Kırk yıldır tanırım
A lm a n y a y a g id iş — F ran sad a siyaset — B erlinde
p olis — H a y d elb erg , H ayd ılb erh — A lm a n la r zek î
bir kavim m idir? — K ey serlin g ne diyor? — M ichel
tipi — A şa ğ ılık duygusu — D ostum un kord iyali —
Z epp elin balonu — Çocuk gibi sevind iler
Kırk yıldan fazla oluyor, pek
genç bir talebe iken o diyara
ayak bastım. Temiz sokakların
da gezdim, temiz otellerinde,
pansiyonlarında
kaldım;
m ü
kemmel enstitülerinde, lâbora-
tuarlarm da çalıştım. Değerli a r
kadaşlar, samimi dostlar edin
dim. Abdülhamit devrinde tahsil
için Trablusgarp yolile Avrupa-
ya giderken Almanyayı tercih
edişime, o sırada ilmin
orada
yükselmiş olmasından başka bir
sebep te Fransada, oraya giden
genç Türkleri içine çekip öğüten
siyaset değirmeninden uzak kal
m ak arzusu idi. Bir h afta için
ilk defa Parisi görmeye gittiğim
zaman talebe mahallesinin bü
yük caddesindeki m eşhur bir
kahvede Türkiye rejimine,
m a
beynine. sadrâzam ına dair Türk
dilinin m uhtelif şivelerde geçen
kavgalı m ünakaşaları sessiz bir
köşeden
dinleyince, bu siyaset
değirmeninden uzak kalm a hak-
kındaki kendi kararım ı yine kert-
dim alkışladım.
Biz, o vaktin gençleri, zincir
lere vurulmuş Türkiyenin dışın
da yalnız hür, serazâd bir Avru
pa bilirdik. Bu Avrupanm Fran-
sasma, Almanyasına, İsviçresine
neresine gidilse insandan hüvi
yetini gösterecek bir kâğit bile
sorulmaz zannederdik. Halbuki
Almanyada ve İsviçrenin Alman
kısmında işin böyle olmadığım
önce Berline ve üç sene sonra
Züriche gidince anladım.
Ber
linde iki ay sonra poliş pasapor
tum u göstermek için beni çağır
dı. Bereket versin ki o vakitler
Trabluigarp
kum andanı
olan,
fazilet, ilim, hürriyet hâmisi m ü
şir Receb paşa bana ne olur ne
olmaz diye bir pasaport verdir-
mişti. Polise gittim , evvelâ Ber
line nereden geldiğimi sordular.
Haydelbergden dedim; bu şehir
nerededir dediler, ben afalladım.
Gözümüzde o kadar büyüttüğü
müz şu AvrupalIlar ne tuhaf
adamlardı yarabbi? Kendi meş
h u r şehirlerinin nerede olduğunu
bilmiyorlardı.
Gözüm duvarda
bir Almanya haritasına ilişti. He
men parmağımı
Heidelberg’in
üzerine basarak işte dedim. Po
lis memurunun, «Ach so Heidel
berg (Haydılberh)
nidası hâlâ
kulaklanm dadır. Meğer kabahat
bendeymiş; polis memuru benim
Haydelberg telâffuzumu anlam a
mış. Şimdi düşünüyorum, bizde
bir Amerikalı Sıvastan gelse de
polis m em uruna Savvastan geli
yorum dese yah u t bir Alman
Strasbourg (Strasbur) dan Pari-
se gelse de
Fransız polisine
Ştrasburgdan geliyorum dese bu
yolcuların 'nereden geldiklerini
Türk ve Fransız m em urlan an-
lıyamaz mıydı acaba? Her ney
se, yabancıya kolaylık olsun diye
dilini bozarak kırık dökük Türk
çe konuşacak kadar nazik bir
milletin ferdi olan ben, bu hâdi
seden evvelâ şu neticeyi çıkardım
ki Almanlar zekî insanlar değil
dir. Bu neticeye on on beş sene
evvel İstanbul üniversitesini zi
yaret etmiş olan D arm stadt Akıl
ve Hikmet mektebi müessisi filo
zof Comte Hermann von Keyser
ling de vasıl olmuştur. Bu zat
çok seyahat etmiş ve gittiği mem
leketleri az zamanda içinden an
lamış bir büyük seyyah, isterse
niz, seyyah-filozoftur. Fransızca-
ya, İngilizceye ve belki diğer dil
lere de tercüme
olunan
Das
Spektrum Europas
adı ile bir
eser yazdı. Avrupanm
«Fikrî
Baedecker» i diye m eşhur olan bu
eserin Fransızca
tercümesinin
131 inci sahifesinde Almanların
Avrupanm asla en zekî kavmi
olmadığını ve bu kavmin baş ti
pi Michel adı verilen muayyen
tip olduğunu okuyoruz (1).
Bir de bu kıssadan şu hisseyi
çıkarabiliriz: Almanlar
neden
ecnebilerin talâffuzuna alışmağa
tenezzül etsinler. Ecnebiler doğru
telâffuzu öğrenmelidirler. Fakat
bu gurur ve azameti tahlil eder
sek altından yine aynı filozofun
aynı k itapta söylediği gibi m ü t
hiş bir aşağılık hissi çıkıyor. O
hissi saklamak için Almanlar
herkese yüksekten bakan bir
azam et taslıyorlar. B unun böyle
olduğunu kendi içlerinden yetiş
miş diğer müellifler de bir defa
dan ziyade tesbit etmişlerdir.
Meselâ daha geçen gün bir Al
m anın yazdığı bir rom anda şu
satırları okudum: «Alınanlarda
ki kadar kuvvetli aşağılık duy
gusu başka bir millette yoktur;
istedikleri kadar en yüksek ırk
tan olduklarını nutuklarında ba
ğırsınlar, kitaplarında yazsınlar,
radyolannda haykırsınlar, içle
rinden kendilerinin
Fransızlar-
dan, îngilizlerden,
Ruslardan,
Amerikalılardan h a ttâ İtalyan- j
lardan daha
aşağı olduklarını
duyarlar... Seyahat ederler, en
büyük sanat merkezlerini ziyaret
ederler; ecnebilerin ilmini, sana
tını, felsefesini öğrenince ne ya
parlar bilir misiniz? Onlara h aıb
ilân ederler; beğendikleri bütün
eserleri yakarlar
yıkarlar, sev
diklerini öldürürler;
kendilerini
zorla sevdiremedikleri insanların
yurtlarını istilâ ederler.» İşte
bunların hepsi örtülmek isteni
len aşağılık mudilesinin netice
sidir.
1937 de Paris sergisi sırasında
eski dostum ve meŞIekdaşım pek
m ahir bir cerrah Beri inden Pari-
se ailesile beraber geldi.
Sergi
dolayısile bir kat daha güzelleşen
Parisi onlara gösterdik. Parisin
bütün dünyada ölçü, güzellik,
şehircilik sanatı noktasından bir
misli daha olmıyan bir caddesin
de güzel bir kestane ağacının al
tında oturuyorduk.
Ailesile be
raber Parisin paha biçilmez âbi
delerini, sanat eserlerini seyret
tikçe basan aşağılık duygusunun
ağırlığı ile arkadaşım bana dön
dü ve «Burada ne kadar harb
sakatı var, bizde bu kadar sakat
adam göremezsin, galiba F ran
sızların harb cerrahisi bizim cer
rahiden cok aşağı olacak» diye
rek aşağılık hissinin İçine verdi
ği o ezintiyi bir kac damla gurur
kordiali ile taskin etmeğe çalıştı.
1914 - 1918 harbi sebebile Al
manyada ilimde, teknikte, san a t
ta görülen gerilikleri kendi âlim
lerinin dilinden işittik; meselâ
büyük fizik hocası Max Planck
on sene evvel Prusya akademisi
nin bir büyük Frederik içtimaim
kaparken bu hakikati söylemek
le nutk u n u bitirmişti. Dr. Ecke-
ner, Atlantik denizini
Zeppelin
balonile geçroeve muvaffak olun
ca Almanların duyduğu coeuk
gururu bu geri kalmanın doğur
duğu acılara karsı bir ilâç, Ec-
kener’in balonu da kıskanç ço
cuğa, eğlensin diye verilen oyun
cak yerini tutm uştu.
İste bugün bn sütunlarda Al
m anlarla ilk tem asta karşılaştı
ğım bir yakacığın senelerce son
ra izahm a çalıştım. Diğer m üşa
hedelerimi de anlatm akta gecik-
miyeceğim.
A. ADNAN - ADTVAR
(1) Bu Michel tipi, bir çift beygir kuvvetinde makine gibi çalıştıktan
sonra birasını, sigarım, içip uykuya
yatan bir tiptir. Çok, pek çok sena evvel Almanyamn Shnplicissimns adlı meşhur bir mizah mecmuası vardı.
Orada btr karikatür görmüştüm:
Michel uyuyor birisi de onu dürtüyor ve «Uyan ey Michel Güneş Garptan
doğuyor» diyordu. Bugün gjxneş
Almanyamn üzerine hom Şarktan
hem Garptan kınkızai doğuyor: fakat,
Kırk yıldır tanırım
B « a k l f |üpU * e t m iy o r u m U , A lm a n m il le t i - —P r u s y a m ilit a r iz m in d e n s o n r a , iç t e n b o - au lcluk y a p a c a k o la n A m e r ik a n i/ın A fetin d en d o k u r t u lu n c a — o r geç k o r k e s in t a n ı y a c a ğ ı { h â k im b ir s ı n ı f y a r a t a c a k y e b u s ı n ı f v e r a s e t y o lu ile d e ğ il k e n d i a r a s ın d a n İ n tih a p y o lu ile d e v a m e d e r e k A İ m a n y a y ı ş im d iy e k a d a r h iç g ö r ü lm e m iş d e r e c e d e iy i id a r e e d e c e k tir ...
