CUMARTESİ, 19 Eylül 1998
Em in C Ö LA SA N
İlahili
i
« t » ' ■_ *
y
İstiklal Marsı
9Lı
B
AYRAĞIMIZ nasıl onuru
muzsa, İstiklal Marşımız da
Türk milletinin onurudur.
Tarım Bakanlığı Daire Başkanı olan
Mükerrem Aydın
isimli bir şahsın, İstiklal Marşı'nı bir“ilahi”
gibi okuduğunu
Şükrü
Küçükşa-hin
yazmıştı. Gözüyle görüp kulağı ile duymayınca, insan bu gibi du rumları tam olarak algılayamıyor. Doğrusunu isterseniz, haberi oku yunca ben de algılayamadım.Bu rezaleti önceki gece televiz yon kanallarının haber bültenlerinde izleyince jetonum düştü.
Devletin resmi bir toplantısının açılış töreni yapılıyor. Kürsüye biri çıkmış,
İstiklal Marşı
okumaya başlıyor...Ve derhal sapıtıyor.
Kürsüde
Kuran
mı okuyor, ilahi mi okuyor, başka bir şey mi yapı yor, hiç belli değil.Ne okuduğu, ne söylediği anlaşıl mıyor.
Belli olan tek şey,
İstiklal
Mar-şı'nı orada rezil ediyor.
Elbette ki bunu kasıtlı yapıyor. İlk kez bir girişimde bulunuyor. Kapıyı zorluyor. Eğer tepki gelmezse, bu iş tutarsa,
şeriatçılar
bundan sonraİstiklal Marşı'nı
böyle okumak için düğmeye basacaklar. Onu dailahi
gibi okuyacaklar.
İstiklal M arşı'na saygısızlık
eden bu şahıs, Tarım Bakanlı
ğında Daire Başkanı.
★★★
Sonra ekrana onun amiri olan
Gürbüz Mızrak
isimli Genel Mü dür geliyor. Belli ki o da aynı kafa dan. Adamını savunmaya kalkışıyor.“ O çok iyi Kuran okur”
gibi laflar geveliyor.Sonuçta, Bakanlık bünyesinde
“soruşturma”
açıldığı açıklanıyor. Biz çok iyi biliriz ki, bu gösterme lik soruşturmalardan hiçbir şey çık maz. Sonuç alınması beş yılı bulur!Şahıs önce
Memurin
Muhake-mat Kanunu
uyarınca il falanca kumluna sevk edilir. Bayındırlık Mü dürü, Veteriner Müdürü, Sağlık Mü dürü gibi kimseler oturup karar ve rirler. Eğer suçlu bulunursa, dosya Danıştay'a gider. İki yıl da orada ge çer. Suçlu bulunup yargılanmasına karar verilirse, yargıda da birkaç yıl geçer ve sonuçta kim öle, kim kala vaziyetleri olur!Adına
Memurin Muhakemat
Kanunu
denilen bu ucube,cum
huriyet
döneminin hukuk açısından bir utanç belgesidir. Memurlar bu yasa hükümlerine göre yargılanır. Her şey kaynayıp gider.Ne zaman çıkarılmıştır bu yasa?
Osmanlı İmparatorluğu za
manında, 1 9 1 3 yılında, Sadra
zam Mahmut Şevket Paşa dö
neminde!
Komedidir, komedi!
Onun için, hiç kimse çekinmesin. İsteyen devlet memuru,
İstiklal
Marşı'nı
ilahi gibi okusun, isteyen rezil etsin, alay etsin, ne yaparsa yapsın.Şeriatçı kesimin bütün
ulusal
değerlerimizi
çiğnemesine yavaş yavaş alışıyoruz. Bugünİstiklal
Marşı,
yarın başka kutsal değerleri miz. Bugüne kadarİstiklal
Mar-şı'na
saygılı görünürlerdi, şimdi niyetleri ortaya çıktı.
Devam etsinler! Hiçbir şey ol maz.
Ama şu olup bitenden artık bir ders alalım.
Hiç değilse devletin, kimle
rin, hangi kadroların ve hangi
kafaların eline bırakıldığını an
layalım.
GÜL'ÜN TÜRBANI
Abdullah Gül,
kansınıDil
Ta-rih'e
kaydettirmek için yanma aldı, okula götürdü. Amacı orada siyasişov
yapmaktı. Bu amaçla medyaya haber saldı. Yanına avukatını aldı.Kameralar, muhabirler, foto mu habirleri, verilen saatte oraya gidip
şovu
görüntülediler.Abdullah
Bey, kansınıtürban
la
getirmişti. Yasalar ve kurallar doğrultusunda, üniversiteye kayıt iş lemitürbansız
yapılıyordu. Atrak siyon bu aşamada başladı.Hanımefendinin kaydı doğal ola rak yapılmadı.
Abdullah Gül,
gösteri yapmayı medya önünde sürdürdü:“ Bu zulümdür. Amerika'da
veya Rusya'da yaşıyor olsay
dık, bu kayıt yapılırdı.”
En can alıcı sözlerini de sona saklamıştı:
“Şimdi bu konuda Danıştay'
da dava açıyoruz.”
Maşallah, sözünün eri kişi imiş! Gerçekten de davasını açtı! Yürüt menin durdurulması karan verilme sini istedi...
Ve Danıştay 8 . Dairesi, Ab
dullah Gül'ün (daha doğrusu
karısının) bu istemini önceki
gün oybirliği ile reddetti.
Beyefendi şimdi ne yapacak?
“Demek ki biz yasal yönden
haksızmışız”
dem e yürekliliğini gösterebilecek mi?Yoksa genç kızlarımızın sır
tından oynanan türban sömü
rüsü oyunu, olanca hızıyla de
vam edip gidecek mi?
ŞADAN BEY’İN VİLLASI
Son yazılarımda bazı tiplerin üze rine uzunca gittim. Bu yüzden pek çok konuya değinmek mümkün ol madı. Örneğin
Necdet Calp
ve ga zeteci abimizMehmed Kemal
için“Allah rahmet eylesin”
diye ya zamadım.ANAP
MilletvekiliŞadan
Tuz-cu'nun villasına da değinemedim. İstanbul'daki bu villa, kaçak inşa edilmişti. Tıpkı
Tayyip'in
villaları gi bi!Sonunda, birkaç yıl önce yıktml- dı. Gazetelerde yıkım resimleri de yayınlandı.
Aaaaa, birkaç gün önce bir
baktık ki, Şadan Bey villasını
aynen ve yeniden yaptırmış!
Bunlar bizi Mecliste temsil eden vekillerimiz! Bizim adımıza yasa çı karmakla, denetim yapmakla yü kümlü olan kimseler.
Milletin vekili olan
Şadan Tuz
cu,
yıktınlan kaçak villasını nasıl ol muş da yeniden yaptırmış?İktidar gücünü mü kullan
mış? Bililerine rüşvet mi yedir
miş? Yoksa yeni bir villa gök
ten zembille mi inmiş?
Ayıptır, ayıp.
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi