T.C.
Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi
Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı
PROTEZ KAİDE MATERYALLERİ VE TAKIM DİŞLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ
BİTİRME TEZİ
Stj.Dişhekimi Ali TOPTAŞ
Danışman Öğretim Üyesi: Doç. Dr. Övül KÜMBÜLOĞLU
İZMİR-2011
ÖNSÖZ
“Hareketli Protezlerde Kullanılan Kaide Materyalleri ve Takım Dişler” konulu tez çalışmamın gerçekleşmesine olanak sağlayan değerli hocam Doç. Dr. Övül KÜMBÜLOĞLU’na, katkılarından dolayı protez asistanı Dt. Onur ORAL’a, tez çalışmalarını beraber sürdürdüğüm değerli arkadaşım Berna AKSOY’a ve maddi manevi desteklerini her zaman hissettiren TOPTAŞ ailesine teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,
İZMİR, 2011 Stj. Dt. Ali TOPTAŞ
PROTEZ KAİDE MATERYALLERİ VE TAKIM DİŞLERİN GENEL ÖZELLİKLER
İÇİNDEKİLER
Giriş ... 1
1. Genel Bilgiler ... 2
1.1. Kaide Materyallerinin Tarihsel Gelişimi ... 2
1.2. Reçinelerin Sınıflandırılması ... 3
1.3. Polimerin Yapısı ... 4
1.4. Polimerizasyon ... 6
1.5. Protez Kaide Maddeleri ... 8
1.5.1. Akrilik Kaide Materyalleri ... 8
1.5.2. Poliamid Kaide Materyali ... 11
1.6. Polimerlerin Mekanik Özellikleri ... 13
1.7. Protez Kaide Materyallerinin Özellikleri ... 15
1.7.1. Protez Kaide Materyallerinin Mekanik Özellikleri ... 15
1.7.1.1 Statik Özellikler ... 15
1.7.1.2 Dinamik Özellikler. ... 22
1.7.1.3. Viskoelastik Özellikler ... 23
1.7.2. Protez Kaide Materyallerinin Fiziksel Özellikleri ... 24
1.7.3. Protez Kaide Materyallerinin Kimyasal Özellikleri ... 27
1.7.4.Protez Kaide Materyallerinin Biyolojik Özellikleri ... 29
1.7.5. Protez Kaide Materyallerinin Diğer Özellikleri ... 30
2. Takım Dişler... 31
2.1. Porselen Takım Dişler ... 31
2.2. Akrilik Takım Dişler ... 32
2.3. Kombine Takım Dişler ... 33
2.4. İsosit Takım Dişler ... 34
3. Protez Kaide Materyalleriyle Takım Dişlerin Bağlanması ... 35
4. Tartışma... 41
5. Sonuç ... 44
6. Özet ... 45
7. Kaynaklar ... 46
8. Özgeçmiş ... 51
GİRİŞ
Diş eksikliklerini gidermek için dişsizlik durumuna göre çok çeşitli protetik tedaviler yapılmaktadır. Tüm ağız dişsizlik olgularında ise total protezler uygulanmaktadır. Total protezler için kullanılan kaide materyalleri ve seçilebilecek takım dişler çeşitlilik göstermektedir. Resorbsiyon miktarı, estetik gereksinimler, hasta memnuniyeti gibi faktörler göz önünde bulundurularak gerek kaide materyalleri gerekse takım dişler değişik kombinasyonlarda kullanılabilmektedirler.
Kaide materyalleri ile takım dişlerin bağlanmaları da değişkenlik göstermektedir.
Çalışmada total protezlerde kullanılan protez kaide materyalleri ve özellikleri ile kullanılan takım dişler ve özellikleri değerlendirilmiştir.
2
1. GENEL BİLGİLER
1937 yılından günümüze kadar poli (metil metakrilat) (PMMA), en yaygın şekilde kullanılan protez kaide materyali olmuştur. (2, 3) Bu materyalin; mükemmel görünümü, doku uyumu, uygulanabilme kolaylığı ve tamir kolaylığı protez kaidesi olarak kullanılabilmesine olanak vermiştir. (3-5)
1.1. Kaide materyallerinin tarihsel gelişimi
Protez kaidesi, protezin yumuşak dokularla temas eden ve dişleri taşıyan kısmıdır. Protez kaide materyali olarak geçmişten günümüze kadar tahta, altın, kemik, fil dişi, seramik, metaller, metal alaşımları ve polimerler gibi pek çok değişik materyal kullanılmıştır. (6-8)
Kullanılan bu materyaller teknolojik ilerlemeler doğrultusunda kendi alanları içerisinde gelişmeler göstermişlerdir. Bu gelişmelere ek olarak 1851 yılında Goodyear, kağuçuğu sülfür ile vulkanize etmiş, bu şekilde polimerize kauçuk olarak da bilinen Vulkanit üretilmiştir. Vulkanit, çapraz bağlı doğal bir kauçuktur, çiğneme kuvvetlerini karşılayabilecek kadar dayanıklıdır, ucuz ve yoğunluğu da azdır, bu nedenle 1891 yılına kadar yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Kullanımından boyutsal stabilitesinin zayıf olması nedeniyle vazgeçilmiştir. (8, 9)
1870 yılında Alexander Parkes, protez kaide materyali olarak selülozun asetatlanması ile ilk plastik olan Selluloid’i, Bayer ise 1906 yılında ilk sentetik plastik olan Bakalit’i üretmişlerdir. (7-10)
1935 yılında Imperia Kimya Sanayi tarafından Kolledent üretilmiş olup, bu şekilde optik parlak polimerler de kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar daha sonra yerini 1937’de Dr. Walter H. Wright tarafından tanıtılan ısı ile polimerize olan akrilik rezinlere bırakmıştır. Bu akrilik rezinler, protez kaide plağı yapımında, protezin beslenmesinde, yapay dişlerde, protez tamirinde ve ölçü kaşıklarının
3
yapılmasında yaygın olarak kullanılmışlardır. 1940’tan sonra plastik endüstrisindeki gelişmeler akrilik üretimini kolaylaştırmıştır. 1946 yılında protez kaide materyallerinin %98’inin poli (metil metakrilat) (PMMA) veya kopolimerlerinden yapıldığı kaydedilmiştir ve Vulkanit, Selluloid, Bakalit ile diğer ürünlerin kullanımı hızla dişhekimliği alanından kalkmıştır. Günümüzde teknolojik gelişmelere paralel olarak çok değişik yeni plastikler ve polimerler üretilmekte olup bu gelişmelerin sonucunda vinilrezinler, polistrenler, akrilik rezinler, metil metakrilatlar (MMA), PMMA’lar, epoksirezinler, polikarbonatlar, poliüretanlar ve siyanoakrilatlar gibi birçok sentetik rezinler ortaya çıkmıştır. (6-11)
1.2. Reçinelerin Sınıflandırılması
Polimerlerden oluşan reçineler, polimerlerin farklı kimyasal yapılarından dolayı farklı fiziksel özellikler gösterirler ve bu özelliklerinden dolayı da sınıflandırılırlar. Isı ve basınç altında şekillendirilme ve şekillendirildikten sonra reçinenin gösterdiği özellik maddeyi tanımada kolaylıklar sağlamaktadır. Bu tanımlamadan hareketle reçineler iki ana sınıfta toplanırlar. (12-15)
1- Termoplastikler 2- Termosetler
Termoplastikler, ısı ve basınç altında plastik özelliklerini daima korurlar. Isı
ve basınç altında defalarca değişik şekiller vermek mümkündür. Bu tip reçinede kimyasal bir değişim olmaz, atom veya atom grupları iplik yumağı gibi birbirine karışmış biçimdedir. Bu atomlar kuvvet uygulandığında birbirine yaklaşırlar, kuvvetin kaldırılması halinde tekrar eski hallerine dönerler. Moleküller birbirlerine koheziv kuvvetlerle (Van der Vaals) bağlanırlar. Isı etkisiyle Van der Vaals kuvvetleri azaldığı için madde akışkan hale gelir. Akrilik, polisitren, polivinil reçineler bu gruptandır.
4
Termosetler bir kere ısı ve basınç altında şekillendikten sonra tekrar yeniden
şekillendirilemezler. Çünkü kimyasal bir reaksiyon sonucu farklı bir bileşim oluşmaktadır. Isı ve basınç işleminden sonra katı, sert ve plastik olmayan bir madde elde edilir. Bunlar suda erimez ve yanıcı değillerdir. Polimerize olunca çok sertleşir ve çabuk kırılırlar. Fenol formaldehit bu gruba örnektir. (12-15)
Reçinelerin tiplerine göre yapılan sınıflandırma:
1- Vinil Reçine 2- Polisitren 3- Akrilik Reçine 4- Epoksi Reçine
5- Diğer Reçine Sistemleri a- Polikarbonat
b- Poliüretan
c- Siyanoakrilat (12, 13, 15)
Dişhekimliğinde en çok kullanılan akrilik reçine etilenden türemiştir ve formülünde bir vinil grup vardır. İki çeşit akrilik reçine vardır.
Birincisi akrilik asitten (CH2 = CHCOOH), ikincisi de metakrilik asitten [CH2 = C (CH3) COOH] türetilmiştir. (15)
1.3. Polimerin Yapısı
Polimer terimi bir çok (poli) ve parça (mer) den oluşan molekül olarak tanımlanır. Mer takısı polimeri oluşturan kimyasal yapı ünitelerini temsil etmektedir.
