t
G Ü N E Ş
2 DİZİ YAZI
15 Temmuz 1990 Pazar
Van Gogh, sevdiği tabloları, iki kere, üç kere tekrarlar. İmkânsız olanı yakalamak istercesine
SARI BİR ORDUNUN ASKERLERİ-Van Gogh’un iiç kez yaptığı Sarı Oda tabloları, bir bilmece sorar gibi Amsterdam Rijksmuseum Van Gogh’da yanyana asılı duruyor. Sarı bir ordunun askerlerini andıran tablolar arasındaki farkı siz bulun.
Tablomın içinde yaşayan ölüm
Bu yıl Avrupa’ya çıkma im kânınız varsa eğer, her şeyi boşve- rin ve mutlaka, KLM’den biletini zi nasıl ayırtabileceğinizi öğrenip, uçakla, trenle ya da otobüsle Hol landa’ya Van Gogh sergilerini gör meye gidin. Açılış günü 30 Mart’- ta, önceden satılmış bilet sayısı 550 bin idi. Fransa’dan 90 bin, İtalya' dan 50 bin, Belçika’dan 50 bin, Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) 10 bin kişi. Kapanışa dek, (29 Temmuz, ki bu aynı zamanda Van Gogh’un ölüm tarihi), toplam 1.5 milyon biletin satılmış olması bekleniyor. E ünyadan gelip geÇmiş lanetli sanatçıların en lanetlisi Van Gogh, bugün ülkesi için eşi olma yan bir turizm kaynağı...
Birkaç rakam daha. Sergilerin hazırlanış maliyeti 30.8 milyar TL. Sigorta.maliyeti 4.8 milyar TL. Sergilenen eserlerin tümüne biçilen değer 108 milyar dolar! Bu arada, sekiz yüz bininci biletten sonra kâ ra geçilmesi bekleniyor.
Finansör şirketler. KLM, Heine- ken (biralar), Spaarbank ve Sara Lee. Yine bu şirketler, van Gogh müzesinin hemen arkasına büyük bir beyaz çadır kurdunmuşlar. İçinde iki kahve ve bir sürü dük kân. Her birinde büyük bir alışve riş humması... CamekânlardaVan Gogh posterleri, kitapları, takvim leri, kartları, Van Gogh şarapları,
Van Gogh parfümleri, Van Gogh eşarptan,Van Gogh kravatları, Van Gogh porselenleri, Van Gogh şe kerlemeleri... İşte iki yüz bin Türk Lirası’na satılan bir “ Ayçiçekleri" ya da "İrisler” eşarbı. Ama ne sa rılar van G ogh’un sarıları, ne di ğer renkler onun renkleri. Böylece,
La H aye’li sanatçıların “ mutlaka git gör” dedikleri çadırı da gezmiş oldum ve itiraf etmeli, bu görüntü karşısında ne bir skandal duygusu na kapıldım ne deV an Gogh’tan bıktım. Bu ticari panayır karşısın da büyük bir tepki göstermek için, VincentVan Gogh’tan çok eşarp ları ve kravatları önemsemek gere kirdi.
Oysa asıl olay, az ötedeki müze nin içinde. Bugüne dek eşi görül memiş ve bir daha görülmesi çok zor olan sergide. Bu serginin en il ginç özelliği, eser seçiminin Vin- cent’in Theo’ya yazdığı mektupla ra dayanarak yapılmış olması. Za ten Vincent değil mi, aynı mektup larda, önem verdiği eserlerin “ bir arada” görülmesi gerektiğini vur gulayan? Çerçeveler bile bu kez, T heo’ya yazdıkları dikkate alına rak değiştirilmiş. Düşünün bir,Van G ogh’un “ şahsi" seçiminin, bu 133 tablonun bir araya gelmesi için dünyada kaç müzenin kapısı, kaç özel kasa açıldı, kaç milyarderin duvarlarından resimler sökülüp
ge-Ölümünün 100. Yılında
Y
an G
o g h
Vivet Kanetti
tirildi. Rio’dan Tokyo’ya, Mosko va’dan Kanada’ya, kaç kişi sefer ber edildi?Muhteşem Vincent
Van G ogh’un kendisinin en çok sevdiği resimler karşısında, onun ne kadar bilinçli, ne kadar inatçı, sanatı pek çok yöne açık bir ressam olduğunu anlamak daha kolay. Belki çok kişi, ilk defa, van Gogh’ un, sevdiği bir resmi nasıl iki ke re, üç kere tekrarladığını, neredey se “ kopya” ettiğini keşfedecek. İş te o çok meşhur ve çoğumuzun tek sandığı “ Sarı Oda” sı... Aslında üç adet. Çok az renk ve çok az form farklarıyla, yanyana asılılar. Ama hepsinde yeni bit buluş. Biri Ams- terdam van Gogh müzesinin, biri Paris Orsay müzesinin, üçüncüsü Chicago Sanat Enstitüsü’nün ma lı. Sarı bir ordunun askerleri gibi yanyanalar bu sergide. Ne şok! Üçünde de iskemlelerin yeri, ma
sanın üzerindekiler, pencerenin aralığı bile aynı. Sadece renkler de ğişik, bir de odanın duvarına asılı tablolar. Üç yatakta üç farklı sa rı, yerler birinde mor ve yeşil, di ğerinde mor ve gri, üçüncüsünde hem yer, hem bütün fon yeşil. “ Geleceğin ressamı, bugüne dek hiç olmadığı kadar renkçi olacak” diyordu bir mektubunda van Gogh.
