• Sonuç bulunamadı

SEVGÝNÝN ve BÝRLÝÐÝN GÜZELLÝÐÝ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "SEVGÝNÝN ve BÝRLÝÐÝN GÜZELLÝÐÝ"

Copied!
52
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SEVGÝNÝN ve BÝRLÝÐÝN GÜZELLÝÐÝ

SEVGÝYE YENÝDEN BAKIÞ

ÝLÝÞKÝLERDE SADELÝK

(2)

Aylýk Kültürel ve Siyasi Dergi

Cilt: 50 Sayý: 590 Þubat 2018

ÝÇÝNDEKÝLER

Onur Baþkaný:

Dr. Refet Kayserilioðlu Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:

Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:

Güngör Özyiðit Yayýn Kurulu:

Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar

Hale Ürkmezgil Haberleþme ve Okur/Abone Ýliþkileri:

0535 4554223 - 0549 7220248 Yönetim Yeri:

Hayri Eðmezoðlu Sk. Ýkizler Ap.

No: 8 D: 32 Erenköy/Ýst.

Baský:

Hedef Dijital Baský Taksim Cad. No: 19/A

Taksim/Ýstanbul Fiyatý: 10TL Yýllýk Abone: 120TL

Yurt Dýþý: 140 TL

Sevginin ve Birliðin

Güzelliði ... 2

Dr. Refet Kayserilioðlu

Keskin Bir Zekânýn

Hristiyanlýkla Savaþý ... 6

Ahmet Kayserilioðlu

Bir Ömrün Özeti ...12

Güngör Özyiðit

Ýliþkilerde Sadelik ... 24

Nihal Gürsoy

Ýstanbul

.

... 30

Seyhun Güleçyüz

Hayvan, Bitki, Mineral

.

... 36

Çev: Nelda Ýnan

Sevgiye Yeniden Bakýþ ... 42

(Canlý Kryon Celsesi)

Dergimizin internet sitesini

www.sevgidunyasidergisi.com, www.dostluk.org adreslerinden ziyaret edebilirsiniz

(3)

Sevgili Dostlar

O'nun yolunda olanlar her an þükürdedirler. Þükretmek onlarýn

inançlarýnýn göstergesidir, bilirler. Kuru kuruya gösteriþ olsun diye O'nun adýný anmaktan, kuru bir þekilde þükretmekten kaçýnýrlar üstelik. Þükretmek gönülden gelmelidir, dile dökülecekse gönülden dökülmelidir. Dileklerin ve beklentilerin gerçekleþmesi, þüphesiz büyük bir sevinç kaynaðýdýr; ancak gerçek þükür dünyaya ve kendi nefsimize ait isteklerin karþýlanmasýnýn ardýndan olamaz sadece. Çünkü bu tür isteklerin biri bitince diðeri baþlar ve elbet ki, hayrýmýza olan her isteðin karþýlanmasý deðildir. Yoluna gönlünü vermiþ yolcu, O'ndan razý ise eðer, bulunduðu her hâl için, her nefesinde þükreder. Çünkü onu Sevgisinden Vareden kendisini o an için, o durumda en iyi yerde tutuyordur, en güzel þekilde koruyor ve barýndýrý- yordur, yanýnda ve yolunda eyliyordur. Hangi dünyevi zenginlik ve korunma bu ihtiþamla karþýlaþtýrýlabilir ki... Evet O bize serbest irade, akýl ve sýnýrsýz seçim özgürlüðü vermiþtir. Ama O'nun yolunun yolcusunun diðerlerinden farký burada belli olur: O sadece buyruklara uyarak deðil, kendi aklý ve tecrübesiyle doðru yoldan elde ettiði tüm kazanýmlarýn da yalnýzca O'ndan ve yalnýzca O'nun izniyle, rýzasýyla olduðunu bilir. Sebep netice, mantýk, karma... ne derseniz adýna, bunlarýn tamamen dýþýnda, izahý zor bir alandýr burasý. Sadece siz ve Yaratýcýnýz... ve alabildiðine mutluluk, huzur ve sevgi... þükretmez de ne yapar bu kiþi. Öte yanda vesvese veren boþ durmayacaktýr elbette. Nefsimizin zayýf yönlerini kullanarak akýl ve mantýk yoluyla ayartmaya çalýþacaktýr. Kendimizi kandýrdýðýmýzý,

inancýmýzdan deðil, korkumuzdan dolayý devamlý þükredip durduðumuzu, aslýnda ezik olduðumuzu, dünyevi zenginlik ve dünyevi güç sahiplerinin yanýnda hiçbir hükmümüzün olmadýðýný, onlarýn bize acýdýðýný fýsýldayýp duracak, adý üstünde tereddüte düþürmeye çalýþacaktýr bizleri. Eðer murat edilen Allah'ý arkasýna alarak baþkalarýný etkilemekse, þeytanýn taktikleri iþe yarayacaktýr; onlara kolaylýk ve hayýr dileriz. Ama gönülde yatan aslan sonsuz ýþýklý yolda O'na yürümekse, o gönül akla istediði istikâmeti vermeyi bilecektir çoktan. Dua etmek, dilemek, yalvarmak, þükretmek, Beþ

Basamak'tan ayrýlmadan gerekeni yapmak, sonra tekrar þükretmek hayýrda olmanýn, kötülüðe galip gelmemin en saðlam ve güvenli yoludur.

En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI

(4)

Sevginin ve Birliðin Güzelliði

Dr. Refet Kayserilioðlu

Eðer dünya barýþýna bir katkýda bulunmak istiyorsak, hem kendi çocuklarýmýza

hem de tüm dünya

çocuklarýna sevgi ve birlik fikirlerini aþýlamalýyýz, Çocuklarý biraraya getiren bayramlar ve festivaller

bunun için

en iyi fýrsattýr.

(5)

nsanlar arasýndaki dostluk ve sevgi de, düþmanlýk ve nefret de çocuk yaþlardan itibaren, onlarýn kafalarýna ve gönüllerine yerleþtirili- yor. Çocuklar küçükten itibaren iyi veya kötü olarak þartlandýrýlýyorlar.

Eðer dünya barýþýna bir katkýda bulunmak isti- yorsak, hem kendi çocuklarýmýza hem tüm dünya çocuklarýna sevgi ve birlik fikirlerini aþýla- mamýz gerekir. Bunu, bize en ters tutum içinde olan ülkelerden baþla- yarak uygulamaya çalýþalým. O ülkenin çocuklarý için, on günlük süreler halinde deniz kýyýsýnda ücretsiz çocuk kamplarý kuralým. 100'er kiþilik gruplar halinde Türk çocuklarýyla kamp yapmalarýný saðlayalým.

Bunlar kendi ülkelerinde kolayca Türk dostluðunu yayarlar. Bu çeþit dostluk giriþimleri büyükleri de etkilemekte gecikmez.

HER ZAMAN AÐLARIM

Ne zaman bir filmde, bir þarkýda, bir temsilde

ya da bir oyunda insan- larýn birliðini, insanlarýn kardeþliðini ve birbirleri- ni sevmelerini iþleyen bir konu veya pasaj görsem veya duysam,

gözyaþlarýmý tutamam aðlarým. Filmlerde ve temsillerde beni en çok duygulandýran insanlarýn birbirlerini sevmeleri, kardeþ olduklarýný belirt- meleri ve dünya birliði için özlem duymalarý olmaktadýr.

Vaktiyle bir Amerikan filmi görmüþtüm, ismini hatýrlayamýyorum. Ýnsan- larýn düþmanlýðýndan, kavgalarýndan ve harp- lerinden çok zarar gör- müþ, çok üzülmüþ bir adam, devamlý insanlarýn bir olmalarý, düþmanlýk- larýn ve kavgalarýn kaldýrýlmasý için uðraþý- yordu. Ama gayesine ulaþamadan ölüyor. Onu bir yol kenarýna gömü- yorlar. Ama o günden sonra yoldan geçenler, O adamýn sorular soran sesini duyuyorlar:

"Dünya nasýl, insanlar kavga ediyorlar mý?"

Þayet: "Dünya berbat, insanlar yine kavga edi- yorlar." diye cevap

verilirse taþlar yaðmaya baþlýyor yola. Eðer cevap: "Dünya barýþ içinde, insanlar kardeþçe geçiniyorlar, hiç kavga etmiyorlar." tarzýnda olursa, sevinç kahka- halarý duyuluyor. Çok yýllar önce seyrettiðim bu film beni öylesine etki- lemiþti ki, gözyaþlarýmý tutamamýþtým. Film bit- tiði halde ben aðlýyor- dum. Herkesin garip bakýþlarý beni hiç etkilemiyordu.

Sevgi ve birlik güzel þey kardeþim. Ýnsaný gerçek insan yapan, insaný kanatlandýrýp melekler arasýna götüre- cek olan da bu duygular deðil mi? Bu ülkede kav- ganýn, aðýz dalaþýnýn ve boðazlaþmanýn karan- lýðýndan öylesine bunaldýk ki... Bir sevgi kývýlcýmý, birliðe doðru atýlmýþ bir küçük adým, insanlýk yolundaki bir küçük giriþim, gönülle- rimizde güneþlerin doðmasýna yol açýyor.

Ýçimizden kalkan bir sevinç dalgasý, boðaz- larýmýzda hýçkýrýk ve gözlerimizde yaþ oluyor.

Ý

(6)

Particiliði düþmanlýk gibi alma alýþkanlýðýndan bir kurtulabilsek. Hele sevmediði veya rakip gördüðü kiþileri karala- mak ve kötülemek alýþ- kanlýðýndan bir sýyrýla- bilsek!.. Birbirimizi sevmek, birbirimizin iyi yönlerini görüp övmek çok mu zor?! Karþýmýz- dakini övüp yüceltince biz küçülür müyüz yoksa büyür müyüz? Rakibini, hattâ düþmanlýk edeni bile övebilen, ondaki iyi yönleri dile getirebilen insaný, herkes alkýþlamaz, herkes yüceltmez mi?

Aslýnda Bizim

Celselerimiz'de çok güzel belirtildiði gibi:

"Baþkasýný hor tutan, kendini alçaltandýr."

Bir baþka yerde de daha ileri giderek:

"Siz, kendinizi deðil, hasmýnýzý övünüz.

O'nun sevgisinden varettiði birini, hasým diye biliyorsanýz, eðer."

Burada O'nun sevgisin- den varolaný hasým belle- menin ayýbý da vurgulan- mýþ oluyor.

Hisleri yenebilmek, bencilliði dizginleye- bilmek, asýrlarýn içimize yerleþtirdiði "Önce ben"

demek alýþkanlýðýndan kurtulabilmek, iþte bütün mesele burada. En zor gibi görünen, olmayacak, yapýlamayacak gibi sanýlan bu iþ, inanýn hiç zor deðil!.. Yeter ki isteyin, karar verin. Yeter ki kararýnýzdan dön- memek için kendinizi sürekli kontrol edin.

Bütün mesele "Önce ben deðil, önce sen" diye- bilmekte. Bunu diyen insanda ne kýskançlýk kalýr, ne haset, ne düþ- manlýk kalýr, ne de kötülük!..

Yolda birbirlerinin bellerine kollarýný

dolamýþ, sarmaþ dolaþ bir delikanlý ile, bir genç kýz geçiyorlardý. Birbirlerine hayran bakýþlarýndan, cývýl cývýl konuþmalarýn- dan, sokuldukça sokul- malarýndan birbirlerini çok sevdikleri anlaþýlý- yordu. Ben sevgiyle onlarý süzerken, yaþlýca bir hanýmefendi gördüm.

