• Sonuç bulunamadı

GÜNÜMÜZ SİLAH TEKNOLOJİSİ VE YENİ TEHDİTLERLE MÜCADELE

2.8. Kitle İmha Silahları

Bugünkü kitle imha silahlarının (KİS) erişmiş olduğu düzeyle uluslararasında silahlanma yarışının ulaştığı tehdit edici ciddi boyut bir bakıma geçmişteki dünya savaşları benzeri faciaların oluşmasını engellemiş olması yönünden olumlu ise de yarattığı potansiyel tehlike hala süregelmektedir. 130

KİS esas olarak, nükleer, biyolojik ve kimyasal (NBK) silahları olarak üçe ayrılır. Bunların kullanılmasındaki amaç, düşmanın kesin ve etkili bir şekilde zarar

görmesi, yok edilmesidir. Bu amacın bütün dünya için ciddi bir tehdit oluşturduğu ortadadır.131

KİS’i yalnız NBK ile sınırlamanın da tam olarak doğru olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında geniş kitlelere etkin bir şekilde zarar verme amacıyla kullanılmış olan konvansiyonel silahlar da yaratmış oldukları tahrip ölçüsü açısından bir anlamda KİS olarak tanımlanabilirler.

2.8.1.Nükleer Silahlar

KİS arasında fizik tahrip açısından en etkili ve hatta yerküremizi tamamen ortadan kaldırması olası olanlar nükleer silahlardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasını geliştiren ABD bunu ilk olarak 6 Ağustos 1945 Japonya’da Hiroşima ve 9Ağustos 1945 Nagasaki’de kullandı. Hiroşima’da atılan bomba en az 90.000 kişinin doğrudan ölümüne neden oldu. Sonradan radyoaktivite etkisiyle de ölenler hesaba katılırsa kayıplar bunun daha çok üzerine çıktı. Bu olgu nükleer silahların fizik etkisini göstermesi açısından çok trajik bir örnektir. Bugünkü bilinen teknolojiyle atom bombası yapılması için önemli olan, bombayı yapmak değil, bomba için gerekli olan nükleer maddelerin sağlanmasıdır. Fisil, yani bölünebilir madde adını verdiğimiz uranyum izotoplarından U-233 ve U-235 ile insan yapısı olan plütonyum izotopu, Pu-239, nükleer silahların ham maddeleridir. Doğada bulunan uranyum cevheri (U3 O8 ) ancak % 0,711 oranında U 235 içerir. Bu maddenin nükleer amaçlı kullanılması için U 235 miktarının zenginleştirilerek en az % 4-5 düzeyine çıkartılması gerekmektedir ki bu ancak nükleer reaktörlerde kullanılabilir.

Bunun bir adım ötesi, uranyumun cevherinin % 90 oranında zenginleştirilerek, metal madde halinde nükleer savaş başlıklarında kullanılacak şekle sokulmasıdır. İşte bu zenginleştirme teknolojisi, bu gün atom silahları geliştirmek isteyen ülkelerin karşılaştıkları en büyük zorluktur. Yine U 235’in yanı sıra plütonyum (P-239) ile de nükleer bomba yapma olasılığı var ise de bu U 235 kullanımına göre daha pahalı bir yöntem olduğundan fazla rağbet görmez. Fizyon maddeleri nükleer füzyon ile enerji yaratarak patlamayı gerçekleştirir. Askeri güçler açısından bu silahların yalnız üretimi

131 Kitle İmha Silahları için ayrıca bknz: Ali Külebi, (2006a): “Nükleer Terör ve Savunma”, Cumhuriyet

Strateji Dergisi, Sayı: 90: ss. 4-5. ve Ali Külebi (2006c): “Nükleer Terörden Korunma”, Cumhuriyet Strateji Dergisi, Sayı: 96: s.15.

