• Sonuç bulunamadı

İ.C Karaburçak - Fikret Mualla

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İ.C Karaburçak - Fikret Mualla"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Z*J¿>

İ.C. Karaburçak-

Fikret Muallâ

(Artisan Galerisi)

Uzun yıllar Ankara’da yaşa­ mış, başkentin puslu, içe dö­ nük akşamlarına gönül vermiş bir sanatçıyla, batının “ b o ­ hem” dünyası içinde kişisel üslup aşamasının olanaklarını alabildiğine özgür girişimlerle aramış bir sanatçıyı, aynı ser­ ginin çatısı altında sunmak o l­ dukça anlamh. Ihsan Cemal Karaburçak’m yaşamı ve kişi­ liği, ne ölçüde kendi içine dö­ nükse, Fikret Muallâ ’nınki o ölçüde dışa dönük, eğlenceli, günübirlik ve renkli. Ailesinin elinde kalan resimlerden derle­ nen Karaburçak bölümü, özel koleksiyonlardan toparlanan Fikret Muallâ’nm resimleri ya­ nında, bize ne kadar içsel olanı düşündürüyor... Onun resimle­ riyle ilk kez karşılaşanlar, hele bu resimleri Fikret Muallâ’nm yapıtlarıyla yanyana görenler, kuşku yok ki Karaburçak’ta yaşamın özünü durmaksızın düşleyen, olguların ve görün­ tülerin gerisindeki gizemsel

Hamza İnanç

anlamı çözümlemeye çalışan doğulu bir mistik tavrı bula­ caklardır. Kendine özgü mor­ ların arasından fışkıran kirli oranjlar, yeşiller; akşamın ala­ cakaranlığı içinde geriye doğru kaçtıkça silikleşen evler, ağaç­ lar, upuzun yollar, bodur ağaçlı tepeler, bize hep gamlı bir ruhun izlenimlerini, doğu­ lu düşünürlere özgü yorum b i­ çimlerini anımsatır.

Fikret Muallâ’ya gelince, onun işi, anlamı derinlemesine çözümlemekten çok, gördü­ ğüyle yetinmek, gördüğünü re- simsel olanın coşkusuyla bir­ leştirmektir. insan kalabalığı içinde kaynaşan, günün her saatinde renklenen sokakları sever o. Hem öylesine sever ki, kendi içini dinleyecek zaman bile bulamaz. H oş bulsa bile, dinlemeye pek gönüllü değildir. Doğanın ortasında ve insanla­ rın içinde mutludur. Tıpkı ken­ dine bir bakıma usta seçtiği Lautrec gibi, yaşamının mut­ suzluğunu, çevresindeki in­ sanların, insancıkların arasına karışarak gidermekten yana­ dır. Ama onu, Karaburçak’la birleştiren yönlerin sözünü et­ mek de m üm kün: Fikret Muallâ da katı sanat kuralla­ rından, akademik öğretiler­ den,yapma sloganlardan kaç­ mıştır. Her iki sanatçı da tüm öğrenimlerine karşm, bir an­ lamda “ autodidact” tırlar; ken­ di öğretilerini, kişisel sanat düzenlerini gene kendileri kur­ muşlardır. İhsan Cemal Kara­ burçak (1898 - 1970) Paris’te

ancak birkaç ay sürebilen aka­ demik sanat eğitiminden bıkıp resim olayının kişisel bir özve­ ride odaklandığını kavramışsa, Fikret Muallâ (1903 - 1967) da çevresini saran tüm güncel akımlan elinin tersiyle itmesi­ ni bilmişti. Birbirlerini tanı­ madıkları halde çok iyi “ tanı­ yan” aynı kuşağm adamlarıdır ikisi de. Birinin tüm dikkatini dıştan içe yöneltmesi, öbü- rününse doğaya ve insanlara âşık olması, aradaki ayrımı de­ rinleştirmez gene de. Belki tam tersine —bu serginin de kanıt­ ladığı gibi— çağdaş anlamın ortak doğrultusunda çift yönlü bir çabayı bütünleştirir; yani “ insani” olanın çok yönlülü­ ğüne işaret eder. Sonra, bir başka şeyi daha kanıtlar: Çağdaş anlatım biçimlerinin sonsuz zenginliğini, çağrışım mekanizmasının sanattaki gü­ cünü ve bu gücü eıe geçirme­ nin, ancak usta sanatçdara özgü bir nitelik olduğunu...

Karaburçak 'ın bu sergide yer alan on iki tablosu, akşam si­ siyle buğulanm ş bir peyzajın, o her zaman alıştığımız, bildi­ ğim iz görüntülerini ç e ş it­ lendiriyor. ölüm ü üzerinden geçen on yıla yakın süre, bu tabloların yapıldıkları dönemin tazeliğinden hiçbir şey alıp g ö ­ türmemiş. Dün, o resimler ilk kez sergilendiğinde ne duymuş, ne düşünmüşsek, bugün de aynı duygu ve düşüncelerle bakıyoruz onlara, tik izlenimin haklılığı, doğruluğu, coşkusu, bugün de geçerli. Kendine özgü

“T T -*C W |

yöntemlerle boyayı duralit üze­ rinde ezip yaydığı, resim dı­ şında hemen hiçbir şey ko­ nuşmadığı, salt resim düşlediği o coşku dolu ya.-im yılları, bu tablolarda gene olanca can­ lılığı, devingenliği içinde yaşı­ yor.

Birkaçını, ölümünü izleyen yıllarda çeşitli sergilerden tanı­ dığımız Fikret Muallâ’nın re­ simleri, gene renkli fon kâ­ ğıtları üzerine ça lışılm ış guaşlardan oluşuyor. M eyha­ nelerde içen ve eğlenen insan­ lar, sokaklarda gezinen kadınlı erkekli çocuklu kalabalıklar, sirk gösterileri... Tüm bu re­ simler arasında küçük, kare boyutlu iki hindi resmiyle çıp­ lak kadın portresi, sergiye alı­ şılmışın ötesinde bir boyut ek­ lemekten geri kalmıyor. Fikret Muallâ’nın belli konular çevre­ sinde dönen resimleri yanında, bu sonuncular onun ilgi alanı­ nın, sanıldığından biraz daha geniş olduğunu kanıtlıyor. Bu izlenim Fikret Muallâ’dan yeni şeyler görmek isteyecekler için önemli saydabilir. Ama gene de, onun biraz eski tarihlere dayanan bu tür çalışmaları, Fikret Muallâ'mn hindi resmi yapmaktan çok, hindinin kendi resmine benzeyenini yapmış ol­ ması açısından önemlidir.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

The dilatometer data of the dimensional change or shrinkage (dL/L0) and shrinkage rate (dL/dt) of the pellets in the first stage sintering zone is given in Figure 3 depending

Okmeydanı ile sim­ geleşmiş her biri birer sanat eseri olarak tasarlanmış bu dikilitaşlan bulabilmek bugün zorlu bir araştır­ mayı, hatta arkeolojik

Kültür endüstrisinin ideolojisi, panzehirini yine kendi içinde taşır (Dellaloğlu, 2001: 96). Endüstri’nin kendisiyle çelişir hale gelebilmesi için, belirli bir

Verilen bilgilere göre ayrıca darülkurra, Cumhuriyet döneminde önce sağlık müzesi, ardından müftülük binası, 1968’den sonra Kültür Bakanlığı’na bağlı

Aya Yorgi manastırı, denize i- nen sert bir yamacın üzerinde inşa edilmiş olduğundan burası halk ara­ sında «Krimnos» yâni «Uçurum» manastırı diye de

Numune Maks.. fazla tokluk kazanımı elde edilerek üstün bir tokluk değerine ulaşılmıştır. Saf epoksi Zn nanopartikül ilaveli numunelerin postkür uygulanmış ve

Kemal paşa zade Sait beyin mnhtumu babaaum- j el yazısile yazılmış bazı notlarını j görmem için bana

Dizide okuyucunun daha az tanıdı­ ğı sanatçılarla ilgili ciltler, özellikle de çağımıza daha yakın dönemlerle ilgili klasikleşmiş yazarlara ayrılacak