O da sevgiyle, gülerek onlara bakýyordu. Belli ki o da hoþlanmýþtý,

Sevgi ve birlik güzel þey kardeþim. Ýnsaný gerçek insan yapan, insaný kanatlandýrýp melekler arasýna götürecek olan da bu duygular deðil mi? Bu ülkede kavganýn, aðýz dalaþýnýn ve boðazlaþmanýn

karanlýðýndan öylesine bunaldýk ki... Bir sevgi kývýlcýmý, birliðe doðru atýlmýþ bir küçük adým, insanlýk yolundaki bir küçük giriþim, gönüllerimizde güneþlerin doðmasýna yol açýyor. Ýçimizden kalkan bir sevinç dalgasý, boðazlarýmýzda

hýçkýrýk ve gözlerimizde yaþ

oluyor.

(7)

onlarýn görünüþünden.

Ama çevrede hasetle, kýskançlýkla bakan, homurdanan, söylenen karanlýk yüzler de gördüm. Onlar adýna üzüldüm. Ýki kiþinin bir- birini sevmesine taham- mül edemiyorlardý. Ama o iki kiþi birbirini kötüle- selerdi, yol ortasýnda atýþsalar, kavga etselerdi, heyecanlý bir film seyreder gibi, zevkle seyredeceklerdi. Onlarýn kavgalarýndan zevk almak bir ruh karan- lýðýnýn iþareti deðil mi?

Bir keresinde birbirini temiz duygularla seven iki kiþi için, bakýn ne denmiþti:

"Eðer bir yerde berrak bir gönülden, berrak bir gönüle doðru akýþ varsa, orada nurlarýn en hayýr- lýsý vardýr. Siz ondan nurlanýnýz."

Sözlerimi rahmetli ve deðerli dostumuz Sayýn Agasi Þen'in bir þiirinden iki dörtlükle bitirmek istiyorum. Bir konuþ- mamýzda "Önce ben' demek yerine 'önce sen' demeye baþlarsak bütün dertler ve kavgalar biter"

demiþtim. Bu sözüm üzerine bana ithaf ederek: "Ben Yerine Sen Desen" diye bir güzel þiir yazmýþtý. Þiiri yazan olarak da ismini yaz- mamýzý istememiþ, alçak gönüllüðünden "Bir dost"

diye, belirsiz bir ad koy- durmuþtu.

Bu þiiri ben Rast maka- mýnda bir þarký olarak besteleyip kendisine de okumuþtum ve çok mem- nun olmuþtu. Ruhunun huzur ve mutluluða ulaþ- masýný candan dileyerek, þiirinin baþ kýsmýný sizlere sunuyorum:

Dünya tersine döner, Ben yerine, sen desen;

Ne gam kalýr, ne keder, Ben yerine, sen desen.

Güneþ bir baþka doðar Yaðmur bir baþka yaðar, Açar her yerde bahar Ben yerine, sen desen.

Hisleri

yenebilmek, bencilliði

dizginleyebilmek, asýrlarýn içimize yerleþtirdiði

"Önce ben"

demek

alýþkanlýðýndan kurtulabilmek, iþte bütün mesele burada.

En zor gibi görünen, olmayacak, yapýlamayacak gibi sanýlan bu iþ, inanýn hiç zor deðil!..

Yeter ki isteyin, karar verin.

Yeter ki kararýnýzdan dönmemek için kendinizi sürekli kontrol edin.

Bütün mesele

"Önce ben deðil, önce sen"

diyebilmekte.

(8)

Gülyüzlülerden Ýbretler: 51

Keskin Bir Zekânýn Hristiyanlýkla Savaþý

Ahmet Kayserilioðlu, Psikolog

ülyüzlü Peygamberler, Yaradan'dan aldýklarý en doðru yaþam bilgilerini, temel ahlâk prensiplerini çevreleriyle paylaþmýþlar ve bizzat kendileri uygulayarak bunun bir örneði

olmuþlardý. Ne var ki hýzla akan zaman içinde gülyüzlülerin aktardýðý temel ahlâki doðrular unutulmuþ, türlü hüner ve çýkarla ortaya konan, þekil ve merasimlerin aðýr bastýðý yapay bir din yaþanýr olmuþtu.

G

(9)

Gazetenin, kitabýn, iletiþim araçlarýnýn bolca kullanýldýðý, aydýnlanmýþ insan- larýn çoðaldýðý Batý uygarlýðý içinde yaþanan Hristiyanlýkta dindeki bu bozulmanýn eleþtiri oklarýna uðramasý çok daha yoðun olmuþtu.

Nitekim 18. yüzyýlda yaþanan aydýn- lanma döneminde, artýk geçen yüzyýlýn seviyeli dinsel tartýþmalarý yerini, bu defa cepheden ve çok açýk, zaman zaman fevkalade aðýr hücumlar, eleþtri- ler almýþtý. Bunun elebaþýlýðýný ise Voltaire (1694-1778) üstlenmiþti.

"ALÇAÐI EZÝN!.."

"Haydi Faziletli Diderot ve cesur D'Alambert, gelin birleþin!.. Baðnazlarý ve alçaklarý devirin. Anlamsýz beyan- larý, alçakça safsatalarý, yalanlarla çarpýtýlmýþ tarihi, ortalýðý dolduran bin bir saçmalýðý yok edin!.. Akýllýlarý, akýl- sýzlara boyun eðmekten kurtarýn. Yeni doðacak kuþak, aklýný ve özgürlüðünü bizlere borçlu olacaktýr..."

Bu canhýraþ satýrlarýn yazarý Voltaire'di. Arkadaþlarýný Kiliseye karþý güç birliðine çaðýrýyor; Hz. Ýsa'nýn o güzelim sevgi dinini, bir fesat ve bir kin dini haline getirenlere artýk meydaný boþ býrakmamak gerektiðini sürekli tekrar- lýyordu. Avrupa'nýn her tarafýndaki dost- larýna gönderdiði sayýsý on binlere ulaþan mektuplarý, slogan haline getirdiði bir cümle ile sonlanýyordu.

Hani geçmiþte Kartaca ile amansýz bir savaþa girmiþ Roma'nýn bir senatörü her konuþmasýný "Kartaca Yýkýlmalýdýr"

diye noktalýyordu ya. Þimdi ayný þeyi Voltaire yapýyor, o barut fýçýsý mektup- larýný hep þu ateþli cümleyle bitiriyor- du:"Ecrasez L'infâme!.." (Alçaðý Ezin)

Kafasý çalýþan aydýnlarýn, hür düþünce tutkunlarýnýn Kiliseye karþý koyuþu kuþkusuz Voltaire'le baþlamýyordu.

Avrupa'da üniversitelerin kuruluþu ve lâik düþünürlerin oralarda kürsü ve söz sahibi olmalarý Voltaire'e kadar nere- deyse 500 yýllýk bir geçmiþe sahipti.

Engizisyon soruþturmalarýna, iþken- celere, odun ateþinde yakýlmalara rað- men nice öncü ruhlu kiþiler, caný pahasý- na ortaya atýlmýþ, doðru bildiðini söyle- mekten alýkonamamýþtý. Ancak halka mâlolmuþ, kalabalýklarý peþine takmýþ bir karþý koyuþ deðildi hiçbirisi. Sadece, Manþ deniziyle Kara Avrupasý'ndan tecrit edilmiþ Ýngiltere'de, týynetlerine uygun soðukkanlýlýk içinde de olsa, halk tabakalarýna ulaþmýþ, açýk seçik Kilise karþýtý kitaplar ve beyanlar vardý.

Ýngilizceye ve Ýngiltere'ye ilgisiz Kara Avrupa'sýnda her þey durgun bir denizdeki gibi sessiz ve derinden gidi- yordu. Fýrtýnayý koparacak, suyu dalga- landýracak güçlü, gözünü budaktan sakýnmaz bir söz ve yazý ustasýna, bir dâhi mizahçýya, bir kültür tarihçisine, bilgiye ve öðrenmeye vurgun, kendini yormaktan çekinmeyen coþkulu bir öncü ruha ihtiyaç vardý. Bütün bu meziyetlerle bezenmiþ, üstelik çalý gibi kökünden kopmadan rüzgârlarýn karþýsýnda eðilme kývraklýlýðýna ve kur- nazlýðýna da sahip, böyle bir adam dünyamýza gelmekte gecikmemiþti:

Voltaire.

(10)

YAÞAMI VE DÜÞÜNCELERÝ

"Güneþ Kral" 14 ncü Louis'nin dillere destan Fransasý'nda, ünlü bir noter babanýn ve aristokrat bir annenin oðlu olarak Paris'te doðan François-Marie Arouet'in, (Voltaire) kefeni yýrtýp yaþayabilirse, iniþsiz çýkýþsýz mutlu bir geleceðinin olacaðý umulurdu. Bu çelimsiz, hastalýklý bebek, ilk sürprizini sütninesine yapmýþ, onun "yarýna çýk- maz" kehânetini, o güçsüz bedeniyle 84 yýllýk bir ömür sürerek yalanlamýþtý.

Ýniþsiz çýkýþsýz mutlu gelecek beklenti- sine ise kader plânlarýnýn hazýrlayýcýlarý, herhalde tebessümle bakmýþlardý. Genç yaþýnda hapislere düþen, ismini bile deðiþtirerek "Voltaire" imzasýný kullan- mak zorunda kalan, Ýngiltere'ye sürgüne gönderilen, Paris salonlarýnýn gözdesi, Prusya saraylarýnda Kral Büyük Frederik'in arkadaþý, fýrtýnalý bir aþkýn kahramaný olan biri için ancak, "hayatý roman" denebilirdi. Talihi yaver gitmiþ Ýngiltere sürgününü atlatýp ülkesine dönebilmiþti ama, bu dilini ve kalemini tutmasýný beceremeyen mizah dâhisinin, er geç ilâhlarýn gazabýna uðramasý kaçýnýlmazdý. Kendisine aþk derecesinde hayran Prusya Kralýnýn sarayýnda bile tutunamamýþtý. Sürgün olmak kaderiydi sanki. Nitekim ömrünün son 30 yýlýný Fransa dýþýnda geçirmiþ, ancak son nefesini ülkesinde verebilmiþti. Kilise, bu azýlý düþmanýna merasim mi yapardý hiç?!. Cesedi dost- larýnca kaçýrýlýp Paris dýþýnda bir yere geliþigüzel defnedilmiþti. Aradan çok geçmemiþ, Fransýz Ýhtilâli'nin ulusal meclisi Kralý zorlayarak Voltaire'e

hakký olan töreni yaptýrmýþtý. 1791'de 100.000 kiþinin katýldýðý bu olaðanüstü törenle Voltaire'in külleri Panteon'a nakledilmiþti. Tabutunun üzerindeki þu cümle halkýn, gerçek dostlarýný unut- madýðýnýn yeni bir kanýtýydý: "Ýnsan aklýný bu uyandýrdý, bize özgürlüðü bu hazýrladý!.."

Voltaire'in hayatý çok fýrtýnalý geçmiþti ama yine de mutluydu ve hep- sinden önemlisi çok verimliydi. 99 cilt- lik kitaplarý arasýnda neler yoktu ki?

Tiyatro eserleri, hikâyeler, Fransýzlar'a Ýngiltere'yi tanýtan, "Ýngiltere Mektuplarý" Ve Avrupa'ya Newton fizi- ðini, metafiziðini anlatan bilimsel kitap- lar. Bir tarafta edebiyat, bir tarafta pozi- tif bilim. Bitmedi, daha var. Voltaire, tarihin modern bir görüþle ele alýn- masýnýn ilk öncüsü. Charlemagne'dan 14 ncü Louis'ye kadar olan dönemi yazdýðý kitabýnda savaþlar deðil, kültür deðiþimleri ve bunlarýn olaylara etkisi anlatýlýr. Diderot'nun önayak olduðu Aydýnlanma Çaðýnýn en büyük eseri, 21 ciltlik "Büyük Ansiklopedi"nin birçok makaleleri de, her zamanki akýcý üslubu ve anlaþýlýr ifadesiyle Voltaire tarafýn- dan yazýlmýþtýr. Bilimi, felsefeyi, tarihi, dini halka indirmek ve asýrlarýn yan- lýþlarýna, safsatalarýna karþý onlarý bilinçlendirmek Voltaire'in yaþam amacýdýr. "Büyük Ansiklopedi" iyiydi, güzeldi ama o ciltlerle dolu devasa hacmiyle halkta ürküntü uyandýrýyordu.

Öyleyse onlara bir el kitabý vermeliydi.

Spinoza, Pierre Bayle ve yakýndan tanýdýðý Ýngiliz yazarlarýnýn kitaplarýn- dan ve ömür boyu biriktirdiði bilgisin-

(11)

den yararlanarak, her zamanki akýcý kalemiyle "Dictionnaire Philosophique"

(Felsefe Sözlüðü) kitabýný hazýrladý ve bastýrdý. Gayet yerinde bir iþ yaptýðý eserin ilk yayýnlandýðý 1764 Haziranýndan 1765 Kasýmýna kadar 6 baský yapmasýndan anlaþýlmýþtý.

Alfabetik bir sýrayla ele alýnan konu baþlýklarýnda Hristiyanlýkla ilgili çok þey vardý. Yalaný, yanlýþý, dogmayý, saf- satayý, fesat ve kini, asýrlarýn zulmünü apaçýk ortaya dökme günü gelmiþti.

Üstelik bunu sadece hislere seslenerek deðil, öncelikle akla, mantýða, sað- duyuya, bilime ve tarihe, yani gerçek- lere baþvurarak, yeri geldiðince mizah- tan da yararlanarak yapmýþtý. Fransýzca o yýllarda en popüler dil olduðundan etkisi tüm Avrupa ülkelerinde görüldü.

Gerçek, üstü örtülemez olandýr.

Fýsýltýyla bile söylense bir anda her yana ulaþýr. Ya bir de gümbür gümbür söylenirse neler olmaz?!. Ne var ki asýl ders almasý gerekenler hâlâ kýþ uykusundaydý. Artýk olayýn halka indiðini, geri dönülmez noktalara gelindiðini, gerçekler kabul edilip, tarihten özür dilenmesi gerektiðini Kilise'nin anlamasý materyalizmin hýzýný azaltabilirdi. Ne yazýk ki olmadý, hâlâ da olmuyor.

TEVRATTAKÝ

TUTARSIZLIKLAR…

Voltaire, Kutsal Kitap'daki bozul- malar dolayýsýyla akla mantýða, bilime ve ahlâka aykýrý çok þey olduðunu, âyet- leri bir bir inceleyerek ortaya koyar.

Örneðin Tevrat'ýn "Yaratýlýþ" bölümün-

deki âyetleri sýralayarak, Hz. Ýbrahim'in Harran'dan çýkýþý esnasýndaki yaþýnýn birbirini tutmadýðýna, kitapta matematik bir yanlýþ bulunduðuna þöyle dikkat çeker:

"Ýbrahim'in yaþý üzerinde baþlýca anlaþmazlýðýn konusu budur.

Çünkü baþka anlaþmazlýklar da var.

Nasýl oluyor da Ýbrahim hem 135, hem de sadece 75 yaþýnda oluyor. Ermiþ Hieronimus ile Ermiþ Augustinus bunun açýklama olanaðý olmayan bir güçlük olduðunu söylüyorlar (cilt 1/ S:338- 339)

"Tanrý tanýmazlar varsa kabahat kimin; düzenbazlýklarýyla bizleri çile- den çýkarýrken, bazý zayýf kafalarý, adýný kirlettikleri Tanrý'yý inkâra zorlayan, o kendini satmýþ ruh zorbalarýnýn o canavarlarýn kabahati deðil mi?

"Bizim kanýmýzý, iliðimizi emip semi- ren adamlar bize baðýrýyorlar: "Bir diþi eþeðin dile geldiðine inanýn; bir balýðýn bir insaný yuttuðuna, üç gün sonra da canlý canlý kýyýya çýkardýðýna inanýn;

dünyayý yaratan Tanrý'nýn bir Yahudi Peygamberine insan pisliði yemesini (Hezekiel 4/12) bir baþka peygambere iki hayat kadýný satýn almasýný, onlardan çocuklar meydana getirmesini (Hoþea 1/2-3) buyurduðundan hiç kuþkuya düþmeyin. Bunlar bizlere doðruluðu, temizliði buyuran Tanrý'ya söyletilen sözlerdir. Açýktan açýða çirkin, yahut matematik bakýmýndan olanaksýz yüzlerce þeye inanýn; yoksa acýyan Tanrý sizi, deðil milyonlarca milyar

(12)

yüzyýl, sonsuzluða dek, bedenli olun olmayýn, cehennem ateþinde yakacaktýr.

(S:79)

ÝNCÝL ve HRÝSTÝYANLIK ELEÞTÝRÝLERÝ

Voltaire, Hz. Ýsa'nýn çarmýha gerildiði gün öðle üzeri üç saat süreyle bütün dünyayý karanlýk kapladýðýný belirten Ýncil âyetine (Matta: 27/45) þöyle itiraz ediyor:

"Bilginler, hiçbir Lâtin tarihçisinin, Tiberius'un Roma Ýmparatorluðu zamanýndaki hiçbir insanýn sözünü etmediði, mucize sayýlacak böyle bir olayýn bütün ayrýntýlarýný, imparatora, senatoya göndermiþ olmasý gereken Romalý bir valinin, Romalý askerlerin gözü önünde olup biten bu olaðanüstü þeylerden söz etmemiþ olmasýndan duy- duklarý hayreti belirtmekten geri kalmýyorlar. O üç saat içinde Roma da zifiri bir karanlýk içinde kalmýþ olmalýy-

dý, bu inanýlmayacak þey Roma'nýn, bütün uluslarýn takvimlerine geçmiþ olmalýydý. Tanrý, bu yüce þeylerin din- sizlerin eliyle yazýlmasýný hoþ görmemiþ olacak. (S:189)

Voltaire, üst rütbeli Kilise yetki- lilerinin zaman zaman toplanarak bir- birine zýt kararlar aldýklarý, ihtiraslarýný, kýskançlýklarýný ortaya döktükleri Ruhani Kurultaylarla (Konsil) da acý acý alay ediyor. Konuya giriþi zaten baþlýbaþýna bir âlem:

"Bütün ruhani kurultaylar yanýlmazdýr elbette: Çünkü insanlardan meydana gelmiþtir. Bu toplantýlara tutkularýn, entrikalarýn, kavga ve kin düþüncesinin, kýskançlýðýn, boþ inançlarýn, bilgisiz- liðin hâkim olmasýna hiç olanak mý var?!. (S:241)

"Ýznik kurultayý ekinde anlatýldýðýna göre Kilise Babalarý Eski Ahid'le Yeni Ahid'de hangi kitaplarýn þüpheli, hangi- lerinin doðru olduklarýný belli etmekte þaþýrýp kaldýklarýndan hepsini birbirine karýþtýrýp bir mihrabýn üzerine koymuþlar, inkâr edilecek kitaplar yere dökülmüþ. Bu güzel yöntemin bugün unutulmuþ olmasý pek yazýk olmuþtur doðrusu.

(S:242)

"Konstantiniye piskoposu olan Flavianus adýnda biri de Ýsa'nýn mutlaka iki özü ( Tanrý ve Ýnsan) olmasý gerektiðini ileri sürdü. 449 yýlýnda Efes'de

(13)

kalabalýk bir ruhani kurultay toplandý.

335 deki Sirta kurultayýnda olduðu gibi bu kurultayda da sopa sopaya gelindi.

Adamakýllý dayak yedi ve Ýsa'ya iki öz verildi. Sonra Khalkedon kurultayýnda 451'de Ýsa gene tek özlü (yani tamamen Tanrý) oldu. (S:244)

"1311 de Dauphine'deki Vienne kentinde toplanan genel kurultayda Templier tarikatý kaldýrýldý. Bu tarikatýn ileri gelenleri en çürük suçlamalar üze- rine en korkunç iþkencelere mahkûm edilmiþlerdi. 1414 de büyük Constance kurultayý toplandý. Bu kurultayda bin bir cinayet iþlediði kanýtlanmýþ olan Papa 23. John'ý Papalýktan indirmekle yetindiler. Jean Huss'u, Prag'lý Jerome'u da inatçýlýk ettiklerinden diri diri yak- týlar. Ýnatçýlýk; adam öldürmekten, kýz kaçýrmaktan, haram para kazanmaktan, genç oðlanlarla düþüp kalkmaktan daha büyük günah sayýldý ki, böyle yaptýlar.

(S:247)

Katolik Cizvitlerle, reformist Jansenistler arasýndaki kanlý mezhep mücadelelerinde zaman zaman komik- likler de sergileniyordu. Cizvitler, yan- daþlarýný artýrmak için Hz. Ýsa'nýn Cizvit kýlýðýnda basma bir resmini yap- mýþlardý. Þakacý bir Jansenist resmin altýna Ýsa'ya hitaben þu dörtlüðü yazýnca Voltaire bunu sözlüðüne geçirmekten kendini alamamýþtý:

"Marifetli keþiþlerin Hayran olduk hilesine Sizi herkes sever diye

Benzetmiþler Cizvitlere" (S:253)

VOLTAÝRE'NÝN ALLAH ÝNANCI

Voltaire, Ýsa'yý Allah seviyesine çýkaran teslis (üçleme) öðretisine

"Felsefe Sözlüðü"nde yeri geldikçe çatar. Bunu, sonradan uydurulmuþ, Ýncil'e ve akla aykýrý bir inanç olduðu için kötüler. Hristiyanlýðýn amentüsü olan Credo'yu incelediði bölümde yine buna deðinir ve Abbe de Saint Pierre ismi arkasýna gizlenerek kendi düþüncelerini ortaya döker:

"Bir tek Tanrý'ya inanýyor, onu seviyo- rum. Dünyaya gelen her ruhu, ermiþ Yuhanna'nýn dediði gibi, onun nur- landýrdýðýna inanýyorum. Söz konusu ettiðim, temiz yürekle onu arayan ruh- lardýr. Bir tek Tanrý'ya inanýyorum, çünkü büyük bütünün yalnýz bir tek ruhu, can veren bir tek varlýk, bir tek Yaratýcý olabilir. Salt güçteki Tanrý babaya inanýyorum, çünkü O, doðanýn ve hepsi de gene kendi çocuklarý olan bütün insanlarýn ortaklaþa babasýdýr.

Hepsini ayný biçimde doðurtan, yaþamýmýzýn mekanizmasýný ayný biçimde düzenlemiþ, insanlara düþün- meye baþlar baþlamaz sezdikleri ayný ahlâk ilkelerini vermiþ olan Tanrý'nýn çocuklarý arasýnda, suç ile erdemden baþka bir ayrým gözetmemiþ olduðuna inanýyorum. Onun gözünde doðruluk- tan, iyilikten ayrýlmayan bir Çinli'nin;

kavgacý, kendini beðenmiþ, bilgiç geçi- nen bir Avrupalýdan daha deðerli olduðuna inanýyorum. Tanrý hepimizin ortaklaþa babasý olduðuna göre bütün insanlara kardeþ gözüyle bakmak zorun- da olduðumuza inanýyorum." (S:262)

(14)

ayat filmimi biraz geriye sararak, bizim kuþak için önemli bir zaman dilimi olan 60'lý yýllara dönelim. 27 Mayýs 1960. Bir gün önce liseli arkadaþlarla Ada'ya gitmek üzere sözleþmiþtik. Sabah erken kalktým, radyoyu açtým. Marþlar çalýyor ve

Albay Alpaslan Türkeþ'in tok sesi, idareye el konduðunu bildiriyordu. Bu bizim kuþaðýn darbe ile ilk tanýþmasýy- dý. Sonra 1961 Anayasasý ile daha önce hiç yaþamadýðýmýz bir özgürlük ortama oluþtu. Özellikle sol yayýnlar çevrilme- ye baþlandý. Bir kültür patlamasý oldu.

Harýl harýl okuyoruz. Haftalýk "Yön"

H

Bir Ömrün Özeti

Güngör Özyiðit, Psikolog

Yaþ Yetmiþ Beþ Yolun Neresi Eder? - 3

(15)

dergisinde Nazým Hikmet'in þiirleriyle coþuyoruz. "Kurtuluþ Savaþý Destaný"ný okuduðumuzda, onun bize belletilen gibi bir vatan haini deðil, en büyük vatanseverlerden biri olduðunu anlý- yoruz. Onun:

Yaþamak bir aðaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeþçesine Bu hasret bizim

dizeleri, içimizdeki insancýl duygularý ve umudu yeþertiyor. Doðan

Avcýoðlu'nun "Türkiye'nin Düzeni"

baþucu kitabýmýz. Marx'ýn "Komünist Manifestosu"nu, Ýtalyan solcusu Cafiaro'nun "Kapital" özetini, MaxBeer'in "Sosyalizm ve Sosyal Mücadeleler Tarihi"ni okuyoruz.

Dünyada olup bitenler, ülkemizdeki sorunlarla ilgili olarak bayaðý bilinç- leniyoruz. Ne var ki, daha önce aldýðým manevi eðitim, uçlara kaymamý engel- liyor. Rehber Varlýðýn "Bir olan saðda da birdir, solda da; maksat onu bulup yarayan þekle sokmakta" sözü yolu- muza ýþýk tutuyor. Elbette sömürüye, sosyal adaletsizliðe karþýyýz. Ama hak ve özgürlüklerden, düþünce, inanç ve giriþim özgürlüðünden, hukukun üstün- lüðüne dayalý, laik bir demokrasiden de yanayýz. Yani ya ekmek ya özgürlük deðil. Hem ekmek hem de özgürlük istiyoruz. O dönemde kiþisel bütün- lüðümü kazanmak, kiþiliðimi bozul- mayan esaslar, evrensel ilkeler üzerine kurmak için kendime emek veriyorum.

Dinden, tasavvuftan, spiritualizmden, psikolojiden, bilimden, felsefeden ve

sanattan yararlanarak saðlam bir birikim saðlamaya çalýþýyorum. Çok kitap okuyorum, konferanslara gidiyo- rum. BertrandRussel'ýn ve

ErichFromm'un kitaplarý elimizden düþmüyor. Bir hafta Hikmet Þimþek'in yönettiði klasik Batý Müziðini, bir hafta da Münir Nurettin'in þefliðinde Klasik Türk Müziðini dinlemek ve içimizi yýkamak için Þan Sinemasý'na taþýnýyo- rum. Ayrýca hocamýz Ýsmail Hakký Özkan'la haftada en az sekiz saat müzik meþkediyoruz. Sinemalara ve tiyatrolara gidiyoruz. "Ben Hur", "Viva Zapata", "Musa", "Beyaz Geceler",

"Çýplak Maya" gibi filmler hâlâ anýlarýmda ýþýldýyorlar. Engin Cezzar'dan: "Hamlet"i, Müþfik Kenter'den: "Krallar ve Soytarýlar"ý seyrediyorum. Vasfi Rýza Zobu'dan

"Paydos"u izliyorum. Gülriz Sururi ve Ali Poyrazoðlu'nun "Evet, Evet, Evet"

oyununu izlerken sanatýn ve tiyatronun tadýna varýyorum. Büyük ustalarýn resimlerinde, heykellerinde sanatýn büyüsüne ve insanýn yüceliðine tanýk oluyorum. Türk ve Dünya Edebiyatýnýn devleri altý bini bulan kitaplýðýmda bana göz kýrpýyor. Sözün kýsasý bu kültür yoðunluklu yaþam, bende farkýn- da olmadan entellektüel bir kibir oluþ- turmuþ. Ýnsanlarýn çoðunu sýð buluyor, figüran gibi görüyor ve beðenmiyorum.

Dünya Sevgi Birliði Derneði'ne girdiðimde Rehber Varlýk'a sordum:

"Gidiþimi doðru buluyor musunuz?"

"Bir yanlýþla evet" dedi. Ve sonra da o yanlýþýn altýný çizdi:

(16)

"Beðenmemezlikten vazgeçin" Ondan sonra insana ne olursa olsun, eðitimi, kültürü ne olursa kolsun, salt insan olduðu için saygý duymayý öðrendim.

Ýnsanýn yüce bir deðer, biricik, eþsiz bir varlýk olduðunu anladým. O nedenle ikinci kitabýma "Ýnsanda Buluþalým"

ismini koydum.

CENK KORAY VE DOSTUM REKLÂM

1979'da Cenk Koray'la tanýþýyorum.

O sýrada dergiye reklâm bularak yardýmcý oluyor. Sonra Dostluk

Derneði'ne giriyor. Çok iyi anlaþýyoruz.

Cenk, "Dostum Reklam" adý altýnda bir þirket kurmanýn hazýrlýðý içinde. Bana da metin yazarlýðý teklif ediyor. Kabul ediyorum ve birlikte çalýþmaya baþlý- yoruz. Bir iþ geldiðinde hemen pay- laþýyoruz. Ben metinleri yazýyorum, grafiker arkadaþ çizimleri yapýyor.

Kameraman da filmleri çekiyor. Cenk de joker olarak bütün bu iþleri yöneti- yor ve denetliyor. Arada boþ vakitlerde satranç oynuyoruz. Cenk oyun kurucu olarak bir turnuva düzenliyor. 7-8 kiþi- lik kadroyu eþleþtiriyor. Bazen günde 5-6 saat satranç oynuyoruz. Sonuçta ben kazanýyorum. Cenk hiç üþenmeden gidip bir kupa alarak onu bana veriyor.

Cenk'le bütün bir gün beraberiz.

Öðlende yemeðe çýkýp birlikte yiyoruz, akþam da yine birlikte Dernek toplan- týlarýna gidiyoruz. Bir öðle yemeði son- rasý iþe döndüðümüzde, Cenk bana bir eleþtiride bulunacaðýný belirterek söze girdi ve "Güngörcüðüm, biliyorsun

seni çok seviyor ve kendime örnek alýyorum. Yemek yerken seni gözlem- liyorum. Çok hýzlý yediðini görüyorum ve bunu senin bilge kiþiliðine

yakýþtýramýyorum" dedi. Ben de bu eleþtirisine hak verip, teþekkür ederek, bundan böyle buna dikkat edeceðini belirterek þunlarý söyledim:

"Cenkciðim eleþtirinde yerden göðe kadar haklýsýn. Bu hoþ olmayan davranýþýmý düzeltmeye çalýþacaðým.

Neden hýzlý yediðimi düþündüðümde, bunun geçmiþte kazanýlmýþ bir alýþkan- lýk olduðunu görüyorum. Çünkü hay- atýmda hep bir yerlere zamanýnda yetiþmek zorundaydým. Okul hayatým- da eve yemeðe geldiðimde, çabucak yemeði yiyip oyuna yetiþmek istiyor- dum. Üniversite yýllarýnda ise, zorunlu olarak, okula, iþe ve dernek toplan- týlarýna yetiþmek durumunda olduðum- dan hýzlý yemeðe alýþmýþým. Ama bun- dan böyle o konuda daha dikkatli ola- caðýma söz veriyorum.

Cenk'le kucaklaþarak, bu yerinde uyarýyý kutladýk. Dostlar birbirini sadece övmekle kalmamalý. Gördüðü hatalarý da incitmeden söylemesini de bilmeli. Yapýcý eleþtiri, insanýn kendini düzeltmesinde çok önemli bir

yardýmdýr. Ýnsanýn dünya okulunda hata yapma hakký ve hürriyeti vardýr.

Öðrenmenin ilk kuralý deneme-yanýlma deðil midir? Önemli olan hatadan ders alýp, ayný hatayý tekrarlamamaktýr.

Biraz abartýlý da olsa, Ali

Poyrazoðlu'nun "Ben hatalarýmýn

(17)

üniversitesinden mezunum" sözü bu gerçeði vurgulamaktadýr.

ÝKÝNCÝ EÞÝMLE KARÞILAÞMA 16 Eylül 1980 Hayatýmýn dönüm noktalarýndan biri. Dostum Reklâm'da çalýþýyorum. 12 Eylül darbesinden hemen sonra, kýzý tutuklanan bir anne, dernekten bir arkadaþýn yönlendirme- siyle bana geliyor. Karþý karþýya geldiðimizde, sanki çok önceden veril- miþ bir randevuda buluþmuþçasýna bakakalýyoruz birbirimize. Yeniliðe, öðrenmeye açýk, sevgi dolu bir haným.

Aramýzda aþk diyebileceðimiz büyük bir sevgi oluþuyor. Çoðu kez telepatiyle anlaþýyoruz. Ben düþünüyorum o yapýyor, o düþünüyor ben yapýyorum.

Evleniyoruz. Ýkinci eþim oluyor.

Nikâhtan sonra Dr. Bey'in muayene- hanesinde verilen kokteylde birinci ve ikinci eþimle, selef-halef olarak sarýlýp resim çektiriyoruz. Bu fotoðraf, resim- den daha fazlasý, bir uygarlýk belgesi oluyor. Onunla tanýþtýktan sonra asýl mesleðime, psikologluða baþlýyorum.

Öylece birçok insanýn hayatýna

dokunuyorum. Orhan Pamuk'un "Yeni Hayatlar" kitabýnýn kahramaný "Bir kitap okudum, hayatým deðiþti" der.

Bana gelen danýþanlardan biri de Facebook'da þunu yazmýþtý: "Bir insan tanýdým, hayatým deðiþti."

O sýralarda konferanslar veriyorum.

Televizyona çýkýyorum. Milliyet Gazetesinin yaptýðý bir araþtýrmada en çok okunan psikoloji kitaplarý olarak

Prof. Doðan Cücenoðlu'nun, Prof.

Engin Gençtan'ýn ve psikolog Güngör Özyiðit'in kitaplarý yer alýyor: "Ustaca Yaþama Sanatý", "Ruhsal Düðümler ve Çözümler", "Ýçimizdeki Kýlavuz". Bu popülerliði hiçbir zaman paraya çevirmeyi düþünmedim. Her zaman hizmet odaklý olarak, insanlara sorun- larýný çözmede yardýmcý oluyordum.

Sonuçta birçok dost edindim ve derneðe de birçok can dostlar kazandýrdým.

Ýkinci eþim görgüsü, bilgisi ve doyu- rucu sevgisi ve övgüsüyle bana her þekilde destek oldu. Evimizde her hafta 15-20 kiþiyi konuk edip aðýrlýyor, bilgi paylaþýmýnda bulunuyorduk. 3,5 yýl her Pazartesi müzik toplantýlarý yaptýk.

Ne var ki, her güzel þey gibi ömürler de bir gün bitiyor. 2002 yýlýnda eþim kanser oldu. Ve altý ay içinde dünyaya ve bana vedâ etti. Çok sevdiðiniz, 22 yýl beraber olduðunuz birinin göz göre göre ölüme gittiðini görüyor, bir þey yapamamanýn çaresizliðini yaþýyor- sunuz. Çok iyi, çok seven ve sevilen, verici, paylaþýcý bir insan olduðundan, onun öte tarafta da iyi bir durumda olduðuna inanýyorum. Zira dünya ahiretin tarlasý. Burada ne ekiyorsanýz, orada onu biçiyorsunuz Burada iyi olanlar orada da iyi oluyorlar. Burada sevilenler orada da seviliyorlar.

Yaþarken birbirimizin kýymetini

bildiðimize de þükrediyorum. Dualarým ve hayýr dileklerim her zaman onunla.

Nur içinde yatsýn.

(18)

GÜL VE GONCALARI

Oldum olasý çocuklarý sevdim. Yakýn arkadaþlarýmýn çocuklarý daha dünyaya gelmeden, onlar için dörtlükler yazdým.

Hayat bana bu konuda cömert davrandý. Arkadaþlarýmla ayný apart- manda ve bazen de kapý komþusu olduk. Onlarýn çocuklarý, bizim de çocuklarýmýz oldu. Hani derler ya, elimizde büyüdüler.

Sonra misyonum ve mesleðim gereði birçok genci hayata hazýrlama, doðru bilgilerle aydýnlatma yönünde katkýlarým oldu. Manevi kýzlarým ve oðullarým olarak onlara babalýk ettim.

Onlar da beni baba bildiler ve öyle benimsediler. Yýllardýr "Babalar Günü"nde ya ziyaretime gelerek, ya da telefon ederek o günü kutlama inceliði-

ni gösterirler. "Öðretmenler Günü"nde de beni hiç unutmazlar.

Ve nihayet ömrümün sonbaharýnda, hayat bana bir ilkbahar bereketliliði içinde, iki goncasý olan güzel bir gül sundu. Gül, benim sevgili eþim, goncalarýn küçüðü oðlum, büyüðü ise kýzým. Böylece biz, oðlum Övünç'ün dediði gibi dört kiþilik, dört dörtlük bir aileyiz.

Övünç, çok zeki, hazýrcevap, esprili bir çocuk. O yönden bana çok benzi- yor. Liseyi eve yürüyüþ mesafesinde bulunan Doða Koleji'nde okudu. Okula verdiðimizde, çevremizdeki dostlardan, okulun sahibinin Fetullah Gülen'e ya- kýnlýðý ile ilgili uyarýlar aldýk. "Dikkat edin, çocuðunuzun beynini yýkamasýn- lar" dediler. Ben de oðlumla arada konuþur, onu yoklarým diyerek bir gün

(19)

Övünç'e sordum: "Övünç'cüðüm, okul- da arada Fetullah Gülen lafý geçiyor mu?" Hemen cevap verdi: "Babacýðým, Fetullah lâfýnýn geçmesi bir yana, F harfini bile telaffuz etmiyorlar. Hattâ bize Fotosentezi, Totosentez diye anlatýyorlar." Bunun üzerine oðlumun baþýný okþayarak "Sende bu zekâ

varken, seni kimse kandýramaz" dedim.

Kýz çocuklarýný çok severdim. Tanrý bana bir de kýz çocuk verdi. Daha doðrusu genç, güzel bir kýz. Ýsmi gibi bir içim su. Gönlü gibi kendi de güzel, akýllý, sorumluluk sahibi, çalýþkan, sosyal bir insan. Yakýn geçmiþte Tanrý onun gelinliðini de görmeyi nasip etti.

Eþlerimle yaþadýðým dönemleri ren- klerle tanýmlýyorum. Birinci eþimle, müzikle dolu pembe bir dönem. Ýkinci eþimle yaþadýðým, psikolog olarak birçok insanýn hayatýna yön verdiðim, kitaplar yazdýðým derinlikli bir dönem, mavi. Üçüncü eþimle ve evlatlarýmla yaþadýðým, yaþça olgunluðun da getir- diði sakin, huzurlu bir dönem, yeþil.

KONFERANSLAR ve RÖPORTAJLAR

Lionslar'a, Roteryanlar'a lise ve üniversitelilere o kadar çok konferans verdim ki sayýsýný unuttum. Bir ay için- de Ýstanbul, Ankara ve Ýzmir'de konfe- rans verdim. Deðerli dostum Yaþar Nu- ri Öztürk ile Kartal Kültür Merkezi'nde sanatla ilgili, Caddebostan Kültür Mer- kezi'nde yine Yaþar Beyle "Türkiye'nin Dünyadaki Yeri ve Misyonu" konulu

bir konferans verdik. Ayný konferansý Balýkesir'de de verdik. O konuþmayý Balýkesir Televizyonu da yayýnladý.

Konuþmanýn moderatörlüðünü Prof.

Dr. Abidin Kayserilioðlu yapmýþtý.

Röportajlara gelince, çok deðerli kiþilerle görüþüp konuþma olanaðý bul- dum. Ve onlarý Sevgi Dünyasý der- gisinde yayýnladýk. Örneðin Kýbrýs Cumhurbaþkaný merhum Rauf

Denktaþ'la dört saat süren bir görüþme yaptýk. Yaveri þunu söylemiþti: "Kýbrýs Barýþ Harekâtý'nda bile, kimseyle bu kadar uzun süre görüþmemiþti. Ne konuþtunuz, bu kadar?"

Diðer röportaj yaptýðým kiþilerden hemen aklýma gelenler: Genco Erkal, Nisa Serezli, Altan Erbulak, Þükrü Gülersoy, Atatürk'ün manevi kýzý Ülkü, Neco, Gönül Akkor, Avni Akyol ve Yaþar Nuri Öztürk'ü sayabilirim.

AKTÝF POLÝTÝKA

2006'da Yaþar Nuri Öztürk'ün kur- duðu "Halkýn Yükseliþi Partisi"nde, baþkan yardýmcýsý olarak görev aldým.

Her hafta M.Y.K toplantýsýna Ankara'ya gidiyorum. Deðerli dostlarýmdan Aydýn Arýtan ve Atabay'ýn genel müdürü Sinan Bey'i de partiye katýlmaya ikna ettim. Ankara'dan da dernek

arkadaþýmýz Yücel Bey, kýzý ve damadý, bir de Gönül haným, partiye üye oldular. Yani M.Y. K'nýn (Merkez Yürütme Kurulu) yedi kiþisi bizdendi.

Yaþar Bey bu arkadaþlarý tanýyýnca bana: "Bu kadar iyi insaný nereden

(20)

buluyorsun" dedi. Anadolu'da birkaç kente, Mudanya'ya, Bursa'ya,

Diyarbakýr'a kadar gittik. Her konuþ- tuðumuz, esnaf, iþçi, memur, emekli iktidardan yakýnýyordu. 2007 seçim- lerinde þunu gördük ki, iki kiþiden biri yine iktidara oy vermiþ.

Bir de þuna tanýk oldum: Politikaya soyunanlar genelde hayalci oluyorlar.

Partideki birçok kiþi seçimlerde yüzde 20, 25, hattâ yüzde 30 oy alabile- ceðimizi ileri sürebiliyordu. Aydýn, Sinan ve ben kendi aramýzda bir seçim tahmininde bulunduk. Aydýn yüzde yarým, Sinan bir buçuk, ben de en iyimser tahminle yüzde bir alabiliriz dedim. Sonuçta yüzde yarým aldýk.

Öylece aktif politikadan da nasibimizi aldýk, deneyim kazandýk.

ÝLLE DE MÜZÝK

Müziði (hem Batý, hem Türk Klasik) çok sevdiðimi söylemiþtim. Ailemin tasavvuf ve klasik Türk Müziði geleneði var. Amcam Rûfai Þeyhi ve müzisyen, Mehter Marþýnýn (Ceddin deden, neslin baban) bestekârý.Halamýn eþi ise Muallim Ýsmail Hakký bey. Hani þu bilinen "Fikrimin ince

gülü/Kalbimin þen bülbülü/O günkü gördüm seni/Yaktýn ah, yaktýn beni"

gibi birçok þarkýnýn bestekârý.

Amcamýn torunu Tanju Korel.

Rahmetli olmadan önce bir kere görüþmüþtük. Bergüzar Korel onun kýzý. Yani biz Tanju ile amca çocuk- larýyýz. Çok ilginç, aileden bana miras olarak hiç görmediðim, tanýmadýðým

amcamdan, eski yazýyla yazýlmýþ, kenarlarýna not düþülmüþ bir Kuran, bir de amcam Ali Rýza Bey'in icazet denilen þeyhlik diplomasý kaldý.

Ferman gibi, rulo halinde üzerinde eski Türkçe yazýlar, mühürler, imzalar var.

Dernekteki Ýsmail Hakký Özkan'la müzik çalýþmalarýndan söz etmiþtim.

Yakýn geçmiþte de Talat Er'in ve Prof.

Nermin Kaygusuz'un korosunda hem koristlik hem de solistlik yaptým.

Hiç yapmadýðým bir þey oldu. Ýki binli yýllarda Caddebostan sahilinde yürürken, bir melodi mýrýldanýyorum.

Bir süre sonra farkettim ki böyle bir melodiyi ilk kez söylüyorum. Dönüþte bu melodiye bir de söz giydirdim.

Ortaya Acemkürdi makamýnda bir þarký çýkmaz mý? Eve geldiðimde hemen teybe okudum. Böylece ilk bestem gerçekleþmiþ oldu. Sözleri þöyle:

"Gel, gel gel bana/Gül gül gül bana/Gel gel gel bana/Güller getirdim sana/Sensiz geçen günlerim/Sanki yaþanmamýþ derim/Sen gelince iki gözüm/Benim de güler yüzüm."

Bu þarkýyý Atilla Ovalý notaya aldý.

Yavuz Yektay aðabeyim ve deðerli dostum Prof. Nermin Kaygusuz þarkýyý çok beðendiler. Hattâ Nermin Haným, þarkýyý klasik kemençesiyle çalýp söyleyerek, CD'sini yaþ günümde bana armaðan etmek gibi bir incelikte bulundu. Onlarýn cesaret vermesiyle, besteler devam etti. O sayede 12-13 bestem oldu.

(21)

....VE KÝTAPLARIM

Hayat boyu öðrendiðim, biriktirdiðim her doðru, iyi ve güzel þeyi kitaplarýma koydum. Onlar benden çok daha uzun ömürlü olarak yarýna kalacaklar.

Shakespeare "Kitaplarým, bana yeten bir krallýktýr" der. "Binbir Söz"de söylediðim gibi:

Sevgi ve bilginin gerçek hüneri Ortaya çýkarýr güzel bir eseri Kitaplarým beynimin çocuklarýdýr.

Gelin, onlardan küçük alýntýlarla bir potpuri yapalým.

GÖNÜLERLERÝ

"Gönülerleri" ilk gözaðrým, beynimin ilk evladý. O kitapta Ýnsan-Tanrý iliþki- sini aðýrlýklý olarak iþlemeye çalýþtým.

Hani Rehber Varlýk'ýn "Siz o kaybolan nuru bulun. Ya da siz çýkýn onun yerine ortaya" dediði gibi. Þöyle ki:

"Gönülerleri, önce kendi gönüllerinde Yaradan'a yer yaptýktan sonra, baþka gönüllerde de O'na yer yapmayý iþ edinmiþ görevli insanlardýr. O yüzden onlara "gönülerleri" diyoruz.

Orta Asya'dan sonra Anadolu'yu ikinci yurt edinen gönülerleri, mübarek elleriyle, oradaki Türk kavimlerinin manevi mayasýný kar- mýþlardýr. Ve XIII. yüzyýlda baþlayan bir Anadolu aydýnlanmasýna öncülük etmiþlerdir. Günümüzde Türkiye, bu manevi mirasýn ve tanrýsal misyonun doðal önderi durumundadýr. Onlar insan-Tanrý, insan-varlýk iliþkisini

sevgi potasýnda eriterek, yükselmenin, arýnmanýn ve tüm varlýklara bütünleþip birliðe ermenin en güzel örneklerini sergilemiþlerdir. Onlar bizim olduðu kadar, insanlýk ailesinin de yüzaklarý olarak bugün bile örnekliklerini sürdürmektedirler. Nitekim "Sevgi Yýlý" dediðimizde baþýna Yunus Emre ismini koyuyoruz. "Hoþgörü Yýlý"

dediðimizde Mevlâna'yý referans gös- teriyoruz. Yani onlarýn þahsýnda Tanrý'ya olan hasretimizi, insana olan koþulsuz sevgimizi dile getiriyoruz.

ÝNSANDA BULUÞALIM

Ýkinci kitabým olan "Ýnsanda Buluþa- lým" insancýl düþünce ve duygulara gönderme yapar. Ünlü bir kiþiyi intihar etmekten vazgeçirdiði gibi, birçok kiþi- ye de hayat yolunda kýlavuz olmuþtur.

(22)

Hz. Ýsa, insan yaþamýna sýcaklýk, tat, renk ve müjde vermek için gönderdiði havarilerini tuza benzeterek "Siz, dünyanýn tuzusunuz. Ya tuz tatsýz olmuþsa, o ne ile tuzlanýr" der. Bugün de gerçek deðerler insan elinde

bozulup yozlaþtý. Kavga sardý her yaný.

Ýnsan insana zehir etti yaþamý. Ve haya- týn hiç tadý kalmadý. Öyleyse yine insanlýk aþýna tad vermek için tuz olup erimeye razý yeni gönülerleri gerekli.

Nereden tanýyacaðýz yeni çaðýn tuzlarýný? Elbet ki tadlarýndan.

Tuzcasýna billurlaþýp beyazlaþarak tad vermek için onlar ne yerlerden geçer, üzülüp, sevinir, güler, aðlar, kor

üzerinde kaynar ve nice olgunluk fýrýn- larýnda piþerler.

Özetlersek, dünyanýn tuzu olacak- larýn, yani gönülerlerinin nice ince eleklerden geçerek, beyazda billurlaþýp küçülerek, gururlarýndan bir iyice arýndýktan sonra, benliklerinden bütünüyle eriyip tüm tada dönüþmeleri gerek. Yoksa bu yolda tuz olayým derken, Tanrý esirgesin, toz olup silke- lenmek de var.

Yine "Ýnsanda Buluþalým"dan yarýna dönük bir müjde: Karanlýkla ýþýðýn ku- caklaþtýðý þafak ve gurup vakitleri Tan- rý'ya teðet geçen sonsuzluk anlarýdýr.

Ýþte kadýnla erkeðin birliðinde yeni çaðýn þafaðý sökecektir. Böylece kadýn, erkek tez ve antitezi ÝNSAN sentezinde buluþacak. O vakit kadýn ayrýlmayacak erkekten ve erkek bir olacak kadýnla.

YA BÝRLÝK YA BARBARLIK

Ýlk çýkardýðým ve üç beyazlar diye nitelediðim kitaplarýn üçüncüsü "Ya Birlik, Ya Barbarlýk". Sunumda birliðe çaðrý yapýlýyor:

Ýnsanda buluþalým Sevmeye çalýþalým Dostluða alýþalým

Parola: Ya Birlik ya birlik

Bunun için herkesin içindeki deðer- leri parlatacaðý özgür bir ortam özlemi dile getiriliyor:

Bir gök verilse hani Öyle özgür, mavi

Kimbilir, ne yýldýzlar parlar Ýyiliðin Gücü

Vaktiyle üç iyilik yolcusu, daðlýk, ýs- sýz bir yerde giderken, saðanak halinde yaðan yaðmurda ýslanmamak için bir maðaraya sýðýnýrlar. Derken bir fýrtýna çýkar. Ve daðdan bir kaya parçasý düþerek maðaranýn kapýsýný kapatýr.

Yolcular hemen kapýya koþup, kayayý yerinden oynatmayý denerler. Fakat nafile, kaya yerinden kýpýrdamaz bile.

Çaresiz içerde kalakalýrlar. Düþünürler, taþýnýrlar ve: "Geçmiþteki iyiliklerimizi anýp onlarýn hatýrýna dua etmekten baþka bizi buradan hiç bir þey kurtara- maz" derler.

Öylece her biri, geçmiþte yaptýðý bir iyiliði anarak Tanrý'dan yardým diler.

(23)

Her birinin duasýndan sonra kapý biraz aralanýr. Sonunda ise açýlýr. Ve hayýr yolcularý yeniden koyulurlar yola, iyiliðin deðerini daha çok bilerek.

Bazen düþünür de dertlenirim. Tek tek kötüye dönük tutkular bir gün birikir, kocaman bir kaya olur da, insanlýðýn esenliðe açýlan kapýsýný ya kaparsa diye.. Baþka þeyin iþe yaramayacaðý o günde, kayanýn kalkmasý ve ýþýða çýk- mamýz için, her birimizin anlatýp dua edebileceði, anlatmaya deðer derecede bir iyiliði var mýdýr acaba?!

RUHSAL DÜÐÜMLER ve ÇÖZÜMLER

Psikolog olarak çalýþtýðým, yaklaþýk otuz beþ yýla varan zaman diliminde bana gelen danýþanlarýn sorunlarýný ve çözümlerini içeren bir kitap bu.

Ýki örnek:

Tanrý'nýn Armaðaný

Bebeði gece uykusunda tükürüðün- den boðulmuþ bir haným terapi alma- ya gelmiþti. Bayan G., anne olarak bebeðinin ölümünden kendi sorumlu tutuyor, suçluluk duyuyor ve uyuma- yarak kendini cezalandýrýyordu. Ba- yan G'ye kendine haksýzlýk ettiðini söyledim. Doðumumuzun ve ölümü- müzün kendi elimizde olmadýðýný, her ikisinin de Tanrý'nýn takdiri olduðunu ve bunu saygý ile karþýla- mamýz gerektiðini anlattým. Ve hiçbir annenin hiç uyumadan gece gündüz bebeðinin baþýnda bekleyemeyeceðini

belirttim. Hipnozla bilinçaltýna o yönde telkinler yaptým. Bir görüþmemizde ölümünden az önce bebeðini rüyasýnda ölmüþ olarak gördüðünü, belki de bu þekilde olaya ruhen hazýrlamýþ olduðu- nu söyleyerek beni doðruladý. Böylece kendini gereksiz yere suçlamaktan vaz- geçip, Tanrý'nýn takdirine rýza göstere- rek rahatça uyumaya baþladý. Bir gün, içinde tatlý bir ürperti hissetti. Derken hamile olduðunu öðrendi. Tanrý ona ödül olarak, dokuz ay sonra bir bebek hediye etti. Adýný "Armaðan" koydular.

Pis Cenabet

Bay C., otuz beþ yaþýnda ve aklý baþýnda bir genç adam. O da deðiþik

(24)

türden bir temizlik hastasý. Cinsel iliþkiden sonra, su bulamayýp da boy abdesti alamayýnca müthiþ rahatsýzlýk duyuyor. Kendini lanetli biri gibi görüyor. Ve herkesin ona "Pis cenabet"

gözü ile baktýðýný sanýyor. Herkesten utanýyor. Üstelik cenabet adamýn bastýðý yerde ot bitmeyeceðine, her nasýlsa, inanýyor. O yüzden "yeþil düþ- maný" olarak da kendini suçluyor. Bay C., özgeçmiþini anlatýrken, Ýtalya ve Amerika'da bir süre yaþadýðýndan söz etmiþti. Bunu ganimet bilip sordum:

"Peki, Ýtalya ve Amerika mý daha yeþil, yoksa burasý mý?" Tabii ki Ýtalya ve Amerika" dedi. Bir zafer gülüþüyle konuþmayý sürdürdüm: "Onlar boy abdesti almadýklarý halde, bastýklarý yerde o kadar ot nasýl bitiyor öyleyse?"

"Aaaa, sahi!" diyebildi, gözleri parladý ve o da gülmeye baþladý. "Cenabet"

sözünün uðursuz aðýrlýðýndan kurtul- muþ, aklý aydýnlandýðýnda huzura ermiþti.

Ne yazýk ki, yanlýþ, saçma sapan boþ inançlar yüzünden çoðumuz yemyeþil yeryüzünü kendimize zindan ediyoruz.

USTACA YAÞAMA SANATI Bu kitap, ikinci eþime Kung-Fu konuþmalarý biçiminde yazýp verdiðim sorulu cevaplý yazýlardan oluþuyor.

Kitabýn içeriðini sorulu cevaplý olarak þöyle açýklayabiliriz:

- Kung-Fu konuþmalarý neyi amaçlýyor hocam?

- Gerçeði görmeyi, kendini bilmeyi, Tanrý'yý tanýmayý, olaylar üzerinde düþünmeyi, konuþtuðumuz kavramlarýn özüne inmeyi, yaþadýðýmýz olaylarý dünya okulundaki ruhsal eðitimimizin bir parçasý olarak görüp deðer- lendirmeyi amaçlýyor evladým.

- Niye Kung-Fu konuþmalarý?

- Batý, günümüzde daha çok bilimi ve tekniði simgeliyor. Doðu'nun özellikle Çin'in hayatý anlayýþý ve uygulayýþý bil- geliðe daha uygun düþüyor. Ayrýca meyvenin içindeki þeker misali, belli belirsiz tatlý bir espri bu konuþmalara eþlik ediyor. Batýda bilgi, insanýn doða üzerinde egemenlik kurmasýna yarýyor.

Doðunun bilgeliði ise, insanýn kendi doðasýna hâkim olmasýný saðlýyor.

- Bu konuþmalarda sizin ve benim durumumuz ve konumumuz ne oluyor hocam?

- Sen sorularýnla insandaki meraký, bilme isteðini ve sevgisini temsil ediyorsun evladým (çekirge). Ben ise bildiklerini incelikle veren, düþündü- rerek öðreten Çinli bir bilgeyi örnek- liyorum. Öylece sendeki öðrenme merakýn, bendeki öðretme þevki bizi birbirimize sevgi ile baðlýyor. Ve so- nuçta bu verimli beraberlikten baþkalarý da nasipleniyor.

ÝÇÝMÝZDEKÝ KILAVUZ

Bu kitap, içimizdeki tanrýsal ýþýðýn parladýðý anlarý anlatýr. Bilindiði gibi Gandi, ülkedeki iç çatýþmalarýndan, din

(25)

kavgalarýndan dolayý ölüm orucuna baþlar. Çatýþmanýn durduðu kendisine bildirildiðinde, bir bardak su içerek ölüm orucuna son verir ve yaþamdan yana döner. Tam o sýrada kýzgýn bir Hindu, öfkeden titreyerek Gandi'nin kucaðýna bir ekmek parçasý atar ve

"Artýk yiyebilirsin, memnun ol. Çatýþ- ma bitti, istediðin oldu. Ama benim çocuðumu kim geri getirecek?

Müslümanlar benim küçük oðlumu öldürdüler. Benim acým nasýl dinecek?

Öcüm nasýl alýnacak?"

Gandi gönülden gelen sevgi dolu bir sesle: "Ben sana bunun yolunu

göstereyim" der. Ve o yolu þöyle gös- terir: "Müslümanlarýn öldürdüðü yaþta, sizinkilerin ana-babasýný öldürdüðü bir Müslüman çocuðu al ve evlat edin.

Eðer kendi öz çocuðun sað olsaydý, ona nasýl bakacak idiysen, bu Müslüman çocuða da öyle özen göster. Onu yetiþtir." Kendi dini olan Ýslâmi inançlarýný sürdürmesini ve ibadetini saðla. Ýþte senin içindeki öfkeyi ve intikam ateþini söndürecek olan yol budur."

Hindu gözleri yaþararak Gandi'nin önünde diz çöker, sevgi Hindu'nun içindeki tanrýsal teli titreþtirerek mucizesini gerçekleþtirir.

BUGÜNÜN DÝLÝYLE HADÝSLER Peygamber, hadisleri Türkçe söyle- seydi, nasýl söylerdi diye düþündüm ve öyle yazdým.

Sanma güzelliðin her zaman nurdur Güzellik bir yerde belki gururdur Sükûtta huzur var, sükûtta gerçek haz Fakat Allahým, susan ne kadar az!..

Duygun dillenip, kulaktan kalbe insin Sevgini söyle ki, sevdiðin bilsin BÝNBÝR SÖZ "ESÝNLER"

Benim en çok sevdiðim kitabýmdýr.

Yaþamýn içinden damýtýlan bu sözler, bir ömrün en güzel verimidirler. Ýçinde bilgeliði barýndýran kanatlý sözlerdir.

Tadýmlýk bir iki örnek:

Güvenilirlik, kiþinin kazandýðý önemli bir artý

Dürüstlük, insan için ne güzel bir kimlik kartý Aþk, semazenlerde döne döne göðe yükselir:

Döner semazenler, her biri birer pervane Iþýðý görmeyen,

sanýr onlarý deli divane

Dönüþün rüzgârýyla etekler yelpaze Aþkla coþan gönüller her dem taze..

Mevlâna, yaþam için: "Sevdik, sevildik, o yüzden güzel oldu haya- týmýz"der. Bana da sorulsa, ayný þekil- de:"Sevdik, sevildik, öðrendik, öðrettik, dost olduk, dostluk bulduk, o nedenle güzel oldu yaþamýmýz"

derim ve þükrederim.

(26)

Ýliþkilerde Sadelik

Nihâl Gürsoy

liþkiler, hayatýmýzýn her alanýný etkiliyor ve þekillendiriyor.

Ýkili iliþkilerimiz, aile baðlarýmýz, arkadaþlýklarýmýz, iþ baðlantýlarýmýz hepsi çok önemli.

Enerjimizin oldukça büyük bölümünü iliþkilerimizin gidiþatýný eleþtirmeye, istediðimiz þekilde tutmaya ve sürdürmeye harcýyoruz. Günümüzün kalitesini ve ruh halimizi çoðunlukla iliþkilerimiz belirliyor.

Ýliþkiler sebebiyle iç dengenizin sýk sýk bozulduðuna þahit oluyor, kendinizi tartýþmalarýn odaðýnda buluyor, size yapýlanlar veya yapýlmayanlar için kýzýyor, üzülüyor, güceniyor ya da bir tartýþma esnasýnda söyleyemedik- lerinizi defalarca aklýnýzdan geçirerek huzurunuzu kaçýrýyor olabilirsiniz. Bu duygusal çalkantýlarý zaman zaman hepimiz yaþýyoruz. Ýliþkilerimizi göz- den geçirmek ve sadeleþtirmek, tam da

Ý

(27)

bu noktada önem kazanýyor. Çünkü iliþki gelgitleriyle baþetmeyi becere- bilmek sadece bize deðil etrafýmýz- dakilere de iyi geliyor.

Begüm Baþoðlu ve Ege Erim yaþadýklarý tecrübelerden yola çýkarak

"SADE" isimli bir kitap yazmýþlar ve pek çok konuda sadeleþmenin yanýnda iliþkilerde sadelik üzerinde de dur- muþlar. Peki ama nasýl?

HAYIR, DEMEYÝ ÖÐRENÝN:

Ýliþkiler konusunda hayatýmýzý sadeleþtirmenin ilk adýmý "hayýr"

demeyi öðrenmekten geçiyor. Bize teklif edilen her programa evet

dediðimiz sürece sadeleþmemiz imkân- sýz. Her an her yerde olamayacaðýnýzý huzurla kabullenin. Ýstemediðiniz bir teklif geldiðinde ayýp olacak endiþesin- den kurtulup hayýr demeyi deneyin. Ýlk seferinde kendinizi yadýrgayabilirsiniz.

Ama sonrasýnda bu sihirli kelimenin sizi ne çok baþ aðrýsýndan, zaman kay- býndan ve masraftan kurtarabildiðine inanamayacaksýnýz.

ON NUMARA DÝNLEYÝCÝ OLUN:

Bugünün dünyasýnda belki de en ihtiyacýmýz olan þey, birilerinin bizi tüm dikkatiyle dinlemesi. Kimi zaman en yakýnlarýmýzýn bile sohbetlerimize tam anlamýyla konsantre olamadýðýný fark ediyoruz. Göz ucuyla öndeki gazete okunuyor, televizyona ya da

telefona bakýlýyor ya da daha kötüsü bir þeyler yazýlýyor. Biz konuþmamýza ara verdiðimizde "Ben dinliyorum seni" cümlesiyle sözde iç rahatlatýyor.

"Bunlarý ben de yapýyorum" diyor- sanýz, iyi bir dinleyici olmadýðýnýzý kabul edin. Ýyi haber ise, bunu hemen þu an deðiþtirmeye baþlayabilirsiniz.

Kiminle olursanýz olun, o an gerçekten orada olun. Teknolojiden, etrafýnýzdaki insanlardan soyutlanarak konuþan kiþiye odaklanýn.

Ýçinizde kabaran araya girme ve cevap verme isteðini engelleyin.

Söylemek istediðiniz kelimeler gerçek- ten önemli mi? Bu sohbete önemli bir katký saðlayacak, bir fark yaratacak mý? Öyle olsa bile konuþan kiþinin sözlerini tamamlamasýný beklemek, karþýmýzdaki kiþiye verdiðimiz deðerin bir göstergesi. Sohbetlerinizde çoðu kez anlatan, açýklayan, detaylandýran tarafsanýz, bu kez sýnýrsýzca dinleyen taraf olmayý deneyin. Dinlemek, bütün iliþkilerinize iyi gelecek.

SÜREKLÝ MEÞGUL OLMAYIN:

Ýþe; sizi mutlu eden, enerji veren ve iyi gelen iliþkilerin ve durumlarýn farkýna varmakla baþlayabilirsiniz.

Ayný güne birkaç sosyal aktivite birden sýðdýrmak ille de kaliteli zaman geçire- bileceðiniz anlamýna gelmiyor.

Zamanýnýzý ve ilginizi özenli kullanýn, kendinizin seçtiði alanlara ve kiþilere yöneltin. Anne-babanýz için küçükken kimlerle arkadaþlýk ettiðiniz ve

(28)

zamanýnýzý nasýl kullandýðýnýz ne kadar önemli idi. Ayný kriteri kendi iliþki- leriniz ve uðraþlarýnýz için de kullanýn.

Size iyi gelen, hayata bakýþ açýnýzý geliþtiren ve zenginleþtiren iliþkilere öncelik tanýyýn. Buluþmalar, sohbetler ve fikir alýþveriþi kadar dinlenmeye, düþünmeye ve sindirmeye de zaman ayýrýn. Ýliþkilerinizin sadeleþtikleri ölçüde zenginleþtiðini göreceksiniz.

DÝREKT OLMAYI DENEYÝN:

Ýliþkilerin en büyük sýkýntýsý iletiþim problemleridir. Ýçimizden geçen her þeyi en ufak bir sansüre tabi tutmadan söylemeyi dürüstlük saymak karþý tarafýn canýný acýtacaðýndan iþe

yaramýyor. Kendimizi tamamen kapat- mak da sorunu çözmüyor. Belki çokça deneyip yanýlarak, sonunda ama mutla- ka acýtmadan sevgimizi katarak direkt olmayý öðrenmek gerekiyor.

Haksýzlýða veya saygýsýzlýða

uðradýðýmýzý düþünüyorsak, öncelikle kendi hislerimizin tam olarak farkýna varmakla baþlamalýyýz iþe. Karþý tarafýn bizimle empati kurmasýný istiyorsak, suçlama, ima ve sitemden kaçýnmak þart. Nasýl hissettiðimizi net bir þekilde kelimelere dökebilirsek karþýmýzdaki kiþiye de kendini ifade etme hakký tanýmýþ oluyoruz.

Ýliþkilerimizi sadeleþtirmek istiyor- sak, ikili iliþkilerin son derece kar- maþýk olduðu ön kabulünü aklýmýzdan çýkarmamamýz gerekiyor. Þayet her iki taraf da samimi bir þekilde kendini

haklý ve üstün çýkarma kaygýsýndan uzak, hislerini ve fikirlerini paylaþýrsa, her iliþki sadeleþiyor ve herkes kendini çok daha iyi hissediyor.

VARSAYIMLARDA BULUNMAYIN:

Karþý tarafýn ne hissettiðimizi ve ne düþündüðümüzü anlamasýný beklemek hem nadiren sonuç veren hem de tam anlamýyla tatmin edilmesi mümkün olmayan bir beklentidir. Çoðu kez kendimizi net ve doðru bir þekilde ifade edemediðimiz halde, karþý taraftan her bir þeyi anlayývermesini bekleriz. Beklentilerimiz karþýlan- madýðýnda ise varsayýmlara geçeriz, ki iliþkilerimizin belki de en yorucu kýsmý budur.

Kendimizi iliþkilerdeki tüm varsayýmlardan nasýl arýndýrabiliriz?

Yavaþ yavaþ ve adým adým, her gün yeniden düþüncelerimizi gözden geçi- rerek ve ön yargýlardan arýndýrmaya çalýþarak. Olaylar istediðimiz gibi geliþmediði zaman yarattýðýmýz ileri varsayýmlar öncelikle bizi yorar.

Enerjinizi bunlarla harcamak yerine sadece olaný görmekle yetinin.

HÝÇBÝR ÞEYÝ

KÝÞÝSEL ALGILAMAYIN:

Olan biten her þeyi kiþisel almak ve üzerimize alýnmak, kendimizi çok fazla önemsememizden kaynaklanýyor. Bana karþý ya da benden yana diye etiketle- mek, kendimizi koruma mekaniz-

(29)

masýnýn abartýlmasýndan baþka bir þey deðil aslýnda. Ruh ve beden saðlýðýmýzý korumak ve kollamak hepimizin önceliði olmalý. Bunun için öncelikle, her þeyi kiþisel algýlamaktan ya da tehdit gibi algýlamaktan vazgeçmek gerekiyor. Bizimle ilgili olumsuz direkt bir yorum bile çoðu zaman bizden çok bu yorumu yapanýn ruh halini yansýtýr.

Ýyi veya kötü olsun, olaylar, kiþiler ve yorumlarla aranýza belli bir mesafe koymayý deneyin.

ZAMANI LEHÝNÝZE KULLANIN:

Ortaya çýkan sorunlarýn kendiliðinden çözülmesini beklemek, boþuna bir bek- lentidir. Ortaya çýkan sorunlarda saðlýk- lý düþünebilmek ve olayý doðru ve objektif bir þekilde deðerlendirmek için araya zaman koyun fakat çok uzun bir zaman aralýðý koymadan çözüme git- meyi hedefleyin. Bu þekilde her iki taraf da sorunu gereksiz yere içinde büyütmeyeceðinden çok daha saðlýklý bir çözüm süreci yaþanacaktýr.

HAYATINIZDAN

BAZI ÝNSANLARI ÇIKARIN:

Kimi zaman zorunluluktan, kimi zaman ayýp olacaðý endiþesiyle, bazen de kendimiz bile farkýnda olmadan bize iyi gelmeyen insanlarla vakit geçiriyo- ruz. Onlarýn yanýndan ayrýldýðýmýzda ise sergiledikleri tutum ve davranýþlar nedeniyle kendimizi mutsuz ve yorgun hissediyoruz. Sizde bu etkiyi býrakan ve deðiþime direnen insanlarý haya- týnýzdan çýkarmaya, þayet mümkün

deðilse iliþkilerinizi minimumda tut- maya özen gösterin.

KÝMSEYÝ

DEÐÝÞTÝRMEYE ÇALIÞMAYIN:

Belki de en yorucu þeylerden biri insanlarýn deðiþeceðine inanmak ve bu yolda kendimizi hýrpalamaktýr. Oysa kabul edilmesi gereken gerçek, bir insanýn ancak kendi isterse deðiþebile- ceðidir. Bu yüzden siz de kendinizi bu konuda yormaktan vazgeçin ve

etrafýnýzdaki insanlarý olduðu gibi kabul edin. O þekilde hayatýnýzda var olmalarý sizi mutsuz ya da huzursuz ediyorsa, hayatýnýzdan tamamen çýkar- mayý ya da iliþkilerinizi minimuma indirme ihtimalini deðerlendirin.

ÝNSANLARI ETKÝLEMEYE ÇALIÞMAK YERÝNE

KENDÝNÝZ ÝÇÝN HAREKET EDÝN:

Herkes tarafýndan beðenilmeyi ve takdir edilmeyi beklemek yýpratýcýdýr.

Sevilmek ve takdir edilmek uðruna kendimizi olduðumuzdan farklý göster- meye çalýþmak daha da yýpratýcý ve yanlýþtýr.

Gerçek sevginin en azýndan koþulsuz kabullenme olduðunu kabul edersek, kimsenin sevgisini ve takdirini kazan- mak için olduðumuzdan baþka davran- mak gibi bir saygýsýzlýðý öncelikle kendimize yapmamamýz gerekir.

Kendimiz hakkýndaki yorumlarýna deðer verdiðimiz insanlar mutlaka ola- caktýr, ancak davranýþlarýmýzý ve adým-

(30)

larýmýzý karþýmýzdakileri etkilemek için atmamamýz gerekir.

DENEYÝMLERE ÖNEM VERÝN:

Sevdiðimiz insanlarla yeni ve güzel þeyleri birlikte deneyimlemenin keyfini ve önemini fark ettiðimiz anlar önem- lidir. Yaþadýðýmýz güzel anlar çoðu kez tektir ve biriciktir. Bu deneyimler ruhu- muzu besler, dostluklara güç katar.

ÝNSANLARA ve ZAMANLARINA SAYGI DUYUN:

Hepimizin zamaný deðerli, birlikte olduðunuz zamanlarý mümkün olduðunca iyi deðerlendirmeye çalýþ- malý, randevularýmýza vaktinde gitmeye özen göstermeliyiz. Biri sizi aradýðýnda veya e-posta gönderdiðinde kýsa da olsa dönüþ yaptýðýnýzdan emin olun.

ORADA OLUN:

Bir yerde olmayý seçtiysek aklýmýzýn diðer bir yerde kalmasý, þimdiyi kaçýr- maktan baþka bir þey deðil. Olmamýz gereken yerde olduðumuzdan eminsek böyle bir endiþe taþýmamýz anlamsýzdýr.

Bulunduðumuz yerdeki kiþilere ve konuþmalara ya da yapýlacak iþlere gönülden katýlmak önemlidir.

HAYATTAKÝ EN ÖNEMLÝ ÝLÝÞKÝ:

Baþkalarýyla kurduðumuz iliþkileri geliþtirebilir, deðiþtirebilir ve hattâ zaman içinde farklý yönlere gidebiliriz.

Ancak kendimizle iliþkimiz sürekli

devam etmek zorundadýr. Sevgi konusunda önceliði kendimize vermek durumundayýz, çünkü kendisini

sevmeyen insan baþkalarýný saðlýklý bir biçimde sevemez. Baþkalarý uðruna sürekli kendinizden fedakârlýk edenler- denseniz, onlarýn istekleri kadar kendi isteklerinize de kulak vermelisiniz.

Baþkalarý için kendinizi kurban etmek- le harcadýðýnýz enerji, para ve zamanýn aslýnda size ait olduðunu ve çok deðerli olduðunun farkýna varýn.

Binlerce sesin birbirini bastýrmak için yarýþtýðý hayatýmýzda kendimizi duya- bilmek için yalnýzlýða ve sessizliðe ihtiyacýmýz var. Yalnýzlýðýmýzdan keyif aldýkça, insanlarý ve olaylarý daha net görebilmek ve kabullenmek kolaylaþýr.

Kendi baþýmýza kalabilmek, baþkasý- na ihtiyaç duymadan zamanýmýzý verimli bir þekilde kullanabilmek, tek baþýna yaptýðýmýz þeylerden keyif ala- bilmek, baþkalarýyla olan iliþkilerimize de yeni ve taze bir hava ve özgürlük kazandýrýr.

Siz de ilgi alanlarýnýzý belirleyin ve onlara zaman ayýrýn böylelikle kendi- nizi de daha çok sevecek ve saygý du- yacaksýnýz. Yaralý bir hayvandan, hasta bir çocuktan, açlýk çeken birinden, kalbi kýrýk bir dosttan asla esirgeme- yeceðiniz o büyük ve deðerli þefkati kendinizden de esirgemeyin.

Yaralarýnýzý sarmak, düþtüðünüz yer- den kalkmak, cesaret bulmak ve yeniden baþlamak için en büyük

(31)

destekçiniz yine siz olun. Ýyi veya kötü bütün huylarýnýzla kabul edin kendi- nizi, Çünkü ancak böyle buluþa- bilirsiniz kendinizle. Böylelikle deðiþtirebilirsiniz deðiþtirmek istediklerinizi. Böylece baþkalarý tarafýndan kabullenilme ihtiyacýnýz hafifleyecek ve birçok kaygýnýz da eriyip gidecek.

BÝR ADIM SONRASI:

Sizi mutlu etmeyen huylarýnýzý deðiþ- tirmek için kendinize bir þans verin.

Her hafta veya her ay için kendinize bir hedef belirleyin. Daha az eleþtirmek, bahaneler bulmamak, ertelememek, þikâyet etmemek, verimli çalýþabilmek, öfkelenmemek, daha sabýrlý olabilmek, dertler yerine planlardan bahsetmek, kolayca ümitsizliðe kapýlmamak, fazla konuþmamak vs. gibi.

Evde, ofiste, arabanýzda sýkça göre- bileceðiniz yerlere o dönemin konusuy- la ilgili hatýrlatma mesajlarý yapýþtýrýn.

Eleþtirilerim fazla mý? Bu bir bahane mi? Ertelemezsem ne olur? Anlatacak güzel bir þeyim var mý yoksa konuþ- mak için mi konuþuyorum? vb. Sýk sýk kendinizi kontrol edin.

Ýç sesinize kulak verin, o anda aklý- nýzdan geçen düþünceler size kendinizi daha hafif mi hissettiriyor yoksa kendi- nizi daha aðýr mý hissediyorsunuz?

Bugün neler düþündünüz?

Yaptýklarýnýzý mý? Yapamadýklarýnýzý mý? Sahip olduklarýnýzý mý? Sahip ola- madýklarýnýzý mý?

Ýstemediðiniz þeylere neden hâlâ tutunuyorsunuz? Önemli olduðunu düþündüðünüz þeyler gerçekten önem

verdiðiniz þeyler mi, yoksa baþkalarý önem verdiði için mi önem- siyorsunuz onlarý?

Her an kendi kendinizin analisti olun.

Sadece farkýna varmak bile birçok þeyi deðiþtirecek kadar güçlüdür.

(32)

stanbul 10 bin yýllýk tarihi olan bir yerdir, bu yüzden yazýma dünya tarihçilerinden biri olan gezgin Evliya Çelebi'den alýn- týlarla baþlýyorum. Evliya Çelebi'nin babasý Derviþ Mehmet Zilli, Osmanlý Sarayýnda sözü geçen bir vezirmiþ.

Padiþahlara danýþmanlýk yapmýþ.

Evliya Çelebi de sarayda çok iyi bir eðitim almýþ. Padiþah IV. Murat'ýn çok yakýnýnda bulunmuþ, ona sýrdaþ olmuþ- tur. 122 savaþa katýlmýþ ve danýþmanlýk

yapmýþtýr savaþlarda. Belde-i Tayyib'i yani Ýstanbul ve çevresini gezmekle iþe baþlayan Evliya Çelebi'nin seyahat- lerinin sebebi:

Bir gün rüyasýnda Hz. Muhammed'i görmüþ elini öpmüþ "Þefaat ya Resulullah" diyeceðine "Seyahat ya Resulullah" demiþ. Yüce

Peygamberimizde "Allah'ým, þefaati, seyahati ve ziyareti saðlýk ve esenlikle kolaylaþtýr" demiþ. Bu rüyadan sonra

Ýstanbul

Seyhun Güleçyüz

Sizlere bu sayýmýzda, hayatýmda çok önemli bir yeri olan, uzaklaþýnca hep özlemle aradýðým, hasretini çektiðim bu þehri, Dünyamýzýn en güzel kentlerinden biri olan Ýstanbul'u anlatacaðým.

Ý

Referanslar

Benzer Belgeler

Stirling ayr›ca, döngünün bir k›sm› boyunca termal enerji biriktirip daha sonra bunu geri veren, içinde pek çok deli¤in yer ald›- ¤› bir kat›dan oluflan ve

Cevap: (Danýþan için:) Yeni Dünya'ya gidiyor, aniden bilecek, çünkü yeni enerji ve titreþim daha yük-.. (1) Derin Trans:

Anahtar sözcükler: Akci¤er malignitesi, mukoza ile iliflkili lenfoid doku, BALToma Key words: Pulmonary malignancy, mucosa associated lymphoid tissue,

When the photos of Hürriyet, Sabah and Sözcü newspapers are compared on the first page, agenda, world, economy and sports titles in the internet pages and printed newspapers in the

European Nickel’in Filipinler, Arnavutluk ve Türkiye’de 1 milyon tona yakın nikel rezervinin kullanım hakkını elinde bulundurdu ğuna vurgu yapılan açıklamada, “Beş

Japonya'da geçtiğimiz yıl meydana gelen deprem ve tsunami felaketinde zarar gören, Fukushima nükleer reaktörünün ardından ülke genelinde kapatılan tüm reaktörlerden

Türkiye’nin stoklarda bulunan mayınları 2008 yılına kadar imha edip, toprağa döşeli mayınları da 2014 yılına kadar temizlemesi gerekti ğini kaydeden

Anmaya ABF Genel Ba şkanı Selahattin Özel, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP Urfa Milletvekili