SOSYAL SERMAYE VE POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYENİN KÜLTÜREL ZEKÂYLA İLİŞKİSİNE YÖNELİK SAĞLIK SEKTÖRÜNDE
ULUSLARARASI BİR ÇALIŞMA
(Doktora Tezi)
Suzan URGAN
T.C.
DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
İşletme Anabilim Dalı
Doktora Tezi
SOSYAL SERMAYE VE POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYENİN
KÜLTÜREL ZEKÂYLA İLİŞKİSİNE YÖNELİK SAĞLIK
SEKTÖRÜNDE ULUSLARARASI BİR ÇALIŞMA
Danışman
Prof. Dr. Şerafettin SEVİM
Hazırlayan Suzan URGAN
Kabul ve Onay
Suzan URGAN’ın Doktora Tezi olarak hazırladığı “Sosyal Sermaye ve Pozitif Psikolojik Sermayenin Kültürel Zekâyla İlişkisine Yönelik Sağlık Sektöründe Uluslararası Bir Çalışma” başlıklı Doktora tez çalışması, jüri tarafından lisansüstü yönetmeliğinin ilgili maddelerine göre değerlendirilip oybirliği / oyçokluğu ile kabul edilmiştir.
..…./…../2018
Tez Jurisi İmza
Kabul Ret
Prof. Dr. Şerafettin SEVİM (Danışman) Prof. Dr. Gülten Eren GÜMÜŞTEKİN Prof. Dr. Gülsün KURUBACAK Doç. Dr. Ceren GİDERLER Doç. Dr. Cengiz DURAN
Doç. Dr. Ayhan KAHRAMAN Sosyal Bilimler Enstitü Müdürü
Yemin Metni
Doktora Tezi olarak sunduğum “Sosyal Sermaye ve Pozitif Psikolojik Sermayenin Kültürel Zekâyla İlişkisine Yönelik Sağlık Sektöründe Uluslararası Bir Çalışma” adlı çalışmanın; bilimsel ahlâk ve geleneklere aykırı düşecek bir yardıma başvurmaksızın yazıldığını ve yararlandığım kaynakların, kaynakçada gösterilenlerden oluştuğunu, bunlara atıf yapılarak yararlanılmış olduğunu belirtir ve bunu onurumla doğrularım.
…../……/2018
Özgeçmiş
1972 yılında Eskişehir’de doğdu. Ilkokulu ve ortaokulu Eskişehir’ de, lise eğitimini Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi Sağlık Meslek Lisesi’nde tamamladı. 2008 yılında Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’den mezun oldu. 2010-2012 yıllarında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sağlık Kurumları İşletmeciliği yüksek lisans eğitimini tamamamladı. Halen Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi 2 Eylül Ek Binası Poliklinikler Sorumlusu olarak görev yapmaktadır.
Tez çalışmamda bana güvendiği ve destek verdiği için danışmanım değerli Hocam Prof. Dr. Şerafettin Sevim’e; her zaman rahatça arayabildiğim değerli hocalarım Prof. Dr. Gülten Eren Gümüştekin, Prof. Dr. Gülsün Kurubacak, Doç. Dr. Ceren Giderler ve Doç. Dr. Cengiz Duran’ a; doktora eğitimim süresince ders aldığım tüm hocalarıma, ölçek uygulaması ve analizi esnasında desteklerini gördüğüm tüm dostlarıma, hangi alanda olursa olsun gücümün yettiği son noktaya kadar çalışmayı öğreten merhum babama ve anneme teşekkür ederim.
ÖZET
SOSYAL SERMAYE VE POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYENİN KÜLTÜREL ZEKÂYLA İLİŞKİSİNE YÖNELİK SAĞLIK SEKTÖRÜNDE
ULUSLARARASI BİR ÇALIŞMA
URGAN, Suzan
Doktora Tezi, İşletme Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Şerafettin SEVİM
Nisan, 2018, 169 sayfa
Farklılıkları kavrayarak uyum sağlayabilme yeteneği olarak ifade edilen kültürel zekâ kavramı son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bireyin farklılıklar karşısındaki tutumlarını kültürel zekâ ile ilişkilendirerek bireysel ve sosyal özellikleriyle ele alan çalışmalara literatürde rastlanılmamıştır. Bu çalışma ile kültürel zekâ kavramı pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermaye kavramıyla uluslararası düzeyde ele alınmıştır. Sağlık çalışanlarının pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermayelerinin kültürel zekâ ile ilişkisi, Avrupa, Balkan ve Uzak Doğu ülkelerini temsil eden İsveç, Romanya, Güney Kore ve Türkiye bağlamında incelenerek uluslararası bir çalışma ortaya çıkarılmıştır. Çalışmada evreni oluşturan dört ülkedeki 987 sağlık çalışanından anket tekniğiyle toplanan veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonunda sağlık çalışanlarının sosyal sermayeleri ve pozitif psikolojik sermayeleriyle kültürel zekâları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler ortaya çıkarılmıştır. Demografik faktörler ve alt boyutlar arasındaki ilişkiler dikkate alınarak ülkeler arasında sıralama yapılmış ve Türkiye’nin mevcut durumu ortaya konulmuştur. Bilişsel ve motivasyonel kültürel zekâ boyutları açısından Türkiye, Romanya, Güney Kore ve İsveç sıralaması ortaya çıkmıştır. Pozitif psikolojik sermaye alt boyut düzeyleri bakımından Türkiye iyimserlik dışında son sırada yer alırken sosyal sermayenin alt boyutları açısından dört ülke arasında ortada olduğu tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Uluslararası Sağlık Çalışanları, Kültürel Zekâ, Sosyal Sermaye,
ABSTRACT
AN INTERNATIONAL STUDY TOWARDS THE LINK BETWEEN SOCIAL CAPITAL AND POSITIVE PSYCHOLOGICAL CAPITAL WITH CULTURAL
INTELLIGENCE AT THE HEALTH SECTOR
URGAN, Suzan
PHD Dissertation, Department of Business Thesis Supervisor: Prof. Dr. Şerafettin SEVİM
April, 2018, 169 pages
The concept of cultural intelligence, which is stated as the ability of orientation by understanding differences, has been gaining importance in recent years. Studies dealing with individuals’ attitudes in the face of differences by associating to cultural intelligence with individual and social traits have not been encountered in the literature. With this study, the concept of cultural intelligence is addressed together with positive psychological capital and social capital at the international level. An international study is achieved by examining cultural intelligence’s relationship with positive psychological capital and social capital of health care professionals in Sweden, Romania, South Korea and Turkey which represent Europe, The Balkans and The Far East. In the study, data, collected via questionnaire technique from 987 health care professionals of four countries, which are forming the system, is analyzed with statistical methods. Positive and meaningful connections are deduced between health care professionals’ social capital and positive psychological capital with their cultural intelligence at the end of the analysis. Countries are sorted by considering the relationships between demographical factors and sub-dimensions, and Turkey’s status quo is exhibited. Sorting of Turkey, Romania, South Korea and Sweden is revealed in terms of cognitive and motivational cultural intelligence dimensions. It has been found that Turkey, apart from optimism, is at the last place with regards to sub-dimension levels of positive psychological capital. Moreover, it is in the midst of four countries in terms of sub-dimensions of social capital.
Keywords: International Health Workers, Cultural Intelligence, Social Capital, Positive Psychological Capital, South Korea, Romania, Sweden.
İÇİNDEKİLER Sayfa ÖZET ... v ABSTRACT ... vi İÇİNDEKİLER ... vii TABLOLAR LİSTESİ ... x
ŞEKİLLER LİSTESİ ... xiii
KISALTMALAR ... xiv GİRİŞ ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM ARAŞTIRMA HAKKINDA 1.1. PROBLEM ... 4 1.2. AMAÇ ... 5 1.3. ÖNEM ... 6 1.4. VARSAYIMLAR ... 7 1.5. SINIRLILIKLAR ... 8 1.6. TANIMLAR ... 8 1.6.1. Sosyal Sermaye ... 8
1.6.2. Pozitif Psikolojik Sermaye ... 8
1.6.3. Kültürel Zekâ ... 9
İKİNCİ BÖLÜM TEMEL KAVRAMSAL ÇERÇEVE 2.1. SOSYAL SERMAYE ... 11
2.1.1. Sermaye Kavramı ve Sosyal Sermaye İlişkisi ... 11
2.1.2. Sosyal Sermaye Olgusu ... 15
2.1.3. Sosyal Sermayenin Temel Bileşenleri ... 20
2.1.3.1. Sosyal Sermaye Boyutları ... 20
2.1.3.2. Sosyal Sermaye Unsurları ... 23
2.1.3.3. Sosyal Sermaye Yaklaşımları ... 27
2.1.4. Sosyal Sermaye Ölçüm Çalışmaları ... 32
2.1.5. Sosyal Sermayenin Örgütsel Modeli ... 35
2.1.6. İşletmelerde Sosyal Sermayenin Kaldıraç Etkisi ... 39
2.2.1. Pozitif Psikoloji Tanımı ve Gelişimi ... 40
2.2.2. Pozitif Psikolojik Sermaye Tanımı ve Gelişimi ... 46
2.2.3. Pozitif Psikolojik Sermaye Boyutları ... 50
2.2.4. Örgütsel Davranışta Pozitif Psikolojik Sermaye ... 59
2.3. KÜLTÜREL ZEKÂ ... 61
2.3.1. Kültür, Zekâ ve Kültürel Zekâ Kavramları ... 61
2.3.2. Kültürel Zekâ Bileşenleri ... 65
2.3.2.1. Bilişsel Kültürel Zekâ ve Alt Boyutları ... 66
2.3.2.2. Üst Bilişsel Kültürel Zekâ ve Alt Boyutları ... 68
2.3.2.3. Motivasyonel Kültürel Zekâ ve Alt Boyutları ... 69
2.3.2.4. Davranışsal Kültürel Zekâ ve Alt Boyutları ... 70
2.3.3. Kültürel Zekânın Geliştirilmesi ... 72
2.3.4. İşletmeler İçin Gerekli Kültürel Zekâ... 75
2.4. SOSYAL SERMAYE, POZİTİF PSİKOLOJİK SERMAYE VE KÜLTÜREL ZEKÂ İLİŞKİLERİ İLE YAPILAN YURT İÇİ-YURT DIŞI ÇALIŞMALAR ... 79
2.4.1. Sosyal Sermaye ve Kültürel Zekâ İlişkisi ... 79
2.4.2. Pozitif Psikolojik Sermaye ve Kültürel Zekâ İlişkisi ... 80
2.4.3. Sosyal Sermaye, Pozitif Psikolojik Sermaye ve Kültürel Zekâ İlişkisinin Değerlendirilmesi ... 82
2.4.4. Sağlık Alanında Yapılan Sosyal Sermaye, Pozitif Psikolojik Sermaye ve Kültürel Zekâ Çalışmaları ... 84
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM UYGULAMA 3.1. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ ... 87
3.2. ARAŞTIRMANIN HİPOTEZLERİ ... 88
3.3. ARAŞTIRMADA EVREN VE ÖRNEKLEM HACMİ ... 90
3.4. ARAŞTIRMADA VERİ TOPLAMA SÜRECİ ... 92
3.5. ARAŞTIRMADAKİ VERİ TOPLAMA ARAÇLARI ... 93
3.5.1. Sosyal Sermaye Ölçeği ... 93
3.5.2. Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği... 94
3.5.3. Kültürel Zekâ Ölçeği ... 94
3.6. KULLANILAN İSTATİSTİK TEKNİKLER ... 95
3.7.1. Araştırmaya Ait Tanımlayıcı İstatistikler ... 95
3.7.2. Kullanılacak İstatistik Tekniklerin Belirlenmesi için Ön Analizler ... 99
3.7.3. Araştırma Hipotezlerinin Test Edilmesi ... 106
3.7.3.1. I. Hipotezin Test Sonuçları ... 106
3.7.3.1.1. Keşfedici Faktör Analizi Sonuçları ... 106
3.7.3.1.2. Doğrulayıcı Faktör Analizi Sonuçları ... 110
3.7.3.2. II. ve III. Hipotezlerin Test Sonuçları ... 116
3.7.3.2.1. Pozitif Psikolojik Sermaye ve Kültürel Zekâ Alt Boyutları Arasındaki İlişkilere Dair hipotezlerin Test Edilmesi ... 117
3.7.3.2.2. Sosyal sermaye ve Kültürel Zekâ Alt Boyutları Arasındaki İlişkilere Dair Hipotezlerin Test Edilmesi ... 120
3.7.3.3. IV. Hipotezin Test Sonuçları ... 125
3.7.3.3.1. Kültürel Zek Ölçeği Alt Boyut Sonuçlarının Demografik Verilere Göre İrdelenmesi ... 126
3.7.3.3.2. Psikolojik Sermaye Ölçeği Alt Boyut Sonuçlarının Demografik Verilere Göre İrdelenmesi ... 128
3.7.3.3.3. Sosyal Sermaye Ölçeği Alt Boyut Sonuçlarının Demografik Verilere Göre İrdelenmesi ... 130
SONUÇ ... 135
EKLER ... 143
KAYNAKÇA ... 145
TABLOLAR LİSTESİ
Sayfa
Tablo 1.1: Yabancı Uyruklu Hasta Durumu ... 4
Tablo 2.1: Beşeri ve Sosyal Sermayenin Ayrışması ... 15
Tablo 2.2: Sosyal Sermayenin Tanımı, Amacı ve Analizi ... 19
Tablo 2.3: Sosyal Sermayenin Dört Görüşü: Ana Aktörler ve Politika Talimatları ... 32
Tablo 2.4: Sosyal Sermaye Boyutlarının Çalışmalar Arasında Karşılaştırılması ... 34
Tablo 2.5: Sosyal Sermaye Göstergeleri ... 35
Tablo 2.6: Sosyal Sermayenin Kamu ve Özel Mallar Modelleri Arasındaki Ayırımlar 36 Tablo 2.7: Kültürel Zekâ Boyutları ve Alt Boyutları ... 66
Tablo 2.8: Kültürel Zekâyı Geliştirmek İçin Beş Evre ... 75
Tablo 3.1: Katılımcıların Hastanelere Göre Dağılımı ... 91
Tablo 3.2: Verilerin Ülke Bazında Dağılımı ... 92
Tablo 3.3: Katılımcıların Cinsiyet Dağılımı ... 96
Tablo 3.4: Katılımcıların Yaş Dağılımı... 96
Tablo 3.5: Katılımcıların Medeni Durumları ... 97
Tablo 3.6: Katılımcıların Çocuk Sayıları ... 97
Tablo 3.7: Katılımcıların Meslek Dağılımı ... 98
Tablo 3.8: Katılımcıların Eğitim Durumu ... 98
Tablo 3.9: KZÖ Soruları Tanımlayıcı İstatistikleri ... 100
Tablo 3.10: SSÖ Soruları Tanımlayıcı İstatistikleri ... 101
Tablo 3.11: PSÖ Soruları Tanımlayıcı İstatistikleri ... 102
Tablo 3.12: KZÖ Soruları Normal Dağılım Testleri ... 103
Tablo 3.13: SSÖ Soruları Normal Dağılım Testleri ... 104
Tablo 3.14: PSÖ Soruları Normal Dağılım Testleri ... 105
Tablo 3.15: Ölçeklerin KMO ve Bartlett Testi Sonuçları ... 107
Tablo 3.16: KZÖ Faktör Yükleri... 108
Tablo 3.17: SSÖ Faktör Yükleri ... 109
Tablo 3.18: PSÖ Faktör Yükleri ... 110
Tablo 3.19: Önerilen Genel Uyum İndeksleri ... 111
Tablo 3.21: DFA Korelasyon Sonuçları ... 113
Tablo 3.22: Regresyon Sonuçları ... 117
Tablo 3.23: Regresyon Sonuçları ... 118
Tablo 3.24: Regresyon Sonuçları ... 119
Tablo 3.25: Regresyon Sonuçları ... 119
Tablo 3.26: Regresyon Sonuçları ... 120
Tablo 3.27: Regresyon Sonuçları ... 121
Tablo 3.28: Regresyon Sonuçları ... 122
Tablo 3.29: Regresyon Sonuçları ... 123
Tablo 3.30: II. ve III. Ana ve Alt Hipotezler ... 124
Tablo 3.31: II. ve III. Alt Hipotezler ... 124
Tablo 3.32: Üst Bilişsel Kültürel Zekâ Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 126
Tablo 3.33: Bilişsel Kültürel Zekâ Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 126
Tablo 3.34: Motivasyonel Kültürel Zekâ Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 127
Tablo 3.35: Davranışsal Kültürel Zekâ Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 128
Tablo 3.36: İyimserlik Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 128
Tablo 3.37: Dayanıklılık Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi... 129
Tablo 3.38: Ümit Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 129
Tablo 3.39: Öz Yeterlilik Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi... 130
Tablo 3.40: Yerel Komiteye Katılım Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 130
Tablo 3.41: Sosyal Temsilcilik Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 131
Tablo 3.42: Güven ve Güvenilirlik Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 131
Tablo 3.43: Komşuluk İlişkisi Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi .... 132
Tablo 3.44: Aile / Arkadaş İlişkisi Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi ... 132
Tablo 3.45: Başkalarına Tolerans Alt Boyutunun Ülkeler Bazında
Değerlendirilmesi ... 133
Tablo 3.46: Yaşamın Değeri Alt Boyutunun Ülkeler Bazında Değerlendirilmesi. ... 133 Tablo 3.47: Çalışma / Okul İlişkileri Alt Boyutunun Ülkeler Bazında
ŞEKİLLER LİSTESİ
Sayfa
Şekil 2.1: Topluluk Seviyesindeki Sosyal Sermayenin Boyutları ... 30
Şekil 2.2: Pozitif Psikolojinin Kavram Haritası (Kanten, 2016: 10). ... 43
Şekil 2.3: Pozitif Psikoloji Zihin Haritası ... 45
Şekil 2.4: Pozitif Psikolojik Sermayenin Değişim ve Gelişim Süreci ... 48
Şekil 2.5: Pozitif Psikolojik Sermaye Boyutları ... 51
Şekil 2.6: Direnç İçin 7 Beceri ... 56
Şekil 2.7: ÖzYeterliliğin Kaynakları ... 59
Şekil 2.8: Kültürel Zekâ Unsurları ... 64
Şekil 2.9: Kültürel Zekâ Gelişim Stratejileri ... 73
Şekil 2.10: Uluslar Arası Görevlendirmelerde Küresel Liderliğin Gelişimi İçin Kültürel Zekâ ve Deneysel Öğrenme ... 74
Şekil 3.1: Araştırma Modeli ... 88
KISALTMALAR KZÖ Kültürel Zekâ Ölçeği
PSÖ Psikolojik Sermaye Ölçeği
SSÖ Sosyal Sermaye Ölçeği
KMO Kaiser Meyer Olkin
DFA Doğrulayıcı Faktör Analizi vd. ve diğerleri
GİRİŞ
İşletme literatürü incelendiğinde yönetim süreci ile ilgili teori ve uygulamaların farklılık gösterdikleri görülecektir. Aynı teori ve uygulamaya farklı yorumlar yapılmıştır. Zaman içerisinde, sistemler kurup onları yönetme süreci, sistem içindeki bireyleri yönetmeye dönüşmüştür.
Bu günkü problemlere bakıldığında ise alışılagelmiş yöntemlerle süreci yönetmenin zorluğu görülür.
Genel olarak işletme paradigmaları modern, post-modern ve sembolik yaklaşımlar olarak ele alındığında modernist yaklaşım olayları objektif ve fiziksel bir gerçeklik olarak ele alır. Burada bir sistem vardır ve bu sistem içerisinde olaylar birbiriyle bağlantılı ve rasyoneldir. Sembolist yaklaşım örgütsel gerçekliklerin subjektif olduğunu ifade ederken, objektif ve fiziki gerçeklikleri yok saymaktadır. Bu yaklaşım, insanın kendi yarattığı, anlamlar yüklediği ve tanımladığı kavramlarla gerçekleri anlamaya çalıştığını öne sürmektedir. Post- modern yaklaşım ise modernist ve sembolik yaklaşımların öne sürdüğü varsayımları kabul etmemekte olayların yapısının ve örgüsünün akılcı yöntemlerle değil estetik ve gönülün yönlendirdiği paradigmalarla anlaşılabileceğini öne sürmektedir (Ülgen ve Mirze, 2010: 40-41).
Günümüzün problemlerine bakıldığında daha önceki paradigmaların çözümleyici etkileri yok sayılamaz ancak yeterli de görülemez. Klasik dönem paradigmaları evrilerek günümüzde kaos, karmaşıklık, belirsizlik ve düzensizlik gibi anlamlara bürünmüştür. Mekanik, düzeni olan bir sistemden, doğrusal olmayan, akışkan, toplanan ve çeşitlilik gösteren karmaşık sistemlere doğru bir değişim söz konusudur. Dolayısıyla pozitivist doğrusal varsayımlar, sorgulayan karmaşıklık ile farklılığın varlığını kabul eden doğrusal olmayan, dinamik bakış açısıyla yer değiştirmiş görünmektedir (Sözen ve Basım, 2012: 348).
Değişen paradigmalar ışığında sürekli yenilenmek, yeni bilgiler elde etmek ve üretmek tercihten daha çok zorunluluk haline gelmektedir. Bu zorunluluğun yerine getirilmesiyle, istenilen refaha kavuşulacaktır. Bunun için, gerekli enformasyonu bulmak, saklamak ve kullanmak amacıyla gerekli olan kurallar, görenekler, beceriler ve
yetenekler bireyin sahip olduğu en değerli varlık olarak düşünülebilir (Friedman, 2000: 229).
Günümüz işletme ortamında gerekli olan beceri ve yetenek, bireyin sahip olduğu bireysel donanımlarının kaynağı olarak kendisinde var olmaktadır. Uygun kurallar ve göreneklerden kökenini alan, kişisel ilişkilerle zenginleşen sosyal ilişkiler de başka bir yönden bireyin donanımı olmaktadır. Sosyal ilişkiler ekonomik anlamda hem bireye hem de örgüte yarar sağlayan bir mekanizmaya dönüşmektedir.
Değişen koşullara uyumlu olarak bireyin sahip olduğu veya olacağı ümit, öz yeterlilik, dayanıklılık ve iyimserlik nitelikleri değiştirilebilir ve geliştirilebilir esnekliğe bürünerek, kişisel ve örgütsel amaçlar için faydalı unsur niteliğine dönüşmektedir (Luthans vd., 2004).
Bireyin sahip olduğu donanımlar kadar, onun doğasında var olan sosyal etkileşimler sayesinde sahip olduğu ve örgütsel yaşam içerisinde şekillenen sosyal ağlar, modern iş örgütünün ayrılmaz bir parçası olmaktadır. Kendi sosyal ağlarını kuran ve yönetebilen işletmelerin başarısı kuramsal ve görgül çalışmalarla ispatlanmıştır (Sözen ve Gürbüz, 2012: 320).
Sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik değişimleri soyut kavramlarla kavrayabilme, akıl yürütebilme ve problem çözme kabiliyeti (Early vd., 2006: 3) bireyin kişisel özelliklerine ve sosyal ilişkilerine eklendiğinde bu birleşme işletme literatüründe eşsiz bir donanıma dönmektedir.
Araştırma sosyal sermaye ve pozitif psikolojik sermaye ile kültürel zekâ ilişkisinin araştırılması çerçevesinde üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın problemi, amacı, önemi, varsayımı, sınırlılıkları ve araştırma kapsamında önemli kavramların tanımları verilmektedir. İkinci bölümde sosyal sermaye, pozitif psikolojik sermaye ve kültürel zekâ olgusunu içeren temel kavramsal çerçeveye değinilmektedir. Üçüncü bölümde ise sosyal sermaye ve pozitif psikolojik sermayenin kültürel zekâ üzerindeki etkisini incelemek üzere hastane çalışanları arasında yapılan bir araştırmayla ilgili bulgu ve değerlendirmeler yer almaktadır.
BİRİNCİ BÖLÜM
1.1. PROBLEM
Dünyada meydana gelen savaşlar, daha iyi bir hayat yaşama isteği, yatırımlar, ekonomik nedenler ve daha pek çok durum, insanların doğup büyüdüğü yerlerden başka yerlere göç etmesine neden olmakta ve bu göç hareketi göç edilen ülkenin sosyal ve ekonomik yaşantısına etki etmektedir. Daha önceki yıllara bakıldığında, günlük hayatın içinde yabancı bir insanla karşılaşma olasılığı oldukça düşük iken günümüzde bu oran oldukça yüksektir. Aynı karşılaşma örgütsel alanda da olmaktadır. Özellikle hastaneler bu örgütsel alanın en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Eskişehir’de faaliyet gösteren özel ve kamu hastanelerinin istatistikleri aşağıda verilmiştir. Yıllara göre dağılım gösteren yabancı uyruklu hasta sayısı giderek artma eğilimi göstermektedir. En son duruma bakıldığında, Eskişehir Devlet Hastanesi’ ne başvuran her 100 hastadan biri, Yunus Emre Devlet Hastanesi’ ne başvuran her 1000 hastadan biri yabancı uyrukludur.
Tablo 1.1: Yabancı Uyruklu Hasta Durumu
ESKİŞEHİR DEVLET HASTANESİ 2012 2013 2014 2015 2016 2017(13.10.2017 tarihine kadar)
YABANCI UYRUKLU HASTA SAYISI 2058 1637 4575 12822 21974 27886
TOPLAM POLİKLİNİK SAYISI 1.363.219 1.524.102 1.681.455 1.816.917 1.930.067 1.624.503
TOPLAM HASTA/ YABANCI HASTA ORANI 0.0015 0.001 0.002 0.007 0.01 0.01
YUNUS EMRE DEVLET HASTANESİ 2012 2013 2014 2015 2016 2017(13.10.2017 tarihine kadar)
YABANCI UYRUKLU HASTA SAYISI 612 724 2268 4871 7753 13291
TOPLAM POLİKLİNİK SAYISI 1.045.230 1.099.172 1.236.765 1.340.655 1.476.657 1.094.362
TOPLAM HASTA/ YABANCI HASTA ORANI 0.0005 0.0006 0.001 0.003 0.005 0.01
TURİST HASTA ve SAĞLIK TURİZMİ VERİLERİ 670 856 723 746 1064 687
Tablo 1.1.’e bakıldığında, sağlık çalışanlarının kültürel farklılıkları algılayarak hizmet vermesi bir zorunluluk haline gelmektedir. Kültürel farklılıkların artması dolayısıyla sağlık çalışanlarının hizmet verdikleri hastaların kültürel değerlerine ve tutumlarına uygun davranış sergilemeleri ile kültürel zekâları düzeyleri arasında bir ilişki olduğu düşünülebilir (Early ve Peterson, 2004: 105). Kültürel zekâ, işletme ortamında meydana gelen problemlerle başa çıkma ve standart bir durumdan sapma gösteren değişkenliği açıklayabilme biçimi olarak ortaya çıktığında (Early vd., 2006: 3-4) bireyin, kişisel yetileri önem arz etmektedir. İşletme içindeki değişimleri soyut kavramlarla ifade edebilme kapasitesi de kültürel zekâ kavramının içinde yer almaktadır (Early vd., 2006).
Geleneksel sermaye tanımından farklılaşarak, insan faktörüne vurgu yapan ve rekabet edilebilirlilikte öne çıkan sermaye unsurları sosyal sermaye ve pozitif psikolojik sermayedir. Hastanelerde uygulanan yazılı ve yazılı olmayan prosedürlerin, günümüz ihtiyaçlarını karşılama düzeyinde bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Her ihtiyacın bir prosedüre bağlanarak kalıplaştırılması da uygulamada çok pratik olamamaktadır. Dolayısıyla çalışanların belirli bir esneklik ve kıvraklıkla değişiklikleri algılayarak uygun davranışlar sergilemesi zorunlu olmaktadır.
Çalışların kültürel farklılıkları algılayarak uygun davranışlar sergilemesinde etkili olan, bireyin kendi donanımları mı veya ilişkiler ağıyla kazandığı yetkinliği midir? Sorularına cevap aranılan bu çalışma için daha önce yapılan çalışmalar incelendiğinde, psikolojik sermayenin, çalışanların tutum ve davranışlarını etkileyen önemli bir unsur olarak ortaya çıktığı görülmüştür (Luthans vd., 2007a: 11-12). Her birey kapasitesinin ayırt edici özelliği nedeniyle bir varyans yaratmaktadır. Özgüveni yüksek bir çalışan, bireysel özelliklerini, çalışma yaşamına uygulayabilmektedir (Beal, 2011: 47). Dolayısıyla sermaye kavramı içinde bulunan psikolojik sermayenin, kültürel zekâ oluşumunda etkisinin ve ilişkisinin ortaya konulması önem arz etmektedir (Yünlü ve Clapp, 2014).
Her birey gibi, sağlık çalışanı da tutum ve davranışlarını sergilerken bir sosyal ağın etkisinde kalarak davranışlarını gerçekleştirmektedir. Bu sosyal ağ, içinde bulunduğu kültürün tipik bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Kültürü oluşturan davranış ve değer sistemleri kendine uyum sağlayan bireyleri eğitmekte ve
biçimlendirmektedir (Sargut, 2010: 93). Bireylerin içinde bulundukları kültürde, karşılıklı iş birliği ve koordinasyon sonucu ortak davranışlar ortaya çıkmaktadır (Putnam, 1995: 66-67). Bu ağlar, meslektaşların kendi aralarındaki ilişkiler başta olmak üzere, birlikler veya departmanlar arasında kurulan biçimsel ve biçimsel olmayan ilişkilerle bireysel ve örgütsel performansı etkiler (Tandardini ve Kroll, 2015: 87). Örgütteki görev ve değerlerin bireyler arasında ortak yorumlanması, onların değişimler sonucu ortaya çıkan sorunları çözerek, bilişsel şablonlar oluşturmalarına neden olmaktadır (Andrews, 2010: 587). Bireyin kollektif eylemleri tanımlayabilme yeteneğinin (Leana Van Burren, 1999: 542), kültürel zekâ yeteneği ile birleştiği noktalarının olması bir sonuç olarak düşünülmelidir.
1.2. AMAÇ
Araştırmanın amacı, sağlık sektöründe pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermayenin kültürel zekâ ile ilişkisiniuluslararası düzeyde ortaya koymaktır.
Hastaneler, vermiş oldukları hizmet açısından, tanı, tedavi ve koruyucu sağlık hizmetleri gibi temel sağlık fonksiyonlarını yerine getirirken, çalışanlar, hastalar, hasta yakınları, yöneticiler ve hastane sahipleri gibi paydaşlarıyla beraber, örgütsel davranış içine giren pek çok konuyu içeren bir işletme olmaktadır. Sağlık çalışanlarının sahip olması gereken psikolojik ve sosyal özellikler, sağlığı bozuk ya da bozulmakta olan insanlara hizmet vermede değerli bir niteliğe bürünmektedir. Bu çalışma ile bir sağlık çalışanın sahip olduğu/olacağı iyimserliği, dayanıklılığı, umudu ve öz yeterliliği ile sosyal olarak edindiği başkalarına güven duyma, toleranslı olma, sosyal temsilcilik niteliği, yaşama verdiği değer, aile, arkadaş, komşuluk ilişkileri ve çalışma-eğitim ilişkileriyle kazandıklarının, farklı kültürlere hizmet verirken ortaya çıkardığı sonuç ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda pozitif psikolojik sermayenin ve sosyal sermayenin kültürel zekâ ile ilişkisi-etkisi ve üç unsurun birbiriyle olan ilişki ve etkisi araştırılacaktır.
1.3. ÖNEM
Kültürel farklılıkları ayırt eden kültürel zekâ kavramı giderek artan bir öneme sahip olmaktadır. Kültürel zekânın daha önce araştırılmamış kavramlarla araştırılması kavrama farklı bir açıdan bakılmasını sağlayacaktır. Değişimlerin çok hızlı olduğu
günümüzde, farklılıkları kavrayarak mevcut durumağlayabilme alt yapısını sağlayan kültürel zekâ kavramının, birey ve bireyin içinde bulunduğu sosyal ağ etkileriyle birlikte incelenmesi araştırmanın önemini ifade etmektedir. Özellikle sağlık çalışanlarının oldukça karmaşık olan örgütsel yaşam alanlarında, çeşitli nedenlerle başka kültürlerden gelen insanlara hizmet verme zorunda kalmaları, kültürel zekâ gereksinimini açığa çıkarmaktadır. Mevcut prosedürel işlemler değişimleri karşılamaya yetmemektedir. Dolayısıyla bu kapsamda yapılacak araştırmanın sonucunda ulaşılan verilerin;
a. Kültürel zekâ ile pozitif psikolojik sermaye ve sosyal sermayenin ilişkisi belirlenerek, sağlık çalışanlarını, mevcut prosedürel kalıplarla sınırlandırmayacak, kişisel yeterliliklerini daha rahat ortaya koyacak imkânlar geliştirilmesini sağlamak.
b. Sağlık çalışanlarının, sosyal sermayeleri, pozitif psikolojik sermayeleri ve kültürel zekâ durumlarını ortaya çıkararak, çalışmayla örgütsel davranışa ve kurum performansına yarar sağlayacak yönlere dikkat çekmek.
c. Sağlık hizmeti verilen birimlerde, kültürel farklılığa sahip bireylerle etkileşim halinde olarak, onların, kuruma sağladıkları itibarı ve örgütsel çıktılarını değerlendirmek.
d. Kültürel zekâ, sosyal ve psikolojik sermaye donanımı için örgüt olarak ortak bir kültür alt yapısı oluşturmak ve
e. Araştırma ile mevcut durum ortaya konularak, kurumlara veri sunmak ve konuyla ilgili yapılabilecek başka çalışmalara temel oluşturmak amaçlarını taşıdığı ifade edilebilir.
1.4. VARSAYIMLAR
a. Araştırma ölçekleri yapılan araştırma için elverişli ölçeklerdir.
b. Araştırma için oluşturulan hipotezlerin test edilmesi uygun analiz ve tekniklerle yapılmaktadır.
c. Anket uygulanan sağlık çalışanlarının anketlerdeki soruları anlayarak, samimi bir şekilde cevap verdikleri varsayılmıştır. Ayrıca katılımcıların kimliklerinin
ortaya çıkarılmayacağı ve verdikleri cevapları araştırmacı dışında kimsenin göremeyeceği güvencesi verilmiştir.
d. Araştırmayı ortaya koyan literatür çalışmasının konuyu ifade etmede yeterli olduğuvarsayılmıştır.
1.5. SINIRLILIKLAR
a. Araştırma Eskişehir Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı iki devlet hastanesi çalışanları ve Güney Kore Seul, İsveç ve Romanya Bükreş’te bulunan hastaneler ile bu hastanelerde çalışan 987 kişi ile sınırlıdır.
b. Araştırmada kullanılan ölçeklerle sınırlıdır.
c. Araştırma amacıyla toplanan verilerin analizinde kullanılan yöntem ve tekniklerle sınırlıdır.
1.6. TANIMLAR
Bu kısımda sosyal sermaye, pozitif psikolojik sermaye ve kültürel zekâ kavramlarının işletme literatürü ve örgütsel davranış konuları kapsamında yer alan tanımları yer almaktadır.
1.6.1. Sosyal Sermaye
Bireylerin aralarında kurmuş olduğu ilişkiler bir yönüyle ekonomik bir değere dönüşmektedir. Buradan hareketle bilinçli ya da bilinçsizce oluşturulan, karşılıklı çıkar ve işbirliği sağlayan ağlar, normlar ve bir topluluk içindeki bireylerin birbirlerine duydukları güven sosyal sermayeyi oluşturmaktadır (Putnam, 1995: 67).
1.6.2. Pozitif Psikolojik Sermaye
Pozitif psikolojik sermaye, olaylar arasındaki olumlu yönlere odaklanıp, bireydeki gerçekleştirme potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışan, örgütsel davranışa olumlu etki eden bir unsurdur. Örgütsel alanda bireyin pozitif psikolojik sermayesini oluşturan unsurları, ümidi, dayanıklılığı, öz yeterliliği ve iyimserlik donanımlarıdır (Luthans vd., 2007c: 542).
1.6.3. Kültürel Zekâ
Bireyin, farklı bir kültürel ortama kendini adapte edebilmesi ve ilgili kültürün gerekliliklerini yerine getirirken, kendi amacını ortaya koyabilme becerisi olarak ortaya çıkan bir kavramdır (Earley and Ang, 2003: 59).
İKİNCİ BÖLÜM
Çalışmanın ikinci bölümünde sosyal sermaye, pozitif psikolojik sermaye ve kültürel zekâ ile ilgili yapılacak olan çalışmanın kavramsal çerçevesi sunulmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede söz konusu kavramlar arasındaki ilişkiler ortaya konarak araştırma desteklenmektedir.
2.1. SOSYAL SERMAYE
Bu bölümde sosyal sermaye kavramına geniş bir perspektiften bakılacaktır. Sosyal sermayenin tanımı, temel unsurları, boyutları, sosyal sermaye yaklaşımları ve örgütsel sosyal sermaye kavramı açıklanmaktadır.
2.1.1. Sermaye Kavramı ve Sosyal Sermaye İlişkisi
Sermaye kavramı, işletme tarihi aşamalarında farklı yapılara bürünerek günümüzdeki şekle ulaşmıştır. İlkel, tarımsal, zanaatkârlık dönemlerinde ve endüstriyel devrimde sermaye kavramları farklı anlamlar taşımaktadır. Sermaye, mal, toprak, para ve değerli madenler gibi maddi niteliklerle ifade edilmiştir.
Sermaye kavramı, sadece ekonomik anlamda değer yaratan unsur olarak değil, daha geniş anlamda sahip olunan kaynakların bir değer yaratması bağlamında da kullanılmaktadır. Genel olarak verimliliğe dönüşebilen değerler, kaynaklar olarak ele alınmaktadır (Dogaru, 2009: 7).
Günümüz çalışma ortamında, işletmelerin rekabet üstünlüğü elde ederek yaşamlarını sürdürebilmeleri için kaynaklarını etkili bir şekilde yönetmesi gerekmektedir. Bu kaynaklar araç-gereç, tesis, makine gibi finansal ve somut varlıklar yanında yaratıcılık ve değişen şartlara uyum sağlayabilme esnekliğiyle bilgi, beceri, tecrübe uzmanlığın bileşimi olan insan sermayesi olarak ortaya çıkmaktadır (Kanten, 2016: 19). Genelleme yapılacak olursa, bireylerin neye sahip olduklarını ifade eden ekonomik sermaye, neyi bildiklerine karşılık gelen insan sermayesi, kimi tanıdıklarını ifade eden sosyal sermaye ve kim olduğunuzu ifade eden psikolojik sermaye, rekabet avantajı yaratan sermaye unsurları olarak nitelendirilmektedir (Luthans vd., 2004: 46).
Ekonomik Sermaye: Örgütlerin performansını ortaya koyan göstergelerden
biridir. Bireylerin hem anlık tüketimlerini karşılamayı sağlayan, hem de daha sonra ondan elde edeceği gelirle birikim yapabilecekleri getiriyi sağlayan somut kaynak
olarak tanımlanabilir (Smith, 2012: 237). Geleneksel olarak ekonomik sermaye, işletmeye değer katacak finansal ve somut varlıklardır. Üretim için kullanılan makine, donanım, para ve diğer kaynakları içermektedir (Luthans vd., 2004: 46).
İnsan Sermayesi (Human Capital) Kavramı: Küreselleşme ile bilgi tabanlı
ekonomi daha önemli hale gelmiş ve bilgi tabanlı ekonomide faaliyet gösterecek bireyin, teknolojik yeniliklere hâkim, başarı seviyesi yüksek, bireysel yetkinliklerle donanmış olması gerekmektedir. Üretim ve hizmet sektöründe donanımlı bireyler, değerli mal ve hizmetleri ortaya çıkaran ve katma değer yaratan üretim faktörü olarak algılanmaktadır (Kwon, 2009: 1). Bireyin, çalışma hayatındaki tecrübesi, yetenekleri, almış olduğu eğitim, bilgisi ve düşünme yapısı, beşeri sermaye olarak tanımlamaktadır (Luthans, 2004: 46). Beşeri sermaye, fiziki sermayeyi tamamlayarak, teknolojiyi kullanılabilir hale getirmekte ve verimliliği arttırmaktadır. Dolayısıyla beşeri sermaye, becerilerin ve yeteneklerin bir toplamı olarak biriktirilerek, eğitim yoluyla pekiştirilebilen bir unsura dönüşmektedir (Çakmak ve Gümüş, 2005: 61)
Pozitif Psikolojik Sermaye: Pozitif psikolojik sermaye, olaylar arasındaki
olumlu yönlere odaklanıp, insan içerisindeki gerçekleştirme potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışan bir unsur olarak örgütsel davranış konuları içinde yerini almaktadır. Pozitif psikolojik sermayenin örgütsel davranış içinde geniş bir çalışma ve araştırma alanına sahip olması, bireysel nitelikleri, örgütsel performansı arttırıcı bir niteliğe dönüştürmesi sonucu olmaktadır. Aynı zamanda, ümit, iyimserlik, dayanıklılık ve öz yeterlilik unsurları şimdi ve gelecekte başarı getiren çekirdek oluşumlardır (Luthans vd., 2007c: 542).
Sosyal Sermaye: Toplumsal yaşamın önemli bir aktörü olan insanlar, günlük
hayatlarında sürekli etkileşim içerisinde faaliyetlerini devam ettirmektedirler. Bir sistem içerisinde süregelen ilişkiler, içlerinde düzenli ya da düzensiz bir durum göstermektedir. En önemlisi insanın yaşadığı çevre, bir sistem gibi düşünüldüğünde, dışarıdan gerekli girdiyi alamayan insanın, davranışlarının ve dolayısıyla topluma yansıyan ilişkilerinin değişeceği muhakkaktır. Buradan hareketle belirli bir sistem içerisinde oluşan ilişkiler ağı görünmez bir değere sahip olmaktadır.
Bireylerin aralarında kurmuş oldukları ilişkiler bir araya geldiğinde büyük bir ağ oluşturmaktadır. Bu ağlar, ekonomik alanda maddi değere dönüşmekte ve bu
ilişkilerin ekonomik değere dönüşmesiyle beraber, sosyal ilişkiler sermaye kavramına evrilmektedir. Bilinçli ya da bilinçsiz olsun, karşılıklı çıkar ve işbirliği sağlayan ağlar, normlar ve bir topluluk içindeki bireylerin birbirlerine duydukları güven, sosyal sermayeyi oluşturmaktadır (Putnam, 1995: 67).
Günlük hayatın çözüm bekleyen durumları ya da iş hayatının prosedür ilişkileri, farklı açılardan ele alındığında, ilişkinin önemi daha belirgin hale gelecektir. Bir ekonomik değer yaratabilmek amacıyla oluşturulan, çalışma alanlarında, bireyler ve işletmelerin kendi aralarında oluşturmuş oldukları ağlar, onlar için paha biçilmez bir sermayeye dönüşmektedir. Dolayısıyla bu sosyal ağlar, gerektiğinde kullanılmak üzere ortaya çıkarılmakta ve burada maddi bir metaya dönüşüm söz konusu olmaktadır (Boisjoly vd., 1995: 609).
Küreselleşen dünyada, problemler ve fırsatlar, bağımsız çözüm sağlamak için herhangi bir disiplinin kabiliyetini aşan bir dizi karmaşık ve bağımsız olaylar etrafında var olmaktadır. Günümüzde meydana gelen bu problemler, mevcut çözüm yollarından başka alternatifler düşünmeyi gerekli kılmaktadır. Bu alternatif çözüm yollarından biri de, sosyal sermayenin çeşitli formlarının çözüm olarak sunulmasıdır (Hutchinson ve Vidal, 2004: 143).
Sanayi devrimiyle beraber maddi sermaye unsurları değişmeye başlamış ve özellikle bilgi devrimi ile birlikte, maddi sermaye kavramı yerini diğer soyut sermaye unsurlarına bırakmıştır. Yukarıda da değinilen toplumsal sorunlara, mevcut sistemin yeterli olamaması sonucunda, aranılan alternatiflere, sosyal sermayenin çözüm olabileceği düşüncesi eklenmiştir (Akın, 2012: 27).
Bir arada yaşayan insanlar mekânlar ve kurumlar arasında mantıksal, duygusal ve maddi olmayan bir bağ kurarlar. Kurulmuş olan bu bağın, insanların birbirleriyle olan alışverişini ve ilişkilerini etkilediği görülmesi üzerine, özellikle işletme alanında sosyal sermaye kavramı önem kazanmıştır (Ardahan ve Ezici, 2014: 7).
Sermaye kavramı, sosyo-ekonomik gelişmelerle beraber, ilgili dönemin gerekliliğine bağlı olarak değişkenlik göstermiştir. Tarım, sanayi ve bilgi toplumunun birbirleriyle yer değiştirmesine paralel sermaye kavramının taşıdığı anlam da değişmiştir. Tarım toplumunun temelini oluşturan toprağa bağlılık nedeniyle, toprak, insan gücü ve toprağı işleme içim kullanılan aletler sermaye olarak kabul edilmekte iken
sanayileşmeyle beraber, hammadde, makineler veya ara mamuller sermaye olarak var sayılmakta ve İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllardaki değişen paradigmalarla beraber, bilginin tüm alanlarda yerini almasıyla fiziki sermayenin yerini, insan ve insan ilişkilerinin oluşturduğu sermaye kavramı almaktadır (Dinler, 2000: 17).
Sermaye kavramının mal ve hizmet üretimi amacıyla kaynak olarak kullanılması genel amacını oluşturmakta ve mal ve hizmetin üretilip, son kullanana ulaştırılması esnasında ortaya çıkan değişim değeri sermayenin ikinci amacını ifade etmektedir (Kapu, 2008: 260).
Sermaye teriminin ilk çağrıştırdığı anlam, bireylerin ekonomik güçleri olmaktadır (Giderler vd., 2015: 548). Klasik teori ise, bu kavram fiziki bir nitelikle ele alınmaktadır. Dolayısıyla fiziki sermayeye sahip olmak veya elde tutmak bir çabanın sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bir uğraş sonucu ortaya çıkan fiziki sermaye depolanabilme açısından sermayeye somut bir etki yapmaktadır ve durağandır (Tüysüz, 2011: 24-25).
Sermaye kavramının neoklasik teori kapsamında incelenmesinde, beşeri sermaye ve kültürel sermaye kavramı önem teşkil etmektedir. Çalışanların, üretim sürecine yapmış oldukları katkıları, kendi açılarından sınıflandırıldığında, bilgi ve deneyimlerinin farklılığı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla işgörenler, üretim süreci esnasında kullanmış oldukları bilgi ve tecrübelerinin farklılığını öne sürerek, olmayanlara karşı bir avantaj oluşturmasını talep etmektedirler. Burada da beşeri sermaye kavramının önemi ortaya çıkmaktadır. Nitelikli işgücü, üretime daha fazla girdide bulunulmasına yol açmakta dolayısıyla ücret gibi kazanımların da buna paralel olması gerekmektedir (Lin, 2005: 3).
Bireyin yaşamı boyunca edindiği tecrübelere kendi yeteneğini katarak oluşturduğu kazanımların bir sonucu olan beşeri sermaye ile sosyal sermaye birbirini tamamlayan bir niteliğe bürünmektedir. Coleman ve Putnam bu alanda yapmış oldukları çalışmalarla insan sermayesinin ve sosyal sermayenin bütünleştirici yönlerine işaret etmişlerdir (Tüysüz, 2011: 25).
Tablo 2.1: Beşeri ve Sosyal Sermayenin Ayrışması
Beşeri Sermaye Sosyal Sermaye
Objesi Bireyler İlişki Düzeyi
Kaynağı Okul ve hayat boyu eğitim süreci Eğitim, sosyal değerler ve iletişim imkânları.
Ölçümü Eğitim süresi ve kalitesi Davranışlar, değerler, üyelikler, katılımlar ve güven seviyesi. Sonuçları Direkt: Gelir ve verimlilik Dolaylı:
Sağlık ve sivil aktiviteler
Sosyal bağlılık, ekonomik başarı. daha çok sosyal sermaye.
Etkileşim Doğrusal Dolambaçlılık/ Karşılıklılık
Kaynak: Karagül ve Masca, 2005: 47.
Kültürel sermaye, kişinin doğumuyla beraber hayattan edindiği tecrübelerle, aileden kazandığı ve okul, iş, toplumsal hayattan edindiği birikimlerin biçimsel ya da biçimsel olmayan eğitimle elde ettiklerinin bir sonucu olan birikimleridir (Bourdieu, 1986: 243). Bourdieu’ ya göre kültürel sermaye suni bir şekilde topluma egemen olan kitlelerce oluşturulmakta veya onların egemen kültürü özellikle okuldaki formal eğitimle diğer kitlelere servis edilmektedir. Böylesi bir disiplin, toplumun tüm katmanlarınca benimsenmemektedir. Bu disiplini benimsemeyen bireyler yine bu egemen grupların organizasyonundan iş alarak sisteme katılmaktadırlar. Dolayısıyla fiziksel, sosyal ve kültürel sermaye böyle bir potada bir araya gelmektedir (Field, 2003: 15-16).
2.1.2. Sosyal Sermaye Olgusu
Bireylerin aralarında kurmuş oldukları ilişkiler ve bu ilişkilerin meydana getirdiği ağlar, sosyal bir hayat içinde bireye bir takım değerler kazandırmaktadır. Bu değerler maddi olarak ortaya çıktığı gibi bireyin hayatını kolaylaştıran farklı olanakları da sunabilmektedir.
Sosyal sermaye, geniş bir perspektiften bakıldığında sivil katılım, kişiler arası güven ve etkili kolektif eylem olarak görünmektedir. Burada sosyal sermaye olgusunu
ifade eden durum, bazı kavramların sistematik bir şekilde birbirine bağlanmasıdır. Bu kavramlar; sivil katılım, normlar, etkili kolektif eylemler yapan bireyleri karşılıklı fayda için eşgüdüm ve işbirliği içinde hareket eden organizasyonlar olarak aynı paydada birleştirmektedir. Sosyal sermayenin temel amacı toplumsal seviyeyi artırmaktır (Putnam, 1995: 67).
Sosyal sermaye kavramını, yazmış olduğu Yalnız Başına Bowling eseri ile tanıtan Putnam, sosyoloji ve siyasal bilimlerle ilişkilendirerek, sosyal sermayenin popülerliğini artırmıştır. Kavramı, ekonomi, yönetim ve kamu politikasını içeren çeşitli alanlara tanıtmıştır. Sosyal sermaye ile ilgili olarak, farklı görüşler ortaya koymayı amaçlayan sayısız sıfat, faktör veya işlemlerle karşılaşılmaktadır. Sosyal sermayenin analiz edilmesiyle, toplumsal yaşam içinde ortak eylem, mal ve hizmet formundaki kaynaklara ulaşma imkânı ve sivil katılım olarak çeşitliliği ortaya konulmuştur. Foley ve Edwards (1999), sosyal sermaye hakkında deneysel araştırma yapılan 45 makaleyi incelediken sonra, literatürü dört boyutta ele almaktadır. Bunlar; sosyal sermayeyi bağımlı bir değişken olarak kabul edenler, sosyal sermayeyi bağımsız bir değişken olarak kabul edenler, sosyal sermayeyi normlar, değerler ve tutumlar açısından işlevsel kılanlar ve sosyal yapıya sosyal ağlar ve organizasyonlar açısından odaklanma olarak ele alan çalışmalardır (Crank, 2007: 21).
Sosyal sermaye tartışmalarında, sosyal sermaye, sosyal ağlar ve örgütsel sermaye gibi yapıları ayırmak önemlidir. Bazı yazarlar, sosyal ağları ve örgütsel sermayeyi eş anlamlı olarak kullanmışlardır. Sosyal ağlar kavramı, toplumdaki etkileşim kalıplarına işaret etmektedir. Fakat sosyal sermaye yapısı sosyal ağlardan daha geniştir. Sosyal sermaye kimin kiminle etkileşime girdiğinin ötesine gitmektedir. Etkileşimin, nasıl bir güvene ve nihayetinde etkili kolektif eyleme yol açtığı ile ilgilidir. Benzer bir şekilde, bazıları sosyal sermayenin, örgütler arasındaki bağlantılar ve temaslar ile ilgili olduğunu değerlendirmektedir. Bu, örgütsel sermaye olarak isimlendirilebilir fakat sosyal sermaye kavramı içinde söylenemez. Herhangi biri, sosyal olarak şirketinde birçok kişiyle temasta ve etkileşimde bulunulabilir. Fakat insanlar toplantılara katılmıyorsa ve bu temaslar o kimselere fayda sağlamıyorsa, çevresindeki diğer insanlara ne kadar faydalı olduğu tartışılır. Bundan dolayı örgütsel etkileşim sosyal sermayenin yeterli ölçümü değildir (Rohe, 2004: 159).
Robert Putnam’a Göre Sosyal Sermaye Olgusu: Putnam, sosyal sermaye ile
ilgili olarak “karşılıklı çıkar için koordinasyon ve işbirliğini sağlayan ağlar, normlar ve sosyal güven gibi sosyal organizasyonların özellikleri” olarak tanımlamaktadır. Sosyal sermaye kavramının önemli unsuru olarak, bireylerin aralarında oluşturdukları sosyal ağlara dikkat çekmektedir. Bu ağları sağlamlaştıran bireylerin birbirlerine güvenleridir. Güven temeline oturmuş ağlar yoluyla pekiştirilmiş iletişim, genele yansıdığında toplumsal olayları biçimleştiren ve kamusal alanda işleyişi kolaylaştıran bir yapıya dönüşmektedir. Dolayısıyla bireysel düzeyde başlayan sosyal bağlar, toplumsal kurallara ve güvene dönüşmektedir (Putnam, 1995: 66-67).
Toplumsal hayat içindeki ilişkilerle sosyal sermaye kavramını açıklamaya çalışan, gerçekte politik bilim adamı sıfatı ile tanınan Putnam, sosyal sermayeyi bağlayıcı ve köprü kurucu olarak ifade etmektedir (Putnam, 2000: 22).
Sosyal sermaye olgusunu Putnam, sadece olumlu bir yaklaşımla ele almamıştır. Bir mahalledeki sakinler birbirlerini bildikleri ve güvendikleri ve aynı değerleri paylaştıkları için sosyal olarak bağlı olabilir ama bu bağlılık ırkçılık ve suç gruplarının oluşumu da kolaylaştıran bir bağ olabilmektedir. Bireysel olarak erişemedikleri değerlere toplumun bir bölümünün aleyhine olacak şekilde ağlar kurarak ulaşabilir ki, bu da sosyal sermayenin karanlık yüzü olarak gösterilmektedir (Carpiano, 2004: 35).
Bourdieu’a Göre Sosyal Sermaye Olgusu: Pierre Bourdieu’nun sosyal
sermayesinde karşılıklı tanışıklık ve tanınma vardır. Kurumsallaşmış ilişkiler, sağlam bir ağ sahipliği meydana getirir. Buna bağlı olarak potansiyel kaynakların tümü olarak kavramsallaşır. Genel olarak, bir kişinin sahip olduğu sosyal sermayenin miktarı, bireyin etkili olarak harekete geçirebildiği ağ bağlantılarının boyutuna, her bir kişinin sahip olduğu ekonomik, kültürel veya sembolik sermayenin türü ve miktarına bağlı olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca sosyal sermaye temeli ekonomik sermayeye bağlansa da sadece ekonomik sermayeyi baz almanın yeterli olmayacağını ifade etmektedir (Bourdieu, 1986: 248-249).
Bourdieu’ ya göre ekonomik sermayeden köken alan sosyal sermaye, toplumu oluşturan sınıflar arasında eşit olmayan bir durum yaratmaktadır. Bu eşitsizlik kendini sürekli tekrarlamaktadır. Dolayısıyla sosyal sermaye üstünlüklerin baskın olduğu bir oluşumla sadece onlara fayda getiren bir mekanizmaya dönüşmektedir. Ayrıca sosyal
sermayenin önemli bir unsuru olan, güven faktörü de bu oluşumda yoktur (Ağcasulu, 2017: 118).
Coleman’a Göre Sosyal Sermaye Olgusu: Coleman yapmış olduğu
çalışmalarda iktisat ile sosyoloji çerçevesinde sosyal sermaye olgusunu incelemiştir. Bireylerin ulaşmak istedikleri hedeflere birlik oluşturarak ilerlemelerini sosyal sermayelerinin temeli olarak almıştır. Yani kullanılabilecek kaynaklara ulaşmada bir basamak olarak, özel ve kamu mallarına ulaşmada aracılık etmektedir. Burada bireyler rasyonel davranarak, hedeflerine ulaşmada görünmez bir köprü olarak, sosyal sermayeyi oluştururlar (Field, 2003: 23). Sosyal sermaye bireye bir kaynak sağlamakta ve güven çerçevesinde, bireysellikten topluluğa doğru, altında çıkar amacı olan bir hareket bulunmaktadır (Field, 2008: 28). Dolayısıyla birey kendisinin yapması halinde yüksek maliyetle karşılaşacağı bir faaliyeti, daha az maliyetle sosyal sermaye çerçevesinde yapabilmektedir (Coleman, 1988: 117).
Sosyal sermayenin ekonomik ve sosyal hayattaki varlığını incelerken, özellikle günlük hayattaki oluşumlarını da göz önüne almıştır. Buradan hareketle Amerika Detroit’te az gelişmiş bir bölgeden, nispeten daha güvenli ve iyi sosyal bağlara sahip insanların yaşadıkları Güney Bölgesi’ne göç eden bir ailenin çocuklarının, gözetim altında olmaksızın rahat oyun oynayabilmelerini sosyal sermaye varlığına bağlamıştır (Tüysüz, 2011: 13).
Sosyal etkileşimlerle, maliyeti azaltıcı ve ekonomik işlemleri kolaylaştırıcı yönüyle ifade edilmiş olan Ahilik olgusu, Anadolu’da yüzyıllardır süregelen bir gelenek olmuştur. Bu yönüyle sosyal sermaye tekelleşme ve adil olmayan kazancın önüne geçmede de önemli bir faktör olmuştur (Tüysüz, 2011: 13).
Fukuyama’ya Göre Sosyal Sermaye Olgusu: :Fukuyama, sosyal sermaye
olgusu için, din, ahlâk, güven ve sosyal değerler gibi soyut kavramlarla, ekonomik düzen ve sosyal hayat bağlamını birleştirerek bir bütüne ulaşmaya çalışmaktadır. Din, ahlâk, güven ve sosyal değerler olmaksızın elde edilen ekonomik değerlerin eksik olduğunu, etik olmadığını ifade etmektedir. Özellikle, sosyal toplum içerisinde bir araya gelmiş bireylerin oluşturduğu ağların önemine dikkat çekmektedir. Toplumsal yaşamdaki karşılıklı ilişkiler birçok probleme çözüm olmaktadır. Ona göre aşırı bireyselleşme ahlâki ve sosyal değerleri yok etmektedir (Fukuyama, 2009: 20).
Sosyal sermaye güven faktörüyle paralel anılmaktadır. Bireysel ya da toplumsal ilişkiler, kurumsal olsun olmasın güven temelinde yürümektedir (Field, 2008: 88). Fukuyama, güveni, sosyal sermayenin ölçüsü olarak almaktadır. Bireyler birbirlerine verdikleri taahhütleri yerine getirirse, kurallara, toplumsal çıkarlar lehinde uyarlarsa aralarındaki ilişkileri devam ettirmeleri ve amaçlarına ulaşmaları kolay olacaktır (Fukuyama, 2009: 75).
Gelişmekte olan ülkelere bakıldığında, bireylerin, gelişmiş ülkelere nazaran aralarında çok fazla bağ oluşturarak, akrabalık, hemşehrilik gibi kendi amaçlarını asgaride yerine getirebilecek ağlar kurduğu görülmektedir. Ancak bu ağların ekonomik değere sahip olabilmesi için değişime direnç noktasındaki kırılganlığı gereklidir. Bu tür ağlar için yasal çerçevede oluşturulan kurumlar sosyal sermaye ve güven oluşumunun sonucunda işlem maliyetleri için avantajlı olmaktadır (Kangal, 2003: 27). Ayrıca, etik değerlerle oluşturulmuş aile ve toplum kurumlarının birbirine uyumu ile daha güçlü kurumlar, devletin desteği olmaksızın oluşturulabilir (Tüysüz, 2011: 16).
Tablo 2.2: Sosyal Sermayenin Tanımı, Amacı ve Analizi
Tanım Amaç Analiz
Bourdieu Grup mallarına erişimi
sağlayan kaynaklar.
Ekonomik sermayeyi
güvence altına almak. Sınıf rekabeti içinde olan bireyler.
Coleman Bireylerin kendi amaçlarına ulaşmak için kullanabilecekleri sosyal yapının yönleridir.
Beşeri sermayeyi güvence altına almak.
Aile ve toplum içendeki olan bireyler.
Putnam Ortak faydalar için
işbirliğini kolaylaştıran güven, norm ve ilişki ağlarıdır.
Etkin demokrasiyi güvence altına almak.
Ülke içindeki bölgeler.
2.1.3. Sosyal Sermayenin Temel Bileşenleri
Sosyal sermaye kavramsal olarak ele alındığında bileşenleri, örgütsel davranış, işletmefaaliyetleri etkinliği ve toplumsal sorunlara çözüm olabilme yetkinliği olarak ortaya çıkmaktadır.
Sosyal sermaye kavramı birçok şekilde kavramsallaştırılmaktadır. Buradan hareketle toplumsal ilişkiler ve bu ilişkilerin işaret ettiği kaynaklar, belirli amaçlara ulaşabilmek için bireyler tarafından kullanılabilir. Örgütler, bireysel ve sosyal uzmanlığın ekonomik olarak faydalı ürünlere ve hizmetlere dönüştürüldüğü sosyal toplumlar olarak kabul edildiğinde sosyal ilişkilerin yönetimi için sosyal sermaye değerli bir kaynak olarak ortaya çıkamaktadır (Nahapiet ve Ghoshal, 1998: 243). Sosyal sermaye, sosyal ağları ve karşılıklı davranış ve güvenilirlik normlarını çevrelemesinden dolayı hem yapısal hem de tutumsal özellikleri ile çok boyutlu bir yapıdır (Putnam, 2000: 19). Sosyal sermaye sınıflandırılmasında örgütsel sosyal sermayeyi üç unsur oluşturmaktadır. Birincisi kişiler arasındaki bağlantılardan hareketle yapısal sosyal sermaye; ikincisi kişiler arasındaki güveni temel alan ilişkisel sosyal sermaye ve üçüncü olarak da kişiler arasındaki ortak amaçlar ve değerler seviyesini konu alan bilişsel sosyal sermayedir (Andrews, 2010: 586).
2.1.3.1. Sosyal Sermaye Boyutları
Yapısal Boyut:Yapısal sosyal sermaye insanlar ve birlikler arasındaki
bağlantıların yapılarını ifade etmektedir (Nahapiet ve Ghoshal, 1998: 244). Bu yapılar, meslektaşlar, birlikler ve departmanlar arasındaki resmi ve resmi olmayan işbirliği ve eşgüdümlü çalışma koşulları ile bireysel ve örgütsel performansı geliştiren etkiler meydana getirmektedir. Yapısal sosyal sermayenin önemli bir unsuru kaynaklara ve bilgiye erişim sunan ağ bağlantılarıdır. Sosyal sermayenin bir diğer unsuru bilginin, bir örgütte iletildiği kanalları oluşturan ağ yapısıdır.‘Ağ’ teriminin örgütteki işbirliklerini ifade ettiğini ve bu yüzden kamu yönetimi çalışmalarındakinden farklı bir şekilde kullanıldığını belirtmek önemlidir. Araştırmalar, ağ yapısının, ağ bağlantılarının ve yüksek seviyelerdeki sosyal etkileşimlerin, bir örgütteki bilgi değiş tokuşuna, nasıl daha esnek ve kolay erişilebilir olmasına etki ettiğini göstermiştir. Çünkü bir ağ bireylerin sadece bilgiye erişimini geliştirmez onun tam zamanında bilgilendirilmesini mümkün kılmaktadır (Tartardini ve Kroll, 2015: 85). Böylelikle örgüt içindeki farklı bölümler
arasında etkileşim artar ve üst düzey yöneticilerin kolektif amaçları başarması ve az bulunur kaynakları değerlendirmesi olanaklı olmaktadır (Andrews, 2010: 586).
İlişkisel Boyut: İlişkisel sosyal sermaye bir örgütteki bireyler arasındaki
karşılıklı davranış ve güven seviyesini ifade etmesinden hareketle, örgütsel roller, ilişiler, deneyimler ve karşılıklı bağımlılıklar baz alınarak, bireylerin sahip oldukları pozitif beklentiler olarak tanımlanabilir. Burada bahsi geçen güven kavraımı, farklı yazarlar tarafından yaygın biçimde ele alınan konulardan biridir. Sosyal sermayenin hem toplumsal seviyede hem de örgütsel seviyede ana unsurlarından biri olarak tanımlanmaktadır (Tantardini ve Kroll, 2015: 87).
Sosyal sermayenin ilişkisel boyutu güvenilirlik ve karşılıklılık unsurunu içermektedir. Bu unsurlar örgüt içindeki fırsatçılığın azalması, bilginin paylaşılması ve örgüt üyeleri arasında paylaşılan işbirliğinin artmasına neden olmaktadır (Özdemir, 2008: 87). Özellikle aile işletmeleri sermaye bakımından sosyal sermaye yoğun işletmelerdir ve ilişkisel boyut bu aile işletmelerinde güven, yükümlülükler ve normlar çerçevesinde oluşmuştur (Özler vd., 2007: 444).
Örgüt üyeleri güven çerçevesinde, liderin güçlü bir destek figürolduğunu, karşılıklı zorunlu ilişkilerin yürütülmesi gerektiğini ve kendi aralarındaki bağları eş zamanlı olarak kavrayabilirler. Böyle olumlu örgüt içi ilişkiler, çalışanın daha iyi performans göstermesi ile sonuçlanabilir. Yüksek seviyelerdeki güven; farklı örgütsel seviyelerdeki yöneticileri ücretsiz olarak fikirleri ve bilgiyi değiş tokuş yapmalarını teşvik ederek, bürokratik verimliliği ve etkililiği arttırabilir. Karşılıklı davranışın ortak normları, hem böyle değiş tokuşları desteklemektedir hem de aynı topluluğun üyeleri arasında bağlar oluşturarak gerekli motivasyonu sağlamaktadır. Güçlü ilişkisel bağlar daha iyi başka sonuçlara yol açabilen güçlü örgütsel bağlılık gibi bir sürü dışsallıklarla bağlantılıdır (Andrews, 2010: 587).
Bilişsel Boyut: Bilişsel boyut, sosyal sermaye içerisinde tam olarak yerini
alarak tanımlanması söz konusu olmamakla beraber çoğu yazar üçüncü boyut olarak literatürde anlatmıştır. Bilişsel boyut, zihinsel süreçlerin yapısal sistemini ifade eden bir çerçeve içinde ele alınmaktadır. Bu bağlamda; bilişsel boyut, sosyal bir ağda bireyler arasındaki mevcut kollektif bir şemada bir bireyin konumlandırılma derecesinden bahsetmektedir (Fredette, 2009: 33).
Örgütün görev ve değerlerinin örgütteki bireyler arasında ortak yorumlanması, örgütsel performans için imkân dâhilinde olumlu dışsallıklar oluşturarak, onların çevresel belirsizliklere beraber karşı koymalarını sağlayacak bilişsel şablonlar sunacaktır (Andrews, 2010: 587). Örgüt içinde kolektif eylemleri tanımlayabilme yeteneği ve istekliliği örgüt için daha büyük işler yapabilme çabasını devam ettirecektir (Leana ve Van Burren, 1999: 542).
Bilişsel boyutun yapısında bireylerin karşılıklı ilişkileriyle olarak ortaya çıkan bir sinerji bulunmaktadır. Bu etki kollektif akıl, bireylerin inanışlarını etkileyen ve bu inanışlardan etkilenen bilgi kodu fikrine yakındır. Bu etkileşimin sonucu olarak yapılar ve uygulamalar arasındaki ilişkiye arabuluculuk eden kararlar, fark edilen fırsatların, yorumlama ve şekillendirme tercihlerinin ortak kalıplarını ya da kolektif anlam sistemlerinin varlığını kabul etmiştir. Bireyler benzer bir görüş paylaştığı ölçüde, birbirleriyle aynı dünyayı gördükleri varsayılabilmektedir. Sosyal ve örgütsel uygulamalarda yerleşik kolektif bilgi, kolektif eylem olarak kabul edilen uygulamaya dayalı ve örtük deneyimlerde bulunmaktadır. ‘Biz anlatabildiğimizden daha fazlasını bilebiliriz’ düşüncesini yansıtmaktadır. Duruma bağlı öğrenmenin sosyal etkileşim perspektifi üzerinde inşa edilen, örgütsel bilme durağan yerleşik yetenek ya da kişilerin değişmez doğası değildir. Bundan ziyade, süregelen sosyal başarmadır. Uygulamada bilgiden ziyade bilme sürecine odaklanmaktadır ve örgütün içerisindeki faaliyet, bilişsel yerleşiklik bireyler tarafından tutulan bilgiyi yansıtmaktadır (Fredette, 2009: 34-35).
Sonuç olarak bilişsel sosyal sermaye; bilgi değiş tokuşlarının ve kolektif eylemin yer aldığı çevreyi oluşturan daha geniş örgütsel görev ve değerler ile oluşturulmaktadır. Eğer örgüt üyeleri ortak stratejik bir vizyon paylaşırlarsa ve izlerlerse, bu durum hem birleşmeyi hem de kolektif sorumluluğu teşvik edebilmektedir. Bilişsel sosyal sermaye; güven hislerinden ziyade örgütsel değerlerin ve amaçların öznel yorumların bahsi geçen örgütteki birçok kişi tarafından ne ölçüde paylaşıldığı ile ilgili olması bakımından ilişkisel sosyal sermayeden farklı olmaktadır. Her ne kadar ortak normun örgütteki diğer kişilere güvenmemek olduğu bazı örgütleri göz önünde bulundurmak mümkün olsa da, sosyal sermayenin bu iki boyutu yine de birbiriyle ilişkilidir (Andrews, 2010: 587).
2.1.3.2. Sosyal Sermaye Unsurları
Güven Unsuru: Son yıllarda güven üzerine yapılan çalışmalar sosyal bilimler
alanlarında artış göstermektedir. Yapılan çalışmalar, sosyal sermayenin güven, kurallar ve iletişim ağları ile kurulup sürdürülebileceği kriterinden yola çıkarak toplumun verimliliğinin koordineli eylemler yaparak geliştirilebileceğini vurgulamaktadır.
Güven, eylemi yapanlar açısından, grubu daha iyi işbirliğine sevk eden bir mekanizmaya sahiptir. İşlem ve gözlem maliyetlerini azaltarak işletmenin rekabet gücünü artırıcı bir rol üstlenmektedir. Organizasyonların içinde bulunduğu toplumun tekerleklerinin kolayca dönmesine izin veren evrensel bir yağlayıcı madde olarak görev yapmaktadır (Hooghe, 2007: 714)
Sosyal sermayede güven önemli bir unsur olarak yerini almaktadır. Güven faktörünü sosyal sermayenin bir çıktısı olarak gören yaklaşımlar kadar, sosyal sermayede kurucu aktör olarak gören yaklaşımlar da vardır. Bireyler arasında kurulan ilişkiler zamanla gelişerek kurumsal bir yapıya bürünmektedir. Bu yapı bilgi paylaşımını artıran bir rol oynamaktadır (Baykal ve Gürbüz, 2016: 81).
Güven, grup içinde bir bireyin diğerleri ya da diğeri ile ilgili olarak tahmin edilebilen davranışı olarak kabul edilmektedir. Başka bir yaklaşım güveni, herhangi bir belirgin bir aktör, tecrübe ya da beklenti ile ilişkisi olmayan genel bir tutum ya da yaratılış özelliği olarak görmektedir. Beklenti temeline dayanan güven unsurunda daima bağımsız bir aktörün gelecek davranışı hakkındaki hesaplamaları dikkat çekicidir. Böylece bir risk durumunda menfaate uygun alternatiflerin seçilmesinde kullanılmaktadır. Bir aktörden gelebilecek herhangi bir riski bertaraf etmek için, bilinçli ya da bilinçsiz oluşturulan başarılı bir işbirliği sonucunda güven, sigorta olarak ortaya çıkmaktadır (Hooghe, 2007: 715). Böylece ortaya çıkan güven yakın modern tüccar topluluklarda, alışveriş maliyetlerini azaltır. Bu da, alışverişi yapılan malların ve hizmetlerin niteliklerini ölçme ve tanımlama maliyetleri ve yapılan sözleşmelere uygun anlaşmaların yerine getirilmesini sağlama maliyetleridir. Organizasyonlar içinde kodlanmış veya açıkça belirtilmiş yazılı kanunları kadar, bireyler ve gruplar tarafından içselleştirilen sözsüz normlarında olduğu gibi resmi olmayan normlara ihtiyaç duyulmaktadır. Ağ içinde oluşan ve kendiliğinden hareket edenbilgi, normlar hakkındaki algıyı yaymaktadır. Yaptırım ve ödül yoluyla, örgüt üyelerinin kendilerine
olan sadakatini arttırmaktadır. Ağ üyeleri arasında sadece güven değil güvenilirlik de ortak hedefleri elde etmek için gerekli bir unsur olmaktadır (Aslanian, 2006: 385).
Grup üyeleri ortak fayda için işbirliği yapma yükümlülüğünü içselleştirmiştir. Grup üyeleri kaynaklarını ortak havuza aktarırlar ve böylece onların itibarı garanti altına alınmış olur. Genel olarak, ticaret ilişkileri ağı ne kadar sıkı ise itibarın değeri de o kadar büyük olur (Hooghe, 2007: 717).
Sosyal sermayede güven konusunda yapılan çalışmalar arasında en çok kabul gören çalışmalardan biri ise Ulsaner (2004)’in yaklaşımıdır. Burada güven, genel olarak üç kategoride incelenmektedir. Bireylerin aralarında yapmış oldukları stratejiye dayandırılan stratejik güven, kişilerin birbirleriyle beklentilerine göre şekillenen genelleştirilmiş güven ve bireylerin kurumlarına duydukları güven olarak sınıflandırılmaktadır (Uçar, 2010: 40).
Sosyal Sermayede Aidiyet Unsuru: Bireyin kendini herhangi bir unsura bağlı
olduğunu hissedebilmesi onun için oldukça rahatlatıcı bir duygudur ve yaşamını devam ettirebilmesi için gereklidir. Bir yere ait olmadan yaşamı devam ettirmeye çalışmak, bireyin sosyal yaşam ve çalışma yaşamı içinde kendini sürekli eksik hissetmesine neden olmaktadır.
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde, sosyal ihtiyaçlar içerisinde, bir gruba mensup olma ve kabul edilme faktörü ele alınmaktadır (Koçel, 2005: 639). Her insanda içgüdüsel olarak ait olma ihtiyacı vardır. Bireyler başka bireylerle iletişim kurarak bir bağ geliştirir ve ait olma ihtiyacını karşılamaya çalışır. Ait olma hissi motive edici bir unsurdur. Olumlu bir iletişim, güvenlik duygusu ve işle edinilen çevre ile aidiyet duygusu oluşmaktadır. Bu yolla bireyler endişe duymadan ortak amaçları yerine getirmek için istekle çalışır. Dolayısıyla aidiyet hissi motive edici bir unsur olarak, örgüt içinde hakkaniyetli ve yetenekli bir yönetici ile birleşirse kendini işe adayan çalışanlar ortaya çıkar. Bir bütünün parçası olma duygusu, sistemin alt bileşenlerinin bütünü oluşturması gibi fiziksel bir metaforla açıklanabilir (Töremen, 2002: 564).
Organizasyon içindeki ilişkilerle oluşan aidiyetle beraber, bireylerin, kendilerini çalıştıkları organizasyonla özdeşleştirmeleri ve organizasyonun çalışmalarına gönülden katılmaları sonucunda örgütsel aidiyet oluşmaktadır.