13 KA SIM 1985
ANKARA NOTLARI
MUSTAFA EKMEKÇİ_____________
Perapalas Olayı...
Birkaç günlüğüne İstanbul’a geldim. Havaalanında, beni alıp kalacağım otele götürecek, gazetenin arabasını bekliyorum. Acaba şoför tanımadı mı? Sağa, sola arayan gözlere bakıyo rum. Öyle birini görsem, “ Kimi bekliyordunuz, affedersiniz?” diye yanaşıp soracağım. Sonunda, bana doğru gelen, şoför Hayri’yi tanıdım. İstanbul’a sık gelmediğim için o da beni unut muştu besbelli...
— Çok sık gelmiyorsunuz, ondan... dedi. Arabayı park güç lüğü de varmış...
Kalacağım oteli sordum, telefonla; Perapalas’ta ayrılmış ye rim. Şoför Hayri Karagöz:
— Vural Abi de orada kalır geldiğinde, dedi.
İstanbul’da çok dostlarım, yakınlarım var. Geldiğimde, onla rın evlerinde kalabiliyorum. Zaten çok kimse öyle yapıyor. Ga zetenin konuğu olmasam, otelde kalabilir miyim? Birde, yalnız kalıp çalışmam gerekiyor. Tercüman Gazetesi yazarlarından Er- gun Göze’nin açtığı ceza davasında, sanık olarak yargılanma ya geliyorum. Bir yandan da “Ankara Notları” nı yazacağım. Kafamın derli toplu olması gerek.
Aşık Veysel de, otelde kalmayı severdi: — Köyde otel olsa, otelde kalırım, derdi...
Perapalas’a geldik, Hayri beni bırakıp ayrıldı, gazeteye dön dü. Perapalas’a daha önce Mehmed Kemal’le, Mehmet Mer- can’la gelip bir süre oturmuş, söyleşmiştik. Ama kalmamıştım. Otelin tarihsel bir yanı olduğunu biliyordum. Atatürk’ün bura da odası vardı. Otele girer girmez, resepsiyondaki şef:
— Size, dedi, ilk akşam için ismet Paşa’nın odasını verece ğiz. Yarın değiştireceğiz odanızı...
— İsmet Paşa’yı sevdiğimi nereden biliyorsunuz?
Güldü, 201 numara ismet Paşa'nın, İstanbul’a geldiğinde kal dığı odaydı. Anılarla dolu bir oda, salonu da var. 101 numara, Atatürk’ün odası, orası kapalıydı, daha sonra gezebilecektim. Perapalas, 93 yıllık... Gelenlerin yüzde doksanı yabancıymış...
Perapalas’ta yıllar önce, Akif’le ilgili olarak geçen bir olaya daha önce değinmiştim. Mehmet A kif’in ölümünde, beylik ya ni resmi tören yapılmaz, Atatürk bir Abdülhak Hamit’e olduğu gibi ilgilenmez, diye yazmıştım. Perapalas’ta,“ Ticaret Mektebi” öğrencilerinin düzenledikleri yıllık baloya gelen Atatürk’ün, ken disini alkışlayan gençlere sitem ettiğini, ağır konuştuğunu be lirtmiştim. Bu konuda yeni kaynaklar da elime geçti. Daha önce yayımlanmış ama, ben yeni buldum. Yazar Mehmet Bayrak, “ Tevfik Fikret” adlı yapıtında, baloda geçen olayı aktarıyor. Meh met Bayrak, Tevfik Fikret’in öğrencilerinden Nurettin Sevin’in anılarını veriyor. Şöyle:
“ O sıralarda Mehmet Akif yeni ölmüş, kendisine resmi me rasim yapılmamış, bu yüzden gençlik bazı hareketlerde bulun muştu.
Atatürk toplantıya gelir gelmez etrafı gençlerle çevrildi. Bü yük önderin sinirli bir hali vardı. Kendisini dinleyenlere hitaben söze şöyle başladı:
— Ben gençliğe kırgınım. Bizgüya İstiklal Marşı şairine la zım olduğu kadar hürmet göstermemişiz. Sorarım size, Meh met Akif bu memlekete ne kazandırmıştır? Mehmet Akif, bizim inkılaplarımızın düşmanı idi. Evet, istiklâl Marşını yazdı. Ama onu bir ümmet düşüncesi ile yazdı. Türk milleti düşüncesiyle yazmadı. Eğer hakikaten Türk milletinin istiklalini düşünsey- di, Rum malı olan fesi, başından çıkarmamak için Mısır’a gi dip esareti (köleliği) tercih etmezdi.
Halbuki biz bu memleketi, muasır medeniyet seviyesine (çağ daş uygarlık düzeyine) çıkarmak gayesiyle onu bütün gerilik lerden kurtarmak için çırpınıyoruz.
Gençler, sorarım size, bu milletin ve memleketin şan ve şe refle medeni dünya milletleri arasında yaşayabilmesi için la zım gelen her şeyi yazan, düşünen ve hayatını bu uğurda feda eden kimdir?
Gençler cevap verdiler bu soruya: — Hâmit. — Hayır. — Namık Kemal. — Hayır. — Ziya Gökalp. — Hayır bilmediniz.
Ve Atatürk, kendine has Rumeli şivesiyle cevap verdi: — Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar. Ve sırasıyla Ferda’yı, Sis’i ezbere okudu ve bu şiirlerin tahli lini yaptı.
En sonunda sözlerini şöyle bitirdi:
—■ O, bizden çok ilerisini gören bir insandı. Ne yazık ki biz ona hâlâ yetişemedik.”
Atatürk’ün sözleri, bugün de geçerli değil mi? Düşünün, Pe rapalas olayı, bugün de capcanlı değil mi?
Atatürk’ün Perapalas’ta, gençlerle konuştuğu salonu da gör düm. 10 Kasım sabahı, saat 9.00’a doğru, Perapalas’ın pen ceresinden, okullarına yetişmek için koşuşan önlüklü öğrencileri seyrettim. Saat dokuzu beş geçe, karşı apartma nın çatısındaki işçiler, işlerini bırakıp saygı duruşuna geçtiler. Gericiler, tutucular ne yaparlarsa yapsınlar, yığınlar Mustafa Ke mal’i kendiliklerinden, her gün daha iyi tanıyacaklar. 1985 yılı nın 10 Kasım’ında, yüz liralıkların üstünde Mustafa Kemal’in resminin tam arkasında, Mehmet Akif’in resminin bulunması düşündürücüdür. Tevfik Fikret'in resmini koymak, tutucuların işine gelir mi bakalım?
11 Kasım günü savunman Orhan Apaydınla birlikte, Ergun Göze’nin Kadıköy İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtığı ki şisel davanın duruşmasına girdik. Duruşmadan sonra Apay dın:
— Haydi seni yemeğe götüreyim... dedi. — Senin yaptığını Çorumlu yapmaz! dedim. — O ne demek o? Ne yaptık ki?
— Öyle derler, halk söyler: “ Senin yaptığını Çorumlu yap maz!” der. Öyküsünü duymuştum ya, uzun. Seninki de, ter sinden de olsa o hesap! Hem davada, Ergun Göze’ye karsı beni savunuyorsun, arkasından bir de yemek yediriyorsun! Vallahi, bunu Çorum'lu yapmaz...
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi