• Sonuç bulunamadı

inşaat ve sanat eserleri müzesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "inşaat ve sanat eserleri müzesi"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Müzenin Saraçhanebaşından görünüşü

Türk

inşaat

ve

sanat

eserleri

müzesi

Arkeoloğ: Erdem YÜCEL

mi, türbe, tekke v.s. gibi yapılardan topla-dığı ve bugün her birinin kıymeti açıkça meydana çıkan teberriikât eşyaları ile Evkaf-ı İslâmiyye Müzesini kurmuştu. Sonradan, o zamanki durum ve biraz da idarecilerin tutu-mu bu müzeyi el değiştirtmiş, Millî Eğitim Bakanlığına devrettirmiş, ismini de Türk ve İslâm Eserleri Müzesi yapmıştır.

Aradan geçen uzun yıllardan sonra, ye-niden müze mevzuu Y. Mimar A. Saim Ül-gen tarafından ortaya atılmış ve ilk Osmanlı mimarisinin menşei olan Bursa'da böyle bir teşebbüse girişilmesi teklif edilmiştir. Bu te-şebbüsün o zaman neden tahakkuk edeme-diğini tesbit edememekle beraber,

muhteme-(1) Yılmaz Önge - Erdem Yücel, Amca Hüseyin Paşa Külliyesi, «Arkitekt» İs-tanbul 1966, S. 324, s. 181 - 187.

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ilk defa 1957- 1958 yıllarında, iş programı-na alıprogramı-narak oprogramı-narım ve restorasyonuprogramı-na başla-nılan, Saraçhanebaşındaki Amcazade Hüse-yin Paşa külliyesinde (1) «Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi» 13 Mayıs 1967 günü umumun ziyaretine açılmıştır. Bu müzenin kurulmasına, ilk defa külliyenin restorasyo-nunun nihayetlenmesine pek az bir zaman kala 1966 yılı Mayısında karar verilmiş ve derhal işin tatbikat safhasına geçilmiştir. Bununla beraber, «Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü» varken, acaba vakıfların müzecilik ile ne gibi bir alâkası olabilir diye bir sual de akla gelebilir.

Vakıflar İdaresinin müze kurması ve bu husustaki teşebbüsü ise oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Zira Osmanlı imparator-luğunun son zamanlarına rastlayan 1914 yı-lında, zamanın Evkaf Nezareti, muhtelif

c,a-Barok bir şamdan Eyüp camiine ait

(2)

Müzenin avlusu

len buna karşı çıkanlar olmuş veya fikir sa-hibi meselede yalnız kalarak, gerekli ortamı hazırlayamamıştı; fakat bu teşebbüs aynı ca-mia içerisindeki, Türk Sanat Tarihi ve mima-risi üzerinde çalışan mahdut bir zümre

tara-fından tutulmuş ve bunun içinde en müsait zemin aranmıştır.

Hakikaten bugünkü mevcut şartlar, Va-kıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde, kendi imkânları ile bir müzeye olan ihtiyacını

XI. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen kündekârî bir cümle kapısı (env. 853) Foto: Erkin Emirnelu

(3)

Çini kaplamalar seksiyonunda Beyşehir Demirli Mescid çini panolarından bir parça (env. 334)

şiddetle hissettiriyordu. Bu müessesenin bü-tün yurt sathına yayılan onarım faaliyetleri-nin neticesi olarak, vakıf abideleri üzerindeki çalışmaların her geçen gün biraz daha art-ması, kazanılan mimarî eleman ve buluntu-ların gitgide büyük yekûn tutmasına sebep oluyordu. Onarım esnasında ele geçen bir mimarî parça, bazen teknik imkânsızlıklar dolayısıyle yerinde kullanılamıyordu. Şu halde bu parça ne olacaktı? Herkesin gö-zünden uzak bir inşaat ambasma mı atıla-caktı? Yoksa zaman ve bilgisizliğin tahribine mi terk edilecekti?

Anlaşılmaktadır ki bu malzeme, mese-lâ bir şebeke, bir tezyinî mermer korniş, bir kemer ayağı çok daha sonraki onarımlara fikir verebileceğinden muhafazası gerekmek-tedir. Müzenin kuruluşuna sebep olan âmil-lerden bir diğeri de hiç şüphesiz bu gibi mal-zemenin umuma tanıtılmasıdır.

Asırlar boyunca Türk mimarisi ne gibi safhalar geçirmiştir? Özellikleri nedir? Ve ne çeşit inşaî malzeme bu yapılarda kullanıl-mıştır?

İşte bütün bu suallerin cevabını vere-bilmeğe çalışacak olan «Türk İnşaat ve Sa-nat Eserleri Müzesi» belki de henüz bir tür-lü yazılamayan Türk mimarî tarihinin baş-langıcına kendi çapında yardımcı olacaktır. Bundan başka müzenin Vakıflar ca-miası iç ve dışında kalan restoratör mimar-ların devamlı baş vuracakları bir çalışma, bir etüd yeri olmasına gayret edilecektir. Meselâ ilk Osmanlı yapılarına ait bir âbideyi restore edecek bir mimarımız karşılaşması çok muhtemel parça problemlerini burada halledecek, faraza herhangi bir devirde kul-lanılan bir alçı şebeke, bir cümle kapısı ör-neği veya diğer mimarî elemanlar burada ko-layca görülecek, deseni çizilecek, belki de mulajı alınacaktır (2).

Diğer taraftan burada şunu da kabul etmek icap eder ki. eski eser üzerinde çalı-şan mimarlarımız, bir iki istisna hariç, sa-nat tarihi yönünden belirli bir eğitimden geçmemekte, bütün gayret ve kuvvetlerini sağduyu ile tcorübeden almaktadır. Buradaki belirli bir eğitimdeki maksadımız ise, her-hangi bir ıkonuda akademik bir ihtisaslaşma, sanat tarihi sertifikaları alabilme veya dok-tora yapabilmektir.

Sîlçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlı devrinden başlamak suretiyle günü-müze kadar çeşitli kademeleri takip eden bir sıra içerisinde kronolojik olarak mimarî ele-manların teşhir edileceği bir müze Vakıflar için zaten gerekli idi. Nitekim daha kuruluş safhasında bile burasını ziyaret eden bazı öğ-retim üyeleri ile yazarlar, ne kadar doğru bir yolda yüründüğünü ve bu hususta alınan kararın isabetinden bahsetmişlerdir. Bu ara-da sayın R. Ekrem Koçu; «Sanat tetkiklerin-de faydası çok çok, çok büyük olacak bir müze» dedikten sonra, depolardan buraya kadlırılan eserlerin modern müzecilik anla-yışı ile tasnif ve teşhir edileceğinden bahis ile bu müzenin ileride restorasyon işleriyle meş-gul olacak mimarlarımıza bir etüd yeri, bir nevi mektep olacağını yazmıştır (3). Ayrıca sayın üstad, müzenin şeref defterine de açı-lıştan sonra hislerini şu şekilde ifade etmiş-tir; «İstanbul'un gün günden tarihî şahsiye-tini kaybettiği bir devirde bu müzenin kuru-luşu çok önemlidir. Bir gün o cânım İstan-bulumuzda ecdat yadigârlarım yerlerinde bulamayan, enkazının sanat eseri parçalarını hiç olmazsa burada bulurlar».

Sayın R. Cevat Ulunay ise; «Müze bir kadirşinaslık meşheridir, bütün o harikulâde eşya ambarlardan, molozların altından enkaz arasından çıkarılmış ve layık oldukları mev-kie konularak halkın takdirine arz

olunmuş-tur» dedikten sonra yazısına şöyle devam etmektedir: «Neler yok Yârabbi, insan ecdat sanatının ihtişamını azametini burada görü-yor. Ecdadımız bu kadar muazzam inşaatı nasıl yapmışlar? Gözümün önündeki vitrine bakıyorum, temel çivileri, kabaralar, kapı tokmakları, envai şekilde anahtarlar, bunla-rın içinde, Hırka-i Şerifin kol hacmında olan-ları da var» (4). Bundan sonra müze şeref defterinde ise üstadın şu satırlarını okuyo-ruz: «Zevk-ı-selim ile bilginin ve eski mefa-hirin bu derece bariz olarak imtizacına ko-lay koko-lay şahit olunamaz».

Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müze-sinde, Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi'nin medrese c-daları ile dershanesinden teşhir mahalli olarak azamî istifade edilmiştir. Ay-rıca avlu, büyük ebattaki taş mimarî eser-lere ayrılmış, kütüphane müzenin idare kıs-mını teşkil etmiş ve sıbyan mektebinde de inşaat arşivi hazırlanmaktadır.

Müze halen ilk adım olarak on üç seksi-yondan ibaret olup bunlar; alçı kalıp örnek-leri, taş mimarî parçalar, tuğra ve taş ki-tabeler, madenî şebekeler, alçı pencereler, çini kaplamalar, ahşap mimarî parçalar, in-şaî ve dekoratif elemanlar, sancak, kubbe ve

(2) Erdem Yücel, Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesinde kurulmakta bulunan yenî bir müze, «Türk Yurdu» İstanbul 1967, S. 1 (331), s. 30-31.

(3) Reşad Ekrem Koçu, Vakıflar U-mum Müdürlüğü İstanbul'da Güzel Bir Mü-ze Kuruyor, «Yeni Tanin 21 Eylül 1966» Ankara, S. 839, s. 2.

(4) R. Cevat Ulunay, Türk İnşaat ve Sanat Müzesi, «Milliyet 17 Mayıs 1967» İstanbul S. 6995, s. 2.

(4)

minare alemleri, aydınlatma araçları ve te-berrükât eşyalarıdır.

Bu seksiyonlar içerisinde bilhassa alçı kalıp örnekleri ile taş mimarî parçalar, res-toratör mimarların çalışmalarına ön planda yardımcı olacak mahiyette tanzim edilmiş-tir. Fatih devrinden başlamak suretiyle, Ek-lektik devre kadar kronolojik bir sıra takip eden sütun başlıkları, kemer ayakları, friz-ler ve şebekefriz-lerin orijinalfriz-leri veya alçı ka-lıpları görülmektedir. Buradaki Türk ve Bi-zans mimarisinin akustik elemanları, Süley-maniye, Şehzade, Üsküdar Cedit Valde v.s. gibi camilerin şebekeleri, Kanunî türbesinin frizi gibi malzeme önümüzdeki onarımlara ışık tutacak mahiyettedir.

Tuğra ve taş kitabeler arasında, çeşitli sebepler dolayısıyle ortadan kalkan abidele-rin Sülüs, Celi ve Tâlik hatlı kitabeleri ile Selim III, Mahmut II, Abdülmecit, Abdül-hamit I ve II gibi padişahlara ait muhtelif taş tuğralar yer almaktadır. Bunlar arasın-da, bilhassa Üsküdar Efganî tekkesinin, ha-len yıkılmış olan Mimar Sinan'ın Süheyl Bey Camii ve çeşmesinin, Abdülkadir der-gâhının, Mustafa I'in annesinin Galata'da yaptırttığı, şimdi bulunmayan camiinin kita-beleri artık birer tarihî vesika sayılacak ma-hiyeti almış eserlerdir.

Vakıf inşaat ambarlarında çeşitli ona-rım faaliyetleri sırasında toplanan türbe, se-bil ve benzeri yapılara ait madenî şebeke-ler ile müzeyyen içlik ve dişlik alçı pence-reler ise, iki ayrı seksiyonu meydana getir-mektedir. Bu malzeme arasında bilhassa Hekimoğlu Ali Paşa türbesinin büyük ölçü-deki pulad şebekesi ile Yeni Camii hünkâr kasrı'mn, Eyüp Zal Mahmut Paşa Camii'nin alçı pencereleri de görülmeğe değer eserler arasındadır.

Müzenin en zengin ve şüphesiz en çok dikkati üzerine çeken seksiyonunu çini kap-lamalar teşkil etmektdeir. Burada XIV. yüz-yıl Selçuk çinilerinden başlamak suretiyle günümüze kadar, muhtelif devir, üslûp ve tekniklerde imal edilmiş çiniler, kronolojik bir sıraya göre teşhir edilmektedir. Çini kaplamalar seksiyonunda üzerinde durulması icap eden bir husus, bu örneklerin, neşre-dilmedikleri için tanınmamış oluşlarıdır. Ay-rıca Selçuklu çinileri arasında bulunan Bey-şehir Demirli Mescid'e ait bir pano, halen harap durumdaki bu mescidin vaktiyle çini ile kaplı olduğuna işaret etmektedir. Diğer taraftan Ilgın Lala Mustafa Paşa külliyesin-de bulunan figürlü Selçuk çinisi külliyesin-de buradaki müstesna eserlerden birer örnektir.

İlk Osmanlı devrine ait altın yaldızlı Bursa çinileri ise Türk çiniciliğinin gelişim safhalarını göstermesi bakımından dikkat çe-kicidir. Bundan başka Kasımpaşa hamamının sülüs hatlı çini kitabesi (5), Edirne Şah

Me-lek Camiine ait çini karolarla, XVI. yüz-yıl çinilerinin şaheserleri görülmeğe değer eserler arasındadır.

Bu seksiyonda dikkati çeken diğer bir bölüm de halife Abdülmelik'in 691 yılında inşa ettirdiği ve muhtelif tarihlerde Türkler tarafından tamir edilen Kubbet-üs Sahra'nın çeşitli çinilerini ihtiva eden müstakil vitrin-dir.

Türk çiniciliğinin en parlak ve en kuv-vetli devirlerini teşkil eden XVI. yüzyıl ör-neklerinden sonra gelen XVII. yüzyıl çini-leri ve daha sonrakiler ile bu sanat, krono-lojik olarak seyirciye ifade edilmiştir.

Ahşap mimarî parçalar seksiyonunda ise Türk mimarisinde çeşitli zamanlarda kul-lanılmış ahşap elemanlar görülmektedir. Bunlar arasında Selçuklu geometrik geçme-lerinden başlamak suretiyle, XV. yüzyıl oy-maları, Yeni Camii hünkâr kasrının Edirne-kâri tezyinatlı tavan göbeği, sedef kakmalı kapı binileri, daha geç devirlere ait rûmî, palmet ve rozetler, Eklektik üslûpta mahfil parçaları buradaki belli başlı eserlerdir.

Diğer yandan Türk mimarisi içerisinde kullanılmış ve diğer müzelerde görülmesine imkân olmayan ufak çaptaki malzemelerin bulunduğu inşaî ve dekoratif elemanlar sek-siyonunda, XV. yüzyıla kadar tarihlendiril-mesi inen muhtelif ölçülerdeki çiviler, de-mir kenet ve zıvanaların yanında Amasya bimarhanesi'nin ahşap kenedi kronolojik bir sırada teşhir edilmektedir. Bundan başka ge-ne çeşitli devirlere ait musluklar, kapı tuta-makları, kuşaklar, rojaslar, kilitler, anahtar-lar ve kurşun örnekleri ile sıva parçaanahtar-ları, mazide kalan malzemenin zamanımızdaki-lerle mukayesesini sağlamaktadır.

Sancak, kubbe ve minare alemleri sek-siyonunda da köfeki, mermer ve madenden yapılmış çeşitli yapılara ait örnekler bir ara-ya getirilmiş olup bunlar yeni onarımlarda yapılacak benzeri elemanlara örnek olaca-ğından değer kazanmaktadır.

Müzenin oldukça geniş malzemeyi bir araya getirdiği aydınlatma araçları bölümün-de ise XIII. yüzyıla tarihlendirilen üzeri fi-gürlü Selçuklu şamdanından başlamak sure-tiyle cam kandilliklere kadar konu ile ilgili malzeme, tek tek incelenerek teşhir edilmiş-tir. Buarada XV. yüzyıl Memlûk şamdanı, XVIII. yüzyılın lâle şamdanları ile Abdül-mecid'in Ayasofya'ya vakfettiği abidevi mumlu mücessem şamdan (6) bu seksiyonun en enteresan eserleri arasında sayılmaktadır. Teberrükât eşyaları bölümü ise çeşitli etnoğrafik malzemeden ibarettir. Burada bu-hurdan, güleptan örnekleri, Lâleli Camii'ne ait dekoratif askılar, rahleler, Ahmet III çeş-mesinin sebil tasları, leğen, ibrik ve

cami-lerde kullanılmış Avrupa menşeli saatler gö-rülmektedir.

Külliyenin dershane kısmında muhtelif ahşap cami kapıları ile dolap kapakları bu-lunmaktadır. Tarihlendirme bakımından mü-zenin en eski malzemesi burada toplanmış olup Genel Müdürlükten gönderilen Ankara Ahi Elvan Camiine ait oyma tekniğinde ya-pılmış Kâfi ve Sülüs hatlı kitabeliklere havi dolap kapaklan, XIII. yüzyıl Selçuklu sana-tının yaratmış olduğu harikalardır. Ayrıca burada görülen XV ve XVI. yüzyıla ait suyu dahi hesap edilerek birbirine karşıt konulan ve bu yüzden bükülmeyerek zamanımıza ge-len kündekâri kapılar hâlâ yapıldıkları dev-rin canlılığını muhafaza etmektedir.

Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi kurulmuş ve ziyarete açılmış olmasına rağ-men yapılması icap eden daha pek çok iş bulunmaktadır. Bir kere bütün yurt sathın-daki abide ve onarımların teker teker araş-tırılması lazım gelmekle beraber bu hususta en büyük yardımı şüphesiz restoratör mi-marlardan beklemek icap etmektedir. Zira müze mensupları ne kadar gayret ve çaba sarfederlerse etsinler, her onarımdaki mü-zeye nakli icap eden malzemeyi ilgili mima-rından daha yakın tayin edebilmelerine mad-deten imkân yoktur. Bu yüzden her restora-tör mimarın, onarımlarında kullanamayacağı önemli malzemelerini veya küçük buluntu-larını buraya göndermesi, müzenin kısa bir zamanda gelişmesine bilhassa yardımcı ola-caktır.

Diğer taraftan müze mensuplarını da bekleyen, halledilmesi icap eden birçok me-sele vardır ki; bunlardan biri her elemanın kendisini muayyen konularda yetiştirmesi ve daha doğrusu ihtisaslaşabilmiş olmasıdır. Müze elemanının kalem işi, çinicilik veya şebekeler v.s. gibi muayyen konularda söz sahibi olabilmesinin kaçınılmaz faydaları vardır. Zira böyle bir konuda tam mana-sıyle ihtisaslaşmış bir eleman ile restoratör mimarın bir arada tam bir anlayış ve ahenk içerisinde çalışması muhakkak ki müzeyi Vakıflar camiası içerisinde arzu edilen nok-taya ulaştıracaktır.

(5) Kasımpaşa hamamına ait XVI. yüzyıla tarihlendirilen bu çini kitabenin; İs-tanbul Kasımpaşa hamamına mı, yoksa Bo-zöyük Kasımpaşa hamamına mı ait olduğu kesin olarak tesbit edilememekle beraber, aralarındaki benzerlik dolayısıyle Bozöyük'e biraz daha yakın olduğu kanaatindeyim.

(6) Bu şamdan Ayasofya Camii'nin müze oluşundan sonra Bâli Paşa Camii'ne götürülmüş ve müzemizin kurulması üzerine de Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesine ge-tirilmiştir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Benim işim başka diyorum; çünkü bana her zaman mimarlık destek oldu.. Desteğim, sırtımı dayayacağım bir yer

«(Duvar Örgüsü; Kuru Duvar, Almaşık, Bağdadi, Hımış, Kaba Yonu Taş, Rustik)» 11...

Silikon koyu bir sıvı, yağ, kauçuk ve gres özelliğinde elde

A) Alçı harcına şekil vermekte kullanılır. B) Alçı teknesindeki karışımın elle yapılması durumunda kullanılır. C) Yapmış olduğumuz işlemlerden ellerimizin

Çini Yerli ( mozayrktan l çimentodan

yapılan kontrollü kalsinasyonla (117 kPa,123 ˚C, ˚C, 5-7 saat) elde edilen alçı ürünüdür.Bu kristalden 5-7 saat) elde edilen alçı ürünüdür.Bu kristalden suyun

Bir binada mühendisin işi filvaki mevcut usûller ve malzemelerin en müsaitlerini intihap ederek Projesini hesaplayıp tatbik etmekten" ibaret ise de, iyi bir mimari

Onceleri Blount'un önerdiği kallus gelişimi ile kırık stabilize oluncaya kadar 3-5 hafta traksiyon, daha sonra 4-6 hafta pelvi pedal alçı uygulaması yaygın