• Sonuç bulunamadı

Faithful Ferries of Istanbul

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Faithful Ferries of Istanbul"

Copied!
6
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

üj

Jykmb'U

Í'U : í f í f j f t í / r ii iú i j k í í/ d L j¿ r - '¿<jTíí\ •uirj.ítlur f^ |j|ü^!^:iüiiuiF'IT ® *< iñ m v r-y ... 'Úliilñrtliii^viiglTirKMi-grtril j vj y jj l/i frr í//¡ / --- r

n g lm l'in 'líM & r n l-r m e < U n J 9 I)¡,

J ip e n .l

(2)

İstanbul, tarih boyunca hep de­ nizle yan yana, kucak kucağa yaşamıştır. İstanbul demek, yal­ nız camiler, minareler, köprüler kuleler değil; tekneler, yelkenli­ ler, gemiler, iskeleler demektir. Bu güzel şehrin, bir buçuk yüz­ yıl öncesine kadar Haliç'i aşan bir köprüsü olmamıştır ama li­ manı, kıyıları dünyanın dört bir bucağından gelip lenger atan boy boy, çeşit çeşit gemilerle dolup taşmıştır. Önceleri pupa yelken, çala kürek gelen kal­ yonlar, kadırgalar, peremeler, çektiriler, takalar, alamanalar zaman içinde yerlerini bacasın­ dan boğum boğum dumanlar savrulan, narin yandan çarklıla­ ra, daha sonra da burnu hava­ larda uskurlu vapurlara bırak­ mışlardır.

Günümüzde de İstanbul sula­ rında, her liman şehrinde oldu­ ğu gibi yine her türden gemiler,

vapurlar var... Galata’dan Tophane önlerine kadar, rıhtım boyunca peş peşe dizilmiş bir sıra yolcu gemi­ si... Bu arada durmadan, telaşla bir yerlere gidip gelen irili, ufaklı, beyaza boyalı şehir hattı vapurları... Hay­ darpaşa limanında ise yorgun .şilepler ve iş bekleyen

S e t on the shores o f the Golden Horn, the Bosphorus strait and the Marmara Sea, Ista n b u l has alw ays depended on the sea fo r food, trade and transport. Fishing boats, m erchant vessels, w ar ships a n d colourful caiques have been as much a part o f the city’s landscape as mosques, minarets a n d towers. The Golden Horn, an inlet which served as a magnifi­ cent n atural harbour fo r ships and boats o f all kinds was straddled by its fir s t bridge one and a half cen­

turies ago. With the

advance o f technology in the 19th cen tu ry p a d d le steamers pouring out smoke from their funnels gradually replaced the galleons and galleys o f earlier times. Today stilt the q u a y between G alata a n d Tophane is filled with cruise liners, and the ferry boats ply their way constantly between terminals around the city despite the proliferation o f bridges over both the Golden Horn and the Bosphorus.

(3)

Şirket-i Hayriye’nin 1892 İngiltere yapımı, 42 baca numaralı Resanet vapuru, Birinci Dünya Savayı sırasında Karadeniz de ordunun emrinde çalıjırken bir Rus denizaltısı tarafından hasara uğratıldığı zaman 24 yıllık bir tekneydi. Başlangıçta sağlamlılık, dayanıklılık anlamına gelen adı, 1901 yılında bir gece Haliç’te kaza sonucu batması ve büyük zorluklarla çıkartılması üzerine Eser-i Merhamet olarak değiştirilmişti. (Fotoğraf: Saray fotoğrafçılarından Ali Sami Bey - Aközer) / The Resanet (Strength), belonging to the Şirket-i Hayriye and made in England in 1892. In 1901 she was involved in an acci­ dent and sank in the Golden Horn, but was salvaged and renamed the Eser-i Merhamet (Work of Compassion) so as not to tempt fate again. Twenty- four years later during the First World War she was commandeered by the Turkish navy and badly damaged by a Russian submarine in the Black Sea. (Photograph by Ah Sami Bey, palace photographer, who later took the surname Akozer).

katran karası römorkörler... Peki, ya dün? Yarım yüzyıl önce de İstanbul’un görüntüsü bugün­ kün d en farklı değildi: A kde­ niz’ler, Karadeniz’ler, Aksu’lar, Güneysu’lar, güvertelerinde men­ dil sallayan yolcularla, martı çığ­ lıkları arasında uzak seferlere çı­ karlardı. Veya Sütiüce’ler, Kalen­ d erler, Halas’lar, Altınkum’lar, Boğaz’a doğru düm en kırmış, dumanlarını savura savura Boğaz postasını yaparlardı. Saraybumu önlerinde yandan çarklı Basra veya Bağdat, Kızkulesi açıkların­ da da Pendik veya Heybeliada... Demek istenen, bu güzel şehrin limanı daima gemilerle, vapurlar­ la dolmuştu; İstanbul halkı

gemi-Şehir hattı vapurlarından biri sis nedeniyle yolunu şaşırıp karaya oturmuş Yolcular besbelli can derdinde ve bağrışmaları duyup gelen sandallara bin­ me telaşındalar. Nereden baksanız, en azından 50 yıllık bir görüntü! (Fo­ toğraf: Selahattin Giz) / One of the Istanbul ferries has lost its way in the fog and run aground. The passengers are clearly panicking, and rowing boats have come in response to their shouts. The time must be around SO years ago. (Photograph by Selahattin Giz).

On the Asian shore Haydarpaşa harbour is filled with dilapidated m erchant ships a n d tar black tugs.

Before air travel seduced away most o f their custom, ships filled with handkerchief waving passen­ gers off to Europe, Africa and the Middle East were a common sight. Hoards o f ferry boats departed am idst the cries o f seagulls fo r Istanbul’s islands or the suburbs

(4)

Başlangıçta Köprü-Haydarpaşa hattında çalıştırılan birbirinin eşi yandan çarklı üç yolcu vapurundan 1903 Almanya yapımı Halep, zerafeti ve güzelliğiyle idare-i Mahsusa’nın çok sevilen vapurlarındandı. Daima bakımlı ve boyalı tutulur, salondaki pirinç şapkalıklar parlatılır, kadife kanapelerin üzerine seri­ len keten örtüler sık sık yıkanıp kolalanırdı. Tam 50 yıl İstanbul sularında hizmet gördü. (Fotoğraf: Faik Şenol) / The Halep, one of three identical German built paddle steamers on the Galata Bridge-Haydarpaşa line, was an elegant ship belonging to the İdare-i Mahsusa. She was fastidiously main­ tained, painted regularly, her brass fittings kept brightly polished, and the cotton covers on the velvet seats were always clean and starched. She car­ ried Istanbulians around the city for 50 years. (Photograph by Faik Şenol)

leri, tekneleri çok sevmiş, onlarsız yapamaz olmuştu. Eskiden İstanbul’un sularında iki ayrı idarenin vapur­ ları çalışmıştır: Köprü’den Kavaklar’a kadar Boğaz köylerine Şirket-i H ayri­

ye’nin vapurları; Kadıköy’e, Adalara, hatta Bakırköy’le Yeşilköy’e de önce İdare-i Mahsusa’nm, sonra da de­ vamı olan Seyr-i Sefain’in şehir hattı vapurları... Bütün bu kurumlar, ara vermeden uzun yıllar boyunca İstan­ bul halkına büyük hizmet­ lerde bulunmuşlardı. Eh, aynı sularda aynı hiz­

meti üstlenen iki kuruluş olur da aralarında rekabet olmaz mı hiç? Olmuştu tabii... Hem de ne rekabet! İşin ilgi çekici tarafı, bu rekabetin kısa zamanda idare çalışanlarını da aşarak, Boğaz halkı ile Kadıköy ve Adalar halkının arasındaki rekabete dönüşmüş olma­ sıydı. Aynen, günümüzde futbol kulüpleri arasındaki “ezeli” rekabet gibi... Biz diyelim, Fenerbahçe-Galata- saray, siz düzeltin dört büyükler arasındaki rekabet diye...

along the Bosphorus and Marmara shores.

The steam ferries which replaced the rowing caiques in the 19th century belonged to two dif­ fe ren t com panies: the Şirket-i Hayriye based at Galata Bridge quay ran the Bosphorus services, while the İdare-i M ah­ susa (later n am ed the Seyr-i Sefain) ran sched­ uled services to Kadıköy, the Islands a n d even along the Marmara coast to Bakırköy and Yeşilköy. Although their lines were separate these two ferry companies were nonethe­ less competitors fo r prestige. Not just their person­ nel but the communities they served came to see themselves as rivals. This could be compared to the rivalry between Istanbul’s leading football clubs o f Fenerbahçe, Galatasaray and Beşiktaş today.

Those who lived on the Bosphorus claimed that the Şirket-i Hayriye ferries were faster and better,

(5)

Şirket-i Hayriye’nin 1894 İngiltere yapımı, 44 baca numaralı İntizam vapuru, saatte 12 milin üzerinde yol yapmasıyla dönemin en hızlı yolcu vapuru ola­ rak dikkatleri çekmiçti. Öteki birçok yandan çarklılar gibi ana güvertesi baytan sona açıktı. Alt salona inmek istemeyen yolcular açıkta yolculuk yapmak zorundalardı. Karadeniz’de, savaj sırasında bir Rus muhribi tarafından tahrip edildiğinde 22 yıllık bir tekneydi. (Fotoğraf: Saray fotoğrafçılarından Ali Sami Bey - Aközer) / The British built İntizam dating from 1894 was the fastest passenger ferry of her day at over 12 knots per hour. Like many other pad­ dle steamers her deck was open, so passengers had to face the elements if they did not want to go down into the lounge. She was 22 years of age when she was crippled by a Russian destroyer in the Black Sea. (Photograph by AM Sami Bey, palace photographer, who later took the surname Aközer).

Boğaz halkı, kendi iskelelerine çalışan Şirket-i Hayriye’nin vapurlarını ötekilerden daha gü­ zel ve hızlı, kaptanlarını ötekilerden daha usta ve marifetli diye iddia ederken, Kadıköy ile Adalar halkı da kendi vapurlarının ‘Şirket’inki- lerden daha güçlü, daha emin olduğuna cân-ı gönülden inanmıştı.

Böyle olunca da dost meclislerinde, kahve sohbetlerinde söz döner dolaşır, sonunda iki idarenin vapurlarına, kaptanlarına gelirdi. Gün olur, bu rekabet kızışır, Boğazlılar ile Adalılar, Modalılar arasında sıkı bir çekişmedir başlardı.

Dönem, yüzyılımızın ilk yılları... İstanbul he­ nüz motorlu araçlarla tanışmamış. Halkın bü­ yük bir bölümünün günlük hayatında şehir hattı va- purlannm vazgeçilmez bir yeri var. Çok kimse işine, gücüne sabah-akşam hep vapurla gidip geliyor. Gü­ nün en azından iki veya üç saati vapurlarda, iskeleler­ de geçiyor... O zamanlar ne televizyon var, ne de rad­ yo... Böyle olunca da sohbet konusu dönüp dolaşıp, ister istemez vapurlara, iskelelere geliyor. Sırası geli­ yor maniler söyleniyor, zamanı gelince de destanlar yazılıyor... Bunlardan biri de Ahmet Rasim’in Boğaz vapurlarından 44 baca numaralı İntizam için Servet gazetesine yazdığı .üç dörtlük. İntizam, Şirket-i Hayri­ ye'nin İngiliz yapımı, güzel mi güzel, üstelik rahat ve hayli süratli bir vapuru. Üstad, o sıralarda bakımda olan vapurun ağzından kaptanına şöyle sesleniyor:

and their captains more skilful, while the inhab­ itants o f Kadıköy and the Islands were confident that their ferries a nd captains were superior. When friends got together at home or in the cof­ fe e houses the conversation would inevitably

come around to the relative merits o f their steam boats and crews.

At the beginning o f this century when Istanbul bad not yet made the acquaintance o f motor vehicles, the ferry boats were the only way fo r many people to get to work or school. Every day people spent two or three hours on the ferries and waiting at the terminals. Without the distraction o f either television or radio, the conversation

(6)

Pek özledi canım seni, cânânım efendim, Gel vardiyana, lâklaka efşanın efendim, Şirket beni tathire bedel etmede telvis Berbat oluyor sevgili kazganım efendim. Memul ederim, bir iki gün sonra bu âciz, Bosfor üzerinde olacaktır gene bariz Senden dilerim tatyib ile kullan Zira değilim eski metanetleri haiz. Çarkım dönecek, sonra pişman olacaksın, Stop ederim, zâr-ı perişan olacaksın Rahmetmezsen sen bana, kimler eder artık Ey, sen ki müriivvetli kaptânım olacaksın.

“Seni özledim artık, görevinin başına gel. Şirket beni onardı, yeniledi; bir iki güne kalmadan yine Boğaz su­ larına sefere çıkacağım. Ama bana acı, beni iyi kullan. Çünkü eskisi kadar sağlam değilim artık. Bir durursam sen de zarar göreceksin. Sen acımazsan, kimler acır bana?” demek istiyor.

Uzun sözün kısası, İstanbul bir deniz şehri, su şehri... Gemiler, vapurlar şehri, besbelli... Bu da yazılanlardan,

söylenenlerden belli değil mi? •

during these idle hours turned around the boats a n d quays. Ballads a n d stories were written about them. Ahmet Rasim published the following poem about the Intizam ferry in Servet newspaper in the early 1900s. This British built ship was a superb piece o f marine architecture, comfortable and fast fo r its time. While the ferry was in dock fo r servicing Ahmet Rasim addressed its captain

through the voice o f the ferry:

1 have missed you my heart, my master, Come on duty fo r a chat my master,

The company is making me pay fo r cleanliness, My beloved boiler is being ruined my master. / hope in a couple o f days your humble servant,

Will appear on the Bosphorus again, My wish is that you use me carefully, For my former strength is gone.

My paddle will bend, then you will regret My engine will fail, you will be distraught I f you do not have compassion on me, who will,

O you are my generous captain.

* Eser Tutel, araştırmacı-yazar. (Fotoğraflar Eser Tutel arşivinden.)

* Eser Tutel is a researcher an d author. (Photographs are

from Eser Tutel s private archive.)

1930’lu yıllarda, Galata Köprüsü’ndeki iskelelere yanaşmış Şirket-i Hayriye vapurları: Ön sırada Tarzınevin, Şihap, Tarabya, Süreyya gibi küçük vapurlar. Onların önünde de Boğaziçi, Sarayburnu, Küçüksu, Altınkum gibi daha büyükleri, çıkacakları seferlerin saatini bekliyor. |irket-i Hayriye’nin bu güçlü filo­ sunun ilerisinde, Köprü'nün öte bayında da Seyr-i Sefain’in ağır topları: Cumhuriyet Bayramı günü çekilmiş olmalı ki, Köprü’nün üzerinde zafer takı ku- rulmuş! (Fotoğraf: Selahattin Giz) / Şirket-i Hayriye ferries at the Galata Bridge quays in the 1930s. In front are small ferries like the Tarzınevin, Şihap, Tarabya and Süreyya, and behind them larger ones like the Boğaziçi, Sarayburnu, Küçüksu and Altınkum. At the other end of the bridge is the Seyr-i Sefain fleet. Presumably it is Republic Day, because a victory arch has been erected over the bridge. (Photograph by Selahattin Giz).

Kişisel Arşivlerde Istanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Daha sonra öteki araş- tırmacılarla birlikte bunları, ya tek tek, ya da kök hücrelerin kültürde oluştur- dukları ve &#34;neurosphere&#34; diye adlandı- rılan sinir kök

Hemşirelerin yaş, mesleki eğitim durumu, mesleki ve birimdeki deneyim yılı, çalıştığı birim, çalışma şekli, görevi, KBB kliniğini isteyerek seçme durumu ve bu

Böylelik- le, art›k her yetili olduklar› anlafl›lan kök hücreler, kültür çanaklar› içinde yaln›zca yumurtaya dönüflmekle kal- mam›fllar, çevrelerindeki kök

Bu özellik, daha sonra elektrik dağıtım hatları üzerinde oluşan olağandışı elektrik dalgalanma- larında ortaya çıkan Lichtenberg de- senlerinin boyutuyla biçimini belirle-

Eta-karenin .14’ten büyük olması, GeoGebra destekli öğretimin öğretmen adaylarının Lineer Cebir dersine ait Vektörler, Matris Cebiri, Lineer Denklem Sistemleri,

Gerçekten Istanbulun en güzel hamamı olan Cağaloğlu hama­ mının kopyası Amerikada açılırken kendisi kapalı durmakta ve Belediyem iz bu hamamın açılmasına

İsmi Patlıcan Kalemler Aliler Kazak Arabalar Çiçekler Saksı Okan Bilgisayar Erikler Oyuncaklar Çorap Nedimler Resim Kitaplar Cemre

(BİAİ.696: Osmaneli-Ağlan) acı piyam, datlı piyam, ġanneş, dokuz bacaklı ġanneş, sirken otu ● elbeyli: Bir üzüm çeşidi..