• Sonuç bulunamadı

3. Sınıf Önce Okuyoruz Sonra Online Sınav Oluyoruz “Kahraman Demir Yolcu Salih Dede” Arkadaş Karabaş

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "3. Sınıf Önce Okuyoruz Sonra Online Sınav Oluyoruz “Kahraman Demir Yolcu Salih Dede” Arkadaş Karabaş"

Copied!
64
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ARKADAS KARABAS

ARKADAŞ

KARABAŞ

GERÇEK DOSTLARIM Ali Kılıç Ali Kılıç ÖZGÜRLÜĞE ATILAN PEDAL ARKADAS KARABAS ARKADAŞ KARABAŞ Ali Kılıç HADİ PİKNİĞE Ali Kılıç ÇIĞ GİBİ BÜYÜYEN SERVET Ali Kılıç OYUN OYNUYORUZ ARKADAŞ! Ali Kılıç TEHLİKELİ YABANCILAR Ali Kılıç Ali Kılıç GÜVENLİ OKUL SERVİSİ Ali Kılıç YEMYEŞİL BİR

DÜNYA KURUYORUZ DOSTUMCAN

Ali Kılıç

2087. Sokak Selimpaşa Çıkışı Mevkii Ağıl Civarı No: 1-H

(2)

Kitap Adı : ARKADAŞ KARABAŞ Yazar : Ali KILIÇ

Resimleyen : Emine KORKMAZER

Çağatay KORKMAZER

Baskı - Cilt :

On kitaplık KAHRAMAN DEMİRYOLCU SALİH DEDE serisinin yayın ve telif hakları Bilgin Çocuk Yayın Matbaa ve Kitap Pazarlama

San. Tic. Ltd. Şti’ne aittir.

Tel: 0212 731 58 28

, Bilgin Çocuk Yayın Matbaa ve Kitap Pazarlama

San. Tic. Ltd. Şti.’nin tescilli markasıdır. Prizma Press

(3)

Kemal her günkü gibi sabah erkenden uyandı. Kahvaltı masasına oturmadan önce dedesine bir sürpriz yapmak istedi. Sessizce evin kapısından çıkıp gazete bayisine doğru yürüdü. Dedesi kahvaltıda gazete okumaktan büyük bir zevk alırdı.

Ama havalar soğuk olduğu için Salih dede sabah erkenden kalkıp gazetesini almaya gidemiyordu. Kemal bugün onun gazetesini alıp tabağının yanına koyacaktı. Dedesi buna çok sevinecekti.

Tam sessizce kapıdan çıkıp gitmek üzereyken annesi onu gördü:

- Oğlum nereye gidiyorsun böyle gizli gizli?

(4)

- Gazete bayisine gidiyorum anneci-ğim. Bugün dedemin gazetesini ben almak istiyorum. Kaç gündür hava soğuk olduğu için dedem gazete almaya gidemiyor. Ben de bugünlüğüne onun gazetesini alıp gele-yim dedim.

Annesi:

- Aferin sana, ama dikkat et. Dur bir bakayım sana. Üzerine kalın şeyler giy. Bak gerçekten hava çok soğuk.

- Tamam anneciğim. Bak, atkımı bile aldım. Bir de başka bir şey lazım mı anne?

- İki tane kepekli ekmek al Kemal, biliyorsun deden çok seviyor taze kepekli ekmeği. Yanında yeterli para var mı? Yoksa biraz vereyim.

(5)

- Gerek yok anneciğim. Kumbaramda birikmiş param vardı. Yanıma bütün para aldım. Param ekmek almaya da yetecektir. Teşekkür ederim. Bugün evin ekmeğini ben alayım. Bak artık eve ekmek getiriyorum. Elim ekmek tutmaya başladı.

Annesi, Kemal’in bu sözlerine çok güldü. Bu çocuk bu kadar şeyi nereden öğreniyordu. ‘Eli ekmek tutmak’ deyiminin anlamını çocukların çoğu bilmezdi; fakat Kemal bu deyimi bilmekle kalmıyor, günlük hayatta da kullanıyordu.

- Haydi bakalım, akıllı yavrum benim. Eli ekmek tutan yavrum benim.

Kemal annesinin bu sözlerine çok sevindi.

(6)

Her ne kadar babasından aldığı harçlıklarla eve ekmek getirdiğini bilse de içini bir gurur kapladı. Eve ekmek getiren biri olmak çok gurur vericiydi. Babası Orhan Bey’in neden akşam geç saatlere kadar çalıştığını şimdi daha iyi anlıyordu. Babası eve ekmek getiren bir babaydı. Kemal her zamanki gibi babasıyla gurur duydu.

Hava gerçekten de çok soğuktu. Kaldırımlardaki bazı küçük su birikintileri buz tutmuştu.

Kemal üşüyerek gazete bayisinin bulunduğu sokağa doğru hızla yürüdü. Bayiye gelince de her gün dedesinin okuduğu gazeteyi raftan aldı. Parayı gazete bayisine uzattı:

(7)
(8)

- Amca taze kepekli ekmek geldiyse iki tane de ondan koyar mısın?

Gazete bayisindeki amca hemen Kemal’in ne istediğini anladı. Kemal’i tanıyordu. Kemal, Salih dedenin torunuydu. Her sabah Salih dede gazetesini ve iki tane kepekli ekmeğini almaya gelirdi. Şimdi ise torunu gelmişti:

- Hayrola Kemal? Salih dedemize bir şey mi oldu? Her sabah o gelirdi gazeteyi ekmeği almaya. Birkaç gündür gelmiyor. Hasta mı oldu yoksa?

Kemal:

- Hayır amca. Birkaç gündür sabahları hava çok soğuk oluyor. Dedem de hasta olmamak için dışarı çıkmıyor. Ama sabah gazetesini okuyamadığı için

(9)

canı sıkılıyordu. Bugün de ben erken kalkıp ona sürpriz yapmak istedim.

Gazete bayisi amca ekmekleri poşete koyup Kemal’e verdi. Kemal parayı uzattı. Para üzerini de sayarak aldı. Büfeden çıkar çıkmaz ekmek poşetini açıp bir ekmeğin ucunu kopardı ve ağzına attı.

Ekmek sıcacıktı.

Kemal sıcacık ekmeklerin ucundan koparıp yemeyi çok seviyordu. Çoğu zaman eve götürene kadar ekmeğin yarısını bitiriyordu. Annesi bu konuda Kemal’e kızardı; ancak her defasında ekmeğin yarısı yolda yendiği için bütün aile bu duruma alışmıştı.

(10)

Kemal büfeden dönerken evlerinin olduğu sokağa girince simsiyah bir köpek yavrusu gördü.

Hava çok soğuktu. Yavru köpek çok üşüyordu. Kemal köpeğe acıdı ve ekmeğin bir parçasını kopararak köpeğin önüne koydu.

Sonra kalkıp yoluna devam etti. Biraz yürüdükten sonra köpeğin ekmeği bitirdiğini gördü. Ekmeği bitiren köpek hemen Kemal’in peşine düştü. Kemal daha hızlı yürümeye başladı. Bu sefer de yavru köpek koşmaya başladı. Kemal yavru köpeğin arkasından koştuğunu görünce durdu. Köpeğe dönerek:

- Tamam arkadaş, ekmeğini verdik, karnını doyurduk, daha ne istiyorsun

(11)

benden? Anlamadım ki. Haydi, git bakalım annenin babanın yanına. Hava bu kadar soğukken sen nasıl çıktın evinden dışarı? Annen baban seni merak eder. Haydi bakalım, evine git, haydi!

Kemal bunları söylerken yavru köpek onun söylediklerini sanki anlıyormuş gibi dinliyordu. Kemal bunları söyledikten sonra ayağa kalktı, yürümeye devam etti. Arkasına dönüp baktığında yavru köpeğin boynunu bükerek aynı yerde durduğunu gördü. İçi cız etti. Geri döndü, köpeğin yanına geldi. Kemal:

- Bak arkadaş, aslında ben köpek kardeşleri çok severim. Eh, onlar da sağ olsunlar beni çok sever. Şimdiye kadar hiçbir köpek beni kovalamadı. Mesela beni

(12)

hiç köpek ısırmadı. Sen de çok şirin bir köpeksin. Benim de senin gibi şirin bir kö-peğim olmasını çok isterdim. Fakat benim dedem hayvanların doğal ortamlarından uzaklaştırılmasına karşı. Aslında ben de ona hak veriyorum. Şimdi ben seni annen babandan ayırıp sırf kendi zevklerim için evime getirirsem bu adil bir davranış ol-maz. Anlıyorsun beni değil mi?

Kemal bu ana kadar bir köpekle konuştuğunu fark etmemişti. Uzun uzun buna güldü. Sabahın köründe sokakta köpekle konuşan bir çocuk… Biri görse ne demezdi ki? Yavru köpeğe bir yığın laf söylemişti; ama yavru köpek de onun sözünü hiç kesmemiş, anlıyormuş gibi dinlemişti. Anlamış mıydı acaba?

(13)

- Bakıyorum da beni anlamış gibi duruyorsun. Hımmm. Anladın galiba. Ama seni burada soğukta bırakmaya gönlüm razı olmuyor arkadaş. Sen de benimle gelmek istersen gel, yok, gelmek istemiyorsan gelme. Sen bilirsin. Ben seni zorla götürmek istemiyorum. Sen benimle gelmek istiyorsan, benim köpeğim olmak istiyorsan gel. Tamam mı?

Yine köpekle konuşuyordu. Ama bu sefer gülünecek bir şey bulamadı; çünkü o yavru köpeğin kendisiyle gelmesini isti-yordu. İçinden “İnşallah anlamıştır.” diye dualar etti. Bunları söyledikten sonra Ke-mal ayağa kalktı. Arkasına bakmadan kö-şeye kadar yürüyecekti. Köşeyi döndükten sonra arkasına baktığında yavru köpeği

(14)

arkasında görürse onu kendi köpeği ola-rak besleyecekti. Gelmezse onu unutmaya çalışacaktı. Kemal bir yandan yürüyor bir yandan da köpeğin arkasından gelip gel-mediğini merak ediyordu. Endişeliydi. Kö-peğin kendisiyle gelmesini istiyordu; ama onu tutup zorla eve götürmeyi de doğru bulmuyordu. Kendi köpeği olup olmaması konusunda köpeğe seçme hakkı vermek is-tiyordu.

Köşeyi döner dönmez arkasına baktı; ama köpeği göremedi ve buna çok üzüldü. Köpek onun peşinden gelmemişti. Boynunu öne eğdi ve çok geç kaldığını düşünerek eve doğru hızlı hızlı yürümeye başladı.

Tam bu sırada arkasından bir havlama işitti. Arkasını dönünce yavru köpeğin

(15)

köşeyi dönüp hızla ona doğru koştuğunu gördü. Yavru köpek onu seçmişti. Onu sahibi olarak kabul etmişti:

- Arkadaş, hoş geldin. Gelmene ne kadar sevindim, bilemezsin. Hadi bakalım arkadaş, kahvaltıya geç kaldık. Annem ve dedem beni merak etmiştir. Haaaaa, bak arkadaş, bundan sonra benim annem senin annendir, benim dedem senin dedendir. Anlaştık mı?

Yavru köpek:

- Hav hav uuuuuuuuu hav hav hav!

Kemal:

- Arkadaş önceden söylesene Türk-çe anlıyorum ben diye. Bu evet demekti herhalde. Haydi, kahvaltıya çok geç kal-dık. Annemiz ve dedemiz bizi çok merak

(16)

Kemal daha hızlı ve büyük adımlar-la eve yürümeye devam etti. Gerçekten eve geç kalmıştı. Beş dakika içinde gidilip dönülecek yolu on dakikada gidip döneme-mişti. Eve geç kalınca annesi ve Salih dede onu çok merak ederdi. Bunları düşünürken evin önüne geldiğini fark etti. Yavru kö-peğe kapının önünde durması gerektiğini söyledi; çünkü Salih dedesi evin içinde kö-pek beslemeyi sevmiyordu.

Annesi:

- Nerede kaldın oğlum. Bak tostla-rın bile soğudu. Seni çok merak ettik. Hiç böyle yapmazdın. Ne oldu ki?

Salih dede:

- Hem sen sabah sabah nereye gittin?

Kemal:

(17)
(18)

çok soğuk ya, sen de bu yüzden bayiye gidip gazeteni alamıyorsun. Bugünlük gazeteni ben almak istedim. Sana sürpriz yapacaktım; ama olmadı işte. Başka işler çıktı. Ama çok güzel işler çıktı dedeciğim. Şeyy, yani benim açımdan çok güzel şeyler diyeyim.

Salih dede:

- Neymiş bu senin açından güzel olan şeyler? Anlat da bilelim.

- Eeeee, şeyyyyy! Şimdi dedeciğim olay kısaca şöyle: Bayiye gittim, gazeteyi aldım, geri dönerken yolda bir şeye rastladım. Eeeeee, şeyyyyyyy.

Salih dede:

- Kemal, yavrum! Korkmana gerek yok ne olduysa olduğu gibi anlat bize. Biz de sana yardımcı olalım. Tabi yardımcı

(19)

olabileceğimiz bir durum varsa.

Kemal, olayı kısaca özetledi. Kemal bunları anlatırken bir yandan da kahvaltıya başladılar; çünkü çok geç kalmışlardı. Annesi ve Salih dede can kulağıyla Kemal’i dinledi. Kemal de sözünü kesmeden onu dinledikleri için daha da hevesle anlattı. Köpek hakkındaki düşüncelerini de söyledi. Bir köpek beslemeyi ne kadar çok istediğini de defalarca laf arasında dile getirdi. Bir de yavru köpekle konuşarak anlaştıklarını iddia edince bütün aile katıla katıla gülmeye başladı.

Annesi:

- Yani ciddi ciddi köpekle konuş-tuğunu mu söylüyorsun Kemal?

(20)

- Yani anneciğim, tam olarak öyle olduğunu söylemiyorum; ama bu yavru köpek benim sözümü dinliyor. Anlamadan benim sözlerimi nasıl dinleyebilir?

Annesi:

- Anlat bakalım nasıl dinledi? Biz de bilelim.

Kemal:

- Mesela anneciğim. İçeri gelme-den beni burada bekle dedim ona. Baka-lım pencereden, benim söylediğim yer-de beni bekliyor mu?

Salih dede:

- Bakalım!

Annesi:

- Bakalım!

(21)

kalktı. Bahçeyi gösteren pencereye doğru yöneldi. Kemal yavrunun olduğu yeri oraya bakmadan işaret etti. Annesi ve Salih dede o yöne doğru baktılar ve yavru köpeğin orada sessiz sessiz evin kapısına bakarak beklediğini gördüler. Köpek kendisine pencereden bakıldığını görünce havladı.

Köpek sanki Kemal’i anlıyormuş gibi hiç hareket etmeden Kemal’in söylediği yerde onu bekliyordu.

Annesi ve Salih dede köpeği görür görmez ona ısındı. Salih dede çalıştığı yıllarda istasyondaki evinin kapısında köpek beslemişti. Bu köpeğin ne kadar akıllı bir köpek olduğunu onu görür görmez anladı. Bu yavru köpeğin doğru eğitimi aldıktan sonra Kemal için sadık bir dost,

(22)

ev için de güvenilir bir bekçi olacağını düşündü.

Salih dede evin içinde hayvan beslemeye karşıydı. Şimdiye kadar hayvanları evinin bahçesinde beslemişti. Sadece bahçesinde hayvan besleyebilmek için yıllarca hep bahçesi olan evleri kiralamayı tercih etmişti. Ama hiçbirini evinin içinde tutmamıştı.

Bir keresinde beslediği bir kediye araba çarpmıştı ve kedinin ayağı kırılmıştı. Veteriner kedinin ayağını alçıya aldıktan sonra kediyi dışarıda bırakmaya Salih dedenin gönlü el vermemişti. İyileşene kadar kediye evin içinde bakmıştı. Onu her sabah taze süt ile beslemiş, her gün yıkayıp tertemiz tutmuştu. Kedilere nankör

(23)

derler; fakat Salih dedenin bu kedisi onun bu iyiliğini hiç unutmadı. Oradan taşınıp onu bırakmak zorunda kaldığı güne kadar Salih dedenin yanından hiç ayrılmadı.

Bu yavru köpeğin masumca dışarıda bekleyişini görünce içi cız etti. Kemal’in de bir hayvan arkadaşa ihtiyacı olduğunu düşündü. Ama hayvanların eve sokulmaması gerektiğini ona nasıl anlatmalıydı. Bu konuda çok düşünceliydi.

Berrin Hanım’ın bu konudaki fikri belliydi. Kemal’in mutlu olmasını istiyordu. Kemal’in köpeği beslemekten mutlu olacağına inandığı için köpeğin kalmasından yanaydı. Öte yandan babasının bu konuda Kemal’e ne diyeceğini ise çok merak ediyordu. Salih dedenin Kemal’i kıracak

(24)

bir yanıt vermeyeceğini biliyordu. Evde hayvan beslememe konusunda babasının kesin fikirlerinin değişmeyeceğinden de emindi.

Berrin Hanım:

- Eeee babacığım, bu yavru köpek konusunda ne diyorsun?

Salih dede:

- Ben bu kara köpeği çok sevdim. Baksana nasıl da uslu duruyor! Bu yavru köpek Kemal’e çok iyi bir yol arkadaşı olur. Evimizin güvenilir bir bekçiye de ihtiyacı var. Bu köpekte o güven duygusu da var. Ben köpekten anlarım. Bu yavru köpek konusunda olumsuz bir düşüncem yok; fakat bir sorun var.

(25)
(26)

Kemal dedesinin köpeği beğenme-sine çok sevindi. Onu beğendiğinden onu beslemesine “hayır” demeyeceğini düşü-nüyordu. Yine de emin olmak için sordu:

- Hayır deme lütfen dede. Çok sevdim ben o köpeciği. Çok sevimli baksana. Besleyebilir miyim? Lütfeeeen!

Bunu derken Kemal dışarıda duran köpeği gösterdi.

Salih dede:

- Bak şimdi pehlivan! Sorun ne kö-pekte, ne bende, ne annende, ne baban-da… Sorun sende! Aslında buna bir run diyemeyiz; ama ben bu durumu so-run olarak adlandırıyorum. Aslında bazı insanlar köpek beslemek konusunda çok problem çıkarırlar. Bir hayvan

(27)

besle-meye hazır olmadan hayvan beslebesle-meye kalkarlar. Bu durum bana göre üzücü.

Berrin Hanım:

- Nasıl bir sorun bu baba? Biraz daha açıklar mısın?

Salih dede:

- Şöyle ki: Bazı insanlar kendi yal-nızlıklarını gidermek için yanlarına can dostu olsunlar diye çeşitli hayvanlar alır. Haklarını yemeyelim, belli bir sü-reliğine de o hayvanlara gözleri gibi ba-karlar. Fakat yalnızlıklarını giderecek başka şeyler bulunca o hayvancıkları hayatlarında ikinci hatta hatta üçün-cü plana iterler. Önce bazı günler hay-vanları beslemeyi unuturlar. Sonra da onları beslemek, o hayvanlara masraf

(28)

etmek insanlara zor gelir. Sonra da o garip hayvanları sokaklara bırakırlar. O hayvanlar da sokakta yaşamaya alışkın olmadıkları için çaresiz kalırlar.

Kemal:

- Haklısın dedeciğim. Bizim mahalle-nin sokaklarında ne kadar da çok var on-lardan! Her gün Tuğba ile okula giderken sokaklarda tasmasız dolaşan pek çok cins köpek görüyoruz. Hatta arkadaşlarım be-nimle alay ediyorlar “Sizin mahallenin kö-pekleri bile çok cins.” diyorlar. Haklısın dedeciğim; ama bunun benimle ne alakası var?

Salih dede:

- Biraz sabredersen seninle ne ilgisi olduğunu anlatacağım. Öncelik-le şundan söz etmek istiyorum: Kendi

(29)

arzularımız, zevklerimiz için hayvanları alet ediyoruz. Bu hiç hoş bir davranış değil. Hayvanlar bizim oyuncağımız de-ğil ki. Onları istediğimiz gibi kullanmak, ihtiyacımız olmayınca da hiç yüzleşme-dikleri doğal şartlarla yüzleştirmek çok zalimce bir davranış. Düşünsene Kemal, bir hayvanı “Artık sana bakamıyoruz.” diye sokağa atsak hoşuna gider mi bu? Emin ol ki o hayvancıkların da hoşuna gitmiyordur bu.

Berrin Hanım:

- Sokaklarda kalan hayvanlar için belediyeler hayvan barınakları yapmıyor mu?

Salih dede:

- Var, var; ancak bunlar maalesef yeterli değil. Belediye ne kadarına

(30)

ye-tişebilir ki? O kadar çok ki bu masum hayvanlardan, hangisini toplayacaksın sokaklardan? İnsanlarımız gerçekten çok duyarsız. Hatta o kadar duyarsız ki insanlarımız bazıları, “Ne var yani, on-lar bizim keyfimiz için yaratılmadı mı?” diyebiliyor. Bilmiyorlar. Çok cahiller. O hayvanlar bizim keyfimiz için yara-tılmadı. Onların da bu dünyada bizim kadar yaşamaya hakkı var. Onların da bizim kadar beslenmeye ihtiyacı var. Bunu anlamak ve insanlarımıza da anlat-mak zorundayız.

Kemal:

- Dedeciğim, ben hala bu konunun benimle ne alakası olduğunu anlayama-dım.