değil, bunların kullanılabilir ve güvenilir şekilde korunması, sistemlerinin inandırıcı ve güvenilirliği, kullanacak personelin eğitimli düzeyi ve bunların kullanım yetkilerinin de belirlenmiş olması da çok önemlidir. Nükleer patlamanın oluşturduğu enerji üç temel form halinde ortaya çıkar.Bunlar, blast, termal radyasyon ve nükleer radyasyondur. Enerjinin bu üç formda dağılımı silahın gücüne, patlama noktasına ve çevrenin özelliklerine bağlıdır. Blast, ısı ve nükleer radyasyonun nispi etkileri silahın patlama noktasına göre tayin edilebilir. Nükleer patlamalar genel olarak; havada infilak, yüzeyde infilak, yüzey altında infilak ve yüksek irtifada infilak olarak sınıflandırılır. Nükleer teknoloji ve nükleer silahları işin parasal boyutlarının aşırı büyüklüğünden her ülkenin elde etmesi kolay değildir. Bu silahların ne denli pahalı olduğu, ilk Amerikan atom bombası geliştirilmesi projesi olan Manhattan Project için 1945 fiyatlarıyla 1.9 milyar dolar harcanmış olmasıyla örneklenebilir. Bu paranın % 18’i füzyon için gerekli zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum için harcanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin, çok özel durum ve gerekleri olmadıkça nükleer silah edinim için çaba göstermelerinin bu nedenle çok anlamsız olduğu ortadadır.

2.8.2.Biyolojik Silahlar

Bu silahlar temel olarak insanlara yöneltilmiştir. Etkilerinin kontrol edilip sınıflandırılması açısından yalnız kullanan taraf için değil, tüm insanlık için çok tehlikeli oldukları ortadadır. Salgın ve enfeksiyon tehlikeleri nedeniyle daha ziyade korunmasız sivil hedefler için tehdit oluştururlar. Askeri hedefler bu bakımdan daha korunmalı ve hazırlıklıdırlar. Bunu koruyucu elbise, dezenfektan maddeler, aşı, çabuk teşhis ve güçlü antibiyotiklerle engelleyebilirler. Ayrıca biyolojik silahlar tatbik edildikleri alanlarda nükleer ve kimyasal silahlara göre daha uzun bir süre kalabilecekleri için tehlike ve etkileme boyutları çok yüksektir. Biyolojik silah olarak kullanılabilecek vasıtalar; bakteriler, virüsler, parazitler, mantarlar ve bitki veya hayvansal kökenli zehirlerdir. Biyolojik ajanlar, kimyasal silahların aksine etkilerinin tahmin edilmesi ve kontrolu son derece zordur. Etkileri, kimyasal ajanlardan daha fazla ısı, hava şartları ve topografik yapıya bağlıdır Böylece, her zaman yalnız hedefi kirletme riski vardır. Bir çok biyolojik ajan etkili olabilmesi için solunum veya sindirim yoluyla alınmalıdır. Kimyasal ajanlarda olduğu gibi deri ile temas sonunda enfeksiyon yaratması olası değildir. Bu durumda, eğer biyolojik ajanlar doğru bir şekilde tespit edilebilirse buna karşı savunma kimyasal ajanlara karşı savunmadan daha kolaydır.

Tedavi yöntemleri, enfeksiyon gelişen kişilerde maruz kalınan ajanın belirlenebilmesine bağlıdır. Eğer belirlenemiyorsa geniş spektrumlu yüksek doz antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Ajanın tespiti durumunda ise duyarlı antibiyotikler tercih edilerek tedaviye başlanmalıdır.

2.8.3.Kimyasal Silahlar

İlk kez birinci dünya savaşında Fransızlara karşı klor gazı olarak kullanılan bu silahlar fakir adamın atomu olarak da adlandırılabilirler. Çünkü bunları üretmek daha ucuzdur. Ancak bunlar, hazırlıklı ve korunmalı olan askeri güçleri etkilemeyeceğinden daha çok sivil halka karşı etkilidir. Birinci Dünya Savaşındaki korkunç sonuçlar dikkate alınarak 1925 Cenevre Protokolü ile zehirli gazların ve biyolojik maddelerin kullanımı yasaklanmıştır. Bu önlem İkinci Dünya Savaşında, protokole imza atmayanlar dahil dikkate alınmış ve bu silahlar kullanılmamıştır.