• Sonuç bulunamadı

Çelik Gülersoy:Kitap sevdası mı, mücevher sevdası mı?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çelik Gülersoy:Kitap sevdası mı, mücevher sevdası mı?"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ayın dosyası

Çelik Gülersoy :

Kitap Sevdası mı, Mücevher Sevdası mı?

Sayın Gülersoy, sizi bir kitap kurdu olarak da tanıyoruz. H at­ ta şu sıralar yılların emeğiyle bir araya getirilen İstanbul K itap­ lığının hazırlıklarını tamamlıyor­ sunuz. Bize kitap merakı, kitap meraklıları ve sizin bunlar için­ deki yeriniz hakkında neler söy­ leyeceksiniz?

İki çeşit insan var. Biri kitap düşmanları, öteki kitap hastalan. Büyük çoğunluk birinci gruba gi­ rer. Kitap düşmanları ya da ki­ taba karşı aşırı soğuk olanlar ki aynı kapıya çıkar. İkinci grup bibliophile'ler ki ben bunu kitap hastası diye çeviririm. Bunların sayısı da giderek azalıyor. Maa­ lesef. Çünkü bir şeye düşkünlük hayata renk ve insana karakter verir. Kelebek koleksiyonu, anahtar toplama standart insan­ lardan daha üst bir derece ifade eder.

Ama ben şahsen hiçbir şeyi izam etmemek gerektiği kanısın­ dayım. Ne kadını, ne kitabı, ne kediyi, tanrılaştırmamak lazım. Çünkü bu, sıfatlarının sonu fil'le biten kişiler bildiğim kadarıyla bir şeyle bozmuş tiplerdir. Kimi kediyle, kimi kitapla... Kitap ar­ tık onlar için amaç olmuştur.

Benim konumuma gelince, benim gibiler tam da bu iki gru­ bun ortasında yer alır. Kitap be­ nim için bir araçtır. Neyin aracı? Bilginin ve mutluluğun. Bilgi vermeyen kitaplar da vardır ama insanı mutluluğa götürür. Tür­ kiye için acı olan gerçek şu ki bu bizim grubun sayısı da giderek azalıyor. Felaket de burada.

Dış dünya ise mümkün ol­ duğunca benim cinsten adamlar üreten toplumlarla doludur. Ora­ da sayısız kişi vapurda, trende, özellikle m etroda durm adan okur. İstanbul'da metro olmadı­ ğını söylediğim bir yabancı dos­ tumun hayıflanması dikkatimi çekmişti: “Eyvah işinize kolay gidemiyorsunuz”, yerine adam bana, “Eyvah gün içinde kitap okuma zamanınız az” demişti.

Genç yaşımda Theophile Gautier'i ilk okuduğumda onun

yüz yıl önceki çocukluğu benim özel ilgimi çekmişti. Paris'in ka­ ranlık bir apartm anında bü­ yüyen küçük Theophile, egzotik ülkeler romanlarına düşkünmüş o gölgeli ve ışıksız apartmanda okuduğu kitapların satır arala­ rından parlak kuşların havalan­ dığını, sözler arasından yeşil su­ larda sandalının aktığını görür­ müş. Bütün meselemiz bu tip çocukları ve insanları çoğaltmak. Beni kişisel olarak kitapseverlik­ ten kitap hastalığına çeken etken ancak kitaba duyduğum say­ gıdır. Yani kitapta bilgi veya mutluluğu bulduktan sonra kal­ dırıp atanlardan değilim. Tanış­ tığım değerli bir dost gibi ona saygı duyarak özenle saklarım. Kitabı cumurlayanlardan da nef­ ret ederim. Ama sade kitabı de­ ğil, parayı cumurlayana da kı­ zarım. Bana kalsa sorun, özen, sevgi ve saygı işi.

Kitaba duyduğunuz bu ilgi nasıl başladı?

Çocuklukta Arşen Lüpen, Pardayanlar, küçük hafiye ro­ manları, okurdum. Sonra lisede çılgın gibi felsefe okumaya başla­ dım. Daha sonra Hukuk Fakül­ tesine girince ders kitapları dı­ şındaki hukuk kaynaklarına yö­ neldim. Tünel'deki M adam'ın ayırdığı kitaplardan epeyce Al­ manca felsefe kaynağı topladım. 50'lerde İstanbul'la bozmaya başlayınca hepsini tasfiye ettim. 55-56'lardan itibaren İstanbul kaynakları topluyorum, dünya­ nın her tarafından. Katalogu da hazırlanmış olan İstanbul Kitap- lığı'nı kurdum, o da eylülde açı­ lıyor.

Başta kitap düşmanlığından söz ettiniz. Bununla ilgili sizde bazı ilginç öyküler var sanı­ yorum.

Elbette. Bir tanesi hemen aklıma geliyor, ünlü bir profesö­ rümüzün kitaplarının başına ge­ lenler. Hayatı boyunca kitap toplamış, onlarla birlikte yaşamış olan profesörümüz ölünce, karısı, yalıdaki, bütün kitapları körfeze atıyor. İşte size kitap düşmanlı­ ğına çarpıcı bir örnek.

Bir de kitaba olan büyük ilgiye (!) dair şu hikâye var. Yıldız'da Abdülhamit kütüpha­ nesi yağması. Abdülhamit dü­ şüyor. Büyük bir kütüphane kurmuş. Bana sorarsanız okudu­ ğundan değil, yabancılara göste­ riş, bütün saraylarda var, onda da olsun merakı. Burayı Meşru- tiyet'te Yıldız yağmasında su­ baylar basıyor. Kitaplığa hücum ediyorlar. Sarayın hafız ı kütübü ise aynı zamanda sarayın imamı. (Zaten bu hikâyeyi bana aktaran da onun oğlu Nurettin Kalkan - delen'dir) imam kütüphanenin kapısına boylu boyunca kavu­ ğuyla yatıyor. “Beni çiğneyin öyie geçin”, diyor. Tabii o devir­ de imam çiğneyip geçmek kolay iş değil. Ama yağma isteğinin nedeni kitap aşkı değil. Bir kısım kitaplar mücevherlerle süslü. Yanı iş gene kitap sevdası değil, mücevher sevdası.

79

I

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

[r]

It is frequently seen that in the Byzantine period sarcophagi and hypogeums were used as a family sepulture for generations, and bore diverse inscriptions, also

“ Bu işin ucunu bırakmayacağım, sonuna kadar gideceğim” diyen tavrı bana bir fotoğrafı anımsatıyor: 1950’- den kalma, sararmış bir fotoğraf: Nâ­ zım Hikmet’in

Öyle bir yer ki Agora, hem zaman dışı, hem de bütün za manian içinde barındırıyor: Narçiçeği renkli fesi nazar bon­ cuklu, ince bıyıkları badem

Daha çok robot güreşlerinde kul- lanmak için geliştirilen Robomaster’ın 499 dolarlık fiyatı biraz pahalı olsa da bu tür ürünlere ilgi duyanlar için uy- gun bir

Fikret’in bıraktığı kültür mirasında tek insandan ka­ labalıklara, bireyin özgürlüğünden toplumsal özgür­ lüğe ulaşma savaşımının tüm dalgalanmalarını

İlk işim pasaport istemek oldu, gene Ankara’ya yazıldı ve cevap gelmediği için pasaport verilmedi.. 1970’de Paris’e gelen Çağlayangil’le görüştükten

Artvin’in Borçka ilçesinde camili yöresinde, yöredeki kestane ağaçları içerisinde meyve kalitesi ve verim yönünden en üstün olan kestane tiplerinin (Castanea sativa