t ü r k t a b i p l e r i b i r l i ð i
m e s l e k i s a ð l ý k v e g ü v e n l i k d e r g i s i
EDÝTÖRDEN
14 MART hekimlerin “özgürlük ve bağımsızlık” için ilk başkaldırı tarihi... 14 Mart 1919’da ülkenin beyni-kalbi İstan-bul’da emperyalist işgale karşı mücadele ateşini yakanlar arasındadır; demokrasinin, barışın, eşitliğin ve aydınlanmanın önemli temsilcileri hekimler ya da hekim adayları…
İnsan sağlığı sorumluluğunun adıdır “Tıp Bayramı”... “Tıp Haftası” da aynı sorumlulukla; “sağlık emekçilerinin müca-dele haftası”… Türk Tabipleri Birliği’nin 14 Mart etkinlikleri bu görev ve sorumluluğun örnekleriyle dolu…
Emperyalizmin sağlık kuruluşlarına kadar girdiği, “yeni dünya düzeni” ile emek sömürüsünün doruğa ulaştığı günü-müzde; “sağlıklı yaşama/yaşatma ve çalışma hakkı” için mücadele etmek sağlık emekçileri için zorunluluk haline geldi. Yeniden yapılanan kapitalist üretim ilişkilerinde üretim ve ücretlendirme biçimlerindeki değişimlerin devamı olarak ‘üret-ken alan’ işçi sağlığı ve güvenliği hizmet sunumu da dönüşüme uğradı. Esnekleşme/piyasalaşma modeli Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri (OSGB) üzerinden hat safhalara ulaşan emek yoğun çalışma birçok sorunu da beraberinde getirdi.
İşçi sağlığı ve güvenliği alanında 2012 yılından bu yana “yasal düzenlemeler” ile birlikte uygulamalar üzerinden bir tartışma sürüyor. “İş sağlığı ve iş güvenliği” (İSİG) hizmetini alanın da verenin de memnun olmadığı bir ortamda; 6331 sayılı Kanun sonrası, iş kazaları işçi katliamlarına dönüşürken, meslek hastalığı tanıları da ironik bir hâl aldı (!).
Sermayenin Çalışma Bakanlığı’na kabul ettirdiği “İSİG profesyonelleri” terimi; işin özüne aykırı olarak alandaki işye-ri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve ‘diğer’ sağlık personelini tanımlarken, farklı disiplinlere ortak bir görev vererek onları asli amaçlarından uzaklaştıran bir kavram. İSİG profesyonellerinin asıl işvereni Özel İstihdam Bürosu rolünü üstlenen OSGB oldu. İşçi ile asıl işveren; asıl işveren ile ‘geçici’ olarak ‘kiralayan’ ikinci işveren; ödünç alırken “kontrol ve yönetim” fonk-siyonunu da üstlenen bu işveren ile işçi arasında üçayaklı ‘yasal’ bir ilişki mevcut.
İşçilerin çalışma kapasitesi ve verimliliğini artırmayı hedefleyen sermaye bakışıyla; “fayda-maliyet-kârlılık analizleri” üzerinden piyasa dinamiklerinin rol ve sorumluluklarının düzenlendiği bir ortamda, emek gücünün optimal düzeyde sağ-lıklı olmasını sağlama görevi “İSİG” profesyonellerine verildi. Başka bir ifadeyle “İSİG profesyonelleri”; işçiyi, üretim sis-temi içinde tutarken, işini yapacak kadar koruma ve verimliliği yani nispi artık değeri artırmakla görevlendirildi.
Sistemin oluşturduğu “İSİG işgücü piyasası” üzerinden “iş” tanımları yapılarak “üretime katkı” ölçüsünde “profesyo-neller” de sınıflandırıldı. Gelinen aşamada metalaşan işçi sağlığı ve güvenliği emek gücü, artık değer ürettiği sürece yani sermaye birikim sürecine katkıları (hekim/uzman) ölçüsünde ve ‘sınıfına’ (A/B/C) uygun olarak ücretlendiriliyor.
Piyasalaşan işçi sağlığı hizmet sunumuyla emek-sermaye arasında oluşturulan yeni ilişki biçiminde; gerek ana işletme, gerekse aracı kurum OSGB; toplam emek maliyetlerini düşürme ve emek sürecindeki kontrolü artırma olanaklarına kavu-şurken, üretkenliği ve göreli artık değer oranını artırarak paylarına düşeni ayrı ayrı alıyorlar. Yani şirketler, zaten kendi-sine ait olmayan ve emek maliyetinin unsurlarından biri haline gelen artık değeri üretime hiçbir katkısı olmayan ikinci bir sermayedar OSGB ile bölüşüyor.
Böylesine bir durumda; katmerli sömürülen emek gücünün hak talep etme istenci karşısında ortaya çıkacak belirsiz-likler anti-kapitalist mücadeleyi olumsuz etkilerken örgütlenme olanaklarını da kısıtlamaktadır. Çünkü hiçbir iş güvencesi olmayan kiralık “profesyoneller”, üretim sürecinde meydana gelecek hak kayıpları karşısında çalıştıkları şirketlere karşı örgütlenemezler. Çünkü kiralanan profesyonellerinin muhatabı, emek gücü üzerinden değer ürettiği şirketler değil Özel İstihdam Bürosudur. Dolayısıyla “profesyoneller”, sadece Özel İstihdam Bürosu olan OSGB’lere karşı örgütlenebilirler. Ancak örgütlenebilmenin koşulu, aynı şirkette çalışan “profesyonellerin” bir araya gelmesi ile doğrudan alakalıdır. Oysa OSGB uygulamasının yapısı gereği, söz konusu profesyonellerin her biri farklı işyerlerine görevlendirilmekte, çok kez bir-birlerini tanıma fırsatı dahi bulamamaktadırlar.
Çözüme yönelik politika üretebilmek ve alana müdahale için yeniden yapılanan üretim ilişkileri ve işçi sağlığı konu-sunda mevcut durumun değerlendirmesini yapmak, gereklidir. Ancak mesele salt üretim/çalışma ilişkilerinde doğru tespit yapma meselesi de değildir. Mesele aynı zamanda içinde bulunduğu vahşi koşullardan çıkış bulamayan, emek gücü dışın-da sermayesi olmayan tüm kesimlere dokunabilme, anti-kapitalist örgütlü mücadelede birlikte ve “sağlıklı emek” için omuz omuza olabilme meselesidir. İşçi sağlığını “gündelik mesele” olarak gören, işin pratiğini gör(e)meyen, hep öğreten ancak öğrenmek istemeyen entelektüel hastalık aşıldığında, bu alanın emekçileri ile koşulsuz birlikte olmayı becerdiğimizde, üre-timin içinde üretenden öğrendiğimizde teori pratikle buluşma fırsatını yakalayacaktır.
Başlattığımız tartışma dinamik bir süreçte sonraki sayımızda devam edecek...l
Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, 19 yıldır ücretsiz abonelik üzerinden sürdürdüğü yayınını üzülerek belirtmek gerekir ki; basım-yayım alanının dışa bağımlı durumundan kaynaklı yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle bir sonraki sayıdan itibaren ‘kendini finanse etmeye yönelik’ ücretli abonelik sistemine geçecektir. TTB Merkez Konseyinin kararıyla başlatılan uygulama bu sayı ekinde ve web sayfamızda sizlere açıkla-malarıyla duyurulacaktır.
1