Hârika çocuğumuz İdil Biret Paris- te meşhur Alman piyanisti Wilhelm Kempff ile birlikte verdiği konserine
hazırlanırken
karşısında umumiyetle haşyet du yarım. Haklı veya haksız, onların o korkunç taraflarını teşhir etme leri benden musiki dinlemek zevki ni alırdı. Onlardaki hemen daima o marifetli köpek hali bende hiç bir rikkat uyandırmazdı. Fakat İdil Biret’te vaktinden evvel uyan mış bir hünerbazlıktan bambaşka bir şey var. Hârika çocuklarda nadir olan bir şey. Onda musiki var. Ta biî halinde, insiyaki diyebileceğimiz bir musiki, ezber öğrenilmiş bir nu maranın otomatik bir tarzda boşa
nıp tekrarlanması değil bu. Şüphesiz ki, o, Paseal’ın Euclide’in geometrisini yeniden bulmuş olması gibi, Mozart’ın enterpretasyonuna ait ilk prensiplerini kendiliğinden icat etmedi. Fakat öğrendiğini içine ö kadar iyi sindirmiş, hem teknik kaynakları, hem de genç ve taze hassasiyeti ile o kadar tabiî, o ka dar mükemmel ve ahenkli bir kay naşmaya ulaştırmış ki, olgunluğunu bu derecesini insan ancak hayran lıkla karşılıyabiliyor. Bu olgunlu ğun, hârika çocuklarda çok kere rastlanan vaktinden önce ihtiyar lama ile hiç bir benzerliği yok. Bu ne çocukça bir Mozart, ne de pa- pağanlaşmış bir Mozart. Bu, kısaca Mozart’ın ta kendisi ki, güzelliği de bundan ileri geliyor.
Hârika Çocuk Idil
Carrefour adlı haftalık Fransızdergisinin 18 Şubat 1953 tarihli
sayısından : müzik münekkidi
C L A U D E R O STA N D ’m « Bir H â.
rika Çocuk» adlı yazısından.
y y ILHELM Kempff, Türkiye’de yaptığı turnelerden birinde keş fettiği bir küçük piyanistten ne za mandır bahseder dururdu. Onu •Fransa’ya bizzat takdim edip tanıt
maktan başka bir düşündüğü yok tu. O, XI yaşındaki kız ki, her şeyi çalıyor, daha şimdiden kompozis yonlar yapıyor ve Bach’m bir fü - günü çalması istenilince bir ço cuk saflığı i l e : «Başüstüne efen dim, fakat hangi tondan çalmamı istiyorsunuz ?» diye soruyordu. İşte Kempff, bu arzusunu nihayet yerine getirdi: Bu harikulâde Türk kızını bize tanıttı: Adı İdil Biret’tir bu kızın. Mozart’ın mibemol iki pi yano için konçertosunu Keilberth’in idaresinde konservatuvar orkestrası refakatinde onunla beraber çalarak muradına erdi.
Senfonik orkestranın ve Paris’li dinleyicilerin dalgaları arasında onu, bir narin kayık gibi kendi ha line terketmedi. Bu seyyahati onun la beraber yaptı ama, tıpkı iki ku mandalı bir mektep uçağındaki öğ retmen gibi bütün teşebbüs ve ha reket serbestisini ona bırakarak : Bunun lüzumsuz bir ihtiyat olduğu da anlaşıldı. Çünkü küçük pilot, itiraf edelim ki, şaşırtıcı bir kolay lık, emniyet ve hâkimiyetle uçu şunu yaptı.
Söylemeliyim ki, hârika çocuklar
BEETHOVEN IDİL BİRET
İ D İ L İ N
S I R R I
Yazan : V E D A T N E D İ M T Ö R
Onu ilk gördüğüm zaman, henüz 5 yaşında bir yavrucuktu.
Kısacık etekliğinin altında tombul ve düzgün bacakları, rugan patik leri, koyu siyah bukleli saçlarının üstünde yakuttan iri bir kelebeği andıran kurdelesi, içi gülen büyük, kömür karası gözleri ve kucağında bebeğiyle karşıma çıkınca, içimden «Bu çocuğun da harikalık neresin de ?» diyesim geldi : O kadar tabiî, o kadar yaşının çocuğu idi. Fakat piyanonun başına geçip de tuşlara, o Venedik camından yapılmış gibi incecik, çukurlu çocuk elleriyle dokunur dokunmaz, deminki be bekli yavrunun yüzü birden, tılsım- lanmış gibi, Beethoven’in küçültül
müş bir örneği oluverdi.
Bundan altı yıl önceki bu sezişimin ne kadar yerinde olduğunu, Idil’in hatları ve hacimleri şimdi daha ke sinleşmiş olan yüzünü Beethoven’in o meşhur maskesiyle karşılaştırınca daha iyi anladım. Ruhların kalıp değiştirdiğine siz ister inanın, ister inanmayın, ben, Beethoven’in İdil suretinde yeniden yaşamakta oldu ğuna inanıyorum !..
İdil, Kempff’le verdiği bu konserle sanat göklerinde ilk büyük tehlikeli uçuşu yaptı. Küçük kızımız, artık insanlığın üstüne titrediği mukad des bir varlıktır. Şöhreti dillere destan oldu : Dünyanın dört buca ğından kendisine mektuplar, teb
rikler, teklifler yağıyor.
Gelin de bu muammayı çözün ba kalım ? Bu nasıl bir hilkat oyunu dur ki, sayısız heveskârların yıllar ve yıllarca çalışıp çabalamadan sonra, yine de bir türlü becereme diklerini bu çocuk, âdeta dünyaya bilerek gelmiştir. Bu küçücük ba şın içinde gizli olan nedir ? Bey nindeki kıvrımlar mı apayrı dizilip sıralanmış ? Beyin dediğimiz bir avuç sıvışık et pıhtısı yerine bilin medik başka bir cevher, bir mücev her mi konmuş ?
Bu ezelî sır karşısında, gözler dai ma büyüyecek, boğazlar daima dü ğümlenecek, kalpler daima vura caktır..
41
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi