• Sonuç bulunamadı

Diyarbakır türbeleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Diyarbakır türbeleri"

Copied!
240
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

DİYARBAKIR TÜRBELERİ

PROF. DR. YUSUF KENAN HASPOLAT

(2)

DİYARBAKIR TÜRBELERİ

Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat

Tür Araştırma

Sayfa Tasarımı Erdinç Baş Birinci Baskı

AĞUSTOS 2014(e-kitap)

Bu kitabın her türlü yayın hakkı Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat’a aittir. Tanıtım amacıyla yapılacak

kısa alıntılar dışında yazarın yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.

ISBN:

978-605-9064-05-7

e-mail:[email protected]

(3)

Yusuf Kenan Haspolat • 1954 yılında Diyarbakırda doğmuştur. Çocuk Hastalıkları, Çocuk Acil, Gelişimsel Pediatri ve Endokrin dallarında profesör olan yazar halen Dicle Üniversitesi Çocuk Hastanesinde

Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktadır. Yazar evli ve iki çocuk babasıdır.

Yayınlanmış Eserleri Bedüzzaman ve Diyarbakır Dicle İlçesi

Diyarbakır Ekonomi Tarihi 1 Diyarbakır Ekonomi Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 1 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 3 Diyarbakır Yeraltı Kaynakları Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 1 Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 2

Diyarbakır'da Çevre ve Doğa (Sempozyum)

Diyarbakır'da Doğal Hayat, Su, İklim, Enerji, Maden Eğil ve Turizm

Ergani İlçesi ve Turizm

Gül Şehri - Diyarbakır Sempozyumu Hani İlçesi

Her Yönüyle Diyarbakır İlçeleri Karacadağ

Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır

Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır (4. Baskı) Sema (Şiir)

Tabiattan Fısıltılar (Şiir)

Tarih - Kültür - İnanç Kenti Diyarbakır Tüm Yönleriyle Çermik İlçesi ve Turizm Ümit (Şiir)

Tüm Yönleriyle Diyarbakır Kulp İlçesi Ve Turizm Tüm Yönleriyle Diyarbakır Kocaköy İlçesi Ve Turizm Tüm Yönleriyle Diyarbakır EĞİL İlçesi Ve Turizm Diyarbakır Hz. Süleyman Camii

Diyarbakır Ulu Camii

Diyarbakır Camileri 1

Diyarbakır Camileri 2

Diyarbakır Camileri 3

Diyarbakır Türbeleri

(4)

İÇİNDEKİLER

1- Diyarbakır Türbeleri 1 – 165

2- Diyarbakır İlçe Türbeleri 166 - 237

(5)

1.BÖLÜM

DİYARBAKIR TÜRBELERİ

(6)

1 DİYARBAKIR TÜRBELERİ

Giriş

Birçok şehirde olduğu gibi Diyarbakır’da da evliya türbeleri bulunmaktadır. Bu türbeler inanç turizmi açısından önem taşırlar. Birçok tarihi kaynağa göz atarak türbeleri ele alacağız.Ancak Diyarbakır'ı diğer şehir ve ülkelerden ayrı bir konuma getiren Peygamber ve sahabe kabirleridir Biz burada 19.yüzyılda Diyarbakır’a ait salnamelerden Diyarbakır’a ait peygamber, sahabe ve evliyalarla ilgili bilgileri derledik Diğer tarihi belgelerden de konuya destek sağladık.

Önce peygamber kabirleri, peygamber makamları,sahabe türbeleri,eshab-ı kehf konuları işlenecek,daha sonra merkez ve ilçelerdeki evliya kabirleri incelenecektir.

PEYGAMBER KABİRLERİ

Salname Osmanlı Devleti'nde bir yıllık olayları göstermek amacıyla hazırlanan eser demektir Biz burada 19.yüzyılda Diyarbakır’a ait salnamelerden Eğil ilçesine ait peygamberlerle ilgili bilgileri derledik.(3)

Esami Şerifeleri Türbe ve merakıd-ı şerifeleri mevkii

Malumat-ı saire ve mülahazat

Eğil medfun peygamberler Zülküfl en-Nebi

Aleyhisselam efendimiz hazretleri

Ergani kasabasındaki makam-ı saadetlerinde medfundur

Nebi-i müşarun-ileyhin diğer vilayetde makm-ı saadetleri varsada ala-rivayetin asıl

merkadd-ı şerifeleri Erganidedir.

Elyesa Aleyhisselam efendimiz hazretleri

Eğil kasabasında Nebi-i müşarun-ileyhin kabr-i saadetleri on beş metre tülünde idüğü ve bir güne vakfı olmadığı Nebi Harun-Asafi

Aleyhisselam hazretleri

Bu dahi Nebi-i müşarun-ileyhin bir güne evkaf-ı şerifesi yoktur

Nebi Hallak Aleyhiselam hazretleri

Bu dahi Nebi-i müşarun –ileyhin bir güne evkaf-ı şerifesi yoktur

Nebi Harut Aleyhisselam Eğil kasabasında Haciyan mahallesinde nehir kenarında medfundur

Nebi-i müşarun-ileyhin bir güne evkaf-ı şerifesi yoktur

Eizze-i kiramdan Zünnun hazretleri

Eğil kasabasında medfundur

(7)

2 Eğil peygamber kabirleri (Hz Zülkifl-Hz.Elyesa hazretleri)

(8)

3 Hz Zülkifl kabri-Eğil:

Hz.Zülkifl

(9)

4 Hz.Elyesa

Hz.Elyasa’nın su altında kalan türbesi Haciyanda Hz Zülkifl mezar kitabe-1936 – Konyar

(10)

5 Hz.Elyasa’nın su altında kalan türbesi

Hz.Elyesa’nın eski türbesi(Foto.Z.A.Çiçek)

Zülkifl(as) peygamberin mezarı Eğil ilçesinde makamı ise Ergani’dedir. Hz.Zülkifl (as).M.Ö.1200 mezar taşı kitabesi;

Dilersen izzet-i dareyn yer kim bağriyap olmağa Yüzün sür Marked-i Paki Nebiyyi Zülkifil Zi Şane Ondaki Hadım-i Düşnabe tabiri mukareret

Zehi devlet O Cane kim feda olmuş u Canan

Hz Elyesa (AS)

(11)

6 Hz.El-yesa (as).M.Ö.1200- mezar taşı kitabesi:

Ta’alallah ne dergahı ref’üş-şanı alidir Nebiyullah merkadı El-Yesa kadriyle galidir Tecella-i ilahidir, beher su sat’ı nurdur.

Zibayı kalbi kasidir, hayatı cismi balidir.

Fütuh-u müşkilat odur, harimindi sahibisi Birader zadesi Hürmüz, Azizi-yi zişanidi

Hz.Asaf bin Behriya türbesi

Hz.Asaf bin Behriya türbesi-1982(Adil Tekin)

(12)

7 Ergani ilçesi-Makam Dağında Hz Zülkifl makamı

(13)

8 Anadolu'nun ilk türbesi Diyarbakır'da (Hz. Zülkifl türbesi)

0 Anadolu'da ilk inşa edilen türbe Zülkifl Peygamber Türbesi, Diyarbakır'ın adeta Güneydoğu'nun 'nebiler ve krallar beldesi' özelliğini taşıyan Eğil ilçesi'nde bulunuyor. Bu türbenin bir özelliği sonradan taşınmış olması.

Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde bulunan Zülkifl Peygamber Türbesi, Anadolu'da ilk inşa edilen türbe. 1094 yılında yaptırılan türbe, 1996'da baraj suları altında kalmaması için şimdiki yerine taşındı.

Beş bin yıllık tarihiyle hayranlık uyandıran Diyarbakır'ın Eğil ilçesi, adeta Güneydoğu'nun 'nebiler ve krallar beldesi' özelliğini taşıyor. Asur, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı gibi pek çok medeniyetin izlerini taşıyan Eğil'de, Dicle Barajı'nın yamacında Hazreti Zülkifl ve Hazreti Elyasa peygamberlerin türbelerinin yanı sıra kral mezarları da bulunuyor.

Bölgede araştırmalar yapan Dicle Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr.

İrfan Yıldız, Eğil'in çok eski tarihlere tanıklık ettiğini, M.Ö. 3500'lü yıllarda yerleşim yerleri kurulduğunu söylüyor. Asurlular döneminde Eğil'in önemli bir merkez olduğunu anlatan Yıldız, "Asurluların Eğil'de hüküm sürdüğü yıllarda, M.Ö. 856'da İsrailoğulları üzerine bir sefer düzenleniyor. Bu sefer sonucunda İsrailoğullarının bir bölümünü getirip Eğil'e yerleştiriyorlar. Bu, Hz. Elyesa'nın peygamberlik dönemi. Hz. Elyesa bu dönemde Eğil'e gelmiş ve burada vefat etmiş. Onun vefatından sonra da M.Ö. 821'de Hz. Zülkifl peygamber

olmuştur." diyor.

(14)

9 İki türbe diğer türbelerin bilgisini veriyor

Hz. Elyasa ve Hz. Zülkifl'ün vefat etmesinden sonra Eğil'e defnedildiğini söyleyen Yıldız, Eğil'de iki peygamber türbesi ve bunun dışında da sahabe türbelerinin bulunduğu bilgisini veriyor. Eğil'de yedi tane türbe bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Yıldız, "Bunlar içinde Hz.

Zülkifl, Hz. Elyesa türbeleri önemli yapılardan. 1996'da baraj inşa edilince sular altında kaldı daha sonra bugünkü peygamberler tepesi olarak Nebi Harun türbesinin olduğu mevkie taşındı.

Nebi Harun türbesine baktığımızda da üzerindeki kitabeyle önem arz ediyor. 1162 miladi tarihine denk geliyor. Bu, türbenin o tarihte inşa edildiğinin göstergesi." diyor.

Büyük Selçuklular döneminde yapıldı

İrfan Yıldız, Hz. Zülkifl peygamberin türbesiyle ilgili olarak "Yaptığımız araştırmada Hz.

Zülkifl türbesinin üzerindeki kitabede miladi olarak 1094 tarihi görülür. Bu da Anadolu'daki ilk erken tarihli türbe yapısı olduğunun göstergesi." diyor. Anadolu'da ilk türbe yapılarının

Danişmentliler zamanında 1145'e denk geldiğini belirten Yıldız, ancak Eğil'deki Zülkifl Peygamber üzerinde görülen kitabenin bu ezberi bozduğunu ifade ederek, "Bu, yapının daha önceki yıllarda yapıldığının göstergesi. Bu da Büyük Selçuklu'nun Anadolu'daki egemenlik yıllarına denk geliyor." diyor.

Kitabeyi, bu konuyu 1930'lu yıllarda araştıran Basri Konyalı'nın Diyarbakır'ın Tarihi ve

Kitabeleri adlı eserinde görüldüğünü söyleyen Yıldız, kitabenin günümüzde baraj suları altında kalan yapının duvarlarında kaldığını dile getiriyor. Yıldız, türbedeki üçüncü kitabede ise şunların yazdığını söylüyor: "Çok bağışlayıcı ve merhamet edici olan Allah'ın adıyla bu kabir Zülkifl Peygamber'e -salat ve selam onun üzerine olsun- aittir. Mevdudi oğlu Ebubekir hicri (487)/miladi (1094) yılında bu yapıyı yapmaya muvaffak oldu."

Baraj sularının altında kalmasın diye taşındı

Zülkifl aleyhisselâm, M.Ö. 846'da doğar. Babasının adı Buzi. Hz. Zülkifl doğduğunda Hz.

Elyesa'nın 50 yaşında olduğu tahmin ediliyor. M.Ö. 821'de 25 yaşında peygamber oldu. 84 yıl ömür süren Hz. Zülkifl, 49 yıl peygamberlik yaptı. Peygamber olduğunda Ortadoğu en karışık dönemini yaşıyordu. Bu dönemde Mısır, İran, Asur, Babil ve Roma devletleri arasında

çatışmalar meydana geliyordu. Hz. Zülkifl'ün peygamberlik bölgesi tüm Mezopotamya'ydı.

M.Ö 762 yılında Eğil'de vefat etmiş, buranın dört kilometre dışındaki Haciyan

(15)

10 Mahallesi'ndedir. Naaşı, Dicle Barajı suları altında kalacağı için 1995'te yine Eğil'in iki

kilometre güneydoğusunda bulunan Nebi Harun-ı Asefi'nin türbesinin yanına taşındı.(139) Hz. Elyesa(A.S.): Kabrinin Eğil’de bulunulduğuna inanılan ve kabul edilen Hz. Elyesa (A.S.) İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberlerdendir. Kur’an-ı Kerim’de iki ayette

zikredilmektedir.

- En’am Suresi 86. ayet şöyledir: “İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’u da (hidayete erdirdik).

Hepsini âlemlere üstün kıldık.”

-Sad Suresi 48. ayet ise : “İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i, de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir.”

Hz. Elyesa (A.S) Peygamber Hz. Musa’nın getirmiş olduğu dinin esaslarını yaymaya çalışmıştır. Hz. Elyesa (A.S) İlyas Peygamber’le belli bir süre birlikte olmuştur. Balbek hükümdarının zulmünden kaçan İlyas Peygamber Tevrat’ı gizli gizli öğretmekte ve kendisi de emirlerinin gereğini yerine getirmekteydi. Hz. Elyesa (A.S) Peygamber de İsrailoğullarına çok nasihat etmesine rağmen, onlardan çok azı kendisini dinlemiş ve iman etmiştir.

İsrailoğullarının zulüm ve baskılarından kaçan Hz. Elyesa (A.S), Asur diyarlarına doğru gitmiştir. İman etmeyen İsrailoğullarının başına, Asurlular musallat olmuştur

Elyesa(A.S) takriben MÖ 1200 yıllarında yaşamıştır. Kabri 850 seneden beri Eğil ve çevresinde yaşayan ilim adamları tarafından Eğil’de kabul edilmiştir.

Eski kabrin güney iç kısmındaki Kufi yazı ve muhtelif taşlardaki Arapça yazılarında görüldüğü gibi kabir Hz Elyesa(A.S)’nın kabridir. Kabir; Eğil ilçesi Tekke Mahallesindeydi. Dicle Baraj Gölü altında kalmaması için, yetkili mercilerin izin ve yardımlarıyla bir heyet tarafından Tekke Mahallesinden alınarak Nebi Harun tepesine nakledilmiştir. Amcasının oğlu ve yardımcısı Hürmüz’ün kabri yerinde bırakılmıştır

Hz. Zülkifl (A.S): Kabri Eğil’de olduğu kabul edilen Hz. Zülkifl (A.S) İsrailoğullarına gelen peygamberlerdendir. Hz. Zülkifl (A.S)’in adı Kur’an-ı Kerim’de iki kez geçmektedir. -Enbiya Suresi 85. Ayet: İsmail, İdris ve Zülkifl’i (hatırla) onların hepsi de sabredenlerdendir.-Sad Suresi 48. Ayet: İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de an hepsi de hayırlı kimselerdendir.Hz. Zülkifl amcasının oğlu olan Elyesa Peygamberin her fırsatta yanında olmuştur. İnsanlardan gelen birçok olumsuz tavrı göğüslemesini bilmiştir.

Hz. Elyesa’nın vefatı yaklaşınca Hz. Zülkifl’i yerine halife olarak bırakmıştır. Esas ismi

“Bişr” olmasına rağmen kendisine Zülkifl (kefil olan) lakabı verilmiştir. Takriben MÖ 1200 senesinde yaşamıştır. Kabri 850 seneden beri burada yaşayan ilim adamları tarafından Eğil’de kabul edilmiştir.

(16)

11 Eski türbenin başucundaki kitabe taşta “Haza kabril Zülkifl nebi” bu kabir Zülkifl (A.S)’indir yazılıdır. Hz. Zülkifl Peygambere ait olan eski türbe ilçenin üç dört km. dışında Hacıyan Mezrasındaydı. Dicle Baraj Gölü sularının altında kalmaması için 1995 yılında Elyesa Peygamber’in merkati yetkililerin izin ve yardımıyla Nebi Harun tepesine nakledilmiştir Nebi Harun (Harun-i Asefi): Kabrinin tanıtım yazısında şu ifadeler yer almaktadır: “Bu kabir Berhiya’nın oğlu Harun-i Asefi’nindir. Kendisi Hz. Süleyman’ın kâtibidir.”Yanında bir mezar daha bulunmaktadır. Bu kabir amcasının oğlu Ruyem’e aittir. Türbesi Eğil’in güneydoğusunda bir tepenin üzerindedir. Çevresi meşe ağaçlarıyla kaplıdır. Hz. Elyesa ve Hz. Zülkifl’in kabirleri de yanındaki tepeye nakledilmiştir.Eğil’e ulaşmadan, sağa dönülen bir yolla buraya gidilir

Diyarbakır salnamelerinde Nebi Harun-i Asafi, peygamber olarak ifade edilmekte ve mezarının da Eğil’de olduğu bilinmektedir. Kimliği ve peygamber olup olmadığı hakkında kaynaklarda her hangi bir bilgi tespit edilmemekle birlikte Nebi Harun-i Asafinin peygamber olduğuna inanılmaktadır. Ayrıca Eğil’de bulunan bu mezarın Hz. Musa’nın yardımcısı olarak İsrailoğullarına gönderilen bir peygamberdir. Vefat ettiğinde 123 yaşında olduğu Kitab-ı Mukaddes’te zikredilmektedir. Vefat ettiği zaman Hz. Musa tarafından Hor dağının tepesine defnedilmiştir. Hz. Harun’un defnedildiği Hor dağının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Hz. Harunun vefat ettiği dönemde İsrailoğullarının Arz-ı Mevuda girmeleri yasaklanmış olduğu için Hor dağının Arz-ı Mevud dışında olması gerekir. Hor kelimesinin Tevrat’ta Diyarbakırı da içine alan bölgenin ilk medeni ahalisi olan Hurriler için kullanıldığı dikkate alınacak olursa Eğil’de bulunan bu mezarın Hz. Musa’nın veziri Hz.

Harun’a ait olabileceği düşünülmektedir

Nebi Helak: Türbesi Eğil’in girişinde sağ tarafında vadinin içinde iki ağaç arasındadır.

Türbenin etrafı taşlarla çevrilidir. Az ilerisinde Nisanoğlu Türbesi vardır.

Zennun Ziyareti: Yenişehir Mahallesinin kuzeydoğusunda iki mağaranın alt kısmındadır.

Türbedeki yazılı taşlar silik olduğundan okunamamaktadır.(143)

(17)

12 Nebi Helak

Nebi Zennun

(18)

13 Diyarbakır Ergani İlçesi’nde Hz. Adem’in 6. göbek torunu Hz. Şit’in oğlu Enuş Peygamber yatmaktadır.

19. yüzyılda Diyarbakır’a ait salnamelerden Ergani ilçesinde Peygamberlerle ilgili şu bilgiler yer almaktadır

Esami Şerifeleri Türbe ve merakıdı şerifeleri mevkii

Malumat-ı saire ve mülahazat

Enuş Peygamber İbn-i Şit Aleyhisselam Efendimiz Hazretleri

Ergani nahiyesinde Kızılca Karyesinde medfundur.

Nebi-i Müşarun-İleyh Ebna- yı Beni Beşerden

(3)

Luka İnciline göre peygamberler zinciri: Adem, Şit, Enoş, Kainan, Mahalaleel, Yared, Hanok, Metuşelah, Lamek, Nuh, Sam şeklindedir.4)

Enüş Peygamberin Türbesi

Şit Aleyhisselam, Adem Aleyhisselam'dan sonra gönderilen - ikinci - Peygamberdir.

Adem Aleyhisselam'in oğludur. Babasi vefat edince kendisine peygamberlik ve ayrıca 50 Sayfalıkbir kitap verildi. Şit Aleyhisselam vefat etmeden önce yerine oğlu Enus'u halife tayin etti. (5)

Enuş (Yaneş) Peygamber Hz. Şit'in en sevdiği çocuğu idi. Hz. Enus, Hz. Şit 105 yaşında iken doğmuştur. Annesi ise Hazura Hanımdır. Hz. Enuş Na'me isimli hanımla evlenmişti.

(6)Hz.Enuş'un

(19)

14 Adem (a.s)’a kadar olan nesebi şöyledir: İdris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enuş - Şit (a.s) - Adem (a.s). İdris Aleyhisselamin pek çok evladı olmuştur.

Tevrat’ta Enuş Peygamber: Tevrat Tekvin Bab 4: Ve Şit yüz beş yaşında Enoş’un babası oldu. Ve Enoş doksan yaşında, Kenan’ın babası oldu ve Kenan’ın babası olduktan sonra Enoş sekizyüzonbeş yıl yaşadı, oğullar ve kızlar babası oldu. Ve Kenan yetmiş yaşında, Mahallel’in babası oldu. Kenan’ın bütün günleri dokuzyüzon yıl oldu ve öldü. (7)

Otluca köyü

(20)

15 Hz.Adem’in 6.göbek torunu Hz Enuş

Enûş; Babası Şit (a.s.) öldükten sonra devletin idare ve siyasetinde, emri altında bulunan tebeasını idarede onun yolundan ayrılmadı, idare ve siyasette de herhangi bir değişiklik yapmadı. Tevrat ehline göre, Enûş yedi yüz beş (doğrusu dokuz yüz beş) yıl yaşamış ve Enûş, babası Şit (a.s.) altı yüz beş yaşında iken dünyaya gelmiştir.

Enuş Peygamber’in kabri, Ergani ilçesi Otluca Köyü’ndedir. Dedesi Enuş Peygamber’in cenaze namazını kılan ve Otluca köyünde ilk defa demirciliği başlatan İdris Peygamber’in de aynı bölgede makamı olduğu dile getirilmektedir.

Enüş Peygamber’in, Şit Peygamber’in oğlu ve Hz. Âdem’in 6. göbekten torunu olduğu ve 705 yıl yaşamış olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bazı kaynaklara göre, Şit Peygamber 657 yaşında iken Enüş Peygamber doğmuş ve 950 yıl yaşamıştır.

Enuş kelimesi, Süryanicede “sadık” demektir. Enuş Peygamber, yerine Kenan’ı halife bırakmıştır. Enuş Peygamber, gökbilim hakkında derin bilgisi olan bir kişidir. Bundan dolayıdır ki Hilar, Kızılca ve Kikan üçgeni, dünyanın ilk yerleşim yeri olarak kabul edilir.

Kaynaklara göre, Şit, Âdem Peygamber’den sonra gönderilen ikinci peygamberdir.

Babası vefat edince, kendisine peygamberlik ve ayrıca 50 sayfalık vahiy kitap verilmiştir. Şit Peygamber, vefat etmeden önce yerine oğlu Enüş'ü halife tayin etmiştir. Enuş (Yaneş)

(21)

16 Peygamber, Hz. Şit'in en sevdiği çocuğu idi. Enuş Peygamber, Şit Peygamber 105 yaşında iken doğmuştur. Annesi ise Hazura’dır. Enuş Peygamber, Na'me isimli hanımla evlenmiştir.

Enuş Peygamber’in bulunduğu Otluca Köyü’nün bitişiğinde eski ismiyle Kikan Mağaraları bulunmaktadır. Buraya 1 km ötedeki Hilar Mağaraları’nda normal vatandaş yaşarken, Kikan mağaralarında elit tabaka ve idarecilerin kaldığı tahmin edilmektedir. Burada;

mağaralar, zindanlar, hamamlar, gözetleme kuleleri, lahit, havuzlar, çıraların konacağı yerler, tırtıllı merdivenler, imalathaneler bulunmaktadır. Enuş peygamberin yaşadığı bölgede av hayatından ziraata geçişle ilgili Hilar, Kikan ve Çayönü kalıntıları vardır. Enuş Peygamber’in bir medeniyete öncülük ettiği dile getirilmektedir.

Enuş peygamberin oğlu Kenan, kızı ise Semha’dır. Semha, Hz. Nuh’un annesidir. Yani, Kenan aynı zamanda Hz. Nuh’un dayısıdır. Kenan’ın oğullarının Ergani Otluca’da yaşadıkları ifade edilmektedir. Tevrat’ta; “Şit yüz beş yaşında Enuş’un babası oldu. Ve Enuş doksan yaşında, Kenan’ın babası oldu ve Kenan’ın babası olduktan sonra Enuş 815 yıl yaşadı ve oğullar ve kızlar babası oldu” biçiminde bir ifade bulunmaktadır.

Ergani’de ziyaret ettiğimiz önemli ziyaret yerlerinden bir tanesi Enüş Peygamber Türbesi’dir. Türbe, İlçenin 17 km. Güneybatısında Otluca (Kızılan) Köyü’nde bulunmaktadır.

Çermik ilçe yolunda ilerlerken sola sapılmakta ve bir kısmı asfalt, bir kısmı stabilize olan yoldan buraya gidilmektedir. Türbe, köyün batısında yer almakta ve cami ile köyün mezarlığı içinde bulunmaktadır. Burası, arkeolojik kazılarda M.Ö. 7500–6500 yılları arasındaki döneme ait kalıntıların bulunduğu Sesverenpınar Köyü yakınlarında Çayönü antik kazı alanına çok yakındır. Mülkiyeti köy tüzel kişiliğine ait olan türbe sürekli ziyarete açıktır

Türbe iki kısımdan oluşmaktadır. Türbe binasına doğudaki giriş kapısından girilmektedir.. Türbe, tamirat görmesine rağmen yıpranmış durumdadır. Türbeye doğu yönünden girilir ve sonra sola / güneye dönülerek ikinci kısma geçilir. Doğu tarafında, türbe içine girmeden dua edilmesini sağlayan pencereye benzer bir delik bulunmaktadır. Giriş kısmında namaz kılan, dua eden ve oturan kişiler bulunmakta idi. Burada namaz kılındıktan sonra türbeye yönelinmektedir. İkinci kısmın kapısı çoğu zaman kapalıdır. Ancak, talep üzerine getirilen anahtar, özellikle konuşma bozukluğu olan, geç konuşan çocukların ağzına sokulup çevrilmektedir. Konuşma bozukluğunun geçeceğine veya geç konuşan çocuğun konuşacağına inanılır.

Türbe’ye özellikle Perşembe günü ve akşamı gelinmekle birlikte, haftanın diğer günleri de gelenlerin olduğu dile getirilmiştir. Türbeye gelen ve dileğinin kabul edileceğine inananların, türbenin giriş kısmı veya dışında yiyecek (şeker, lokum vs.) dağıtımında

(22)

17 bulundukları da gözlenmiştir. Bazı kişilerin kurban kesip etrafta bulunan insanlara kurban etini dağıttıkları da ifade edilmiştir. Psikolojik rahatsızlığı olan, romatizma hastası olan kişilerin de şifa bulmak amacıyla buraya geldikleri belirtilmektedir.

Bölgede ikamet eden ve türbeye gelenler, çocuklarına Enüş ismini vermektedirler.

Etrafta bulunan çocuklardan bir kaçının isminin Enüş olduğu görülmüştür. 1996 yılı telefon rehberinde Ergani ilçesi kısmında ismi Enüş olan kişi sayısı 14’tür. Enüş ismine sadece Ergani çevresinde rastlanılmaktadır.(8)

PEYGAMBER MAKAMLARI

Diyarbakır'da peygamber kabirlerinin dışında peygamber makamları da bulunmaktadır.Bunlar Hz.Zülkifl,Hz.İlyas ve Hz.Yunus makamlarıdır.

Zülkifl (a.s) makamı

Kurân’da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "İsmâil, idris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. şüphesiz onlar Salih olanlardandı" (el-Enbiyâ, 21/85, 86).

Âyette geçen "Zülkifl" adi değil lakabıdır ve "nasip ve kısmet sahibi" anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil, onun üstün kişiliği ve ahiretteki derecesi kastedilmiştir Onun gerçek adı hakkında farklı rivayetler vardır. Yahudiler O'nun, israiloğullarının esâreti sırasında peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur ırmağı yakınlarında bir bölgede yapan Hereksel olduğunu iddia etmişlerdir. Âlimlerin bir kısmı da onun Eyyüb (a.s)'in kendisinden sonra peygamber olan Beşer adındaki oğlu Hilar düzlüğünde yapılan bir savaşta esir düşen askerleri için hayatı pahasına kefalette bulunduğundan Zülküfil ismini almıştır. Fakat bu görüşlerin hiç biri kesinlik derecesine sahip değildir.Zülkifl (a.s)'in peygamber olmadığı söyleyenler olmuşsa da, âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüş de budur (el-Kurtubî, el- Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân, Kahire 1967, XI, 327 vd.; el-Alusî, Ruhu'l-Meânî, Beyrut t.y., XVII, 82; el-Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'ân, İstanbul 1991, III, 327).Yüce Allah Eyyûb (a.s)'in kıssasını arz ettikten sonra, peygamberlerinden bazılarını anmış ve onları övmüştür. insanları tevhide çağıran, Allah’ın sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de, Zülkifl (a.s)'dir. Bu konudaki ayetlerin meali şöyledir:"Kuvvetli ve basiretli kullarınız İbrahim’i, İshâk’ı ve Yakup’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmâil’i, Elyesâ'i, Zülkifl'i de an.

Hepsi de iyilerdendir" (Sad, 38/45, 46, 47, 48)

(23)

18 Hz Zülkifl'inMezarının; Kudüs, Şam, Bitlis, Ergani’de olduğu biçiminde rivayetler bulunmaktadır. Osmanlı Tahrir defterlerinde 1518 ve 1530 tarihli tahrirde Bagür ve Ruzbegü köy ve mezrasının Zülküfl nebi zaviyesi için vakfedildiği yazılıdır.1801 tarihli Diyarbakır Salnamesinde ise bu mezranın 5400 kuruşluk bir geliri olduğu belirtiliyor.1886 senesi Diyarbakır’da vali olan Arifi paşa seyahatnamesinde buraya hizmet eden 4-5 haneden söz ediliyor. Osmanlı tahrir defterlerinde Zülküfl peygamber zaviyesinin ismi geçmektedir..1801- 1802 tarihli Diyarbekir vilayeti salnamesinde birim belirtilmeden 5400’lük bir gelirinin olduğu görülmektedir Ergani’de çocuğu olanlar oğullarına Zülküf,kızlarına Zülfiye ismini verirler.Bundan dolayı Ergani’de bu iki isme çokça tesadüf edilmektedir.İncelediğimiz 1996 tarihli telefon rehberinde (s:142-151)180 Zülküf ve Zülfiye ismi geçmektedir.Bu da ismin yaygınlığını göstermesi bakımından mühim bir delildir.Şemseddin Sami.Kamus-u alam.1889yılı c.2.s.834’de Ergani’de kalenin üzerinde Zülkif Peygamber(AS) makamı bulunur demektedir.Arifi paşa da seyahatnamesinde aynı hususu vurgular. Zülküf nebi zaviyesinin 1518 senesine ait bir vakfiyesi de vardır. Arif Paşa seyahatnamesinde Zülküf peygamber makamında Nureddin Şehit oğlu Melik Salih’in 650(1252)tarihinde i’mal ve ihda eylediği bir tek şamdanla hazrete mensub bir asa-yı ahenin görüldü’demektedir.1518,1523,1564 tarihli Zülküfl peygamber türbe ve zaviyesi ile ilgili belgeler tarihi vesikadır. .Salebi’ye göre(s.164) ve Ebu’s-Suud.Tefsir VI.s.82’de belirtildiği üzere Hz.Zülkifl hayatını Anadolu veya Şamda geçirmiştir Ahmet Cemil Akıncı ise Peygamberler Tarihi isimli eserinde olayı detaylandırır.Bahtunnassr’ın zulmünden kaçan Hz.Zülkfil önce Şam’a sonra Bitlis’e sonra da Ergani’ye gelir demektedir.