K e y s e r li n g . E u r o p e , N e w Y o rk ,
I92Ö, o. 137
F ilozofu n kehaneti, h erk esin gördüğü vakalar —
V osges d ağların d a bir köşk — Schlucht — Rhin
köprüsü — H itler selâm ı — 33 sene sonra tekrar
H eid elb erg’de — İstasyon m eydanın da hapishane
arabası — T a leb e cem iy etleri nerede?
S ey y ah - filo zo f K ey serlin g ’in tash ih ler, te rk ip le r, d erin p sik o lo ji te tk ik lerd e eriştiği y u k arık i k eh a- » etli k a ra rd a b a h se d ile n sınıf v a k ıa y a ra tıld ı; b u sınıfın A İm a n y a y ı şim d iy e k a d a r görü lm em iş s u re tte iyi İdaresinin eserlerini b u g ü n le rd e g ö rü y o ru z. Bu rejim a ltın d a k i A lm an» y a d a g ezerk en a ld ığ ım in tih a la rd a n b u v e b u n d a n so n ra k i m a k a le d e kı saca b a h se d e c e ğ im ; 1935 senesj y a z ın d a b ir gün F ra n sa n ın açık yeşilden, koyu yeşi le, sa rıd a n kırm ızıya k a d a r tü rlü tü r lü re n k le rle süslenm iş V o sg es d a ğ la rının b ir b u c a ğ ın d a k i M o r S alkım K ö şk ü 'n ü n v e ra n d a s ın d a m a d a m D ny çay ik ra m e d e rk e n sa lk ım la r d an , b a h ç e d e k i a ğ a ç la rın eskiliğin, d en b a h se d iy o r ve V o sg e s'la r için p ek uygun olan h er g ünlük y ağ m u run o gün y a ğ m a m a sın d a n d o la y ı acın ıy o rd u . V e ra n d a y a , iş a rk a d a şım p ro fe sö r D eny ile zengin ve seçkinliğine h a y ra n o ld u ğ u m bir k ü tü p h a n e d e n g eçerek girm iştik. P a ra sı o lm a d ığ ı için, a lam ad ığ ı şe k e rle re yan y an b a k a n ço cu k ların h asre tile d ö n ü p d ö n ü p k a p ı a ra lı ğ ın d an h ep o k ü tü p h a n e y e b a k ıy o r du m . Bu sıra d a b ird e n b ire S chlucht ad ı geçti. 191 1 sen esin d e A lm a n la r A lsace . L o rra in e ’d e hâk im iken gene V o sg es’la rd a n geçerek A lm a n h u d u d u n a , b u S ch lu ch t d en ilen n o k - a ty a k î d a r k a ra d a n y a p tığ ım sey a h a ti bu isim b a n a h a tırla ttı ( 1 ) . H a lb u k i b ir iki gün so n ra gene A l m an h u d u d u n u S c h lu c h t’tan değil, o n d a n k ilo m e tre le rc e uzak olan S tra sb o u rg ’d a k i R h in k ö p rü sü n d e n aşacak tım . E v et, iki gün so n ra bir
ikindi vakti m u azzam StTasbourg
k ö p rü sü n d e n geçerek A lm a n h u d u t istasyonu olan Keh) g a rın a varın ca g üm rük ve z a b ıta m em u rları, yani resm i Nazi A lm a n y a ile tem asa g e l. dim . Ü zerin d ek i ü n ifo rm a v e k o lu n d ak i p a z u b e n tie k en d ile rin d e hem gen eral, hem fırka m üm essili kuv v eti g ö rm ek istiyen b u m em u rlar, ecnebisi b itta b i d a h a çok olan y o l c u la ra H eil H itle r ( 2 ) diye a ğ ızla- Tİle v e b a şla rın d a n sinek k o v a r g i. bi e ik rile selâm v e rip ökçelerini b irib irin e çarp ın ca, p ek iyi b ildiğim im p a ra to r A lm an y asın ın yeni bir ta b ’ı o lan bir m em lek ete girdiğim i zan n ettim . F a k a t h e y h a t, y a n ıld ı ğım ı s o n ra d a n a n la d ım ...
Bu d e fa artık ism ini telâffu zu p ek iyi b ecereb ild iğ im H -eidelberg e in dim . H e r evin p en c e re sin d en y e rle re k a d a r sa rk a n h açlı N azi b a y ra k ların ı g örünce, yerli, ecnebi, h ü r riyeti, insanlığı seven herkesin işti rak ed eb ileceğ i neşeli b a y ra m la r y a p a n F ra n s a d a n çıkıp b ö y le faşist re jim lerin sık sık ic a d e ttik le ri b a y ra m , la r içine d üşm üş o lm a k ta n sıkıldım . H a lb u k i o te le gelince, b u tah m in im de d e yanıldığım ı, k ap ıcı b a n a «O, efendim , şim di buTada h e r gün b ö y le d ir; herk es istediği b ü y ü k lü k te b ir b a y ra k asar, b a y ra m filân yok» deyince an lad ım .
Z a te n ista sy o n d a raslad ığ ım bir m a n z a ra b e n d e en hak ik î b a y ra m d a bile n eşelen m ek k u d re tin i b ı ra k m am ıştı: G a n n k a p ısın d a n çıkı y o ru m ; b ir h ap ish a n e a ra b a sı d u r du, k ap ı açılır açılm az, siyah ü n ifo r- 'm a l ı bir sarışın m a h lû k (b u n u n S.S. a d lı bir k a b ile e fra d ın d a n old u ğ u n u so n ra d a n ö ğ re n d im ) a tla d ı ve e tra f ta h afif b ir fısıltıyı m ü teak ip sav u ş m a h a re k e tle ri b aşlad ı. A b d ü lh a m id
(1) Hudut taşının bir traarfıada
Alman armasını taşıyan bir kazığın yanında dimdik bir Alman jandarma sı,. beri tarafta ise herkes ile konu şan neşeli, tanlı bir Fransız jandar ması bekliyordu. Hududu âdeta bir v şehrin caddesinde yürür gibi yürü düm geçtim: Almanya’dan bir paket sigara aldım ve Fransa’ya döndümdü. Mamafih sırf böyle kolaylıkla hudut aşmak kendilerine asla nasibolmıyan : genç nesli kıskandırmak için yazıyo- . 5rum. Temenni edelim ki karşılıklı iti matsızlığa dayanan hudut aşma güç lükleri bu son dünya sulhundan sonra tadil edilsin.
(2) Yani selâm olsun Hitlere -=
Hitler alcyhlsselâm yahut Allah ba ğışlasın. Hltleri ve yahut da Hitlere maşallah tabirleri!« tercüme olunabi lir bir selâm ki geçenlerde diktatöre karşı Generaller tarafından yapılan suikasttan sonra — galiba bir ceza olmak üzere — askerî selâm yerine or duya da sokulmuştur.
d e v rin d e tan ıştığ ım h a p ish a n e a r a b asın a karşı bir z a ’fım v a r d ır ; bir tü rlü ay rılıp g id em ed im . S .S .’linin se rt b ir k u m a n d a sı üzerine, üstü başı tem iz, y ü z le rin d e n ve g ö z le rin d e n m üneıvver sınıfa m en su p o ld u k la rı k o la y lık la an laşılan y a rı aç, y arı to k on, on iki genç çıktı. E lleri k e le p çeli ve hepsi b irib irin e zin cirle b ağ lı idi. B unların hırsız ve y a h u t k aatil o lm a d ık la rın ı a n la m a k için büyük b ir ze k â y a ih tiy aç y o k tu . Z a te n a ra b a n ın d u rm asile gaT m e y d a n ın d a j hasıl o la n d u rg u n lu k v e ten h alık işin n e o ld u ğ u n u p e k â lâ g ö ste riy o r du. Bu fikir v e y a ırk m a h k û m la n kim bilir h an g i h a p ish a n e d e n , h a n g i to p la m a k a m p ın a n a k le d iliy o rla rd ı. Birisinin in ce uzun, zayıf y ü zü n d ek i p a rla k k a ra gö zlerin i yü zü m e d ik e re k b ak ışım aslâ u n u tm ıy acağ ım . Bu g ö zler b a n a san k i «Ey k o ca m ey d a n d a tek b aşın a d u ru p b izlere b a k an y ab a n c ı, m e m le k e tin e d ö n e rse n m e d e n î A v ru p a n ın g ö b eğ in d e üstün ırkçılık a d ın a n e le r y a p ıld ığ ın ı söy le» d e m e k istiy o rd u . Bu d ik k a tli b a k ışla rd a n s o n ra e tra fım a b a k tım ki y a p a y a ln ız ım . Bu yalnızlığım ın bile ecnebi b ir m e m lek etin siyasetine k a rışm a sa y ılab ileceğ in i d ü şü n d ü m ve bu «küçük S o k ra t’la n » u z a k ta n m u h a b b e tle se lâ m lıy arak ay rıld ım . B elki o n la r ö lü m e g id iy o rla r, b en ise h a y a ta d ö n ü y o rd u m . .
O te le g id erk en , y o ld a b ö y le acık lı m a c e ra ların h âk im leri a ra sın d a aslâ b u lu n m ad ığ ım ı d ü şü n m ek le k en d im i teselliye çalışıy o rd u m . K im bilİT o g ü n ler A lm a n y a d a ne k a d a r «küçük S o k ra t’la r» , «küçük Bru- n o ’lar» , «küçük S p in o z a ’lar» sırf fi k irlerin in k u rb a n ı olarak h ap se, nef- ye, b a lta y a , zehirli gaza m a h k û m o lu y o rd u .
E rtesi gün, 33 sene e v v el ta n ıd ı ğım N eck ar ırm ağ ı k e n a rın d a k i bu güzel şehri d o la şıy o rd u m . G ö zlerim bu şehrin s o k a k la rın d a ilk d e fa g ö r d ü ğ ü m re n k re n k k ask etleri, kılıç ucu ile çizilm iş y ü z le rd e d o la şa n g en çleri arıy o rd u . H e id e lb e rg ’in a s ırla rd a n b e ri en b ü y ü k zineti, en b ü y ü k k ıy m eti olan bu genç ta le b e , le re ne o lm u ştu ? O n la r n e re d e idi ler? K im e so ra b ilird im . Y eni üni v ersite binasını g ezerk en a v lu d a k a ra ta h ta la rd a gö zlerim b ir z a m a n la r m isafir o ld u ğ u m B orussia, G e rm a n ia ad lı ta le b e cem iy etlerin in afişlerin i a r a d ı d u rd u . F a k a t h em en h a tırla dım ki n a z i re jim b u ta le b e c e m iy et lerini o rta d a n k a ld ırm ış v e A lm a n ta le b e h ay a tın ın en eski m e rk e z le rin d en b iri olan b u sevim li şehri re n k siz, sessiz b ırak m ıştı. B üyük c a d d e d e b ir k ah v e y e g ird im ; h an i o husu sî ta le b e m asaları, ta leb e c o rp s’la rı. n m hususî b a y ra k la rı? İn san lar, m a saların b a şın d a b ira k ad e h le rin in ö n ü n d e oturmuş" y a su su y o rla r v e y a h u t a n c a k fısıld aşıy o rlard ı. Ç ü n kü h e rk e sin y ü züne yiyecek gibi b a k an ü n ifo rm alı, ü n ifo rm asız naziler, p e k â lâ G e sta p o a ja n la n o lab ilen g a rs o n la r a ra sın d a susm ak a ltın d a n d a k ıy m etli b ir şeydi.
Irm ak , şehrin için d en g en e eskisi gibi ak ıy o r, yeşil o rm a n la r içinde d ü n y a n ın e n b ü y ü k şa ra p fıçısına m alik o lm ak la m eşh u r şa to y ü k sek ten b u sessiz v e renksiz k alm ış şeh . re gen e b a k ıy o rd u . Bu neşesizlikten ç a b u k k u rtu lm a k için b ir gün so n ra h em en tren e a tla d ım , B erlin ’e gidi y o rd u m . Bu y o lcu lu k v e B erlin b a n a A lm a n d ik ta tö rlü ğ ü n ü n p>ek acı b a zı n o k ta la rım ö ğ retti. B u n lar g e le cek m a k a le n in m ev zu u o la c a k tır.
Kırk yıldır tanırım
«V e a y d ın lık oldun — Y a k tla n k ita p la r — B erlin
tren in d e — F e lse fe d o ç e n ti, o p era a k tö rü — B erlin
ü niversitesi — Y d d trtm y a ğ d ır a n g ö z le r — K a to lik
e v sahibi — E ski şefim in oğlu — ilim , hak, aile
ocağı — A lm a n la r d a ilim , sa n a t, tek n ik
v e insan lık
R hin n e h ri ü zerin d e M ainz şeh rin d e n v a p u ra b in erk en , b u şeh rin en m eşh u r e v lâ d ı G u te n b e rg 'i v e on u n iki gün evvel S tra sb o u rg ’da g ö rd ü ğ ü m heykelini h a tırlad ım . X IX . a sırd a F ra n sız la r ta ra lın d a n D a v id d ’A n g ers ad lı bir F ran sız h ey k e ltra şa y a p tırılan b u h e y k e ld e G u te n b e rg , m a k in ed en b asılm ış b ir sahifeyi çık arırk en gö rü lü r. S ahife- nin üzerinde T e v ra t'ın m eşh u r ây e tinin «ve a y d ın lık o ldu» kısm ı y a zılıdır. G u te n b e rg bu sahifeyi m a k in ed en çık arm asa id i d ü n y a n e k a d a r k a ra n lık ta k a la c a k tı. Bu m u a z zam icadın v a ta n ın d a n g eçerk en o büy ü k A lm ası’m «küçük v a ta n d a ş , la n » ta ra fın d a n şu son sen elerd e ne k a d a r aydınlık sahifelerin ateşe ya k ıldığını düşüne dü şü n e, suyu çekil m iş nehrkı ü zerin d e, sesi kısılm ış bir yolcu kafilesi a ra sın d a K o b le n z e g eld im .
B erlin trenine b in erk en k ırp ık saçlı, hâki göm lekli, k o lla n haçlı, b a c a k la rı d o lak lı, g ö zleri kızgın gençlerin b u lu n m ad ığ ı bir k o m p a r tım an ı araştırd ım . Ç ü n k ü b ö y le b ir k o m p a rtım a n a g irerk en ya « H itlere m aşallah » selâm ını v e rm e k v e y a h u t p a sa p o rtu m u g ö sterm ek m ec b u riy e ti k arşısın d a k a la c a ğ ım d an k o rk u y o rd u m . T alih im y a v e r çıktı, k e n d i y aşım d a, b a şın d a şapkası, sır
tın d a sivil k o stü m ü o la n bir y o lcu nun b u lu n d u ğ u tenha bir k o m p a rtı m a n b u ld u m Vıe girdim . B aşım la v erd iğ im se lâ m a b u zat b ü tü n m e d e n î m e m le k e tle rd e m u ta t o lan fo r m ülle m u k ab ele ed in ce fe rah lad ım . İkim iz y aln ızd ık ; o k o n u şm ak iste di, ve b aşlad ık .
Bu y o l a rk a d a şım eski b ir felsefe d o çen tid ir. B rezilya’d a felsefe o k u tu rk e n m em lek etin e d ö n m e k sev d a sın a d ü şm ü ş; m e m le k e tin d e o k u tacağ ı felsefenin m u tla k a N azi p a r tisi p ren sip le rin e uyg u n olacağ ın ı öğrenince A llah vergisi o la n sesin d e n istifad e e d e re k ü n iv ersitelerin b irin d e profesÖT olacak y erd e o p e ra la rd a n b irin d e ak tö rlü ğ ü tercih etm iştir. K a d e r, b a n a h em fikri, h e m sa n a tı şa h sın d a b irleştirm iş oir y o l a rk a d a şı yollam ıştı. E cn eb i o l d u ğ u m u an lay ın ca o d a benim gibi ferah lad ı. Ne k a d a r z a m a n d a n b eri B erlin’i g ö rm ed iğ im i s o rd u ; 1 7 sene diyince g ü lerek « b üyük fa rk la r g ö receksiniz» d ed i. F a k a t benim , sey y ah ların çoğu gibi o to stra tla rı, şe. hîrcilik eserlerini, yeni b in a la n g ö r m ek ten ziy ad e b ir z a m a n la r için d e y aşad ığ ım ilim ve fikir m uhitini gör m ek istediğim i sezdi v e d e d i k i:
— Sizi en ço k a lâ k a d a r e d ece ğini tah m in ettiğim ilim v e fikir m u h itin in şim diki h alini b ir kelim e ile sizıe a n la ta b ilirim : Berlisı ü niversite sinin re k tö rü 33 y a şın d a b ir b a y ta rd ır. Ş aştım ; çünkü b iliy o rd u m ki B erlin B ay tar m e k te b i yük sek m e k tep olm asına ra ğ m e n ün iv ersitey e d ah il d eğildi. N azi p a rtisi o b a y ta r d a n b a şk a ü niversiteyi em n iy et e d e cek a d a m b u lam am ış v e bu em n i y etli ele A lm a n irfan ın ı teslim ed e bilm ek için B a y ta r m e k te b in i üni v ersitey e b ağ lam ıştı. B elki o 33 ya şındaki baytaT efen d i b ü y ü k bir âlim d ir, onu bilm iy o ru m . H e r h a l d e bildiğim bir şey v a r ise p a rti ar zusunu yerine g etirm ek için ilim teş k ilâtın ı bozm uş, ilim an an esin i y ık mış, H e lm h o ltz ’larm , H u m b o ld la lın , N e m st’lerin, P la n c k ’ların y eri ne k en d i fedaisini getirm işti. Y o l a r kad aşım açtı ağzını y u m d u gözünü sö y led i söyledi, o k a d a r sö y le d i ki ben im bu re jim a ltın d a k i A lm a n y a - yı görm ek arzu m u k ırd ı. N ih ay et ga liba Cassel ista sy o n u n d a k o m p a rtı m anın kapısı şid d etle açıld ı, «H it- le r 'e m aşallah » diye gü rliy en bir ses ve etrafa yıldırım y a ğ d ıra n bir * çift göz içeri girdi, Y ol a rk a d a ş ım filozof - a k tö r b a n a gözüyle v e d a ve p arm ağ iy le sükût işareti v e rd ik ten so n ra bir köşeye b ü zü ld ü ve uyur gibi y ap tı.
B erlin’i p e k iyi b ildiğim için otel d en ziyade, ra h a t ve ucuz bİT döşeli o d a a ra d ım ve d e rh a l L o n d ra ve P a riste b u lu n a b ile c e k dö şeli o d a la rın en tem izin d en d a h a tem iz b ir güzel o d a b u ld u m . Ev sah ib i m u t tasıl b en im le k o n u şm a k ihtiyacı o l duğu n u h issettiriy o rd u . H a lb u k i tre n d e bizim yol a rk a d a ş ın d a n a l dığım sükût işaretini b ir tü rlü u n u - tam ıy o rd u m . N ih ay et k ad ın c a ğ ız k e n d in i tu ta m a d ı:
— D o k to r, b é n k a to lik ’im b e nim le k o nuşabilirsiniz d e d i ve k o casına karşı açtığı d â v a n ın m a h k e m e le rd e bir tü rlü n eticelen m ed iğ in d e n şikâyet etti. S eb eb in i s o rd u m ;
k o casın ın N azi p a rtisi fe d a ile rin d en b iri o ld u ğ u n u sö y led i. D em ek ki P a rti y a ln ız ilm e d eğ il h a k k a d a el uzatm ıştı.
Eski şefim ve h o cam bir p ro fe sörü aTadıfn. B eni şe h ird e n o ld u k ç a uzak o lan evine ça y a çağ ırd ı. H a y li ih tiy a rla m ış o la n d o stu m ,
— B unca sen e le rd ir g ö rm ed iğ im sizi y em eğ e ça ğ ıra m a d ığ ım için evi m i g ö rü n ce b e n i m azu r tu tacak sın ız d ed i. Ö ğ le d e n so n ra evine gittiğim zam an g ö rd ü m ki bir ço cu k lu bı ra k tığ ım bu aile biri e rk e k olm ak üzere b eş çocuklu olm uş. Ben, pek ince b ir k a d ın o lan anasının v e pek zeki v e sevim li b a b a sın ın su allerin e cev ap o la ra k İn g ilte re ve F ran san ın k ü ltü r h a y a tın d a n b a h se d e rk e n , 1 7 y aşın d a k i oğlan, eğri b ü ğ rü vücu d u n a b a k m a d a n , k â h b a n a , k â h b a b asın a v e a r a d a d a an asın a gözle rin d e n şim şekler y o llıy o rd u . Y irm i
b eş sen e ev v el içinde çok n e
şeli sa a tle r geçirdiğim b u aile oca ğının b u düşkün, so m u rtk a n h ali b e ni üzm üştü. V e d a e d e rk e n eski şe fim e lim d e n tu ttu , «sizi istasyona k a d a r g ö tü receğ im » d e d i. İh tiy a r a rk a d a şım ın b u zah m etin in m ân ası nı y o ld a a n la d ım :
«— A zizim A d n a n , g ö rd ü ğ ü n o k a v ru k o ğ lan m ü ta re k e d e n so n ra sefalet sen elerin in y a v ru su d u r. F a k a t şim d i « H itler gençliği» ne yazı lınca b ir k a h ra m a n kesildi. F ran sa ve IngilteTeden b a h se d e rk e n iş si y a se te d ö k ü lü r d iy e k o rk tu m . Ç ün kü sizi v e b elk i d e b e n i gençlik teş k ilâtın ın G e s ta p o ’suna ju rn a l etm i- y eceğ in d en em in değilim , işim in b a şın d a ceh en n em h ay atı, so k a k ta ce h en n em h a y a tı v e n ih ay et çalışan bir aile b a b asın ın asude ve em in bir sığınağı olm ak lâzım gelen ev d e d e c e h en n em h a y a tı y aşıy o ru m » . A n la d ım ki ilm e, h a k k a el u z a ta n N azi
p artisi aile ocağına d a kulağını
uzatm ıştı.
M illeti içinde k e n d i selâm et ve em n iy eti n am ın a h e r ta ra fa sa ld ıra n P a rti m e m lek et d ışın d a ü stün A l m an ırkının « h a y a t sahası» n am ın a b ü tü n d ü n y ay a d a k o l a tm a ğ a k a rar v e rd i ve ta tb ik a geçti. Z a m a n zam an kom şu d e v letlerin reisleri m a h u t « k a rta l y u v asın a» çağırılıyor b ü y ü k çeleri d ik ta tö rü n k a b u l sa lo n u n d a , d iğ erleri ise k a h v e o c a ğ ın d a te h d itle rle y o la g e tiriliy o rd u . N iha y et sıra b ö y le n u tu k fu tın a la rile y o la g elm iy en birisine gelince iş p a tla k v erd i, a rtık b ü tü n tarih in b ir m islini d a h a k a y d e tm e d iğ i en kanlı, en ta h rip k â r b ir facia üzerine p e rd e açıldı.
G eçen gün v a p u rd a b ir gen ç fi lo zo fa rasg eld im , ben h a sta bir d o s tum u ziy a re te o d a m ü reffeh v e m e su t b ir a iley e m isafirete g id iy o rd u k . Bu m a k a le le re d a ir g ö rü şü rk en A l m a n la rın ilim, san at, te k n ik te ü stün lü k le rin d e n b a h se tti. B unları in k â r etm ed iğ im i sö y le d im ; A lm anlaT da ru h v e fikir y o k m u d ed i. L eibniz i, K a n t’ı, G o th e ’yi y etiştiren b ir m il le tte ru h v e fikir y o k su llu ğ u o ld u ğ u nu n asıl id d ia e d e b ilird im . A n cak m a k a le le rim in b irin d e söylediğim gibi A lın a n la rd a ruh ve fikir ile v a rlık a ra sın d a asla â h e n k o lm a d ı ğını ve b u n d a n do lay ı o n ların in san lık tarafın ın eksik k ald ığ ın ı id d ia ed iy o rd u m ( I ) . G en ç p ro fe sö rd e n a y rıld ık ta n so n ra tıpkı kendisi gibi A lm a n ruh ve fikrinin tak d ir- k â rı tiy a tro m üellifi v e gazeteci d o stu m H . G re g o ire ’m p a rla k b ir p a ra d o k s u h a tırım a g e ld i: Bu ço k sevim li m üellif ilk d ü n y a h a rb in d e n b a h se d e rk e n «biz A lm a n la ra m ağ lû p o lsay d ık d a h a iyi o lurdu. O n ları içerim ize alır, h u m an ise e d e r dik, h ü rriy e t ve d e m o k rasiy e alış tırırd ık . O v a k it d ü n y a d a seb ep li, sebepsiz h a rb iptilâsını tem sil ed en P russianism e o rta d a n k a lk a rd ı» d e r di. Bu h a rb d e d ö rt sene A lm a n la r o n la rın tep esin d e v e a ra sın d a y a şa d ı; A lm a n la n h ü rriy e te alıştırm ak gibi güç b ir v a z ifed e a c a b a n e d e recey e k a d a r m u v affak oldulUT?
(1) Ruh ve fikir kuvvetinin pek yüksek derecesine sahip olduğunda şüphe edilemiyen filozof Kant aynı sokakta oturan hemşiresini 25 sene-
denberi görmediğini, kadıncağızın
cenaze alayında hatırlamıştı. Bu iki kardeş her gün ayn istikamette ge
zintiye çkıtıkları için birbirlerine
fasianlamışlardı. Garabeti âdeta ef sane derecesini bulan bu hikâye eğer sahi ise Kant’m ve kardeşinin ruh ve fikir ile varlık a asındaki müna
sebette ve binaenaleyh insanlıkta
eksikliklerini gösterecek bir misaldir.
D o stu m u g ö rsem ilk so ra c a ğ ım su a l b u o la c a k tır.
Bu m a k a le serisini o k u y an b ir d o st b a n a « b u n ları « y u m ru k la r b a ğ lan m ağ a» b a ş la m a d a n evvel y a z m ak g e rek ti» d e r gibi b ak tı. Bu ba„ kıştan asla sa rsılm a d ım ; ç ü n k ü şu bizim kısa ö m rü m ü z b o y u n c a iki d efa d ü n y a y ı k a n v e ateşe b u la y a n k u v v e t z e v a le yü z tu tu n ca su sm ak , o k u v v e tin k ü k re d iğ i z a m a n la r söy- üyece ğini sö y liy eb ilm iş o la n la r için b ir c iv a n m e rtlik olsa bile o z a m a n la r sö y liy e m iy e n le r için, sö y le m e k fırsatı çık ın ca yine su sm ak a n c a k m iskinlik olur. Z a te n b ü tü n in sa n la ra k e n d i ırkını h â k im k ılm a k için en feci v a s ıta la rı m u b a h saym ış bİT
zü m ren in b a ş k a la rın d a n c iv a n m e rt lik, ü lü v v ü c e n a p b e k le m e ğ e ne hak„ kı v a rd ır? E ğ e r b u sö y led ik ! rim i sö y lem em ek b ir fazilet ise istem em eksik olsun.
A . ADNAN - ADİ
VAR
Taha Toros Arşivi