T.C.
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
EĞİTİM YÖNETİMİ, DENETİMİ, PLANLAMASI VE EKONOMİSİ BİLİM DALI
TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJESİ
ÖĞRETMENLERİN YALNIZLIK ALGILARI İLE STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
(MERKEZEFENDİ VE PAMUKKALE İLÇE ÖRNEĞİ)
Hüseyin ERTÜRK
Denizli- 2020
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
EĞİTİM YÖNETİMİ, DENETİMİ, PLANLAMASI VE EKONOMİSİ BİLİM DALI
TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJESİ
ÖĞRETMENLERİN YALNIZLIK ALGILARI İLE STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
(MERKEZEFENDİ VE PAMUKKALE İLÇE ÖRNEĞİ)
Hüseyin ERTÜRK
Danışman
Prof. Dr. Kazım ÇELİK
iii
TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJE ONAY FORMU
Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı – Eğitim Yönetimi, Denetimi, Planlaması ve Ekonomisi Bilim Dalı öğrencisi Hüseyin ERTÜRK tarafından hazırlanan “Öğretmenlerin Yalnızlık Algıları İle Stresle Başa Çıkma Tarzları Arasındaki İlişki (Merkezefendi ve Pamukkale İlçe Örneği)” başlıklı Tezsiz Yüksek Lisans Projesi tarafımdan okunmuş, kapsamı ve niteliği açısından Tezsiz Yüksek Lisans Projesi olarak kabul edilmiştir.
Prof. Dr. Kazım ÇELİK Danışman
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu’nun
…… /..…/ 2020 tarih ve ………sayılı kararıyla onaylanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa BULUŞ Enstitü Müdürü
iv
Eğitim Yönetimi, Denetimi, Planlaması ve Ekonomisi alanında tezsiz yüksek lisans yapma sürecinde özveri ile uğraşan ve yaşama yaklaşımıyla bizlere örnek olan, bilgisini ve deneyimlerini her zaman cömertçe bizlerle paylaşan değerli hocalarım Prof. Dr.
Abdurrahman TANRIÖĞEN, Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Meral TANRIÖĞEN’e, Doç. Dr.
Fatma ÇOBANOĞLU, Dr. Öğr. Üyesi Gökhan TUZCU, Dr. Öğr. Üyesi Aydan ORDU, Dr. Öğr. Üyesi Metin YAŞAR ve Dr. Öğr. Üyesi Ömür Kaya KALKAN’ a,
Bizleri “ Eğitim Yönetiminde Örnek Uygulamalar” alanıyla tanıştıran, araştırmamın her aşamasında değerli görüş ve eleştirileriyle beni yönlendiren, rehberliğini, zamanını ve bilgisini esirgemeyen değerli hocam- danışmanım Prof. Dr. Kazım ÇELİK’e
Yüksek Lisans Eğitimimim boyunca bilgilerinden yararlandığım, Merkezefendi İsmail Tosunoğlu Özel Eğitim Uygulama Okulu öğretmenlerine,
Yüksek Lisans anketimin uygulanmasında desteklerini esirgemeyen Merkezefendi ve Pamukkale İlçesi okullarında görevli değerli öğretmen arkadaşlarıma,
Ekonomik ve sosyal hiçbir yardımı esirgemeden yanımda oldukları, kendilerine ayırmam gereken zamanı yüksek lisans için kullanmama karşın desteklerini esirgemeyen sevgili eşim Çiğdem ERTÜRK’e,
Ders aşamasında izin işlemlerinde desteklerini esirgemeyen Merkezefendi Kaymakamı Dr. Sayın Adem USLU’ya
Teşekkür ederim.
Hüseyin ERTÜRK
vi
ÖĞRETMENLERİN YALNIZLIK ALGILARI İLE STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ
(MERKEZEFENDİ VE PAMUKKALE İLÇE ÖRNEĞİ) Hüseyin ERTÜRK
Yüksek Lisans Projesi, Eğitim Bilimleri ABD,
Eğitim Yönetimi Denetimi Planlaması ve Ekonomisi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Kazım ÇELİK
Haziran 2020, 63 sayfa
Bu araştırmada, Denizli ili merkez ilçeleri Merkezefendi ve Pamukkale’de görev yapan öğretmenlerin yalnızlık algıları ve stresle başa çıkma tarzları ve bunların farklı değişkenlerle ilişkisi, farklı değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediği ve yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmada “tarama modeli”
kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2019–2020 eğitim-öğretim yılı Denizli ili Pamukkale ve Merkezefendi ilçesinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. “Rastgele örnekleme” yöntemiyle seçilen 420 öğretmene ulaşılarak ölçek sorularının tamamına cevap veren 363 öğretmenden veriler toplanmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı;
“Kişisel Bilgiler”, “İş Yaşamında Yalnızlık Ölçeği” ve “Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği” olmak üzere 3 bölümden oluşmaktadır. “İş Yaşamında Yalnızlık Ölçeği”
Cronbach Alpha değeri 0,74 ve “Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği” Cronbach Alpha değeri 0,70 olarak bulunmuştur. Öğretmenlerin yalnızlık algıları genel ortalamasının “Orta Düzeyde” olduğu ve öğretmenlerin yalnızlık duygusu taşıdıkları, alt boyut olarak bakıldığında Duygusal Yoksunluk Alt Boyutuna “Orta Düzeyde”; Sosyal Arkadaşlık Alt Boyutuna “Katılıyorum” seviyesinde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin yalnızlık algılarının sebebi olarak daha çok sosyal arkadaşlık boyutundan kaynaklandığı duygusal yoksunluk alt boyutunun daha az yalnızlık algısına neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretmenlerin stresle başa çıkma tarzlarına bakıldığında genel ortalamanın “Genellikle Kullanıyorum” düzeyinde olduğu ve stresle başa çıkabilme ve stres yönetimi becerilerine yüksek düzeyde haiz oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin stresle başa çıkma tarzları alt boyutlarına bakıldığında en yüksek ortalama ve “Genellikle Kullanıyorum”
düzeyiyle “İyimser Yaklaşım” tarzını tercih ettikleri görülürken bunu “Genellikle Kullanıyorum)” düzeyiyle “Sosyal Desteğe Başvurma” tarzının takip ettiği görülmüştür.
Ayrıca “Bazen Kullanıyorum” düzeyinde “Kendine Güvenli Yaklaşım” ve “Çaresiz
vii
Kullanmıyorum” seviyesiyle hiç kullanmadıkları görülmüştür. Bu verilerden yola çıkarak öğretmenlerin stresle başa çıkmada en çok iyimser yaklaşım tarzını kullandıkları, sonra sosyal desteğe başvurma yoluna gittikleri görülmüştür. En çok ihtiyaç duydukları kendine güvenli yaklaşım tarzını bazen kullandıkları ve yine bazen çaresiz kaldıkları ve hiçbir zaman boyun eğme tarzını kullanmadıkları tespit edilmiştir. Öğretmenlerin yalnızlık algılarının cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalıştığı kademe ve çalıştığı ilçeye göre anlamlı farklılık görülmez iken medeni durum, kıdem ve branş değişkenlerine göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Öğretmenlerin stresle başa çıkma tarzlarının ise cinsiyet ve yaşa göre anlamlı farklılık görülmez iken medeni durum, kıdem, eğitim düzeyi, branş, çalıştıkları kademe ve çalıştıkları ilçeye göre anlamlı farklılık görülmüştür. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yalnızlık algılarıyla stresle başa çıkma tarzları arasında pozitif, doğru orantılı, düşük düzeyde bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Anahtar Sözcükler: Yalnızlık algısı, stres, tarz, öğretmen
viii
Sayfa
PROJE ONAY SAYFASI ... iii
TEŞEKKÜR ... iv
ETİK BEYANNAMESİ ... v
ÖZET ... vi
İÇİNDEKİLER ... viii
TABLOLAR LİSTESİ ... x
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ... 1
1.1. Problem Durumu ... 1
1.1.1. Problem Cümlesi ... 2
1.1.2. Alt Problemler ... 2
1.2. Araştırmanın Amacı ... 2
1.3. Araştırmanın Önemi ... 3
1.4. Sayıltılar ... 3
1.5. Sınırlılıklar ... 4
1.6. Tanımlar ... 4
İKİNCİ BÖLÜM: KURAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ... 5
2.1. Kuramsal Çerçeve ... 5
2.1.1.Yalnızlık ... 5
2.1.2. Yalnızlık Kavramı ... 6
2.1.3. Yalnızlık Kavramına Kuramsal ve Kavramsal Yaklaşımlar ... 7
2.1.4. Yalnızlığın Türleri ... 10
2.1.5. Örgütsel Yalnızlık ... 13
2.1.6. Stres ... 14
2.1.7. Stres Kuramları ... 15
2.1.7.1. Selye’nin Genel Adaptasyon Sendromu ... 15
2.1.7.2. Canon’un Savaş-Kaç Modeli ... 15
2.1.7.3. Bilişsel Değerlendirme Modeli ... 16
2.1.8. Stresle Başa Çıkma Tarzları ... 16
ix
2.1.8.2.1. Kognitif Teknikler ... 17
2.1.8.2.2. Davranışçı Teknikler ... 17
2.1.9. Örgütsel Stres ... 18
2.1.9.1. Örgütsel İlişkiler Yönünden Oluşan Stres Etkenleri ... 19
2.1.9.2. Örgütün Fiziksel Şartlarından Kaynaklanan Stres Etkenleri ... 20
2.1.10. Stres ile Yalnızlık Arasındaki İlişki ... 21
2.2. İlgili Araştırmalar ... 22
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: YÖNTEM ... 26
3.1. Araştırmanın Deseni ... 26
3.2. Evren ve Örneklem ... 26
3.3.Veri Toplama Aracı... 26
3.4. Verilerin Analizi... 28
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: BULGULAR ve YORUM ... 30
4.1. Katılımcılara Ait Betimsel İstatistikler ... 30
4.2. Alt Problemlere İlişkin Bulgular ... 33
4.2.1. Birinci Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 33
4.2.2. İkinci Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 34
4.2.3. Üçüncü Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 35
4.2.4. Dördüncü Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 47
BEŞİNCİ BÖLÜM: TARTIŞMA VE ÖNERİLER ... 49
5.1. Tartışma ve Sonuç ... 49
5.2. Öneriler ... 52
KAYNAKÇA ... 53
EKLER ... 58
ÖZGEÇMİŞ ... 63
x
Tablo 3.4.1. Yaşam Doyum Ölçeği ve Örgütsel Mutluluk Ölçeği Verilerinin Basıklık
(Kurtosis) ve Çarpıklık (Skewness) Analizi ... 29
Tablo 4.1.1. Katılımcı Öğretmenlerin Demografik Yapısının Analizi ... 31
Tablo 4.2.1.1. Öğretmenlerin Yalnızlık Algıları Analizi ... 33
Tablo 4.2.2.1.Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzları ve Alt Boyutları Analizi ... 34
Tablo 4.2.3.1.1.Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Cinsiyete Göre Analizi ... 35
Tablo 4.2.3.1.2. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Medeni Duruma Göre Analizi .... 36
Tablo 4.2.3.1.3. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Yaşa Göre Analizi ... 37
Tablo 4.2.3.1.4. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Kıdeme Göre Analizi ... 38
Tablo 4.2.3.1.5. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Eğitim Düzeyine Analizi ... 39
Tablo 4.2.3.1.6. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Branşa Göre Analizi ... 40
Tablo 4.2.3.1.7. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Çalıştığı Kademeye Göre Analizi ... 41
Tablo 4.2.3.1.8. Öğretmenlerin Yalnızlık Algılarının Çalıştığı İlçeye Göre Analizi ... 42
Tablo 4.2.3.2.1. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Cinsiyete Göre Analizi ... 42
Tablo 4.2.3.2.2. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Medeni Duruma Göre Analizi ... 43
Tablo 4.2.3.2.3. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Yaşa Göre Analizi ... 43
Tablo 4.2.3.2.4. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Kıdeme Göre Analizi ... 44
Tablo 4.2.3.2.5. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Eğitim Düzeyine Göre Analizi ... 44
Tablo 4.2.3.2.6. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Branşa Göre Analizi ... 45
Tablo 4.2.3.2.7. Öğretmenlerin Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Çalıştığı Kademeye Göre Analizi ... 46
xi
Tablo 4.2.4.1. Öğretmenlerin Yalnızlık Algıları ile Stresle Başa Çıkma Arasındaki İlişkinin Pearson Korelasyon Testi Analizi ... 47
BİRİNCİ BÖLÜM
GİRİŞ
1.1. Problem Durumu
Fiziksel ve sosyal çevreden kaynaklı olumsuzluklar sonucunda bireyin bedensel ve psikolojik sınırlarının dışında harcadığı çaba stres olarak tanımlanmıştır (Cüceloğlu, 2007).
Stres duygusal, davranışsal ve bilişsel faktörleri içeren bir tür uyaran niteliğindedir. Stres kavramının hayatın her alanında yaygın kullanım nedeniyle stres ve stresle baş etmeye ilişkin araştırmaların artmasına neden olmuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların temelinde stresin olduğu görülmektedir (Ertekin, 1993; Aydın, 2002; Şahin, 1994).
Stresin hayatın her alanında olması ve bireylerin duygusal ve davranışsal yapılarını etkilemesi ve stresten kurtulmanın neredeyse imkânsız olması nedeniyle “stres yönetimi”
alanı ön plana çıkmaktadır. İnsan sosyal bir varlıktır ve bundan dolayı kendi iç dünyası kadar dış çevresi ve etrafındaki diğer insanlarla etkileşim içindedir. Yalnızlık; kişinin sosyal gereksinimlerinin giderilmesi ve sosyal ilişkilerinin varlığına dair yoksunluk algısıdır (Ernst ve Cacioppo, 1999, s.1; akt. Keser ve Karaduman, 2014, s.180). Bu yoksunluğun “iş hayatındaki boyutu, iş yaşamında yalnızlık” olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanların bireysel, fiziksel, ruhsal özellikleri ile yaşam tercihleri birbirinden farklıdır. İnsanlar bu farklıklarına rağmen iş ve toplum hayatı içinde hayatlarını devam ettirler. Yaşamın akışı içinde yalnızlıkları ve stres durumları zaman zaman kaçınılmaz olmaktadır. İş yaşamı içinde çalışanlarda yalnızlık algısı strese neden olmaktadır. İş yerinde stres altında çalışanlarda verimlilik düşüklüğü, içe kapanma, agresiflik, kendine güvensizlik gibi durumlar sıklıkla olmaktadır. Bu durum ise iş arkadaşlarıyla ilişkisinde olumsuzluklara sebep olacak ve yalnızlık daha da derinleşecektir (Keser ve Karaduman, 2014, s.181) Yalnızlık algısının stresi tetiklediği ve olumsuz etkilediği görülürken stresin bireylerde oluşturduğu olumsuzluklar nedeniyle kişileri yalnızlığa ittiği de söylenebilir.
Dolayısıyla biri diğerinin sonucu olarak varlık gösterdiğinden olumsuzlukları göz önüne alındığında kısır döngü sürecini doğurmaktadır.
Yalnızlık kişinin özel yaşamını etkilediği gibi iş yaşamını da etkiler. İş yerinde güven ve huzurun sağlanması çalışanlar için çok önemlidir. Yalnızlık duygusunun önlenmesi oldukça önemlidir ve önlenemediğinde bireyin güven, huzur duygularını
azaltarak verimini düşürecektir (Kaplan, 2011, s.34). Hem yalnızlık duygusu hem de stres hem birey olarak hem çalışan olarak istenmeyen bir durumdur. Birçok olumsuzluğu beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada 2019-2020 eğitim öğretim yılında Denizli ili Merkezefendi ve Pamukkale ilçelerinde çalışan öğretmenlerin yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma tarzları ve farklı değişkenlere çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip/göstermediği araştırılacak ve elde edilen bulgulara göre görüş ve öneriler paylaşılmaya çalışılacaktır.
1.1.1 Problem Cümlesi
“Öğretmenlerin yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı ilişki var mıdır?” şeklinde oluşturulmuştur.
1.1.2. Alt Problemler
1. Öğretmenlerin yalnızlık algıları nedir?
2. Öğretmenler hangi stresle başa çıkma tarzlarını kullanmaktadırlar?
3. Öğretmenlerin yalnızlık algıları ve alt boyutları ile stresle başa çıkma tarzları kişisel değişkenlerine göre (cinsiyet, medeni durum, yaş, kıdem, eğitim düzeyi, branş, çalıştığı kademe) göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir?
4. Öğretmenlerin yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma tarzları arasında anlamlı bir ilişki var mıdır?
1.2. Araştırmanın Amacı
Öğretmenlik mesleğinin tanımlanması, genel ve özel özellik ve yeterlikler, öğretmenlerin farklı olgu, olay ve objelere ilişkin algı ve tutumları oldukça önemlidir.
Öğretmenlik mesleği açısından yalnızlık algısı, stres faktörleri ve stresle başa çıkma tarzları en çok çalışanı olan meslekler içinde yer alan öğretmenler için araştırılması gereken konulardan biridir.
Bu araştırma, Denizli ili Merkezefendi ve Pamukkale ilçelerinde görev yapan Öğretmenlerin yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma tarzları ve bunun çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip/göstermediğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.
1.3. Araştırmanın Önemi
Erden (1998)’e göre “öğretmenlik mesleği, çok eski bir uğraşı alanı olmasına rağmen meslek olarak değerlendirilmesi yenidir (s.26). Öğretmenlik mesleği kendine has zorlukları olan bir meslektir. Bu zorlukların aşılmasında birçok olumsuzluklar ve sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. İş yaşamında yalnızlık öğretmenler için en büyük olumsuzluklardan biridir. Öğretmenlerin çalışma ortamlarının kalabalık olması iş yaşamında yalnızlık yaşamayacakları düşüncesine sebep olmaktadır. Ancak kalabalık bir ortamda çalışmakta olan öğretmenlerin iş yaşamında yalnızlık yaşamaları da pek tabiidir. Bireyin çevresindekilerin sayısından çok aralarındaki iletişimi nasıl algıladığı önemlidir. Yine stres, stres kaynakları ve stresle başa çıkma tarzları da öğretmenler açısından son derece önemlidir. Çünkü eğitim işinin iç ve dış paydaşlarıyla sürekli iletişim ve etkileşim olan öğretmenlerin stresi yönetme becerileri her geçen gün daha önemli hale gelmektedir.
Yalnızlık algısının strese neden olduğu ve stresin etkileriyle bireylerin hal, hareket, tavır ve davranışları nedeniyle yalnızlığa itilmeleri de mümkündür. Araştırmalarda yalnızlık algısıyla stres arasındaki ilişkinin etki-tepki, sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde gerçekleştiği görülmektedir.
Bu araştırma öğretmenlerin yalnızlık algıları ile stresle başa çıkma tarzları hakkında bilgiler aktarması, öğretmenlerin gelişimlerine katkı sunması, eğitim ile ilgilenenlere farklı bakış açıları kazandırması bakımından ayrıca önem taşımaktadır.
1.4. Sayıltılar
Araştırmanın planlama ve yürütülmesi sürecinde aşağıdaki sayıltılardan hareket edilmiştir.
Araştırmaya katılan öğretmenler ölçüm araçlarına baskı altında kalmadan doğru ve içtenlikle ve gönüllü olarak cevap vermişlerdir.
Araştırmamıza katılan öğretmenler yalnızlık ve stres ile ilgili bilgileri yeterli düzeydedir.
Ölçme aracı araştırmanın amacını ortaya çıkarabilecek nitelikte ve yeterliliktedir.
1.5. Sınırlılıklar
2019-2020 Eğitim Öğretim yılında Denizli ili Merkezefendi ve Pamukkale ilçelerinde görev yapan öğretmenler araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma bulguları katılanların görüşleriyle sınırlıdır.
Veri toplama aracı olarak “İş Yaşamında Yalnızlık Ölçeği” ve “Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma, konuyla ilgili literatür taraması ve öğretmenlerin ölçme aracına verdikleri cevaplarla sınırlıdır.
1.6. Tanımlar
Öğretmen: Denizli Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerinde görev yapan ve öğrencilerin öğrenmelerine rehberlik eden kişiler.
Yalnızlık: Bireylerin yalnız olma durumu, kimse bulunmama durumu
Stres: Ruhsal gerilim
İKİNCİ BÖLÜM
KURAMSAL ÇERÇEVE ve İLGİLİ ARAŞTIRMALAR
2.1. Kuramsal Çerçeve
Bu bölümde “ Yalnızlık, Yalnızlık Kavramı, Yalnızlık Kavramına Kuramsal ve Kavramsal Yaklaşımlar, Yalnızlığın Türleri, Örgütsel Yalnızlık, Stres, Stres Kuramları, Stresle Başa Çıkma Tarzları ve Örgütsel Stres ile İlgili Araştırmalar” konuları ve bu alanda yapılmış çalışmalardan bazılarına yer verilmiştir.
2.1.1. Yalnızlık
Yalnızlık objektif ve sübjektif açıdan ele alınabileceği, tanımlanabileceği gibi ifade edilişi de kişisel ve problemlidir. Yalnızlık; bireyin arzuladıklarıyla gerçek ilişkileri arasındaki fark Peplau ve Perlman (1982), başkalarına duyulan özleme karşılık yalnız olma duygusu (Younger, 1995), ayrılık çıkmazlarından kurtulmak için kişide negatif duygu ortamı yaratarak yakınlığı arttırıcı mekanizma Weiss (1973) olarak tanımlamışlardır.
İnsan sosyal bir varlıktır ve bunun sonucu olarak topluluklar şeklinde yaşamışlardır.
Topluluk halinde yaşarken “yalnızlık hissi bireylerde işe yaramaz, tecrit edilmiş, amaçsız ve dışlanmış duygularına sebep olmaktadır”. Sosyal ve duygusal beklentilerin oluşmamasıyla meydana gelen yalnızlık duygusu birey için rahatsızlık verici, yabancılaştırıcı, sarsıcı ve yaralayıcı bir durumdur. Dolayısıyla yalnızlık basit bir sorun gibi ele alınmamalı ve sebepleri ortadan kaldırmak için çözümler aranmalıdır. Çünkü yalnızlık dipsiz, yaralayıcı bir ruh uçurum ve azaltılsa da yok edilemez (Rokach, 1990, s.41). Yalnızlık, bireylerin kişilikleri ve becerileriyle ilgili düşünülmesine (Özmen, 1995, s.339) rağmen sosyal ve ekonomik şartlar, coğrafi konum ve kültürün bireylerin yalnızlık algılarında oldukça fazla olduğu araştırmalarda görülmüştür (Yaşar, 2007, s.248).
Yalnızlık, korku, güvensizlik ve uyum güçlüğü gibi sorunlarla bireyin alışmış olduğu sosyal ve fiziki çevreden soyutlanmalarıyla gün yüzüne çıkmaktadır (Çorapçıoğlu ve Aytül, 1998, s.22).
Eğitim örgütlerinde çalışan yönetici ve öğretmenler için yalnızlık algısı hem sosyal yaşamında hem de çalışma yaşamında birçok problemi beraberinde getirmektedir. Eğitim
öğretim işlerinde yalnızlık duygusu iş görenlerin görevlerini tam olarak yapmalarına engel teşkil etmektedir. Çünkü öğretmenlik ve yöneticilik görev ve sorumluluklarını tam anlamıyla eksiksiz yapabilmek için yalnızlık duygusu engel teşkil etmektedir.
2.1.2. Yalnızlık Kavramı
Yalnızlık; çeşitli nedenler, şartlar ve durumlar altında ve kişiden kişiye, farklı tür ve seviyelerde olması hem tanımını hem de sebeplerini zorlaştırmıştır. (Arslan, 2013). Sosyal varlıklar olan insanlar için yalnızlık istenmeyen ve olumsuz bir duygudur. Bundan dolayı insanların yalnızlıktan ve yalnız kalmaktan hoşlanmazlar.
Yalnızlık karmaşık bir olgu ve durum olmakla birlikte bakıldığında alan yazın taramasında farklı şekillerde tanımlanmaya çalışıldığı görülmektedir (Körler, 2011).
Sullivan (1953) yalnızlığı, “başkalarıyla yakınlık kurma gereksiniminin yeterince karşılanamaması sonucu ortaya çıkan nahoş ve rahatsız edici bir deneyim” (akt. Koçak, 2008). Weiss (1973) “bireyin gereksinim duyduğu sosyal ilişkilerin yokluğuna veya farklı sosyal ilişkileri bulamamasına rağmen, bu ilişkilerde samimiyetin, içtenliğin ve duygusallığın olmamasına gösterilen tepki” (akt. Kızıldağ, 2009). Rogers (1994) “bireyin diğer bireylerle gerçek bir ilişkisinin olmadığını hissettiği anda ortaya çıkan bir durum”
(Altundağ, 2013), Fromm (2003) “korku uyandıran ve gerçek anlamda bütün korkuların kaynağı”, Young (1982) “tatmin edici kişilerarası ilişkilerin olmaması ya da algılanmış yoksunluğun yanı sıra bu duruma ruhsal zorlanma belirtileri” (akt. Koçak, 2008) gibi pek çok değişik şekillerde y-tanımlamalara rastlanılmıştır.
Yalnızlık teriminin tek ve ortak tanımı olmamakla birlikte genel olarak tanım
“bireyin mevcut ilişkileri ve istenen sosyal ilişkileri arasındaki ayrımdan kaynaklanan hoş olmayan bir his” şeklinde ifade edilebilir. Yalnızlık duygusu herkesin bazı zaman ve durumlarda yaşayabilecekleri ya da algılayabilecekleri normal bir durumdur ve nevrotik değildir. Temelde iki tür yalnızlık yalnızlıktan söz edilebilir. Bunlar kişinin gerçek olarak yanında veya etrafında kimsenin bulunmaması fiziksel yalnızlık durumu diğeri psikolojik yalnızlık durumu olarak ortaya çıkabilir. Fiziksel yalnızlık daha çok objektif olarak değerlendirilebileceği gibi psikolojik yalnızlık göreceli ve sübjektif değerlendirmelere tabiidir. Psikolojik yalnızlıkta kişi kendisini büyük kalabalıklar içinde bile kendini yalnız hissedebilir (Altundağ, 2013).
2.1.3. Yalnızlık Kavramına Kuramsal ve Kavramsal Yaklaşımlar
Yalnızlık kavramının net ve herkes için doğru olan sadece bir tanımının olmaması nedeniyle farklı tanımlamaların olduğu ve bu tanımların da belli temellere dayandığı alan yazında görülmektedir. Tanımlamaların, Psikodinamik açıdan, varoluşçu ve bilişsel temellerden şekillendiği söylenebilir.
Psikoanalitik Kurama (Freud’a) Göre Yalnızlık; psikodinamik kuramsal perspektiften yaklaşan ilk kişi ve bunun temelleri atan Freud’tur. Freud’un Psikoanalitik yaklaşımlarına dayanan bu kurama göre kişi kendini dış çevreden yalıtarak ve kendini merkeze taşıyarak kendi egosuna çekilerek kendisine ideal iç durum oluşturur (Gençtan, 1998, s.98). Bu ideal iç durum oluşturma çabasına duyulan fazla arzu/istek kendisini yalnızlık olarak ifşa etmektedir.
Varoluşçu (Existansiyelist) kurama göre yalnızlık diğer kuramlara göre yalnızlık
“olumlu” değerlendirilmiştir. “Varoluşçuluk kuramına göre insan diğer insanlarla ilişki içinde olsa da temelde yalnızdır ve insanların hayatları boyunca yalnızlık, anlamsızlık, boşluk hissi, suçluluk duygusu ve soyutlanmaya maruz kalmaları doğal bir süreçtir. Birey dünyada, kendi varoluş sorumluluğu, özgürlüğü ve diğerlerinden farklı olarak kendine özgü bir kişiliği başarması gerekmektedir. Derin yalnızlık olgusu ise bireyin kendini yaratma eyleminin temelini oluşturmaktadır” (Altıntaş ve Gültekin, 2003). Yalnızlık
“insanın ontolojik gerçekliği olarak kabul etmekte ve yalnızlığı bir yaşam biçimi görmüşlerdir. İnsan yaşamının özünün yalnızlık olduğu savunularak, hayatı yaşamanın, sadece bireyin gerçekleştirmesi gereken bir özellik olduğu, bu durumun ne başkasına aktarılabileceği ne de başkasına vekâlet verilmesinin mümkün olmadığı gibi, başkalarının da vekâletinin üstlenilemeyeceği ve bu duygunun sadece bireysel olabileceği ve bireyin istenciyle” (Gündoğan, 2012) yaşanabileceğini ileri sürmektedir. Existansiyelist bakış açısında; “bireyin kendini özgür, yaratıcı ve mutlu hissetmesi, diğerlerinden kendini yalıtarak, kendi yalnızlığında kendisi ile yüzleşmesi ile mümkün hale gelebilmektedir”
(Yalom, 1999, s.77).
Bilişsel yaklaşım ise “yalnızlığın bilişsel ve ilişkisel süreçleri üzerinde odaklanmaktadır. Yalnızlığı, bireyin sahip olduğu mevcut ilişkiler örüntüsü ile gerçekleştirmeyi arzu ettiği ilişkiler örüntüsü arasındaki farklılık olarak algılamakta, bu
farkın arası ne kadar açıksa, çekilen yalnızlık katsayısının da o oranda fazla yaşanılacağı”
(Sermat, 1980) ileri sürülmektedir. Bilişsel yaklaşım bireyin içsel olarak çelişen bilgilerin önemini azaltarak uyuşan bilgilerin de önemini arttırarak bu süreci lehine çevirebildiğini ve yalnızlık duygusunun azaltıldığını savunmaktadır (Kağıtçıbaşı, 2006, s.158). Bu yaklaşımda kişinin “duygu ve davranışları veri kabul edilmekle birlikte, yalnızlık, bireyin algıları, tutumları ve içsel yaşantı süreçleri çerçevesinde irdelenmekte” ve sosyal hayattaki kendi kuralları ve sınırları yalnızlığı nasıl yaşayacağını göstermektedir.
Alfred Adler’e Göre Yalnızlık; çocukluk döneminde anne ile iletişiminden itibaren süreç içinde yaşadıkları ve aldığı geri bildirime dayandığını ileri sürmektir.
Çocuğun yeterli sevgi ve yakınlık görmesi ilerleyen yıllarda diğer insanlara sevgi dolu ve yakın olacağı, bunun zıddının olması (yeterince sevgi ve yakınlık görmemesi) halinde de ilerleyen yıllarda insanlara karşı ilgisiz ve soğuk olacağı savını ileri sürmektedir.
Dolayısıyla Adler, hayatın temellerini çocukluk dönemine dayandırmaktadır.
Carl Gustav Jung’a Göre Yalnızlık; hayatın ilk yıllarında çocuğun henüz bir kişiliği olmadığı ve bu dönemde anne babadaki ruhsal yapının çocuğu etkilediğini ileri sürerek çocuğun “okula başlamasıyla çözülmeye başlayan bu ilişki doğru bir şekilde çözümlenemediğinde, sağlıklı bir kişilik yapısı geliştirilemeyeceği” ve diğer insanlarla ilişkilerinde olumsuz durumlar ortay çıkabilecektir.
Harry Sullivan’a Göre Yalnızlık; insan, sosyal varlık olmasından dolayı doğumun arkasında başlayan toplumsallaşma süreci ergenlikle birlikte zirveye ulaşmaktadır. Birey ergenlik döneminde yakın ilişkiler kuramaz ve başarısızlık yaşarsa ve umutsuzluk hali devam ederse bunun yalnızlığa dönüşebileceğini savunmaktadır.
Karen Horney’e Göre Yalnızlık; “herkesin bazen yalnız kalmak istemesi anlamlı bir yalnızlık isteğidir ve nevrotik olarak tanımlanamaz. Anlamlı yalnızlık yetisinin olmadığı durumlar ise nevroz belirtilerinden biridir. Eğer diğer insanlarla ilişki kurmak, birlikte olmak dayanılmayacak düzeyde bir gerilim yaratıyorsa kaçışa yönelik bu yalnız olma arzusu nevrotik coşkusal yalıtım göstergesidir” (akt. Özkalp ve ark.,2002).
Yükleme Kuramı Açısından Yalnızlık; “insanların kendilerini neye göre
“yalnız” olarak tanımladıkları, kişinin kendini ne düzeyde yalnız hissettiği ve gelecekte
nasıl hissedeceğini düşündüğüyle yakından ilişkili olduğunu savunan bu kuramda yaşanılan yalnızlığa bireyin içsel ve dışsal yüklemelerinin sebebiyle olduğu” ileri sürülmektedir. “Dışsal yüklemeler birey dışındaki dışsal faktörler üzerine kurma eğilimiyle ilişkiliyken, içsel yüklemeler bireyin kendi üzerine yükleme süreciyle ilişkilidir”. Bu yaklaşıma göre “yalnızlıklarını içsel sebeplere yükleyen kişiler daha çok kişilik özelliklerine, dışsal sebeplere yükleyenler ise çevresel faktörlere daha fazla ağırlık”
verdikleri söylenebilir (Duru, 2004).
Bağlanma Kuramına (Bowlby’e) Göre Yalnızlık; “Bağlanma kavramının yalnızlığı anlamlandırmada anahtar konumda olduğunu söyleyen Bowlby, hayatın ilk yıllarında ebeveynlere güvenli bir şekilde bağlanabilen bebek, ilerideki yıllarda çevresindeki insanlarla ve dünya ile ilgili yalnız kalmaya yönelik kaygılarına yön vermekte zorlanmayacaklarını savunmaktadır”. Çocukluk döneminde “güvensiz ve kaygılı bağlanan bebeklerin” büyük kaygı yaşadıklarını, bebeklikten itibaren yaşam süreci içinde yalnızlığın temellerini attığını belirtmektedir (Erten, 2004).
Nesne İlişkileri Kuramına Göre Yalnızlık; “bebeklik döneminde çocuğun ilk bakım veren kişiyle olan ilişkinin çocuk tarafından içselleştirildiğini bu ilişkinin kalitesinin ve sürekliliğinin tehlikeler karşısında güven ve emniyet duygusunun gelişmesinde önemli bir rolü olduğunu, nesne ilişkilerini normal geliştiremeyen bireylerde kişisel güvenliğin sarsıldığı ve kaygıya olan yatkınlığın arttığı, yalnızlığın içselleştirildiği ileri sürülmektedir (Ardalı ve Erten, 1999).
Eric Erickson’a Göre Yalnızlık; “sosyal etkileşimlerin çocuğun kişilik gelişiminde önemli bir etken olduğunu, kişiliğin sekiz aşamalı evreler olarak ele alarak ilk evrenin güven ya da güvensizlik algısının gelişiminde ebeveynlerin çocuklarının ihtiyaçlarını karşıladıkları ölçüde gelişen güven duygusu ileriki yıllarda da çocuğun hayatına yansıdığını” ileri sürmektedir. Bunun zıttı olan güvensizlik duygusunun çevreye güvenmemesi ve çevreyi düşmanca görmesine sebep olacağı (Aydın, 2005) ve bu durumun ilerleyen yaşlarda yalnızlık duygusunu körükleyeceği (Hortaçsu, 2003) savunulmaktadır.
Alan yazında “yalnızlık (loneliness), yalnız olma (alone) ve toplumsal dışlanma (isolation), kavramların günlük dilde birbirleri yerine kullanılmakla birlikte birbirlerinden çok farklı olduğunu ileri sürmektedirler” (Bilgin, 1995, s.128).
“Tek başına kalabilme (alone) düşüncesi” insanın kendi iradesi dahilinde dış çevreye kendini kapatmak suretiyle kendini yenileme eylemidir. “Sosyal izolasyon; bireyin sosyal etkileşim ağının bilinçli olarak minimal seviyeye getirilmesi geçici olarak toplumdan soyutlanarak kendi fildişi kulesine kapanmasıdır”. Tek başına kalabilme ve toplumsal dışlanma insanın kendi iradesiyle olan ve istediğinde de toplumla iletişim ve etkileşime geçerek yalnızlık durumundan kurtulma durumlarıyken yalnızlık “bireyin diğer bireylerle etkileşim ve iletişime girememesidir.” Yalnızlık durumunda birey kalabalıklar içinde de yalnızlık yaşayabilir. Yalnızlık, bireyler için farklı boyutlarda gelişerek “bilişsel, duygusal ve davranışsal ögeleri” barındırmaktadır. Peplau (1985) yalnızlığın boyutlarını, “geçici”
(kısa süreli düşük yoğunluklu), “durumsal” (dış çevresel koşulların sebep olduğu);
“kronik” (yoğun yaşanan ve tedavi gerektiren) olmak üzere üç başlık altında toplamıştır.
Sadler ve Johnson (1993, s.54) yalnızlığın; “kozmik” (bireyin doğa ve evrenle ilişkisi),
“kültürel” (sosyo-kültürel değer ve normlara yabancılaşma), “kişilerarası” (kişilerden kopuş, ayrılma), “sosyal” (çevredeki kişilere), olmak üzere dört aşamaya ayırmıştır (Duy, 2003, s.20). Yapıcı (2011) yukardaki yalnızlık boyutlarını kabul etmekle birlikte “Gizil”
(iç dünyada yoğun yaşanan ve dışa aksettirilmeyen) ve “duygusal” (iç ve dış dünyadaki dengesizlik) yalnızlık boyutunu da ilave etmektedir (s.183).
Yalnızlıkla ilgili çalışmaların bazıları yalnızlığa öznel olarak ve bazıları da nesnel olarak yaklaşmaktadır (Duy, 2003; Yılmaz, 2008; İmamoğlu, 2008). Ancak yalnızlık karmaşık bir olgu olarak “iç ve dış çevrenin karşılıklı etkileşimine bağlı olarak gelişmektir.
Birisi diğerini uyaran faktörlerdir. Örneğin dışsal (nesnel) etkenler arasında; sosyal destek yoksunluğu, iletişimsel geçirmezlik, risk faktörleri, göçler, kayıplar, sosyal beceri yoksunluğu, sorunlarla baş edememe, edilgenlik, yadsıma, ağır sorunlar yalnızlığı tetiklediği gibi, içsel (öznel) nedenler arasında, benlik yapı karmaşası (özsaygı, özgüven, öz farkındalık), yetersizlikler, gelişimsel engeller, huzursuzluk, mutsuzluk, anksiyete, güvensizlik, dikkat eksikliği, dağılmışlık, diğerlerini suçlama, anlaşılamama duygusu ve korkusu da yalnızlık durumunu tetikleyebilmektedir”.
2.1.4. Yalnızlığın Türleri
Yalnızlığın boyutları, sınıflandırılması ve türleriyle ilgili farklı ayrımlar yapılmıştır.
Weiss (1973) yalnızlık türlerini iki başlık altında incelemiştir. Bunlar;
Duygusal Yalnızlık: “Başka birine yakın bir bağ bulunmaması nedeniyle kaygı ve boşluk hissinin görüldüğü durumdur”. Çocuklar için ebeveynlere, yetişkinler için eş veya yakın arkadaş nevinden bağlanabilecek birinin olmaması ya da yoksunluğudur. Bu yalnızlık duygusu bu boşluğun samimi ve güçlü ilişkilerle doldurulmasıyla giderilebilir.
Sosyal Yalnızlık: “Sosyal bağlantıların eksikliğinden kaynaklanan depresyon ve sıkıntıyla birlikte görülen yalnızlık türü, bireylerin ortak ilgilerini ve faaliyetlerini paylaşabileceği bir gruba ait olmama ya da o grupta yaşanan sosyal ilişkilerinin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır”.
McWhirter (1990), yalnızlığı “bireyler arası, psikolojik, sosyal, kültürel ve evrensel” yalnızlık olarak beşe ayırarak incelemiştir. Bunlar;
Bireyler Arası Yalnızlık: Kişinin diğer bireylerden ayırması ayrı tutmasıdır.
Psikolojik Yalnızlık: “Bireyin benliğinde farklı bölümlerinin birbiriyle ilişki kurmamasının sonucu olarak meydana gelen yalnızlık” halidir.
Sosyal Yalnızlık: Kişinin toplum veya sosyal gruptan uzaklaşma ve tecrit olma hali sonucunda oluşmaktadır.
Kültürel Yalnızlık: Kişinin “kültür kaybı ya da ciddi kültürel değişimler sebebiyle diğer bireylerden uzaklaşması sonucu meydana gelen yalnızlık” halidir.
Evrensel Yalnızlık: Kişinin “dini bağlarının zarar görmesi veya yok olması sebebiyle yabancılaşması ya da Tanrıdan uzaklaşmasıyla yaşadığı yalnızlık halidir.
Young (1982), yalnızlığı zamana göre üçe ayırmıştır. Bunlar;
Geçici Yalnızlık: “Birkaç dakika ya da birkaç saat gibi kısa bir süre için devam eden ve belirtileri şiddetli olmayan yalnızlık duygusudur”. Daha çok çevresel etkenler ve dış kaynaklıdır.
Durumsal yalnızlık: “İlişkinin değişmesi veya bireyin sosyal paylaşım grubunda kayda değer bir kayıp yaşaması nedeniyle yalnızlık duygusu taşıması” halidir. Dış kaynaklıdır.
Kronik yalnızlık: “İlişkilerde yaşanan memnuniyetsizliği en az iki yıl üst üste yaşanması, bireyin uzun vadede deneyimlediği bilişsel ve davranışsal eksiklikleri içeren yalnızlık duygusudur”. Duygu durumlarıyla ilgili ve iç kaynaklıdır.
Özodaşık (1989); yalnızlığı altı boyut olarak sınıflandırarak “yalnızlık bireylerin;
diğer bireylere uyum sağlayamayan, ilişkilerini yüzeysel yaşayan, sosyal ilişkilere girmekte isteksiz olan ve arkadaşlık kuramayan, duygusal paylaşımları az olan ya da hiç olmayan, içe dönük ve benmerkezci tutum sergileyen kişiler” şeklinde tanımlamaya çalışmıştır.
Fiziksel Yalnızlık: Yalnız/tek olarak yaşama şeklinde ifade edilebilir. Kişinin çevresindeki uyaranlardan mahrum olması halinde davranış problemleri doğabilir. Fiziksel yalnızlık zaman içinde değişim göstererek yalnızlığa dönüşebilir.
Yabancılaşma; “bireyin içinde bulunduğu toplumuna yabancılaşması şeklinde yaşanan yalnızlık türüdür”. Bunda kişiler toplumsal norm ve standartları eksik ya da yanlış bulduğundan devamlı doyumsuzluk yaşayarak cemiyet hayatını reddederek kendi başına yaşamaya çalışırlar.
Asimilasyon; kişinin kendi değer ve kültüründen koparılması farklı bir kültürü benimsemeye zorlanmasıyla ortaya çıkar.
Kınama; kişinin toplumda dışlanması, yalnızlığa itilmesiyle birlikte kişide oluşan güçsüzlük ve zavallılık duygularıyla birlikte yalnızlık hissine kapılabilir.
Kendi tercihi ile gerçekleşen yalnızlık; kişinin kendi tercihiyle çevresindekilerle ilişkilerini en asgari düzeye indirmesiyle yaşadığı yalnızlıktır.
Gerçek yalnızlık; “bireyin kendini anlaşılmamış ve kimsesiz hissetmesi sonucu ortaya çıkan yalnızlık türüdür. Psikolojik bir yalnızlık olan bu tip yalnızlıkta bireyler, ilgi ve fikirlerinin çevredeki diğer bireylerce anlaşılmadığını, terk edildiklerini ve uyumsuz bireyler olduklarını düşünmektedirler”. Kendileri ve çevreleriyle ilgili olumsuz düşünceler taşırlar.
2.1.5. Örgütsel Yalnızlık
Yalnızlık; “yalnız olma durumu, kimsesizlik” (TDK) olarak tanımlanabilir.
Günümüz insan yaşamında en çok dillendirilen ve yakınılan konulardan biri olan yalnızlık insanların sosyal hayatı için olduğu kadar iş hayatında da görülebilmektedir. İnsan hayatı alabildiğine iniş ve çıkışlarla doludur ve hayatın akışı içinde olumlu (mutluluk, doyum, memnuniyet, vb.) ve olumsuz (üzüntü, tatminsizlik, endişe, kızgınlık, vb.) duygular ve olaylar yaşayabilmektedir. Örgüt yaşamı içinde de sürekli olarak olumlu duygular yaşanamayacağı bilinmektedir (Demirbaş ve Haşit, 2016, s.139). Örgüt yaşamı günlük sosyal yaşamdan oldukça farklıdır. Günlük yaşamda yaşanmayan hiç karşılaşılmayan sorunlar örgüt yaşamında sıklıkla yaşanabilmektedir. Bu açıdan örgütsel yalnızlık, yalnızca iş yaşamında gerçekleştiği için genel yalnızlıktan oldukça farklı özellikler göstermektedir (Doğan, vd., 2009, s.272).
Wright (2005) iş yerinde yaşanılan yalnızlığın; yaşanılan çevresel (yetişilen kültür yapısı, aile desteği, vs.), örgütsel (iş yükü, denetim alanı, örgütsel iletişim, örgüt iklimi, yönetici desteği, iş arkadaşı desteği, vs.) ve bireysel (kişilik özellikleri, kaygı, utangaçlık, karamsarlık, vs.) faktörlerden kaynaklı” olduğunu ileri sürmektedir (s.64-65).
Günümüzde her alanda olduğu gibi iş hayatında da gelişen değişme ve gelişmeler yalnızlık sorununu derinleştirmekte ve yaygınlaştırmaktadır. “Hızlı değişim, hareketli yaşam şartları insanların dengesini zorlamakta; güvensizliği yanında getirmekte, hayal kırıklığı yaşama korkusu ilişkilerde yüzeyselliği ve yabancılaşmayı, zaman içerisinde de insanlarla ilişkilerin bozulmasına neden olmaktadır. Gün geçtikçe kişilerin ilişkileri sınırlanmakta, birbirleriyle zaman geçirme azalmakta ve bunun önemi göz ardı edilmektedir. Bunun sonucunda ise yalnız kalmaları ağırlık kazanmaktadır” (Mercan vd., 2012, s.215).
Örgütsel yalnızlık alanında en çok kullanılan “iki alt boyut olan sosyal yalnızlık (sosyal arkadaşlık) ve duygusal yalnızlık” olup bu ayrım Wright ve arkadaşları (2006) tarafından geliştirilmiştir (s.66).
Sosyal yalnızlık; sosyal ilişkileri bağlamında gerçekleşen olumsuz durumdur. Örgüt içinde sosyal yalnızlık, “bireyin çalışma arkadaşlarıyla sosyal ilişki kuramaması veyahut kendisinin benimsediği bir sosyal grup içinde bulunamaması halidir”. Bu durum genellikle
“utangaçlık, başkaları tarafından kabul görmeme korkusu ve ötekileşme” (Karacaoğlu ve Yumuk, 2014, s.560); ve “bireyin işle ilgili düşüncelerini ve sorunlarını dile getirmekte
zorlandığı, kendisini örgüt içi gelişen arkadaş gruplarının bir parçası olarak göremediği”
(Çetin ve Alacalar, 2016, s.196) vb. şeklinde kendini göstermektedir. Örgütsel sosyalleşme sürecinde kişiler aktif olduklarında bunu yenebilmektedirler. Yapılan araştırmalar “altı tür ilişkiden herhangi birinin olmayışının sosyal yalnızlığa yol açacağını göstermektedir. Bu ilişki türleri: bağlanma, sosyal bütünleşme, takdir görme, güvenilir dostluklar kurma, koruma-korunma ve rehberlik etme”dir (Şişman ve Turan, 2004, s.120; Ay, 2015, s.1119).
Örgüt içinde diğer çalışanlarla iletişim sorunu yaşayan, kutlama, gezi, yemek, piknik vb.
etkinliklerinde yer almayan, doğum, düğün, cenaze gibi özel günlere katılım sağlamayan çalışanların sosyal arkadaşlık boyutu itibariyle yalnız oldukları söylenebilir (Demirbaş ve Haşit, 2016, s.139).
Duygusal yalnızlık; “bireyin başkalarıyla yakın ilişkiler kuramaması (Yılmaz ve Altınok, 2009, s.455) ve ilişki kalitesinde yaşanan sorundur”. Duygusal yalnızlıkta kişiler beraber çalıştıkları mesai arkadaşları tarafından anlaşılmadığını düşündüğünden dolayı duygu ve düşüncelerini onlarla paylaşmamaktadır. Böylelikle kendisini ötelenmiş gören kişi huzursuzluk nedeniyle diğerleri ile arasına mesafe koymaktadır (Çetin ve Alacalar, 2016, s.196). Ayrıca duygusal yalnızlık, “kalıcı hasar bırakan kaza, ölüm, çocukluk tramvaları ve boşanma gibi bazı yaşanmışlıklardan da kaynaklanmaktadır. Duygusal yalnızlık, çalışanın önceki süreçlerde mevcut olan ilişkilerine benzerlik gösteren ilişkiler kurmasıyla yok edilebilir” (Şişman ve Turan, 2004, s.120; Erdil ve Ertosun, 2011, s.507;
Canlı vd, 2013, s. 564). Kaygı, “aşırı uyarılmışlık, küçük şeylere aşırı hassasiyet, açıklanamayan korkular, örgütteki diğer çalışanların davranışlarını yanlış anlama eğilimi belirtileri” (Demirbaş ve Haşit, 2016, s.139) olarak kendini gösterebilir.
2.1.6. Stres
Stres kavramı, Latince ‘estrica’, Fransızca ‘estrece’ sözcüklerinden gelmektedir. 17.
Yüzyılda keder, felaket, dert, bela, musibet ve elem anlamında kullanılmıştır. 18. ve 19.
yüzyıllarda ise, stres kavramına atfedilen anlam değişerek “nesnelere, kişiye, organa veya ruhsal yapıya yönelik olarak yaşanan güç, baskı, zorluk” (Baltaş ve Baltaş, 2000); stres kavramının anlamı baskı, güç, zor anlamında kişi, organ, obje ve ruhsal yapıya ilişkin kullanılmıştır (Turunç, 2009, s.6). Sonraki süreçte ise stres, kişi ve nesnenin baskı, güç, zor etkisiyle yapısının bozulması ve çarpıtılmasına karşı direnç anlamında kullanılmıştır (Altıntaş, 2003). Çince’de stres kelimesi, tehlike ve fırsat kelimelerinin sembollerinin
karışımından oluşmaktadır. Stres bu iki kavramı paylaşmakta ve kapsamaktadır (Rowshan, 2003).
Stres bireylerin gündelik yaşamının önemli bir parçasıdır. Hayatın rutini içinde yaşanan strese ayrılık, hastalık, ölüm vb. başka olumsuz olaylar eklenince hastalıklar başlar. Stresli olaylar genellikle engellenemez bundan dolayı stresle başa tarzlarını öğrenerek hayatımızda bunları uygulamak yaşantımızda kolaylıklar sağlar (Cüceloğlu, 2007).
2.1.7. Stres Kuramları
20. yüzyıl boyunca, stresin tanımlanışı fizyolojik ve psikolojik etkenler üzerinde değişen vurguları, bireyler ve çevreleri arasındaki ilişkiyi açıklayışları bakımından farklılaşmıştır (Ogden, 2000).
2.1.7.1. Selye’nin genel adaptasyon sendromu. Selye stresle ilgili laboratuar çalışmaları yaparak bu deneylerin sonunda “Genel Uyum Sendromu” yaklaşımını ortaya koymuştur. Genel adaptasyon sendromunun, alarm, direnç ve tükenme olmak üzere üç evresi bulunmaktadır. “İlk evre organizmanın tehdidi karşılamak için harekete geçtiği alarm evresidir. İkinci aşama olan direnç evresinde organizma tehditle başa çıkabilmek için çaba harcar. Üçüncü ve son aşamada ise organizma tehditle başa çıkma çabasında kaynaklarını tüketir ve başarısız olursa tükenme meydana gelir” (Rice, 1990). Selye’nin kuramı; reaksiyonların teorisini sunması ve stresle fiziki rahatsızlıklar arasındaki fizyolojik ilişkiyi ortaya koyması nedeniyle hala önemini korumaktadır.
2.1.7.2. Canon’un savaş-kaç modeli. Walter Canon, “stres kavramını canlı organizmalar bağlamında açıklamaya çalışarak canlının doğal içsel dengesinin dışsal çevresel uyarıcılarla bozulması sonucunda” oluştuğunu ileri sürmüştür. Canon süreci homeostatis ve “savaş kaç tepkisi” kavramlarıyla ortaya koymaya çalışmıştır. Cannon
“savaş/kaç tepkisinin bir taraftan organizmanın tehdide karşı ani bir biçimde tepki vermesini mümkün kıldığı için uyumlu olduğunu bir taraftan da stresin, duygusal ve fizyolojik fonksiyonları bozucu etkisi ve zamanla ortaya çıkarabileceği sağlık sorunları nedeniyle zararlı olduğunu öne sürmüştür” (Taylor, 2003).
2.1.7.3. Bilişsel değerlendirme modeli. Lazarus’un “bilişsel değerlendirme modeli insanları çevrelerine pasif bir biçimde tepki veren değil, dış dünyayı değerlendiren psikolojik varlıklar şeklinde değerlendirerek bir nesne, olay ya da olgunun birey tarafından stres verici olarak tanımlanmadığı sürece hiçbir şeyin stres verici olmadığı kabul edilir”.
Hiçbir olayın evrensel, genel geçer olarak stres vermediği ve insanların yaşadığı stresin yoğunluğunu olaylara yükledikleri anlamla ilişkili olduğunu ileri sürmektedir. Olayları anlamlandırma sürecinde “birincil ve ikincil değerlendirme süreçleri” aşamaları bulunmaktadır. “Birincil değerlendirmede, kişi olayın kendisi için ne kadar önemli olduğunu değerlendirir ve olayı kendisi için tehdit edici, kayba neden olan ya da zarar verici bir durum olarak yorumlar”. Örnek olarak işten çıkarılan kişi bu durumu aile ve kendisi için bunun felaket olduğu ve maddi sorunlar yaşayacağını düşünürse bunu stres kaynağı olur ancak olumsuzluklarını bilmesiyle birlikte bu işsizlik durumunun yeni iş imkanları olarak fırsat olarak değerlendirirse bu stres kaynağı olarak görülmez (Lazarus, 1984). Ancak bu işsizlik durumunu tehdit edici, “stres verici” olarak algılarsa ikincil değerlendirme süreci başlamış demektir. Bu aşama, “kişinin başa çıkma yeteneklerinin ve kaynaklarının, durumla baş etmeye yetip yetmeyeceğinin zihinsel değerlendirilmesidir; bir anlamda bir “zihinsel muhasebe”dir” (Baltaş ve Baltaş, 2000).
2.1.8. Stresle Başa Çıkma Tarzları
‘’Stresle başa çıkmak’’, stresi olumlu bir düzeyde tutmayı öğrenme anlamında kullanılmaktadır. Stresi iyi bir şekilde yönetmek, verimi arttırırken iyi yönetilemeyen veya yok sayılan stres sağlık problemlerine sebep olabilir. Stresle başa çıkma tarz/stillerinde amaç; bireyde stres oluşturan öğeleri ve bunlara verdiği tepkileri tanıtma, problemlerin teşhisine yardımcı olma, stres vericileri yönlendirme, kendinde psikolojik ve fizyolojik zararlardan korumak için yöntemler öğretme ve geliştirmektir (Baltaş, 2007, s.151–154).
Stresle başa çıkma teknikleri problem merkezli ve duygu merkezli olmak üzere 2 başlık altında sınıflandırılabilir (Baltaş, 2007, s.151–154):
2.1.8.1. Problem merkezli yaklaşımlar. Bu yaklaşımda problemin teşhisi, alternatif çözüm yollarının ortaya çıkarılması ve beklenti düzeyinin düşürülmesi ile stresin olumsuz etkilerini ortadan kaldırma amaçlamıştır. Araştırmalarda depresyon düzeyleri düşük bireylerin bu teknikleri kullanmalarının daha kolay olduğu görülmüştür. Problem merkezli tekniklerle yönlendirilen kişilerin stres vericilere uygun tepkiler geliştirme ve
depresyonlarıyla başa çıkma becerilerini arttığı görülmüştür. Problem merkezli yaklaşımlarda genellikle kognitif teknikler kullanılır ve bu teknik sağlık psikoloğu tarafından yönlendirilerek uygulanır (Baltaş, 2007, s.151–154).
2.1.8.2. Duygu merkezli yaklaşımlar. Kişiler, olumsuz duygularının baskısı altındayken bu duyguların sorunların çözümünü zorlaştırmasından korunmak amacıyla duygu merkezli yöntemleri kullanırlar. Bu yöntemler daha çok stres vericiler karşısında tercih edilmektedir. Duygu merkezli yaklaşımlarda ‘öfkenin kontrolü’, sonuçlarının güvenilirliği açısından yaygın olarak kullanılan yöntemdir. Bu konuda davranış düzenleme tekniklerinden ve kognitif tekniklerden yararlanılır. Bu tür danışmanlıkta eğitim evresi, beceri eğitimi evresi ve uygulama evresi olmak üç önemli evre vardır (Baltaş, 2007, s.151–
154). Olumsuz duygular ile başa çıkmada kullanılabilecek yöntemleri bazı araştırmacılar (Moos, 1988) kognitif ve davranışçı teknikler şeklinde iki başlıkta toplamışlardır (akt.
Baltaş, 2007):
2.1.8.2.1. Kognitif teknikler. Doku sistemlerinin yıkımlarını ortadan kaldırmak için verilen fizyolojik tepkileri ve kişinin psikolojik bütünlüğünü korumak için gösterdiği kognitif ve davranışsal gayretlerdir (Baltaş, 2007).
2.1.8.2.2. Davranışçı teknikler. Davranışçı yaklaşıma dayandırılan teknikler stresin nitelik ve niceliğini azaltmaya yöneliktir. Fizyolojik kontrol, fiziki egzersizler ve beslenme hususundaki teknikler stresin bedensel olumsuzluklarını ortadan kaldırmayı hedefler (Baltaş, 2007).
Stresin etkisini minimal düzeye indirmek için en etkili teknik insanın beyni ve düşünceleriyle yaptıklarıdır. Dolayısıyla stresle başa çıkmak için;
• “Olayları ve insanları oldukları gibi görmeyi öğrenmeli,”
• “İnsanlarla ilgili gerçekçi beklentileri olmalı,”
• “Kendine ait beceri ve sınırları tanıyıp geliştirerek, onlarla yaşamayı bilmelidir” (Baltaş, 2007). Kişi akılcı ve gerçekçi düşündüğünde önceden stres nedeni olan birçok durumun aslında stres nedeni olmadığını görerek beklentilerinin stresi ortadan kaldırdığını fark eder.
2.1.9. Örgütsel Stres
İş stresi; “bireyi normal fonksiyonlarından (örn; zihin-vücut) saptıran psikolojik ve/veya fiziksel davranışlarını değiştiren (dağıtan veya arttıran) işle ilgili etmenlerin sonucunda oluşan psikolojik bir durum” (TİSK, 2008) olarak ifade edilebilir. İş yaşamında,
“Çok çalıştım, çok mücadele ettim ve bu başarıyı elde ettim”, diyenler kadar, “Çok çalışıyorum, tükendim, bittim artık”, diyenler de vardır. Birinci grup, işlerine ve yaşam kalitesine odaklayarak stresle başa çıkabilen kişilerdir. İkinci gruptakiler ise “iş hayatında kalmaya devam ederken, hem kendini hem çevresini verimsiz ve mutsuz kılarak yaşam kalitesini düşüren, yani strese boyun eğen kişilerdir” (Baltaş, 2006).
İş stresi için dört model ileri sürülmektedir; Bunlar;
1) İş gerilimi: yüksek psikolojik iş ihtiyacı ile birlikte iş kontrolünün düşük olması 2) Çaba-ödül: yüksek iş yükü ’nün uzun dönem ödülündeki uyumsuzluk
3) Bir felaketten kaçınmak için sürekli aşırı dikkat gerektiren durum 4) Uzun çalışma saatleri ya da vardiya (Ertaş, 2008).
İş yaşamında stres genellikle mesleki yetersizlik, iş verimi düşüklüğü ve ekonomik kayba sebep olmaktadır. Bundan dolayı stres azaltıcı çalışmaların yapılması, çalışanın doyum sağlaması üretim artışına imkân verecek ve sağlık harcamaları da azaltabilecektir Ertaş, 2008).
Örgütsel stres belirtileri genel olarak; “Verimlilik azalması, yöneticilerin hatalı kararlar alması, çalışma ilişkilerinde kesintiler, çalışanlar arasında geçimsizlik, işe devamsızlık, işe geç gitme, işten ayrılma, iş tatminsizliği, örgütsel moral zayıflığı, örgütsel bağlılığın zayıflaması, yabancılaşma” (Çukur, 2001, s.7-11) şeklinde kendini göstermektedir.
Örgütsel stres etmenleri; ruhsal (Gödelek, 1998), çalışma ortamı, işin niteliği, iş çevresi, işle ilgili ilişkiler (ast, üst, iş arkadaşları veya müşteriler) (Eren, 2001) stres oluşabilir. Çalışma hayatında oldukça fazla stres etkeni vardır ve örgüt içi ve dışı çevreyle, kişinin kendisinden kaynaklanabilir. Bunlardan bazıları aşağıda açıklanmıştır (Çukur, 2001, s.7-10).
2.1.9.1. Örgütsel ilişkiler yönünden oluşan stres etkenleri. Bahsi geçen etkenler aşağıda ayrıntılı olarak belirtilmektedir.
Ücret düzeyi ve teşvik edici ödeme sistemleri: İş görenin kendisi ve ailesinin
“beslenme, barınma, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaması strese yol açacaktır”. Ayrıca İşyerindeki ücret yönetiminde “eşit işe eşit ücret” ve “yapılan işe göre ücret” ile prim sitemi stres düzeyini olumlu ve olumsuz etkileyebilir.
Postalar halinde çalışma düzeni: Vardiyalı çalışma şeklinin insan bedeninin biyolojik ritmini bozarak çalışanın sosyal yaşantısını olumsuz etkileyerek strese neden olmaktadır.
Zaman baskısı: “Plansız çalışma, verimsiz toplantılar, beklenmedik ziyaretler ve telefon görüşmeleri gibi etkenler, zamanın gereği gibi değerlendirilememesine ve işin gereği gibi yapılamaması” kaygıya neden olmaktadır.
İşin düzenlenmesi: Çalışma hayatı seri üretime dayanması, çalışanların sitemin içinde küçük makine parçaları haline getirilmesi, otomasyon ve bilişim sistemindeki gelişmeler yabancılaşma sorununu gündeme getirmiştir. İşin bu şekilde insan odaklı olmaması ve insana rağmen düzenlenmesi stres nedeni olmaktadır.
İşyeri sosyal ilişkileri: Ast üst ilişkilerindeki uyumsuzluklar, sosyal izalasyon, görevi yanlış bulma, astlar ile üst kademe arasında ortada yönetici olma gibi nedenler strese yol açabilmektedir.
Rol belirsizliği ve çatışması: İşin amaçlarını bilmeme ve yaptığı işin parça olarak bütündeki yerini bilememe ve rol ve sınırların iyi tanımlanamamış olması çalışanlarda stres nedeni olabilir.
Aşırı iş yükü ve çok fazla sorumluluk: İş yükünün fazla olması veya çalışanın potansiyelinin üstünde olması strese neden olabileceği gibi sorumluluğun azlığı da işe yaramama algısına neden olarak stres nedeni olabilir.
Örgütsel iklim: “Örgütsel iklim, çalışanların bir örgütteki çalışmanın nasıl olması gerektiği konusundaki beklentilerinin nereye kadar karşılandığının bir ölçütüdür”.
Karar verme sürecine katılma: Çalışanların “yapılan işle ilgili kararların alınmasına katılma fırsatının olmaması strese yol açabilmektedir”. Kararlara katılım imkânının olmaması stres ve verimlilik üzerinde etkilidir.
Kariyer gelişimi: Çalışanlar “kariyeriyle ve çalışmalarıyla ilgi amaçlarının üstlerince fark edilmesini ve desteklenmesini bekler”. Çalışan hedeflerine ulaşmada örgütün olanak sağlayacağına inanırsa örgütle birlikte hareket eder. “Terfi, emeklilik ve transfer kararını verirken yönetimlerinde herkese adil davranılacağını gösteren kriterler yoksa ve çalışan yönetimin uygulamasının bu yönde olacağını düşünüyorsa stres düzeyi yükselebilecektir”. Kariyer gelişiminde kişinin yeterli ilerlememesi sorun olabileceği gibi yetenek ve düzeyinin üzerinde aşırı ilerlemesi stres nedeni olabilmektedir.
2.1.9.2. Örgütün fiziksel şartlarından kaynaklanan stres etkenleri. Bahsi geçen etkenler aşağıda ayrıntılı olarak belirtilmektedir.
Ergonomik oturma tasarımı: Araç-gereç, çalışma ortamı, ayakta ya da oturarak çalışma durumları çalışanlara uygun şekilde ayarlandığında stres, ağrı, yorgunluğun azalması ve verimin, iş tatmininin artması beklenmektedir.
Gürültü: Gürültü ahenksiz seslerin toplamıdır ve kişiye rahatsızlık veren konuşma ve işitmesine engel teşkil eden işitme duyusuna zarar veren ve verimliliğini düşüren bir etkendir. 70 dB’nin üstündeki ses “kalp atış düzeninin bozulması, kan basıncının olumsuz değişimi ve mide ülseri gibi fizyolojik bozukluklara yol açmaktadır”. Gürültünün kontrolden çıkması bütün bu sorunlara ilaveten iletişimi engelleyerek yabancılaşmayı da beraberinde getirecektir.
Titreşim: Çalışanların “oturduğu yerler, temas ettikleri ya da kullandıkları araç gereçlerin neden olduğu sarsıntılar bireylerin duyu organlarında, kas, bağ ve eklem sistemlerinde, iç kulak denge organında, derinin duyarlı kıl gibi ve deri altı organlarında, kılcal damar ağında zararlı ve kalıcı etkilere neden olmaktadır”. Titreşime ilave olarak aşırı
sıkıntı ve kaygı, verimlilik kaybı, konsantrasyon eksikliği, refleks ve beceri kaybına sebep olmaktadır.
Aydınlatma: Çalışmanın gerektirdiği kadar aydınlatma “çalışanın erken yorulmasını önleyerek iş kazalarının azalmasına, algılama, karar verme ve uygulamanın hızlanmasına, motivasyonunu arttırarak iş verimini arttırmaktadır”. Yetersiz aydınlatma
“yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve strese sebep olmaktadır.
Renk: Kişiden kişiye renklerin etkisi değişmekle birlikte “renklerin dikkate alınmaması örgütlerde kolaylıkla monotonluğa, sıkılmaya, çabuk yorulmaya, neşesizliğe ve örgütten soğumaya yol açabilmektedir”. Kırmızı ve mavi dikkati güçleştirir ve gerilim oluşturabilir, parlak beyaz ile mavi beyaz arasındaki renkler rahatsızlık verebilir. Çalışma ortamında sarı-beyaz ile beyaz aydınlatma iyi olabilir. Turuncunun pastel tonları kişilere eyleme yönelttiği için hastane, okul ve fabrikalarda kullanılabilir.
Sıcaklık ve nem: Çalışma ortamında ideal olan “ısının alt ve üst sınırları, 15,5-20
0C derece olduğu saptanmıştır. Büro çalışanları ve daha az hareketli işleri yapanların tercih ettikleri ortam ısısı ise 19,4-22,8 0C derece olmuştur. Bireylerin hareket oranına göre ortam ısısı değişmektedir. Daha hareketli işlerde ortam ısısı 12,8-15,6 0C derecedir. Düşük sıcaklıkta algılama ve hareket süresi uzamaktadır”.
İş güvenliği: “İş kazaları, yaralanma, zehirlenme, radyasyona maruz kalma ve ölüm riski gibi durumların var olması çalışanlara kaygı vererek, tüm ilgi ve dikkatleri iş üzerinde yoğunlaştırırlar. Bu durum bireylerin aşırı yorulmasına ve bıkkınlığa yol açar”.
2.1.10. Stres ile Yalnızlık Arasındaki İlişki
Literatürde stres ve yalnızlık ayrı ayrı çalışma olarak çok fazla çalışmaya rastlanılmıştır. Ancak stres ile yalnızlık ilişkisi ise çok az çalışmada ele alınmıştır. Bundan dolayı elde edilen bilgiler sınırlı kalmıştır.
Stres, insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak insanlığın doğuşundan bu yana devam etmekle birlikte modern yaşam stres oranını daha arttırmış durumdadır. Çünkü modern yaşan bireyselliği ön plana çıkarırken kalabalıklar içinde insanlar adeta
yalnızlaşmıştır. Hayatın içinde insanlar ortak noktalarda ve daha çok asgari müştereklerde bir araya gelebilmektedirler.
İnsanlar gerek özel ve sosyal yaşam gerekse iş yaşamında stres yaşamaktadır (Güçlü, 2001, s.91-109). Bireysel, çevresel ve örgütsel etmenler strese neden olmakta ve stres de kişilerin algı tutum ve davranışlarına yön vermektedir (Baltaş ve Baltaş, 2000, s.298). Stres sosyal hayatın birçok alanda etkili olduğu gibi yalnızlık üzerinde de etkilidir.
Stres yalnızlığı tetiklemekte ve arttırmaktadır.
Yalnızlık, “duygusal ve psikolojik bir deneyim, derin bir benlik bilinci oluşturarak kendini tatmin etme ve yaşamın anlamını keşfedebilme deneyi” (Baş, 2010, s.4) şeklinde ifade edilebilir. “Yalnızlığın niceliksel sorunlardan ziyade niteliksel sorunlardan kaynaklandığı, yalnızlığın subjektif durum sonucunda ortaya çıktığı ve yalnızlığın olumsuz duygularla bağlantılı olduğu” ifade edilmiştir (Doğan vd., 2009, s.272). Yalnızlığın stres ile ilişkisi bağlamında yalnızlık hem bireysel, hem örgütsel, hem de niteliksel olarak stresle ilişkilidir. Stres ve yalnızlık birbiriyle yakın ilişkili olduğu araştırmalarda orta konulmuştur. Bektaş ve Karagöz (2017) çalışmalarında stresle başa çıkma tarzları çaresizlik boyutuyla yalnızlık arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Bu durum çaresizlik ile yalnızlık duyguları arasında doğru orantılı ilişkinin olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
Başka ifadeyle yalnızlık arttıkça stresle başa çıkma davranışı sergilenmemekte ve çaresizlik davranışı sergilenmektedir. Bu durum stresin olumsuz yönüyle yalnızlığın yakın ilişkisini göstermektedir. Aykan, Karakuş ve Karakoç (2019) araştırmalarında stresin duygusal yalnızlık algısı üzerinde negatif yönde etkisi olduğu görülmüştür. Bu veri stresin duygusal anlamda yalnızlığı arttırdığı ve olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir.
Duygusal yalnızlığın stresle birlikte artması duygusal bir varlık olarak insanlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı ortadadır. Bu nedenle stresin duygusal yalnızlığı ve genel anlamda da yalnızlığı arttırdığı söylenebilir.
2.2. İlgili Araştırmalar
Literatüre bakıldığında hem yalnızlık ve stres hem yalnızlık ve stresin diğer pek çok değişkenle ilişkisiyle ile ilgili çok sayıda çalışmanın yapılmış olduğu görülmektedir.
Bunlardan bazılarına aşağıda değinilmiştir.
Keser ve Karaduman (2014) “İş Yaşamında Yalnızlık Algısının Örgütsel Vatandaşlık Davranışı ile İlişkisi ve Öğretmenler Üzerinde Bir Araştırma” adlı
çalışmalarında iş yaşamında yalnızlık algısıyla örgütsel vatandaşlık davranışı arasında ters yönlü bir ilişki saptanmıştır. Dolayısıyla öğretmenlerin iş yaşamında yalnızlık algıları arttıkça, örgütsel vatandaşlık davranışlarının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Nartgün ve Demirer (2006) “Öğretmenlerin Örgütsel Sessizlik ile iş Yaşamında Yalnızlık Düzeylerine İlişkin Görüşleri” adlı çalışmalarında öğretmenlerin örgütsel sessizlik ölçeği alt boyutlarından uysal, savunmacı sessizlikle duygusal yoksunluk ve sosyal arkadaşlık arasında orta düzeyde pozitif ilişki saptanmıştır. Bu bulgudan hareketle
“Öğretmenler eğer sessiz kalmayı tercih ediyorlarsa yalnızlığa da yöneliyorlar diğer yandan yalnızlarsa sessizliği de tercih ediyorlar” sonucuna ulaşmışlardır.
Başoğlu vd. (2016) “Öğretmenlerin İş Yaşamındaki Yalnızlıkları ile Sosyo- Demografik Özellikleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” adlı çalışmalarında “erkek öğretmenlerin, kadın öğretmenlere göre sosyal arkadaşlıklarının daha yüksek olduğu, alt ve orta refah düzeyinde yer alan öğretmenlerin, üst refah düzeyinde yer alan öğretmenlere göre duygusal yoksunluklarının daha yüksek olduğu ve Güdül ilçesinde görev yapan öğretmenlerin diğer ilçelerde görev yapan öğretmenlere göre sosyal arkadaşlıklarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır”.
Bakioğlu ve Korumaz (2014) “Öğretmenlerin Okulda Yalnızlıklarının Kariyer Evrelerine Göre İncelenmesi” adlı çalışmalarında öğretmenlerin kariyer evrelerine göre, medeni durumları ve öğrenim seviyelerine göre okulda yalnızlıkları arasında anlamlı fark olduğu görülmüştür. Ayrıca “öğretmenlerin okulda yalnızlığı bireysel ve örgütsel bir durum olarak algıladıkları; okulda yalnızlığın sebebi olarak eğitim sistemi, bireysel farklılıklar, algı sorunları ve mesleki uyuşmazlığı gördükleri; okulda yalnızlığın sonucu olarak bireysel ve örgütsel kayıp, baş etme isteği ve duygusal yoksunluğun ortaya çıktığı;
okulda yalnızlıkla baş etme stratejisi olarak ortadan kaldırma, sorgulama ve kabullenme yolunu seçtikleri sonucuna ulaşılmıştır”.
Özdemir, vd. (2011). “İlköğretim Okulu Öğretmenlerinin Stresle Başa Çıkma Tarzları ile Kullandıkları Mizah Tarzları Arasındaki İlişki” adlı araştırmalarında “tüm mizah tarzlarının stresle başa çıkmada kendine güvenli yaklaşımın anlamlı yordayıcıları olduğunu göstermiştir. Kendine güvenli yaklaşım, kendini geliştirici ve katılımcı mizah tarzları ile pozitif ilişkili bulunurken, saldırgan ve kendini yıkıcı mizah tarzları ile negatif ilişkili bulunmuştur. Stresle başa çıkmada iyimser yaklaşım, kendini geliştirici mizah tarafından pozitif yönde yordanırken, saldırgan mizah tarafından negatif yönde yordanmıştır. Bulgular, sağlıklı mizah tarzlarına (katılımcı ve kendini geliştirici) sahip