12.yüzyılda Diyarbakır’a gelen Ebubekir el Herevi Eğil kalesinde Zülkifl peygamberin kabrini ziyaret ettiğini söyler.(Kitabu’l-İşarat ila Marifeti’z-ziyerat)Diyarbakırlı meşhur yazar Ali Emiri Osmanlı Şark vilayetleri eserinde şu hatırasını anlatır: Osmanlının son dönemlerinde Diyarbakır’a denetime gelen Abidin paşa’nın Ergani’den doğruca Maden’e geçeceğini öğrendim.Abidin Paşa Ergani’nin manevi yüceliğini bilmemektedir.Hemen Abidin paşaya buradaki Zülküfl peygamber ve onu ziyaretin önemini anlatan bir şiir yazdım.Abidin Paşa şiiri okur okumaz,Maden ilçesine yöneleceğine Makam dağına yönelir,dağa tırmanır.Zülküfl peygamber makamına gider.Ali Emiri ,Osmanlının önemli bir paşasının Zülküfl peygamberi ziyaret etmeden Diyarbakır’dan ayrılmasına tahammül edememiştir.Ali Emiri makam dağında,Melik Salih tarafından H.650 tarihinde yapılmış bir şamdan ve İrankari başka bir şamdan’ı da ziyaret ettiğini ifade eder.1926’da Ergani Zülküfl Nebi türbesinde bulunan altın ve gümüş gibi kıymetli eşyalar,çok değerli halı ve seccadeler,Eski Sivas valilerinden birinin

(24)

19 gönderdiği gümüş çerçeve,Uzun Hasan’ın hediye ettiği şamdan Diyarbakır Vakıflar idaresine ve İstanbula gönderilmiştir.Arifi Paşa Seyahatnamesinde 1252’de Melik Salih zamanında yapılan ve hediye edilen şamdanla,hazrete ait bir demir asayı gördüğünü,ayrıca İran yapımı bir şamdanı da gördüğünü ifade eder.Ali Emiri Efendi 1879’da Abidin Paşa ile burayı ziyaret ettiğini burada 1402 tarihinde Karayülük Osman bey tarafından yaptırılmış çok süslü Ergani kalesi anahtarını gördüğünü,ayrıca biri 1252 tarihindeki Melik Salih’e ait olmak üzere 2 şamdan olduğunu ifade eder.

Bu tarihi yapı Şeyh Sait isyanından sonra,30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun bahane edilerek yıkıldı.(33)

1920'li yıllarda Ergani'deki Zülküf Peygamber'in Mescidi/Türbesi/Makamı'nın görünüm

Zülküf peygamberi’in türbesinin bugünkü görünümü

(25)

20 Fiskaya Yunus Peygamber makamı

(26)

21 SAHABE KABİRLERİ

Esami şerifeleri Türbe ve merakıdı şerifeleri mevkii

Malumat-ı saire ve mülahazat

Diyarbakır’da medfun sahabeler

Sahabe-i Kiramdan Süleyman ibni Halid radyallahu anh efendimiz hazretleri

Diyarbakır’da. içkalede Nasıriyye Camii şerifinde medfundur

İsimleri zirdeki ebyatda muharrer yirmi yedi nefer diğer sahabe-i kiram ile beraber el an mescid oldukları halde medfundurlar.

Medfun sahabe isimleri manzum halde verilmiştir

-Reis-i cümledir Sultan Süleyman

-Rıda’an kardeşi Mesud Aycan

-Beşir ve Hamza ömer ve Şu’be Sabit

-İki Zeyd, iki Halid biri Numan

-Muhammed iki Abdullah üçdür

-Hasan nam iki biri Kab-ı zi- şan

-Fudayl ve Malik ve kahr ve Ebu’l Hamd

-Ebu Nasr ve Mugire eyle iz’an

Sahab-i kiramdan Sultan Sa’sa’a radyallahu anh efendimiz hazretleri

Diyarbekir’de Sultan Sa’sa’a camii şerifi derununda medfundur

İmam Akil radyallahu anh efendimiz hazretleri

Diyarbekir’in Garb nahiyesinde İmam Akil karyesinde medfundur Sahabe-i kiramdan Mir

Seyyaf hazretleri

Diyarbekir’de Karadeniz nam mevkide mdfundur

Bir güne vakfı yoktur, türbesi ma’murdur

Sahab-i kiramdan Malik-i Ejder hazretleri

Defterdar camii şerifi civarında medfundur

Bir güne vakfı yoktur, türbesi ma’murdur

Sahabe-i kiramdan Sultan Şecaaddin hazretleri

Diyarbekir’de Hazret-i Ömer cami-i şerifi civarında

medfundur

Türbe-i şerifesi ma’murdur, iki değirmen mevkufur

(27)

22 HZ SÜLEYMAN TÜRBESİ

Türbede 27 sahabe yatmaktadır,mezarlar bodrum katındadır..Üst kattaki mezarlar Sahabelerden feyz veya tabir caizse şefaat almak isteyen paşalar ve ailelerine aittir.Buradaki sahabelerin isimleri şöyledir:

Hz.Süleyman, Hz.Rıdvan, Hz Mesut, Hz.Beşir, Hz.Hamza, Hz.Amr, Hz.Şube, Hz.Sabit, Hz.Zeyd 2, Hz.Halid 2, Hz.Numan, Hz.Muhammed 2, Hz.Abdullah 3, Hz.Hasan 2, Hz.Ka’b- Zişan, Hz.Fudayl, Hz.Malik, Hz.Fahr, Hz.Ebul Hamd, Hz.Ebu Nasr ve Hz.Muğire (Radiyallahu Anhum)

Hz Süleyman camii

(28)

23 Hz Süleyman camii

Nisanoglu Ebul Kasun tarafımdan 1155-1169 yıllan arasında yaptırılmıştır; Caminin bitişiğinde Osmanlılar Döneminde yapılan Halid Bin Velid'in oğlu.Süleyman ile Diyarbakır’ın Müslüman Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin yattığı Meshed bulunmaktadır;

Saray Kapı da yer alan caminin en önemli özelliği Hz. Örner döneminde Diyarbakır'ın fethinin buradan başlamasıdır, Kitabelerden anlaşıldığına gore bu camiyi Nisanogulları'ndan Ebu'l- Kasım Ali yaptırmıştır. Mimarı da Hibetullah el Gugani'dir. Neredeyse tamamı taştan yapılmış olan yapı topluluğunun, biri batıda biri doğuda olmak üzere iki yerden girişi bulunmaktadır, Kale Camii çeşitli dönemlerde onarılmıştır; Bu yüzden de bazı yerlerinde değişiklikler meydana gelmiştir. Cami kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen bir alanı kaplar. Kuzeyinde bulunan son cemaat yerinden harime geçiş sağlanır, Caminin iç kısmında mihrap nişi ve tavandaki kalem işi süslemelerle sınırlı kalan yapıda süsleme unsurları cephede kitabe olarak karşımıza çıkar; Caminin kuzeydoğusunda kare gövdeli bir minare yer almaktadır. Minarenin gövdesi silmeli yazı kuşaklarıyla beş bölüme ayrılmıştır, Kalker üzerine sülüs yazı kullanılan kitabelerde harflerin aralan Rumi ve palmetlerin işlendiği kıvrık dallarla hareketlendirilmiştir.

(180)

Hz Süleyman camii

(29)

24 Minare

(30)

25

(31)

26 Caminin içi

Türbenin dışarıdan görünümü

(32)

27 Türbe(Avludan görünüm)

(33)

28 Esat paşa(Cami içi Hazire)

Esat paşa

Camii içi kabirler

(34)

29 Hazirede kabirler

Hazirede kabirler

(35)

30 Hz.Süleyman sembolik kabir

Türbenin kubbesi

(36)

31 Hz. Süleyman Camisinde Bulunan Türbeler

Türbede bulunan şehitlerin isimlerinin bulunduğu levhayı 1631-1633 yılları arasında Diyarbakır valiliği yapan Silahtar Murtaza Paşa’nın türbeleri onarmasından sonracami uvarına astığına dair manzumede görmekteyiz. Bu kitabede şöyle yazılmaktadır:

“Halid oğlu Fatih-i Amid Süleyman Hazreti Kim yiğirmi dört Sahabeyle olup bunda şehit Kubbenin altında medfundur sehabe cümlesi, Bu müşerref yerde mesken kaldılar vakfı-ı medid Murtaz Paşa Silahtara Huda edüp

Bir müzehhep perde astı üstüne anın cedid Kıldı ihya zib-ü ziynetle der ü divarını Kim okursa fatiha ruz-i ceza ola Said

Türbedeki ashab-ı kiramın adları şu şekildedir;

Reis-i cümledir Sultan Süleyman Rıdvan, kardeşi Mesud ey can Beşir u Hamza, Amr u Şu’be, Sabit İki Zeyd, iki Halit biri Numan Muhammed iki, Abdullah üçtür.

Hasan nam iki bir kab-i Zişan

Fudayl u Malik ü Fahr u Ebu’l Hamd Ebu-Nasr u Mağire eyle iz’an”

İçkale (Sultan Süleyman) Camii’nin şehitliğe bakan penceresinin yanına Mustafa Asım’ın şu manzumesi asılmıştır.

Ey şahidanın Süleyman-ı muazzam mefhari Hazret-i Seyf-i Huda’nın necl-i a’zam serveri Kahraman fatihi sensin bu şehr-i Amid’in Ceyş-i paki evliyanın müntehab seraskeri Böyle bir sur-i metin içre yapılmış beldeyi Zabt u teshir eyledin bir günde ey din rehberi Hazret-i Haydar misali kal’a Hayber gibi Bir cihad ettin ki dilşad eyledin Peygamberi Bahtiyardır belde halkı minnetinle serteser Mazhar-ı gufran-ı Rahman oldu kabrin makberi

(37)

32 Zairine bahşeder envar-ı misk u anberi

Ya İlahi gazi-i Sultan Süleyman aşkına Bahşkıl müştakına uhrada ab-ı kevseri Her gelen züvare minnet eylerim adab ile Fatiha ihlası takdim eylesinler her biri Bu mukaddes mescid içre farzını ifa eden Abidine müjdeler olsun cinandır yerleri Ey! sipehdar-ı gaza senden tazarru eylerim Kıl şefaat Asım-ı şeydaya ruz-i mahşeri.

Mevlüt Mergen manzum olarak şöyle tanıtıyorHz.Süleyman Camisindeki medfun sahabe-i kiram

isimleri:

Müze şehir,Diyarbekir içinde Yüce makam sahibi,çok insan yatar Surların dahili ve haricinde,

Evliya,sahabi şehidan yatar

Yirmi yedi ashab,şu tek kubbede Peygamber dostları,hepsi sahabe Fetihle gelinmiş,şehir kasaba, 'Rıdvan'ile kardeşi 'Mes'ud'can yatar

Din ve Kur'an için,yapmışlar cihad Halife Ömer'e etmişler biat

Dökülen kanlara,şahit kainat, 'Beşir','Hamza' gibi çift aslan yatar

'Amr','Şu'be','Sabit' dahi burada, Cömert davranmışlar canı fedada, Saadet onların iki dünyada,

İkişer 'Zeyd','Halid' bir 'Numan' yatar.

Üç 'Abdullah' şehid,iki 'Muhammed',

(38)

33 İ'layı din için kılmışlar niyet,

Şehadet şerbeti doyumsuz lezzet, ''Ka'bi Zişan'gibi pehlivan yatar

Ellerde kılıç var,sinede iman, Amidde vurulmuş bir avuç insan 'Fudayl'da isimsiz,yüce kahraman 'Hasan'deyü iki nevcaivan yatar

'Malik'de şehiddir,muharebede,

'Fahr' ve 'Ebul Hamd'de bizim beldede, Yeyüzü mekanı kutlu kubbede,

'Ebu Nasr' 'Mugire'gibi can yatar

Hepsi de sahabe,hepsi kahraman, Her biri cihana bedeldir inan 'Halid'in oğlunda emir ve ferman,

Sultan oğlu Sultan Süleyman yatar(M.Mergen)

Meşhed'in (1156-79 / 550-575) yılları arasında İnaloğullarının vezirliğini yapan ve Cemalüddevle ünüyle anılan Nisanoğlu Kemalettin Ebul Kasım Ali tarafından yaptırıldığı veya esaslı onarım gördüğü, caminin doğu penceresi üzerindeki manzum yazıttan anlaşılıyor. "Ey İnsanlar ilahi Kemalettin Ebul Kasım Ali için iyi dost ol. Nasıl ki bu meşhedin binasını teşyid etti (yükseltip sağlamlaştırdı). Nebiyyi mürsel hürmetine sen de kendisinden razı ol. Meşhed 1631-33 yıllarında Diyarbakır Valiliği yapan Silahtar Murtaza Paşa'ca yeniden onarıldı(178)

1631 yılı Murtaza Paşa onarımında, sur duvarına yaslanan türbe, daha sonra 1875 yılında Vali Ahmet Tevfik Paşa'ca yeniden elden geçirilir. Burada en solda yazıtlı çeşme, kare planlı, üstü kubbeyle örtülü (batı uçta) bir ve bunun yanında (doğu, tonoz örtülü, önünde sekizgen ufak bazalttan) havuzlu mezar izler. Silahtar Muztaza Paşa'ya ait camideki nazirenin giriş kapısı üzerindeki mezar yazısı şöyledir:

Alametten murat olan duadır

(39)

34 Bugün bana ise yarın sanadır 1170/1756. (178)

Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan Diyarbakır şehrinde İslâm hâkimiyeti Hz. Ömer devrinde başlamıştır. Bölgenin fethi esnasında pek çok sahâbî İslâm ordusunda çarpışmış ve bir kısmı Diyarbakır topraklarına gömülmüştür. Bugün ülkemiz topraklarında İstanbul ile birlikte en çok sahâbî mezarının Diyarbakır’da olduğu bilinmektedir. Bu bildiride, Diyarbakır’ın kutlu misafirleri olan sahâbîlerin izleri üzerinde durulacaktır.

İyâz b. Ganm komutasındaki İslâm ordusu tarafından 18/639’da fethedilen Diyarbakır’da Ruha (Urfa) Antlaşması’nın şartları uygulanmıştır. Buna göre, mabedleri ve çevresindekiler kendilerine kalacak, mevcut olanlardan başka kilise yapılmayacak ve Müslümanların düşmanlarına karşı onlara yardım edeceklerdi.

Müslüman ordusu içinde şehre gelen sahâbîlerden bir kısmı iç kalenin fethi esnasında şehit düşmüş ve diğer bir kısmı da fetihten sonra geri dönmüştür. Diyarbakır’ı Mardinkapı tarafından kuşatan İyâz b. Ganm’in mezarının Ulu Cami civarında olduğu rivayet edilmektedir.

Aynı sahâbînin Humus’ta Halid b. Velid’in kabri yanında bulunan mezarı daha muteber kabul edilmiştir. Bununla beraber İyâz’ın ailesinin Diyarbakır’da kaldığı ve bu şehirdeki Ebû Eyyûb ailesinin onun soyundan geldiği ileri sürülmektedir.

Rivayetlere göre İyâz’ın sekiz bin kişilik ordusunda bine yakın sahâbî vardı. İyâz, Tell (Mardin) kapısını, Said b. Zeyd Rum kapısını, Muaz b. Cebel Ermen (Harput) kapısını; Halid b. Velid, Bâbü’l-Mâ tarafını kuşattılar. Araplar beş ay kadar bu kale duvarları dibinde beklemeye katlandılar. Bu arada İyâz, Hakem b. Hişam’ı Meyyafarikin’e göndererek orayı fethetti. Nihayet Halid b. Velid, sur dibinde yaptığı keşiflerden birinde surun Dicle vadisine bakan doğu yönünde, eski hükümet konağının bahçeler cihetindeki sur duvarında gördüğü gizli bir su deliğinin genişletilerek oradan içeri girilebileceğini tespit etti. Halid her gün askerlerle şehrin o yanında gözcülük ediyordu. Yanında Humam adlı bir kölesi de vardı. Bu köle arpa unundan yapılan birkaç ekmeği iftar için Halid’in çadırına bırakırdı. İki üç gün ekmek bulamayan Halid, kölesine sorunca ekmeği bıraktığını söyledi. Durumu merak eden köle gözetlemeye koyuldu ve kale duvarının dibinden bir köpeğin gelerek ekmeği kaçırdığını gördü.

Köpeğin kale duvarı dibindeki bir sel çukuru yolundan içeri girdiğini tespit etti. Koşup haber verince Halid maiyetine “Suyolundan şehre girmek için Allah uğruna kendimi kodum. Benimle içeri girmek için sizden yüz kişi isterim.” dedi. Çıkan yüz kişiyle doğruca İyâz’ın yanına gidip keyfiyeti bildirdi. O da ordusuna, kale içinden tekbir sedaları işitir işitmez hemen harekete geçmelerini emretti. Gece yarısı sırayla Halid, Amr b. Ahvas, Huzeyfe b. Sabit, Amr b. Beşir ve diğerleri girdiler. Doğru şehrin orta yerine vardılar ve orada yüksek sesle tekbir getirmeye

(40)

35 başladılar. Uykuda olanlar uyandı. Uyanık olanlar da korkularından titremeye başladılar. Halid icab eden yerleri tutturdu ve on çeri gönderip surun kapısını açtırdı. Şehrin idarecisi olan Meryem, İslâm askerlerinin şehre girdiğini anlayınca kıymetli eşyaları ve maiyetiyle birlikte kendi sarayındaki gizli yolla Ermen kapısından çıkıp Bilad-ı Rum’a gitti. Bu gizli yolun Seyrantepe’ye çıkmakta olduğu bugün bile halk arasında söylenmekte ve bazı izlerine rastlanmaktadır. Böylece Diyarbakır’ın fethine katılan önemli sahâbîlerden biri olan Halid b.

Velid’in oğlu Süleyman’ın da muhasara esnasında şehit düştüğü rivayet edilmektedir.

Şehrin fethi esnasında şehit düştüğü belirtilen sahâbîlerden Sa‘saa b. Amr, başka bir kanaate göre savaş esnasında ölmemiş ve daha sonra şehirde valilik yapmıştır. Ulu Cami ile Hasan Paşa Hanı arasında yer alan Sa‘saa Camii ve türbesi, 1926’da Diyarbakır Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılarak park haline getirilmiştir.

Fetihten sonra halkın silahları toplatıldı ve kendilerine iyi muamele edildi. İslâm dinine zorlanmadılar. Buna rağmen halkın büyük bir kısmı kendi rızalarıyla İslâm’ı kabul ettiler. İyâz tarafından Sa‘saa şehre âmil (vali) tayin olundu. Sa‘saa’dan sonra Diyarbekir ve Cezire valiliği Hz. Ömer tarafından bizzat İyâz’a verildi. İyâz’ın 20/641’de vefatı üzerine yerine Said b.

Hazim tayin edildi.

Yine meşhur sahâbîlerden Sa‘d b. Ebi Vakkas’ın da Diyarbakır’ın fethine katıldığına inanılmıştır ve bugün Dağkapı Ulu Beden Burcu arkasında ona izafe edilen bir mezar bulunmaktadır. Ancak Sa‘d b. Ebi Vakkas’ın mezarının Medine’de olması, tarihi gerçeklere daha uygun düşmektedir.

Diyarbakır’ın fethinde öncü kuvvet olarak gönderilen Malik b. Haris el-Eşter ise sahâbeden olmayıp onları gören tâbiin topluluğundandır. Balıkçılarbaşı semtindeki Haşifçiler Sokağında bu zata izafe edilen bir türbe mevcuttur.

Meşhur tarihçilerden Vâkıdî, Diyarbakır’a girerken şehit olan 10 sahâbînin isimlerini şöyle sıralamaktadır: “Amir b. Ehves, Huzeyde b. Sabit, İmran b. Bişr, Selame b. Ye’sub, Macid b. Talha, Müsenna b. Asım, Salim b. Adiyy, Malik b. Hafz, Hattab b. Cebr, Eflah b.

Saide.”

Bugün İçkale’den hastaneye giden yol üzerindeki kapı olan Fetih Kapısı’nın açılması için nöbetçilerle yapılan savaşta en az 25 kişinin şehit olduğu anlaşılmaktadır. Bu 25 sahâbînin gömülü olduğu meşhedin, 550-575/1156-1179 tarihleri arasında İnaloğulları’nın vezirliğini yapan “Cemâlüddevle” unvanlı Nisanoğlu Kemaleddin Ebu’l-Kasım Ali tarafından yaptırıldığı veya esaslı bir onarım gördüğü, caminin doğu penceresi üzerindeki manzum kitabeden anlaşılmaktadır.(151)

(41)

36 , Camii’nin doğu penceresi üzerindeki kitabe göstermektedir. Kitabenin Türkçesi: Ey insanlar İlâhi Kemâleddin Ebü-l Kasım Ali için iyi dost ol. Nasıl ki bu Meşhedin binasını teşyid etti (yükseltip sağlamlaştırdı). Nebiyi Mürsel hürmetine sende kendisinden razı ol.(162)

Hz.Süleyman camii haziresinde paşalar ve ailesi

Hz. Süleyman Camii ve Haziresi Silahtar Murtaza Paşa

İçkale Hz. Süleyman Camii, camiin avlusundan kümbete açılan kapının üzerindeki kitabeden anlaşıldığı üzere kümbetin ortasındaki mezar Silahtar Murtaza Paşa’ya aittir. Kitabe şöyledir:

Silahdar Murtaza Paşa bu cayehde Aceb tırazıyle ruhini verdi

Bu ravde içun etdi bunca say Ede Hakk ahiretde kadren a’la Ala beytden murat olan duadan

Bu gün bana ise bareyn-i bikade (yarın sanadır) Sahibu’l-hayrat Silahdar Murtaza Paşa

Ruhi içun Fatiha el hamdulillahi Rabbilalemin

(42)

37 Silahtar Murtaza Paşa yukarıda da değindiğimiz gibi 1631-1633 yılları arasında Diyarbakır valiliğini yapmış, Hz. Süleyman Camisini ve türbeyi esaslı bir onarımdan geçirmiştir. Türbesinin burada olduğunu caminin duvarındaki manzum kitabeden anlaşılmaktadır. Kale Camii’nin sayfiye döşemesini ve Hz. Süleyman’ın türbesine girilecek büyük kapıyı yaptırmıştır. Su mahzeni ve kıbleye karşı pınarlar yaptırmıştır.

Reşit Mehmet Paşa

Osmanlı Sadrazamlarındandır. Gürcistan’da doğmuştur. Sadrazam Koca Hüsrev Paşa’nın yetiştirmelerindendir. Konya valiliği, Vidin mutasarrıflığı ve Rumeli valiliği yapmıştır. Ocak 1829’da sadrazamlığa atanmıştır. 18 Şubat 1833 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. Mısır, Sivas ve Harput valiliği yapmış en son Diyarbakır valiliği yapmıştır. Diyarbakır valiliği 2 yıl 8 ay sürmüştür. 1836 yılı ekim ayında öldü. Mezarı İçkale Camiindeki mezarlıkta, Esat Muhlis Paşa'nın kabrinin yanındadır. Yiğit, çalışkan, devlete bağlı ve sadık bir kişi olarak bilinir.

Esad Muhlis Paşa

Mehmet Esad Muhlis Paşa, Ayaş Müftüsü Hasan Efeninin oğludur. 1780 yılında Ayaş’ta doğdu. Çeşitli memuriyetlerde bulundu. 1848 yılında “Vezirlik” payesi aldı. Edirne, Erzurum, Sivas, Sayha, Halep, Musul valiliklerinde bulunduktan sonra1847 yılında Diyarbakır valisi olmuş ve üç sene valilik yapmıştır. Bitlis ve Van vilayetlerinin de katılmasıyla merkezi Diyarbakırda olmak üzere kurulan Eyaletin valiliğine atandı.

Mezarı, İçkale’de, Murtaza Paşa Camiinde özel olarak yapılmış maksurededir. Aynı yerde Mehmet reşit Paşanın mezarı da vardır. Kale Camii yanındaki mezarlığa 1850’de defnedilmiştir. Alim, fazıl, şair ve hattattır. Güzel bir levhası, Cami-i kebir’de duvarda küçük kafes içinde asılıdır. Viyana seferinde bulunan Sadullah Paşa, bunun oğludur.

.

(43)

38 هدلول ىذلا ليلجلا دبع لسن ىنب ناملاا رادب ادوعسم لاز لا دعسا ارملاا ريما وهو و عينم رخف

ناش

ىف ةمحرلا بياحص ادعسا ىوح دق احيرض ىشغت نابا اذه و حورلا هذه نم اشن ريما و ريزو نم مك نا لك

ضاير لح هل ىبوط اوخرا دق نارفغلا فتاوه نابتسم رجا داهج قح ىضق دق دعب نكلو ىضق نانجلا

Bu mezarda bulunan, emirlerin emiri Es’ad’tır. Güvenli bir yurtta mutlu bir hayat sürdü.

Öyle bir nesil inşa etti ki, çocuğu için erişilmesi güç bir övünç ve şandır.

Bu nesil ağacından nice vezir ve emir ortaya çıktı. Esadı barındıran (bu kabri), her an rahmet bulutları kaplasın.

Mükafatı açık olan cihadı hakkıyla yerine getirdikten sonra Rahmet melekleri onun ruhu aldılar. Tarihçiler şu tarihi düştüler: “Cennet bahçelerine giren Esada müjdeler olsun.”

Esat Paşa’nın oğlu Nusret’in yazdığı aşağıdaki manzum mezar taşına yazılmıştır..

Sahib-i seyf ü kalem, âlim ü şeyh ul vüzera İzni Müfti-i Ayaş hazret-i Esad Paşa Mahlesi Muhlis olup şair-i mahir idi kim Emr-i sahane ile vardığı mansıblarda Neşr-i adl ile ahaliden alır idi dua

(44)

39 Nişteki mezar ise süslemelerden yoksun olup çok güzel bir celi sülüs yazı örneğini sergilemektedir. Safer 1246 (Temmuz 1830) tarihlidir. Bu mezar, Diyarbakır’da valilik yapan Esad paşaya aittir. (152)

İçkale Hz.Süleyman Camii paşazade ve hükümet erkanı

Künbet ortasındaki lahit ayakucu kitabede H.1121(M.1709) tarihi var.Kitabe çiçek motifleri ve lale motifleri ile süslü ve bir kadına ait

Kuzeydoğuda yer alan mezarın ayakucu kitabesi H.1068 (M.1657).Kitabede Murtaza Paşa Silahdar’ın kızı

Bülbül-i cennet Hadice Hanım’a Mesken oldi ez hatırası

Kim okusa Fatiha himmetu lehu Sene 1068

Bu mezarın başucunda çiçek motifli bir vazonun üzerine bir kavuk yerleştirilmiştir.Künbetin kuzey batısında üç çocuk mezarı var.

Nişteki mezar ise süslemelerden yoksun olup çok güzel bir celi sülüs yazı örneğini sergilemektedir.Safer 1246(Temmuz 1830) tarihli.Bu mezar Diyarbakır’da valilik yapan Esad paşaya aittir.Kitabesi

Kaddamme Hazal-kabr ebna feta Zakir’un

Ve huve emirül umera Es’ad La-zale mesuden bi-dari’l-eman Neslu beni Abdul-Celil’il-lezi Li-veledihi fahru muni ve şe’n Kem min vezir’in ve emir’in neşe Min hazihi’r-ruh ve haza’ aban Tugaşşa sarih en kad heva Es’ad Sahayibu’r-rahme fi külli an Kada ve-lakin bade-ma kad mada Hakku cihad ecruhu musteban Hevatifu’l-gufran kad erhu Tuba lehu hall u riyad’l-cenan Fatiha

Allah u munis külli vahid Fi Şafer 1246 H. (174)

(45)

40 Peygamber Efendimiz’in amcasının oğlu Hz. Ali’nin abisi İmam Ukayl’ın Diyarbakır’da medfun olduğu kesinleşti.

İmam Ukayl radyallahu anh efendimiz hazretleri

İmam Ukayl

İmam Ukayl

(46)

41 İmam Ukayl radyallahu anh efendimiz hazretleri

İmam Ukayl Türbesi:Salnameye göre sahabedir.Zira isminin yanında sahabeye ithaf olunan (RA) ibaresi vardır.Salnamede Diyarbakırda Fabrika köyünün üst kısmında İmam Ukayl türbesi bulunmaktadır.Halk bu türbenin Hz.Alinin abisi olduğuna inanılır.Salnamede kendisi için (RA) ifadesi kullanılır.

Diyarbakır salnamelerinde (IV/208) Fabrika köyünde İmam Akil köyünde İmam Akil(Ukayl) (RA) yattığı ifade edilir (1).

Türbe düzgün bazalt taştan inşa edilmiş, üst örtüsü konik bir kubbe ile kapatılmıştır.

Kemerli bir niş içerisinde yer alan dikdörtgen bir kapı açıklığı ile mekana girilmektedir. İç mekanda İmamakıl Hazretlerinin sanduka mezarı bulunmaktadır. Çatı kısmının alt kısmında ve kapı açıklığının üst kısmından birer silme geçmektedir. Ayrıca türbede iki renkli kemerli bir niş içinde dikdörtgen formlu bir pencere açıklığına yer verilmiştir.

Türbenin etrafı sonradan bazalt taştan bir koruma duvarı ile çevrilmiştir

İçten ve dıştan silindirik planlı olan türbe içten kubbe, dıştan konik bir külahla örtülüdür.

Kesme bazalt taştan inşa edilen eser, günümüzde sağlam olup tescil kaydı bulunmamaktadır Yapının dış cepheleri kesme taş malzemeden inşa edilmiş olup sadedir. Kuzey cephede düz lentolu, sivri kemer alınlıktı giriş kapısı yer almaktadır. Doğu, baü ve güney cephelerinde düz atkı taşlı, dikdörtgen formlu birer pencereye yer verilmiştir. Pencereler dıştan bir sivri kemerle kuşatılmıştır

Kuzey tarafta açılan bir kapıdan girilen iç mekân silindirik planlı olup pandantif geçişli kubbe ile örtülüdür. İç mekânın kuzey duvarında kapı, doğu. batı ve güney duvarında birer pencere bulunmaktadır. Kapının sağında ve solunda dikdörtgen formlu birer nişe yer verilmiştir İç mekân sade olup boyanmıştır. Ortada İmam-ı Akil'in kabri bulunmaktadır (106)

(47)

42 Sahabe-i kiramdan Mir Seyyaf Hazretleri

Salnameye göre:Diyarbekir’de Karadeniz nam mevkide medfundur Bir güne vakfı yoktur,türbesi ma’murdur (3)

,

Mir Seyyaf

Mir Seyyaf Türbesi

(48)

43 Mir Seyyaf Türbe iç mekan

Bu sahabe tebliğci değil,şehit sahabe kategorisindedir.

Mir Seyyaf (Radiyallahu Anh) Hasırlı Mah. Karadeniz 2 Sokak. Diyarbekir’in fethi esnasında şehid düşen sahabelerden biridir .(13) Türbe kesme ve moloz taştan yapılmış, yakın tarihlerde onarılmıştır. Kare planlı olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Girişin yanında içerisini aydınlatan bir penceresi bulunmaktadır.(14)

Batı cephesinde dikdörtgen açıklıklı düz atkı taşlı giriş kapısı,kapının solunda dikdörtgen açıklıklı bir pencere bulunmaktadır.Doğu kuzey ve güney cepheleri sağır tutulmuştur.Batı cepheden bir kapıyla girilen iç mekan 3.80x3.80 m.ölçülerinde kare planlı olup beşik tonoz örtülüdür.Duvarlar belli bir yüksekliğe kadar seramikle kaplanmıştır.İçeride Mir Seyyaf’ın kabri bulunmaktadır. (59)

Türbenin yanında geniş ve karanlık büyük bir yer altı su sarnıç’ı vardır. Bu sarnıç büyük bir mağara şeklindedir.Orada ki su’yun, nereden gelip nereye aktığını kimse bilmiyor, bugüne kadar hiç bir kurum tarafından araştırmamış.. Ben birkaç kez gittim ziyaret ettim. Günümüze ulaşan yapı Türbe değildir, mezar, oda şeklinde kapalı bir yapının içerisindedir. Kaynaklarda,

“7.yüzyılda yaşamış olmalıdır” denilmektedir. Sarnıç’ın bulunduğu alanın üstü betonla kapatılmış, üstüne de bir su pompası yerleştirilmişti. Su pompa’sını da kırmışlardı bir metre karelik yere bir teneke parçasını koymuşlardı! Teneke’yi kaldırıp baktım su çok parlak görünüyordu (162)

Üç çevresi sarılı yapının ön bahçesine, duvara tırmanıp içeriden demir parmaklıklı kapıyı açan bir mahalleli delikanlı sayesinde girebildi. Çeşitli ( incir) ağaçların kapadığı ön bahçede yapı, şimdiki yoldan (karadeniz sokak) 8 m kadar içeridedir. Planın ancak krokiolarak sunduğumuz kitle bir kare veya ona yakın kitleden oluşur. Batı yüzde ufak bir pencere, sağında (güney) ise kapısı vardır. İçine girilemedi. Pencereden izlenilebildiği kadarıyla güney duvarı ortalarında, bir ayak içe doğru uzanırken bu kanadı ikiye böler. Tonoz örtüye daha alçak kotta 2 ufak tonoz dikine saplanarak bir değişik örtü oluştururlar. Kitlenin üç yönü sağırdır. Doğu yöne ilkin duvar ve üst örtüsü oldukça yıkık, ancak kalanlarından tonoz örtülü olduğu anlaşılan dar derin bir tuğla alan yanaşır. Sonrası yine tuğlalı bir alanın ancak başlangıcıdır. (168)

Sahab-i kiramdan Malik-i Ejder hazretleri

Defterdar camii şerifi civarında medfundur Bir güne vakfı yoktur, türbesi ma’murdur (3) Malik-i Eşter’in burada sadece parmağının olduğu veya Mısır’da kabrinin olduğu da ifade edilmektedir. Ebubekir Feyzi,Hülasa-i Ahval-i Buldan fi Memalik-i Devlet-i Ali Osman adlı eserinde burada medfun sahabenin ismini Malik Azur olarak vermektedir.Mâlik -i EŞder

(49)

44 Türbesi’ni Nakip Efendi`nin yaptırdığı bilinmektedir. Türbe 3x3 m. ebadında küp şeklinde olup siyah taştan yapılmıştır (2)

Malik-i Eşter türbesi Sahabe-i kiramdan Sultan Şecaaddin hazretleri

Salnameler göre Sahabe-i kiramdan Sultan Şücaeddin Hazretleri, Diyarbakır’da Mardin kapıda yer alan Hz.Ömer Cami-i Şerifi civarında yer alan türbede medfundur. Türbe-i Şerifi mamurdur ve buraya iki değirmen vakfedilmiştir. Söz konusu türbenin 1869 yılında yıllık geliri 2400 kuruştur

Sultan Suca

(50)

45 Sultan Suca türbesi

Türbenin eski hali (166)

Türbenin mimarı belli değildir. Türbe kesme ve moloz taşlardan yapılmıştır. Kare planlı olup, üzeri piramidal bir çatı ile örtülmüştür. Türbe içeriden kubbe ile örtülüdür. Kubbeye geçiş mukarnaslı tromplarla sağlanmıştır. Türbenin dış yüzünde değişik zamanlarda yapılan onarım izleri görülmektedir. (14)

(51)

46 Türbe içi

Sultan Suc’a’dan bahseden kaynaklardan seçilen bölümlere örnekler(55):

Yapı siyah-beyaz yontma taş örgülü, kara planlı, konik biçimli üst örgüye sahiptir.”

Metin Sözen:” Kesme ve moloz taşlardan yapılmış olan Sultan Şüca Türbesi, yüksek bir kare gövde üzerine pramidal çatıyla örtülüdür. Bugün pramidal çatı, oluklu kiremitlerle kaplıdır. Bu görünüşü, ilk şekli konusunda pek bir fikir vermemektedir. Ayrıca dış yüzeylerdeki onarım izleri de yapının bazı ufak değişiklikler geçirdiğini göstermektedir. Orijinal yapının kesme taşlardan özenle yapılmış olduğu, türbenin içine girilince daha belli olmaktadır.” Diyerek, gözlemlerini aktarır: “Dışarıya pencere açıklığı bulunmayan türbenin içi, tamamen kesme taşlardan yapılmıştır. Bu durum kubbede de kendini göstermektedir. Bu şekil bazı Diyarbakır

(52)

47 türbelerinde sık tekrarlanan bir durumdur. Kubbeye (geçiş tromplarla sağlanmış bu trompların bazıları mukarnaslarla bezenmiştir. Düz duvar yüzeylerine, iki yerde niş yerleştirilmiştir.

Bunlardan kuzey – batı köşesindeki, yere kadar inmektedir. Türbenin iç görünüşü, yapının özenle ele alındığını göstermektedir. Bu durum, belki dışarıda da tekrarlanmıştı. Fakat geçirdiği onarımlar, bu izleri silmiş bulunmaktadır. Ayrıca türbenin içinde bu gün sanduka izine rastlanmayışı ilginçtir..”

Sultan Sucaaddin Vakfının günlük gelirinin 23 akçe olduğu,1518 Tarihli Evkaf Tahrir Defteri’nde yer almaktadır. Medrese’nin muhtemelen yol genişletme çalışmaları esnasında yıktırılması söz konusudur. Çeşmenin de yerinden alınarak, bu günkü yere nakledildiği bilinmektedir

Sultan Suca türbesi (142)

Kare planlı kümbetin iç kenarı 4,07 dış kenarı 5,85 m dir. İçini kubbe dışını basık bir kare piramit örter. Üst örtü alaturka kiremit kaplıdır. Silmeleri, değiştirilmiştir. Bugün türbeye doğu yüzünden girilir. Aynı yönde bulunan 0,65x0,79 m lik üst penceresindeki ahşap parmaklık bir eklentidir. Kümbetin içi daha zengin görünüştedir. Döşeme hizasından kubbe kilit taşına kadar, bir sıra beyaz taş kullanılmıştır. İçteki toprak döşemesinden 2,75 m yukarıda, dört köşeye ve dört ana duvara oturan, iki merkezli sekiz adet kemerin özengileri başlar. Bu kemerlerin oluşturduğu sekizgen iç kasnak ile kare plandan kubbeye geçilir. Kubbe eteği sırası, beyaz taştan olup kasnağın sekiz köşesinde pahlanarak daireye dönüşmüştür. Sekizgen kasnağı

(53)

48 oluşturan ana duvardaki dört kemer 0,10 m lik çıkıntı yapar. Kemer taşlarında da iki renkli dizi uygulanmıştır. Gaüneydoğu ve Kuzeybatı köşelere konan kemerlerin içini, renk dizisine uyarak

¼ kubbe dilimi doldurur. Güneybatı ve kuzeydoğu köşesindeki kemerlerin içinde ise beyaz taşa işlenmiş beş sıra mukarnaslı dolgular kullanılmıştır. Karşılıklı köşelere gelen bu mukarnaslar, birbirinin eşidir. Her kemer dizisinin bingileri ayrıdır. (168)

SAHÂBE ABDURRAHMAN KABRİ

Sur İlçesi’nde, İsmet Paşa İlkokulu’nun karşısında bugün Eğitim ve Halkla İlişkiler Derneği (EHİDER) isimli eğitim kuruluşunun okuma salonu açtığı evin bahçesinde Sahâbe-i Kirâm’dan Abdurrahman (r.a.)’ın medfûn olduğu, 942/1535 tarihli bir vakfiyeye istinaden ileri sürülmektedir.

11 Şevval 942/1535 tarihli Seyyid Ömer mühürlü mahkeme tescilli vakfiyenin son sayfasında şöyle denilmektedir: “Adı geçen mahallede eski medrese ve Şeyh Said’in Cündiye ve Kadiriye tekkesi de denilen evde malum makam ve eski bir ziyaret ve sahâbe Abdurrahman (r.a.)’ın medfûn olduğu ev ise, şu anda biz içinde oturuyoruz, bizden sonra zürriyetim ve akrabalarım oturacaktır. Fakirler de yedi gün misafir edilirler. Bu ev saygındır, ihmal etmeyin, boş sanmayın, ruhaniyetle doludur, sakın ona karşı saygısızlık etmeyin” denilmektedir. Bu vakfiyeye binaen, Örfioğulları ailesinden Tevfik Güven ve Taner Güven ile Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat tarafından Sahâbe Abdurrahman’ın (r.a.) medfûn olduğu yer tespit edilmiş ve bu gün burası ziyaret haline gelmiştir.

Eskiden bu evde Örfîzâde Tekkesi şeyhi, Örfîzâde Şeyh Yunus Efendi ve 02.04.1938 tarihinde vefat eden oğlu Örfîzâde Şeyh Ömer Efendi ikamet etmekteydi. İsmet Paşa İlkokulu’nun bulunduğu yerde ise Örfîzâde Tekkesi bulunmaktaydı. Günümüzde bu Rufâî tekkesinden geriye sadece çeşmesi kalmıştır. Sahâbe Abdurrahman’ın hayatı hakkında ise herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.(161)

(54)

49 Sahabe Abdurrahman

Sahabe Abdurrahman

. SA’D (SAHAD) B. VAKKAS VE KABRİ

Sur İlçesi’nde, Ulu Beden Burcu’nun arkasında, çevresi demir parmaklıkla çevrilmiş iki kabir bulunmaktadır. Mezar taşlarından birinde sonradan yazıldığı anlaşılan Türkçe “Sahat

(55)

50 b. Vakkas Ebu’l-Muhsin” yazısı bulunmaktadır. Diğer kabirde ise Arakçîn Baba diye de bilinen Şeyh Mehmed-i Berzencanî medfûndur (Bkz. Arakçîn Baba Türbesi).

“Sahat b. Vakkas Ebu’l-Muhsin” şeklinde belirlenen kabirde Diyarbakır’ın fethine katılan bir sahâbenin medfûn olduğuna inanılmaktadır. Bu “sahâbe”nin ise ünlü sahâbe Sa’d b.

Ebi Vakkas (r.a.) olmadığı bilinmektedir. Çünkü Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)’ın Diyarbakır’ın fethine katıldığına dair bilgi bulunmadığı gibi künyesi de Ebu’l-Muhsin değil, Ebû İshak’tır.

Ayrıca Hz. Sa’d (r.a.)’ın kabrinin Medine’de Bakî Mezarlığı’nda bulunmaktadır. 1316/1898 tarihli Salnâme-i Diyarbekir’de, Diyarbakır’da kabri bulunan Peygamber, sahâbe ve evliyâya ait türbelerin anlatıldığı kısımda Diyarbakır’da “Sahat veya Sa’d” isimli bir sahabinin medfûn olduğuna dair de bilgi bulunmamaktadır.

Bütün bu bilgiler dikkate alındığında Sa’d b. Ebi Vakkas’a ait zannedilen bu mezarın, “Sa’d-Saad” veya mezar taşında yazıldığı şekliyle “Sahat” adında başka bir sahabîye ait olduğu düşünülebilir. Buna karşın Ebubekir Feyzi, Sultan Abdülmecid’e ithaf ettiği Hülasa- i Ahvali’l-Buldan fi memâlik-i Devlet-i Al-i Osman adlı eserinde, çarşı içerisinde bulunan bu kabrin “İbavender” de denilen Sultan Saad’a ait olduğunu ifade etmektedir.

Sultan Sa’saa Hazretleri (Ra) Türbesi

Sultan Sa’saa Hazretlerinin Camii ve türbesinin yapım tarihi bilinmiyor. Amid (Diyarbakır) şehrinin fethinde bulunan sahabedendir. Sultan Sa’saa Hazretleri Diyarbakır’ın ilk Müslüman valisidir. Türbesi eski Belediye Binasının doğusunda idi. Türbenin yanında aynı adı taşıyan bir camii vardı. Bu camii, 1860 yılında Ömer bey tarafından onartılmıştır. Salnâmelerde,“Sahabe-i kiramdan Sultan Sa’saa Radıyâllahu anh efendimiz hazretleri Diyarbekir’de Sultan Sa’sa’a Camii Şerifi derurunda medfundur” yazılıdır. Diyarbekir Salnâmesi c.4 s.209. D.Bakır Büyükşehir Belediyesi yayını. Bu türbenin yanında yer alan Sultan Sa’saa Hazretlerinin Camii, XIX. yüzyılda Diyarbakır’ın önemli camileri arasındadır. 1794-1818-1824-1826 tarihli Diyarbakır’da Kur’an okunacak camilerle ilgili belgelerde, bu camiin Diyarbakır’daki camiler içersinde önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kasım 1788 ve 1792 tarihli belgelerden bu tarihlerdeki cami görevlilerini de tespit etmek mümkündür.

H.18 M.639 yılında Diyarbakır fethine Sultan Sa-saa Hazretleri de katılır. Diyarbakır'a ilk İslam valisi olarak tayin edilir. Fetih gecesi aldığı yaradan dolayı 4-5 ay sonra vefat eder.

(56)

51 Hasan Paşa hanının batı kapısına karşı, eski belediye binasının doğusundaki yere defnedilir, üzerine bir türbe yaptırılır. Daha sonraki yıllarda bu zatın türbesinin bulunduğu yerin yanına, bu zatın adına bir camii yaptırılır. Bu camiye 19. yüzyılın sonlarında, Abdulhamit Niyazi Efendi tarafından 4 köşeli bir minare eklenir. 1926 yılında Belediye Başkanı Nazım Önen tarafından yıktırılarak arsanın bir kısmını Gazi Caddesine, (Eskiden bu caddenin adı “Bağdat Caddesi’’ idi). Kalan kısmı da park haline getirilir...( Dr. Abdussettar Hayati Avşar.)

Ayrıca “Günümüze kadar söylene gelen bir efsaneye göre, Sultan Sa’saa Hazretleri, Hz. Halid bin Velid (ra) ile birlikte su yolunda Amid şehrine giren mücahitlerdendir. (162)

Sultan Sasa mescidi (yeni hali)

Sultan sasa mescidi

(57)

52 Sutan Sasa eski mescidi

.

(58)

53 İslam Ordusunun Diyarbekir şehrini fethetmelerinin akabinde vali olarak atanır bu zat.

Hayli yaşlıdır ve hayli de yarası vardır mübarek vücudunda. Haliyle her fani gibi günü geldiğinde vücudunda bulunan yaralar sebebiyle "şe-hadet" şerbetini içer ve çok sevdiği Allah'ına ve peygamberine kavuşur.

(59)

54 O günün insanları -ki aralarında başka sahabeler de vardır- bu yüce zata gerekli saygıyı gösterir ve mübarek vücudunu Ulu Caminin önünde, Hasan Paşa Hanının karşısındaki Bağdat Caddesi (şimdiki Gazi Caddesi) üzerinde bulunan yere defnederler ve orada hemen bir cami inşa ederler.

Zamanla bu caminin yanına bir tekke kurulur ve camiye minare de eklenir. O tekkede şehre gelen misafirler yemek yer, yatar. Zaman zaman şahirde mukim halka da yemek verilir, bir hayır kapısı olarak açık durur.. 1926'da, yol genişletme gerekçesiyle yıkılana kadar.

Türbe yıkıldığında, Rızvan Ağa Kabristanı o günlerde duruyordu ve Sultan Şaşaanın mübarek naaşı o kabristana defnedildi. Şimdi o kabristanın sadece adı var, kendisi yok, ama üzerinde bir sürü bina var, Büyükşehir Belediyesi de bu binalardan birisidir.

Mezarından çıkarılan bu büyük insanın sevgisi şüphe yok ki şehirlinin yüreğinde yer tutmuştur. Halk isyan etmesin, galeyana gelmesin diye yıkılan caminin, tekkenin ve türbenin yerinde (yol genişletilmez de) bir park oluşturulur, mezarın olduğu yere de bir havuz yapılır.

Şehir halkı bu parkta oturmadığı gibi, o zat orada imiş gibi saygısını ve sevgisini kalbinde saklar. Her sabah namazı Ulu Cami'den çıkarken yönlerini o türbeye doğru çevirir ve fatihalarını okurlardı.

Sabahları namazdan çıkıp o yöne durup fatiha okuma geleneği son zamanlara kadar devam etti. Ancak bir gün geldi, birileri o parkı ve havuzu da yıkıp yerinde iç çamaşırı vs. gibi paspaye şeyler satmaya başladı.

Vakıflar ise, aldığı üç beş kuruş kira sebebiyle bu duruma göz yummuş olmaktaydı, Ancak tahammül edilebilir gibi değildi görüntü, sahabeye gönül verenlerin içinde başlamıştı. İlk tepkiler yerel basında yer alıyordu. Burada manevi bir mekânın yapılması gerektiği hususu, bir seferinde Ulu Cami'den çıkan halk tarafından dile getirilmiş, Ulu Cami önünde toplanarak eylem yapmışlardı.

Sultan Sa'saa (r.a.) hazretlerinin bulunduğu cami, tekke ve türbenin yıkıldığı günlerde, merhum babam Diyarbekir Belediyesinde çalışmaktadır ve yıkımı görenlerdendir. Hatta mezarda bulunan bir doksan dokuzluk teşbih var ki her habbesinin üzerinde "Allah - Muhammed" yazı- lıdır. Babam iki tanesini alır eve getirir, sonradan bulamaz o habbeleri..

O yıkımı görenlerden birisi de Mevlidhan Hacı Mustafa'nın dedesidir. O dönemlerde Hasan Paşa Hanında olduğunu söylemişti.

Sultan Sa'saa hazretlerinin, sahabe olmasının yanısıra ayrıca şehit olduğu için vücudunun çürümediği de görülmüştür. Ancak şimdi o yüce insanın mezarının yeri bilinmemekte, sadece mezarlığın adı "Rızvan Ağa Mezarlığı olarak bilinmektedir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Danimarka Milli Uzay Merkezi'nden Leif Toudal Pedersen, Kuzey Kutbu deniz buzundaki azalmay ı 'aşırı' olarak tanımlayarak "Buzla kaplı alan artık sadece yaklaşık 3

1360'm SÜSÜM, ÜNLÜ rÜSK M ÜZİĞ İ BESTECİSİ, TAMBUSf SELAHATTİN PfNAS, 5 8 YAŞfNDA

Stratejik Bir Yönetim Yaklaşımı Olan Dengeli Başarı Göstergesi (Balanced Scorecard)’nin Türkiye’nin En Büyük 500 Firmasına Uygulanması.. Yönetim Bilimleri Dergisi (8:

favor independent of material density, and when man is abstracted voluntarily or compulsorily from material oerception, it can shine /experienced/ ^ ^ light

İyi ve güzel davranış potansiyeline sahip insan farklı nedenlerle olumlu veya olumsuz davranışlarda bulunabilmektedir. İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden itibaren top-

Böyle yapsanız da, hattâ göz lerinizi kapadıktan sonra ku - laklarınızı da tıkasanız bile, yi ne sağınızdaki, solunuzdaki, Muammerin sahnedeki her ha­ line,

19) Sabah akşam sayıya vurulmadan söylenilmesi tavsiye edilen zikir (aşağıda). La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh, lehul mulku ve lehul hamdu ve huve ala kulli şey in kadir

yüzyılda faaliyet gösteren bu tekke Oglavak ve Vukelyiçi tekkeleri- nin gölgesi altında kalmış ise de 1945 yılında yanıncaya kadar faaliyetlerine devam etmiştir.. Bu