ALTIN YERE DÜŞMEKLE PUL
OLMAZ
Mehmet öyle titiz ki, elinde bir şey tutsa ve bı- raksa sonra hemen ellerini yıkamaya gider. Bir yere kolunu koysa hemen kollarını temizlemeye başlar.
Yemek yiyecekken çatalı kaşığı önce iyice yıkar, sonra da uzun uzun ovalayarak silmeye başlar...
Hal böyle olunca da hep geriden takip eder. Ar- kadaşlarıyla yemeğe çıktıklarında herkes yemeğini bitirir, sohbet etmeye başlar. Mehmet ise yavaş yavaş yemek yemeğe devam eder.
Temizlik çok önemlidir. Ama her şey kararında ol- malı. Bu derece olması bir hastalık olsa gerek. Çünkü hem vakit kaybettirir hem de eşya.
Mesela evden çıkacak, arkadaşlarıyla buluşacak.
Her zaman önce ellerini üç defa yıkar. Sonra üç defa dişlerini fırçalar, kıyafetlerini defalarca düzel- tir, temizliğini kontrol eder... Tabii böyle olunca da hazırlanması oldukça uzun sürer. Ama arkadaşları Mehmet’in bu huyunu bildiği için kendilerini ona göre ayarlarlar ve gül gibi geçinip giderler.
Mehmet temizlik hastası olabilir, ama çok yete- neklidir. Çok güzel sesi vardır. Arkadaşlarına birbi- rinden güzel şarkılar, türküler okur. Birlikteyken çok keyifli vakit geçirirler.
Mehmet’in bu temizlik takıntısından dolayı bir de değer problemi vardır. Bir eşyası yere düştüğünde
Hikâye bu ya, Mehmet evinden hiç memnun de- ğildir. Kış geldiğinde evin çatısından su akmakta ve tabii Mehmet de temizlik krizlerine girmektedir. Ev sahibi yaşlı teyze de bu işlerle uğraşamadığı için bi- zim Mehmet de çareyi taşınmakta bulur. Nasıl olur nasıl biter diye düşünür, hesap kitap yapar. Ama pa- rası taşınmaya yetmemektedir.
Rahmetli dedesinden kalan birkaç parça altını vardır. Allah korusun, hastalık olursa diye kenarda köşede saklar, hiç ortalığa çıkartmaz. Ama taşınma- sı da gerekiyor... Ne yapsam ne etsem diye düşü- nürken, altınlardan bir kaçını bozdurmaya karar verir. Kuyumcuya doğru
yola koyulur.
Tabii her zamanki gibi temizliklerini yapıp hazırlanır.
Dışarıda da çok yağmur yağ- maktadır. Şemsiyesini de alır, öyle evden çıkar. Mehmet’in gözüne dereler, dağlar, ovalar, vadiler gibi gözüken ama aslın- da dümdüz bir yol olan çarşıya doğru yürümektedir. Küçük
su birikintilerine basmamak için bir sağa sıçrar bir sola sıçrar. Nihayet kuyumcuya yaklaşacakken bu sıçramalar sırasında cebindeki altınlar yere saçılır.
Eyvah! Hem dede yadigârı hem de değerli altın!
Yerler ıslak! Islak olması bir yana pis! Her yer çamur!
Yerden alsa elleri kirlenecek, ellerini nasıl temizleye- cek? Ya ellerini temizleyemeden kıyafeti de kirlenir- se? Bu düşen altınlar da kirlendi, artık bunlar eski değerinde değil. Bunları kim alır?
Mehmet’in bu ikilemi, kuyumcunun dikkatini çe- ker. “Bu adam bu yağmurda böyle ne düşünüyor?”
diye içinden geçirirken kapıya çıkar ve Mehmet’i içe- riye buyur eder. Mehmet de utana sıkıla yerdeki al- tınları gösterir.
– Evladım, al onları yerden de gel içeri. Islanma.
Mehmet bu, nasıl alsın çamurun içindeki altını?
“Altın da olsa çamurun içinde artık, alınmaz.” diye düşünür.
Kuyumcu yılların verdiği tecrübe ve sarraflığında etkisiyle Mehmet’in halini anlar. Bir çırpıda yerde- ki altınları toplar ve Mehmet’i de kolundan tuttuğu
– Şey... Evet. Efendim, bir de yere düştü, kirlendi.
Çamura battı. Bunlar artık değerini yitirdi. Size geti- recektim ama baksanıza, artık kimse almaz bunları.
– Olur mu evladım? Hiç altın çamura düşmek- le değersiz olur mu? Senin üzerine bir parça çamur gelse seni değersiz yapar mı? Temizlersin geçer. Sen kıymetlisin. Altın da öyledir. Unutma:
“Altın yere düşmekle pul olmaz.”
ALTIN YERE DÜŞMEKLE PUL OLMAZ:
Bu atasözü, “üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz” anlamında
kullanılır.