Hz. Üzeyr’in İlâh Edinilmesi

In document Kur'ân'da insanların ilâh olarak edindikleri objeler (Page 136-141)

2.2 Zevce (Sâhibe) İlâh Edinme

2.3.2 Hz. Üzeyr’in İlâh Edinilmesi

Üzeyr ismi, Kur’ân’da sadece Tevbe sûresi 9/30. âyette Yahudilerin Hz. Üzeyr’e Allâh’ın oğlu dedikleri gibi Hristiyanların da Hz. Îsâ’ya Allâh’ın oğlu dedikleri şeklinde geçmektedir. Ayrıca Bakara sûresi 2/259. âyette bahsi geçen yüz yıl uyuduktan sonra uyanan kişinin de Hz. Üzeyir olduğunu söyleyen İslâm âlimleri vardır. İslâm âlimlerinin genelde Üzeyir (as.) ile ilgili yaptığı açıklamalardan anlaşıldığına göre Hz. Üzeyir, Yahudi geleneğinde Ezra adıyla anlatılan kimsedir. Üzeyr kelimesinin, İbranice “yardım

125

eden” anlamına gelen, “elazar” kelimesinin Arapçalaşmış şekli olduğunu söyleyenler de olmuştur. “Üzeyr” kelimesinin bir isim veya ünvan olduğu konusu da tartışmalıdır.

Yahudi inancına göre, gelecek olan Mesîh’e “Allâh’ın yardımcısı” anlamında

“Azaryahu” veya “Ozer” denildiği ve tanrının oğlu olarak kabul edildiği veya Üzeyr kelimesinin, Mesîh “Enoh”’un bir unvanı olduğu söylenmiştir. Nitekim Enoh’a isnat edilen sıfatlar, Hz. Îsâ’ya isnat edilen sıfatlarla ayniyet arz etmektedir. Hz. Üzeyr’in peygamber olup olmadığı konusu da İslâm âlimleri arasında ihtilaf konusudur. İslâm kaynaklarında Hz. Üzeyir ile ilgili iki görüş mevcuttur. Birinci görüşe göre: İsrâîloğulları azgınlaşıp Tevrat’ın hükümlerini terk edince, Allâh Tevrat’ı ve Tabut’u ortadan kaldırmış ve onun bilgisini Îsrâiloğullarının zihinlerinden silmiştir. Sâlih bir kimse olan Hz. Üzeyr, Tevrat’ın tekrar indirilmesi için Allâh’a dua ve niyazda bulunmuştur. Gökten bir nûr inerek Hz. Üzeyr’in kalbine nüfuz etmiştir. Bu olaydan sonra Hz. Üzeyr, Tevrat’ın kendilerine yeniden verildiğini İsrâîloğullarına müjdelemiş ve onlara Tevrat’ı öğretmeye başlamıştır. Hz. Üzeyr’in ölümünden sonra Tabut bulunmuş ve içindeki Tevrat ile Hz.

Üzeyr’in öğrettiği metin karşılaştırılmış, ikisinin aynı olduğu görülünce “Üzeyr Allâh’ın oğlu olduğu için, bu kendisine verildi,” denilmiştir. İkinci görüş de buna paralellik arz eder. Şöyle ki, Babil kralı Buhtunnasır, İsrâîloğullarını savaşta yenmiş ve mabedi yok etmiştir. Tevrat âlimlerini öldürmüştür. Hz. Üzeyir, o devirde henüz çocuktur.

İsrâîloğulları sürgünden döndükleri zaman Tevrat’ı bilen kimse kalmamış ve yüzyıl Allâh tarafından uyutulduktan sonra diriltilen Hz. Üzeyir, meleğin kendisine sunduğu tastaki suyu içince Tevrat bilgisine sahip olmuş, insanlara Tevrat’ı öğretmiş ve yazdırmıştır.

İçlerinden birisi babasının gömdüğü Tevrat’ı getirip Hz. Üzeyr’in yazdırdığı Tevrat’la karşılaştırmış, onun aynısı olduğunu gören topluluk “Allâh’ın oğlu olduğu için Tevrat bilgisi onun kalbinden alınmadı” demişlerdir. Hz. Üzeyr’i Allâh’ın oğlu olarak kabul etme anlayışı, bütün Yahudiler arasında yaygın bir anlayış değildir.525

Mısır’ın yerli halkı olan Kıptîler tarafından aşağılanan, köle yapılan, erkek çocukları öldürülüp, kızları sağ bırakılan İsrâîloğullarının, uğradıkları bu zulümden kurtarmak için, Allâh, Hz. Mûsâ’yı kendilerine uyarıcı ve kurtarıcı olarak göndermiştir.

Allah, onların içine düştüğü aşağılık kompleksinden kurtulmaları için Hz. Mûsâ eliyle defalarca hissî mucizelerle kendilerine yardım etmiştir. İsrâîloğulları, buna rağmaen

525 Baki Adam, “Üzeyir", T.D.V. İslam Ansiklopedisi (İstanbul: T.D.V. Yayınları, 2012), 42: 401, 402.

126

aşamadıkları aşağılık kompleksinin neticesinde, Kıptilere karşı duydukları aşırı özentinin sonucu olsa gerek, onlar gibi materyalist bir tanrı inancı geliştirmişlerdir. İsrâîloğulları, ilâh olarak kabul ettikleri Allâh’ı, kutsal metinleri değiştirerek Mısır halkının tanrıları gibi insan şeklinde tasavvur etmişlerdir. Allâh’ın peygamberlerini ise, arzularına göre hareket eden ve çıkarlarını temin etmek için adi suçlar işleyen kimseler olarak göstermekte bir mahzur görmemişlerdir. Nitekim İsrâîloğulları, Hz. Yakûb’u (İsrael), babasını ve kardeşini aldatan,526 dayısının malını hile ile çalan527 biri olarak tanıtmakta, Allâh ile güreştirmekte ve neredeyse Hz. Yakûb’u galip göstermekte528 bir beis görmemişlerdir.

Aynı anlayışın bir sonucu olarak, zora düştükleri bir zamanda Tevrat bilgisi konusunda, Allâh’ın lütfuna mazhar olan Hz. Üzeyr’i, Allâh’ın oğlu olarak nitelemekte de sakınca görmemiş olsalar gerektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Üzeyir hakkında tafsilatlı bilgi bulunmamaktadır. Üzeyir ismi sadece bir âyette geçmektedir. Burada da Yahudilerin onu “Allah’ın oğlu” olarak nitelediklerinden bahsedilmektedir.

ُْۚمِهِها َوْفَاِب ْمُهُل ْوَق َكِلٰذ ِ ٰاللّ ُنْبا ُحي ۪سَمْلا ى َراَصَّنلا ِتَلاَق َو ِ ٰاللّ ُنْبا ٌٌۨرْي َزُع ُدوُهَيْلا ِتَلاَق َو َن ُُ۫ؤِهاَضُي

ْنِم او ُرَفَك َني ۪ذَّلا َل ْوَق

َنوُكَف ْؤُي ىٰنَا ًُۘ ٰاللّ ُمُهَلَتاَق ُلْبَق

“Yahudiler, "Üzeyir Allâh'ın oğludur" dediler,

Hıristiyanlar da "Mesîh Allâh'ın oğludur", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları (geveledikleri) sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olan toplulukların sözlerine kendi sözlerini benzetiyorlar. Allâh onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!

(haktan bâtıla çevriliyorlar)!”529

Bazı Yahudi ahbârı Peygamber Efendimizin huzurunda “Üzeyir Allâh’ın oğludur” dedikleri için bu âyetin nâzil olduğu veya önceki Yahudi topluluklarından böyle söyleyenlerin varlığını haber vermek için bu âyetin indiği söylenmiştir. Rivâyet edildiğine göre, Yahudiler Tevrat ile amel etmeyi bırakıp, peygamberlerini öldürmeye başlayınca, Allâh onların kalplerinden Tevrat bilgisini silmiş ve Tâbut’u kaldırmıştır.

Böylece Tevrat’ı bilen kalmamıştır. Üzeyir (as.) Allah tarafından yüz yıllık ölümünden sonra diriltilince, Allâh’a yalvarmış, Tevrat ezberi kendisine bahşedilmiştir.

526 Tekvin 27/18-30.

527 Tekvin 31/29-43.

528 Tekvin 32/22-31.

529 Tevbe 9/30.

127

İsrâîloğullarına gelip Tevrat’ı ezberden yazmış ve meşhur olmuştur. Yahudiler, “bu ancak Allâh’ın oğlu tarafından yapılacak bir şeydir” demişler. Halbuki bu söyledikleri sadece kendilerinin uydurduğu yalan bir sözdür. Kendilerinden öncekilerin “melekler Allâh’ın kızlarıdır” demeleri gibi bir safsatadır. Yahudiler, kendilerine kitap gönderilmesine rağmen kitâbın hükümlerine gereği gibi riâyet etmemiş, putperest müşrikler gibi davranmış ve onlara benzemişlerdir. Âyet, “Allâh onları kahretsin, nasıl da haktan sapıp, Allâh hakkında yalan ve iftirada bulunuyorlar”530 demektedir.

Âyette geçen Üzeyr kelimesinin, Arapça’ya yabancı bir dilden geçen özel isim olması dolayısıyla gayrı’l-munsarıf olduğunu söyleyen âlimlerin yanı sıra, Arapça olduğunu söyleyip tenvinli okuyan âlimler de vardır. Hz. Mûsâ’dan sonra Yahudiler, peygamberlerini öldürünce, Yüce Allâh, Tevrat’ı ref’ edip bilgisini onların kalplerinden silmiştir. Henüz bir çocuk olan Üzeyr, yeryüzünde yolculuğa çıkmıştır. Cebrâil (as.) gelip ona nereye gittiğini sormuş, o da ilim öğrenmek için yola çıktığını söyleyince, Cebrâil (as.) ona Tevrat’ı ezberletmiştir. Hz. Üzeyr, bir harf bile eksik olmayacak şekilde Tevrat’ı İsrailoğullarına yazdırmıştır. İsrailoğullarından bir kesim, “Allâh onun sadrında Tevrat’ı topladı çünkü o, Allâh’ın oğludur” demeye başlamışlardır. Yahudilerin böyle söylediklerinin en âşikar delili, bu âyet nazil olduğunda, Hz. Muhammed’i (as.) yalanlamaya olan aşırı isteklerine rağmen Yahudiler, Hz. Üzeyr’in Allâh’ın oğlu olduğunu söylemediklerini iddia etmemişlerdir. “Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları (geveledikleri) sözlerdir” ifadesinin anlamı, ya “onların ağızlarıyla söyledikleri dayanaktan yoksun, lafzın ifade ettiği anlamı taşımayan, çıngırak sesi ve sözü olmayan şarkı mırıltısı gibi anlamsız, sadece ağızdan çıkan bir sestir” demektir veya “bu onların mezhebinin görüşüdür, ağızlarıyla söylerler ancak kalpleriyle buna inanmazlar.

Bu söylediklerinin bir delili olmadığı gibi, söyledikleri sözlerin doğru olabileceğine dair kalplerinde tesir oluşturacak bir şüpheleri de yoktur” demektir. “Allâh’ın zevcesi yoktur”

dediklerinde çocuğunun olamayacağını da itiraf etmiş olurlar.

َن ُُ۫ؤِهاَضُي

“Yudâhiûne”

kelimesi de muzâfın hazfedilmesi ile muzafın yerine geçtiği için merfû olmuştur. Anlamı,

“peygamber (as.) döneminde yaşayan Yahudi ve Hristiyanların bu sözleri kendilerinden

530 Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 4: 2509-2511.

128

önceki inkârcıların sözüyle benzeşiyor” olur, ya da “Hristiyanların Mesîh Allâh’ın oğludur sözü, Yahudilerin Üzeyr Allâh’ın oğludur” sözüne benziyor demek olur.531

Bu âyetle Allâh-u Teâlâ, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan bu nahoş ve yalan sözü söyleyen kâfirlerlerle mücadele etmeye inananları teşvik etmektedir. Süddî (ö. 127/745) ve başkalarının naklettiğine göre Amâlikalılar, İsrâîloğullarını savaşta yenmiş, bilginlerini öldürüp büyüklerini esir almışlar. İsrâîloğullarına yapılan bu muameleye ve ilmin onlardan kalkmasına çok üzülen ve ağlayan Hz. Üzeyir (a.s.), çölde rastladığı bir kadının tavsiyesiyle bir nehrin kenarına gidip onda yıkanmış, iki rekât namaz kılmıştır.

Orada karşılaştığı yaşlı bir adam, Hz. Üzeyr’in ağzına üç kere büyük kor şeklinde bir şey koymuştur. Bundan sonra Hz. Üzeyir, insanların Tevrat’ı en iyi bileni olmuştur. Hatta bir parmağına bağladığı bir kalemle Tevrat’ı yazmış, diğer insanlar yurtlarına döndüklerinde dağa sakladıkları Tevrat’ı getirip karşılaştırmışlar, birbirinin aynısı olduğunu görmüşlerdir. Cahiller, “bunu ancak Allâh’ın oğlu olduğu için yapmıştır” demişlerdir.

Yüce Allâh bu söyledikleri mesnetsiz sözlerin kendilerinden önceki kâfirlerin sözlerine benzediğini söylemektedir.532 İsrâîloğulları, Babil esaretinden sonra Tevrat’ı ihya ettiği için Hz. Üzeyir’e (Ezra) kutsiyet atfetmişler ve onun için aşırı mübalağalı ifadeler kullanmışlardır. Bunun sonucunda bir kısım Yahudi mezhepleri onu Allâh’ın oğlu olarak nitelendirmişlerdir. “Sözlerini daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar”, ifadesi eski Mısır, Yunan, Roma ve Persler için kullanılmıştır. Ehl-i Kitâp, dinlerinde değişiklik yapacak kadar bu toplulukların felsefelerinden etkilenmiştir.533 Hz.

Üzeyir’in, On Emir konusundaki yorum ve içtihatları, Talmutçular tarafından on emir ile eşdeğer sayılmaktadır. Böyle bir durum bile Yahudilerin Hz. Üzeyr’i Allâh’a ortak koştukları anlamına gelmesi açısından yeterli bir delildir. Çünkü tevhit inancı bakımından Allâh’tan başka bir kimsenin koyduğu prensiplerin, Allâh’ın koyduğu kanunlarla eşdeğer sayılması bir şirktir. “Allâh onları kahretsin/öldürsün” ifadesi normal anlamıyla değil, daha ziyade olağandışı korkunç bir şeye dikkat çekmek için kullanılmıştır.534 Yani onların bu iddiaları ne korkunçtur, haktan nasıl da sptırılıyorlar, demektir.

531 ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, 2: 250, 251.

532 İbni Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, 2: 348.

533 Mevdûdî, Tefhimu’l-Kur’an, 2: 207.

534 Esed, Kur’an’ın Mesajı Meal ve Tefsir, 1: 356.

129

Hz. Üzeyr’e niçin “Allâh’ın oğlu” denildiği ile ilgili Hz. Peygamber’den herhangi bir rivayet gelmemiştir. Ancak birçoğunu yukarıda zikrettiğimiz, Yahudi kaynaklı olması muhtemel bazı rivâyetler vardır. Kur’ân’ın indiği dönemde yaşayan Yahudiler birçok hususta Hz. Muhammed’i (as.) eleştirmelerine rağmen, Hz. Üzeyr’e Allâh’ın oğlu demedikleri ile ilgili Hz. Peygamber’e herhangi bir itirazda bulunmamışlardır. Bu durum bile tek başına onların Hz. Üzeyr’e “Allah’ın oğlu” dediklerinin delilidir. En azından o günkü Yahudilerin bazı Yahudi grupları tarafından Hz. Üzeyr’e Allâh’ın oğlu denilmesinden haberdar olduklarını göstermektedir.

In document Kur'ân'da insanların ilâh olarak edindikleri objeler (Page 136-141)