VİLDÂN FÂİK'İN TESHÎLU'S-SARF ADLI ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

217  Download (0)

Full text

(1)

YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANABİLİM DALI ARAP DİLİ EĞİTİMİ BİLİM DALI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

VİLDÂN FÂİK’İN TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Hazırlayan Yeliz ÇİÇEK

(2)

T.C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANABİLİM DALI ARAP DİLİ EĞİTİMİ BİLİM DALI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

VİLDÂN FÂİK’İN TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Hazırlayan Yeliz ÇİÇEK

Tez Danışmanı Doç. Dr. Nurettin CEVİZ

(3)

Yeliz ÇİÇEK’İN VİLDÂN FÂİK’İN TESHÎLU’S-SARF ADLI

ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN

DEĞERLENDİRİLMESİ başlıklı tezi ……….tarihinde, jürimiz

tarafından Arap Dili Eğitim Bilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza Üye (Tez Danışmanı: Doç.Dr. Nurettin CEVİZ

Üye : ... ... Üye : ... ... Üye : ... ... Üye : ... ...

(4)

ÖN SÖZ

Osmanlı döneminde eserlerin Arap harfleri ile yazılması o dönemdeki eğitim kurumlarında Arapça eğitimini ihtiyaç haline getirmiştir. Bu ihtiyaç beraberinde değerli eserlerin yazılmasına da vesile olmuştur. Vildân Fâik tarafından 1317/1899 yılında yazılmış olan Teshîlu’s-sarf bu eserlerden biridir. Kelime türemeleri ve fiil çekimleri konularını işleyen Arapça sarf kurallarını ele almıştır. Bu çalışmamızda, Arapça öğretimi konusunda bir kaynak eser niteliği taşıyabilecek Teshîlu’s-sarf’ın Latin harflerine aktarılması ve kitabın içeriğinin günümüzde kullanılan dört temel sarf kitabı ile karşıtsal çözümlemesi yapılarak incelenmesi hedeflenmiştir.

Çalışmamız bir giriş ile iki bölümden oluşmaktadır.

Giriş bölümü, Osmanlı döneminde sarf konusunda yapılan çalışmalar ile problem, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi, sınırlılıkları, sayıtlılar, kullanılan tanım ve terimler, yöntem, araştırma modeli, evren ve örneklem, veri toplama tekniği, verilerin analizi başlıklarından oluşmaktadır.

Birinci bölümde Teshîlu’s-sarf’a transkripsiyon sistemi uygulanarak Latin harflerine aktarılmış hali tam metin olarak verilmiş, daha sonra eserin tümüne genel bir bakış atılmış, yazarın hayatı, Teshîlu’s-sarf’ta konular, konu anlatım tekniği ve kitabın yöntemi incelenmiştir.

İkinci bölümde ise, adı geçen eser günümüz döneminde yazılmış dört sarf kitabıyla karşılaştırılmış ve eserin Arapça dilbilgisi öğretimi açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırmanın sonunda ise, sonuç ve önerilere değinilmiştir.

Arapça dilbilgisi öğretiminde bir kaynak eser niteliği taşıyabilecek bu Osmanlı Türkçesiyle yazılmış eserin bu alanda araştırma yapmak isteyenlere yardımcı olmasını umut ederiz.

Tezimin her aşamasında bana yardımcı olan saygıdeğer hocam ve tez danışmanım sayın Doç. Dr. Nurettin CEVİZ’e teşekkürlerimi bir borç bilirim.

Yeliz ÇİÇEK Nisan - 2009

(5)

ÖZET

VİLDÂN FÂİK’İN TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Çiçek, Yeliz

Yüksek Lisans, Arap Dili Eğitimi Bilim Dalı Danışmanı: Doç. Dr. Nurettin CEVİZ

Nisan – 2009

Çalışmamızın giriş bölümünde Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki sarf çalışmaları ile ilgili bilgiler sunulmuştur. Öncelikle problem ve amaç belirtilmiş, çalışmanın önemi, sınırlılıkları, sayıltıları, tanımları ve terimleri açıklanmıştır. Sınırlılıklar bölümünde, Teshîlu’s-sarf’taki Arapça öğretim metodlarını modern yöntemler ile karşılaştırabilmek için günümüz Arapça sarf kitapları arasından seçilen “Arapça Fiil Çekimleri ve Sarf Bilgisi” (M. Sadi Çöğenli), “Arapça Dil Bilgisi” (Mehmet Maksutoğlu), “Arapça Dil Bilgisi” (Hüseyin Günday ve Şener Şahin), ve “Arap Gramerine Giriş – 1 Sarf” (Erkan Avşar) isimli kitaplar hakkında bilgiler aktarılmıştır. Tezin yöntem bölümünde araştırma modeli, evren ve örneklem, veri toplama tekniği ve verilerin analizi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Değerlendirme kısmında ise, öncelikle okuyucunun sağlıklı bir karşılaştırma yapabilmesi için Teshîlu’s-sarf 'ın transkripsiyonu tam metin olarak verilmiş, eser ve yazarı Vildan Faik ile ilgili genel bilgiler aktarılmıştır. Daha sonra Teshîlu’s-sarf’taki konular, konu anlatım tekniği ve eserin yöntemi irdelenmiştir. İkinci bölümde, Teshîlu’s-sarf’ın ele aldığı Arapça dilbilgisinin kelime bilgisi bölümüne ait kurallarının yukarıda isimleri verilen 4 sarf kitabı ile karşıtsal analizi yapılmış ve değerlendirme sonuçları 34 başlık altında sunulmuştur. Son olarak eserin Arapça dilbilgisi öğretimi açısından değerlendirilmesi yapılarak sonuç ve önerilere değinilmiştir.

(6)

ABSTRACT

EVALUATION OF TESHÎLU’S-SARF WRITTEN BY VİLDAN FAİK REGARDING ARABIC GRAMMER TEACHING METHODS

Çiçek, Yeliz

Masters Degree, Department of Arabic Language Education Supervisor: Doç. Dr. Nurettin CEVİZ

April – 2009

In the introduction chapter of this research, brief knowledge about morphology studies during the Ottoman Empire was given. The problem and the aim of our study, its importance, limitations, hypothesis, and definitions were explained. In the limitations chapter, in order to compare the Arabic teaching methods of Teshîlu’s-sarf with modern techniques, knowledge about the grammer books “Arabic Conjugations and Morphology Knowledge” (M. Sadi Çöğenli), “Arabic Grammer” (Mehmet Maksutoğlu), “Arabic Grammer” (Hüseyin Günday and Şener Şahin), and “Introduction to Arabic Grammer – 1 Morphology” (Erkan Avşar), which were selected among current Arabic morphology books, were mentioned. In the methods section, informations about the model of this research, the universe and the sample, the techniques of data collection, and the data analysis were presented. In the discussion chapter, in order to help the reader for making a reliable comparison, a full text transcription of the Teshîlu’s-sarf was given and a general information about the written work and its author Vildan Faik was mentioned. In the next step, the topics, the techniques of teaching, and the methods of the Teshîlu’s-sarf were evaluated. In the second part, a constructive analysis of the morphology principles of the Arabic grammer which were mentioned in the Teshîlu’s-sarf was made with the above mentioned 4 morphology books, and the results of this analysis were presented under 34 headings. Lastly, the conclusion and the suggestions of this study were presented by making a general criticism of this book about teaching Arabic grammer.

(7)

TRANSKRİPSİYON SİSTEMİ

Teshîlu’s-sarf adlı eserin Latin harflerine aktarılması esnasında, Osmanlıcada var olan, ancak Latin harfleri ile karşılanamayan sesler için aşağıdaki transkripsiyon alfabesi kullanılmıştır:

Sesliler:

â: uzun a sesine karşılık kullanılacaktır. ê: uzun e sesine karşılık kullanılacaktır. î uzun i sesine karşılık kullanılacaktır. û uzun u sesine karşılık kullanılacaktır.

‘ (ters kesme işareti) “ayın” harfinin bulunduğu kelimelerde, “ayın” sesinin verilmesi için kullanılacaktır.

’ (kesme işareti) “hemze” işaretinin bulunduğu yerlerde, “hemze” sesinin verilmesi için kullanılacaktır.

- (kısa çizgi) harf’i tarifle birbirine birleşen kelimeleri ayırmak için kullanılacaktır. Sessizler:

ء

=’

ر

= r

غ

= g

ب

= b

ز

= z

ف

= f

ت

= t

س

= s

ق

= k

ث

= s

ش

= ş

ك

= k

ج

= c

ص

= s

ل

= l

ح

= h

ض

= z

م

= m

خ

= h

ط

= t

ن

= n د = d ظ = z ﻩ = h ذ = z ع = ‘ و = v

ى

= y

(8)

KISALTMALAR CETVELİ

Ark . : Arkadaşları

A.Ü. : Ankara Üniversitesi Bkz. : Bakınız

G.Ü. : Gazi Üniversitesi S. : Sayfa

M.E.B. : Milli Eğitim Bakanlığı T.C. : Türkiye Cumhuriyeti transk. : Transkripsiyon v.b. : Ve benzeri

(9)

İÇİNDEKİLER

Sayfa

ÖN SÖZ ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

ÖZET... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. ABSTRACT ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. TRANSKRİPSİYON SİSTEMİ ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. KISALTMALAR CETVELİ ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

GİRİŞ ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

0.1. PROBLEM ... 5 0.1.1. ARAŞTIRMANIN AMACI ... 5 0.1.2. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ ... 6 0.1.3. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI ... 6 0.1.4. ARAŞTIRMANIN SAYITLILARI ... 7 0.1.5. TANIMLAR\TERİMLER ... 8 YÖNTEM ... 9 0.2.1 Araştırma Modeli ... 9 0.2.2. Evren ve Örneklem ... 9

0.2.3. Veri Toplama Tekniği ... 9

0.2.4. Verilerin Analizi ... 9

BİRİNCİ BÖLÜM VİLDÂN FÂİK VE TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN TRANSKRİPSİYONU 1.1. Yazar Vildân Fâik ……….11

1.2. Teshîlu's-sarf'ın Trankripsiyonu ... 14 1.3. Teshî’lus-sarf’a Genel Bir Bakış ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. 1.4. Teshî’lus-sarf’ta Konular ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

(10)

1.5. Teshî’lus-sarf’ta Konu Anlatım Tekniği ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. 1.6. Teshî’lus-sarf’ın Yöntemi ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış.

2. BÖLÜM

TESHÎLU’S-SARF’IN GÜNÜMÜZ SARF KİTAPLARIYLA

KARŞILAŞTIRILMASI VE ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

2.1. - Teshîlu’s-sarf ve Diğer Dört Sarf Kitabının Karşıtsal Çözümlemesi ... Hata!

Yer işareti tanımlanmamış.

2.1.1. MUKADDİME ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.2. HÂL VE ‘ADED-İ HURÛF ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.3. KELİMENİN HÂL VEZNİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.4. KELİMENİN İLHAK HÂLİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.5. AKSAM-I SEB‘A ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.6. İDGÂM KURALLARI ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.7. MÜZEKKERLİK VE MÜENNESLİK .... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.8 TEKİLLİK-ÇOĞULLUK ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.9. KELİMENİN İŞTİKÂK HALİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.10. HARF-İ TA‘RÎF/BELİRLİLİK TATKISI ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ.

2.1.11. CİNS İSİM \ ÖZEL İSİM \ SAYILAR .. HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.12. FİİLLER ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.13. MASTAR ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.14. MAZİ FİİLİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.15. FİİL MUZÂRİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.16. EMİR FİİLİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.17. NEHİY FİİLİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.18. TAACCÜB FİİLİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ.

(11)

2.1.19. İSM-İ FAİL ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.20. SIFAT-I MÜŞEBBEHE ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.21. İSM-İ MEFÛL ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.22. İSM-İ ZAMÂN-İSM-İ MEKÂN ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.23. İSM-İ ÂLET ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.24. İSM-İ TASGÎR ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.25 İSM-İ MENSÛB ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.26. İSM-İ TAFDÎL ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.27. MEZÎD FİİLLER ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.28. HEMZE ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ. 2.1.29. SÖZLÜKTEN KELİME BULMA YÖNTEMİ ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ.

2.2. Eserin Arapça Dilbilgisi Öğretimi Açısından Değerlendirilmesi ... Hata! Yer

işareti tanımlanmamış.

SONUÇ ... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. KAYNAKÇA ... HATA! YER İŞARETİ TANIMLANMAMIŞ.

(12)

TEZİN ADI:

VİLDÂN FÂİK’İN TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN ARAPÇA DİLBİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

Eğitim ve öğretim, hiç bir devletin vazgeçemeyeceği bir mecburiyettir. Bununla beraber her devlet, vatandaşını, kendi şartları, ihtiyaçları ve ileriye dönük hedeflerini göz önünde bulundurarak yetiştirmeye çalışır. Osmanlı Devleti de vatandaşını kendi durum ve şartlarına uygun bir şekilde yetiştirmeye gayret etmiştir. Vatandaşlarını kendi düşünceleri doğrultusunda yetiştirmek amacıyla eğitim-öğretim müesseseleri kurmuştur. Bu müesseselerin başında medreseler gelmekteydi. Bilinenin aksine medreseler sadece dini eğitim veren kuruluşlar değildi. Medreseler bugünkü anlamda orta, yüksek ve hatta yüksek lisans ve doktora kademelerini kapsayan bir eğitim veriyordu. Osmanlı medreseleri müezzin, imam-hatip ve vaiz gibi camii görevlilerini, mahalle mekteplerinin hocalarını, medresenin kendi kadrosunu, yargı kadrosunu yetiştirdiği gibi Divân-ı Hümayundaki Kazaskerler (Bugünkü M. Eğitim ve Adalet Bakanları) ve Şeyhülislâm gibi temsilcileri de hazırlıyorlardı. Bu yönleriyle çok fonksiyonlu idi. Ulemâ denilen medreseliler halk ve yönetim üzerinde önemli bir nüfuz, etki ve yere sahiptiler. Ayrıca toplumda entelektüel-aydın kadrosunun en üst tabakasını oluşturuyorlardı. Buradan da anlaşılacağı üzere medreselerdeki eğitim din eğitimiyle sınırlı değildi. Büyük medreselerde dini ilimlerin yanı sıra tıp, riyaziye, astronomi, geometri gibi ilimler de okutulmaktaydı. Yerli ve yabancı kaynaklarda yer alan son derece yüzeysel ve genel bilgiler bu kurumlara dair yanlış fikirleri de beraberinde getirmektedir.

Bilinenin aksine Osmanlı devleti eğitim-öğretim konusuna gerekli hassasiyeti ilk yıllardan itibaren göstermiştir. Osmanlıların, ilk bir buçuk asır içinde yaptırmış oldukları medreselerin derece ve sınıf itibariyle en mühimleri İznik, Bursa ve Edirne'de idi. Devletin başında bulunanlar, bulundukları yerlerde eğitim kurumu açmayı bir gelenek haline getirmişlerdi. Böyle bir anlayıştan dolayıdır ki, hemen her

(13)

zaman devlet merkezinin bulunduğu yer, ilmî faaliyetlerin en çok yoğunlaştığı merkez oluyordu. Nitekim İstanbul'un fethi ve devletin merkezi haline gelmesinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan "Sahn-ı Semân" medreseleri ön plana geçmiştir.

İlk medreselerde sarf-nahiv gibi Arapça dil bilgisi dersleri ve fıkıh derslerinden başka ders yapılmamaktaydı. Daha sonraki dönemlerde sarf-nahiv ve fıkıhtan başka hadis, tefsir, tarih, şiir, hitabet, kelam, mantık gibi konuların yanı sıra ’ulûm-i akliye’den de bir çok konuda dersler medreselerin müfredatına dahil olmuştur.

Arapça öğretimi bugünkü anlamda hazırlık sınıfı diyebileceğimiz hazırlık medreselerinde yürütülmüştür. Hazırlık aşamasında okutulan kitapların muhtevaları ezber derecesinde öğrenilmeden üst medreselere geçme imkanı olmamıştır. Sarf, nahiv ve belâğat ilim dallarında en detaylı kurallar içeren kitaplar okutulmakla birlikte, Arapça ihtisas alanı olarak programlarda yer almamış, edebiyat ve bu dilin muasır versiyonları ayrıilim dalları olarak okutulmamıştır. (Hazer, 2002: 275)

Kitaplar Arapça kaleme alınmıştır. Bunun için bir medrese öğrencisinin yapması gereken ilk iş Arapçayı gramerine uygun bir şekilde öğrenmektir. Bu münasebetle medrese müfredatında temel eğitim olarak sarf- nahiv gibi alet dersleri okutulmaktadır. Arapça derslerine önce sarf denilen morfoloji ilmiyle başlanıyordu.

Yirmili ve daha yukarı medreselerde okuyabilmek için, öğrencinin, daha önceden temel gramer ve mantık derslerini almış olmaları gerekir. Bu derslerde; gramerin “Sarf” kısmında Emsile, Binâ, Maksûd, ‘İzzî ve Merâh; “Nahiv” kısmında ‘Avâmil, İzhâr ve Kâfiye; Mantık kısmında Şerh-i Şemsiyye, Şerh-i Tevâli, Şerh-i Metâli, Şerh-i İsagocî; Usûl-ü Fıkıh kısmında da Telvîh kitaplarını okuması gerekiyordu. Kelime türemeleri ve fiil çekimleri konularını işleyen temel Arapça gramer biliminin adı sarftır. Nahiv ise Arapça dilbilgisinin ikinci kademesi olan “cümle yapısı ve kuruluşu” ile ilgili konuların anlatıldığı derstir.

(14)

Osmanlı medrese eğitiminde Sarf ilminde, basitten karmaşığa doğru kelime bilgisini öğrenciye öğreten, Sarf Cümlesi diye anılan şu beş kitap okutulmaktaydı: (Yıldız, 2007: 824-829)

1. el-Emsile: Osmanlı medreselerinde ve günümüzde klâsik usulü uygulayan bazı öğretim kurumlarında Arapça derslerinde ilk okutulan ve ezberletilen eserdir. Müellifi bilinmemekle beraber, bazı şerhlerde musannifinin Hz. Ali olduğu ifade edilmiştir.

Eserde “nasara” fiilinin sulasî mücerredinden doğan fiil ve isimlerin “muhtelif” ve “muttarid” çekim örnekleri yer aldığı için, kitap muhtelife” ve “el-emsiletu’l-muttaride” olmak üzere ikiye ayrılır. el-Emsiletu’l-muhtelife’de “nasara”nın sulasî mücerredinden türeyen en işlek fiil ve isim kalıpları tanıtılır. Sayısı yirmi dört olan bu kalıplar işerlik sırasına göre karışık şekilde dizilir. Burada fiillerin adı, zamanı, etken-edilgen (malûm-meçhûl), eril-dişil (müzekker-müennes), tekil-ikil-çoğul (müfred-müsenna-cem‘), olumlu-olumsuz hâlleri, şahsı ve anlamı, isimlerin adı, türü, tekil, ikil, çoğul, eril-dişil halleri ve anlamı Türkçe olarak verilir. el- Emsiletu’l-muttaride bölümünde ise bu yirmi dört kalıp teker teker ele alınıp, şahıslara ve fiilse malûm-meçhûl durumuna göre, her sîganın anılan biçimde ayrıntılı tanıtımları ve çekimleri yapılır. Yirmi dört kalıbın on üçü fiil ve on biri isimdir.

2. Binâu’l-Ef‘âl: Yine yazarı bilinmeyen bu kitapta da, Arapça fiiller sulâsî (üçlü)den sudâsî (altılı)ya doğru ve dildeki işleklik sırasına göre, masdarlarıyla birlikte verilir. Ayrıca her kalıbın muteaddî ve lâzım anlamlarına işaret edilir. Fiillerde görülen söz konusu değişiklikleri otuz beş bâbda ele alan kitap, on sekiz bâbda sulâsî “aksam-ı seb‘a”nın kısımları olan sâhih, ecvef, mudâ‘af, misâl, mehmûz, nâkıs ve lefîf kavramaları birer örnekle açıklanır.

3. el-Maksûd: Müellifinin kim olduğu ihtilaflıdır. İmam Birgivî Maksûd’u İmâm-ı Azâm (ö.150/767)’a izafe eder. Kitapta önce sarf ilminin önemine işaret edilir. Sonra

Binâ’daki gibi ilk olarak sahîh fiiller tekrarlanır. Ardından sahîh olmayan fiillerden

bahsedilir ve burada i‘lâl kâideleri ile illetli harfler izâh edilir. Sonra ism-i fâil, ism-i mefûl, mimli masdar vb. açıklamır.

4. el-‘İzzî fî’t-Tasrîf: İzzeddîn ez-Zencânî (ö.655/1257)’nin yazdığı bir sarf kitabıdır ve müellifin isminden dolayı ‘İzzî diye tanınır. Tasrîfu Zencânî, Tasrîfu ‘İzzî veya Muhtasar adlarıyla anılır. ‘İzzî’de, fiillerin harf sayılarına ve türlerine göre tasnifi yapılır.

(15)

el-Emsiletu’l-muhtelife sırası takip edilerek, fiiller istisnaî hâlleri zikredilir. Kitabın sonlarında ise, ism-i zamân, ism-i mekân ve ism-i âlet konu edilir.

5. Merâhu’l-Ervâh: Hayatı hakkında bilgi bulunmayan Ahmed b.Alî b.Mes‘ûd (ö. VIII/XIV. yüzyılın başları)’undur. Girişte, sarf iliminin önemine temas eden müellif, kitabını yedi bölüme (bâb) ayırır. Birinci bölümde, masdar ve masdar kalıpları, üçlü kök fiilden (sulâsî mücerred) altı kalıbı ve bunların bazı Arap kabileleri tarafından farklı kullanılışı, üçlü kök fiilden türeyen (mezîd) on iki fiil kalıbı, dörtlü kök fiilin (rubâî mücerred) ondan türeyen (rubâî mezîd) ve ona dahil edilen (rubâînin mulhakları) fiil kalıpları, dörtlü kök fiilin beşli türemişiyle (humâsî mezîd) altılı türemişi (sudâsî mezîd) ve buna dâhil edilen fiil kalıpları ele alınır. Diğer altı bölümde, düzensiz fiiller olan mudâ‘af, mehmûz, misâl, ecvef, nâkıs ve lefîfîn zamanlara ve şahıslara göre çekimi verilir.

Medreselerde okunan kitaplardan birçoğu ezberleniyordu. İslâmî bilimler genellikle naklî bilimler olduğu için, bilginin olduğu gibi korunması ve daha sonraki kuşaklara bozulmadan aktarılması önemli idi. Bunun en sağlam yolu da kitapların eski âlimlerin yazdığı şekliyle aynen ezberlenmesi idi. Bir kitabı ezberlemenin en kolay yolu da, oradaki bilgileri nazım haline getirmekti. O günün koşullarında kitaplar çoğaltılamadığı için medrese öğrencileri sorumlu tutuldukları eserleri yazıya geçirmek zorunda kalıyorlardı. Bu şekilde, İslâm dünyasında okutulan ders kitaplarının birçoğu çeşitli dönemlerde çeşitli kişiler tarafından nazım haline getirilmişti. Mevcut eserleri yazıya geçirmek ise belli bir dilbilgisi ve kompozisyon tecrübesini gerekli kılıyordu. Bu nedenlerden ötürü sarf ve nahiv dersleri, o günün şartlarında öğrencilerin öğrenimlerine devam edebilmeleri için temel teşkil ediyordu. Osmanlıcanın düzgün yazılabilmesi ve okunabilmesi, Arapça dilbilgisinin iyi kavranmasını gerekli kılmakta idi. Dolayısıyla Osmanlı döneminde öğrenciler, Arap dili konusunda titiz bir eğitimden geçiyorlardı (Özyılmaz, 2002: 107).

Osmanlı döneminde Osmanlı Türkçesiyle yazılan eserlerde edebiyat, tarih, felsefe, matematik, astronomi ve Arap dili alanında değerli bilgiler mevcuttur. Bu kitapların önemli bir kısmı ülkemizin kütüphanelerinde veya şahsî koleksiyonlarda

(16)

bulunabilir. Ancak bu eserler yeterli ilgiyi görememektedir. Bunun nedenlerinden birisi Osmanlıca konusunda yeterli sayıda araştırmacının bulunmaması, bir diğeri de bu eserler üzerinde çalışmaya teşvik edici bir motivasyonun olmamasıdır. Sonuç olarak; milli kültürümüzün yazılı sertifikası kabul edilebilecek bu kıymetli kaynaklar, kütüphanelerimizin tozlu raflarında çürümeye terk edilmektedirler. Halbuki bu eserlerin incelenmesi, sadece bizleri kendi kültürümüz hakkında aydınlatmakla kalmayacak, aynı zamanda Arapçanın modern metotlarla öğretimine katkıda bulunarak öğretim yöntemleri konusunda, bugün için dahi geçerli olabilecek bilgiler gün ışığına çıkarılabilecektir. Teshîlu’s–Sarf adlı kitap, Vildân Fâik tarafından 1317/1899 yılında İstanbul’da yazılmış ve Mekteb-i Harbîye-i Şâhâne Matbaası’nda basılmıştır. Bu kitapta kendi dönemine ait Arapça dilbilgisi öğretimi esasları bulunmaktadır. Arapça sarf konusunda bir kaynak eser niteliği taşıyabilecek bu kitabı günümüz diline aktarmak, Arap dili öğretimi yöntemleri konusunda değerli bilgiler verebilir.

0.1 Problem

Bu çalışmada, Vildân Fâik tarafından 1317/ 1899 yılında İstanbul’da Osmanlı Türkçesi’yle yazılmış olan Teshîlu’s–Sarf adlı eser Latin harflerine aktarılacaktır, kitabın içeriği tespit edilen dört sarf kitabıyla karşıtsal çözümleme yapılarak Arapça sarf öğretimi açısından incelenecek ve değerlendirilecektir.

0.1.1. Araştırmanın Amacı

Adı geçen kitap Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi’nden temin edildikten sonra öncelikle Latin harflerine aktarılmıştır. Böylece Osmanlı Türkçesi’nde var olan ve anlaşılması güç olan terimler günümüz Türkçesi’ne çevrilmiş ve kitap daha kolay anlaşılır hale getirilmiştir. Son aşamada ise kitapta anlatılan Arapça dilbilgisi öğretim yöntemleri incelenmiş ve günümüzde yazılan benzeri gramer kitaplarıyla karşılaştırılması yapılmıştır. (Maksutoğlu, 1992; Günday, Şahin 2005; Çögenli, 1999; Avşar, 2004)

(17)

0.1.2. Araştırmanın Önemi

Kültür mirasımızı korumak adına milletimizin hafızası niteliği taşıyan bu kıymetli eserlerin süratle bugünkü dilimize aktarılarak, matbu hale getirilmelidir. Bu alanda yapılacak çeviriler için Osmanlıcanın yanı sıra Arapça ve Farsça bilen değerli ilim adamlarının benzer çalışmalar yapması gerekmektedir. Geçmişimiz aydınlatmadan geleceğe ışık tutmak mümkün değildir. Daha aydınlık bir geleceğe ışık tutmanın ilk basamağını kendini ve tarihini tanıma oluşturur. Geçmişte yapılan hatalardan alınacak derslerle ve de doğruların tespitiyle gelecek için daha doğru planlar yapılabilir. Osmanlı dönemini anlatan bu kıymetli eserler bizim geçmişimize ışık tutmaktadır. Milletler kendi tarihlerini tanımadan geleceğin temellerini atamazlar. Arapçayı öğretmek için kaleme alınmış bu eserler üzerine yapılacak bilimsel çalışmalar vasıtasıyla Arapçanın modern metotlarla öğretimine katkıda bulunma mümkündür.

0.1.3. Araştırmanın Sınırlılıkları

Sarf; Arap dilindeki şekilsel birimleri, bunların nereden ve nasıl türediklerini, ne şekilde çekildiklerini prensipler çerçevesinde öğretmeyi hedefleyen Arapça gramer bilimidir. Bu araştırmada adı geçen kitabın Türkçeye çevrilmesinden sonra günümüzde bu ders içinde okutulan Erkan Avşar’ın “Arap Gramerine Giriş -1, Sarf”, M:Sadi Çöğenli’nin “Arapça Fiil Çekimleri ve Sarf Bilgisi”, Mehmet Maksutoğlu’nun “Arapça Dilbilgisi”, Hüseyin Günday-Şener Şahin’nin “Arapça Dilbigisi” kitaplarıyla karşılaştırılmasını ve eserin Arapça dilbilgisi öğretimi açısından değerlendirilmesini kapsamaktadır.

1. Arapça Dilbilgisi (1992): Mehmet Maksutoğlu tarafından yazılmıştır.

Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kelimenin söyleniş ve yazılışını belirten alfabeye, ikinci bölüm kelimenin yapısı, bölümleri ve kelimelerin uğradıkları değişikliklere ayrılmış, üçüncü bölümde ise cümle kuruluşu, kelimenin cümle içindeki değişiklikleri incelemiştir.

2. Arapça Fiil Çekimleri ve Sarf Bilgisi (1999): Yazarı M.Sadi Çöğenli’dir.

(18)

ve altılı fiillerin çekimleri yapılmıştır. Beşinci bölümünde ise mastar, mubalağa kipleri, taaccüb fiilleri gibi sarf konuları verilmiştir. Ayrıca kitabın sonunda da bütün fiillerin özetlerini kapsayan fiil çekim tabloları verilmiştir.

3. Arap Gramerine Giriş-1, Sarf (2004): Erkan Avşar’ın yazdığı bu kitap

sadece sarf konusunu ele almaktadır. On bölümden oluşan kitap ilk ve orta düzeyde Arapça öğrenmek isteyenler için hazırlanmıştır. Kitapta Arap harfleri, Arapçada kelimenin bölümleri, Arapçada zamanlar, fiil çeşitleri ve yirmi dört sîga ele alınmaktadır. Ayrıca eserde diğer kitaplardan farklı olarak sarf üzerine sınavlar bulunmaktadır.

4. Arapça Dilbilgisi (2005): Yazarları Hüseyin Günday ve Şener Şahin’dir.

Eserde sarfın temel konularını oluşturan fiil çekimleri, bablar, aksâm-ı seb‛a, mastar çeşitleri, fiilden türeyen isimler, ism-i zaman ve mekan gibi konular ele alınmıştır.

0.1.4. Araştırmanın Sayıtlıları

Günümüzde önem kazanan modern dil öğrenme metotlarının gelişmesine, daha önceki öğretim çabalarının katkıları olduğu düşünülmektedir. Klasik öğretimde kullanılan dil öğretim çalışmalarının araştırılması, günümüzdeki öğretim yöntemlerinin daha sağlıklı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Böyle bir katkının ortaya çıkarılması, bir yandan öğretim mirasının yeniden yorumlanmasına, diğer yandan da yeni öğretim açılımlarına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Aynı zamanda zengin kültürel mirasımız içinde geliştirilen yabancı dil öğretim yöntemlerinin ne kadar amaca hizmet ettikleri belirlenebilir. Bu nedenle Osmanlı döneminde yazılan eserlerin yazılış maksat ve metodunu belirlemekte fayda vardır. Benzer araştırmaların yok denecek kadar az sayıda olmasından dolayı çalışmamızın bundan sonraki araştırmacılara örnek olması öngörülmektedir.

(19)

0.1.5. Tanımlar\Terimler

Aşağıda verilen terimler çalışma boyunca karşılarında verilmiş olan anlamlarıyla kullanılmıştır.

Sarf: Kelime türemeleri ve fiil çekimleri konularını işleyen temel Arapça

gramer bilimi.

Nahiv: Cümle yapısı ve kuruluşu. Vezin: Ölçü, kalıp.

Müzekker: Kelimeyi erkek gösteren (isim, sıfat, zamir, fiil) Müennes: Hakikî veya söylenişi yönünden dişi olan kelime. Masdar: Fiilin şahsa ve zamana bağlı olmayan şekli. İsm-i fâ‛il: Fiilin gösterdiği işi yapanın adı.

İsm-i mef‛ul: Fiilin gösterdiği şeyden etkilenen şeyin adı, nesne. Müfred: Yalnız bir şeye veya kişiye işaret eden kelime.

Tesniye: Arapçada iki şeye işaret eden kelime, ikil kipi. Cem: İkiden daha fazla olan şeylere işaret eden kelime, çoğul. Mütekellim: Konuşan, birinci şahıs.

Muhâtab: Dinleyen, ikinci şahıs.

Gâib: Söyleyen ve dinleyenin dışındaki üçüncü şahıs. Sülâsî: Üç harfli olan

(20)

Humâsî: Beş harfli olan Sudâsî: Altı harfli olan Mücerred: Yalnız, tek, soyut.

YÖNTEM

0.2.1 Araştırma Modeli

Tezde ilk olarak kitaptaki veriler Osmanlıcadan Latin harflerine bilgisayar ortamında aktarılmış (transk.), gerekli tablo ve açıklamalar yapıldıktan sonra eserin günümüzdeki sarf kitaplarıyla yöntem ve bilgilerin sunuluş tekniği açısından karşılaştırılması yapılmıştır.

0.2.2. Evren ve Örneklem

Çalışmadaki evrenimiz Osmanlı döneminde yazılmış olan Arapça gramer kitaplarıdır. Örneklem olarak Vildân Fâik tarafından yazılmış olan Teshîlu’s –Sarf adlı eser seçilmiştir.

0.2.3. Veri Toplama Tekniği

Araştırmada veriler, eserin incelenmesi ve benzerleriyle karşılaştırılarak yorumlanmasıyla elde edilmiştir. Literatür taraması eserin çağdaşı ve sonraki dönemle ilgili Türkçe ve Arapça sarf kitaplarından elde edilmiştir.

0.2.4. Verilerin Analizi

Vildân Fâik tarafından Osmanlı Türkçesiyle yazılmış olan Teshîlu’s –Sarf adlı Arapça dilbilgisi kitabı günümüz Türkçesine çevrildikten sonra, kitapta bahsedilen Arapça grameri ve öğretim teknikleri incelenmiş, benzeri gramer kitaplarıyla içerik ve üslup yönünden karşıtsal çözümlemesi yapılmış, karşılaştırma sonucunda bu eserin Arapça öğretimindeki yeri ve katkısı değerlendirilecektir.

(21)

Teshîlu’s –Sarf adlı Arapça dilbilgisi kitabının ve adı geçen diğer kitapların karşılaştırılma analizden maksat, dil öğretiminin tarihi sürecini ve önemini araştırmaktır. Çağdaş dilbilim yaklaşımlarının dilleri farklı yönlerden değerlendirmeye başlamasına bağlı olarak, yabancı dil öğretim yöntem ve teknikleri de değişmiştir. Tabiî olarak bu değişimler, öğretim uygulamalarının yeniden gözden geçirilerek biçimlendirilmesi ihtiyacını da ortaya çıkarmıştır. Günümüzde önem kazanan karşılaştırma yönteminin gelişmesine, daha önceki öğretim çabalarının katkıları olduğu düşünülebilir. Klâsik öğretimdeki öğretim çalışmalarının araştırılması, günümüzdeki öğretim yöntemlerinin daha sağlıklı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Teshîlu’s –Sarf’ın seçtiği öğretim yöntemi, kelime öğretim bilgisi, sarf konularını sıralama, bilgileri sınıflandırma, dilin yapıbilim ve kültürel içerik bakımından anadil veya bir yabancı dil olarak öğreten bir kitapta taşıması gereken özelliklere uygunluğu analiz edilmiştir. Kitapta kullanılan üslup diğer kitaplarla kıyaslanarak, benzer ve farklı yönler tespit edilmiştir.

(22)

BİRİNCİ BÖLÜM

VİLDÂN FÂİK VE TESHÎLU’S-SARF ADLI ESERİNİN TRANSKRİPSİYONU

1.1. Yazar Vildân Fâik

Zürrâdan İslam Ağa’nın oğlu olan müellif, adını Vildân Fâik b.İslam ed-Debrevi olarak vermektedir. Ebulula Mardin, Vildân Fâik’in uzun yıllar Üsküdar’da oturduğu için Üsküdarlı Vildân Efendi olarak meşhur olduğunu söylemektedir. Manastır’ın Debre sancağına bağlı Rekalar kazasının Perseniçe köyünde, 1269/1853 tarihinde doğmuştur. Sekiz yaşındayken babasıyla birlikte Üsküdar’a gelip Vâlide-i Atîk Medresesi’nde amcası Hafız Yakup Efendi’nin yanına yerleşmiştir. İlk tahsilini Ispartalı Hoca Hafız Sabri Efendi’den yaptıktan sonra, on iki yaşında Kur’an’ı ezberlemiş, on yedi yaşında iken de ilm-i vücûhtan kırâ’ât-ı seb‘a ve aşereyi de bitirerek mezun olmuştur. Daha sonra Üsküdar muciz dersiamlarından el-Lema‘tu’l-berkiyye’nin müellifi Alâiyeli Kara Mustafa Efendi’nin ders halkasına katılmıştır. On dokuz sene okuduktan sonra hocasından icazet almıştır. 1299\1882’de Üsküdar’da Yeni Cami’de ders okutmaya başlamıştır. 1314/1898’de talebelerine ilk icazeti vermiştir. 1303\1883’de Üsküdar’da, Askeri Toptaşı Rüşdiyesi’nde önce Farsça, daha sonra da Arapça hocalığı yapmıştır. 1324\1906’da Huzur Dersleri’ne (Ramazan ayında padişahın huzurunda yapılan tefsir dersleri) muhatap (anlatılan dersi müzakere eden) olarak tayin edilmiştir. 1327/1909’da mukarr (tefsir dersini veren) olmuş; 1341/1922 yılına kadar bu vazifede kalmıştır. 1327/1911’de Vâlide Sultân Dershânesi müdürü olmuş ve bu görevi Eylül 1330/1914’e kadar sürdürmüştür. 1326/1908’de Süleymâniye Medresesi Hadîs-i Şerif müderrisliğine atanmıştır. Ruûsu gittikçe yükselerek 1335/1916’da Hamise-i Süleymâniye’ye çıkarılmıştır. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Meşrutiyet’i güçlendirmek amacıyla Arnavutluk İttihâd Kulübü ve Cem‘iyet-i İttihâdiye’nin kararı ve Bâb-ı Âlî’nin tensibi ile, Manastır, İşkodra ve Selanik vilayetlerine gönderilen Hey’et-i Nasiha’nın başkanı olarak iki ay vazife yapmıştır. İlmiye Sâlnâmesi’nde, D’aru’l-Hikmeti’l-İslâmiyye Kısm-ı Âlî Tefsîr-i Şerif muallimlerinden ve Ders-i Şerîf mukarrırı olduğu bildirilmektedir. Vildân Fâik aynı zamanda Medresetü’l-Mütehassısîn’de, Tefsîr ve

(23)

Hadîs şubesinde, Tefsir Usûlü okutmuştur. 4 Temmuz 1343/1924’de Üsküdar’da Hace Hasna Mahallesindeki Selvilik Caddesi No 5’deki evinde vefat etmiştir. (Özel, 1999: 223-226; Albayrak, 1996: 352-353; Özel, 2002: 60-66)

Eserleri:

Müellifin eserlerini matbu olanlar ve elyazmaları olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür.

Matbu olanlar:

1. Terşîhu’l-kalem fî Lâmiyeti’l-‘acem (Dersa‘âdet 1308). Isfehanlı

Tuğrâ’î’nin meşhur Lâmiyetu’l-‘acem kasidesinin Arapça şerhidir. İstanbul’da Matbaa-i Amire’de basılmış olup 132 sayfadır.

2. Teshîlu’s-sarf (İstanbul 1307/1899). Eser Türkçe olup kitabın kapağındaki

ifadeden, Koca Mustafa Paşa Askeri Rüşdiyesi için yazıldığı anlaşılmaktadır.

3. el-Kavlu’s-sâbit fî kadâ’i’l-fevâ’it. Fıkha dair olan bu eser, 1310/1892’de

Matbaa-i Osmâniye’de basılmıştır. 46 sayfadır.

4. Esrâr-ı savm (İstanbul 1315)

5. el-Mevâ‘izu’l-hisân (Dersa‘âdet 1330/1911). Eser, müellifin Huzur

derslerindeki takrirlerinden oluşmaktadır. Kitapta dört takrir bulunmaktadır. Birincisi 1327/1909’da, Hûd suresinin 17. ayetinin tefsirini yedinci mukarrır olarak; ikincisi 1328/1910’da aynı surenin 32-33 ve 34. ayetlerinin tefsirini yine yedinci mukarrır olarak; üçüncüsü, 1329/1911’de mezkur surenin 50-51 ve 52. ayetlerinin izahlarını beşinci mukarrır ve 1330/1911’de adı geçen surenin 78-79 ve 80. ayetlerinin açıklanmasını yine beşinci mukarrır olarak ihtiva etmektedir.

Kitap hakkında, baş tarafında şöyle deniyor: Ramazan-ı Şeriflerde Huzûr-i Hümâyûn’da takrîrat-ı beliğâneleri ile tefsîr ettiği âyât-ı celîleyi ve beyne’l-ulemâi’l-muhâtabın cereyan eden avamiz mebâhisi muhtevi, ders-i erbaayi cami‘ bir kitab-ı müstedap, misli nayab-ı şâyân-ı mütalâa bir eser-i nefisidir. Bu eser 80 sayfa olup İstanbul’da Matbaa-i Hayriye’de basılmıştır.

Elyazmaları:

Müellifin yazma eserleri, matbu kaynaklarda zikredilmemektedir. Bu eseler Süleymaniye ve Hacı Selim Ağa Kütüphanelerinde bulunmaktadır.

(24)

1. Âyet Tefsîri, Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Bölümü, demirbaş numarası (d.n.): 65

2. Kasîde-i Munferice Şerhi. Aynı yerde, d.n. 107.

3. Risâle fî şerhi hilyeti’n-nebeviyye. Aynı yerde, d.n. 35. 4. Şerh-i Kasîde-i Hâziye (Tercüme). Aynı yerde, d.n. 106.

5. Nahviyye, Maltiyye, Dînâriyye Makâmelerinin Şerh ve Tercümesi. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdai Efendi Bölümü d.n. 1393.

(25)

1.2. Teshîlu’s-sarf’ın Transkripsiyonu

Külliyyât-ı ulûm-u dîniyye ve edebiyye ve hikemiyye ile elsine-i muhtelifeden

Takım: 2- Kısım: 1-Sıra: 1

Teshîlu’s-sarf

Mekâtib-i rüşdiye-i askeriyye birinci seneleri şâkirdânına tedrîs olunmak üzere meclis-i ma‘ârif-i askeriyye tarafından kabûl olunmuştur.

~eser~

~Koca Mustafa Paşa Rüştiyye-i Askeriyyesi Arabî Muallimî~

~Vildân Fâik~

Meclis-i Ma‘ârf-i Âskeriye tarafından bi’t-tedkîk külliyyâta kabûl ve idhâl olunmuştur

~Birinci tab‘~ İstanbul-1317 Mart

(26)

Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne Matbaası

(27)

ﻢﻴﺣﺮﻟﺍ ﻦﲪﺮﻟﺍ ﷲﺍ ﻢﺴﺑ

MUKADDİME

﴾ Birinci ders ﴿

İlm-i Sarf-ı ‘Arabî- Arab lisanında fi‘l ve isimlerin kaç harfli bulunduklarına

ve kalb, hazif, iskân, nakl, idgâm sebebiyle ne gibi tegayyürâta uğradıklarına ve birbirinden alınarak muhtelif ve muttarrid fiil ve isimlerden nasıl hey’etler teşkîl edeceğine dâir kavâ‘idden bahs eden fendir.

Bir ma‘nâya mevzû‘ olan kelime üç kısımdır: isim, fiil, harftir.

İsim- Zamana mukârin olmayarak bir ma‘nâ ifâde eden kelimedir:

ﻚﹶﻠَﻣ

،

ﻚﹶﻠﹶﻓ

،

ﺮَﺠَﺣ

ﺮَﺠﺷَ

gibi.

Fi‘l- Zamana mukârin olarak bir ma‘nâ ifade eden kelimedir.

َﻢِﻠ

َﻋ

،

،

ُﻢﹶﻠْﻌَﻳ َﺢَﺘﹶﻓ

ُﺢَﺘﹾﻔَﻳ

gibi.

Zaman, üç kısımdır: mâzî, hâl, istikbâl.

Harf – Başlı başına bir ma‘nâ ifade etmeyip dahil olunduğu isim veya fiildeki

ma‘nayı ifadeye alettir:

ﻦِﻣ ،

،

ﰱ ،

ﹾﻝَ ْﺪﹶﻗ

ه

gibi. [3]

Harfler, hey’etçe tegayyürata uğramadıklarından ilm-i sarfta ondan bahs edilmez. Kitabımız üç rükn üzerine tertip olunmuştur:

Rükn-i evvel câmid olan isimlerin, rükn-i sâni tasrîf olunan aslî fiil ve fer‘-i fiillerin, rükn-i selâse mezîdâtın ahval-i sarfiyyesinden bahs edecektir. Her rükn birkaç bâb ile tebvîb olunmuştur. Gerek isim, gerek fiillerin ahvâl-i sarfiyyesi dokuzdur:

(1) Aded-i hurûf (2) vezin (3) ilhâk (4) sihhat ve i‘lâl (5) idgâm (6) câmid ve tasrîf (7) tezkir ve te’nîs (8) kemmiyyet (9) iştikâktır.

(28)

Rükn-i evvelde şu ahvalin isimlerdeki tatbîkatı beyan ve ahval-ı mezkûrenin her biri birer bâbda izah edilecektir.

Rükn-i evvel, sekiz bâb üzere tertip olunmuştur.[4] [* ]1

1 Âhval-i mezkûreye nazaran rükn-i evvel dokuz bâb olmak lazım gelirse de câmid ve tasrif hâli bâb-ı mahsûsunda zikr olunmayıp münasebeti olan bâblar meyânında bahs olunacaktır.

(29)

BİRİNCİ BÂB HÂL-İ ‘ADED-İ HURÛF

﴾İkinci ders﴿ İsim, ya mu‘rab olur, ya mebnî olur. 2

İsm-i mu‘rab, dahi iki kısımdır: câmid, mutasarrif.

İsm-i câmid, başlı başına bir ma‘nâya mevzû‘ olup kendisinden bir kelime alınmayan ve tasrîfi kabul etmeyen isimdir. Dünyada mevcûd olan eşyânın isimleri gibi.

İsm-i mutasarrif, hadese delâlet etmediğinden kendisinden bir tâkım muhtelif ve muttarrid sîgalar teşkîl eder. Bu kısım rükn-i sânîde fiiller meyânında zikr olunacaktır.[5]

İsmi câmidler, adedi hurûfuna nazaran iki kısımdır: aslı zulziyâdedir. (aslı) -cemî hurûfu aslî olan. Yani kendisinde zâid harf bulunmayandır.

Aslı ya üç harfli, ya dört harfli, ya beş harfli olur.

İsimlerde üç harften eksik ve cümlesi asıl olarak beşten ziyâde harfli isim yoktur.

Hurûf-u asliyesi üç harfli olan isimlere sülâsî mücerred, dört harflisine rübâî mücerred, beş harflisine humâsî mücerred denilir.

Sülâsî mücerredin vezinleri ondur, yani kelimât-ı ‘Arabiyyede göreceğimiz üç harfli isimler şu zikr olunacak vezinlerin hâricinde olamaz.

2 “Mu‘rab” demek âhirinde i‘râb olan kelime ve «i‘râb» dahi kelimenin âhirinde ‘âmil sebebiyle daima tebeddül eden hareke veya harf demektir.

ﺪﻳﺯ

،

ﻞﺟﺭ

،

ﺏﺭﺎﺿ

gibi bunların ahiri bazı kere merfu‘, bazı kere mansûb , bazı kere mecrûr olur ki işbu i râbdan ilm-i nahivde bahs edilecektir. Mebni, ahiri gerek hareke, gerek sükundan her ne hâl üzere bina kılınmış ise daima ol hâl üzre bulunup ihtilaf kabul etmeyendir:

ﻯﺬﻟ

، ،

ه

،ﺍ ،

ه

ﺎﻣ

،

ﻦﻣ

ﺚﻴﺣ

gibi ki işte bu isimler çokluk tasrîfe ta alluk etmediğinden harflerden bahs olunmadığı gibi bunlardan da bahs olunmayacaktır.

Merfu‘: âhiri ötre, mansub: âhiri üstün ve mecrur dahi: âhiri esre olan kelimedir. Vezn Mevzûn Ma‘na

(30)

Rübâî mücerredin meşhûr olan vezinleri beştir: Kelimât-ı ‘Arabiyyede göreceğimiz aslı dört harfli isimler şu beş vezinden hâriç olamaz:

ﹾﻞَﻌﹶﻓ

ﺮﻤﻗ

Ay

ِِﻌﹶﻓ

ﹾﻞ

ﻒﺘﻛ

Omuz

ُﻌﹶﻓ

ﹾﻞ

ﻞﺟﺭ

Kişi

ﹾﻞْﻌِﻓ

ﱪﺧ

İlm

ِﻓَﻌ

ﹾﻞ

ٌﺐ

ِﻋَﻨ

Üzüm

ﹾﻞْﻌﹸﻓ

ﻞﻔﻗ

Kilit

ﹾﻞُﻌﹸﻓ

ﻖﻨﻋ

Boyun

ﹾﻞِﻌِﻓ

ﻞﺑ

Deve

ﹾﻞَﻌﹸﻓ

ﺐﻃﺭ

Taze hurma

Vezn Mevzûn Ma‘na

ﹶﻓ

ﹾﻞﹶﻠْﻌ

ﺮﻔﻌﺟ

Irmak

ﹾﻞﹶﻠْﻌِﻓ

ه

ﺭﺩ

Para

ﹾﻞِﻠْﻌِﻓ

ﺝﺮﺑﺯ

Altın

ﹾﻞﹸﻠْﻌﹸﻓ

ﻑﺮﺧﺯ

Keza

ﹾﻞﹾﻠَﻌِﻓ

ﺮﻄﻤﻗ

Cüzdan[6]

(31)

Humâsî mücereddin vezni dörttür:

﴾Üçüncü ders﴿

Zikr olunan on dokuz vezin ismin sülâsi mücerred, rübâî mücerred, humâsî mücerred olan kısımlarının bablarıdır. Bu babların mezîdâtı dâhi vardır. Lakin mezîdât üç yüz bâbı mütecâvizdir. Onlardan bahs etmek ise tatvîli mûceb olacağından terk olundu. Ancak dört veya beş veya altı harfli bir isim bulup da evvelinde veya ortasında veya âhirinde bulunan harf (

) yahut (

) yahut (

) veya yahut (

) olursa veya yahut hurûf-i asliyesinden biri tekerrür ederse ale‘l ekser zâîd ile hükm olunur ve o kelimeye “zulziyâde” denilir ve hangi bâb üzerine ziyâde kılınmış ise o bâbın mezîdün-fihî tesmiye olunur.3

ﺏﺎ

َﺤ

َﺳ

،

ﺏﺎَﺘِﻛ

،

ﻉﺍﺭﹺﺯ

،

ْﻊﺒِﺻِﺍ

،

،

ْﻮَﺟ

ه

ْﺭَ

ﹾﻝ

َﻭْﺪ

َﺟ

،

ْﻦ

َﺸْﻋ

َﺭ

،

ْﺪﻴ

ِِﻌ

ﹶﻗْﺮﺑ

،

ﻯﺮﹶﺜْﻌ

َﺒﹶﻗ

،

ْﺱﺎﻃﺮِﻗ

،

ﻁْﻮﹸﻓَﺮْﻀ

َﻋ

،

ﻞﻴﺒْﻋَﺰُﺧ

،

ﺕْﻮﺒﹸﻜْﻨَﻋ ،

،

ْﺮ ﺩَﺩْﺮﹶﻗ

ﱠﻜُﺳ

gibi .(*)

İsimler ile fi‘llerde ziyâde kılınacak hurûf şu on harften ibârettir:[7] [

ﺱ ،ﺀ ﻝ

،

،

ﺕ ،ﻡ

ﻭ ،

،

ﱏ ،

ه

] ve bu harfleri [

ﺎﻬﻴﻧ

ﻮُﻤُﺘﹾﻟﺄَﺳ

] veya (

ُﻩﺎﺴْﻨَﺗ

ﻡَﻮﻴﹾﻟﹶﺍ

) terkibi cem‘ eder.

3 Muallim efendiler hazreti tarafından bu isimlerin hangi bâbın mezîd-ün-fihî oldukları şâkirdâna iyice tefehhüm olunacaktır.

(*) Şu kelimelerin bazılarında ilhâk var ise de şakirdâna kat‘â bahsetmemeli onun bâb-ı mahsusu gelecektir.

Vezn Mevzûn Ma‘na

ﹾﻞﹶﻠﹾﻠﻌﹶﻓ

ﻞﺟﺮﻔﺳ

Ayva

ﹾﻞِﻠﹶﻠْﻌﹶﻓ

ﺵﺮﻤﺤﺟ

Koca kârı

ﹾﻞﻠﹾﻠَﻌﹸﻓ

ﻞﻤﻏﺬﻗ

Bed-hûy karı

ﹾﻞﻠﹾﻠَﻌﹾﻓ

ﺐﻌﻃﺮﻗ

Az çok bir şey

(32)

Ziyade kılınacak harfler, her halde bunlardan biridir yahud huruf-i asliyesinden birinin tekrîrîdir Ama bu harfleri kelimenin her neresinde görür isek ziyâde demek değildir.[8]4

4 Zira bazı kelime vardır ki cemîhurûf-i asliyyesi bu harflerden mürettebtir. Mesela:

(

ﻡﻼﺳ

) lafzınıncemî‘ hurûfu [

ﻬﻴﻧﻮُﻤُﺘﹾﻟﺄَﺳ

] harflerinden olup içlerinde zâid olan yalnız eliftir.

Belki garaz-ı kelimenin hurûf-i asliyyesi tâm olup da bu harflerden bazısı dahi evvelinde veya ortasında veya âhirinde vâki‘ olursa ol vakit ziyâde sayılır. Bir de bazı harfin aslî ve bazı harfin ziyade add olunmasının sebebi alel’l-ekser ziyâde harf kelimeye ma nâ-i asliyyesinden ziyâde olarak bir ma na îrat etmesidir.

Mesela : [

ﺏﺮﺿ

] mücerred dövmek ma‘nâsına iken dâd ile ra beynine bir elif getirilse (

ﺏﺭﺎﺿ

) olur kima nâ-i asliyyesi olan dövmek ile Türkçe de edât-i fâiliyet olan (ci)’yi ifâde eder . (

ﺏﺭﺎﺿ

) kelimesine (dövücü) ma nâsı verilir. Bu elif hazf edilse asıl ma na olan (dövmek) yine bâki olur. Ama hurûf-i asliyyeden biri kâidesiz hazf edilse ma‘na fâsit olur.

(33)

İKİNCİ BÂB

﴾ Dördüncü ders ﴿

Kelimenin hâl vezni

Sarf-i ‘Arabî ulemâsı kelimelerin asıl ve zâîd harflerini bilmek ve zabtını teshîl etmek için [

ﻝ ،

،

] harflerini kelimelere vezin itibâr etmişlerdir.

Mesela:

(ُﺏْﺮَﺿ

) ne vezninde denilirse [

ﹲﻞْﻌﹶﻓ

] vezninde denilir.

[

ٌﺏﻭُﺮْﻀَﻣ

،

ٌﺏﹺﺭﹶﺎﺿ

،

ٌﺏْﺮَﺿ

] ne veznindedir denilirse [

ﹲﻞْﻌﹶﻓ

،

ﻞِﻋﹶﺎﻓ ﹲﻝُﻮﻌﹾﻔَﻣٌ

،

] veznindedir denilir.

Kâide: Kelimenin bir harfi hazif veya kelimede kılınsa bu hazif ve tezyîd kelimenin hangi mevki inde icrâ edilirse [

] mâddesinden dahi ona mukâbil harf hazif veya ziyâde edilir. Mesela: söylemek ma nâsına (

ﻝﻮﻗ

) kelimesinden söyle ma nâsına olan (

ﻞﻗ

) kelimesinin ortasındaki (

) hazf olunmuştur. Kezalik bunun vezni nedir? denilse (

ﹾﻞﹸﻓ

) veznindedir denilir; [

ﹾﻞُﻋ

] vezninde denilmez. Kezalik kırmızılık ma nâsına olan (

ة

َﺮْﻤُﺣ

) kelimesinden alınarak bir hemze ziyâde kılınanlarımızı şey ma nâsına gelen (

ﺮَﻤْﺣﹶﺍ

) , [

ﻞَﻌﹾﻓﹶﺍ

] veznindedir denilir. (

ﹶﻞﹶﻠْﻌﹶﻓ

) veznindedir denilmez. İşte bunun için[9] ehli sarf [

] mâddesine vezin ve he yet ve harekece mukâbilinde bulunacak kelimeye mevzûn derler. Mevzûn eğer sülâsi mücerred ise birinci harfine (

ﺎﻓ

), ikinci harfine (

ﲔﻋ

), üçüncü harfine

ﻡﻻ

eğer mevzun rübâî mücerred ise dördüncü harfine (lâm-i sâniye) ve eğer mevzun humâsî mücerred ise beşinci harfine (lam-ı sâlise) ta bir edilir. Mesela:

ﺲْﻤَﺷ ﺮﹶﻔْﻌَﺟ، ﻞَﺟْﺮﹶﻔَﺳ

،

(34)

kelimelerinde

ﺲْﻤَﺷ

’in birinci harfine (fâ) ikinci harfine (ayn) üçüncü harfine (lam);

ﺮﹶﻔْﻌَﺟ

’in birinci harfine (

ﺀﺎﻓ

) ikinci harfine (ayn) üçüncü harfine (lâm-ı evvel) dördüncü harfine (lâm-ı sânîye) denir. Kezâlik (

ﻞَﺟْﺮﹶﻔَﺳ

) ın beşinci harfine (lâm-ı sâlise) denilir. TEMRÎN 5 ESMÂ-İ SÜLÂSİYYE

ﻞْﺒَﻧ

ﺱْﻮﹶﻗ

ﺢْﻣُﺭ

ﺪْﻤﻏ

ْﻴَﺳ

ﻕَﺭَﻭ

Ok Yay Mızrak Kın Kılıç Kâğıt

ﺪَﺳﹶﺍ

ﻚﹶﻠَﻣ

ﺪَﺣﹶﺍ

ﻖﹸﻓﹸﺍ

ﺭْﺪَﺑ

ﺭُﻮﻧ

Aslan

ﻚﹶﻠَﻣ

kelimesinin tekili

Bir Gök kenarı Ayın 14.

gecesi

Aydınlık

ﻚﹶﻠﹶﻓ

َﺪَﺗﻭ

ﺪْﻨُﺟ

ﺶْﻴَﺟ

ﻢﹶﻠَﻋ

ﻉْﺭِﺩ

Gök Kâzık ″ Asker Sancak Zırh

ﻞْﻴﹶﻟ

ﻡْﻮَﻳ

ﺩَﺮَﺑ

ﺞﹾﻠﹶﺛ

ﺪْﻋَﺭ

ﺮﹶﻄَﻣ

Gece[10] Gün Dolu Kar Gök

gürültüsü

Yağmur

ﻢْﻴﹶﻏ

ﺕﻮُﺣ

ﺭْﻮﹶﺛ

ﻞَﻤَﺣ

ّﺮَﺣ

ﻒْﻴَﺻ

Bulut Balık Öküz Kuzu Sıcak Yaz

ﻡﺎﻋ

ﺮْﺼَﻋ

ﺭْ

ه

َﺩ

ﺲْﻣﹶﺍ

ﺮْﺠﹶﻓ

ﺮَﺤَﺳ

Sene Keza Zaman-ı

tavîl Dün Sabahın aydınlığı Sabahın evvel vakti

(35)

ﻥْﻭُﺩ

ﺖْﺤَﺗ

ﹼﻞﹶﻃ

ﺢﻳﹺﺭ

ﻮَّﺟ

ﻮﹾﻟَﺩ

Aşağı Alt Çek Rüzgar Yerle gök

arası

Kova

ﺪَﻤَﺟ

ﺩْﺮَﺑ

ﺲْﻧِﺍ

ﻚَﻤَﺳ

ّﺭُﺩ

ﻞَﺒَﺟ

Buz Soğuk Beşer Balık İnci Dağ

ﻉﺎﻗ

ﺩْﺭﹶﺍ

ﻑْﻮَﺟ

ﻒﹾﻠَﺧ

ﻞﻴﺳ

ﺀﺎﻣ

Vâs Yer Bir nesnenin içi Arka Yağmur akıntısı Su

ﻞْﻣَﺭ

ﹼﻞَﺗ

ﺩْﻮﹶﻃ

6

ّﺪَﺟ

ﺏﹶﺍ

ﺀْﺮَﻣ

Kum Tepe Ulu dağ Büyük

baba

Baba Kişi

ﻖُﻨُﻋ

ﺪْﺒَﻋ

ﺮْﻬﺻ

ﺝْﻭَﺯ

ﺥﹶﺍ

َﻡﹸﺍ

Boyun Kul Damat Koca Kardeş Anâ

ﻦْﺑِﺍ

ﻞْﺒَﺣ

ﻚﹾﻠﹸﻓ

ﻒْﻧﹶﺍ

ﻝﺎﺧ

ﺏْﺩُ

ه

Oğul İp Gemi Burun Ben Kirpik

ﻦﹾﻔَﺟ

ﻪْﺟَﻭ

ﻦْﻴَﻋ

ﻥﹸﺫﺍ

ّﺪَﺧ

ﻕﺎﺳ

Göz kapağı Yüz Göz Kulak Yanak Diz

ﺪِﻀَﻋ

ﻖﻠَﺣ

ﺏﺎﻧ

ﺱْﺮِﺿ

ّﻦِﺳ

ﻖْﻳﹺﺭ

Pazı Boğaz Köpek dişi Azı dişi Diş Tükürük

ﻢﹸﻓ-ﻮﹸﻓ

ﺪَﺒﹶﻛ

ﺐﹾﻠﹶﻗ

ﻕَﺮَﻋ

ﺪﻠﹺﺟ

ﺐﹶﻘَﻋ

Ağız Ciğer Yürek Ter Deri Önce

(36)

ﺐْﻌﹶﻛ

ﻡَﺪﹶﻗ

ﻞﺟﺭ

ﺮَﺠَﺷ

ﺮَﺠَﺣ

ﺐَﺸَﺧ

Topuk Keza Ayak Ağaç[11] Taş Tahta

ﻒﻘَﺳ

ﺖْﻴَﺑ

ﻕﺮِﻋ

ّﺦُﻣ

ﻢﹾﻈَﻋ

Tavan Ev Tımâr İlik Kemik

Bir harf ziyâde kalınan rübâîler:

ﺭُﻮﺑَﺩ

ﺏُﻮﻨَﺟ

ﻝﺎﻤِﺷ

ﻉﺎﻌُﺷ

ﺓﺎﻨﹶﻗ

ﻥﺎﻨِﺳ

Batı rüzgarı Lodos Poyraz rüzgarı Güneş

ziyâsı

Keza Kargı

ﺀﺎﺘِﺷ

ﻞﹺﺑﺍﻭ

ّﺐﹶﻠُﺧ

ﺽﹺﺭﺎﻋ

ﻡﹾﺎﻤﹶﻏ ﺏﹾﺎَﺤَﺳ

Kış mevsimi

Şedid yağmur Yağmursuz bulut

Keza Keza Bulut

ﺕﺍﺮﹸﻓ

ﺏﺍﺮَﺳ

ﻯﺩﺍﻭ

ﺭﺎﺒﹸﻏ

ﺀﺍﺭَﻭ

ﻡﺎﻣﹶﺍ

Bir nehrin ismi

Çölde su gibi görünen şey

Dere Toz Arka Ön

ﺪﻴﻔَﺣ

ﺩﻮﻤَﻋ

ﻕَﺭْﻭَﺯ

ﺝﺎﺟﹸﺍ

ﺞﻴﻠَﺧ ﻰﺳْﺮَﻣ

Torun Direk Kayık Tuzlu Keza Liman

ﺏﺎﺒُﻋ

7

ﻥﺎﺴﻟ

ﺥﺎﻤِﺻ

ﺐﹺﺟﺎﺣ

7Yukârıdabeyânettiğimiz vechileişte şu rübâî kelimelerin vasatında bulunan (

) veyahut

(

) veyahut (

) ve yahut hurûf-u mükerrere zâîd addolunur da bunlara [sülasi-mezîdün-fîhi rübâî] denir. Keza iki veya üç harf ziyâde kılınan isimlere [sülasi-mezîdün-fîhi humâsî veya südâsî] denir.

Hurûf-u asliye üzerine ziyâde kılınacak harf ya garaz-ı lafzî veya garaz-ı ma‘nevî içindir. Garaz-ı ma‘nevî için ziyâde kılınan harf, ziyâde ma‘na ifâde etmekte mutarrıd olur. Mesela güzel ma‘nâsına olan «

ﻦﺴﺣ

» lafzınınevvelinebir hemze ziyâde edilerek «

ﻦﺴﺣﺍ

» ve dövmek ma‘nasına olan «

ﺏﺮﺿ

» kelimesinin fâsı ile aynı beynine bir elif ilave edilerek «

ﺏﺭﺎﺿ

» denilse «

ﻦﺴﺣﺍ

» ziyâde

(37)

Taşkın nil Dil[12] Kulak kaş

güzel ve «

ﺏﺭﺎﺿ

» dövücü ma‘nasını ifade eder. Hangi madde-i asliyyeyi bu isek şöyle ziyâde bir ma‘na ifade etmek de mutarrad olur. şekillerde görür

Ama garaz-ı lafzî için ziyâde kılınan harf ya hiçbir ma‘na ifâde etmez; sırf şîve-i lisan-ı A‘rab muktezasından olur. İşte

ﺏﺎﺤﺳ. ﺏﺎﺘﻛ

kelimelerinde zâîd bulunan elifler hiçbir ma‘nâ ifâde etmez.

Yahut zâîd ma‘nâ ifâde etmekte olursa da bu da mutarrid değildir. Ittırâd, ancak diğer bir kelime veznine ilhâk etmekte olur, yani o zâîd harf sebebiyle cemî‘ hurûf-u aslı bulunan bir kelimenin veznine ilhâk garazına mebni kendisine harf ziyâde edilen kelimeye mulhak ve vezninde muvâfıkı bulunan kelimeye «mülhak bih» denilir.

(38)

ÜÇÜNCÜ BÂB

﴾ Beşinci ders ﴿

Kelimenin ilhâk hâli

İlhâk, mülhak ile mülhak bihin aded-i hurûf, hareke, sükun, efrat, tesniye, cem‘, tasgîr hususlarında vezinleri müsâvî olmaktır. Mülhak bih, ale’l-ekser rübâî mücerred yahut humâsî mücerred olur. Mülhak olanlarda daima[13] bir veya iki harf zâîd olunur. Mülhak olanlarda dâima bir veya iki harf zâîd bulunur. İlhâk için ziyâde kalınacak <

ﻭ, ﻯ, ﺍ, ﻥ

> harfleri mülhakın ya evvelinde, ya vasatına karîb mahallinde yahut âhirinde bulunur, yahut zâîd kelimenin hurûf-u asliyyesi cinsinden olur. Bazı kelimelerde şu harflerden biri bulunup da hakikaten ziyâde değilse bile ittırâdan lilbâb addolunmaz. Şu bahsın hulasası lîsan-ı Arab da dört harfli bir isim bulup da zikr ettiğimiz rübâî mücerred vezinlerinden birine muvâfık olur ve kendisinde ilhâka mahsûs zâîd bir harf bulunursa rübâî mücerrede mülhak denir. Rübâî mücerred vezinlerine muvâfık olmazsa sülâsi-mezid-ün-fîh rübaî denilir. Kezâlik zâîd ile beraber beş harfli bir isim bulunup da humâsî vezinlerden birine muvafık olursa humâsî mücerrede mülhak denilir; mevafık olmazsa mezîd denilir.

İşte bir vech-i âti irâd edeceğimiz kelimattan husûsât-ı mesvûde anlaşılır.

-EMSİLE-8

RÜBÂÎ MÜCERRED VE MÜLHAK BİH

8 İşbu mülhak ve mülhak bihlere aid getirilen misallerle şâkirdana tatbikat icra ettirilip

ezberlemekten sarf-ı nazar olunacaktır.

İşte mülhak bihlerin tesniye ve cem ileri nasıl ise mülhaklarında öylecedir. Mesela:

ﺮﻔﻌﺟ

،

،

ﺍﺮﻔﻌﺟ

ﺮﻓﺎﻌﺟ،

ﻝﻭﺍﺪﺟ،

ﻭﺪﺟ

،

ﻝﻭﺪﺟ

denilir.

Lisan-ı A‘rab da humâsi mücerred vezinlerine muvâfık olmayan bazı beş harfli kelimeler var ise de içlerinde meşhur ve çok müsta‘mel olanı mülhak bih diğerlerini mülhak addederler. Mesela:

،

ﲔﻗﺮﺳ

ﲔﺟﺮﺳ

،

ﺖﻴﺘﻠﺣ ﲔﻧﺮﻋ

،

kelimelerini

ﻞﻳﺪﻨﻗ

kelimesine mülhak saymışlardır.

ﺭﻮﺒﻨﻃ

،

ﻥﻮﺟﺮﻋ

،

،

ﺩﻮﻘﻨﻋ

ﻥﻮﻨﺜﻋ ﺥﻭﺮﴰ

،

gibi kelimeler (

ﺭﻮﻔﺼﻋ

) kelimesine mülhak sayılmıştır.

،

(39)

ﻉَﺪﹾﻔِﺿ

ْﺩُ

ه

ْﺩُ

ه

ﻢِﺴْﻤِﺳ

ﺐَﻐْﺒﹶﻏ

ﻡﹺﺮْﺼِﺣ

Kurbağa Paşa kuşu susam Çene altında

sarkan et

Koruk

ﺮَﻬْﺒَﻋ

ﻞْﺤَﺒِﺳ

ﺏَﺮﹾﻘَﻋ

ﺦَﺳْﺮﹶﻓ

ﻖَﺒْﻧَﺯ

Yasemin İri deve

ﺏَﺮﹾﻘَﻋ

kelimesinin tekili Üç mil mesafe

ﻖَﺒْﻧَﺯ

kelimesinin tekili

ﺲﹺﺟْﺮَﻧ

ﻖﹶﻠﹾﻘﹶﻟ

ﺩَﺩْﺮﹶﻗ

ﻒُﺳْﺮﹸﻛ

ﺏَﺮْﺑَﺭ

Nergis Leylek Bir dağın

ismi[14] Pamuk Yaban sığırının sürüsü

ﻞُﺒﹾﻠُﺑ

ﹶﻔْﺤَﺟ

ﻕُﺪْﻨُﺑ

ﻞﹸﻔﻠﹸﻓ

ﺶِﻤْﺸِﻣ

ﻞُﺒﹾﻠُﺑ

kelimesinin tekili

Çok asker Tüfekten çıkan kurşun

Biber Kaysı

ﻊَﻨْﻌَﻧ

ﺲﹸﻓْﺮﹸﻛ

ﺐﹶﻠْﻌﹶﺛ

ﺮَﻋْﺮَﻋ

Nane Kereviz Tilki Sürü

-MÜLHAKÂT-

ﻞُﺒْﻨُﺳ

ﺮَﺒْﻨﹶﻗ

ﺮَﺒْﻨَﻋ

ﻦَﺸْﻋَﺭ

ﻞَﺴْﻨَﻋ

ﻞُﺒْﻨُﺳ

kelimesinin tekili

ﺮَﺒْﻨﹶﻗ

kelimesinin tekili

ﺮَﺒْﻨَﻋ

kelimesinin tekili

(40)

ﻢﹶﻠْﻴَﻋ

ﻝَﻭْﺪَﺟ

ﺭَ

ه

ﻮَﺟ

ﺐَﻧْﺭﹶﺍ

ﺏَﺭْﻮَﺟ

Derya Ufak nehir

ﺭَ

ه

ﻮَﺟ

kelimesinin tekili

Tavşan Çorap

ﺮﹶﻄْﻴَﺑ

ﻦَﺳْﻮَﺳ

ﻯﻮﹾﻠَﺳ

ﺐُﻧْﺮﹸﻛ

ﻞَﺒْﻨﹸﻗ

At kısmına müdavat eden

Susam Bıldırcın kuşu Lahana Bir adamın

ismi

HUMÂSÎ MÜCERRED VE MÜLAHAKAT KELİMELERİ

ﻞَﺠْﻨَﺠَﺳ

ﺞَﺴﹾﻔَﻨَﺑ

ﻞَﺟْﺮﹶﻔَﺳ

Ayna Menekşe Ayva

ﻞﹶﻔْﻨﺤَﺟ

ﺚَﺒْﻧَﺮَﺷ

ﻡَﺮْﻣَﺮَﻋ

ﺮﹶﻔْﻨَﻀﹶﻏ

Kalın dudaklı adam[15]

(41)

DÖRDÜNCÜ BÂB

﴾Altıncı ders﴿

Kelimenin sıhhat ve İ‘lâl hâli

Sıhhat, ismin sülâsi olup da hurûf-u asliyesinden biri [

،ﺍ

،

] harf-i illetlerden olmaz ve (

) ve teşdid bulunmaz ise o isme sahîh ve sâlim denir.

ﻚﹶﻠﹶﻓ

،

،

ﻚﹶﻠَﻣ

َﺞَﺣ

،

ﺮَﺠَﺷ

gibi.

Eğer fâsı (

) veyahut (

) olursa «misâl» denir:

ﻕﺩَﻭ

،

ﺔﻘﹶﻠَﻳ

gibi.

Eğer aynı (

) veyahut (

) olursa «ecvef» denilir:

ﺏﺎﻧ

،

ﺏﺎﺑ ،

،

ﺏْﻮﹶﺛ

ﺖْﻴَﺑ

،

ﹾﻞﻴﹶﻟ

gibi.

Eğer lâmı (

) veyahut (

) olursa “nâkıs” denilir.9

ﺎﺼﻋ

،

ﱴﻓ

gibi.

Eğer hurûf-u asliyyesinin ikisi harf-i illet olursa «lefîf» denilir. Ama hurûf-u illetler birbirine yine muttasıl bulunursa «lefif-i makrûn» denilir:

ﻞْﻳﻭ ،

،

ﻡْﻮَﻳ ﺢْﻳَﻭ

gibi. Ayrı ayrı olursa «lefif-i mefrûk» denilir.

ﻯﺪﻳ

gibi.[16]

Bir ismin cemî‘ hurûf-i asliyyesi harf-i illet olan da vardır. Esma-ı hurûfdan olan (

ﻭﺍﻭ

), (

ﺀﺎﻳ

) gibi. Bu dört nev‘e, yani misâl, ecvef, nâkıs, lefîf olanlara, kendilerinde hurûf-i illet bulunduğundan «mu tell» denilir. İsmin birinci veya ikinci veya üçüncü harflerinden biri hemze olursa «mehmûz» denilir.

ه

،ﹶﺍ

ﺱ ﺀﺎﻄَﺧ

،ﺭ

gibi.

İkinci ve üçüncü harfleri bir cinsten olursa «muza’’af» denilir:

،

ﹼﻂَﺧ

،

ّﻮ ﻃ

َﺟ

ﹼﻞ

َ

gibi. İşte bu aksâma ilm-i sarfta «aksam-ı seb‘a» denilir. İsimlerin, fiillerin her

(42)

hâlde bu aksâma mutâbakatı lazımdır. Ve mu‘tell olan isim ve fiillerde daima vavı ve yaî kısımları olup elfî kısmı yoktur.10 [17]

10 Çünkü ale’l-ekser fiillerin ve isimlerin ortasında yahut âhirinde görülecek elifler daima (

ﻭﺍﻭ

) danve yahut (

ﺎﻳ

) dankalbolunmuş bulunacaktır.Bunanazaran (

) hakikatda harf-ı illet değilse de (

ﻭﺍﻭ

) ve (

ﺎﻳ

) lerinmaklûbu olduğundan harf-i illetten addolunmuştur.

Harf-i illetler, yük götüremeyen meyan zayıf ve ‘alîl insânlar gibi harekeye mütehammül olmadıklarından , bâhusus damme ve kesra harfleriyle müteharrik bulunurlarsa iskân ve yahut sâkine kalb ve yahut hazf olunur. İşte mu‘tell olan kelimelerde bulunacak i‘lalın hakikatı (kalb, hazf, iskân, nakl) dan ibarettir. Ezcümle

: ،

ﺎﺼﻋ

ﱴﻓ

،

ﺏﺎﻧ

،

ﺏﺎﺑ

،

ﺀﺎﻣ

gibikelimelerinâhir veortayerlerindegörülen [

،

]

ﻭﺍﻭ

, yahut (

ﺎﻳ

) dan kalıb alınmıştır. Lakin fiile nisbetle isimlerde i‘lâl daha az olduğundan rükn-ü sâniyede fiillerin mu‘tell olan kısımlarında daha güzel anlaşılacaktır.

(Kalb) :

،

،

harflerinden birinidiğere tebeddül etmek , (Hazf) : Hurûf-u mezkûreden birini kelimeden kaldırmaktır.

(İskân) : Harekeli bulunan harf-i illetten harekeyi kaldırmak, (Nakl) ise harf-ı illetin harekesini mukabilindeki harfı sahîhe vermek ve yahut harf-ı illetin mekanını değiştirmektir.

Aksam-ı seb‘a, dörde hasır olunarak sahîh, mu‘tell, mehmûz, muzâ’’af, dahi denir. Nitekim mu‘tellden birkaç kısım hâsıl olarak, mu‘tell’ül-fâ, mu‘tel’ül-ayn, mu‘tel’ül-lâm, mu‘tel’ül-fâ ve ayn, mu‘tel’ül- ‘ayn ve lâm, mu‘tel’ül-fâ ve lam, mu‘tel’ül-fâ ve lâm ve ‘ayn denilir. Kezâlik mehmûzü’l-fâ, mehmûzü’l-ayn, mehmûzü’l-lâm denilir.

Bazı kere aksâm-ı mezkûrede iki nev‘i bir kelimede ictimâ‘ eder. (

ﻳﺄ

) misâlmehmuz(

ﻰﺳﺍ

) mehmûznâkıs , (

ﻡﺍ

) mehmuzmuzaaf (

ﺀﺎﻣ

) ecvefmehmûzolur. Buaksâm-ı seb‘a i‘tibarî, sülasiyyü’l-asl olan isim ve fillerdedir. Rubâ‘iyyü’l-sülasiyyü’l-asl olan gerek isim fiil, fâsı ile lâm-i evlâsı ve ayınıyla lâm-ı sâniyesi bir cinsten olursa ona (muzâ’af) denilir.

Gerek harf-i illet olsun ve gerekse harf-ı sahîh olsun!

ﻡﺰﻣﺯ،

ﻢﺴﲰ، ﻞﻔﻠﻓ، ﺐﻛﻮﻛ، ﻮﺟ،

ه

ﻪﻟﺰﻟﺯ،

ﻪﺳﻮﺳﻭ

gibi.

Ama

ﻞﺟﺮﻔﺳ

gibihumâsî mücerredlerde nadiren vasatında veya âhirinde harf-i illet görülürse zâid olduğundan bunun dâhi mu‘tell olmak itibarı yoktur.[18]

(43)

BEŞİNCİ BÂB

﴾Yedinci ders﴿

Kelimenin idgâm hâli

İdgâm, bir cinsten olan iki harfi, birincisi sâkin ikincisi müteharrik olarak bilâfasl telaffuz etmeye denir. Yani bir kelimede muttasıl iki harf bir cinsten olup resm-i hatta harflerden birini yazıp üzerine bir teşdid vaz‘ı ile okumaya (idgâm) denilir; bu iki harf ya birbirinin aynı olur ki bunlara (mütemâsilân) derler. Yahut birbirinin aynı olmaz da mahreçleri birbirine kârib bulunur, bunlara da (mütekâribân) derler.

Gerek mütemâsilânda ve gerek de mütekâribânda idgâm câridir. Ancak mütekâribân harflerini mütemâsilân yaptıkça idgâm olunamaz mesela: [

َﻢﹶﻠﹶﻇﹶﺫِﺍ

] de zâli (

ﻪﻳﺎﻇ

) kalb ettikten sonra idgâm edilerek (

َﻢﹶﻠﹶﻇِﺍ

) denir.

ﻥﻼﺛﺎﻤﺘﻣ

ayrı ayrı kelimelerde olursa ancak telaffuzunda idgâm olunur. Resm-i hatta idgâm bulunamaz. «

ﹰﺎﻤﻠﻋ

ﻊَﻤْﺳِﺍ

» gibi. İdgâmdan garaz kelimeyi tahfîfdir. Zira [

ﻭَﻮَﺟ، ﻂﻄَﺧ،

ﺩَﺪَﻣ

] demekten [

ّﻮَﺟ، ﹼﻂﹶﻗ، ّﺪَﻣ

] demek elbette lîsana daha hafif gelir.[19]

İdgâm üç nev dir:

ﺐﺟﺍﻭ

،

ﺯﺀﺎﺟ

،

ﻊﻨﺘﳑ

dır.

Eğer mütemâsilânın evelkisi sâkin veya ikisi müteharrik olursa idgâm vâcip olur. İdgâm vâcip her halde kelimede idgâm lazımdır demektir.

«

ّﺩﺎﻣ

» kelimesinin aslında dalların her ikisi müteharrik ve «

ّﺪَﻣ

» kelimesinin evelkisi sâkin ikincisi müteharrik olduğundan idgâm olunmuştur.11

11Ama bir kelimede mütemâsilân bulunup da idgâmın gayri, kalb, hazif, iskân, gibi i‘lâl ile tahfîf olunursa artık idgâma hacet kalmaz. Mesela bir cinsten iki hemze bir kelimede cem‘ olsa ikinci hemze mâkabli harekesi cinsine kalb veya hazf ile tahfîf olunur.

،

(44)

Eğer mütemâsilân iki kelimede müteharrik olarak bulunursa yahut misalın ikisi müteharrik (

) harfi olup ta mevcut i lâl bulunmazsa ve yahut misalının evveli müteharrik, sâniyesi sükun arz ile sâkin bulunursa idgâm câizdir yani hem idgâm ile hem idgâmsız okumak caizdir: «

ﻢﹸﻜﹶﻠَﺳﺎﻣ

،

ْﻢﹸﻜﹶﻜﹶﻠَﺳﺎﻣ

» gibi.[20]

Eğer mütemâsilânın aralarını fasıl eder bir harf bulunursa veyahut evveli müteharrik sâni sükun-i asli ile sâkin olursa idgâm mümteni olur.

ِﻓ،

ﺭﺍﺮ

ﺩُﻭﺪَﻤَﻣ

،

ﻥْﺩَﺪَﻣ

gibi. İdgâma müte‘llak misaller bu bahsimizde tamamıyla tatbîk olunamayacağından fiil bahsında muza‛aflara mahsûs misallerde gösterilecektir.[21]

Birde idgâm edilince bir iltibas-ı ma nevi hâsıl olur veyahut ilhâk gibi bir garaz-ı lafzî fevt edilirse idgâm terk olunur. Misal :

ﺩﺩﺮﻗ، ﺭﺮﺳ، ﻞﻠﻃ

gibi kelimelerde idgâm terk olunmuştur. Zira âsâr diyâr ma‘nasına olan (

ﻞﻠﻃ

) idgâm olunsa (

ﻞﻃ

) olur ki bu da hafif yağmur ma‘nâsınadır. İki ma‘nâyı birden ifade eden bu kelimeden hangi ma‘nânın maksut olunduğunu tefrik etmek kâbil olamaz. Bu sebeple garaz-ı ma‘nevî zâil olmuş olur.

Kezalik (

ﺮﻳﺮﺳ

) in cem‘i olan dahi idgâm olunarak (

ﺭﺮﺳ

) denilse diğer bir ma‘nayı daha ifade edeceğinden bunda dahi garaz-ı ma‘nevî fevt olur. Yine (

ﺩﺩﺮﻗ

) kelimesinde de idgâm bulunsa (

ﺮﻔﻌﺟ

) (

ﺩﺩﺮﻗ

) re mülhak olunduğundan şu ilhâk garaz-ı fevt olup mülhak bihe olan tesavü-i vezin zâil olur.

Figure

Updating...

References

Related subjects :