7 MAYIS 2001 PAZARTESİ CUMHURİYET
KULTUR
[email protected]Aydınlanmanın bedelli ustasının doğum günü bugün sekiz büyük kentte kutlanıyor
Rıfat İlgaz doksan yaşında
► Topluma adadığı yaşamından
ve aydınlık tohumlarından
başka kendisi için edindiği bir
şeyi olmamıştı. Uzun yaşamı
sayesinde son yıllarında
halkından aldığı ödüllerle
mutluluğu tattı. Adı sokaklara,
caddelere, meydanlara,
bulvarlara, kütüphanelere,
kültür merkezlerine verildi.
MEHMET SAYDUR_____________
7 Mayıs 1911 Salı günü doğan
Rıfat İlgaz tam doksan yaşına bas tı.
İlgaz, doksan yıl önceki Balkan ve I. Dünya Savaşfnm acılı orta mında büyümeye başladı. Savaşlar, çocuk Mehmet Rıfat’ın yandaşın daydı. En büyük ağabeyi İsmail Ça nakkale’de savaşıyordu. Yaralanıp Cide’ye gelmese, onu tanıyamaya- caktı bile. Bir süre sonra İsmail, Hemadan’da şehit düşmüş; ta oralardan kılıcı gelmişti.
“(...)
Bir resim kalmıştı ondan kon solun gözünde
Kim bilir nerelerdedir kılıcı? Aynahçarşı'da değilse, Ça nakkale içinde,
İstanbul’da Kapalıçarşı’dadır.
(Talimlerimiz/Kulağımız Ki rişte)
İlkokul günlerinde kardeş acı sının sıcaklığına komşu çocukla rının acılan da eklendi. Kurtuluş Savaşı başlamıştı bu kez de... Ye ni gelen Harbiye’li başöğretmen
Hilmi (Erdem) Bey, Cide’de “İstihba- ratOdası” kurmuştu. Rıfat da bir şey ler yapmalıydı. Henüz dokuz yaşmda burada ajans haberlerini kopya ederek ilk kez ezilen tarafın yanında eylemli olarak yerini alıyordu.
"... Halkan istilacılara karşı açtığı sa vaşın bütün haberlerini ayrıntılarına ka dar karbonlu kâğıtların üstünden basti- ra bastıra kalem yürütüp çoğalttım. Ya- h’dan cephane taşıyan yürekli gemicile rin takalarını yüzdürdüm. Yunan gemi leri tarafından sıkıştırılanları karaya çek tim. Hemşerim Rahime Kaptan’ı da öbür kaptanlarla birlikte bu günlerde tanıdım...”
(Cart Curt, s. 18).
‘İstersen zurnacı ol, ama iyi çal
Rıfat İlgaz’ın kişiliği böylesine direnme ve karşı koyuş ortamında oluştu; Kurtuluş Savaşı kültürüyle mayalandı. Bu hızla Tem muz 1923’te henüz on iki yaşında “Rahime Kaptan”ın romanını yazmaya başladı. Bir yıl sonra da ikinci roman denemesine giriş
ti.
“... Hırsızı Beşiktaş'tan tramvaya bindir miş, Üsküdar’da indirmiştim. İstanbul'u bi len Nizami, okumuştu da katıla katıla gül müştü...” (San Yazma, s. 113).
Bir yandan Hababam Sınıfı olaylannı ya şadığı Kastamonu’da bir / : ’ A yandan da şiir denemeleri
ne başlamıştı. Babası bu duruma pek sevinme miş; mektubunda bir uyanda bulunuyordu:
“... Oğlum, ben senin mühendis, doktor olmam düşü
nüyordum.
istersen ol, karışmam, ama neyi iyi yapacağı na aklın yatıyorsa onu yap. İstersen zurnacı ol, ama zurnayı en iyi biçimde çal!...”
Artık ona düşen görev yazarlık alanında zurnayı en iyi çalabilmekti. Bu hızla yazdı ğı “Sevgilimin Mezarında” şiiri ilk yayımla nan ürünü oldu. Şiir, 27 Temmuz 1927 gün lü Kastamonu Nazikter gazetesinin birinci sayfa sağ üst sütununda yayımlandı. 2 Tem muz 1928 günlü Açıksöz gazetesinde yayım lanan “Sazını Çalana” şiiri ise ses getirdi. Kastamonu’ya gelen Milli Eğitim Bakam
Mustafa Necati ve şair Faruk Nafiz gazetede gördükleri bu şiiri beğenmiş, şairi ile tanış mak istemişlerdi. Necati Bey onu kutlarken öğretmenlere dönmüş, şöyle demişti:
"... Bu gibi şairler çok lazım bize. Sazım ça lanlara seslenirken memleket halkına da ses lenmesini büen şairler istiyoruz biz...”
Cezaevi ile ilk tanışıklığı 1944’te oldu
Atatürk döneminde Mustafa Necati Bey gibi bakanlar, devlet yöneticileri vardı. Şair
ler, yazarlar büyükelçi yapılıyordu. Yazık ki Atatürk erken öldü. Üstelik 1938‘de yal nızca Atatürk ölme di; daha neler öldü, ne ler... Yitikler ileriki yıllar da birbirini izledi. Olum suz gidiş şaire, yaza ra, aydına erken den yansıdı. 1942 Terde Yürü yüş dergisi ve ilk şiir \ , kitabı Yaren-
lik’teki şiirleri ile
“toplumcu-ger- çekçi kırk kuşa-
kurucuları arasında yer aldı, ama 1944’te çıkan Sınıf kitabı 25 gün sonra Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıl
dı. İlgaz da sınıftan ve öğretmenlikten atıl
dı. Cezaevi ile
iy i ki doğdun sevgili İlgaz! Sen hep yaşayacaksın...
Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne
‘Artık bir sokağım var...’
Adı yasaklı Rıfat İlgaz’a sayfalarını açan yürekli bir dergici çıktı: İlhan Selçuk... O- nun Dolmuş mizah dergisinde “Stepne”
takma adıyla yazdığı “Hababam Sınıfı”
ünlendi; ünü yazannı da aştı gitti. 1975 yılında emekli olarak yerleştiği Ci de’de peş peşe yapıtlar verdi. Yazdıkları kadar toplum kalkınması uğrunda yaptık ları da göze battı. 12 Eylül’ün hemen son rasında, bir Mayıs günü, 70 yaşındaki ya zar “bir operasyonla” gözaltına alındı... Kastamonu Et Kombinası’nda verdiği, as lında hâlâ Kurtuluş Savaşı toplumculuğu nun hesabıydı. Kak yıl önce kırk yıl son ra başmdan geçenler yine aynıydı... Yaşa mı boyunca çile çeken İlgaz’ın topluma adadığı yaşamından ve aydınlık tohumla rından başka kendisi için edindiği bir şeyi olmamıştı.
“Geride kalanlara ne bırakacağım, Çocuklarıma,
Onların da çocuklarına? Olsa olsa
Karadeniz'den payıma düşeni... Beş on evlek yer gökyüzünden. (...) (Bilmeyecekler)
Aydınlanmanın bedelli ustalarından Rı fat İlgaz uzun yaşamı sayesinde son yılla rında halkmdan aİdığı ödüllerle mutluluğu tattı. Adı sokaklara, caddelere, meydanla ra, bulvarlara, kütüphanelere, amfi tiyatro lara, kültür merkezlerine verildi. Bunların ilkinde, 2 Mayıs 1991 'de Kastamonu’daki
“Rıfat İlgaz Sokak’Tn levha değişiminde, bu mutluluğu şöyle dillendirmişti:
“Şöyle kasılalım biraz!... Artık, bir sokak sahibi olarak! Bir dikili çöpüm yok... Evim, köyüm yok ama, artık bir sokağım var... Mülkiyet duygusu güzel şeymiş!...”
80. yaş töreni, onun deyişiyle “dört bü yük kentte: Ankara, İstanbul, İzmir ve Kas tamonu'da” yapılmıştı. 80. yaş töreninde,
90. yaşında yine birlikte olma sözü ver mişti. Olmadı. Sivas yangınının olacağını nereden bilebilirdi ki... O yangında yiten canlara dayanamadı. Sivas’tan sıçrayan kı vılcım İstanbul’daki İlgaz’ı da yaktı.
Sevgili İlgaz Hoca. Şuna emin ol ki sen zurnayı iyi çaldın. Fincancı katırlarını ür küten sesinle yine aramızdasın işte... Bak bu kez 90. yaşını 8 büyük kentte kutluyo ruz. Halkımızın artan coşkusuyla ve olumlu değişikliklerle... İzmir’de yaşgü- nü pastanı, senin Hababam Sınıfi’nın bu günkü toplumcu öğretmen ve öğrencile ri akıl edip getirdiler, salona... Polis kame rası yine vardı, ama bu kez arkadaşın Po lis Hüseyin idi çekim yapan. Düşüncele rinle aydınlattığın ortam mumlarla daha da aydınlandı...
İyi ki doğdun sevgili İlgaz! Nice yıllara demiyorum; çünkü: Sen hep yaşayacaksın...
bu ilk tanışıklığıydı. Gelgelelim arkası kesil meyecek, tam otuz yedi yıl boyunca en sık mekânı olacak; ömrünün 5 yıl, 5 ay, 25 günü bu kapalı kapılar ardında geçecekti.
1946’da ülkemize yeniden girmeye başlayan ABD emperyalizmine iktidarı muhalefeti ku cak açınca, içlerinde duyumsadıkları tam ba ğımsızlık tutkusundan ve aydın olma sorumlu luğundan hareketle, Sabahattin Ali ve Aziz Ne sin ile birlikte mizah silahına sarılarak Marko Paşa muhalefet gazetesini çıkardılar.
Bu işte hangi menfaatlann oyunu var? Dünyayı bir ahtapot gibi sarmaya çalışan em peryalist sermayenin kucağına atılmak, mil letin alın terini dolara ve sterline satmak iste yenler kim? Gözü doymaz paranın bu kor kunç taarruzu karşısında milletim ve vatanı nı seven her namuslu insan sesini yükseltme ye mecburdur.
Çünkü bir memlekete girip yerieşen yaban cı sermayeyi çıkarıp atmanın, yabancı ordu ları sürüp denize dökmekten çok daha güç ol duğunu, biz Osmanlı İmparatorluğu’nun mi rasçıları herkesten iyi biliriz...” (Marko Paşa 2.12.1946, sayı: 2).'___________________
Yazılan geçerliliğinden bir şey
yitirmedi___________________________
Gazeteleri toplatıldı, kendileri ikide bir içeri atıldılar. Yılmadılar. Dışanda kalan, yeni paşa ları çıkardı : Merhum Paşa, Malûm Paşa, Ahba ba, Yedi-Seldz Paşa, Hür Marko Paşa.. Bu ga zetelerdeki yazılar elli yılı aşkın bir süre sonra bugün de geçerliliğinden bir şey yitirmiş değil dir. Üstelik, bugün yazılmışçasına daha da an lam kazanmıştır:
“... Her gün gazetelerde okuyoruz. Sağlık iş lerimizi düzenlemek için Amerikalı mütehassıs geldi. Bütçeyi hâlâ yola koymak için mister bil mem ne geldi. Madenleri aramak ve işletmek için Amerikalı heyet geldi.
Peki amma, sizin vazifeniz nedir baylar? Açık konuşalım. Ayıp değü a! Gücümüze gidiyor, ka mınıza dokunuyor. Oldu olacak, çekilin bari, Amerikalılar idare etsin bizi. Naylon diş firçası gibi, sıkıştık mı Amerikalı bakan da ithal ede lim, olsun bitsin...” (Merhum Paşa, 29.10.1947, s: 3) (*).
1948’de Bakanlar Kurulu bir kez daha Rıfat İlgaz için toplandı ve yeni çıkan Yaşadıkça şi ir kitabı toplatıldı. 1952’de çıkardığı Ademba- ba dergisindeki yazılan yüzünden “yedi dosya- h” dava açıldı. Adı “yasaldı” oldu. Babıâli pat ronları yazılannı koymadılar. O da ekmeğini dizgicilikten kazandı.
“Kapandı yüzümüze dergi kapaklan Bir varmış, bir yokmuş olduk sağlığımızda Şiir... O yosmanın boyuna.
Gazete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfaz Dgaz’ı
(...)”
(*) Marko Paşa gazeteleri incelenerek hazır lanan ‘Marko Paşa Gerçeği ’ adlı kitabımız Çı nar Yayınları 'ndan çıkmak üzeredir.
Adını taşıyan sokakta, dostu Asım Bezirci ile..