(31)

- Seninle ilgili olan kısmı şurası: Sen hayvan beslemeye hazır mısın? Kemal, hayvan beslemek çok büyük bir sorumluluktur. Hayvan sahibi olmak insana çocuk sahibi olmak kadar büyük bir sorumluluk yükler. Hayvan beslemek ona sadece yemek vermek değil ki. Hayvanın aşılanması gerek. Hastalanmaması için onu sağlıklı bir yerde barındırmalısın. Öyle günün her saati bağlı bir biçimde duramaz. Ara sıra onu parkta, bahçede gezdirmelisin. Sen bütün bunlara hazır mısın Kemal? Tüm bunları sen yapacaksın. Bizden beklemeyeceksin. Çünkü o senin köpeğin olacak. Sorumluluğu da senin.

Kemal dedesinin ne demek istediğini yeni anlamıştı. Dedesinin bu sözlerinden

(32)

sonra Kemal çok derin düşüncelere daldı. Dedesi haklıydı. Bir hayvan beslemenin sorumluluğu gerçekten de çok büyüktü. Kemal bununla baş edebilir miydi? Bu yavru köpeğin sorumluluğunu üstlenebilir miydi? Bu yavru köpeği beslemekten vazgeçmeyi bile düşünmeye başlamıştı. Bu yavru köpeği beslemekten vazgeçmeli miydi?

Salih dede, Kemal’in bu düşünceli halini görünce torununu cesaretlendirmek istedi:

- Bak Kemal, ben de annen de sana güveniyoruz. Bugüne kadar aldığın sorumlulukları hakkıyla yerine getirdin. Şimdiye kadar sana verdiğimiz bütün sorumlulukları doğru ve düzgün bir biçimde yaptın. Eğer bu köpeğe bakmak istersen de hakkıyla bakacaksın. Ben buna

(33)

inanıyorum. Sadece ona nasıl bakılacağını bilmiyorsun ve duygusal olarak da buna hazır değilsin. İstersen buna hazırlanman için sana yardımcı olabiliriz.

Annesi:

- Evet canım, eğer istersen, gerçekten de sana yardımcı olabiliriz. Kendi adıma bir şey söyleyemem; ama Salih dedenin bu konuda sana mükemmel bir biçimde yardımcı olabileceğini biliyorum.

Kemal:

- Bu konuda size güveniyorum an-neciğim; ama kendime güvenemiyo-rum. Dedemin aldığı horozlu saat olma-sa olma-sabah vaktinde uyanamıyorum. Ya o hayvancığı beslemeyi unutursam, ya o köpekten sıkılırsam? O zaman ne olacak?

(34)
(35)

Onu o duyarsız insanlar gibi sokağa bırak-mak istemiyorum. Bu sorumsuzluğu yapa-mam. Sokaklardaki köpekleri görünce bile canım çok sıkılıyor anne. Ya bu akıllı yavru köpeğe bu kötülüğü yaparsam?

Annesi:

- Kemal bunları düşünmen bile senin o insanlardan farklı olduğunu gösteriyor.

Kemal:

- Ama anne, hatırlar mısın? Bana aldığın tüm oyuncaklardan bir hafta içinde sıkıldığımı sen söylemiştin bana. O yavru köpekten de sıkılırsam diye çok korkuyorum. Onunla uzun süre birlikte vakit geçirmek istiyorum; ama kendime güvenemiyorum.

(36)

- Sen merak etme pehlivan. O duyar-sız insanlar senin düşündüğün kadar dü-şünmüş olsaydı sokaklarda bu kadar evcil sokak köpeği olmazdı. Sen çok iyi kalpli bir çocuksun. O köpeğe de hakkıyla bakacağı-nı düşünüyorum.

Kemal:

- Köpeği eve getirirken bu köpeği size nasıl kabul ettireceğimi düşünüyor-dum. Şimdi ise siz bana onu kabul ettir-meye çalışıyorsunuz. Çok ciddi bir mesele olmasa güleceğim; ama çok ciddi bir mese-le bu.

Salih dede ve Berrin Hanım, Kemal’in bu sözünü duyunca hafifçe gülümsediler. Kemal ne kadar da akıllı bir çocuktu? Durum gerçekten de Kemal’in söylediği gibiydi.

(37)

Kemal’in onları ikna etmesi gerekirken şimdi annesi ve Salih dede Kemal’i köpeği beslemesi için ikna etmeye çalışıyorlardı. Durum gerçek de çok komikti.

Kemal:

- Dedeciğim bir de evde köpek bes-lememe sorunu var. Onu ne yapacağız?

Salih dede:

- O işin en kolay tarafı. Onu hallederiz. Sen bu yavru köpeği gerçekten beslemek istiyorsan ben de annen de baban da sana yardımcı oluruz. İşin orası gerçekten çok kolay. Asıl mesele sen bu sorumluluğu üstlenebilecek misin? Onu söylemelisin. Gerisini ben hallederim.

(38)

- Nasıl yani bu yavru köpeği evde besleyebilir miyim?

Salih dede:

- Anlamadın galiba Kemal. Asıl önem-li olan sensin. Sen kendini buna hazır his-sediyor musun?

Kemal:

- Dedeciğim ben buna hazır değilim; ama senin gibi mükemmel bir öğretmenim olursa o köpeği mükemmel bir biçimde besleyebileceğime inanıyorum. Sanırım bu senin sorunun yanıtı oldu. Sen de benim soruma yanıt verir misin? Bu yavru köpeği evde besleyebilir miyim?

Berrin Hanım bile Salih dedenin bu sözlerine şaşırmıştı. Babasının Kemal için on yıllarca değiştirmediği ilkelerinden vazgeçeceğini düşünmek bile çok büyük

(39)

bir fedakarlık örneği olurdu. Salih dede bu konu hakkında gerçekten ne düşünü-yordu acaba?

Salih dede:

- Bu yavru köpeği tabi besleyebi-lirsin; fakat.

Kemal:

- Fakat?

Salih dede:

- Evde beslemeni istemiyorum. Buna izin veremem; çünkü bu senin sağlığın için hiç de iyi olmaz. Ev, hayvanlar için bir ba-rınak değil. Onların barınacakları yerler ayrıdır ve evin dışında olmalıdır. Hayvan-lar tüylüdür ve bu tüyler pek çok bakteri-ye ev sahipliği yapabilir. Bu yüzden onların evde beslenmelerine karşıyım.

(40)

- Dedeciğim ben onu her gün yıkayıp temizlerim. Olmaz mı? Hem bir de biz bu yavru köpeği evde değil de nerede besleyeceğiz ki? Bu soğuk havada onu dışarıda bırakırsak hasta olup ölebilir.

Salih dede:

- Sen merak etme, hasta olmaz, ölmez. Onun bu soğuk havaya dirençli bir yapısı var. Çok çok çok soğuk havalarda ise biz onu koruyacak bir yer yapabiliriz. O yavru köpeğe evin içinde bakmak zorunda değiliz. Hatta o yavru köpek kendini evin dışında daha rahat hissedecektir. Ona öyle bir ortam sağlamalıyız. O zaman köpeğin evin dışında evin içindekinden daha mutlu olacaktır.

(41)

- O yavru hayvanın nasıl evin dışında evin içinden daha mutlu olacağını bir tür-lü anlayamıyorum. Biraz daha açıklar mısın dedeciğim?

Salih dede:

- Bak pehlivan! O köpeğin doğasında bizim gibi uzun süre kapalı ortamda kalmak yok. Ya da şimdiye kadar böyle alışmamış. Bu yüzden sen onu kapalı bir ortama alırsan o bundan mutlu olmayacaktır; çünkü bu durum onun yaşayışına ters. O şimdi çok küçük. Kendi küçüklüğünü düşün. Onun da oynamaya, koşmaya ve eğlenmeye ihtiyacı var. Nasıl ki sen çok çok küçükken hep parka gidip oynamak istiyordun, emin ol ki, o da bunu istiyor. O bir köpek olabilir; ama onun da özgürce koşmaya, oynamaya,

(42)

eğlenmeye ihtiyacı var.

Kemal:

- Şimdi anladın dedeciğim. Eğer onu evin içine alırsam onu hapsetmiş olacağım. Onu soğuktan koruyayım derken aslında onun için sağlıksız bir ortam yaratacağım. Gerçekten anlıyorum.

Berrin Hanım:

- Hiç beni düşünen yok. O yavru köpek evin içinde olursa ben ne yaparım diye! Ben yokum zaten bu evde değil mi?

Kemal:

- Öyle deme anneciğim. Senin de fikrini soracaktım; ama dedemle muhabbete daldık. Çok özür dilerim. Senin fikirlerin de dedemin fikirleri gibi benim için çok değerli. Çok

(43)

heyecanlıyım biliyor musunuz? Arada kaldım. Ne yapacağımı düşünüyorum. Heyecandan kiminle konuşacağımı, kime ne soracağımı bile şaşırdım.

Berrin Hanım:

- Eee şimdi o köpek evin içinde olursa rahat durmaz, ortalığı dağıtır. Sağa sola pisler, ben de onun dağıttığını toplamak, pislettiğini temizlemek zorunda kalırım. Senin için bir zevk olan köpek bakımı çalı-şan bir kadın olarak benim için bir işkence haline gelebilir. Beni de düşünmelisin yav-rum. Ben çalışan bir kadınım, kendi evimde biraz da olsa dinlenmek benim de hakkım. Evin içinde olduğu zaman başa çıkamayız. Ayrıca eğitimli bir köpek olmadığı için sö-zümüzü dinlemez.

(44)
(45)
(46)

Kemal annesinin boynuna sarılarak:

- Canım anneciğim. Ben hiç seni düşünmez miyim? Seni üzer miyim hiç? O yavru köpek evin içinde ne yaparsa yapsın hepsini ben temizlerim, ben düzeltirim. Hiç senin yorulmana izin verir miyim ben?

Annesi de Kemal’i sevgiyle kucakladı. Yanaklarından ıslak ıslak öptü. Kemal bunu sevmezdi aslında; ama yine de annesine bir şey demezdi. Sadece annesi, onu böyle öpüyordu. Ondan başka kimseyi böyle öpmüyordu.

Kemal içinde bir rahatlık hissetti. Böyle mükemmel bir ailede çocuk olmak harika bir duyguydu.

Kemal’in ailesi gerçekten de çok değerli insanlardan oluşuyordu. Kemal’in

(47)

ailesi tam manası ile bir sevgi yumağıydı. Bir kere dolaştığında ne yaparsan yap kurtulamadığın ve çırpındıkça da daha fazla dolaştığın bir yumak hem de.

Konuşurken okul servisinin evin önüne geldiğini gördüler. Kemal geç kalmıştı. Köpek hakkında konuşurken okulu unutmuşlardı.

Kemal hemen odasına çıktı iki dakikada okul üniformasını giydi. Dün akşamdan ders programına uygun bir biçimde hazırladığı çantasını aldı. Üç dakika sonra servisin kapısından annesine ve dedesine el sallıyordu. Küçük köpekse heyecanla kuyruk sallayıp Kemal’e bakıyordu. Kemal, yavru köpeğin başını okşadı. Onu servise bindiren dedesi:

(48)

- Okuldan döndüğünde sana bir sürprizim olacak pehlivan. Haydi baka-lım Allah zihin açıklığı versin.

Kemal dedesinin bu sözlerine çok sevinmişti; dedesinin sürprizinin ne olaca-ğı üzerine de derin derin düşünmekteydi. Acaba yine nasıl ilginç bir şey olacaktı? Okula gidince olanların hepsini Tuğba’ya anlatmaya karar verdi. Dedesinin sürp-rizleri ile ilgili tahminlerde bulunma konu-sunda her zaman Tuğba, Kemal’den daha başarılı oluyordu. Tuğba, “Akşam ben de seninle geleyim. olur mu?” dedi. Bakalım Tuğba ile birlikte eve döndüklerinde nasıl bir sürprizle karşılaşacaklardı?

Tuğba; Kemal’in bir köpeğinin olacağına çok sevindi:

(49)

Kemal:

- Sadece benim köpeğim değil ki! İkimizin de köpeği olacak o. Hem ona bakarken bana yardım edersin değil mi? Bu çok büyük bir sorumluluk. Annem ve dedem öyle diyorlar. Çocuk sahibi olmak gibi bir şeymiş. Şimdi ben onun babası gibiyim. Eeee bir de anne lazım, sen de annesi olursun herhalde, değil mi?

Tuğba:

- Aaaa! Olurum tabiii.

Bi-beronlarla beslerim onu. Oh mis gibi yemekler de yaparım ona. Eczaneden mamalar bile alırım.

Gülüştüler. Kemal:

- Abartma Tuğba! Gerçek çocuk beslemiyoruz. Bir köpek o, insan değil ki.

(50)

Tuğba:

- Evet haklısın Kemal. Ama çok heye-canlandım. Ne yapabilirim ki? Ben de evde hayvan beslemek istiyorum ama annem ve babam izin vermiyor. Senin köpeğini bir-likte besleyebileceğimizi söyleyince aklım başımdan gitti. Ondan sonra ne dediğimi biliyor muyum ben?

Kemal:

- Anlıyorum seni. Hem dedem bana köpeğe nasıl bakılacağını da öğretecek. Sana da öğretir. Benim dedem dünyanın en iyi köpek bakıcısıdır. Annem, dedemin bu yaşına kadar yüzlerce köpek beslediği-ni söylemişti bir kere. Dedemin bütün kö-pekleri çok akıllı oluyormuş dedem onların

(51)

hepsini eğitmiş. Tuğba:

- Bu harika! Biz de iki mükemmel köpek bakıcısı olacağız.

Yaşasın-nn!

Ama bir dakika. Bildiğim kadarıy-la Salih dede evde köpek beslenmesi-ne karşıydı. Nasıl izin verdi böyle bir şeye?

Kemal:

- Bildiğim kadarıyla dedem evde köpek beslenmesine hala karşı; ama bir çözüm yolu bulacaktır benim iyi kalpli akıllı dedeciğim. Galiba sürprizi de bununla ilgili olmalı. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

(52)
(53)
(54)

Tuğba:

- Ben de seninle aynı fikirdeyim. Kesinlikle köpeğin ev dışında bir yerde bakımı ile ilgili bir şey olmalı.

Çocuklar böyle konuşa konuşa sınıfa girdiler. Sıralarına oturup kitap ve defterlerini hazır ettiler. Öğretmenlerinin sınıfa gelmesini sessizce beklediler. Öğretmenleri gelmeden önceki derste anlattığı şeyleri bir kez daha tekrar ettiler. Böylece derse tam olarak hazır bir biçimde güne başladılar.

O gün okulun bitmesini sabırsızlıkla beklediler. Okul çıkışında ikisi de hızla okul servisine koştu. Çok heyecanlıydılar. Sanki onlar okul servisine hızla gidince servis hemen kalkacaktı ve birkaç dakika

(55)

içinde Kemal’in evinin önünde olacaktı. O heyecanla bunu düşünemediler işte. Okul servisindeki yerlerini herkesten önce aldılar. Öğrenciler tamam olunca servis hareket etti. On dakika sonra Kemallerin evinin önünde durdu. İki arkadaş servisten iner inmez evin önünde olağan dışı bir kalabalık gördüler. Berrin Hanım, Orhan Bey, Salih dede yani Kemal’in tüm ailesi oradaydı. Tabi küçük yavru köpek de oradaydı. Kemal’in dedesinin üzerinde iş kıyafetleri vardı. Bütün aile tek sıra halinde arkalarında bir şey saklıyorlardı. Tuğba bunu anlamıştı:

- Kemal arkalarında bir şey saklıyor gibiler. Baksana tek sıra halinde onun önüne dizilmişler.

(56)

Kemal:

- Evet ben de anladım. Ama ne saklıyorlar acaba?

Bu sırada babası kendini tutamayıp söze başladı:

- Gelin bakalım buraya, kendileri küçük kalpleri büyük yavru köpek bakıcıları!

Çocuklar yeterinde yaklaşınca Salih dede aileyi eliyle kenara doğru iterek sürprizi ortaya çıkardı:

Salih dede eliyle bir köpek kulübesini gösteriyordu. Salih dede, yavru köpek için tahtadan küçük ama çok sağlam bir kulübe inşa etmişti. Yavru köpeğin kulübesi neredeyse Kemallerin evi kadar sağlam yapılmıştı. Yavru köpek kar altında kalsa

(57)

dahi bu kulübenin içinde üşümezdi. Üstelik çatısının altına da naylondan su geçirmez bir tabaka kaplanmıştı. Gerçekten de Salih dede bu işi iyi biliyordu. Marangozlardan bile daha güzel ve daha sağlam bir kulübe inşa etmişti. Hem de bunu bir günde yapmıştı. Kemal kulübeyi incelerken Salih dedesi sordu:

-Eeee söyle bakalım pehlivan nasıl olmuş bizim küçük konak?

Kemal:

- Konak ne demek dede, bu resmen saray!

Tuğba:

- Salih dede sen ne yaptın böyle? Filmlerdeki köpeklerin bile böyle kulübesi yok. Üstelik etrafına çit de yapmışsın.

(58)
(59)
(60)

Salih dede:

- Evet, başka köpekler saldırırsa bi-zim yavru güvende olsun diye yaptım onu da.

Kemal heyecanını biraz atmıştı. Şimdi dedesine kocaman bir teşekkür borçlu olduğunu anladı. Ama bu teşekkürü sadece kendi adına değil Tuğba için de edecekti:

- Dedeciğim, hem kendi adıma hem de Tuğba adına sana çok teşekkür ederim. Bizim için çok büyük bir fedakârlık yaptın. Üstelik de çok güzel bir kulübe olmuş. Ellerine sağlık. Bu kulübeyi yapan ellerin dert görmesin inşallah!

- O ne demek öyle? Siz mutlu olun, o bana yeter.

(61)

Bütün aile sevgiyle kucaklaştı. Tuğba böyle bir arkadaşı olduğu için bir kez daha gurur duydu. Kemal hiçbir şeyi kendi adına düşünmeyen hemen her şeyi paylaşabilen mükemmel bir arkadaştı. O da sevinç içinde Kemal’in ailesi ile kucaklaştı. Bu kucaklaşma mükemmel bir şeydi. Sevgiyi bir insandan diğerine bulaştırmak için birebirdi.

Aile sevinç içinde eve doğru giderken Salih dede unuttuğu bir şeyi hatırladı:

- Bir dakika, bir dakika ben en önemli şeyi unuttum. Eeeee ihtiyarlık işte unutuyorsun böyle her şeyi. Neredeydi şu levha?

Haaaahhh, buldum.

Salih dede arkasında bir şey saklayarak kulübeye doğru gitti, bir elinde

(62)

de çekiç ve tek bir çivi vardı. Kulübenin önüne açılış yapan bir vali gibi gururla dikildi:

-Evettttttt,

muhterem

ev ahalisi. Bu küçük yavru için

yap-tığımız bu büyük hizmeti şimdi

açı-yorum; fakat açmadan önce ona bir

ad koyuyorum. Gerçi o kendi soyadını

doğuştan getirmiş, ben sadece ona

bir ad ekleyeceğim. Ta ta ta

tam-mmmm!

Salih dedenin açtığı tabelada büyük harflerle “ARKADAŞ KARABAŞ” yazıyordu. Yavru köpeğin adı “Arkadaş” olmuştu. Siyah olmasından dolayı da soyadı olarak “Karabaş”ı düşünmüştü Salih dede.

(63)

Yavru köpeğin ismi ve soyismi ara-sında mükemmel bir ses uyumu da vardı. Üstelik bu köpekçik Tuğba ve Kemal’in hayvanlar âlemindeki ilk arkadaşları ola-caktı. Yavru köpeğin adını bu yüzden Ar-kadaş koymuştu Salih dede.

Salih dede bu açıklamaları yaptıktan sonra hiç kimse köpeğe konulan ada itiraz etmedi. Yavru köpek adını duyar duymaz kulübesinin başına geldi. Salih dede levhayı kulübeye çakarken ona sürtünüp durdu. Tabela çakma töreni sona erdiğinde hep birlikte Berrin Hanım’ın bugüne özel kendi elleriyle hazırladığı pastayı kesmeye gittiler.

Tuğba ve Kemal, “Bundan daha büyük mutluluk olamaz herhalde.” diye

(64)

Referanslar

Benzer Belgeler

Inter-disciplinary scientific- research complex on basis of unique accelerator o f heavy ions DC-60 is joint development o f International intergovernmental

Sınıf / A Şubesi (ALANI YOK) Sınıf Listesi Sınıf Öğretmeni: DERYA DURANAY KARAOSMANOĞLU.. Sınıf Müdür Yrd:

A-Hz Peygamber son peygamberdir B-Allah cc her şeyi bilmektedir C-Kur’an Hz Muhammed’e indirilmiştir D-Artık peygamber gelmeyecektir.. 8-“Ben ………

If we choose appropriate reals, the identities become relation between classical Stirling numbers of second kind, q-Stirling numbers of the second kind

Tek yönlü Anova analizi sonucunda katılımcıların Etkileşimsel Adalet ve Prosedür Adaleti faktörlerini algılamalarının görev süresi değişkenine göre

Benzer şekilde düz durum için elde edilen frekans değerlerinden düz sistemin çapraz olana göre kısmen daha “yumuşak” olduğu sonucuna

Üremenin kontrol edilemediği düzenli hasat edilen, gübrelenen havuzlarda ise üretim 3000-5000 kg /ha/yıl olup, balıklar eşit büyüklükte değildir. Monoseks

Boncuklu Tarla'daki merkezi bir sisteme yönelik yapılan özel yapıların aslında bölgede daha erken dönemlere ait olan Güsir ve Hasankeyf Höyük sistemine