Böylece polimetilmetakrilat metil metakrilattan türeyen kimyasal yapı ünitelerine sahip bir polimerdir. (12, 13, 15, 16)
5
Polimeri meydana getiren moleküllere monomer denir. Polimer molekülleri değişik tipte monomerlerin karıştırılması suretiyle hazırlanabilir. İki veya daha fazla kimyasal üniteler içeriyorsa kopolimer olarak adlandırılır. (12, 15)
Polimer moleküllerinin fiziksel veya uzaydaki yapısının da polimerin özelliklerinin belirlenmesinde önemi vardır. Üç temel tip yapı vardır.
1- Çizgisel polimer (Linear)
a) Çizgisel homopolimer: Doğrusal yönde uzayan aynı tip monomerlerdir.
b) Çizgisel kopolimer: Doğrusal yöndeki aynı tip monomerlerin arasında gelişigüzel serpilmiş değişik yapıda monomer ünitesi vardır.
c) Çizgisel blok kopolimer: Yukarıdakinden farkı aradaki değişik yapıdaki monomerlerin blok şeklinde olmasıdır.
2- Dallara ayrılmış polimer (Branchead)
a) Dallara ayrılmış homopolimer: Aynı cins monomer üniteleri dallara ayrılmış şekildedir.
b) Dallara ayrılmış kopolimer: Dallar arasında değişik yapıda monomer üniteleri vardır.
c) Dallara ayrılmış graft kopolimer: Aynı tip monomerlerden oluşan zincirden ayrılan dallar değişik yapıdadır.
3- Çapraz bağlantılı polimer (Cross-linked)
Ağ şeklinde yapısı vardır. Her biri 3 veya 4 kimyasal bağ içeren moleküllerin önce çizgisel bir zincir daha sonra da çapraz olarak bağlanmasıyla oluşmuştur. (12)
6 1.4. Polimerizasyon
Polimerizasyon kimyasal bir olayı açıklar. Polimerin kimyasal anlamı bir ana molekülün tekrarlanması sonucu oluşturduğu zincir demektir. Diğer bir deyimle tek bir molekülün yani monomerin birbirini tekrar ederek ve birbirine bağlanarak oluşturduğu büyük moleküle polimer denir. Kimyasal olaya da polimerizasyon adı verilir. Polimer diyebilmek için tekrarlanan monomer sayısının en az yüz olması gerekir. Bu sayı için üst sınır yoktur. Çünkü polimerizasyon tekrarlayan bir reaksiyondur ve sonsuza dek devam edebilir. Polimerizasyon olayı hiçbir zaman tamamlanamaz, kütle içinde daima bir miktar artık monomer kalır. Kalan artık monomer miktarı da maddenin fiziksel özelliklerini değiştirir. (12, 13, 15, 16)
Polimerizasyon benzol peroksidin 60°C’nin üzerinde serbest kökler oluşturarak ayrışması ile başlar. Bu serbest köklerden biri monomer molekülü ile reaksiyona girer ve yeni bir serbest kök oluşmasını sağlar. Bu diğer bir monomer molekülüne yapışır, zincir reaksiyon böyle devam eder (sıcak akrilik).
Polimerizasyon için yeterli serbest kökler organik peroksit ile sülfirik asit veya tersiyer amin gibi kimyasal bir hızlandırıcıyı reaksiyona sokmak suretiyle oda ısısında da üretilebilir. Dişhekimliği (oto-polimerizan) ürünlerinde genellikle reaksiyonu hızlandırıcı madde olarak dimetil-paratoluidin kullanılır. (12, 15)
Polimerizasyon aşamaları:
Polimerizasyon dört aşamada gerçekleşir.
1- Başlama (Induction)
Başlangıç dönemi olan bu aşamada başlatıcı ajan aktive edilir ve enerjisini monomer molekülüne iletir. Bu aşamanın süresi monomerin saflığıyla ilgilidir.
Monomerin saflığının bozulması bu zamanın uzamasına neden olur. Bu başlangıç enerjisi her monomer molekülü için 16.000-19.000 kalori arasındadır.
7 2- Yayılma (Propagation)
Zincir reaksiyon ısıyla birlikte bütün monomer polimere dönene kadar devam eder. Her molekül için 5000-8000 kalorilik bir enerjiye ihtiyaç vardır.
3- Bitim (Termination)
Zincir reaksiyon ya direk bağlanmayla ya da zincirler arasındaki hidrojen atomlarının yer değiştirmesiyle biter.
4- Zincir transferi (Chain transfer)
Bitim aşaması her ne kadar zincir transferi şeklinde oluyorsa da buradaki olay farklıdır. Aktif kök, inaktif bir köke transfer edilir ve daha ileride tekrar büyüyecek olan yeni bir çekirdek oluşturulur. Bu şekilde transfer edilen polimer zincirleri polimerizasyon olayını sonsuza dek devam ettirirler. (13,15)
Polimerizasyon çeşitleri:
1- Kondansasyon polimerizasyonu
Bu çeşit polimerizasyon dişhekimliğinde kullanılmamaktadır.
2- İlave polimerizasyonu
Polimerizasyon bir ilave reaksiyon şeklinde olur. Dişhekimliğinde bu yöntem kullanılır. Polimerizasyon denince ilave polimerizasyon anlaşılır. Kondansasyon polimerizasyonunun aksine maddenin yapısında değişiklik olmaz, monomerin yapısı polimer içinde defalarca tekrarlanır. İşlem basittir ama kontrolü zordur. (12, 13, 15)
8 1.5. Protez Kaide Maddeleri
Genel olarak aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir;
I- Sıcak akrilik A- Klasik B- High-impact
1- Dolgusuz
2- Kuvvetlendirilmiş a- Karbon b- Kauçuk II- Oto-polimerizan III- Poliamid (17)
1.5.1. Akrilik Kaide Materyalleri
Protez kaide akrilikleri dişhekimliğinde genellikle toz-likit şeklinde kullanılır.
Toz: Esas madde olarak en fazla polimetilmetakrilat (PMMA) kullanılır.
(Şekil 1) Darbelere karşı daha dirençli olması için küçük miktarlarda etil, butil veya diğer alkali metakrilatlarla modifiye edilir. Renklendirici olarak merkuriksülfid, kodmiyumsülfid, kadmiyum selenid, ferrik asit veya karbon siyahı kullanılır.
Opaklaştırıcı olarak titanyum dioksitle kuvvetlendirilmiş çinko veya titanyum oksit kullanılır. Naylon veya akrilik fiber gibi boyanmış sentetik lifler ağız mukozasının altındaki küçük damarları taklit etmek için ilave edilebilirler. Plastikleştirici olarak dibutilfitalat kullanılır. (12-16, 18)
9
Şekil 1: Akril tozu
Likit: Likit genellikle metil metakrilattır. Ama bazı değişik monomerlerin ilavesiyle modifiye edilmiş olabilir. Bu monomerler ısı, ışık veya az miktarda oksijen ile polimerize olabildiklerinden likide yeterli raf ömrü sağlayacak inhibitör ilave edilir. (Şekil 2) Çabuk polimerizasyonu önlemek için en çok kullanılan madde hidrokinindir. Bu da %0.003 ile %0.1 konsantrasyonunda kullanılır.
Oda ısısında polimerizasyonu sağlamak için ısıdan başka bir kimyasal akselatör kullanıldığı zaman bu akselatör likide katılır. Bu akselatör üçüncü derecede aminler, sülfirikasid veya daha stabil olan sülfirik asidin tuzlarıdır. Yaygın olarak kullanılan aminler N, N dimetilpara-toludin ve N, N- dihidroksietil-para- toluidin'dir (oto polimerizan). Dibutilfatalat gibi düşük moleküler ağırlıklı esterlerde plastikleştirici madde olarak kullanılır. Bunlar polimerizasyon reaksiyonuna katılmazlar ama sonuç kütlenin her tarafına dağılırlar. Böylece polimer yumuşak hale gelir. Şayet çapraz bağlantılı bir polimer isteniyorsa glikol dimetakrilat veya allilmetakrilat gibi organik bileşikler monomere katılır. (12, 13, 15)
Sıvı akrilikler: Sıvı akriliklerinde kimyasal yapısı oto polimerizan akriliğe benzer. Ayırıcı özelliği polimer tozunun ve taneciklerinin boyutundadır. Buradaki toz partikülleri çok daha küçüktür. Bu yüzden de karışım sonucu çok akışkan olur.
Kısa zamanda polimerize olması bir avantajdır ama mukozada iritasyonlara ve hassasiyete yol açabilir (19, 20). Bunun sebebi de artık monomerdir. %2’ den fazla olan artık monomer miktarının mukozada iritasyona sebep olduğu gösterilmiştir
10
(21). Sıvı akriliklerde kompansasyon büzülmesi %0.3 iken sıcak akriliklerde
%0.5'dir. Bunun sebebi sıvı akriliklerin yapım işlemleri sırasında daha az strese maruz kalmalarıdır. Sıvı akrilikler suda bekletilirse genişleme gösterir. Bir ay sonra
%0.3 olan bu miktar 9 ay içinde %0.4'e varır. Böylece 9 ay sonraki boyutsal değişiklik %0.1'e iner. Sıvı akriliğin su emme miktarı 0.5 - 0.7 mg/cm2dir ki, bu da sıcak akrilikle yaklaşık aynı değerdedir. Halbuki çözünebilirlik değeri ise 0.05 mg/cm2dir. Çözünebilirlikteki bu büyük fark sıvı akrilikteki bazı artık monomerlerin kaybolmasından dolayıdır.
Şekil 2: Akrilik kaide materyalleri
Sonuç olarak diyebiliriz ki, sıvı akrilikler birkaç ay kullanıldıktan sonra yaklaşık %0.1 genişler, sıcak akrilikler ise %0.3 ile %0.4 büzülürler.
Artık monomer ayrıca bir plastizer gibi de rol oynar. Bu da çekme dayanımını, sertliği, yoğunluğu ve yorgunluk dayanımını azaltır. Bu durum artık monomer oranı
%4’ den fazla olduğu zaman görülür. (12, 13, 19-22)
11
Görünür ışıkla polimerize olan akrilik reçine (Visible light cured resin):
Kısaca VLC olarak adlandırılan bu akriliğin uygulama kolaylığı olması ve özellikle de muflalama ve bitim işlemlerini ortadan kaldırması en büyük avantajıdır.
(23-26) İlk olarak Dentsply International, Inc. York. Pa. firması tarafından Triad ismiyle 1984 yılında dişhekimliğinin kullanımına sunulmuştur. (34)
Bu sistemde quartz halojen lambasından 400-500 nanometre (nm) boyunda mavi ışık veren bir polimerizasyon uniti vardır. Maddenin esası az miktarda çok ince silika katılmış üretandimetakrilattır (23, 25, 26). VLC akriliği tam veya bölümlü protezlerin yapımında veya astarlanmasında, geçici veya geçiş protezlerinin yapımında, splintlerde, protez tamirlerinde, ortodontik uygulamalarda, kaide plağı ve kaşık yapımında, obtüratörlerde, geçici kuron-köprü yapımında kullanılabilir.
(24, 25) (Şekil 3)
Ş
Şekil 3: Görünür ışıkta polimerize olan akrilik reçine örnekleri.
1.5.2. Poliamid kaide maddeleri
Akrilik rezinlerin çeşitli fiziksel ve kimyasal yetersizlikleri ile birlikte bazı bireylerde alerjik reaksiyona yol açabilmeleri nedeniyle, protez kaidesi olarak alternatif materyal ve yöntemlerin kullanımına yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Bu materyallerden biri de poliamiddir. Poliamid, yapı itibariyle esneyebilir özellikte, yumuşak ve darbelere dayanıklı bir materyaldir. Ne var ki, erken dönemde kullanılan ilk poliamid türevlerinin sahip olduğu aşırı esneyebilirlik ve aşırı sıvı emiliminin
12
yanısıra yumuşak ve pöröz yapısı; yetersiz stabilite, protezlerin dokuya gömülmesi, doku hasarı, yetersiz tutuculuk, planlama ve tasarımda sınırlamalar, renklenme ve koku oluşumu, boyutsal değişiklik, plak akümülasyonu, bitirme ve cila işlemlerinin zor gerçekleştirilmesi gibi çeşitli sorunlara yol açmış ve kullanımını oldukça sınırlandırmıştır. Son yıllarda piyasaya sürülen, ısısal enjeksiyon yöntemi ile uygulanan yarı esneyebilir özellikteki yüksek tesirli poliamid protez kaide materyali (Deflex, Nuxen SRL), esneyebilirlik ve sertlik arasında sunduğu ideal denge yüksek boyutsal ve renk stabilitesi ile birlikte düşük pörözite, kolay cilalanabilme ve yüzey yapısı sayesinde, protetik rehabilitasyonda akriklik rezine alternatif bir tedavi seçeneği oluşturmaktadır. (Şekil 4) Hasta açısından kullanımı son derece konforlu ve darbelere dayanıklı bu materyal, uygulama açısından üretici tavsiyeleri göz önüne alınırsa geleneksel yöntemlere göre büyük farklılıklar içermemektedir. (27)
Şekil 4: Poliamid kaide materyali.
13 1.6. Polimerlerin Mekanik Özellikleri
Polimerik maddelerin en önemli yanı bu maddelerin doğal ürünler yerine materyal olarak kullanılmasına olanak sağlayan mekanik özellikleridir. (28) Kırılganlık, yumuşaklık ve sertlik gibi mekanik özellikler gösterirler. Metal, porselen gibi malzemelere göre dış etkenlere karşı daha duyarlıdır. (14)
Polimer maddelerin mekanik özellikleri arasında yer alan çekme, uzama ve kopma dirençleri en önemli özellikleridir. (14) Bu amaçla bir doğrultuda gerilen polimer örneğinin kopma noktasına kadar uzaması sırasındaki davranışı gözlenir (28).
Bir polimerin çekme-uzama davranışları başlıca dört nicelikle belirtilir.
1- Modül: Örneğin biçim değiştirmeye karşı direnci,
2- Kopma kuvveti: Örneğin kopması için gerekli olan gerginlik, 3- Kopma uzaması: Örneğin kopma noktasındaki uzaması,
4- Esnek uzama: Tersinir uzama olarak ölçülen esnekliktir (28) (Şekil 5).
Şekil 5: Termoplastikler için çekme-uzama eğrisi
14
Şekil 5’te çekme-uzama eğrisi başlangıçta düzdür ve polisitren gibi çekilebilir olmayan polimerler bu arada yer alırlar. Bu polimerler esneme noktasına gelmeden kırılırlar. Eğrinin ilk dirseğindeki uzama esneme noktası olarak tanımlanır, bu nokta malzemenin direncini ve kalıcı bir deformasyoniçin gösterilen direnci gösterir. Eğrinin sonu en son çekmeyi göstermektedir. Bu nokta ile esneme noktası arasındaki uzama kopmadan önce plastiğin gösterdiği deformasyonun ölçüsüdür. Eğrinin altında kalan tüm alan dayanıklılığın bir ölçüsüdür. Eğrinin linear olan kısmındaki çekmenin uzamaya olan oranı elastikiyet modülü ve Young esneklik modülü olarak bilinir. (18)
Genel olarak polimerlerin mekanik özellikleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1- Yumuşak ve zayıf malzemeler düşük modüllü, düşük esneme noktası ve orta derecede kopmada uzaması olan malzemelerdir.
2- Sert ve kırılgan polimerlerin yüksek modülü, tam belli olmayan esneme noktası ve kopmada uzaması vardır.
3- Yumuşak ve dayanıklı polimerler düşük modüllü, düşük esneme noktası ve yüksek kopmada uzaması olan maddelerdir. Ayrıca kırılma noktası esneme noktasından çok yüksektir.
4- Sert ve kuvvetli malzemelerin yüksek modülü, yüksek esneme noktası, orta kopmada uzama ve yüksek kırılma gerilimi vardır.
5- Sert ve dayanıklı olan malzemeler yüksek modül, yüksek esneme noktası, yüksek kopmada uzama ve yüksek kırılma gerilimine sahiptirler. Şekil 2'de çeşitli polimerlerin çekme-uzama eğrileri görülmektedir.
Sıcaklık polimerlerin mekanik özelliklerine en çok etki yapan faktörlerden biridir. Gerçi diğer malzemeler de sıcaklıktan etkilenirler, ancak polimerlerin
15
etkilendikleri sıcaklık diğer malzemelere göre daha düşüktür. Şekil 3'de sıcaklığın polisitren üzerine yaptığı etki görülmektedir. (14, 18)
1.7. Protez Kaide Materyallerinin Özellikleri
Dişhekimliğinde kullanılan protez kaide materyallerinin mekanik, fiziksel, elektriksel, biyolojik ve kimyasal özelliklerini anlamak oldukça önemlidir; çünkü materyaller sürekli olarak karmaşık ve farklı bileşenlere sahip bir biyolojik mekanizmada kullanılmaktadır. Bu nedenle kullanılacak materyaller, birçok faktör göz önünde bulundurularak tercih edilmelidir. (29-32)
1.7.1.Protez kaide materyallerinin mekanik özellikleri
Protez kaide materyallerin mekanik özellikleri üç başlık altında incelenmektedir:
1.7.1.1 Statik özellikler
Gerilim (Stress): Bir materyale dıştan bir kuvvet uygulandığında, materyal de dış kuvvetin meydana getireceği deformasyona direnç göstermek için içten zıt yönde bir kuvvet uygular. Materyalin birim yüzey alanında oluşturduğu bu içsel direnç
“gerilim” olarak isimlendirilir. (7, 8) Hem dışsal hem de içsel kuvvetler materyal yüzeyine yayılmakta, bu şekilde gerilim birim yüzey alanında meydana gelmektedir.
Bu anlamda gerilim, basınca benzemektedir; çünkü hem basınç hem de gerilim birim yüzey alanına gelen kuvvet miktarını ifade etmektedir. İçsel kuvvet miktarı dışsal kuvvet miktarıyla da eşit olduğundan gerilim miktarını bulmak için tek başına dışsal kuvvet miktarı kullanılmaktadır. (8)
Gerilim= Kuvvet/Alan
formülü ile ifade edilmektedir. Uygulanan kuvvet genellikle Newton (N) ile ifade edildiğinden, gerilim miktarı pascal (Pa) (1 Pa = 1 N/m2 = 1 MN/mm2) veya megapaskal (MPa) (1 MPa = 106Pa) ile ifade edilmektedir. (7, 8, 29, 33)
16
Materyale uygulanan kuvvetin yönüne göre farklı şekillerde gerilim meydana gelir:
*Çekme gerilimi (Tensile Stress): Çekme gerilimi, materyali uzatmak veya germek isteyen bir kuvvetin yarattığı deformasyona karşı gösterdiği dirençtir (Şekil 6-a). PMMA’ın çekme dayanımı 48,3-62,1 MPa’dır. (7, 8)
*Basma gerilimi (Compressive Stress): Materyali sıkıştırmaya veya kısaltmaya yönelik kuvvetler sonucunda, materyalin buna karşı oluşan iç kuvvetlerine denir (Şekil 6-b). PMMA’ın basma gerilimine dayanımı 75,9 MPa’dır.
(7, 8)
*Makaslama gerilimi (Shear Stress): Bir kütleyi diğerinin üzerine kaydırmaya karşı koyan gerilimdir (Şekil 6-c). PMMA’ın makaslama gerilimine dayanımı 122 MPa’dır. (7, 8)
Şekil 6: Kuvvet altında materyalde meydana gelen gerilim türleri.
Isırma kuvvetleri kesici bölgesinden molar bölgesine doğru artmaktadır.
Kesici dişlerde ısırma kuvveti 178 N iken, kanin dişlerde 222 N, premolar bölgesinde 311 N, molar bölgesinde ise 578 N olmaktadır. Ancak protez varlığı ısırma kuvvetlerini büyük oranda düşürmektedir, örneğin 5-7 arası bir köprü
17
yapıldığında ısırma kuvvetleri köprü üzerinde 222 N’a düşerken, hareketli bölümlü ve tam protez kullanan hastalarda ısırma kuvvetleri 111 N’a düşmektedir. Yapılan çalışmalarda hareketli protez kullanan hastaların uyguladığı ısırma kuvveti miktarı doğal dentisyonlu bireylerin sadece %19’u kadardır.
PMMA’ın çekme, basma ve makaslama dayanımları yeterli düzeydedir.
Ancak hatalı yapım, düşürme, küçük ve devamlı tekrarlanan darbeler sonucu oluşan madde yorgunluğu nedeniyle kırılmalar olabilir. (29)
Gerilme (Strain): Materyale çekme gerilimi uygulandığında materyalde meydana gelen geçici uzama miktarı “gerilme” olarak isimlendirilir. Gerilme, materyalin boyunun uzama miktarının orijinal uzunluğuna bölünmesi ile hesaplanır ve “inç/inç” veya “cm/cm” olarak ifade edilebileceği gibi yüzde değişim oranı da hesaplanabilir. Gerilme, materyalin uzunluğuna bağlı bir değişim değildir ve kuvvet ile doğru orantılıdır; ancak gerilim, büyüklüğü ve yönü olan bir kuvvet iken; gerilim sadece bir büyüklüktür. Materyal kalınlığı aynı tutulduğunda ve kuvvet miktarı ikiye katlandığında, gerilme miktarı da iki kat artar. (7, 29)
Şekil 7: Gerilim–Gerilme eğrisi
18
Gerilimin gerilme ile orantısal olarak değiştiği alan “elastik deformasyon” dur.
(Şekil 7, 0-A çizgisi) Gerilme ile gerilimin orantısal olduğu en yüksek gerilim miktarı “orantısal limit” veya “elastik limit” (proportional limit) olarak isimlendirilmektedir. (Şekil 7, A noktası) Orantısal limit değerleri içerisinde kuvvet ortadan kaldırıldığında cisim eski şekline geri dönmektedir. Orantısal değeri düşük olan bir madde, küçük stresler sonucu devamlı deformasyona uğramaya başlar.
PMMA yeterli orantısal limit değerlerine sahiptir. (7, 8, 29, 33)
Materyalin kalıcı deformasyona uğramadan direnç gösterebildiği en yüksek enerji miktarına “reziliens” denilir ve gerilim-gerilme eğrisinin sadece elastik kısmının altında kalan alandır ve J/m3, N/m2, MN/m3 veya MPa ile ifade edilir.
(Şekil 8) (4, 5, 7, 9, 11)
Şekil 8: Gerilim-gerilme eğrisinde orantısal limitin altındaki taralı alan reziliensi ifade etmektedir.
Gerilim miktarının en yüksek olduğu kesin noktayı tespit etmek zordur, bu nedenle plastik deformasyonun net olarak görüldüğü değer “yield dayanıklılık”
olarak ifade edilir (Şekil 7, B noktası) ve yield dayanıklılık miktarı her zaman, orantısal limitin çok az üzerindedir. Yield dayanıklılık değerindeki kuvvet ortadan kaldırıldığında materyalde çok az bir plastik değişim gerçekleşmiş olur. (7, 29, 33)
19
Orantısal limitin üstündeki değerlerde gerilim ve gerilme orantısı bozulur ve kuvvet ortadan kaldırıldığında cisim kalıcı deformasyona uğrar, bu nedenle gerilmenin, gerilimden daha hızlı değiştiği ve orantının bozulduğu bu alana “plastik deformasyon” alanı denilir. (7, 8, 33)
Orantısal limit aşıldığında materyalde meydana gelen kalıcı şekil değişikliği
“plastiklik” olarak isimlendirilir. Materyalin yüksek miktarda plastiklik gösterebilmesi veya kuvvet karşısında plastik deformasyona uğrama kabiliyeti
“düktilite” olarak isimlendirilir. Materyalin düktilitesi ağız ortamında işlenebilirliğinle de ilişkilidir. Altın ve gümüş işlenebilirliği en yüksek materyallerdir; ancak genel olarak metaller düktil iken, seramikler kırılgandır.
Plastik davranışı ya çok az ya da hiç olmayan materyaller ise “kırılgan” materyaller olarak isimlendirilir. (7, 8, 29, 33)
Materyalin kırılmadan önce sahip olduğu en yüksek gerilim miktarına “en yüksek gerilim dayanıklılığı” (The ultimate tensile strength) denilmektedir (Şekil 7, C noktası). Materyalin kırıldığı gerilim miktarına ise “kırılma dayanıklılığı” denilir (Şekil 7, D noktası). Bazı materyallerde en yüksek gerilim dayanıklılığı, kırılma dayanıklılığına eşitken, bazı materyallerde kırılma dayanıklılığının sahip olduğu gerilim miktarı en yüksek gerilim miktarının bir miktar altındadır ve bu esnada materyal büyük miktarda elongasyon gösterir. (7, 8, 29)
Kırılmanın meydana geldiği gerilim-gerilme eğrisi altındaki tüm alan “tokluk”
(toughness) kavramını ifade etmektedir. Başka bir deyişle tokluk, materyali koparmak için gerekli olan enerji miktarıdır. J/m3, N/m2, MN/m3 veya MPa ile ifade edilir. (Şekil 9) Protezlerin geometrik yapıları çok karmaşık olduğundan stresler yüzeyde, özellikle frenulumlarda yoğunlaşır. Ayrıca, protez yüzeyindeki
20
düzensizlikler de stres birikimlerine neden olur. PMMA, suya doyduğu durumlarda, kuru olduğu duruma göre kırılmalara karşı daha dayanıklıdır. (7, 8, 29, 33, 34)
Şekil 9: Gerilim-gerilme eğrisinin altında kalan tüm alan tokluğu ifade etmektedir.
Elastik ve plastik deformasyonu kapsayan, materyalde meydana gelen en yüksek gerilme miktarı, başka bir deyişle kırılma esnasındaki toplam gerilme miktarı “elongasyon” olarak adlandırılır. Elongasyon iki kısımda incelenir: Orantısal limit (Şekil 7, 0 noktasından A noktasına) içerisinde materyalin boyunda meydana gelen uzama miktarı ve orantısal limitten kırılma dayanıklılığına kadar olan alanda meydana gelen elongasyon. (Şekil 7, A noktasından D noktasına) Elongasyon, materyalin boyundaki uzama miktarının materyalin kuvvet uygulanmadan önceki ilk uzunluğuna oranlanmasıyla hesaplanır ve yüzde ile ifade edilir. Aksiyal yöndeki gerilme ve elongasyon benzer kavramlardır. Elongasyon değerinin küçük olması, maddenin kırılgan olması demektir. PMMA’nın elongasyon değeri düşüktür. (7, 8, 29)
Elastisite modülü (Young modülü): Elastisite modülü, elastik limitler içerisinde materyalin sertliğini ifade etmektedir. Materyalin özelliğinden bağımsızdır ve ısıl işlemler ile değiştirilemez. (7, 8)
21 Elastisite modülü= Gerilim/Gerilme,
formülü ile hesaplanır ve N/mm2, MN/m2, MPa veya GPa ile ifade edilir.
Atomlar arası bağların kuvvetleri elastisite modülü ile doğrudan ilişkilidir. Bu bağlar ne kadar güçlüyse materyal o kadar rijittir ve elastiklik modülü de o kadar yüksektir. (8, 30)
Elastisite modülü, materyalin elastik limitler içerisinde sahip olduğu gerilim–
gerilme değerlerleri göz önüne alınarak hesaplanır ve gerilim–gerilme eğrisi ne kadar dikse o materyalin elastiklik modülü o kadar yüksektir. (Şekil 10) PMMA’ın elastiklik modülü yüksek olup 2400-3800 MPa değerleri arasındadır, başka bir deyişle materyalin esnekliği azdır (6-8, 34).
Şekil 10: Farklı elastisite modülüne sahip iki materyalin gerilim-gerilme eğrileri.
Elastisite modülü, materyalin yapısal değişikliklerine hassas olmayan az sayıdaki fiziksel özelliklerden biridir. Yield dayanıklılık ise ısıl işleme duyarlıdır ve ısıl işlem miktarı arttırıldıkça yield dayanıklılık da artar. (7)
22
Poisson Oranı: Elastik limitler içerisinde çekme kuvvetleri karşısında materyalin uzunluğu artarken (aksiyal gerilme), aynı zamanda kesitsel alanı (lateral veya transvers gerilme) da azalır. Lateral yöndeki gerilmenin aksiyal yöndeki gerilmeye oranı Poisson oranı olarak isimlendirilerek,
Poisson oranı= Lateral gerilim/Aksiyal gerilim, formülü ile ifade edilmektedir.
Bu nedenle kırılgan olan materyallerin Poisson oranı daha düşük olurken, düktil olan materyallerin Poisson oranı daha yüksek olmaktadır. (7, 8, 30, 33)
1.7.1.2. Dinamik Özellikler
Statik testlerde, materyal üzerine düşük değerde sürekli kuvvet uygulanmaktadır; ancak dinamik testlerde tekrarlayan veya yüksek değerlerde kuvvet uygulaması yapılmaktadır. “Darbe dayanımı” ve “yorgunluk direnci”, materyallerin dinamik özelliklerini belirlemektedir. (8)
Darbe dayanımı (Impact strength): Darbe dayanımı, ani bir darbe uygulandığında materyalin kırılmadan önce absorbe ettiği toplam enerji miktarıdır.
PMMA’ın içine plastiklik verici maddelerin katılması, onun darbe dayanımını arttırsa da sertliğini, orantısal limitini, elastiklik modülünü ve baskı dayanımını azaltır. (6, 8, 29, 33)
Yorgunluk direnci (Fatigue strength): Materyaller, yield dayanıklılık değeri altında çok sayıda küçük ve devamlı tekrarlayan streslere maruz kalırsa, oluşan bu mikro kuvvetler, materyalde önce küçük çatlakların oluşmasına, daha sonra bu çatlakların büyüyerek materyalin kırılmasına neden olur. Çiğneme sırasında da protezler çok sayıda küçük ve devamlı tekrarlanan streslere maruz kalabilirler, bu da protezin kırılmasına neden olabilir. (6, 8, 29, 33)
23 1.7.1.3. Viskoelastik Özellikler
Birçok kırılgan materyalde kuvvetin ne şekilde uygulandığının çok büyük bir önemi yoktur; ama özellikle polimerlerde ve yumuşak dokularda bu faktör oldukça önemlidir. Materyalin mekanik özellikleri yükleme hızına bağımsızsa materyal
“elastik”, bağımlıysa “viskoelastik” olarak adlandırılmaktadır. (8)
Visköz akış, makaslama geriliminin gerilme miktarına oranıdır. Çoğu dental materyal, şekillendirme aşamasında bir akışa sahiptir. (7)
Materyallerin viskozitesini iki temel faktör vardır, bunlar sıcaklık ve zamandır.
Zaman faktöründen bağımsız olarak bir materyalin viskozitesi sıcaklık arttıkça azalır. Dişhekimliğinde kullanılan çoğu materyalde iki materyal karıştırılır ve zaman ilerledikçe viskozite de artar. (8)
Viskoelastik davranış, elastiklik ve visköz akışın kombinasyonudur ve çoğu materyal viskoelastik davranış göstermektedir. (7)
İdeal elastik bir materyale sürekli bir kuvvet uygulandığında ani bir gerilme meydana gelir ve zaman ilerledikçe gerilme miktarı aynı olarak kalır, kuvvet ortadan kaldırıldığı anda ise gerilme sıfıra düşer. (Şekil 11-A) İdeal visköz bir materyale kuvvet uygulandığında ise gerilme zamanla lineer olarak artar ve kuvvet ortadan kaldırıldığında gerilme miktarı hiç değişmeden devam eder. (Şekil 11-B) İdeal viskoelastik bir materyal bir yay-piston sistemine seri olarak bağlandığında (Maxwell modeli) ve sabit bir yük uygulandığında gerilmede elastikliğe bağlı ani bir artış meydana gelerek gerilme lineer olarak artmaya devam eder ve yük ortadan kaldırıldığında elastik gerilme hemen geri dönerek visköz gerilme devam eder.
(Şekil 11-C) Ancak yay-piston sistemi paralel olarak bağlandığında (Kelvin veya Voigt modeli) ve yük uygulandığında zamanla gerilme non-lineer olarak artar ve
24
sabitlenmeye başlar, yük ortadan kaldırıldığında ise gerilme yavaş yavaş sıfır olur.
(Şekil 11-D) (7, 8, 29).
Şekil 11: Yay sistemleri ve visköz elementler arasındaki gerilme-zaman ilişkisi. t0 zamanında sürekli bir kuvvet uygulanmaya başlanmıştır ve t1 zamanında
ise kuvvet ortadan kalkmıştır.
Materyalde gerilim miktarı sabitken, gerilmenin zaman içinde artması
“sünme” (creep) olarak isimlendirilirken; gerilme miktarı sabitken, gerilimin zaman içinde azalmasına “stres gevşemesi” (stres relaxation) denilmektedir. (8)
1.7.2. Protez kaide materyallerinin fiziksel özellikleri
Isıl iletkenlik (Thermal conductivity): Isıl iletkenlik, materyalden ısının hareket etme hızıdır. 1 cm kalınlığındaki materyalin diğer yüzünde 10C’lik ısıl artış meydana getirilmesi ile hesaplanır. Bu nedenle, “kalori cm/cm2 saniye 0C” olarak ifade edilmektedir. PMMA, ısı ve elektrik açısından en zayıf maddelerden biridir.
25
Bu nedenler hastalar sıcak ve soğuğu yeteri kadar hissedemedikleri için dişhekimi kliniğine başvurabilir. (8, 29)
Isıl genleşme katsayısı (Thermal coefficient of expansion): Isıl genleşme katsayısı, sıcaklık 10C arttırıldığında materyalde meydana gelen lineer uzama miktarıdır.
Polimer zincirlerine paralel yönde bir kuvvet uygulandığında materyalin kırılması için 30 milyon Psi kuvvet gerekmektedir; ancak zincirlere dik yönde kuvvet uygulandığında materyalin kırılması için 0,5 milyon Psi kuvvet gerekmektedir. Bunun nedeni zincir içi bağların (primer bağlar) güçlü olması, zincirler arası bağları birleştiren bağların (hidrojen bağları, sekonder bağlar) ise zayıf olmasıdır.
Materyalin ısısının artması, beraberinde atomlar arası titreşimi de arttırır, bu şekilde ısıl genleşme gerçekleşir. Eğer atomlar arası bağlar güçlüyse, titreşim miktarı kısıtlanır, bu şekilde ısıl genleşme daha az görülür; ancak atomlar arası bağlar zayıfsa, atomların titreşim miktarı daha fazla olacağı için ısıl genleşme miktarı da daha fazla görülür. Polimerlerde ise zincir içi bağlar oldukça güçlüdür;
ancak zincirler arası bağlar zayıftır. Bu nedenle ısı ile zayıf bağlarda daha fazla titreşim görüldüğünden polimerlerin ısıl genleşme katsayısı, seramik ve metallere oranla daha fazladır. (Şekil 12) (6, 7, 29)
26
Şekil 12: Kristalin yapıdaki materyal ile polimer materyalin farklı ısıl genleşme davranışları.
Bu nedenle oda sıcaklığında modele iyi oturan bir kaide plağı, ağız sıcaklığında ağız dokularına aynı şekilde uymayabilir. Ayrıca PMMA’ın ısıl genleşme katsayısı, yapay dişlerle mutlaka uyumlu olmalıdır. PMMA’ın ısıl genleşme katsayısı akrilik yapay dişle neredeyse aynıyken, porselen takım dişten çok daha büyüktür. 750C’den 200C’ye soğutulduğunda protez %0.44 oranında küçülmektedir, bu durum da özellikle palatinal alanda uyumsuzluklar yaratabilir. (6, 33)
Isı distorsiyon sıcaklığı (Heat distortion temperature): PMMA’ın ısı distorsiyon sıcaklığı düşüktür. Isıtıldıkları zaman camsı veya kırılgan halden kauçuksu bir değişime uğrar, bu nedenle deforme olabilirler. (6, 7, 33)
Polimerizasyon büzülmesi: Sıcak akriliklerde sıvı/toz oranı 1/3 olduğu zaman hacimsel büzülme oranı %6 olmaktadır. Lineer olarak ise protez %2 oranında kontraksiyona uğramaktadır. Büzülmenin en çok görüldüğü alan üst protezin arka bitiş sınırıdır, bu nedenle postdam sahasının kalınlaştırılması, akriliğin kimyasal yapısına kopolimerlerin ilavesi, ana modelin eldesinde yüksek genleşme değerine sahip sert alçıların kullanılması polimerizasyon büzülmesini önemli ölçülerde kompanse eder ve postdam sahasında %50’ye varan oranda büzülmenin azaldığı görülür. (6, 7, 33)
Boyutsal stabilite: PMMA’ın boyutsal değişimi biraz fazladır ve ağız dokuları
%0,1-%0,4 oranındaki küçük boyutsal değişimleri kompanse edebilmektedir. Ancak protez kurallarına uygun bir şekilde yapılırsa, örneğin kaynamış mufla kendi halinde soğumaya bırakılırsa, tesviye ve cila esnasında aşırı ısı yaratılmazsa boyutsal değişiklik miktarı ağızda sorun yaratmayacak düzeylerde azalır. (6, 8)
27
Lineer boyutsal değişimi saptamak kolaydır; ancak hacimsel boyutsal değişimi saptamak zordur, hacimsel değişimi tahmin etmek için lineer boyutsal değişim miktarı üçle çarpılmaktadır. (29)
Estetik ve Renk stabilitesi: Renk stabilitesi, bir materyalin 24 saat ultraviole ışınına maruz kaldığında renginin değişmesi ile ölçülür ve akriliklerin renk stabilitesi iyidir. Renk olarak dokularla uyumludur, sentetik fibrillerle estetik damarlı görüntü de elde edilebilir. Ayrıca tadı ve kokusu yoktur. (6, 8, 29, 33)
Radyoopasite: Akriliğin yapısına titanyum dioksit, baryum ve bizmut tuzları konularak materyalin radyoopasitesi sağlanabilmektedir. (6, 8, 29, 33)
Özgül ağırlık: Özgül ağırlığın az olması özellikle üst çenede yerçekiminin etkisini azaltmak ve böylece protezin retansiyonuna katkıda bulunmak açısından önemlidir. Akriliğin ise özgül ağırlığı iyidir. Tozunun özgül ağırlığı 1.19 gr/cm3 iken, sıvının özgül ağırlığı 0.945 g/ml’dir. (6, 8, 29, 33)
1.7.3. Protez kaide materyallerinin kimyasal özellikleri
Su emilimi: Akrilikler, göreceli olarak diğer dental materyallere göre daha çok su emerler. Bir maddenin su emmesi ise onun bakteri ve fungus üremesi ile doğru orantılıdır. Protezler kullanımları sırasında sayısız ekspansiyon ve kontraksiyona uğrar. Her ne kadar boyutsal değişim miktarı büyük oranda geri dönüşebilir olsa da ıslatma veya kurutma süresinin çok uzun olması, meydana gelen şekil değişikliklerinin geri dönüşümünü olumsuz olarak etkileyebilir. Ayrıca protezler sıcak suda da yıkanmamalıdır, aksi halde iç gerilimler meydana gelebilir ve protez distorsiyona uğrayabilir. (6, 29, 33)
Su emilimi, akrilik rezin moleküllerinin polar özellikleri ve moleküller arası mesafenin su moleküllerinden büyük olmasından dolayı difüzyon kanunlarına göre gerçekleşir ve polimerler arası zayıf sekonder bağlara su molekülleri penetre olur.
28
Su emiliminin hem iyi hem de kötü yanı vardır. İyi olan yanı, sıcak akriliğin
%0,5’lik polimerizasyon büzülmesini kompanse etmesidir. Kötü olan yanı ise, su içeren polimer yapısının degradasyona uğramasıdır. Polimerin zayıf bağlar nedeniyle tercih edilmeyen özellikleri, çapraz bağlayıcı ajanlar ile geliştirilmektedir, böylece polimer malzemenin dayanıklılığı, su emilimi, abrazyon direnci artmaktadır.
Ayrıca polimerin hidrofobik yapısı da su emilimi miktarını azaltmaktadır. (7, 29, 35) Protez kaide materyallerinin içindeki plastiklikleştiriciler su emilimini azaltır;
çünkü bu maddeler hidrofobiktir, ayrıca bu maddeler, akrilik içindeki mikro boşlukları doldurur. Plastiklik verici maddelerin yokluğu veya azlığı karşısında bu mikro boşluklar su tarafından doldurulur. (6) Protez su emilimi sonucu %2’ye varan oranlarda genişleyebilir ve her %1’lik kütle artışı, protezin lineer olarak %0.23 oranında ekspansiyonuna neden olur. (33)
Çözünürlük: Polimerden çözünen materyallerin salınması olarak tanımlanır.
Polimerlerin sıvılarda çözünmemesi istenir. PMMA’tan en çok monomerler, az miktarda başlatıcılar ve plastikleştiriciler çözünür. Çözünürlük; çözünüm süresi, çözünüm ortamındaki solüsyonun yoğunluğu, ortamın pH’ı, rezinin şekli ve kalınlığı, materyalin içindeki monomer yapısı, çapraz bağlantı derecesi, doldurucu tipi ve hacmine bağlı olabilir. (36-38)
Yapılan çalışmalarda dental akriliklerin su emilimi miktarının fazla, sudaki çözünürlüklerinin ise az olduğu bildirilmiştir. (9, 33)
Kurtulmuş ve ark. (39) soğuk akrilik, sıcak akrilik, ışık ile sertleşen akrilik ve poliamidlerin su emilimi ve sudaki çözünürlüğü üzerine yaptıkları çalışmada ise gruplar arasında su emilimi açısından bir farklılık görülmemiş; en yüksek çözünürlük ışık ile sertleşen akrilikte (0,016±0,003) görülürken, en düşük çözünürlük değeri poliamidlerde (0,01±0,002) görülmüştür.
29
Plastiklerin su emilimi 0,8 mg/cm2, sudaki çözünürlüğü ise 0,04 mg/cm2’ten daha fazla olmamalıdır. (8)
Akrilikler; asitlere, bazlara ve organik eriticilere karşı dayanıklılık konusunda mükemmeldirler, bu nedenle protez yüzeyleri çok iyi polisajlanabilir; ancak alkol yüzeyde küçük çatlaklara neden olabilmektedir. (6, 33)
1.7.4. Protez kaide materyallerinin biyolojik özellikleri
Tamamen polimerize olan akrilikler doku dostudur, irritan değildir ve alerjik reaksiyonlara yol açmazlar; fakat artık monomerler ve akrilik içindeki bazı kimyasallar hassas kişilerin deri ve ağız dokusunda alerjik reaksiyona neden olabilir.
Soğuk akriliklerde bu duruma daha sık rastlanır, çünkü esas alerjen artık monomerlerdir ve soğuk akriliklerde artık monomer miktarı daha fazladır. Temas alerjisini belirlemek için deri testleri uygulanır ve hasta akriliğe alerjik ise uzun kaynatma yöntemi (muflanın 7 saat 700C’de tutulması, sonra 3 saat 1000C’de kaynatılması) daha başarılı sonuçlar verebilir. Ayrıca monomere alerjik olan kişiler için ışıkla sertleşen akrilikler de bir alternatiftir; çünkü ışıkla sertleşen akriliklerde artık monomer hiç oluşmamaktadır.
Uzun kaynatma yönteminde ilk 7 saat monomerin büyük bir çoğunluğu polimere dönüşür. Sıcaklık 700C’de tutulmasına rağmen ekzotermik ısı nedeniyle hamurun bazı bölgelerinde sıcaklık 1000C’ye ulaşır ve polimerizasyon tamamlanır.
Muflanın son 3 saat 1000C’de kaynatılması ise, protezin ince kısımlarında polimerizasyonun tamamlanmasına ve artık monomer miktarının minimuma inmesine neden olur; çünkü protezin ince kısımlarında ekzotermik ısı pek etkili değildir ve bu bölgelerdeki sıcaklık hemen alçıya iletilmektedir.
“Protez stomatitis”, akriliklerin yüzeyinde Candida albicans’ın çoğalması ile ilişkilidir. Akrilik yüzeyine Klorheksidinglukonat ve Nistatin uygulaması, yüzeyde
30
iki hafta süreyle Candida’nın çoğalmasını önlemektedir. Candida albicans’tan başka akrilik yüzeyinde Streptococcus oralis, Bacteroides gingivalis, Bacteroides intermedius ve Streptococcus sanguis gibi mikroorganizmalar da birikebilir. Bu
nedenle mikroorganizma tutulumunu azaltmak için akrilik yüzeyi iyi cilalanmış olmalıdır ve protezin temizliğine önem gösterilmelidir (1, 4, 7, 9). (Şekil 13)
Şekil 13: Protez Stomatitisi 1.7.5. Protez kaide materyallerinin diğer özellikleri
Akrilikler, metale ve porselene tutunamaz, bu nedenle akrilik yüzeyinin kimyasal olarak hazırlanması veya mekanik retansiyon hazırlanması gereklidir;
ancak akriliğin akriliğe bağlanması oldukça iyidir.
Akriliklerin raf ömrü oldukça uzundur, özellikle hidrokinon ilavesi raf ömrünün artmasına büyük katkı sağlamaktadır.
Hasta tarafından temizlenmesi kolaydır.
Yapımı ve tamiri kolaydır.
Ekonomiktir. (1, 4, 7, 9)
31
2. Takım Dişler ve Özellikleri
Tam protezlerde porselen takım dişler, akrilik takım dişler, ön bölgenin porselen arka bölgenin akrilik olarak hazırlandığı kombine takım dişler ve son dönemlerde daha çok kullanım alanı bulan isosit takım dişler kullanılmaktadır. (6) 2.1. Porselen Takım Dişler
Porselen dişlerde esas madde feldspat'tır. Ayrıca içinde %15 guartz ve %4 kaolin bulunur. Bu karışımdan bir kitle yapılıp içine renk pigmentleri konur ve kalıplanır. (17) İki çeşit yapım metodu vardır: Açık havada pişirme ve vakumla basınç altında pişirme. (12) Kalıplar için genellikle bronz kullanılır. İki veya üç parçalı olabilir. Üçüncü parça mineye şeffaflık vermek için kullanılır. (12, 17) Basınç altında yapılan tekniğin amacı dişin içinde hava kabarcığı kalmaması, yani poroziteyi önlemektir. (12, 17, 40) (Şekil 14-15)
Şekil 14: Yapay porselen diş kesiti
Şekil 15: Porselen takım diş
32 2.2. Akrilik Yapay Dişler
Akrilik dişler 1940 yılında piyasaya çıktıkları zaman beraberlerinde bazı avantaj ve dezavantajları da getirmişlerdir. (Şekil 16)
İlk üretilen plastik dişlerin istenmeyen özelliklerinden en önemlisi kimyasal bir bileşimden meydana gelmesi ve yapımında kimyasal maddeler kullanılmasıydı.
(41) Diğer sakıncaları ise aşınma, çizilme, çatlama, renk değiştirme ve organik çözücülerden etkilenmesiydi. (42)
Fakat ilerleyen yıllarda bu sakıncalar yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır. Önce akrilik reçinenin yapımında kullanılan bütün çözücü ve dengeleyici kimyasal maddeler kaldırılmıştır. (41, 43)
Plastik dişlerin en büyük dezavantajı olan aşınma problemi ise ancak 1952 yılında çözümlenmiştir. Bu tarihte çapraz bağlantı ajanlarının bulunması ve üretim sırasındaki kalıplama tekniklerinin değişmesi akrilik dişlerde büyük bir gelişme meydana getirmiştir. (21, 41, 43, 44)
Çapraz bağlantı aynı zamanda organik çözücülerde (ketonlar, aromatik hidrokarbonlar) erime problemini de ortadan kaldırmıştır. Çapraz bağlantılı plastikler ağımsı yapılarından dolayı çözücülere, distorsiyona ve ısıya karşı dirençlidir. Bu istenen özellikler olmasına rağmen plastiği daha kırılgan hale getirir.
Şayet yeterince çapraz bağlantı ajanı kullanılırsa akrilik polimeri termoplastik halinden termoset haline döner ve bu da polimerize olduktan sonra artık ısıtılarak yumuşatılamaz. (12, 15, 40)
Dişlerin üretimi esnasında oluşan çatlaklarda çapraz bağlantıların uygulanmasıyla hemen hemen ortadan kalkmıştır. Çatlakların mekanizması tam olarak bilinmemekle beraber muhtemel sebebi polimerizasyon sırasında dişlerin su emmesidir. Suyun ve reçinenin çözülebilirliği ısıyla değişmektedir. Diş
33
polimerizasyon sırasında boyutsal değişikliğe uğrayarak su emer ve soğumaya bırakıldığında çatlaklar oluşur. (45) Çapraz bağlantı ajanları bütün bu problemleri çözmüştür.
Plastik dişler protez akriliğine benzer akrilikten veya modifiye edilmiş akrilik materyalinden yapılırlar. Çeşitli pigmentler renklendirme için kullanılır. En çok kullanılan reçine polimetilmetakrilat ve kopolimerleridir. Vinilakrilik ve epoksi reçineler de çok küçük oranda kullanılmıştır. (46, 47)
Şekil 16: Akrilik takım dişler 2.3. Kombine Takım Dişler
Akrilik ve porselen dişin avantajlarından aynı anda faydalanmak için tercih edilen dişlerdir. Dişlerin vestibül tarafları porselen, palatinal/lingual tarafları akriliktir. Porselen dişin akrilik dişe olan estetik üstünlüğü ile akrilik dişin porselen dişe olan çiğneme kuvvetlerini dengeli dağıtması ve hafif oluşu gibi üstünlükleri sebebiyle böyle bir kombinasyondan yararlanılmıştır. (6) (Şekil 17)
34
Şekil 17: Kombine takım dişler 2.4. İsosit Takım Dişler
Alışılmış PMMA akrilik diş yerine ısosit diş inorganik doldurucular
kullanılarak geliştirilmiştir. PMMA dan üretilen dişlerin sertliğine göre isosit dişler;
inorganik dolgu malzemelerinin kullanımı sayesinde önemli ölçüde artmıştır. (Şekil 18)
Zengin kalıp ve renk çeşitliliği isosit dişleri çok kullanışlı kılmakla birlikte her prostetik gerekliliğe uygun hale getirmektedir. Kırılma ve korozyona karşı direnci yüksektir. Çeşitli anatomik formlara sahip kalıplarla üretilir. Her yüz tipi, yaş ve yapıyla kullanılabilir.
Brinell sertlik derecesi 76 HB’dir. Mukavemetli yapı, renk sabitliği, abrazyon direnci, doğal parlak görünümü tercih edilme nedenleri arasındadır. (48)
Şekil 18: İsosit takım dişler
35
3. Protez Kaide Materyalleriyle Takım Dişlerin Bağlanması
Katı bir cismin yapısı nasıl olursa olsun atomların veya moleküllerin birbirlerine çok yaklaşmasını önleyen bir faktör vardır. Mesela bir atomun merkeziyle komşu atomun merkezi arasında bir çap kadar uzaklık vardır. Şayet atomlar birbirlerinden uzaklaşmak isterlerse çekim güçlerinden dolayı ayrılamazlar.
Aynı şekilde birbirlerine yaklaşmak isteseler de gene yüklerinden dolayı birbirlerini iterler. Bu durumda atomlar belli bir dengede dururlar. Şayet bu çekme veya itme kuvvetleri arasındaki denge bozulursa kopma meydana gelir. (15) (Şekil 19)
Şekil 19: İki atomun şematik şekli. A ve B denge durumunda. B'; A'dan uzaklaşmış olan atom . B"; A'ya yaklaşan atom.
Bu denge, atomlar arasındaki kuvvetler dışında enerji faktörüyle de ilişkilidir.
Fizik kurallarına göre enerji kuvvetin uzaklıkla çarpılmasıyla ölçülür. Sonuçta meydana gelen güç (F) (Şekil 20'deki noktalı çizgi) atomlar arası mesafeyle çarpılırsa bağlanma enerjisi olarak adlandırılan değer bulunur. (Şekil 20)
36
Şekil 20: Atomlar arası boşlukla, atomlar arası kuvvetler arasındaki ilişki
Yüzeyleri temas halinde olan iki cismin, birbirlerine benzemeyen moleküllerini birarada tutan kuvvete yani farklı maddelerin atom veya moleküllerinin birbirini çekmesine adezyon denir. (12) İki yüzeyi birbirine bağlıyabilen maddelere adeziv, adezivin uygulandığı maddeye ise aderent denir.
(40).Konumuzda ise polimerize olan akrilik kaide maddesi hamuru adeziv, daha önce polimerize olmuş olan plastik diş yüzeyi ise aderent olarak düşünülebilinir.
Atomlar arasında sürekli bir çekme kuvveti olduğundan adeziv kuvvetler çok önemlidir. Adeziv bağlanmayı zayıflatan stresler termal genleşme katsayısında değişikliğe ve boyutsal değişikliğe sebep olurlar. (12) Atomlar arası bağlanma primer veya sekonder bağlanma olarak ikiye ayrılabilir. Primer bağlanma kimyasaldır, sekonder bağlanma ise mekaniktir ve fiziksel kuvvetlerden söz edilir.
(12, 15, 40)
Mekanik adezyon bir yüzeyin diğer bir yüzeye retansiyonu şeklinde düşünülür. (12) Mekanik bağlanmada adeziv yalnızca aderentin yüzeyinin andırkatlarına girer. (40) (Şekil 21)
37
Şekil 21: Mikromekanik bağlanmayla, kimyasal bağlanma arasındaki farkın şematik görünümü.
Eğer yüzey düzensizlikleri yalnızca birkaç mikrometre ise mikromekanik bağlanma olarak adlandırılır. Fakat andırkat kaviteleri açılmış ve farklı maddeler kullanılarak bağlanma elde edilirse makromekanik bağlanma söz konusudur. (40) Primer atomik bağlanmanın değişik tipleri vardır. (15)
İyonik bağlanma: İyonik bağlanma en basit kimyasal bağlanmadır ve pozitif ve negatif yüklerin ortak çekimi sonucudur. Buna en tipik örnek Na+ ve Cl- dur.
Sodyum atomunun dış kabuğunda bir değerli elektron bulunurken klor atomunun dış kabuğunda ise 7 elektron vardır. Klor atomlarının sodyum elektronlarını paylaşması sonucu stabil bir yapı olan NaCI oluşur.
Kovalent bağlanma: Birçok kimyasal yapıda iki değerlikli elektronlar paylaşılır. Buna en tipik örnek H2 dir. Hidrojen atomunun her atomu diğer atomla birleşir ve stabil hale geçer. Örneğin karbon 4 elektronludur ve hidrojenle birleşerek metanı oluşturur.
Kimyasal bağlanmada adezivin yüzeye kimyasal çekimi söz konusudur. Eğer çekim Van der Waals kuvvetleri ile oluşmuşsa sonuç bağlanma nispeten zayıf olur.
38
Diğer taraftan iyonik veya kovalent bağlanma meydana gelirse sonuç bağlanma daha kuvetli oluşur. (40)
Hangi çeşit bağlanma olmuş olursa olsun adezivin aderent yüzeyini ıslatması gereklidir. Mekanik bağlanmada adeziv hemen hemen bütün yüzeyi kaplamalı ve yüzeyin bütün andırkatlarına girmelidir. Ancak böylece mekanik bağlanma oluşabilir. Kimyasal bağlanma oluşabilmesi için ise adezivin aderent yüzeyini ıslatması ve çok sıkı bir temas oluşturması gereklidir. (40)
Adezivin yüzeyi ıslatabilme kabiliyeti temas açısının ölçülmesiyle değerlendirilir. Temas açısı bir damlanın yüzeyle arasında oluşturduğu açıdır.
(12,15) Katı bir yüzey üzerine konulan çok az miktardaki bir sıvı eğer dağılmazsa bir damla halini alır. Bu damlanın katı cismin yüzeyi ile yaptığı açı, katı ile sıvı arasındaki adezyonu ve katı yüzeyin ıslanabilme özelliğini gösterir. Temas açısı termodinamik veya mekanik denge durumunda sıvı damlasının üzerinde durduğu katı yüzey ile, kendi yüzeyi arasındaki açı olarak tanımlanır. (49) Temas açısı büyüdükçe katı cismin yüzeyinin ıslanabilirliği azalmakta, küçüldükçe artmaktadır.
Bir cismin ıslanabilirlik oranını etkileyen faktörler vardır. Bunlar arasında katı ve sıvı maddenin kimyasal özellikleri, sıvının viskozitesi, damla büyüklüğü, sıcaklık, katı yüzeyin pürüzlülük miktarı ve sıvının yüzey gerilimi sayılabilir.
Polimetilmetakrilat iyi ıslanabilirlik gösterir yani düşük değme açısı değeri vardır.
(49)
Şekil 22’de iyi bir ıslanma yani küçük temas açısı görülmektedir. İdeal olan bu açının sıfır olmasıdır. Şekil 23’de ise yüksek temas açısı görülmektedir. Bu durum kötü ıslanmayı gösterir, yani zayıf bir adezyon oluşmaktadır. (40)
39
Temas açısının etkileyen en büyük faktör adezivin yüzey gerilimi (YG) ve aderentin serbest yüzey enerjisidir (SYE). Eğer düşük değme açısı elde etmek isteniyorsa SYE>YG olmalıdır. (40)
Sıvıların yüzeyinde kohezyon kuvvetleri yüzey gerilimi diye adlandırılan bir durum oluştururlar. Yüzey gerilimi bir sıvı tarafından bir çizgi boyunca oluşan kuvvettir. Bu olay sıvıların yüzeyindeki dengesiz moleküler çekim kuvveti nedeniyle meydana gelir.
Şekil 22: İyi ıslanmada temas açısı
Şekil 23: Zayıf ıslanmada temas açısı
Bir sıvının içindeki moleküller birbirlerini eşit bir kuvvetle çekerler. Bu durum kohezyon denen bir özelliktir. Fakat sıvının yüzeyinde bulunan moleküler aşağıya ve yan taraflara yani sıvının kütlesine doğru çekilmekle beraber yukarıya çekilemezler. Çünkü yukarısı boştur yani yüzeyde moleküler çekim dengede değildir. İşte yüzeydeki bu dengesiz kuvvete serbest yüzey enerjiisi adı verlir. Katı
40
cisimlerde serbest yüzey enerjisi sadece yüzey hareketli olduğu zaman ortaya çıkar.
Katıların serbest yüzey enerjisini ölçmek sıvılara göre çok daha zordur. Sıvılar arasında en yüksek serbest yüzey enerjisi civa da görülür. Bu nedenle yere düşen bir damla civa hemen top gibi yuvarlak hale gelir. (50) Eğer iyi bir bağlanma elde edilmek isteniyorsa aderentin serbest yüzey enerjisini en üst düzeye çıkarmak gereklidir. Serbest yüzey enerjisi düzeyini yükseltmek için yüzeyin temiz, kuru, yağlardan temizlenmiş olması gereklidir. (40)
41
4. TARTIŞMA
1972 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde S.Civjan tarafından yapılan bir araştırmada sıvı akriliğin akrilik dişlere bağlanması incelenmiştir. Bu çalışmada dişlerin kret yüzeylerindeki şekil değişikliği ile uygulanan basıncın ve uygulanan ısının miktarının etkileri incelenmiştir. Dişler üç gruba ayrılmıştır. Birinci grupta dişler üreticiden alındığı gibi bırakılmıştır İkinci grupta ise dişlerin kret yüzüne monomer sürülmüştür Üçüncü grupta ise, dişlerin kret yüzünün cilası, aşındırıcı karborandum bantla dişin şekli bozulmadan kaldırılmıştır. Sonuçlar şöyledir: Orjinal halinde alınan dişlerin hepsinin değerleri ADA'nın öngördüğü miktara ulaşamamıştır. Burada uygulanan basınçta etkili olmamıştır. Yalnız sıcaklık arttıkça daha iyi bir bağlanma meydana gelmiştir. Dişin kret yüzünün monomerle ıslatılması değerlerin çok düşmesine sebep olmuş, bağlanma çok zayıf kalmıştır. En iyi sonuçlar dişin kret yüzünün aşındırıldığı örneklerde çıkmıştır. Bu grupta da en yüksek bağlanma dayanımı 400 kg/cm2 ile 37.7°C de bulunmuştur. Fakat bütün bu değerler ADA'nın verdiği 316 kg/cm2 lik rakama ulaşamamıştır. Bu yüzden yazar sıvı akrilik kullanımında Rupp, Bovven ve Paffenbarger'in (51) önerdiği metilen diklorid-metil metakrilat karışımı solüsyonunun kullanılmasını önermektedir.
1983 de İngiltere'de Ritchie tarafından yapılan bir araştırmada ise sıcak akrilik ve soğuk akrilikle beraber dişte de şekil değişiklikleri yapılmış ve incelenmiştir. Sıvı tip soğuk akrilik olarak Levopress ve Palapress, sıcak akrilik olarak da QC 20 kullanılmıştır. Dişlerin krete bakan yüzeyleri de düz, iç bükey ve dış bükey olarak hazırlanmıştır. Ayrıca soğuk akrilik deneylerinde dişe adeziv (polimer/monomer karışımı içinde çözülmüş dimetilenklorid) uygulaması da yapılmıştır. Adezivler bütün örneklerde bağlanma dayanımını azaltmıştır. İçbükey örneklerde de zayıf sonuçlar elde edilmiştir. En iyi şeklin düz kret yüzeyi olduğu bildirilmiştir. Sıcak
42
akrilik (QC 20) bütün deneylerde soğuk akriliğe göre daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu çalışmada sonuç olarak yüksek ısı ve uzun polimerizasyon tavsiye edilmektedir
1985 yılında A.M. Fletcher Ritchie'nin çalışmasına benzer ayrı bir araştırma yapmıştır (52). Soğuk ve sıcak akrilik kaide maddesi ve düz, iç bükey, dış bükey şekillerinde plastik dişler kullanılmıştır. Buradaki önemli fark dişlerin krete bakan yüzünün aşındırılmasıdır. Bütün akrilik ve diş çeşitlerinde kret yüzünün aşındırılması bağlanma dayanımını anlamlı derecede arttırmıştır. Araştırıcı üretici firmaların diş şeklini gözden geçirmelerini ve rahatlıkla aşındırabilinecek şekilde üretmelerini önermektedir.
Diş akrilik bağlanma dayanımı konusunda yapılan en kapsamlı araştırmalardan biri de 1986 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde C. Wayne Casvvell tarafından yapılan bir araştırmadır. (52) Bu araştırıcı üç çeşit akrilik diş ve iki çeşit akrilik kaide maddesi kullanmıştır. Dişler üç grupta hazırlanmıştır. 1.
Grupta dişler üreticiden alındığı şekilde bırakılmış, 2. Grupta krete bakan yüzeyleri 1 mm aşındırılmış, 3. Grupta ise krete bakan yüzeyler 3 mm aşındırılmıştır. Germe dayanımı testleri yapıldıktan sonra sonuçlar; Trubyte Bioform IPN dişi bütün deneylerde en iyi sonuçları vermiş, diğer iki dişten anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir. Akrilik kaide maddeleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Krete bakan yüzeyi 1 mm ve 3 mm aşındırılmış dişlerle hiç aşındırma yapılmayan dişler arasında da anlamlı fark bulunmuştur. Aşındırılan dişlerdeki kopmaların hepsi dişin içinde olmuştur. Bu da dişin üretiminde tabakalar arasında yeterli bağlantı olmadığını göstermiştir. Aşındırma yapılmayan dişlerde ise kopmalar bağlanma yüzeyinde olmuştur.
1992 yılında Cunninghan tarafından Belfast'da yapılan bir araştırmada germe bağlanma dayanımı (tensile bond strenght) incelenmiştir. (50) Araştırıcı hem
43
ADA'nın hem de B S 3990 standardının tartışmaya açık olduğunu ileri sürerek araştırmasında kendi geliştirdiği bir yöntem kullanmış, diğer metodlarda örneklerin hazırlanırken strese tabi kaldıklarını ve standart bir bağlanma yüzeyi elde edilemediğini savunmuştur. Araştırıcı bir çeşit klasik sıcak akrilik kullanmıştır. İki gruba ayırdığı dişlerin bir bölümünü üreticiden aldığı gibi bırakmış, diğer bölümünün ise kret yüzünü aşındırmıştır. Sonuç olarak aşındırılmış ve aşındırılmamış dişlerin bağlanma dayanımları asasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Sert plastik dişlere mikrodalga akriliği, klasik sıcak akrilik ve 4-Meta içeren protez kaide materyalinin bağlanma dayanımları incelenmiştir. Ayrıca kret yüzünün aşındırılması ve monomerle ıslatılmanın da etkisi araştırılmıştır. Plastik dişlerin mikrodalga akriliğine bağlanma dayanımı diğer iki akriliğe göre biraz daha fazla bulunmuştur. Dişin monomerle ıslatılması bağlanma dayanımını arttırmıştır. Fakat az miktarda da olsa bazı örneklerde de azaltmıştır. Özellikle monomer uygulanmış olan örneklerde kırıklar kaide akriliğinin içinde meydana gelmiştir. Araştırıcının vardığı sonuca göre sert plastik dişlerin mikrodalga akriliği veya 4-META içeren akriliğe bağlanma dayanımı, dişin kret yüzünü aşındırmak veya monomer ile ıslatmakla artmaktadır. (53)
44
5. SONUÇ
Hareketli protezler için geçmişten günümüze kadar çeşitli materyaller kaide malzemesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde sıcak akril hala popülerliğini korumaktadır.
Hareketli protezler için tercih edilen takım dişler çok çeşitlilik göstermektedir. Vakanın durumuna göre akril, porselen, kombine veya isosit dişlerden yararlanılabilir.
Kullanılan kaide materyali ile takım diş arasındaki bağlantı malzemelerin birbiri ile uyumuna bağlıdır. Aynı yapıdakilerin bağlantıları daha güçlü olmaktadır.
Hareketli protezlerde kaide ve diş seçiminde alternatifleri hastaya uygun olarak en iyi bağlantıyı elde edecek şekilde değerlendirmeliyiz.