İşte Ayçiçekleri. Üç kere, dört kere tekrarlanmış. 23 Ocak 1889 tarihli mektubunda, “ İddiaya gi rerim ki benim Ayçiçeklerime de şu Iskoçlardan ya da Amerikaldardan biri rahat 500 frank verir” diyor du. 98 yıl sonra, o Ayçiçekleri’ne bir Japon firması, Fire and Mari- ne Insurance Çompany, tam 39.9 milyon dolar sayacakta
Postacı Roulin’in karısının iki portresi. Aynı poz, aynı ifade ve el bisede, bazı uzmanlara “ Van Gogh boyayı desen çizer gibi sürer”
de-KALETERASIT FİLOSU
MKaleterasit'inizi kullanacağınız yere göre, zevkinize göre seçin.
Yapılarınız dayanıklı, sağlıklı, güzel olsun.
İşiniz çabuk ve ekonomik bitsin..,
YENİ TÜRK SIVASI:
Teneffüs ve izolasyon özelliği
yüksek, tabu görünüşlü, dekoratif
bir sıvadır, işlenmesi son derece
kolaydır. 26 rengi vardır.
m2 tüketimi 4,5-5 kg'dır.
COLORİT SIVASI:
Ekonomik, çabuk ve hatasız
uygulanabilen, son derece elastik.
sağlam bir sıvadır. İç ve dış
cephelerde kullanılır, m 2 tüketimi
2,3-2,5 kg'dır. •
DEKOR SIVASI:
Düz yüzeylere, çatlamış kireç
harçlı, perdahlı düz sıvalar üzerine
uygulanır. Eski sıvanın
sökülmesine, boyalı ise
kazınmasına gerek yoktur. İyi bir
teneffüs özelliği yanış ıra suya karşı
çok yüksek izolasyon özelliği ve
26 rengi vardır, m 2 tüketimi
3,3-3,5 kg'dır.
DREWA
Çimento katküı mozaik ve tarak
sıvalan yerine uygulanabilir. Tabii
renkli hazır iç ve dış sıvadır. Üstün
kaliteli, dekoratiftir Renk solması,
sıva çatlaması, murç ya d a tarak
sıvasındaki farklı yonulmalar
olmaz, bekleme süresi
gerektirmez.
RENOTEZ
İstenilen strüktüre göre
sulandırılarak, çeşitli rulolar ile
tatbik edilebilen ince bir kaplam a
malzemesidir. 26 rengi vardır.
m2 tüketimi 1.54.8 kg'dır.
[kmÛL\
Akıllf seçim
KALETERASİT SIVA SANAYİİ A.Ş.
Fabrika; Re$ıt Paşa Caddes1 No; 125 Avcılar-İstanbul
Tai: 591 11 74 • 591 95 37 • 591 30 51 (3 Hal) Fax; 591 94 27
Genel Dağılım:
KALE PAZARLAMA TİCARET A.Ş.
Gaziler Cad Yenişehir iş Merkezi 478/108-505 35110 Yenişehir-lzmır
Tel: 33 62 19 - 33 96 89 • 5700 97 Fax: 57 16 69
iMffsı
W
. şif J
MSiiÉ
dirten, onu Fransız izlenimcilerden ne kadar ayıran, o siyah sert kon- turlar. Madame Ginoux ve önün de yeşil kitaplar. Üç tablo. Ayrı bir pozda yine iki adet Madame Gino ux! Ne inat.
İşte ilk dönemlerindeki koyu re simleri. İlk şaheseri, Hollanda’da yaptığı “ Patates Yiyenler...” İşte Japon estamplarını keşfedince ge len renk özgürlüğü. Paris döne m i... Gidip gelmeler, farklı üslup denemeleri. Kimi zaman iki ayrı üslubu aynı tabloda kullanması, bugünün, ressamlanndan David Salle’nin yaptığı gibi neredey se... İzlenimciliğe dalması, çıkması ve işte, dışavurumculuğun babası olduğunu söyletecek, kuzeyden ge len bir geleneğe ait olduğunu ha tırlatacak coşku, dramatiklik, ger çekliğe sadakat. “ Duygusal bir me lankolinin değil, trajik acının pe şinde” koşmuştu. Ve portreleri. Kendi portreleri, Paris’te 23 oto- portre gerçekleştirir. Postacı Rou- lin, Tanguy Baba, Doktor Gachet, yıldızlı bir lacivert fon üzerine res m ettiği şair arkadaşı Eugène B och...
Bugün New Haven Yale Üniver sitesinin malı olan, tavandan sark mış dört adet sarı lambalı, bilardo masalı ‘Gece Kahvesi.’ İşığı, ren gi, kafasındaki “ Japonya’yı” ara maya gittiği Güney Fransa. İlle bir tek seçim yapmak gerekirse ve bu mümkünse, benim seçeceğim 1888 tarihli Montmajour C addesinde ki ‘Demiryolu Köprüsü.’ Bir özel şahsa ait olan bu resim, Zürich’teki Kunsthaus’a ödünç verilmiş, ora dan geliyor. İmzası bile yok. Pek çok resim gibi. Yine ‘Ekin B iç ic i den üç adet, yanyana. Üçünde de kompozisyon bir, değişen sadece güneşin yeri ve tabii ışık. İşte ken di isteğiyle girdiği Saint-Remy akıl hastanesinde yaptığı resimler. 1987’de Sothebys’de 53.9 milyon dolarla rekor kıran ‘İrisler.’ Has tanenin parkı. Kendini bir akıl has tanesine teslim edecek kadar “ teh likede” hissettiği bir dönemde ya pılmış olan bu resimlerde, o ne şa şırtıcı güven. Bir ressam yakınımın lafıyla, “ o güne dek görülmemiş bir resmin kendisi haline gelen, her şey olan ritm. Davula vurur gibi tu- ale vurulan bir fırça.”
Boya yutan ressam
Müze tıklım tıklım dolu. Ama içerde hiçbir isteri havası yok. İz leyicilerin çoğu sergiyi kulaklıklarla geziyor. İşte Vincent van Gogh’un en son resimleri. Üzerinde karga lar uçan buğday tarlaları. Sonsuz. Japonlaşan ağaçlar ve gökler. Ola ğanüstü bir hayat ve sanat serüve ninin çok erken gelen sonuna yak laşıyoruz.
Bu kadar çoşkun bir resme im za atmış adam, nasıl ölmek ister? Eğer onu öldüren, bu coşku değil se tabii. İki kere, o çok sevdiği mal zemeyi, tualine hırsla sürdüğü bo yaları yutarak intihara kalkıştığı nı hatırlayalım.
Pek çok sanat uzmanı, Van G ogh’un resimlerindeki bilinç ve ustalıkla, kendisini zaman zaman çarpan ruh arazı arasındaki uçuru mu vurgulamaya çalıştılar. Çılgın lığın kolladığı Fransız yazar Anto nin Artuad dahil. Van Gogh olmak için delirmenin yetmeyeceğini be lirtmek istercesine. Zaman zaman şiddetli çılgınlık krizlerinin yokla dığı Van Gogh’un tual önünde ne kadar bilinçli ve “ ayık” olduğunu anlatabilmek için mutlaka iki şah siyetli olduğunu öne sürmek şart mış gibi. Vincent’in sanattaki ayık lığı bir hakikat. Ancak bu ayıklı ğın daha önce geçtiği karanlık, zi firi koridorlardan da beslenmedi ğine kim emin olabilir? Kendisinin Rembrandt hakkındaki bir yorumu şuydu: “ Böyle bir resim yapabil mek için, birkaç kez ölmek gere kir.” Van G ogh’un da “ böyle bir resim yapabilmek için” , birkaç ke re ölmesi, yani boyalarını yutma sı, kulağını kesmesi, kendini yapa yalnız hissetmesi, korkunç sesler duyması gerekli miydi? Bu muam maya verilebilecek hiçbir yanıt yok. özgü n bir sanatçının meka nizmasını, bir robotun mekaniz masını çözer gibi çözmek mümkün olmayacak. Bilimle dahi.
Hollanda’da bu yıl, ‘VanGogh yılı.’ 17 Ağustos-10 Aralık tarihleri arasında, yine Amsterdam’daki van Gogh müzesinde, ilk kez ola
rak, Vincent T h eo’ya yolladı ğı ve çoğunun kenarları desen do lu mektupları sergilenecek. 24 Ağustos-4 Kasım tarihleri arasın da, Vincent’in yakın dostu, soyut sanatın öncülerinden kabul edilen, Gauguin’i de etkilemiş Fransız res sam Emile Bernard’ın eserlerini görmek mümkün. 16 Kasım-18 Şu bat tarihlerindeki “ Van Gogh ve Modern Sanat” sergisinde, Vin cent’in Kokoschka’yı, Matisse’i, Kandinsky’yi, Kimt’i, Schiele’yi, Vlaminck’i, van Dongen’i, Dera- in’i, Kirchner’i nasıl etkilediği gös terilmeye çalışılacak.
T h e o ’ya m e k tu p la r ... İlki 1872’de kaleme alınan bu 670 adet mektup, pek çok kişiye göre başlı- başına bir edebiyat şaheseridir. Bir bölümü birkaç yıl önce Türkiye’ de de yayınlandı. Theo’nun hiçbi rini atmaya kıyamadığı bu sayfa lar, Van Gogh mitosunun oluşma sında, bugüne kadar varmasında büyük rol oynadılar. Neler yok
T h e o ’ya m ektuplarda? Van
G ogh’un giderek gelişen, büyüyen, eşsiz kişiliği, acılan, yalnızlığı, yok sulluğu, sanatçı bilinci, verdiği mü cadele, yaptığı her resim, her de sen hakkındaki düşünceleri, âşık olduğu kadınlar, okuduğu bütün
kitaplar, o büyük kültürü. Evet, Hollywood’un yarattığı ef saneye ters düşse de kabul etmek gerekir, Vincent van Gogh, büyük kültürü olan bir ressamdır.
Hollan-ma. Onu Paris’teki galeriye yollar lar. Yıl 1874. M onet, Renoir, Sis- ley, Pissarro, Cezanne, Degas, Gu- illaumin’in yapıtlarının gösterildi ği, büyük skandal yaratan serginin yankıları hâlâ sürüyor. Opera ye ni inşa ediliyor. Kahve terasların da oturmak moda. Vincent ise her şeyden habersiz, bütün bu olup bi tene duyarsız, odasında İncil’i ve Tevrat’ı keşfetmekte! Pazar gün lerinin yarısını İncil’i okumak, di ğer yarısını Louvre Müzesi’ni gez mekle geçirir. Ölümlerinden sonra, Millet’nin ve C orot’nun eserlerini inceler. Ama galericiliğe artık küs müştür. Neol’de, dükkanın en faz la müşteri beklediği bir sırada Hol landa’ya, ailesini görmeye kaçar. Ancak bu profesyonel gaf, affedil meyecektir. Paris’e döndüğünde işine son verilir. Yedi yıllık bir ga lericilik geçmişinden sonra.
Dinden resme giden yol
23 yaşında Paris’te işsiz kalan Vincent’in aklı fikri, sefaletin ve trajedinin kendisine sinyal gönder diği Londra’dadır. Fransa’da satı lan İngiliz gazetelerini tarayarak “ maaşsız” bir öğretmenlik işr bu lur ve Paris’ten ayrılır. Theo’ya yazdığı mektupta, Bulwer-Lytton- ’un “ ancak kendi çevresinin dışa- na çıkınca huzuru bulabilen ve aşa ğı tabakalar arasında yaşamaya giden” bir gencin serüvenleriyle dolu romanını okumasını salık ve rir.
Asıl amacı nedir ki? Papaz o l mak! Bir süre sonra bu yolda,
Bel-Çılgınlığın kolladığı Artaud da dahil olmak
üzere, pekçok sanat uzmanı, Van Gogh’un
resimlerindeki bilinç ve ustalık ile, kendisini
zaman zaman çarpan ruh arazı arasındaki
uçurumu açıklamaya çalıştı. Bilinen tek şey
var. O da, çok sevdiği malzemeyi, tualine
sürdüğü boyaları yutarak intihara kalkışan
Van Gogh’un, Rembrant hakkındaki şu
yorumu: ‘Böyle bir resim yapabilmek için
birkaç kez ölmek gerekir.’ Acaba, iyi resim
yapmak için ölmek mi gerekiyordu? Bu bir
muamma.
dalıların genellikle yabancı dilleri kolayca öğrendikleri bilinir ama, Vincent’in bu konudaki yeteneği olağanüstüdür. Ana dili dışında mükemmelce konuşup yazdığı üç dil vardır: İngilizce, Fransızca ve Almanca. Mektuplarının bir bölü münü bu değişik dillerde kaleme alır. Kimilerince bir “ köy delisi” gibi tanıtılan Van Gogh, ömrü bo yunca İngilizce’den şu yazarları okur: Shakespeare, Dickens, Geor ge Eliot, Keats, Whitman, Caryle, Edgar Poe, Fransızca’dan Baude laire, Flaubert, Hugo, Zola, Bal zac, Rabelais, Michelet. Ve ayrıcaDostoyevski’yi, Tolstoy’u, Sofok- les’i, Heine’yi, Goethe’yi, Dante’- yi... Ve tabii Tevrat’la İncil’i.
Kimi uzmanlara göre edebiyata en fazla tutku duymuş ressam olan Van Gogh’u, Tevrat ve İncil bir dö
nem ciddi şekilde çarpacaktır. 20 yaşında Londra’dadır. La H a y e’deki çalışm asından çok memnun kalan Goupil ve Co. Ga- lerisi’nin müdürleri, onu İngiltere’ deki şubelerine yollamışlardır. Londra’ya gitmeden önce Paris’te üç ay geçirir. Vincent van Gogh’ un hayatını en son kaleme alanlar dan İngiliz yazar David Sweetman, ressamın karşısına çıkan Londra’ yı şöyle tanımlar: “ Sömürülen ço cukların Londra’sı, fuhuşa itilen çocukların Londra’sı, evsizlerin Londra’sı, açlığın Londra’s ı...”
Bu ustaca çizilen dekorda Vin- cent’te uyanan ilk din merakı. İlk gönül acısı... Yanında oturduğu pansiyoncu kadının kızına duydu ğu aşk ve bir kadından gelen ilk red cevabı. Belki de ilk ciddi sinir buh ranı. Ömür boyu zenginlere tablo satmak, ilk defa orada Vincent’e beyhude görünür. İşinden ilk
soğu-çika sınırındaki Borinage bölgesi ne kadar gidecek, maden ocakla rında çalışan işçilere İsa’nın mesa jını iletmeye kalkışacaktır. Yerin 700 metre dibinde, 8 yaşındaki ço cukların çalıştığı, onlarca kişinin öldüğü, atların ve tayların ölene dek yük taşıdıkları kuyulara, “ ha yatın yer üstünde değil, yer altın da yoğunlaştığı” dünyalara iner. Suya sabuna küser, üzerindeki pa çavraları bile kendisinden yoksul olanlara dağıtır. Yıllar sonra, ku lağını kesince kaldırıldığı Arles Hastanesi’nde, yüzünü kömür do lu bir tenekeye daldıracaktır.
Maden işçilerini greve kışkırttı ğı söylenir. Van Gogh üzerine ki tap yazmış Viviane Forrester’e gö re, o tarihte, doğrudan madenle ilişkili ezilen sınıfla ezen sınıf dışın da, çok az kişi bu en bahtsız işçi lerin korkunç koşullarını tanımak tadır. Z ola’nın Germinal adlı ro manı henüz yayınlanmamıştır. Ama bu fazlasıyla tutkulu, İsa’ya körü körüne sadık papaz adayı, ki lise hiyerarşisini de ürkütür. Çok çabuk, Vincent’in bu konuda ye teneksiz olduğunu, ağzının yeterin ce laf yapmadığını, elinde bir kâ ğıt parçası olmadan vaaz vereme diğini Uan ederler.
Dinden kopuş ve nihayet, nere deyse aynı huşuyla resme giriş. Sanki Vincent’in, resme tutku duy duğunu anlaması için, ondan iyi ce uzaklaşması gerekiyordu. The o ’ya, maden bölgesi Borinage’dan yazdığı bir mektupta şöyle der: ‘‘Vatandan uzak, resimlerin vata nıyla ilgili vatan hasreti çekiyo rum .”
YARIN: Van Gogh ve
acı çeken kadınlar.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi
F o to ğ ra fl a r: S ip a Ic o n o