Necati Borlak
M fo 'd a sazını dinlediğimi;
Y e n i Bi r H a r i k a Ç o c u k
Y a z a n : M ü n i r E B C Î O G L U O 11a «Parmak Çocuk» da denelbilir. Mecmu amız adına kendisiyle konuşmak üzere odama getirdikleri zaman tam varlığını göre
bilmek için enine boyuna baktım. Ufarak fakat gene kısa boylu, kavruk bir insan man zarası gösteriyor.»Besbelli yaşını aşan bir ze kâ ve duygu yükü altında... Elindeki bağla manın uzun sapı ile bu kısa boy garip bir te zat teşkil ediyor.
Ceyhan İlçesinin ortaokul müzik öğret meni Enver Çokar. ona özel surette öğretmen lik de etmiş, müzik bilgisi vermiş ve konseı- vatuvara yazdırmağa getirmiş... İkisi de otur dular.
— Adın ne oğlum senin? — Necati.... Necati Borlak. — Kaç yaşındasın? — Sekizi bitiriyorum.
— Gözlerini uğuşturmasıııa ve srk sık elini alnından geçirmesine bakarak öğretme nine soruyorum :
— Yorgun görünüyor. Neden acaba? — Bugün sıhhi muayeneden geçti, epi dolaştık, belki ondandır.
Necati atılıyor :
— Adam güzümü çok karıştırdı. Şimdi gidişiyor.
Öğretmeni anlatıyor :
— Ceyhan’da ilkokulun dördüncü sını fında bulunan Necati'nin şöhretini işitiyor dum. Daha dört yaşında iken ağız muzikası çaldığını söylemişlerdi. Gittim gördüm. Ha kikaten kabiliyetli... Kendisine piyano ders leri vermeğe başladım. İki telli bağlama da çalıyordu. Onu bıraktırmadım. Fakat piyanoda adam akıllı çzlıştı. Hatta bir Möniie çalabili yor. Bu kabiliyetin yüzüstü kalmasına gön lüm razı olmadığı için Partinin yardımı ile
Ankara’ya getirilerek konservatuvara imtihana soktum.,
— Kazandı değilini?
__ Dr. Pretoryus, Ferit Alnar, Mesut Cemil Tel, Necil Kâzım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Halil Bedi Yönetken, Necdet Remzi Atak, Ahmet Adnan Saygın, ve Röne Bak’ dan mürekkep bir heyet önünde kendisinden so rulan her soruya müsbet cevaplar verdi. Rad yoda Çocuk Saatinde de başarı ile «Köroğ- lıınu» çaldı.
Sekiz yaşında Necati Borlak bu sözleri Necati Borluk kendisini köyden getiren öğretmeni Enver Çokarla beraber
Dünyaları tutmuştur Sancağım senin
\ şanın
Kafasını ezeriz sana bir yan bakanın....
Y aşı sekiz... ve «Yedi yedili» Hece Vezni üzerinden dilinin döndüğü kadar şiir de yazı yor....
Öğretmeni söze karışarak :
— Ceyhan'dan buraya gelinceye kadar su İçmedi, dedi. Olur olmaz sular içerek hasta olmaktan korkarım diyordu... 26 saat boyuna portakal yedirdim... Ankara'ya pek hevesliydi.
—• Şehri beğeniyor mu? Necatin Borlaik cevap verdi :
— Buranın yollarını çok beğeniyorum. — Başka yerlere gittin mi?
— Kayseri’ye gitmiştim bir kere... Ağa beyim götürmüştü. Fakat burası çok güzel... — Yavrum Necati, dedim. Babana mek tup yazdın mı? Bak imtihanda kazanmışsın. Artfk sana Konservatuvar bakacak. İlkokulun son sınıfını burada bitireceksin. Bundan iyi bir kazanç olmaz. Baban izin veriyor mu?
— Yazdım, dedi, Konservatuvarda güze! yemekler var, dedim... Yatakları çok güzel, dedim.... Yanımızda okul var, oraya gidip geleceğim, eğer kalmama razı olursan tel çek, dedim... Böyle bir yeri herkes arayıp bula maz, dedim... Koca adamlar bile beni artrk tanımıya başladılar, dedim...
Belli ki Necati annesine de fazla tutkun. — Ona da selâm yazdım, dedi.
Öğretmeni ilâve etti :
— O kadar sever ki, geçen akşam Rad
yo Çocuk Külübünde «Keklik Türküsünü»
çalmasını istedikleri halde, onu çalmadı da «Köroğlu» ndan bir şey çaldı.
— Neden? Necati cevap verdi:
— Annem ağlar diye çekindim. — Neden ağlasın?
— Keklik türküsünde «Annemden ayır dılar» diye bir yer vardır da.... Onu duyarsa ağlar.
— Öyleyse onu şuracıkta bana çalanın sın? Annen işitmeden..
Sazı eline aldı. Ve yanık bir sesle tür küsünü de söyleyip başladı çalmağa :
K eklik idim vurdular Kanadımı kırdılar Daha ben ne idim ki Annemden ayırdılar G el gel yanıma keklik Kastın canıma K eklik Al kınalı parmakların Batır kanıma K eklik.
Sazı bir yana koydu.... Tedbirsizliğime o kadar üzülüyordum ki....
'Necati Borlak kendisi ağlıyordu. can kulağı ile dinliyor ve hepsinin
hakikat olduğunu anlatmak ister gibi büyük adam çalımı ile vakit vakit başını sallıyordu. Ona dö
nerek :
— Sen müziğe nerden heves ettin? Dedim.
— Ben çocukluğumdan beri müzik severmişim, diye cevap verdi. (Hatırasının dehlizlerine girip oralarda aramıyor ve buldukça sevini- yormuç gibi kesik kesik ve gülümseyerek konuşuyordu). Tahtaya lâstik bağlarmışım. Onu çalarmışım.... Annem babama söylemiş. Bana bir keman alsın diye... Babam da «Her şey bitti keman mı kal dı?» dermiş. Dört yaşında ağız muzikasına başladım, öğ rendim...
— ıMuzikayı sana kim aldı. — Ağabeyim... Şimdi askerde... — »Ya bu bağlamayı?
— Onu da bir komşumuz verdi. Ha pishaneden çıkmıştı. Orada iken yap mış, çalarmış. B ana biraz çalmasını öğ retti. «Şuralara basınca sesler değişir» e 1. Çalmağa başladım. Öğrendikten sonra bir gece ona çaldım. Aferin, dedi. Iyı öğrenmiş sin bu İlenden sana hediye olsun... Bana verdi. Necati sözünü bitirdikten sonra masanın üzerinde duran sazına: «Hey gidi cefâkeş....» der gibi tevekkülle baktı.
Bu çocuk büyük adam gibi.... Düşüne düşüne konuşuyor
— Türküleri bu zamana kadar nasıl öğ rendin dedim?
__Radyodan gıramafondan öğreniyorum dedi.
Öğretmeni de 'kendisine, Garp Müziği tekniğini adanı akıl] 1 sindirmiş...
— Başka ne marifetleri var? Dedim. Öğretmeni cevap verdi :
— Resim yapar, şiir yazar... Necati’ye dönerek:
— B ir şiirini okurmusıın?
— Yeni yazdığını bir tanesini size okıı- .yayım... Adı Sancak...
Necati Borlak kendi yazdığı «Sancak» şiirini okudu..
Ey Sancağım şu rengin yakut gibi parlı yor,
diye başlıyan bu manzumenin bazı,m ısraları bâlâ hatırımda :
2 0
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi