• Sonuç bulunamadı

Özal'ın Köşk frağı hazır

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Özal'ın Köşk frağı hazır"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

*

3

©

©

A vru p ara (ECU)

O ünyapara

Mevduat

Hesabı

M evduat

Hesabı

Cum huriyet

"İyi B ankam da

h iz m e t h iz m e t ü stü n e .

6 0

PAMUKBANK

i y i b a n k a d ı r

66. Yıl; Sayı: 23416

Kurucusu: Yunus Nadi

600TL.

(k d v dahil)

31 Ekim 1989 Salı

Bugün yapılacak 3. tur oylamayla Türkiye’nin 8. cumhurbaşkanlığına seçilmesi bekleniyor

Ozal’m Çankaya günü

ANKARA’DAN

NOTLAR__________

• T • • •*

Inonu

‘nezaketen’

el sıkacak

A H M E T T A N ~ ANKARA — Özal’ın adaylığı ve “21.80’lik çoğunlukla tek başına Cumhurbaşkanlığı seçimi yaptırmasına” Kenan Evren’in

tavrı nedir?

Bu haftalardır merak konusu. Tıpkı İnönü’nün yarından itibaren Özal’ın elini sıkıp sıkmayacağı gibi.

SHP lideri İnönü bize dün ak­ şam üzere telefonda “nezaketen

(Arkası Sa. 17, Sü. 4 'de)

CÜNEYT ABCAYÜREK

yazıyor_____________

Veda ve

Sefa Günü

ANKARA — Ölgün güneş ışık­ ları, kestane ağaçlarının sarar­ mış yaprakları asfalta dökülüyor. Başbakanlık binasının önündeki alanda yüzlerce sivil polis, bir o kadar bakan arabalarının şoför­ leri, tek tük sade vatandaş. Ka­ pıdan yola kadar cırlak kırmızı renkte bir yol halısının iki yanın­ da resmi polisler bekleşiyor.

İlk önce sivil polislerin elinde­ ki telsizler cızırdadı. Sonra Baş­ bakanlık binasından yangın alar­ mını andıran zil sesi sokağa taş­ tı. Binanın, içinde ve dışında bir-

(Arkası Sa. 14, Sü. l'de)

IZMİR’den

H İ K M E T ^

Nasıl Bir

Muhalefet?

Halk artık ‘eli sopalı

muhalefet’ istemiyor.

İnönü’nün yumuşak,

uzlaşmacı tavrı, politikanın

dışındaki kesimin -ki

bunların sayısı milyonları

buluyor- ilgisini çekiyor.

İnönü'nün ‘sine-i m illet’ten

caymasını bile hoşgörüyle

karşılıyorlar. Özal, bugün

cumhurbaşkanı seçilecek.

Bakalım

SHP

bundan

sonra ne yapacak?

Göreceğiz... 11. Sayfada

G

ö z l e r

3

.

t u r d a

S

e c il in c e

n e

o l a c a k

?

Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan Başbakan Özal’ın Özal’ın bugünkü oylamada cumhurbaşkanlığına

bugün TBM M ’de yapılacak üçüncü tur oylama

seçilmesi halinde milletvekilliği ve A N A P Genel

sonunda, 8. cumhurbaşkanı seçilmesi bekleniyor. Özal

Başkanlığı sıfatı kendiliğinden düşecek. Anayasa

bundan önceki oylamalarda 1. turda 247, 2. turda 256

gereğince TBM M üyesi olmayan bir kişinin başbakanlık

oy almıştı. Öteki aday Fethi Çelikbaş ise 1. turda 18, 2. yapması da m üm kün olmadığından, Özal başbakanlık

turda 17 oy elde etmişti. Ozal’ın bugün cumhurbaşkanı görevinden de ayrılmış olacak. 9 kasımda ise

seçilebilmesi için 226 oy alması gerekiyor. Daha önceki TB M M ’nin özel oturumunda ant içerek kutlamaları

turlarda olduğu gibi muhalefet

5.

tura da katılmıyor

kabul edecek ve aynı gün Evrenden görevi devralacak.

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Türkiye’nin 8. rım Akbulut başkanlığında yapacağı toplantıda Turgut Meclisle ve Meclisin çevresindeki alanların boş tutul- cumhurbaşkanlığına bugün Başbakan Türgut Ozal’ın Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesine kesin gözle bakili- ması için önlem aldı. TBMM Emniyet Müdürlüğü bu- TBMM’de yapılacak 3. tur oylamada seçilmesi bekle- yor. SHP ve DYP milletvekilleri TBMM’nin bugünkü gün ve Özal’ın görevi devralacağı 9 kasım günü Mecli- myor. Ozal’ın 7 yıl için cumhurbaşkanı seçilmesiyle bir- oturumuna katılmayacaklar, sonuçları kulislerdeki ka- se giriş ve çıkışların sıkı bir biçimde kontrol edilmesi, lıkte ANAP üyeliği sona erecek, milletvekilliği, başba- palı devre televizyonlardan izleyecekler. Başbakan Özal- dinleyicilerin ve milletvekillerinin daha titiz bir biçim- kanlık ve ANAP genel başkanlığı sıfatları düşecek. Baş- in cumhurbaşkanı seçilmesi için 226 oy yeterli olacak, de aranması, Meclis içinde herhangi bir olaya meydan bakan Turgut Ozal, bu sabah toplanacak olan ANAP Özal, TBMM’de yapılan ilk turda 247, ikinci turda da verilmemesi için güvenlik önlemlerini arttırdı, grubunda son kez milletvekilleri ve partisinin il başkan- 256 oy almıştı. Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden Anayasa uyarınca Başbakan Özal’ın cumhuı başka- larına hitap ederek bir veda konuşması yapacak. Cum- sonra kısa bir teşekkür konuşması yapması bekleniyor, nı seçilmesiyle birlikte partiyle ilişkisi kesilmiş olacak huıbaşkanlığı devir-teslim töreni ise 9 kasımda gerçek- Cumhurbaşkanlığı seçiminin 3. turu nedeniyle Mec- Özal’ın milletvekilliği sıfatı da seçildiği anda düşmüş leştirilecek. Cumhurbaşkanlığı için yapılacak seçim te- liste olağanüstü güvenlik önlemleri uygulanıyor. TBMM sayılacak. Özal böylece ANAP genel başkanlığı ve baş- levizyonun 1. Kanab’ndan naklen yayınlanacak. Emniyet Müdürlüğü, Meclise gelecek otoların giriş ka- bakanlık görevlerinden de ayrılmış olacak.

TBMM Genel Kurulu’nuıı bugün saat 15.00’te Yıldı- pılarından uzakta bulunan otoparka park edilmesi ve (Arkası Sa. 14, Sü. 7’de)

Veda ziyaretlerine başlayan Cumhurbaşkanı, 3. tur oylama için TBM M ’y e gelmeyecek

Evren, oylamayı izlemiyor

ANAP’A SON UYARI

Demirel:

Vebal

altında

kalırsınız

Partisinin genel idare

kurulu toplantısından

sonra gazetecilerin

sorularını yanıtlayan

D Y P

Genel Başkanı,

“ A N A P

grubuna diyeceğim şudur:

Çok büyük vebal altına

giriyorsunuz, suç

işliyorsunuz, siyaseten iflas

etmiş bir kişiyi

Çankaya’ya çıkarmakla

büyük günah işliyorsunuz”

dedi.

11. Sayfada

DOKTOR GÖZÜYLE

Ulusal

strese karşı

7 önlem

D r. E R D A L A T A B E K

Halk dilinde “ milli felaket” de­ nilen olaylar vardır. Kimisi akla da gelmez, başa da. Kimisi akla gelmez, başa gelir. Kimisi de hem akla gelir hem başa gelir.

Turgut Özal’ın cum hurbaşka­ nı seçilmesi de ülkenin % 80’ine göre, böyle bir “ ulusal stres” sa­ yılır. Bu bakımdan da toplum un ruh ve beden sağlığını korumak için uyarıda bulunmayı görev bil­ dik.

Seçildikten sonra veda ederim — Bakanlar Kurulu’nun dünkü toplantısı Cumhurbaşkanı Evren’in başkanlığında başladı. Evren, Bakanlar Kurulu’na veda f r J toplantı Başbakan Ozal başkanlığında devam etti. Toplantıdan sonra hükümet sözcüsü Yazar yaptığı açıklamada, “ Bakanlar Kurulu toplantısı- , toplantısı gibi yorumlamak mümkündür. Hükümetimiz belki de son toplantısını yaptı” derken, Başbakan Özal gazetecilerin soruları üzerine, Seçildikten sonra gelir veda ederim dedi. (Fotoğraf: Rıza Ezer)

O za V d a rı ‘ic r a a ttı’ e lv e d a

ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) —

Başbakan Turgut Özal, dün televizyondan halka “veda” etti. Özal son kez

konuştuğu “İcraatın İçinden”

programında, “Vatandaşlarıma başbakan

1. Kanınızı beyninize sıçratmayın, olarak veda ediyorum. Allah’ın izniyle bir

insan böyle şeylerle karşılaşır, başka konumda hepinizle yeniden Hoşunuza gitmese de kendinizi buluşmak üzere elveda diyorum. Elveda hazırlıklı tutun. Her derdin çare- benim sevgili vatandaşlarım, elveda” dedi.

(Arkası Sa. 17, Sü. 3 ’de) Özal dün ayrıca Bakanlar Kurulu ve

MKYK toplantılarına başkanlık ederek, birer konuşma yaptı ve bazı önerilerde bulundu. Özal, televizyonun 1. ve 2. kanalından yayımlanan“Başbakanlık’tan

İlginize, Bilginize” adlı programda “başbakan olarak” son kez konuştu.

Özal, konuşmasında önce 1983’ten bu yana yapılan icraatları anlattı, daha sonra konuyu cumhurbaşkanlığı seçimine getirerek, “neden aday olduğunu”

açıkladı. “Sanıyorum ve umuyorum beni

bu akşam televizyonlarınız aracılığıyla evlerinize, kahvelerinize, elimdeki şu kalemle son kez misafir ediyorsunuz”

diyen Özal, “Cumhurbaşkanlığına riski

göze alarak aday olduğunu” söyledi ve “Yüce Meclis’in vereceği kararı hep birlikte göreceğiz. Karar, yüce Meclis’in, takdir milletindir” dedi. Başbakan

(Arkası Sa. 17, Sü. l ’de)

Cumhurbaşkanı

Evren, bugün

cumhurbaşkanlığı

seçimi için TB M M ’de

yapılacak 3. tur

oylamayı izlemeyecek.

Evren, daha önceki

turlar sırasında

Marmaris ’teydi.

E vren ’in, Özal’ın

seçilmesine kesin

gözüyle bakılan

oylama sırasında

T B M M ’deki locasını

boş bırakması, Özal’ın

adaylığı konusunda

‘açık bir eleştiri ’ olarak

değerlendiriliyor.

ANKARA (Cumhuriyet Büro­ su) — 9 kasımda görevi devrede­

cek olan Cumhurbaşkanı Kenan

Evren dün veda ziyaretlerine baş­

ladı. TBMM Başkanı Yıidınmj

Akbulut’a, Bakanlar Kurulu’na,

SHP ve DYP’ye veda eden Evren­ in ziyaretlerini bugün yargı organ­ larına veda ederek sürdüreceği, TBMM’de yapılacak cumhurbaş­ kanlığı 3. tur oylamasına katılma­ yacağı öğrenildi. Evren 20 ve 24 ekimdeki 1. ve 2. tur oylamalar sı­ rasında Marmaris’teydi. Evren’in Ankara’da bulunmasına karşın Özal’ın seçilmesine kesin gözüyle bakılan 3. tur oylamaya katılma­ ması, Başbakan Özal’ın adaylığı konusunda muhalefetin tutum u­ nu benimsediği yorumlarına yol açtı.

Dünkü ziyaretleri sırasında Ba­ kanlar Kurulu’na başkanlık eden Evren’e bir altın plaket verildi. Ev­ ren’in SHP ve DYP ziyaretleri sı­ rasında cumhurbaşkanıyla İnönü ve Demirel arasında ilginç konuş­ malar oldu. İnönü, Evren’in ziya­ reti sırasında 12 Eylül sonrasında SODEP kurucularının Milli Gü­ venlik Konseyi’nce veto edilmesi­ ne atıfta bulunarak, “Bu masada

oturan insanların siyasette etkin görev alması, o dönemin anlayışı

(Arkası Sa. 14, Sü. 4't e)

12

GÜNDÜR GARPROPTA

• •

OzaFm Köşk

frağı hazır

Başbakan Özal’ın cumhurbaşkanı seçilmesi

halinde giyeceğiyenifrağı 35 gün önce

İstanbul’daki terzisine ısmarladığı ve frağın 1.

tur oylama öncesine yetiştirildiği öğrenildi.

Özal, frağını ilk kez 29 E k im ’de giydi

F U A T K O Z L U K L U

Cumhurbaşkanı adayı Başbakan

Turgut Özal'ın, seçilmesi halinde

düzenlenecek törenlerde giyeceği frağı, hazır. Ve Özal yeni frağını ilk olarak 29 Ekim ’de giydi. Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı aylardır ( tartışılan ve seçimlere geçilmesine 3 gün kala Arkadaşlarımdan aldığım destek üzerine adayım” diye açıklama yapan Başbakan Özal’ın, aslında çok önceden kararını verdiği İstanbul’daki terzisi Ahmet Bozkurt’a 35 gün önce sipariş verirken, “ Frağı cum hurbaş kanlığı seçimlerinin başlayacağı birinci tura bir gün kala yetiştir” demesiyle

ortaya çıktı. Bozkurt, oldukça renkli bir insan. 1969 yılında Viyana’da terziler arasında yapılan bir yarışmanın da

“ dünya birincisi” . Çalışma

atölyesinin duvarlarında Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Başbakan Turgut Özal’a elbise prova ederken çekilmiş resimleri var. Bir de Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol’un vesikalıktan büyütülmüş bir resmi. _ Bizden, emekli Orgeneral Haydar Saltık’a elbise prova ederken 1985 yılında çektiğimiz fotoğraflarını istiyor. Bozkurt ile Başbakan Özal’ın “ günlerce konuşulan” ve üzerinde

“ eğri büğrü” duran frağını tamir ettiği günlerde görüşmüştük.

Ö ğünlerde Ahmet Bozkurt,İrimin dikti- (Arkası Sa.

17,

Sü. l ’de)

Bu eskisi -Özal,bu frağı, kilosuna uygun olarak dikilmiş, daha dar bir frakla değiştirdi.

Gorbaçoy’un

danışm anı

ekonom ik

krizi anlattı

S S C B ’de ekonomik

perestroykanın

mimarlarından

Abel Aganbegyan, Sovyet

ekonomisinin içinde

bulunduğu durumu ve

çözüm yollarını anlattı.

KADRİ GÜRSEL’in söyleşisi

Arka Sayfada

Ö zal, başbakan o la ra k so n e k o n o m ik karar p a k e tin i h a zırla ttı

Zamlar Çankaya’yı bekliyi

Bekletilen K İT zamları y ıl sonuna kadar

tamamlanacak. Bazı K IT ürünlerinin fiyatları

da otomatiğe bağlanarak her ay yeniden

ayarlanacak.

S ıkı para politikası için Hazine, Merkez

Bankası ’na 1 trilyon liralık tahvil verecek.

M erkez Bankası bu tahvilleri piyasadan para

çekmek amacıyla kullanacak.

B İL A L Ç E T İN _________ ANKARA — Cumhurbaşkan­

lığına bugün seçilmesi beklenen Başbakan Turgut Özal’ın Çanka­ ya için son hazırlıklarını yaparken bir yandan da kendisinden sonra­ ki başbakana yeni ekonomik ön­ lemler bıraktığı öğrenildi. Para arzının kontrolü ve sıkı para po­ litikası uygulaması için Merkez

Bankası’na yeni olanaklar sağlan­

dı. Banka sisteminin “ donuk kre- diler” den arındırılması amacıyla

karşılık kararnamesinin daha sağ­ lıklı uygulanması ve karşılıklara belirli oranda vergi bağışıklığı sağlanması öngörüldü. Bekletilen KİT zamlarının yıl sonuna kadar tamamlanması, bazı KİT fiyatla­ rının da otomatiğe bağlanarak her ay yeniden ayarlanması kararlaş­

tırıldı.

Edinilen bilgiye göre, Başbakan Özal, ekonomi kurmaylarıyla bir süredir yaptığı görüşmelerde özel­ likle kamu kesimi finansman açıklarının azaltılması ve enflas­ yonun düşürülmesi üzerinde dur­ du. Özal’ın Hazine ve Maliyeci­ lerden kamu finansmanı açısın­ dan vergi düzenlemelerinin yanı

(Arkası Sa. 14, Sü. 2 ’de)

YILMAZ, YORDANOV’LA GÖRÜŞTÜ

‘Olumsuz değil,

am a yetersiz’

K u veyt Emirl’nin tahsis ettiği özel uçakla dün yurda

dönen Yılmaz, Bulgaristan Başbakan Yardımcısı

Yordanov ile 2 görüşme yaptı. Yılmaz görüşmeler için

“olumsuz değil ama yeterli de değil” dedi.

Görüşmelerden sonra yayımlanan ortak bildiride

Yılmaz ve Yordanov’un kasım ayında K u veyt’te

yeniden biraraya gelmeyi kararlaştırdıkları açıklandı.

SEMİH İDİZ’in haberi Arka Sayfada

Daha İyi Bir Dünyaya Doğru...

D o ğ u A vrupa’daki olaylar, tüm gözlem ­

cilerin tahm inlerini aşan bir hızla gelişiyor. Son iki üç hafta içindeki gelişm elere bir göz atm ak bu şaşırtıcı hız hakkında bir fikir sa­ hibi olm aya yeter.

M a ca rista n ’da K om ünist P a rtisi’ nin ken­ dini feshetm esinden sonra parlam ento da devletin ismini değiştirdi. 44 yıllık M acaris­ tan H alk C um huriyeti, artık sadece M acaris­

tan Cumhuriyeti. S ovyetler B irliğ i Dışişleri

Bakanı Eduard Ş evardnadze geçen hafta yaptığı açıklamada, Doğu A vrupa ülkelerinin

“ kendi düzenlerini sa p ta m a ya ’ ’ hakları o ld u ­

ğunu söyledi. Sovyet D ışişleri Bakanı ayrı­ ca, Afganistan işgalinin hata olduğunu ve Sovyetler’in S ibirya’daki Krasnoyarsk radar istasyonunun ABM diye bilinen Anti Balistik Füze A nlaşm ası’nı ihlal ettiğini kabul etti.

(Arkası Sa. 14, Sü. l ’de)

HASAN CEMAL

■ Gonzalez ‘kılpayı’ Ispanya’da 1982’den

beri iktidarda bulunan Sosyalist Parti salı çoğunluğu zo r da olsa sağladı. 3. Sayfada

■ Papandreu’dan şov 5 kasım seçimleri

için son hazırlıklar yapılırken, P A S O K lideri yüzbinlerce taraftarının katıldığı m itingde

Yeni D em okrasi P artisi’ne çatlı. 3. Sayfada

■ Hitchcock parodisi M el B ro o k s’un hem

senaryosunda adı bulunan hem

yönetm enliğini hem de başrol oyunculuğunu yaptığı ‘Y ü kseklik K o rk u su ’ T V ’de 4. Sayfada

■ Cennet Bahçesi L af-ı G ü z a f belgesel

dizisinin bu akşam ekrana gelecek

bölüm ünde, 1940’lar konu ediliyor. 4. Sayfada

■ Cemal Reşit Rey Srüonu İstanbul

Belediyesi K onser Salonu'N urettin Sözen tarafından 2. ke z açıldı. 5. Sayfada

■ Şirin Devrim İstanbul’da

23 y ıl sonra İstanbul'a ‘Saralı’ ile gelen sanatçı, tiyatroda bütün meselenin iyi piyes oynam ak olduğu görüşünü ileri sürüyor. 5. Sayfada

■ İç borç Hazine, bu y ıl satışı planlanan

bono ve tahvilin yü zd e 9 2 ’sinin satışını yılın ilk 10 ayında tamamladı. E konom ide

■ Leipzig’de büyük gösteri

D .A lm anya’da 300 biti kişinin katıldığı bir gösteri yapıldı. Krenz bugün M o sko v a ’ya gidiyor. A rk a Sayfada

■ 'Macaristan ayrılabilir’ Sovyet sözcünün,

M acaristan’ın Varşova P a k tı’ndan ayrılmasına itiraz etmeyeceğini söylem esi B a tı’da ilgiyle karşılandı. A rk a Sayfada

GÖZLEM

UĞUR MUMCU

HHTÖ

(Hacı Halil Turgut Özal)

Bugün cum hurbaşkanı seçiliyor.

Badem bıyıklı muhafazakârlar, hodri meydan bakışlı ha­ reketçiler, bilekleri Rolex saatli, ağızları Davidoff marka pu­ rolu liberaller, dönek Marksistler, eski sosyal dem okratlar, Dev-Genç’lller, MHP davası ve Barış Derneği sanıkları, 12 E ylül’ün sıkıyönetim kom utanları, askeri yargıçları, ara re-

(2)

CUMHUR İYET/2

OLAYLAR VE GÖRÜŞLER

31 EKİM 1989

B ir Çağuı, B ir Kuşağın,

B ir Partinin Tarihi_______

Araseçim , erken seçim, cumhurbaşkanı seçimi bağırtılarının politika

arenasında tozu dumana boğduğu, demokrasinin arabeskleştiği, haccın

da laik A tatürk şemsiyesi altına sığınmayı bile göze aldığı bugünlerde

kaderin bir uyarısı gibi gelen Tunaya Hoca ’nın bu altı yüz yetmiş üç

“yakın tarih” sayfası; özellikle siyaset sahnesinin aktörleri, aktristleri,

politikacıları, partilileri için ibretlerle dolu.

DÜNDAR AKÜN AL

Bir çağın, bir kuşağın, bir partinin tarihi... Bu kuşak

da parti de, yaşadıkları zaman dilimi de bugün toprağın üstünde değil. Ama hataları, sevapları, gelecek kuşaklara, geleceğin siyaset dünyasına, partilerine bıraktıkları ibret mirası ile kendilerinden sonrasının tarihinde canlılıklarını sürdürüyorlar. Profesör Tarık Zafer Tünaya’nın “Türkiye’de Siyasal

Partiler - İttihat ve Terakki” kitabından söz ediyorum.

"Rinaya Hoca, “Bir çağın, bir kuşağın, bir partinin tarihi”ni de eklemiş bu ada.

Bir dönemin siyasal dünyasına ışık tutan önü­ müzdeki yapıt, yalnız bir parti ve kuşağın teknik yaşamını anlatmıyor; bir kuşağın paşalarını, asker­ lerini, devlet adamlarını, siyaset tiplerini de sahne­ deki yerli yersiz, başarılı başarısız rolleri ile ele alı­ yor.

Abdülhamit döneminin son yıllarında Osmanlı İmparatorluğu kaos içerisindedir. Koca imparator­ luk, içinde bulunduğu çağın dışındadır da. Bu ka­ ostan nasıl çıkılır, dışında kalınan çağın içine nasıl girilir?.. Bunlar sorulmakta, öte yandan kaos da bü­ yümektedir: Balkan yarımadasında Yunanlılar, Bul- garlar, Sırplar, Karadağlılar, Arnavutlar, Rumen- ler ayağa, hatta atağa kalkmıştır. Panislamizm, pan- helenizm gibi akımlar milliyetçi kaynaşmaların odak noktasım oluşturmaktadır. Bağımsızlık ayak­ lanmasında ise bayrağı gözü-pek M akedonlar ta­ şımakta. Etnik gruplar Osmanlı ile olduğu kadar kendileri ile de çekişme, hatta çatışma içerisinde­ dir. Sosyal, ekonomik, kültür düzeyi Batı uygar­

lık düzeyinin çok altındadır. İmparatorluk kapitü­ lasyonların, sürekli borçlanmaların kıskacı içinde “ yarı sömürge” dir. Batılı devletler yüzyıl boyun­ ca dile getirdikleri “ reform” isteklerini yineleme­ yi sürdürmektedirler.

Bu ortamda, birkaç yıl önce kurulmuş bir parti­ nin, İttihat ve Terakki’nin yazgısı ile imparatorlu­ ğun yazgısı bir noktada buluşur, giderek iç içele- şir. Gerçekte, İkinci Meşrutiyet’in ilanı, İttihat ve Terakki döneminin de bu partinin ülkede söz sahi­ bi olmasının da başlatıcısı olur.

Bu dönemin adamları, siyasal yaşama egemen olarak, dönemin etnik grupları üzerine eğilirler; imparatorluğun çokuluslu yapısını korumayı sorun­ ların önüne geçirirler, ülkeyi sosyo ekonomik plan­ da kalkındırarak rejime, günün anlayışı içeriğinde, demokratik bir karakter kazandırma çabasına gi­ rerler. Bu amaca yönelmelerinde, ellerinin altında, yıllarca sürecek, sonra da Birinci Dünya Savaşı ile birleşecek olan sıkıyönetim vardır. Partinin doğma­ sında ise asker kökenlilik siyasal iktidarda daha da önem kazanıyordu. “Çünkü” diyor "Rinaya, “ha­ reketin yaratıcısı ordudur!’ Daha sonra, imparator­ luğun kaçınılmaz bunalımlı yıllarının da etkisiyle bu parti, giderek inandırıcılığını ve gücünü yitirir; kendi içinde artan muhalifleri birey olarak, parti olarak karşısına geçer. İktidar partisi sertleşir; kar­ şısına dikilen kim ve ne varsa ezer. Padişahın ülke­ sinde, ilk kez çoğulculuğu başlatan bir parti, tekçi bir siyasal iktidarı bir daha bırakmamak üzere, bü­

tünü ile ele geçirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonun­ da Osmanlı İmparatorluğu yenilince, yazgısı ona bağlı olan İttihat ve Terakki partisi de yok olur.

“Ama” diyor Tunaya, “ittihatçılar vardır... Ülkenin her yanında örgütlenmiş oldukları için ve ayakları

yere bastığı için havada kalmamışlardır. Taban sağ­

dır, canlıdır.” Bu var oluş ve canlılık, Kurtuluş Sa­

vaşı ve Cumhuriyet’in ilk yılları boyunca değişik öl­ çülerde kendini gösterecektir.

İttihat ve Terakki ile muhalefet arasındaki sert çekişmede bugünün siyasal ortamında da gfeçerli hayli benzer örneklere rastlanmaktadır "Rınaya’nın yapıtında. Anayasa değişikliği istekleri, meclisin fes- holunabileceği tehdidi, sıkıyönetimin gizli işkence usulleri, devletin mali itibarının yerinde olduğu id­ diaları, çıkar sağlamalar ve suiistimaller gündem­ de kalan yakınmalardandır. Bunlardan biri de ik­ tidarın Taksim Kışlası’nı yabancı şirketlere satma çabalarıdır. Muhalefetten büyük tepki alır: Muha­ lefet devlet çıkarlarına aykırı bulduğu girişimden kaygılı ve kuşkuludur. Lutfi Fikri, maliye bakanı­ nın çevresini eleştirirken, “Yarın Maliye Bakanlı­ ğının Savunma Bakanlığı’nı satmaya kalkışması” n- dan söz eder. Satışın amacı kaynak bulmaktır. Oy­ saki aynı Maliye Bakanı Tunaya’nın “ Ekonomik Teselliler” adı altında topladığı bir savunmayı başka bir nedenle yapar: “Fakir zannettikleri ve bu dev­ leti yaşatmaz zannettikleri bu mübarek Anadolu kı­ tasında, bugünkü yirmi beş milyonluk nüfusunu de­ ğil, ondan daha üç, dört mislini refah ve mutluluk içinde besleyebilecek servetler vardır!’ İktidarla mu­ halefet arasında; bugünün takviminden alınmışa benzer karşılıklı suçlamalar tablosu ise asıldığı yer­ den hiç inmez.

Tunaya, partinin siyasal anatomisini ele alırken, onu Batı’nın klasik ölçüleri dışında tutmaya özen göstermektedir: Gerçekten İttihat ve Terakki, Ba- tı’nın klasikleşmiş siyasal partilerinden herhangi bi­ rinin ölçütleri (kriterleri) içinde düşünülemezdi. O ülkelerde, partiler geçmişten gelen bir oluşum ola­ rak ortaya çıkmışlardır. Oysa İttihat ve Terakki öyle bir siyasal yaşamın kucağına doğmamıştır. Siyasal bir temelden gelmediğinin yanında amaçlarını ger­ çekleştireceği siyasal bir temel üzerine de oturam a­ mıştır. Bunun için ancak Abdülhamit despotizmi­ nin yıkılm ası, m eşrutiyetin getirilm esi ve

“ dokunulmaz” olan kapitülasyonların elden geçi­ rilmeye başlanması, bazı Batı örneklerinin alınması gibi dar bir çerçeve içinde sıkışmış, geniş bir siya­ sal ufka yönelememiştir.

Şunları söylüyor “imparatorluğun en uzun on yılı” üzerine Yücel Demirel ile yaptığı bir konuş­ mada Tarık Zafer Hoca: “Bütün bu çoğulculuk fır­ tınaları içinde İttihat ve Terakki’nin bir yandan oto­ riter bir parti rejimine dönüşürken bile hukuksal olanaksızlıklar karşısında, örneğin ısrarlı bir laik­ lik politikası izlemesi, herhalde aleyhine kaydedi­ lecek bir not değildir. Bu arada birden fazla kadın­ la evlenmeyi yasaklama; dini hurafelerden kurta­ rıcı girişimler ve nihayet kapitülasyonlardan temiz­ lenmiş bir ‘ulusal ekonomi’nin yolunu açabilmiş ol­ ması da üzerinde durulması gereken niteliktedir.” Tunaya’nın anlatımı ile bunlar “daha sonraki bir dönemde işe yarayan köprü başları olmuşlardır” ve bu partinin “Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktığı miras” her zaman gündemdedir. Şu da var ki: “Milli devlete geçiş dönemine adeta yapışık olan İttihat ve Terakki döneminin muhakkak ki Türkiye’nin gelişmesindeki” olumlu yanları da “darbeci bir zih­ niyetle, yönetimi diktatörlüğe dönüştürdüğü” iddi­ ası da çok dikkatle ve titizlikle ele alınmalıdır.

İmparatorluğun Afrikası’ndan Balkan yarımada­ sına, Sarıkamış’tan Mondros’a kadar süregelen sa­ vaşları, milliyetçilik savaşımları, çağlaşan bir dö­ nemin dağınık ideolojileri, partileri, siyaset sahne­ sinin bitmez, tükenmez kavgaları, bir şeyler yapma çabaları, yanılgıları, bir türlü bir yere varamayan başarıları, halkları, aydınları, devlet adamları, “pa­ şalar kuşağı” askerleri, bürokratları., ile yeni şey­ ler söylüyor bize "Rınaya’nm “Türkiye’de Siyasal Partiler”in elimizdeki III. cildi.

Ara seçim, erken seçim, cumhurbaşkanı seçimi bağırtılarının politika arenasında tozu dumana boğ­ duğu, demokrasinin arabeskleştiği, haccın da laik Atatürk şemsiyesi altına sığınmayı bile göze aldığı bugünlerde kaderin bir uyarısı gibi gelen "Rinaya Hoca’nın bu altı yüz yetmiş üç “yakın tarih” say­ fası; özellikle siyaset sahnesinin aktörleri, aktrist­ leri, politikacıları, partilileri için ibretlerle dolu. Ama tarih de ibret almayanlarla dolu! AkiPin de­ yişi ile “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi!”

H E S A P L A Ş M A

BURHAN ARPA D _____________

İstanbul’da Ulaşım ...

İstanbul’un en büyük sorunu şehirde gidiş geliş. Hastalık, yan­ gın, buluşmalar, işyerine saatinde varabilmek... Ve benzeri du­ rumlarda hep ulaşım sorunuyla karşı karşıya geliyoruz.

En hızlı cankurtaran arabası bile canavar düdüklerine karşın yol kavşağında takılıp kalıyor. Önemli bir randevuya yetişmek zo­ runda olan işadamı ulaşım tıkanıklığına takılıp kalıyor. Okula ko­ şan öğrenciler kırmızı ışıkta durmak zorunda. Yangın arabaları bile kargaşadan sıyrılıp alevleri bastırmak görevini yerine geti­ remiyor. Nedenlerini araştırıp ulaşımı düzene koymak pek mi zor dersiniz?

Hiç değil!

' Sorunu ciddilikle benimsemek koşuluyla...

İstanbul’un ulaşım sorunları, kültür dünyasının büyük şehir­ lerinin sorunlarından pek farklı değil. Ne var ki oralarda bilim ve günlük yaşam koşulları birbirini bütünlüyor. Bizlerde ise kimi kitaplar şöylesine bir karıştırmakla yetiniliyor. Oysa, İstanbul Tek­ nik Üniversitesi'nde bir 'Trafik Kürsüsü’ bile var. Ama kürsüde öğrenilenler günlük yaşamda uygulanmıyor. Ya da öylesine bir uygulamayla yetiniliyor!

Hiçbir bilim dalının günlük yaşamdan uzak kalamayacağını unutmuş görünen kimi aydınlar var.

“ En gerçek yol gösterici (aydınlatıcı) bilimdir: Kemal Atatürk!” Yığın, kimi aydınların yanlış tutumunu nasıl da acı acı iğneli­ yor:

“ En hakiki mürşit, bozacı Hurşit’tir!”

İstanbul Mimar Odası’nın 4 ekim günü yaptığı toplantıda so­ runlar tartışıldı ve kimi kararlara varıldı.

İstanbul Ulaşım Kurulu: Elektrik Mühendisleri Odası İstan­ bul Şubesi, Gemi Mühendisleri Odası, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi yönetim kurulları kararıyla ku­ rulmuştur.

Kurul, ulaştırma konusunda uzman, bilgi sahibi, uygulama­ nın içinde buiunan, deneyimleri olan, araştırma-geliştirme ve pro­ je çalışmaları yapan kişilerden oluşur. Üniversiteler, yerel yöne­ timler, kamu ve özel kesim kuruluşları ile benzeri öbür kuruluş­ larda görevli üyelerin, kurulda kurumlarını temsil nitelikleri bu­ lunmamaktadır. Her üyenin kendi kişiliğiyle bağlı temsili esas­ tır.

Kurul, yukarıda adı geçen meslek odalarının tüzel kişiliğinin organizasyon ve sekreterlik hizmeti desteğinde, bağımsız, bilim­ sel gerçekler ve toplum çıkarları ölçüleri çerçevesinde ulaşım konusunda izleme, inceleme, araştırma, değerlendirme, çözüm önerileri geliştirme çalışmaları yapan sürekli bir organdır.

Ulaşım Kurulu araştıradursun! Ben kimi İstanbul semtlerinde yan yollar olanağını düşündüm. Bir örnek vereyim:

EminönüAksaray arasında gidiş tek bir anayoldan yapılıyor, eski tramvay yolunda. Oysa, özellikle yayalar için bir başka yol var: Eminönü-Sultanhamam -Mercan Yokuşu üzerinde Süleyma- niye yoluyla Bozdoğan Kemeri-Şehzadebaşı-Laleli-Aksaray.

Teknik üniversitelilerin ağırlıkta olduğu Ulaşım Kurulu, İstan­ bul’u iyi değerlendirirse daha nice yan bağlantı yolları bulabilir. Benden duyurması!

Anlayan Beri Gelsin

Prof. CAHİT TALAŞ

1. Bugünlerde usuma hep Diogenis ile Mon- taigne’in şu iki özdeyişi takılıyor. Diogenis di­ yor ki, “ Sen de benim gibi lahana ile yaşa­

masını bilseydin, bir zalime dalkavukluk et­ mezdin.” Montaigne ise, “ Bir insanın özün­ de soyluluk olmadı mı dünyanın tacını giyse gene çıplak kalır” diyor. Günümüzün Türki­

ye ortam ında bu koşullarında bu iki ünlü dü­ şünüre hak vermemek ne mümkün?

2. Başbakan Sayın Özal, zaman zaman bü­ tün cumhuriyet dönemini, onun devrimleri- ni, toplumu çağdaşlaştırma çabalarını yadsı­ yor ya da küçük görüyor. Türkiye’de ne ya­ pılmışsa hep kendi döneminde gerçekleştiği­ ni, düşünmeden, tartıp ölçmeden ileri sürü­ yor. 1920-1980 dönemine ilişkin olarak doğ­ ru yanlış usuna ne gelirse veryansın ediyor. Kimi zaman kafası A tatürk’e de takılıyor. Belki de bilinçaltı bir kompleksin içine düşü­ yor, orada bocalıyor. Yerli yersiz Atatürk hakkında sanki bir tartışma açmak istiyor.

“ Atatürk süpermen değildir. Atatürk ilah değildir” gibi sözler ediyor. Sonra birden san­

ki uyanıyor. A tatürk’e dönük olarak yarat­ maya kalkıştığı tartışma ortam ına ve havası­

na gelebilecek tepkilerden ürker gibi oluyor ve “ yüce A tatürk, büyük devlet adamı A tatürk” gibi şeyler söylüyor ve sonra ger­ çek düşüncesini örtmeye çalışıyor. “ Ne olur

ne olmaz, zarar gelebilir” havasına giriyor.

Toplumun yozlaşması________

Türk aydınları şunu iyi biliyor: En hafif de­ yişi ile Sayın Özal bütün tarikatçılar gibi Ata­ türk’ü sevmiyor. Çünkü Atatürk laik, Sayın Özal anti - laik. Atatürk ulusalcıdır. Dış sö­ mürüye, emperyalizme karşıdır. Sayın özal İs­ lamcıdır ve emperyalizme karşı değildir. Bu nedenden ötürü ulusal devlet sanayiinin stra­ tejik nitelikli kuruluşlarını bile yabancı serma­ yeye satmakta -hem de yok pahasına- bir sa­ kınca görmemektedir. Atatürk laik eğitime ve eğitim birliğine bağlıdır, onu gerçekleştirmiş­ tir. Sayın Özal öğretim ve eğitim birliğini boz­ muştur, çökertmiştir. Bu arada bürokrat kad­ royu partizanlaştırmış ve bürokrasiyi dinsel ağırlıklı eğitim görenlerin tekeline alma yolu­ na girmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün yönetim kadroları Türk - İslam sentezcileri- nin eline geçmiştir. Atatürk yaşamı boyunca

demokratik siyasal bir düzene ulaşmaya ça­ lışmış, yasalara ve anayasaya son derece say-| gılı olmuştur. Hukukun üstünlüğü ilkesini be­ nimsemiştir. Sayın özal ise işine geldiği zaman demokrasiye sığınmıştır. İşine gelmeyince de­ mokrasiye sırt çevirmiştir. Kurumlarını ve ku­ rallarını tanımaz duruma sokmuştur. Başta Büyük Millet Meclisi olmak üzere demokra­ sinin temel kurumlarını işlemezliğe götürmüş­ tür. Anayasaya saygılı olmamıştır. Bunun en son örneğini Büyük Millet Meclisi başkanının seçiminde vermiştir. Yasaları ihlalleri ise sa­ yılmakla bitmez. Bütün bunlar, toplumun ve devletin yozlaşmasına götürür.

Gönül borcu_____________

Özgür ve özerk üniversitelere, gençliğe, özel­ likle Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne - SBF, bağım­ sız, dinamik ve toplu iş sözleşmeciliğinin dar boyutlarını aşmış uyanık, sendikacılık hare­ ketine ve her doğrultudaki sosyal aydınlara karşı yapılmış olan 12 Eylül askeri müdaha­ lesi, Türk toplumuna ve toplumun siyasal ya­ şamına Sayın Özal’ı armağan etmiştir. Bunun

(Arkası 17. Sayfada)

Cırnıhıırbaşkam Seçimi

Prof. Dr. HİKMET SAMİ TÜRK

Cumharbaşkanı seçimi, bir kez daha san­ cılı bir süreç içinde geçmektedir. H atırlana­ cağı üzere, 1973 yılında cumhurbaşkanı seçi­ mi, ancak 1961 Anayasası’nın öngördüğü on beş günlük sürenin dolmasından sonra gerçek­ leştirilebilmiş; 1980 yılında ise altı aya yak­ laşan bir süre boyunca uzayıp giden oylama turlarından bir sonuç alınmaksızın 12 Eylül dönemine girilmiş ve şimdi görev süresi sona ermekte olan cumhurbaşkanımız, 1982 A na­ yasasının geçici 1. maddesi uyarınca anaya­ sanın halkoylamasıyla kabulü ile birlikte bu sıfatı kazanmıştı. 1973’te cumhurbaşkanı se­ çimi için gerekli oy yeter sayısı, ancak iki bü­ yük siyasal parti arasında varılan anlaşma so­ nucunda 15. turda elde edilebilmiş; 1980’de ise böyle bir anlaşmaya gidilmediği için cum­ hurbaşkanı seçiieınemişti.

1961 Anayasası’mn cumhurbaşkanı seçimi­ nin herhangi bir sayı ile sınırlanmamış oyla­ ma turlarıyla sürüncemede kalmasına elverişli sistemi yerine 1982 Anayasası, 102. madde­ siyle seçimin otuz gün içinde ve en çok dört turda sonuçlandırılmasını, aksi takdirde mil­ letvekili seçimlerinin yenilenmesini öngören bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye gö­

re cumhurbaşkanı seçilebilmek için ilk iki tur­ da TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğun­ luğu (300 oy) sağlanamazsa üçüncü ve dör­ düncü turda salt çoğunluk (226 oy) yeterlidir. Yeni cumhurbaşkanını seçmek üzere 20 ve 24 Ekim 1989 günleri yapılan ilk iki tur oylama sonuçları, 31 Ekim 1989 günü yapılacak üçün­ cü turda ANAP Genel Başkanı ve Başbakan

Turgut Özal’ın TBMM üye tamsayısının üç­

te iki çoğunluğunun altında kalmakla birlik­ te salt çoğunluğu rahatlıkla aşan bir oy sayı­ sıyla Türkiye’nin sekizinci, 1982 Anayasası döneminin ikinci cumhurbaşkanı seçileceği­ ni göstermektedir.

Hukuki meşruluk

Demek ki bu kez cumhurbaşkanı seçimi için anayasanın öngördüğü oy yeter sayısına ulaş­ ma bakımından herhangi bir günlük veya ki­ litlenme söz konusu değildir. Tersine, cum­ hurbaşkanı seçimi üçüncü turda tamam lana­ caktır. Böyle olduğu halde bu seçim, aylar­ dan beri diğer bütün iç ve dış sorunları arka plana iterek Türkiye’nin 1 numaralı sorunu durumuna gelmiştir. Paradoksal görünse de şimdiki sorun, cumhurbaşkanının yalnız ik­

tidar partisi milletvekillerinin oylarıyla kolay­ lıkla seçilebilmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim yeni cumhurbaşkanının seçimi, -ilk iki turda olduğu gibi- üçüncü turda da yalnız iktidar partisi meclis grubunun katıldığı, mu­ halefet partilerinin boykot ettiği bir toplan­ tıda gerçekleşmektedir. Ancak bu durum, ay­ nı zamanda şimdiki cumhurbaşkanı seçimi­ nin sancılı yanını yansıtan bir tablodur. Mu­ halefet partilerinin Türkiye’de bir cumhurbaş­ kanı seçiminde ilk kez uyguladıkları bu boy­ kotla dile getirmek istedikleri protesto, ikti­ dar partisinin bu konuda uzlaşmaya yanaş­ mayan tutum unu tarih önünde tescile yöne­ liktir.

Şüphesiz cumhurbaşkanının yalnız iktidar partisi meclis grubunun katıldığı bir toplan­ tıda seçilmesi, yapılan seçimi sakatlayacak bir eksiklik değildir. Çünkü anayasaya göre cum­ hurbaşkanı seçilebilmek için üçüncü turda TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyunu almak gerekli ve yeterlidir. O nedenle TBMM’nin kabul ettiği herhangi bir yasa veya verdiği herhangi bir karar ne ölçüde geçerli ise; bu seçim de, aynı ölçüde geçerlidir. Do-

(Arkası 17. Sayfada)

PENCERE

Dikine Tıraş...

Cenap Şahabetlin “kinayeli" yazar, sağı solu iğnelemesini pek severdi. İstanbul’u betimlediği bir yazısında diyor ki: "Kadıköy

cihetine baktım; Haydarpaşa Hastanesi gözüme ilişti. İçimden ‘Ah’ dedim, ‘Selimiye Kışlası'ndan Karacaahmet Mezarlığı'na çıkan yol­ ların işte en kestirmesi."

Karacaahmet sözcüğü eskiden korkulu çağrışımlara yol açardı. Nice “ hortlak, gulyabani, cinayet, esrar” öyküsüne mekân se­ çilen Karacaahmet, bugün kentin ortasında oksijen çadırı gibi­ dir; çevresindeki yollardan geçerken bir soluk alırsınız. Geçen gün bir dostum dedi ki:

— Artık Karacaahmet benim gözüme mezarlık değil, yeşil bir

park gibi görünüyor. ^

Osmanlı imparatorluğu’nun başkenti İstanbul’du. Yabancı dev­ let elçiliklerinin Beyoğlu’nda kışlıkları, Boğaz’da yazlıkları var­ dı. O yıllarda “ Dersaadef’te toprağın fiyatı kimbilir kaç akçe? Ken­ tin dört bir yanı bağlık bahçelik. Elçilik yapıları da yüksek du­ varlı geniş bahçeler ve korular içinde yükseliyorlardı.

Ne var ki zamanın çarkı dönüyor. Artık Dersaadet’in yerinde yeller esiyor. Elçilikler Ankara’ya taşındı. Yedi yüz bin nüfuslu İstanbul, taşradan göçle kırk yılda yedi milyonluk bir büyük kö­ ye dönüştü. Langa bostanlarından Erenköy bahçelerine değin her yer taşlaştı. Buna karşın, birer konsolosluğa dönüşen sefa­ retlerin eski yapıları da, bahçeleri de, koruları da yerli yerinde duruyor.

Peki, bu durumda ne demeli:

— iyi ki vakti zamanında İstanbul’un en gözde yerlerini ya­ bancılara vermişiz; hiç olmazsa korunuyor.

Az gelişmiş ülkelerdeki tarih hâzinelerini çalıp Avrupa’daki mü­ zelere taşımak Batılı için bir tür uygarlık görevi sayılırdı. Ünlü yazar André Malraux’nun karısı Clara anılarında anlatır: Evlen­ diklerinde Malraux, cebi delik bir yazarmış. Zenginleşmek için ne yapmalı? Genç karı koca tarih hâzineleriyle ünlü Kamboç­ ya’ya giderler. Amaçları eski tapınaklardan çaldıkları paha biçil­ mez parçaları Fransa’ya taşıyıp satmaktır. Ancak işler ters gi­ der; hırsızlık yaparken yakalanıp tutuklanırlar. Yargılama sonu­ cunda üç yıl kürek cezasına çarptırılırlar. Clara Malraux açlık gre­ vine başlayıp aydın çevrelerin yardımlarını sağiar; Fransız res­ mi çevreleri araya girerler; baskılarla Kamboçya yönetimi hiza­ ya getirilir; üç yıllık hapis cezası bir yıl göz hapsine çevrilir. Da­ ha sonra André Malraux, General de Gaulle hükümetinde Kültür Bakanı olacaktır.

Osmanlı döneminden bu yana Türkiye’den Batı’ya tarihsel eser kaçırılır; Batı müzelerini süsleyen çalıntıların haddi hesabı yok­ tur. Arkeolog Heinrich Schliemann, koskoca Truva kentini yağ­ maladı. Ama geçenlerde her konuyu dikine tıraş eden birisi de­ di kİ:

— iyi ki az gelişmiş ülkelerin tarihsel hâzinelerini Batı'ya ka­ çırmışlar ve korumuşlar. Yoksa hepsi yok olacaktı; biz değerle­ rini biliyor muyduk?

Kimi zaman ters fikirler, bir gerçeği ortaya çıkarmak için ya­ rarlı işlevler yüklenirler.

Gerçekten az gelişmiş nice ülke yeni uyanıyor; Doğulu top- lumların çoğunun gözleri ancak açılıyor. Biz eskiden tarih hâzi­ nelerimize sahip çıkamazdık; bugün de hem kentlerimizin eski dokusunu koruyamıyoruz, hem ülkemizin doğasını yok ediyoruz.

Peki, ya Batılılar?

Batı’nın uygarlık düzeyinde daha bilinçli ve ilerde olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak ne gariptir ki, bilgisayar devrimiyle robot uygarlığına ulaşan bu ülkeler doğayı yıkıp yok etmekte bizden daha ileridir­ ler. Bu gidişle ne deniz kalacak, ne dağ, ne göl, ne nehir; ne de bütünüyle gezegenimiz. Uygar sanılan ülkelerin insanlığı yok etmek için hem silah üretiminde, hem de tepemize bir ozon de­ liği açmada az gelişmişlerden önde olmalarına ne demeli?

OtAAk~

BAŞSAĞLIĞI

Cumhuriyet Kitap Kulübü yöneticisi arkadaşımız

TAHA PARLA’nın kardeşi

R E H A PARLA’nm

Ölümünü üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Kederli

ailesine ve dostlarına başsağlığı dileriz.

CUMHURİYET ÇALIŞANLARI

V EFA T

Oğlumuz

Ö Z G Ü R B İL İK ’İ

zam ansız kaybettik. D ostlarım ızın, nice Ö zgürlerin başı sağolsun. Cenazesi 31.10.1989 tarihinde K artal-M altepe Bağlarbaşı C am ii’nden ikindi nam azında kaldırılacaktır.

ÖZLEM-ZUHAL MUSTAFA BİLİK

Referanslar

Benzer Belgeler

ÜÇ AY BİSİKLETLE GEZDİ Giulia Jones, “Üç ay bisikletimle dolaş- tıktan sonra, bana biraz daha bakış açısı kazandırdı ve yeni bir başlangıç yapmak

Eventually, skin permeability or flux for a series of solutes used in the regression to obtain the best fit for theoretical prediction, either by (T)QSPR or Scaled Particle

Düşük yeterlilik standardı saptarsa içsel motivasyon azalır... KARŞILAŞTIRMA

Bu fırkalar; Zeydiyye, İsmailiyye ve İmamiyye( İsna Aşeriyye) ‘dir.. 27 Zeydiyyelik, İmam Seccad’ın vefatından sonra şehit oğlu Zeyd’in imametine inananların fırkasıdır.

Ayrıca yöneticiler geleneksel ürünlere göre organik ürünlerin fiyatlarının nispeten daha yüksek olması nedeniyle tüketicilerin algıladıkları finansal riskin yüksek

subklinik mastitis oranının yüksek olduğu, izole edilen etkenlerin en fazla kloksasiline karşı dirençli olduğu ve diğer antibiyotik dirençlerinin etkene göre

edilmesi için canlıyı harekete zorlayan dıştaki edilmesi için canlıyı harekete zorlayan dıştaki.. bir nesne

 Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar