• Sonuç bulunamadı

Bir hikayenin hikayesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bir hikayenin hikayesi"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T 7 T 5 )3 ^ \

Ö m e r A y h a n

Nahid Sırrı Örik’in ‘yapıt’ıyla tanışıklığım, “ Bir Hanende Boğuldu” yla başlar.* Bunun için beş altı yıl geriye dönmek gerek; kitaplara olan tutkumu harekete geçiren bir duyum, beni bir ücra

mahallede, orta halli bir pastaneye dek sürükledi. Pastanenin ikinci katı, dört başı mamur, ‘mükellef’ bir kütüphaneydi! Pastanenin kitap dostu,

sıcakkanlı sahibi Server Bey, kütüphanesinden dilediğim kadar yararlanabileceğimi söyleyerek, uzun soluklu ve hayli keyifli bir okuma edimini kapsayacak süreci başlattı. Latin harfleriyle yayımlanan ilk baskı kitaplardan, birkaç yıl öncesinin yapıtlarına, kaynak kitaplardan,

ansiklopedilere, bir kütüphanede aranılacak hemen her türlü yayın, az ya da çok, okurunu bekliyordu. Kütüphanenin karşılaştığı ilgisizlik, başka bir yazının konusu olacak denli hazin. 1930’lu yılların ciltlenmiş Yedigün ‘mecmua’larını fark edince, uzun süre elimden bırakamadım; öykü tutkum,

atlamaksızın teker teker okumama yol açtı her bir öyküyü. Kimlere rastlamadım ki rengi atmış, sararmış sayfalarda: Peride Celal’in ilk öyküleri, dönemin popüler yazarları -Ercüment Ekrem Talû, Vâ-Nû, Mahmut Yesari ve daha birçok yazarın naif, çoğun Osmanlı Türkçesiyle kotarılmış yazıları, Sabahattin Âli’nin usta işi çalışmaları, daha da şaşırtıcı olanı Kemal Tahir’in, içeriği hemen hep Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerine denk düşen ve halen kitaplaşmamış öyküleri...

Bunların arasında, adını şöyle böyle

anımsadığım, büyük olasılıkla antolojilerden âşinâ olduğum bir isim, N. S . Örik, iki sayı boyunca yayımlanan öyküsüyle, derin bir şaşkınlığa sürüklenmeme neden oldu. Öykünün nirengi noktası, edebiyatımızda fazla işlenmeyen,

işlendiğindeyse, arka planda kalan, ya da öznelliğe boyun eğmiş bir tutumla serimlenen ‘kötülük’dü. * Bu sayının Sandıktan bölümüne bakınız.

Kısa bir süre sonra Oğlak Yayınları tarafından yayımlanmaya başlayan ‘Bütün Eserleri’, ve

sahaflardan edindiğim ilk baskı kitaplarıyla, kötücül bir tavrın, Örik’in yapıtında, hiç de

alışagelmediğimiz biçimde ana unsurlardan biri olarak kullanıldığını gördüm. Yine de, Örik’in, genellikle olumsuz kahramanlan arasında, kadınların sayıca çoğulluğu bir yana, iki erkek arasında yaşanan bir gerilim, sıkça rastlanan bir olgu değil. “ Yırtık Ev” adlı denemesinde, Oğuz Demiralp, bu çerçeveyi şöyle çizer:1

“ Çünkü Örik’in yeğlediği izlekçesinin, birbirine yakın yaşayan insanların karmaşık ilişkileri, kadın kadına ilişkiler ve kadın doğası olduğu bellidir. Örik, ‘mahrem’ insan ilişkilerindeki bütün

‘entrikaları’, başkişilerin zaaflarını, gizlerini ortaya çıkarmak amacı güder gibidir.”

Şu halde, “ Bir Hanende Boğuldu” nun iki ana karakteri Hüseyin Sait Efendi ve genç Mahmut Celâl, bunlara dolayındı olarak M Celâl’in babası hanende Nüzhet’le Hüseyin Sait Efendi arasında vaktiyle yaşananlarda, “ istisnai” bir durum söz konusudur.2 “ Örik özellikle kadın ruhundaki gizli köşeleri keşfe çıkmış gibidir. Kıskanmak romanı bu kâşifliğinin en güzel verimidir. Kadın merkezli bir yapıntı dünyası vardır Nahid Sırrı’nın.”

Beklenmedik biçimde kadınsız bir öyküdür, “ Bir Hanende Boğuldu” .

Örik’in bir başka özelliği, anlatılarında eril/dişil konumunu tersyüz ederek, kadınları baskın, kötücül ama bu sayede erkeği ezen bir biçimde

konumlandırışıdır. Hanendeler arasındaki ilişki de, hemcins olmalarına karşın, eril/dişil işlerliğine ket vurmaz. Hüseyin Sait Efendi, yerini kaptıracağı açıkça belli olmakla birlikte, padişahın buyruğuyla tecrübesiz Mahmut Celâl’in karşısında öğretici konumundadır ilk olarak. Erk, geçici bir süre için

(2)

ondadır daha. Sonra durum değişir. Hüseyin Sait Efendi köşesine çekilme hazırlığı yaparken, babasının intikamını almaya ahdetmiş Mahmut Celâl, padişahın ya da devlet ricalinin meclislerinde, keselerle altın, hayranlık ve itibar elde ederek, hedefe doğru ilerler ya da ilerlediğini sanır! Öyküde sadece III. Selim, o da belli belirsiz nüanslarla olumlanır. Bu tavrı, III. Selim’in, kesinlenmese bile cinsel tercihindeki çeşitliliği, Örik’in pek de gizleme gereksinimi duymadığı anlaşılan eşcinselliğiyle örtüştürmek biraz zorlama gibi görünse de3 “ Osmanlı dönemine, tarihte geri gidildiği ölçüde arttığı izlenimi veren bir gönül yakınlığı göze çarpar.” düşüncesiyle ilişkilendirebiliriz.

Örik’in, bu öyküde öne çıkan bir başka özelliği de, ‘musikî’ye değgin süzülmüş bir bilginin, pek göze çarpmaksızın serpiştirilmiş olmasıdır satır aralarına. Yeri gelmişken belirtelim, ilk olarak Füsun Akatlı’nın değindiği üzere, Örik’in yapıtında yer alan önsözler, farklı kişilerce yazıldığında bile, müzikal terimlerle hemhal olmuş üst-başlıkları içerir. Sözgelimi, Enis Batur’un, Kıskanmak'a yakıştırdığı gotik bir üst-başlık “Tutkunun Negatif Çehresi Üzerine Kanlı Bir Divertimento” su, ya da M. Kayahan özgül’ün Eve Düşen Yıldırım’a kondurduğu “ Asefal Bir Heykel için Requiem” gibi. Örik’in sanatçıların dünyasıyla ilgili öykülerinin derlendiği kitapta4, bu ilginin değişik sanat dallarındaki yansımasını buluruz. Hayat İle

Kitaplar5 adlı deneme kitabındaki yazılar arasında,

plastik sanatların, edebiyat kadar yer tutması ilgi çekici olsa gerek. Kendisini önceleyen Halit Ziya Uşaklıgil’in Sanata Dair adlı denemeler toplamından sonra, sanatın değişik branşlarına yelken açan önemli yapıtlardan biridir bu.

70’li yıllardan bu yana, giderek artan bir ilgiyle, başta başyapıtı olarak kabul edilen usta işi tarihsel romanı Sultan Hamit Düşerken olmak üzere, yapıtı üzerine farklı yaklaşımlarda bulunulan Örik, okunmamakla ilintili şanssızlık zincirini henüz tam olarak kıramadı. “ Bir Hanende Boğuldu” , Örik’in ayrıksı dünyasıyla tanışmak için iyi bir örnek.

NOTLAR

Oğuz Demiralp, Yırtık Ev, kitap-lık, S. 38, Güz 1999, s. 209 Agd, s. 213

Agd, s. 210

Nahid Sırrı Örik, San’atkârlar, İstanbul Temmuz 1996, Oğlak Yayıncılık

Nahid Sırrı Örik, Hayat İle Kitaplar, İstanbul 1946, Kanaat Kitabevi

334

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Ticaret ve endüstride olduğu gibi bir mem- leketin propagandasında büyük yer alan Pübli- ısite san'atı malının sürümünü artırmak, geniş piyasalarda malını tanıtmak

İnkılâb Türkiyesinin merkezi olan yeni Anka- rada bu bina genç Türk mimarlarının Sergi Evinden, inhi- sarlar Vekâleti binasından sonra üçüncü büyük eseridir,

Tarrârlaruñ Nevâdir-i Hikâyâtı Beyânındadur”, Altıncı Bâbı “Gedâla- ruñ Nevâdir-i Hikâyâtı ve Letâyif-i Kelimâtı Beyanındadur”, Yedinci Bâbı “Yalan

(2) Özellikle lenfoproliferatif hastalıklar ve solid tümörler olmak üzere maligniteler, sistemik lupus eritematosus ve diğer bağ doku hastalıkları, Hepatit B, Hepatit C, sifiliz,

Her iki olguda da radyolojik olarak tek tarafl› akci¤er volümünün normalden küçük oldu¤u ve pulmoner arterin hipoplazik oldu¤u tespit edil- mifltir..

Ressam arkadaşımız Kamil Çakmak, Erduran’- de Nazım Hikmet’in Karadeniz’de Romen bandıralı Plek- ın verdiği bilgilere dayanarak olayı, yukandaki biçim- hanov

Yazar, bilinçli olarak okuru metnin okunması/anlaşılması/yorumlanması aşamalarında etkin kılmayı amaçlamakta, okurun dikkatini çeşitli dilsel imkanlarla (dil

Meselâ lügatlerimizde pendentif karşı- lığı dört duvar üstüne bindirilen kubbele- rin köşelerde taşan kısımları altına müsel- lesi şekilde yapılan kemerler gibi uzun ve