ESKİ DOST

Belgede 1.BÖLÜM ÖLMEK İSTİYORUM (sayfa 65-69)

Bir saat'tir yatağımda dönüp duruyordum. Bulut gittikten sonra uyumaya çalıştım ama olmuyor bir türlü uykum gelmiyordu. Yatağımdan doğrulup sırtımı başlığa dayadım. Bileğim eskisi kadar acımıyordu. Sanırım Bulut'un sürdüğü krem işe yaramıştı. Nedense hep onun hakkında aklımda bir soru işareti vardı. Eskiden mantığımın değilde kalbimin sesini dinlerdim. Bir insan kalbinin sesini dinleyebilir de, ya kalp bin parçaya bölünmüşse? O zaman hangi parçayı dinlemek gerekir. Hani derler ya kalbin kemiği yoktur. Ama nedense en çok kırılan yerde o dur.

Eskiden en çok sevilmeyi isterdim. Ama şimdi korkmamayı dilerdim. Beni korkutan Bulut'un hiç olmamasını dilerdim. Bazen şu kapıdan girip bana zarar verir diye çok korkuyorum.

Saat'e baktığımda gece yarısı 2'di. Çok susamıştım. Aşağıya inip su içsem mi?

İçmesem mi? Kararsız kalmıştım. Bulut ve Araf evde mi acaba? Kimse görmeden gidip gelirim. Hemen ayağa kalkıp bileğimin üzerine fazla basmadan aşağıya mutfağa indim. Elime bir bardak alıp içine su doldurup içtim. Su içerken kapıdan bir ses geldi. Kim geldi acaba? İnşallah hırsız değildir. Ses çıkarmadan kim geldi diye baktım.

Bulut'tu gelen ama evde değil miydi o? Ne zaman gitmişti ki... Bulut dengede durmakta zorluk çekerek sağa sola doğru savruluyordu. Sanırım sarhoştu.

Neden şimdi bu kadar içti ki üstelik gece yarası. Elimdeki bardağı bırakıp mutfaktan çıktım. Daha sonra Bulut'un beni fark etmesi uzun sürmedi.

"Sen niye ayaktasın?" diye sorunca içki kokusu etrafa yayıldı. İğrenç kokuyordu. Sanki içki şişesinin içine düşmüş gibiydi. "Su içmek için kalkmıştım" deyince Bulut kafasını sallayarak bana baktı.

"İzin aldın mı peki? Benden izin alıcaksın. Sen benimsin" işaret parmağıyla omzuma hafif baskı uygulayarak. Bulut adım atarak ilerlemeye başlayınca birden dengesini kaybedip yere düşecekken kolundan tuttum. Bulut tuttuğum kolunu omzuma attı. Ne yapacağımı bilmezken Bulut benimle beraber

ilerlemeye başladı. Bende mecbur Bulut'un odasına doğru ilerledim.

Bulut'un odasının kapısını açıp içeri girdim. Ayağım hafif sızlıyordu ama umursamamaya çalıştım. Bulut oldukça ağırdı. Üstelik içki kokuyordu. Bu kokuyu hiç sevmiyorum. Onu taşımakta oldukça zorluk çekiyordum. Daha sonra Bulut'un yatağına gelince omzumdaki elini tutup yatağa oturttum. Bulut ceketini çıkartıp bir kenara attı. Çıkmam gerektiğini anlayınca kapıya doğru gidecekken. Bulut birden bileğimi tuttu.

"Nereye gidiyorsun. Sana gidebilirsin dedim mi?" Bulut'un sarhoş hali beni daha da çok korkutuyordu. Bulut hala bileğimi sıkı bir şekilde tutarken kaçma olasılığım birden yok oldu. "Lütfen. Gidebilir miyim?" her geçen saniye

nedense korkum ikiye katlanıyordu. Bulut 'cık' sesini çıkararak tuttuğu bileğimi kendisine doğru çekti.

"İzin vermiyorum" deyince elim ayağım birbirine girdi. Neden şimdi bunu yapıyor anlamıyorum. Onu kızdıracak birşey yapmadım ki.

Bulut birden bileğimi sert bir şekilde çekince üzerine düştüm. Çok yakındık. O kadar yakındık ki bu yakınlık nefesimi kesti. Kalbim anında delicesine

çarpmaya başlayınca beynim alarm vermeye başladı. Bulut gözlerime bakıyordu o kadar sakin ve tepkisizdi ki nedense bu beni daha da çok korkutuyordu. Elinden kurtulmaya çalışsam da Bulut bir türlü izin vermedi.

"Korkuyor musun?" Bulut kulağıma fısıldayarak söyleyince gözyaşlarımı tutarak. "Lütfen izin ver gideyim..." Bulut gözlerimin içine bakarak.

"Korkuyorsun... Korkmalısında. Eğer sana bu kadar yakınsam zarar

verebilirim" Bulut'un sözleri beni korkutmaya başlamıştı bile ani bir hareketle Bulut'un elinden kurtulup ayağa kalktım.

Kapıya doğru ilerleyecekken. Bulut da ayağa kalkarak belimden tutup kendi ile beraber yatağa yatırdı. Yatakta çırpınmaya başlayınca Bulut belimi daha da sıktı. Ağlayarak çırpınmaya devam ederken. Bulut nefesini dışarı vererek.

"Korkma... Sana zarar vermeyeceğim. Sadece uyumak istiyorum" sesi yorgun ve uykulu çıkmıştı. Ama burda kalmak istemiyorum. Hele de Bulut'la uyumak asla. Hayatım da hiçbir erkekle uyumamışken... Hala hareket etmeye devam

ederken. Bulut belimi öyle bir sıktı ki bu sefer canım acımıştı. "Rahat dur. Beni sinirlendirmek istemezsin" deyince hareketlerimi az da olsa yavaşlattım.

"Lütfen odam da uyumak istiyorum" sesim çocuk gibi çıkmıştı. Ama Bulut beni duymayarak uyumaya devam etti. Ne yapacağım şimdi ben. Şu an bir erkekle uyuyordum ve bu çok utanç verici. Kalbim benden bağımsız hızlı atmaya başlayınca inşallah duymaz diye dua ettim. Bulut uyumuştu sanırım.

Ama belimi hala sıkı tutuyordu. Hafif hareket edince bende az da olsa uzaklaşmaya çalıştım ama Bulut tekrar kendine doğru çekti.

"Kalbin benim için mi bu kadar hızlı atıyor?" duymuş muydu ama nasıl.

Yanaklarım kızarmaya başlayınca kaçıp gitme isteğim daha da arttı. "Sakın.

Seni satın alan bir adama karşı duygu besleme. Canının daha fazla acımasını istemezsin " derin nefes alarak Bulut'un sözlerini sindirmeye çalıştım.

Acıtmıştı. "Şimdi uyu" diye emir verince sustum. Zaten konuşamazdım.

Hala kaçma şansım var diye ümit ederken. Bulut belimi daha çok sarmaladı.

Ne yapıcam şimdi ben. Daha önce kimseyle uyumadım ki... Gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Bu şekilde uyuyamazdım. Ama gözlerim kapanmaya başladı. Uyku beni kendine esir alıyordu. Daha fazla dayanamayıp kendimi karanlığa teslim ettim.

Bulut

Güneşin yüzüme vurmasıyla kendime geldim. Başım ağrıyordu dün içkiyi fazla kaçırmıştım. Etrafıma bakınca yanımda yatan Alya'yı gördüm. Bunun burda ne işi var diye düşünürken dün akşam olanları hayal meyal hatırladım. Alya'ya baktığımda oyuncak bebek gibi görünüyordu yumuşacık ve insanı

rahatlatıyordu. Gül kokuyordu. Saçı yüzünü kapatıyordu. Elimle saçını geri çekerken elim öyle kala kaldı masum ve savunmasızdı. Alya uyanmaya başlayınca hemen elimi geri çektim. Alya gözlerini açarak etrafına baktı beni görünce utanarak hemen ayağa kalktı.

"Odana git" diye emir verince Alya yüzüme bakmadan koşarak odadan çıktı.

Zaten dün akşam onu yanımda yatmasını istememeliydim. Sarhoş olunca kendimi kaybetmek sinirimi bozmuştu.

Yataktan kalkıp banyoya gittim. Başımın ağrısı başka türlü geçmeyecek.

Banyoda duş aldıktan sonra üzerimi giyip odadan çıktım. Salona baktığımda Alya ortalıkta yoktu. Kahvaltı da hazır değildi. Bu kız beni sinirlendirmeye mi

çalışıyor? Hemen odasına kapıyı çalmadan girdim. Alya yatağının üstünde oturmuş düşünüyordu. Beni görünce hemen ayağa kalktı.

"Kahvaltı neden hazır değil" sesim az da olsa yüksek çıkmıştı. Alya yüzüme bakmamak için direnirken. Cevap bile veremiyordu. "Sana bir soru sordum..."

Alya elleriyle oynarken sakin kalmaya çalıştım. Neden hala cevap vermiyor bana.

"Şey-y ben unutmuşum" hala elleriyle oynamaya devam ediyordu. Bu kadar çok utanıyor olamaz herhalde sonuçta sadece uyumuştuk.

"Ben şimdi hemen hazırlarım" diye gitmek için hareket edecekken.

"Gerekmez. Bir daha unutma yeter" deyince kapıyı çarpıp çıktım. Sanırım onu fazla utandırmıştım. İlk defa biriyle uyumuş gibi davranıyordu. Arabanın anahtarını alıp evden çıktım.

***

Ofise geldiğimde asansörle yukarı doğru çıkarken beni gören çalışanlar başı ile selam veriyorlardı. Odama doğru geldiğimde asistanım Duygu beni karşıladı. 3 senedir benim asistanım olarak çalışıyordu. Güvenilir ve iyi biriydi. Diğer kızlar gibi bana yakın olma çabası yoktu.

"Hoşgeldiniz Bulut bey" diye selamlayarak bana baktı. Çalışanlarımla hep aramda bir masefa vardır. Her zaman umursamaz ve soğuk biri olacaksın.

Hayatta birinci kuralımdı. Kimse göründüğü gibi değildir, sende öyle olmak zorundasın.

"Bugünkü randevularımı ayarla. Yarınki toplantı için hazırlık yap" dediğimde Duygu başıyla onaylanıp yerine geçti. Odama geçtiğimde Araf'ı görmeyi beklemiyordum. Araf koltukta oturup kahvesini yudumluyordu. Onu genelde bu kadar erken şirkette görmeyi beklemiyordum. Hiçbir şey söylemeden yerime oturdum. Araf bakışlarını bana çevirerek.

"Günaydın... Yoksa Tünaydın mı demeliydim" Araf geç kaldığımı ima ederek.

Onu fazla ciddiye almayarak dosyalarla ilgilendim.

"Şirket benim. İstediğim zaman gelirim" hala dosyaları incelerken. İşe konsantre olmaya çalışıyordum. Araf'ın hala bana baktığını görünce. Bende ona bakarak ne var bakışı attım.

"Dün davette Mina diye bir kız Alya'yı soruyordu. Benden onun adresini istedi." Şu kız Alya'nın arkadaşı. Davette baya yakındılar. Her neyse ilk ve sondu. Bir daha asla böyle birşey olmayacak.

"Bilmiyorum deyip yollasaydın" uzatmaya gerek yoktu. Zaten arasada bulamazdı.

"Kız inatçı birine benziyor. Sanırım birde zenginlerle de bir problemi var. O gün canımı baya sıktı" deyince Araf'ın kızla uğraştığını anlamamak zor değildi.

Zaten Araf biriyle uğraşmayı severdi. Dikkatimi Araf'tan çevirip dosyalara tekrar baktım.

"Her neyse zaten arasada bulamaz" deyince iyice dosyalara gömüldüm.

Çalışmak beni rahatlatıyordu. Beynimde hergün kurulan düşüncelerimden kurtarıyordu.

Kapının açıldığını görünce sinirlenmiştim kim kapıyı çalmadan gelebilir. Sinirle kim geldi diye bakarken gelen kişiyle şoka uğramıştım. Elimdeki dosya

elimden düşerken ayağa kalktım. Araf'ta benden farksız değildi. Gelen kişi Koray'dı... Yetimhanede beraber kaldığımız. Çocukluk arkadaşımızdı. Her zaman ben Araf ve Koray hep birlikteydik ama ta ki yetimhaneden kaçtığımız güne kadar.

Belgede 1.BÖLÜM ÖLMEK İSTİYORUM (sayfa 65-69)

Benzer Belgeler