığımdaki gö revleriniz süresinde anılarınız ve bazı olaylara iliş kin gözlemlerinize girmeden önce sizi biraz tanı mak istiyoruz. Kaç yıldan bu yana diplomasinin içindesiniz?"
— "1946 yılının son günü devlet hizmetine Dı şişleri Bakanlığı'nda başladım. Harici protokol ha riç hemen hemen çalışmadığım hiçbir konu olma dı.”
—“ Nerelerde görev yaptınız?”
—“ Anver'de yardımcı konsolos, Oslo Büyükel çiliğ i Başkâtibi, Londra Başkâtipliği ve Müsteşar lığı, Moskova Büyükelçiliği Müsteşarlığı, Paris, Mi lano Başkonsolosluğu, Kuveyt, Brezilya, Kahire ve Prag B üyükelçiliği..."
—“ Prag’dan mı emekli oldunuz?”
— “ Evet."
— “Kaç yılında?”
— “ Prag’dan dönüşüm 1986 Kasım'ıdır, 22 Şu bat 1988'e kadar da Teftiş Kurulu Başkanlığı yap tım ..."
—“Anılarınızı, çok yakında piyasaya çıkacak
’Tasmalı Çekirge’ adlı bir kitapta toplamışsınız. Ba
ğışlayın, ama çok ilginç geldi bana. Çekirge ve tas ma... Bir simge mi yoksa?”
— “ Evet hanımefendi... Tasmalı Çekirge bir simgedir. Çağımızın insanının kaderini sim geledi ğini sanıyorum. Aslında da bir gerçekten esinlen m iştir. Bu çekirge gerçektir. 1976 yılında kızım Ze- kiye’nin altı yaşlarında bulduğu, bir süre baktığı ve oynadığı bir çekirgedir. O çekirge sonra öldü. Burada çekirge ile birlikte olduğumuz günlerde ya şadıklarımızdan ve gözlemlerimden yararlandım.”
—“Kaderinizle çekirge arasında benzerlikler mi buldunuz?”
— “ Hatta bir anlamda kendimle özdeşleştirdim. Ve g ittikçe halka genişlemeye başladı. Bugünkü dünyamızda insanlar ve devletler arasındaki iliş kilerde, herkesin diğer bir kimseyi istediği şekil de yöneltmek gayesinde olduğu muhakkak. Öyle ki hadiseler özellikle devletler arası ilişkilerde uy gulanmak üzere hazırlanmış senaryoların tatbiki şeklinde görülm ektedir...”
büyükelçi
İsmail Berdük Olgaçay. yeni sömürgecÎligP'büdbüikat”
sözcüğü“ile açıklıyor: “ Büdbükatta sınırlarıasmadan ya~cla
aşmaz görünerek isleri uzaktan idare etmek, yabancı ülke"
insanlarını dİDcTkie deoil. havûdiltendi ülkesine karsı
yürütmek vardır. Büdbükat. 1950’den sonra her 10 yılda
değişen bir çehre ile Türkiye’ye girdi”
ikinci bir tarih
Bugün dünyada açıklanmayan, okullarda okunmayan ikin
ci bir paralel tarih oluşmuştur. Bunlar anlatıimaksızın, belgelerde bulunabilir ama
sistematik değil. Burada masonların rolü çok önemlidir. Onların yargı, yönetim
ve yasama organlarına nüfuz etmek istediklerine ilişkin bilgiler çok boldur
O ZC A N E R C A N
Bugünkü dünyamızda insanlar ve dev
letler arasındaki ilişkide herkesin di-j
ğer bir kimseyi istediği şekilde yönelt
mek gayesinde olduğu muhakkak. Öy
le ki hadiseler özellikle devletlerarası I
ilişkilerde uygulanmak üzere hazırlan
mış senaryoların tatbiki şeklinde gö
rülüyor
—“Sizin üzerinizde de böyle bir senaryo oynan dı mı?”
—“ Evet. Ben buna benim küçük kıyametim d i yorum. Ben mesleğimin sonuna kadar yabancıla rın tabiriyle, hak etmediğim halde bir ‘security risk’ halinde yaşadım. Zaten bu kitabı yazışımın amacı da bir bakıma m illetim e hesap vermektir. Kitabım da Türkiye ve Türkiye’nin üzerinde oynanan oyun lardan da bahsedilmektedir. Bunlar her aydının, her vatandaşın üzerinde durması ve düşünmesi ge reken işlerdir.
Gerçekten bu oyun oynanmış mıdır, yoksa mu- hayelemizin yarattığı bir kuruntudan mı ibarettir?”
—“Küçük kıyametim dediniz, sizin kıyameti nizle Türkiye üzerine oynanan oyunlar arasında bir bağlantı yapabilecek miyiz?”
— “ Daha da öteye gideceğim- Yalnız Türkiye üzerinde değil, bugün dünyada, uluslararası iliş kilerde bazı ülkelerin kendi kudretleri ye tiştiğ i öl çüde diğer ülkelerin kendi dümen suları içine çek me gayretinde oldukları muhakkak. Türkiye’nin du rumu dümen suyunda gitm ekte m idir, gitm eli m i
dir? Bunun tartışmaya getirilm esi kanısındayım."
—“Sizin için nasıl bir senaryo hazırlanmıştı?”
— “ Bu olay ki delilleri Yüksek Güvenlik Mah kem esine kadar gitm iş bir olay içersinde ismim geçmek suretiyle benim Bulgaristan namına ça lıştığım, onlar adınacasusluk ettiğim gibi birtakım deliller ortaya konulmuş. Çapkınlık öykülerim işin içine sokulm uş.”
—“ Resmen casuslukla mı suçlandınız?”
—“ Gayet tabii... Ben kendilerine 1976’da şan taj imkânı vermek suretiyle tabii mazur görün don- juanlık yaparak kendilerine şantaj imkânı sağlamış ve belge vermek durumunda kalıyorum. Komplo nun şekli bu. Bu da beni onlara göre silah kaçak çılarının oyunlarına gelmek durumuna itiyo r.”
_______İFTİRA
—“ Mahkemeye verildiniz mi?”
— “ Hayır ben mahkemeye verilmiyorum. Baş kasının yargılandığı bir davada ben örnek olarak gösteriliyorum. Yargılanan kişinin ifadesinde be nim 1965 yılında Türkiye’nin Sofya B üyükelçili ğimde görevli hariciye memuru olduğum kendisi ile tanıştığım ve beni Pliska O teli’nde V.Stayanov isim li bir Bulgar'la tanıştırdığını ve hatta barda hiz met eden kızı beğendiğimi ve geceyi onunla ge çirdiğim i iddia ediyor...”
—“Siz bu adamı tanıyor muydunuz?”
—“ Hayatımda gördüğüm ya da duyduğum b i ri değildi.”
—“ Pekiyi neden size böyle bir iftira atmıştı?”
— “ Her şeyden önce ben h içb ir zaman ne Sof ya’da ne de Vatikan’da görev yapmış değildim ki... Üstelik 1965 yılında bekâr da değildim. Yargılanan bu kişinin, avukatımdan öğrendiğime göre bu ki şi ülke yararına bazı özel görevler yaparken iftira ya uğramış. Bir süre Ankara’da ticaret ataşeliği yapmış Vasıl Stayanov adındablrBulgarile bazı gö revlilerimizin temaslarını sağlamak suretiyle zararlı eylemlerde bulunduğu iddia olunmuş. Verdiği ifa dede de tuzağa düşürdüğü kim seler arasında be nim adımı dazikredivermiş. İşte iş bu kadar basit m iş.”
—“Tanımadığına göre sizin adınızı nasıl orta ya atmış bu kişi?”
— “ Bu kişi daha sonra, benim hiç Sofya’da ça lışmadığım İspat olununca, ifadesinde s o rg u lu la rın kendisinden isim İstediklerini ve Berdük ism i ni de onların ortaya attığını ve kendisinin Berdük’ü hiç tanımadığını söylem iş."
—“ Bu sizi tümüyle aklamış oluyor..."
— "B en de öyle sanıyordum ama bir kere tas ma boynuma takılmıştı. Bundan kurtulmak da pek mümkün görünmüyordu...”
- “ Ne gibi?”
— “ Buna benzer bir diğer iftirayı ve tabii daha ağırını Çekoslovakya’da olduğum sıralarda yaşa dım. Bu olayın âltında da Varşova Paktı toplantı sına katıldığım gibi akıl ve hayalin kabul etmesi zor bir hikâye ortaya atılm ış.”
—“ Neden katılamıyorsunuz?”
— “ Katılmam mümkün mü? Bu katılmak iki şe kilde olur. Biri devlet talimatıyla ki bundan resmen herkesin haberi olur. Kendi kendime katılmanın so rumluluğunu yüklenmem mümkün ola b ilir mi? Eğer öyle idiyse neden bana h iç hesap sorulma mış ve ben hep ikinci kişilerden duyuyorum..."
—“Varşova Paktı toplantısına katılıp ne yap mışsınız?”
— “ Ben Prag’da iken katıldığım iddia edilen bu askeri toplantıda Bulgar tem silci de varmış. Ben bu toplantı hakkında Genelkurmay’a bilgi verme mişim. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı Or general Necdet Üruğ, benim merkeze alınmamı is temiş. Ben de bu nedenle merkeze alınmışım."
—“Size direkt hesap sorulmuyor mu?”
— “ Hayır kesinlikle sorulmuyor, bir araştırma yapılmıyor. Ben görevime devam ediyorum ve olayı bir rastlantı sonucu öğreniyorum. Tabii merkeze alınmamdan sonra.”
—“Öğrenince ne yaptınız?”
—“ Yapılacak şey Orgeneral Sayın Üruğ’un ka pısını çalmak ve şaibeden kurtulmaktı. Hemen bir ortak dosta gittim durumu izah ettim . Ve talebimi Üruğ’a iletm esini istedim. Pekiyi dedi.”
—“Görüşebildiniz mi?”
—"N e yazık ki çok geç geldi. Şahsen değil ta bii ortak bir dost iie 8 Mart 1988'de bana yapılan bu iftira ile hiç alakası olmadığını, bunu açıklaya bileceğim i, Dışişleri’nin işine bir istisna dışında hiç karışmadığını söylüyordu. Nedense onunla kar şı karşıya konuşma onurundan mahrum bırakılmış oluyordum .”
—“Pekiyi böylesi töhmet altında bırakıldıktan sonra nasıl oldu da büyükelçi olarak görevinize de vam ettirildiniz?”
—“ Benim aklımın almadığı da o oldu. Öyle bir insan düşünün ki kendisi hem bizim ülkemize hem de başka ülkelere ters düşen hizmetlerde bulunu yor, casusluk yaptığı fşrzediliyor, onun hukuki me
kanizmaları işle tiliyo r ve bu kişi hâlâ büyükelçilik görevine davet ediliyor ve kendisine görevi gere ği güvenlik sırları tevdi ediliyor.”
—“Yani Bulgaristan olayından sonra size giz li bilgileri taşıma izni verdiler mi?”
—“ Böyle işlerde genellikle belirli sırlara sahip olan kimselere karşı alınan bazı emniyet tedbirle ri vardır, ithamlara karşı kesin delil bulamazsanız onu tali kısımlara yollarsınız. Daha ihtiyatlı davra nırsınız. O kimsenin meslek hayatını sınırlarsınız. Benim kişisel davam da buydu. Ben bunun acısı nı çektim. En yüksek sırların tevdi edildiği memur durumundan tali işlerde kullanılan bir kişi oldum."
—“Sayın Olgaçay, acaba Sofya ve Varşova İt hamlarının dışında sizi töhmet altında bırakacak unsurlar taşıyan başka olaylar olabilir mi acaba?”
— “ Ben de bu sorunun yanıtını aramak İçin öyle enerji harcadım ki... Bunlar arasında çok önemli olan bir tanesini anlatayım. Ben Moskova’da bu lunduğum süre zarfında diplomasi tarihi için çok önemli iki elçi ile çalıştım. Nuri Birgi ve Feridun Cemal Erkin... Bu süreler zarfında tabii ki büyükel çinin bilgisi altında evvela Londra'da sonra da Moskova’da kendisinin mesleği istihbarat işlerin de olduğu muhakkak olan fakat tabii ki açıklanma yan bir Rus elemanı ile birkaç devamlı görüşme lerim oldu.”
komplo
Ben delilleri Yüksek Gü
venlik Mahkemesi ne kadar gitmiş bir
olay içerisine sokularak Bulgaristan
namına çalıştığım, onlar adına casus
luk ettiğim gibi birtakım delillerle,
çapkınlık öykülerimle boynuna tasma
geçirilmiş bir kişi oldum. Komplonun
şekli aynen böyle idi_______________
Devletlerin birbirini kontrol ve yön-l
tem mekanizmaları vardır. Mesela ih-|
tilai yaptırm a meseleleri. ABD yöneti
mi ihtilal yapılan ülkelerdeki liderlerin |
hayatta kalıp kalmamaları konusunu
tartışma yapabiliyor. Her ülke diğeri
bir ülkenin başına kendi menfaatine
uygun kişinin gelmesini isteyebilir
—“Teklif, yani görüşme isteği ilk ondan mı gel di?”
— “ Evet, bir resepsiyonda tanışmıştık. Sonra elçilikten, o tarihte Londra’da idim, beni aradı ve bir yemek yememizi İstedi. Büyükelçime danışmak için vakit kazanmak istediğimden önümüzdeki günler dolu ben sizi ararım dedim. Bunu B irg i’ye naklettiğimde: ‘Biz bu hataları işliyoruz kabul
etmeliydiniz” yanıtı gelince karşılıklı görüşmeler
başladı.”
—“ Neler konuşuyordunuz?”
—"Konuşmalarımız günlük siyasi olayları ve kültür konularını tartışmadan, yavaş yavaş temsil ettiğim iz dünyaların teorik kıyaslamasına ve bir zihniyet çatışmasına dönüştü. Çok ilg in ç tir ben Moskova’ya tayin olunca tekrar benimle temas ara yan bu zat hakkında bu sefer de Sayın Korutürk’- ün bilgi ve malumatı altında bir görüşmemiz oldu. Bu görüşmede onların yanlış tefsire kaçma ih ti malleri fazla belirince gayet dikkatli bir biçimde operasyona son verdim. Diplomasi olimpiyatları için özel şekilde, üstelik tam bu kategoride yetiş tirilm iş ve Londra gibi çok önemli bir arenaya sü rülmüş bu ağır sıklet karşısında ringden mağlup ayrıldığımı sanmıyorum. Ben belki bir istihbarat elemanı değildim ama dış İlişkilerde bir amatör de değildim. Bulunduğum makamlar Türkiye’nin en önemli iki elçisinin müsteşarlık makamlarıydı.”
—“Sizi o tarafa casusluk yapmaya çekmek için bir yoklama içersinde olduğunu gözleyebildiniz mi?”
—“ Hiç şüphe yok... Aksini düşünmek mümkün değil. Bu öyle bir şey ki böyle bir durumda değil, bu işin en büyük tecrübesini görmüş ağır bir ül kenin tem silcisi, dünyanın hangi ülkesine gider seniz gidin, her insanın karaciğeri bulunduğu g i bi, her ülkenin de istihbaratı vardır. Aksini düşün
mek mümkün değil. Bu beni töhmet altında bırak mak açısından bir yanlışa yol açabilirdi. Böyle yak- laşsalardı benimle ilg ili senaryoyu yazarken anla yabilirdim. Benim affetmediğim nokta, senaryonun bu çerçevede değil, yalan ve iftiralarla süslenile rek genişletilm iş olm ası.”
—“Sizin küçük kıyametinizle Türkiye üzerine oynanan oyunlar arasındaki bağlantıdan söz etmiş tiniz.”
— Hanımefendi, devletlerin birbirini kontrol ve yöntem mekanizmaları vardır. Mesela ihtilal yap tırma meseleleri. En son Time dergisinde ABD yö netim inin ihtilal yapılan ülkelerdeki liderlerin ha yatta kalıp kalmamaları meselesinin tartışması çık tı. Bugünkü dünyamızda bunlar adeta her ülkenin diğer bir ülkenin hükümetinin kendi m enfaatleri ne uyacak kişilerin gelmesini temenni edeceği aşi kâr. Bu yapılırken, bu büyük NATO planı İçerisin de bizim gibi tek kişilerin kendi kısmetleri ile kar şılaşmaları olağan oluyor. Mesele budur. Benim şahsi kanaatim bugün dünyada açıklanmayan, okullarda okunmayan ikinci paralel bir tarih oluş muştur. Bunlar anlatılmaksızın, belgelerde bulu nabilir ama sistem atik değil. Burada masonların rolü çok önemlidir. Onların faaliyetleri sırasında yargı, yönetim ve yasama organlarına nüfuz etmek istedikleri, ordularda, istihbarat teşkilatına, dış İş lerine nüfuz ettiklerine dair işaretler gayet boldur. Ben kimsenin itimadını suiistim al etmeden o ka dar çok bilgi buldum ki...Demek ki kolay...”
—“Türkiye’deki masonlar da böylesi etkin ol ma çabası gösteriyorlar mı?”
— “ ilhami Soysal’ın masonluk üzerine yazdığı kitaplara bakınız. Kendisi mason olmayanların bü yükelçi olamayacaklarına dair bir bilgiden kitabın da söz ediyor. Ben bana bu konuda soru soruldu ğunda kanıtlarımı açıklayacak şekilde bildiklerim i yazdım. Ancak masonlar kendi gizlerini o kadar iyi saklamasını bilirken, benim kendiminkileri açıkla mam doğru olur mu? Ama birkaç kişinin mason olduğunu gazete ve kitaplar yazarsa, ilg ili de tek zip etmezse kabul ediyor demektir. Bazı ülkeler de mesela İngiltere’de güvenlik teşkilatında MI 5 ve 6'da masonluğun yasak olduğuna dair ifadeler var.”
¡EKDNOML
zzzz
Ekim de enflasyon yüzde 7.6
ANKARA, ÖZEL
--- UMHURBAŞKANLIĞI seçimi ile birlikte
si-J
yasi tansiyon tırma nırken, fiyat artışlarının da önüne geçilemedi, KİT zam ları da enflasyonu azdırdı. Devlet ista tistik Enstitüsü (DİE), Ekim ayında tüketici fiyatlarının, bir önceki aya göre yüzde 7.6, toptan eşya fiyatlarının ise yüzde 4.3 oranında arttığını açıkladı. İTO’da, toptan fiyatların yüzde 5.6, perakende fiyat ların da yüzde 5 arttığı b il dirdi.Tüketici fiyatları geçen yılın Ekim ayında yüzde 7.5, toptan eşya fiyatları ise yüz de 6.1 oranında artış göster mişti.
DİE verilerine göre, ge çen yılın Ekim ayına oranla tüketici fiyatlarının 12 aylık artış oranı yüzde 73.3’e yük selirken, toptan eşya fiya t ları da aynı süre İçerisinde
ı Devlet İstatistik Enstitüsü’nün rakamlarına gö
re Ekim ayında toptan eşya fiyatlarının artış
oranı yüzde 4.3 olarak gerçekleşti
yüzde 6.6 ile Ege ve Marma ra Bölgesi’nde arttı. e
Şehirler İtibariyle ise fi yatlar yüzde 9.4 ile İstan bu l’da en yüksek, yüzde 5.7 ile de Antalya’da en düşük oranda artış gösterdi.
DİE, sektörler itibariyle Ekim ayında en yüksek fiyat artışının yüzde 8.5 ile tarım sektöründe en yüksek, yüz de 0.3 ile de enerji sektörün de en düşük oranda arttığı nı bildirdi. Aynı ayda ma dencilik sektöründe yüzde 4.3, imalat sanayii sektörün de ise yüzde 2.7’lik fiyat ar tışı görüldü.
yüzde 72.6 oranında arttı. Geçen yılın Ekim ayında tüketici fiyatlarının 1 yıllık artış oranı yüzde 86.4, top tan eşya fiyatlarının artış oranı ise yüzde 76.0 düze yinde bulunuyordu.
Fiyatlar, geçen yılın Ara lık ayı sonu itibariyle ise, tü ketici fiyatlarına göre yüzde 56.1, toptan eşya fiyatlarına göre de yüzde 57.2 oranın da arttı.
Geçen yılın aynı döne minde tüketici fiyatları yüz de 57.8, toptan eşya fiyatları da yüzde 54.5 oranında art mıştı.
DİE’nin açıklam asına göre, Ekim ayında tüketici fiyatları en yüksek oranda, yüzde 8.7 ile Doğu ve Gü neydoğu Anadolu Bölge s i’nde, en düşük oranda ise,
ITO’YA GÖRE ARTIŞ YÜZDE 5
İstanbul Ticaret Odası, geçtiğimiz Ekim ayında
top-Bankacıların zam şoku
ANKARA. ÖZEL İRAAT Bankasfnda40 bini aşkın personelin üc ret zammı olarak belirtilen son değerlendirme --- İve ayarlamalar karşısındaki şaşkınlıklar sürer ken, Genel Müdür Coşkun Ulusoy sözleşmeli personelle ilgili mevzuatın ve Yüksek Planlama Kurulu'nun bu ko nudaki genelgelerinin çalışanlar arasında farklılaşma yı emrettiğini öne sürerek bu konuda yeni bir sistem geliştirdiklerini söyledi.
Genel Müdür Ulusoy, personel arasında büyük hoş nutsuzluğa yol açan ve bazı bölümlerde “işi yavaş
latma” ve “yemek yememe” gibi pasif direnişlere ka
dar varan personel zammı uygulamasında tamamen
“devletin emirlerine” uyduğunu kaydetti.
Ulusoy, Ziraat Bankası’ndaki personele geçtiğimiz
yıl Ağustos ayında “yalvara yakara” yüzde yüzlük zam koparıp ödediklerini de söyledi ve bu yıl başında söz leşmeli personele uygulanan yüzde 66 zammın daha ön ce yapılan zam nedeniyle uygulanmadığını açıkladı.
Ziraat Bankası Genel Müdürü uyguladıkları sistemi değiştirmelerinin söz konusu olmadığını da ifade ede rek, “ Sistemde değişiklik yapmamız söz konusu de
ğil. Eğer bazı haksızlıklar olmuşsa bunların bilgisayar
dan kaynaklanıp kaynaklanmadığını araştırıyoruz. Dü zeltilecek. Sözüm sadece bu anlamı taşıyor" d e d i.
«~B£N DE KOLAYINI BİLİRDİM
Genel Müdür Ulusoy, yaptıkları uygulamanın sade ce çalışanla çalışmayanı, az çalışanla çok çalışanı ayır mak amacına yönelik olduğunu da sözlerine ekleyerek,
"Ben de bilirdim herkesin yaptığını yapmayı. Yüzde kaç demiş Planlama Kurulu 70 mi, 80 mi, herkese uygular dım. Çarpardım tamam. Ama ben kalıcı sistem kurmak istedim. Dediğim gibi yapsaydım, bu kadar başım da ağrımazdı" dedi.
Bu arada Ziraat Bankası Basın ve Halkla İlişkiler Mü dürlüğü tarafından da bankanın yürürlüğe koyduğu “pu-
anlamalı, objektif-sübjektif kriterlere dayalı” ücret sis
temini geniş bîr şekilde anlatan genel müdürlük genel gesi açıklandı.
Sistemi oldukça teknik bir şekilde anlatan açıkia- ma uyarınca tahsil, hizmet süresi (kıdem), unvan, işbi- rimi sınıfı, il merkez şube müdürü faktörü, yerleşim mer kezi (bölgesel zorluk) iş zorluğu-eleman temini-eleman tutma güçlüğü gibi “objektif” faktörler yüzde 10-20 şek linde “nisbi ağırlıklar” taşıyor.
tan fiyatların yüzde 5.6, pe rakende fiyatların İse yüzde 5.0 arttığım açıkladı.
ITO’nun saptamalarına göre, Ekim ayları artış oran ları, toptan fiyatlarda geçen yılı yüzde 5.8, 1987 yılında ise yüzde 2.0 olmuştu.
Perakende fiyatlarda, Ekim ayındaki artış oranla rı, geçen yıl yüzde 5.8 ve 1987 yılında yüzde 5.9 düze yinde belirlenm işti.
ITO’dan yapılan açıkla mada, Ekim ayları itibariyle yıllık ortalama artış, toptan fiyatlarda 1989 için yüzde 62.5 olarak belirlenirken, bu oranın geçen yıl yüzde 57.7, 1987 yılında ise yüzde 36.5 olduğu kaydedildi.
Yıllık ortalama artış ora nının perakende fiyatlarda bu yıl yüzde 71.7 olduğu kaydedilen açıklamada, ge çen yıl bu oranın yüzde 73.2, 1987 yılında ise yüzde 41.3 olduğu ifade edildi.
—“Orduda da masonluk olduğuna dair işaret ler var mı?”
— “ Bakınız bazı belgeler ortaya çıkmış. Ordu dan önemli mevkilerdeki kişilerin ismi mason d i ye ortaya atılmış. Ve bunlar üzerinde hiçbir tekzip . yok. Üstelik bunu Orgeneral Muhsin Batur da ki tabında teyit etmiş. Şimdi Türkiye’de 10 yılda bir ihtilal yapılıyor. Bunların Türk tarihi bakımından olum lu olduğu söylenemez. Bütün bu belgelerde bu olaylardan evvel ve sonra mühim makamlarda tanınmış kişilerin mason olduğuna dair bilgiler fev kalade çok. Bu kişiler bir noktaya geldikten son ra bu işleri bıraktılar denemeyeceğine göre bugün de bu devam etmektedir. Şimdi çok önemli bir nok ta, ordu içersinde masonluk varsa kanuni mesne dinin ne olduğunu buna nasıl müsaade edildiğini öğrenmek her vatandaşın hakkıdır.”
—“Anılarınızda büdbükattan da söz ediyorsu nuz. Nedir büdbükat?”
—“ Büdbükatı, sömürgecilikle eş anlamda say mak mümkündür. Ancak bu deyimin isim babası olarak, bizim vermek istediğim iz anlam bu değil. İkisini aynı şey saysaydık ayrı terim aramazdık. Sö m ürgecilikte sınırları aşmak, yabancı topraklara ulaşmak esastır. Büdbükatta ise sınırları aşmadan, yada aşmaz görünerek İşleri uzaktan idare etmek, yabancı ülke insanlarını dipçikle değil, havuçla kendi ülkesine karşı yürütmek vardır.”
—“Hangi dönemlerde'Türkiye’de büdbükat sa yılacak uygulamalar görüldü sizce?”
— “ 40’lı yılların ikinci yarısında büdbükat uy gulaması olduğunu söylemek biraz zor. Büdbükat atlarından ikisinin CIA ile masonluk olduğu konu sundaki mutabakatımız dikkate alınırsa, bu atla rın o tarihte ülkemizde dolaşması mümküri değil di. CIA aynı yıl içinde 47’de Truman tarafından ku rulmuştu. Savaş sonrası telaşı içersinde İlk iş ola rak Türkiye’ye koşacak değildi. Masonluk iseTürki- ye'de Atatürk zamanından beri yasaktı. Büdbükat 1950’den bu yana her 10 yılda bir değişen bir çeh re ile bizle ilg ili olaylarla doludur. ABD’nin bizim le ilgisi 1950 seçimlerinden sonra ve Truman dok trininden bu yana oluştu. Bizi daha yakından ta nımak istiyorlardı. Burada büdbükat ABD’nin biz- deki görünüş tarzıdır. Burada kim ne kadar hata etti? Biz ne kadar hata ettik? Bugün Ermeni dava sının ortasındayız. Kunuri’yi kim hatırlıyor hanıme fendi? Kunuri’yi ABD’liler mi bize hatırlatacak, yok sa biz mi onlara hatırlatacağız? Biz oyunda in is i yatif alma zamanlarını kullanmıyoruz. Misal olarak söyleyeceğim Rogers Planı'nın içinde bulunan Türkiye ve Yunanistan’ın yerleri başka olmuş ol saydı iş bu kadar çabuk mu halledilirdi? Bugün 5 senelik süreler zarfında her yeni gelen ABD baş- kanının tutumu sayesinde bizim ABD ile iliş k ile rimiz değişiyor. Bu normal ola b ilir ama değişme yecek bir hat olması lazım. Bu ana hatta bükük lük var.”
—“Siz Türkiye’nin bugün başını ağntan önemli sorunlarının altında büdbükat eyleminin yattığını söylüyorsunuz yanılmıyorsam. Örneğin Ermeni ve Kürt sorunları?”
—“ Şimdi Ermeni ve Kürt meseleleri tarihin bel li dönemlerinde ortaya getirilir. Batı ülkeleri bize Kürt meselesini üstümüze yüklemeye çalışan ül keler, birçok defa topraklarımız dışında devlet kur ma fırsatına sahip oldular. Neden kurmadılar? Böl ve yönet kaidesi dolayısıyla, isteselerdi bu mese leyi halledebilirlerdi. Biz kendi mücadelemizi ya parken Kuzey Irak'ta bu devleti kurabilirlerdi. Ne den? Aynen birçok bölgelerde, örneğin Keşmir’ de olduğu, Kıbrıs’ta olduğu gibi halledilmemiş problemler, halledilmenin tarzı gibi görünüyor. Bu gün, Kıbrıs olayı birçok kişi bakımından hal tarzı na kavuşmuştur. Bunu böyle bilelim . Her yeni ku şak gelecek aynı sazı çalacaktır. Kişiler değiştik çe yeni bir kriz çıkacak, bu böyle sürüp gidecektir."
—“ Bütün bu olaylar İçersinde bizim İstihbarat örgütümüzün katkısı ne ölçüde oluyor sizce?”
— “ Ben istihbarat örgütümüzün çok dar imkân lar ve nispeten az elemanla başarılı hizmetler gör düğü kanısındayım. Ancak diğer ülkejerdeki ve bil hassa İngiltere ve ABD'deki benzerlerine oranla da ha geniş bir alanda çalışmak zorunda bırakıldığı kanısındayım. Bu ülkelerde iç ve dış istihbarat ayrı birimlerdedir. FBI, CIA faaliyetleri gibi. Bizde de ikinci bir örgüt kurularak bu iki örgüt arasında buna benzer bir iş bölümü yapılmasının zorunlu oldu ğuna inanıyorum.”
—“Zaman ve yerimiz olsa sizinle çok daha uzun konuşmak ve olayları irdelemek isterdim. Ben yine de bu çok zevkli söyleşi için size teşekkür edi yorum.”
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi