• Sonuç bulunamadı

Atatrk ve Kltrel Alandaki adalamada Trk Dilinin Yeri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Atatrk ve Kltrel Alandaki adalamada Trk Dilinin Yeri"

Copied!
15
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

..

••

• •

TURKDILI

DİL

VE

EDEBİYAT DERGİSİ

Prof. Dr.

Şükrü

HalUkAKALIN

Prof. Dr. Nevzat GÖZAYDIN

Bekir

OGUZBAŞARAN

FatmaCAN

Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ

Nabi

BALKANU

Yrd

.

Doç. Dr

.

MüslümeNARİN

CevdetASLANGÜL

Prof. Dr

.

Hamza

ZÜLFİKAR

Kenan ERZURUM

R

.

Sami HAMAMCI

NailTAN

AdemTERZİ AyşeBALCI

RabiaÇOLAK

(2)

Atatürk ve Kültürel Alandaki

Çağdaşlaşmada

Türk Dilinin Yeri*

Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ

@l

tatürk'üngeldiğimizdoğumununAfyon ilinde ve125.Kurtuluş Savaşr'mızrnyıldönümünü kutlamayüzdolayısıylaağartıcı

zaferini simgeleyen bir üniversitede, Kocatepe Üniversitesinde 39 bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyor ve hepinizi sevgi ve

saygılarımlaselamlayarak sözlerimebaşlamakistiyorum.

Değerli dinleyiciler, panelimizin genel konusu "Atatürk ve Türk di-li"dir. Bu konu üzerinde hem tarafımızdanhem de başka meslekraşlarırruz tarafından belirli günlerde ve sırası düşrükçe epey korıuşulmuş veya yazılar yazılmıştır. Ancak, Atatürk'ün bu konuya neden özel bir değervererek eğil­ diğidikkatealınırve dilin bir milletvarlığıiçindeki yeri göz önünde bulun-durulursa, Türk dili var oldukça bu konu gündemde kalacak ve üzerinde çok yönlü derinlemesineçalışmavedeğerlendirmeler yapılmayadevam edilecek-tir. Çünkü dil, bilindiğiüzere yalnızcagünlük konuşmalardayer alan ve bi-reyler arasında karşılıklı basit bir anlaşma aracı olmaktan ibaret değildir. Onun bireylerdışındasosyal biryanıda bulunduğu, niteliği bakımından ay-nı zamanda sosyal bir manevi varlık olduğuiçin, bir toplumuoluşturan bi-reyleri birbirine kenetleyen, onlararasındakiortak duygu vedüşünceleri

güç-* Atatürk'ündoğumunun125. yıl dörıümü dolayısıyla6Kasım2006 tarihinde TDK ile Afyon Koca-tepe ÜniversitesiRektörlüğüncedüzenlenen "Atatürk ve Türk Dili" konusundakiaçıkoturumda

(3)

40

lendiren sosyal birakrabalık bağıkurma özelliğinede sahiptir. Ulusal birliği koruyan bir araç görevi yüklerımiştir.Bir toplumun milletniteliğini kazana-bilmesi de, o topluma özgügelişmişbir dilinvarlığıile mümkündür. Dil ay-nı zamandadüşünceninde kaynağıdır. Çünkü, insan ancak dil ile düşünebi­ lir. Yani kafasındakiher türlüdüşünceyi, yüreğindeki çeşitli duygularıancak konuşmave yazı ile dışarıvurabilir. Bu nedenle dil aynızamanda bir düşün­ cearacıdemektir. Dolayısıyla,yeni yeni duygu vedüşüncelerortaya atma ni-teliğindeki yaratıcılığın da kaynağıdır. Eğer yaratıcı düşünceler, dilin anla-tımgücündeki yetersizlikdolayısıyla dışarıvurulmazsa, buyaratıcılıkkörelir ve söner. Demek oluyor ki çok gelişmişyüksek düzeyde bir dilolmadan ya-ratıcı düşüncelerortaya konamaz.

Öte yandan dil toplumun uzun yüzyıllardanberi biriktiregeldiğiher alandaki sözvarlığınıkendi hazinesinde topladığıiçin,aynızamanda bir mil-letin, tarihi ve sosyalyaşamındakibütün birikimlerin ifadesi olan kültür var-lığının, kültür zenginliğininde göstergesidir. Kültür düzeyleri yüksek olan milletlerin dilleri zengindir. Anlatım olanaklarıçokgeniştir. Gelişmiş bir dil

edebiyat.sanat,bilim ve felsefealanlarındaüstündeğerdeeserler verebilen bir dil demektir.İnsanoğlununihtiyaçduyduğuherkavramıanlam incelikleri ile karşılayabilecekgüce sahip bir dil demektir. Böyle anlatımgücü yüksek dü-zeydeki köklü ve güçlü diller,toplumların geleceğe uzanan gelişmelerindede önemli bir etkendir. Dolayısıylatarihivarlığıboyuncabiriktiregeldiğikültür değerlerini aynızamandageleceğeaktaran biraraçtır.Bütün bu özellikler ile de diller ulusların,birer kimlik belgesidir. Bu kimlik belgesi zaman içinde eriyip kaybolma tehlikesine uğrarsa, o dili konuşantoplum veya millet de kimliğini, dolayısıyla varlığını yitirir ve eriyip yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Tarihte bunun çeşitliörnekleri vardır.Sözgelişi VIII-IX. yüzyıl­ larda Karadeniz' in kuzeybatısındaki bölgelerde yurt tutmuş olan Bulgar

«

bul-gar; bulayan veya bel-ogur "beş Oğuz": M. Rasanerı, Versuch eines Etymolo-gischen Viirtterbuch der Türksprachen, Helsinki 1969; A. Ercilasun, Türk Dili Tarihi, Ankara 2004) Türklerinin yavaş yavaş İslavlaşarakdillerini ve milli-yetlerini yitirmiş olmalarıgibi.

Dilin bu çok yönlüyaşamsalve toplumsal özelliklerini, engin sezgi gücü ile çok iyi kavramışolan Atatürk, Türk dilinin Türk ulusu için ne ifade etti-ğini,biraz sonra ele alacağımizDil Devrimi dolayısıyla yaptığı konuşmalar­ dan birinde şusözlerle dile getirmiştir:

(4)

;'<?>

':'H;·c;}Lj:'>':···';

"Türkiye Cumhuriyetini kuran TürkhalkıTürk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü~ Türk milletigeçirdiğinihayetsiz felaketler içindeahlakını,an'anelerini,hatıralarını, men-faatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan herşeyinindili sayesinde muhafa-za olunduğunugiirüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir."1

Bukısa giriştensonraasıl konuya, "Atatürk ve Türk dili" konusuna ge-çebiliriz. Ancak, biz burada bu konu üzerinde dururken zamanımızın kısıtlı olmasınedeniyle, Dil Devrimi'nin 1932'den günümüze uzanan süreçleri üze-rindeayrıntılaragirenaçıklamalaryerine, yalnızcaonu temel hedefe ulaştıran noktalarıve Türk toplumunun kültürelkalkınmasındakiyeri üzerinde genel birdeğerlendirmeyapmaklayetineceğiz.

Atatürk"Milli Mücadele" diye adlandırdığımız Kurtuluş Savaşı'na başlar­ ken alt yapısınıçok daha önceki yıllarda olgunlaştırdığıiki temel ilkeyi be-nimsemiş bulunuyordu. Bunlardan birincisi ülkeyi düşman istilasından kur-tararak, ulusunu her yönü ile tam bağımsızbir siyasi varlığa kavuşturmak; ikincisi de bu toplumun siyasi ve sosyal yapısında gerçekleştirilecek yeni leş-meler ile onu en kısa zamandauygarlıkdüzeyinin ön safındayer ırlacak çağ- 41 daş, modern bir devlet durumuna götürebilmekti. Görülüyor ki Atatürk Türk ulusununbağımsızlığınıbir bütün olarak elealmışve bunu vazgeçilmez bir temel ilke, bir temel devlet felsefesi olarak benirnsernişti.Çünkü sosyal yapısı sağlam temellere oturtulmarnışbir devletin siyasi bağımsızlığını

sür-dürebilmesi olanaksızdı.

Hepimizin tarihi kaynaklardan ve okuduğumuz çeşitli eserlerden tanık olduğumuzüzere, Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı'ndanve ı. Dünya Sava-şı'ndan mağlupve bitkin olarakçıkmış,halk bu uzun savaş yıllarının getir-diğiyenilgi vesıkıntılarlayüz yüze kalmış,bitapdüşmüştür.Üstelik Osman-lı toprakları düşmanAvrupa devletlerinin işgal ve taksimine uğrayarak par-çalanmıştır.

Atatürk böyle korkunç bir yangının külleri arasından çekip çıkardığı Türkhalkınıve ülkesini bu durumdan kurtarmak için askeri ve ulusu ile el ele vererekteşkilarlanırkerı, Avrupa'nıngözde siyasileri vetanınmış gazeteleri ve hatta memleket içindekibazı aydınlar,bütündünyanınkuvvetlerinekarşı

(5)

MatiirkveKültlire! AlanclakiÇ~laşmaı:laTiltk OIJinin Veri

12

sal bir hareket yaratarak ülkeyi kurtarma mücadelesine girmenin çocukça bir hayal, bir çılgınlık olduğunu dile getirerek alaya alıyorlardı. Ne var ki Ata-türk'ün üstün askerlikyeteneği dışında,dahi kişiliğini oluşturanöteki özellik-leri ve Türkhalkıile askerinin el ele vererek onunetrafında oluşturduğu "Ku-vayımil/iye" ruhu, iç vedış düşmanlarınbütün bu hesaplarını allak bullak ede-rek, Milli Mücadele'yi bir zafer mucizesinedönüştürmüştür.29 Ekim 1923 ta-rihinde ilan edilen Cumhuriyet, işte böyle bir çetin savaşın ortaya koyduğu

parlak sonuçtur. Her yönü ilebağımsız bir Türk devletinin kuruluşudur. Şimdi sıraikinci hedefingerçekleştirilmesindedir.Bu hedef Türk toplu-munu yalnız siyasal yapısı bakımından değil, sosyal yapısı bakımından da

çağdaş değerlere sahip ve zaman içinde gelişip güçleşmeye açık bir toplum durumuna getirmekti. Toplumu, alışalagelmişve gelişmesine engelolmuş

köhne değerölçülerinden sıyırarakve bir zihniyet değişimindengeçirerek, ona yepyeni bir çehre, bir kişilik kazandırrrıaktı. İşteAtatürk ilke ve devrim-leri diye adlandırdığımızköklüyenileşmelerböyle bir anlam taşır.Gerçi top-lumu yüzyılların alışkanlığını kırarakböyle çağdaş bir yapıya kavuşturabil­

mek kolay bil."iş değildi. Büyük yetenek, derinlemesinekavrayışve sosyal tec-rübe gerektiren bir işti. Ama burada sırası gelmişkenhemen belirtelim ki Atatürk kişilik yapısı bakımındanhayalperest bir insan değildir. Onun

dü-şüncesisteminde yer alan ilkeler, "ideoloji" diye nitelendirilen donmuş

dü-şünce kalıplarından uzaktır. Doğrudan doğruyaTürk ulusunun tarihi, sosyal ve kültürel gereksinimlerinden kaynaklanan ve bu gereksinimlerikarşılayabi­

lecek nitelikte olan akılcı,gerçekçi, dinamik düşüncelerdir. Yaptığı devrim-lere ruh veren, onları birer esere dönüştüren canlı fikirlerdir. Çeşitli alanlar-daki yenileşmenin ifadesi olan devrimleri başarıya ulaştıran sır da buradadır.

Atatürk'e dahi birkişilik kazandıranözelliklerinden biri de gerçekçiliğe, akıl

ve bilim ölçülerine verdiği değerdir.

Atatürk'ündüşüncesisteminde önce bir ilke olarak yer alan, sonra da te-ker tete-ker uygulanmaya konularak verimli sonuçlaralınan devrimlerden biri de "Dil Devrimi"dir. Dil Devrimi, dilimizi, kendi kendini geliştirerek toplu-mun her türlü gereksinimini karşılamagücüne sahip zengin bir kültür dili durumuna getirmeamacınadayanan vebaşarısını uzunca bir uygulama süre-cinde ortaya koyabilecek olan bir dildeyenileştirmehareketidir.

Dilde devrim yapmagereğisöz konusu edilince ister istemezşöylebir so-ruyu dayanıtlama gereğiortayaçıkmaktadır.O da: En az 2000yıllıkbir

(6)

ta-rihigeçmişesahip olan Türk diligelişmişbir bilim ve kültür dili değilmi idi de, dile devrim yolu ile el atma gereği duyulmuştur?

Türk dili elbette tarihi milartan önceki birkaç binyılakadaruzatılabilen

eski, köklü ve güçlü bir dildir. Metinleri elimizde bulunan milattan sonraki

yüzyıllardanyani VII. yüzyıldaki Köktürklerden başlayaraktarihi dönem

ya-zı dilleri halinde, yani gelişmelerle büyük çapta eserler ortayakoymuş; işlek

bir dilolarakvarlığınıçok uzunyüzyıllar sürdüregelmiştir.Ancak, Türk

dün-yasındaXl-Xlll,yüzyıllar arasında,Orta-Asya'danbatıya yönelmişolan göç-lerin ortaya koyduğudalgalanmalar ve XIII. yüzyıldan başlayarakyeni yazı

dillerini oluşturansiyasi ve sosyal çalkantılar, zamanla etkisini dilde de

gös-termiştir.

XI, XII. yüzyıllardansonra Anadolu'daOğuz-Türkmen konuşmadili te-melinde kurulupgelişenTürkyazıdili de (Eski Türkiye Türkçesi, Eski Ana-dolu Türkçesi) XV. yüzyılortalarınakadar çok sağlıklı biçimde yol almış ve çok çeşitli konularda yüzlerce eser ortaya koymuştur. Ancak, XV. yüzyılın

ikinciyarısından başlayarak OsmanlıDevleti'nin bir

imparatorluğadönüşme-si ile birlikte, imparatorluğadönüşme-siyasal yapısı, imparatorluk sınırları içindeki çeşitl i ulusları 43 "Devlet-i Osmaniye"ve"Millet-i Osmaniye" deyimleri ile adlandırılan

"Osman-lı/ık" ilkesinebağlıkarma bir toplum durumunasokmuştu.Devletin sosyal

yapısındada dünya işlerini şeriat kurallarına bağlayanbir "iimmet" anlayışı,

yani teokratik bir düzen egemendi. Bu durumun doğal bir sonucu olarak sa-ray veaydınlarçevresinde Arap ve Fars kültürü Selçuklular Döneminde

oldu-ğugibi yenidendeğerkazanma yolunututmuştur.Din dili ve bilim dili ola-rak Arapçaya, edebiyat dili olaola-rak da Farsçayahayranlıkduygusu ile bağlanan Osmanlı aydını, bilinçli bir tutumla kendi dilinigeliştirip güzelleşrirrne yo-lunu izleyecek yerde, bu iki dilin sözvarlığından vekurallarından

yararlan-mayı yeğlemiştir. Böylece dıştan yani bu yabancı dillerden gelen baskılar,

kendi dilimizin içyapısını zorlamişve güzel Türkçernizinkendi kendini

ge-liştirmegücünü yitirerekkısırlaşmasınayolaçmıştır. Aydınlarımızdaki bilinç körlenmesinin sonucu diyebileceğimizbu durum, bir süre sonra dilimizi

Os-manlıea veya Osmanlı Türkçesi diye adlandırdığımız üç dilin karışmasından oluşmuşmelez ve yapma dil durumunagetirmiştir.Türkçeyi hor görülen, ge-ri plana itilen bir değer düşüklüğüne uğrarmıştır. Heryanı yabancıögelerle

sarılıp sarmalanmışolan Türkçemiz kendi kendini işleternezvegelişriremez

(7)

Gerçi Osmanlıca diye adlandırdığımız melez dil, zaman içinde hayli

ge-lişmiş, yüksek düzeyde bir kültür dili olmuştu.Ama Türkçenin canına oku-yan bir yol alışla... Bugelişmeninsonucu olarakaydınlarındili ile halkın di-li, konuşmadili ileyazı dili de birbirinden kesinsınırlarla ayrılrruşn.Bir

Os-manlı aydınınınevinde kullandığıgündelikkonuşmadili başka,resmiyaşa­ mında kullandığı,okuyup yazdığıdil bambaşka idi. Bu durumu küçük bir örnekle açıklamakyerinde olur. Sözgelişi XVII. yüzyılhalk şairi Karacaoğ­

lan gönlündekihercailiği: Deli gijniil gezer gezer gelirsin, Arı gibi her çiçektenalırsın, Nerde giizel gorsen ordakalırsın, Ben senin derdiniçeeemem go'niil

dizeleri ile çok açık ve duru bir Türkçe ile anlatırken, XVIII. yüzyılınzevki çok incelmiş. şiirlerinde mahalliyaşama ağırlıkveren divan şairiNedim bile sevgilisine olan duygularını dile getirirken:

Leblerin meerub olurdendan-ısin-i buseden

İşte bu haletle optiirmek muhalolmuş sana (Buse kelimesindeki sin harfinin dişlerinden dudakların ineindiğiiçin kendini bir türlü öptürmüyorsun.) di-yecek kadar anlaşılmazbir dile sahiptir. Yine XIX. yüzyıl şairlerindenRasih de sanat değeri üstün birşiirinde:

Siizmeçeşmingelmesin miijgan miijgan iistiine, Urmazabm-ısineye perykan peykan iistiine, Dilde gam varşimdilik lutfeyle gelme ey siirur, Olamaz bir hanede mihmdn mihma"'n iistiine

(Gözlerinisüzrne ki kirpiklerin üst üste gelip sinemdeki yaraya bir ok gi-bi saplanmasın. Ey neşe şimdi gönlümdegam var, sakın geleyim deme. Neşe

ile gam gönül evimde bir arada misafirlik edemez.) diyecek kadar Türkçeden

uzaklaşmişbulunuyordu.

Burada bir noktaya dahaaçıklıkgetirmekzorundayız. Şöyleki: Toplum-lar çeşitli siyasal, diplomatik, ticari ve kültürel nedenlerle zaman zaman bir-birleriyle ilişkiyegirerler veya farklı diller konuşantopluluklar aynıdevlet

tr

yapısı içinde yer alabilirler. Bu durum ister istemez dillerarasında birtakım kelime alışverişinede yol açar. Öyle ki alınan sözlerden birkısmıo dilin ses

(8)

yapısına uydurularak yerlileştirilirve dilin kendi malı durumuna getirilir.

Türkçedebunun çeşitliörneklerivardır:sözgelişiafyon, anahtar,çağla,çelenk,

fındık, fırın, fide, biber, kiraz, kiremit, balya, bando, batarya, bilet, bılye, domates, fabrika, iskele, iskemle,papağan, pasta,

pompa,

reçete, toka, tulumba, vapur, patika, papatya,uişne, japka gibi sözler Yunanca, İtalyanca,Slavca, Macarca gibi dil-lerden alınarakkendi dilimizemalolmuşsözlerdir. Bunlara Arapça ve Farsça kökenliadalet,akıl, bereeet, cahil, cetvel, dÜjman, emir, hasta, hedef, hücre, ibadet, ihracat, inkar, merdiven, muhtar, sakin,sarhoş, sahte, sahtekar, ticaret, tüccar vb.

sözler de eklenebilir. Kordüğüm< Gordiom, Derebol < Tripolis, Sürmeli<

Sub-mari, Tahtakale < taht-ı kal'a "kale altı" gibi yer adları da böyledir.s Ancak

yabancıdillerdenalınansözlerin de birsınırı vardır.Belirli birsınırı aşanve Türkçeninyapısınaters düşen alıntılarbirakındurumuna gelir ve yukarıda Arapça, Farsça sözler için belirttiğimiztehlikeli duruma yol açar.

Acaba dilimizdeOsmanlıTürkçesindeki ağırlıkve anlaşmazlık dolayı­ sıylaortayaçıkanbu yaraya merhem olacakçalışmalar yapılmadı mı? Bu der-de bir çare aranmadı mı? Aranmaz olur mu? Elbettearandı. XiX. yüzyılın

ikinci yarısındayani Tanzimat Döneminde ve onu izleyen Servetifünun ve Fec-riattDönemlerinde bu konuya birçok yazar elattı.Alfabe veyazım(imla) da dahilolmak üzere dilde birsadeleşmehareketi başladı.Tanzimat hareketi ile

batıya yönelmişolan Osmanlı toplumunda, siyasal ve sosyalyapı yeni bir dü-zene sokulmayabaşladığından,bu durum dil konusuna dayansıdı. Edebiyat

dünyasındave basında; alfabe, imla ve dilde sadeleşrne konularındaçok şey

yazıldı; çok tartışıldı. Ne var ki bütün bu çaba vetartışmalara rağmen,

sade-leşrnefazla bir yolalamadı. Üstelik siyasi, ve edebiilişkive etkiler yoluyla di-limize bir de Fransızcasözler akın etmeyebaşladı. Yalnız,bu dönemde yazı­

lan bazı eserlerde ve özellikle gramer alanındaTürkçenin varlığınıda dikka-te alan bir bilinçlenmeninbaşlamasıve yöntembakımından batınınörneklik etmesi gibi biranlayışın ağırlık kazandığıda göze çarpar. Nitekim Hüseyin Cahit (Yalçın)'in "Üsmanlıca" değil "Türkçe" adını kullanarak hazırladığı Türkçe Sarf ve Nahiv 0908-1910)adlıokul gramerleri böyle farklı bir yönte-min ürünleridir. Yazar bu münasebetle devri nözelliğinidile getirirkenEdebi Hatıralar adlı kitabında, siyasiyaşamda olduğugibi, dilimizde de kapitülas-yonların bulunduğunu,Türkçenin içinde yabancı dillerin kurallarının

ege-2 Bu konudaayrıntılıbilgi için Z. Korkmaz, "Türkiye TürkçesindeYazıDilineGirmişGünlükYaşam­

la ilgiliAlıntıSözler ve Ekler",Türk Dili, S.: 620(Ağustos2003), s. 118-127'ye bk.

(9)

46

men olduğunuve bundandolayıda dilimizin bağımsızlığınıveadını bile

yi-tirdiğini dile getirmiştir. Türkçenin varlığınıortaya koymak ve Türkçe öğ­

renmek için Arap ve Fars dillerini öğrenme gereğineset çekmek gerekir di-yerek bir gramer yazmaya kararverdiğini bildirrniştir.>

Bu çabalara elbette daha başkalarınıda ekleyebiliriz. Ancak, gösterilen bütün gayretlere, verilen bunca mücadeleyerağmen,sonuçta, 1911 tarihinde, Selanik'teçıkarılanGenç Kalemler dergisi etrafındatoplanan gençlerin başlat­ tığı Yeni Lisanakımınagelinceye kadar, dil konusundaki çabalar, bir yanda

"Fesaharçılar"diye adlandırılan Osmanlı Türkçesi yanlıları ile öbür tarafta "Tasfiyeciler" diye adlandırılan ve dildeki bütün yabancı kökenli sözlerin

atılması görüşünübenimseyen iki kurup arasındagidip-gelen çatışmalardan

öteye geçememiştir.

Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip, Aka Gündüz, Akil Koyuncu gi-bi genç yazarların başını çektiğiYeni Lisancılar, dilde birhastalığın

bulun-duğunu,bu hastalığın da dile musallat olmuş yabancıkurallarolduğu

görü-şündenhareket ederek yaptıkları atılımlarla sadeleşmeyolunda epey yol

al-mışlardır. Ne var Ki dava burada bitmemiştir.Konunun yalnızca yazarların

inisiyatifi ile ve belirli tek yönde değil,devletin öncülüğündeve geçmiş dö-nemlerin ortayakoyduğusonuçlar göz önünde bulundurularakgeleceğe uza-nan verimli bir çizgide,akılcı,bilimsel bir yöntemle bir bütün olarak elealın­ masıgerekiyordu.İşteCumhuriyet Döneminde Atatürk'ünöncülüğündebaş­

latılanDil Devrimi, böyle tarihi bir gereksinimin ifadesi olan Türkçeleıme ha-reketidir. Türkiye Cumhuriyeti'ni çağdaşkültür düzeyine ulaştırmayolunu açacak olan ve dilimizi çok gelişmişzengin bir kültür dili durumuna getire-bilme hareketidir.

Atatürk akılcıve gerçekçi bir turumla böyle bir yenileşrnenin nasıl ele

alınacağı konusunda yapılacak çalışmaları,o günün koşulları içinde, genel olarak dilimizeyabancı kalmışvehalkındilinegirmemiş yabancısözlerin dil-denatılmasıdiye dilegetirmiştir.Hatta bir sohbetsırasında,bugörüşüne ke-tebe, yektübüArabındır, katip, mektup Türkündür sözleri ile açıklık kazandır­ mıştır. Öyle ya, farklı toplumlar arasındaki karşılıklı ilişkiler sırasında alın­

mış ve dilinpotasındaeritilerekTürkçeleştirilrnişsözlerin dilden atılmasına ~.

(10)

• Prof:Or.ZeynepKORKMAZ

gerek yoktu. Dilden atılacakolanlar, dilimizde bütün kalıpve kuralları ile taht kurmuşolan ve halkça anlaşilmayansözlerdi. Yalnız burada sırası gel-mişkenbelirtelim ki Atatürk Döneminde olduğugibi, Atatürk'ten sonraki bir süreçte de Dil Devrimi'niyanlış algılayarak,Türkçeleşrneyiyine dildeırk­ çılık anlayışıile "arıTürkçecilik" diye ele alan yazarlarolmuş;bu uygulama-nın doğurduğu sıkıntılar,yer yer günümüze kadaruzanagelrniştir.

Eğerkonuyuayrıntılarındanuzak bir bütün olarak elealırsak, 1932yılı­ na kadar çeşitlitarihi süreçlerden geçen Türkçemiz, 1932 yılındabir kimlik davası, çağdaşlaşmanınyolunu açan bir kültürdavasıolarak elealınmıştır. Fi-kir dayanağı bakımındanTürk toplumunun tarihi ve sosyal gereksinimleri-nin ortayakoyduğu sağlambir yönlendirme hareketidir. Bilinçli bir devlet ic-raatıdır. Gerçi Dil Devrimi 1932 yılında başlatılmıştır.Ancak, bu devrime temeloluşturacak kapsamlıöngelişmeler açısından, 1928 ve daha öncekiyıl­ lardakibazı gelişmeleride içinealır. Bu bakımdan dilimizdeki yerıileşmerıirı ilkyapı taşını "yazıdevrimi" diyeadlandırdığımız"alfabe devrimi"oluşturur. Alfabe devrimi 1923-1928 yılları arasındaki tartışma ve gelişmelerle Dil Devrimi'ne uzanan ilk köklü yeniliktir. 47

Atatürk'ün alfabe ve dil konusundakigörüşvedüşünceleri oldukça eski-dir. İkinci Meşrutiyet(908) öncesi yıllarda Bulgar Türkoloğu İvan Mano-lof'la yaptığı bir konuşmayakadar uzanır. 1917 yılında yayımlananMacar TürkoloğuGy. Nerneth'in Türkische Grammatikadlıeserindekiçevriyazı alfa-besini deincelerniş; bu alfabenin Türkhalkıiçin pratikolmadığını belirtmiş­ tir.4AslındaAtatürk böyle önemli değişimlerde tıpkıbir sosyolog gibi, önce sosyalyapıyıyani halkı budeğişimlere hazırlamak gerektiğiniçok iyi biliyor-du. Bu nedenle alfabe değişimi için de en uygunzamanı beklernişri.Nitekim daha 1923 yılında İzmir'detoplanan İktisatKongresi sırasında yapılanLatin alfabesinin kabulü önerisini ve Hüseyin Cahir'inİstanbulgazetecileri ile yap-tığı bir toplantıda aynı önerinin ileri sürülmesini olumlu karşılamamışn. Atatürk, daha sonraki yıllarda bu isteksizliğinin nedenini Falih Rıfkı (Atay)'ya "Hüseyin Cahit bana vakitsiz bir iı yaptırmakistiyordu. Yazı inkılabı­

nındaha zamanı gelmemişti:"diyeaçıklamıştır.İ0, bu uygun zamangerçeğini

4 Ayrıntıiçin bk. Z. Korkmaz, Atatürk ve Türk Dili: Belgeler, TDK yay. Ankara 1992, s. 5-1l. 5 FalihRıfkıAtay, "HarfDevriminin 25.Yılını Kutlarkerı",Türk Dili,C.II, S. 23(Ağustos1953), s.

(11)

daha sonraki açıklamalarında: "Uygulamayı birtakım aşamalara ayırarak olay-lardan veolayların akışındanyararlanarak milletin duygu uedüşüncelerini hazır­

lamak ve basamak basamak hedefeulaşmak gerekiyordu"6sözleriyle dilegetirmiş­ ti. Onun için 1923- 1928 arası yıllarbu nitelikte bir hazırlıkdönemidir. Bu

yıllar arasında Arapça ve Farsça derslerinin ortadan kaldırılarakyeni sözler için bu dillere başvurmayolunun kapatılması,Tevhid-i Tedrisat (Öğretim

Birliği)Kanunun çıkarılması,Türkiyat Enstitüsünün kurulması, uluslararası

takvim ve saat ölçülerinin getirilmesi, Arap harfli rakamlar yerine Latin

esas-lı uluslararası rakamlarınkabulü bu konuda atılanöncü adımlardır.

Türklerin X. yüzyıldan,Anadolu'da devlet kuran Oğuzlarında Anadolu bölgesine geldiklerinden beri kullanageldikleri Arap alfabesi, Türkçeninyapı

ve özelliklerine uygun bir alfabe sistemi değildi.Bu nedenle dahabatılılaşma

hareketlerinin başladığı Tanzimat'tan beri bir imla ve alfabe sorunu ortaya

çıkmıştı.Ama bir türlü çözüm getirilemernişti.

Atatürk'ün 1928 yılında gerçekleştirdiği yazıdevriminin dayandığı ge-rekçe, apayrı bir dil ailesine bağlıArap dilinin ihtiyaçlarındandoğmuşolan 48 Arap yazısınınTürk dilinin ihtiyaçlarını karşılayamaması,bunun yol açtığı

okuyup yazmagüçlüğününsosyal ve kültürelgelişmelerinönünütıkamış

ol-masıdır.Atatürk 9Ağustosgecesi SarayburnuParkı'nda yaptığıtarihi' konuş­ masında,Arap yazısındangelengüçlüğü, halkınbütün emeklerinikısırlaştı­

ran çorak bir yolda yürümeyebenzetmişvekonuşmasını: "Bir milletin, bir top-lumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde seksen(doksanı) bilmez, bundan insan olanlar utanmak lazımdır.Bu millet utanmak içinyaratılmışbir milletdeğildir.

if-tihar etmek içinyaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuşbir millettir" diye başla­

yan sözleri ile sürdürmüştür. Bu konudaulaşılacaksonucu da:"Güzel dilimi-zi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bidilimi-zim ahenktar, zengin di-limiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir." şeklinde dile getirmiştir. Bun-dan sonra 11-29 Ağustostarihleri arasındaAtatürk'ün başkanlığındaalfabe

uygulamasıile ilgili toplantılar yapılmış,bundan sonraki günler ve haftalar-: da Atatürk'ün yeni Türk alfabesini öğretmekiçin bizzat önderlikettiğiyurt gezilerineayrılmıştır.Daha sonra 1Kasım 1928 tarihindehazırlananyasa

ta-sarısıkabul edilmişveyürürlüğe girmiştir.

tr

6 M. Kemal Atatürk, Nutuk (Günümüz Türkçesine aktaran Z. Korkmaz), AtatürkAraştırmaMerkezi yay., Ankara 2006, s.ıo.ı ı.

(12)

:!t

Şimdi sıra Dil Devrimi'negelmişti.Elbette Dil Devrimi'nin de bir ön

na-zırlık dönemi olmuştur.Yeni Türk alfabesinin kabulü, okullardan Arapça ve Farsça derslerinin kaldırılmasıylayazar ve gazetecilerin ellerinden geldiğince

bu dillerden geçme sözleri kullanmaktankaçınmaları;imla, sözlük, gramer ve dili yabancısözlerden arıtmakonusunu ivedili olarak gündemegetirmiş bulu-nuyordu. Bu nedenle daha öncekurulmuşolanDil Encümeniyeni üyelerle güç-lendirilerek bir DilİstişareHey'etioluşturuldu. Bu heyet dil işleri ile uğraşa­

caktı. Bu arada dili yabancısözlerdenarıtmakonusundabazı eserler de yazıl­

mıştı. Bunlar içinde en ilgi çekeni, Sadri Maksudi Arsal'ınTürk Diliİçin: Geç-mişteei, Bugünkü ve Gelecekteki Yazı Dilimizadlı eseriydi. 1930yılında yayım­

lanan, Türk dilini düzeltme vegeliştirme yollarınıgöstermek üzere hazırlan­ mışolan bu eser, Atatürk'ün ilgisini çekmiş;içkapağınadil ile ulus arasında­

ki bağlantıya işareteden ve dilin bilinçli olarak ele alınma gereğini vurgula-yanşuünlüözdeyişi eklerırnişti:

"Milli his (toplum bilinci) ile dilarasındaki bağçok- kuvvetlidir. Dilin milli ve zenginolması milli hissininkiıafinda (gelişmesinde) baılıcaetkendir. Türk dili dille-rin en zenginledille-rindendir. Yeter ki bu dilıuurla(bilinçli olarak)işlensinl" 49

Bu sözler, Atatürk'ün, dilin bir ulus ve o ulusun kültürvarlığıiçindeki yerini ne denlikapsamlıve derinlemesinekavramış olduğunungöstergesidir. O günlerde, Türk dilinin Tanzimat Döneminden beri bir türlü çözüme götürülemeyen imla, gramer, terim ve sözlük gibi konularıivedilikle çözüm bekliyordu. Bunları,bu alanların uzmanıolmayan geçici komisyon ve Dil İs­

tişareHey'eti ile yürütmek olanaksızdı. Sırfbuişlerle uğraşacaközel bir

ku-ruluşagereksinimvardı.

Öte yandan Atatürk, 1929 yılındanberi tarih ve dil konuları ile yakın­ dan ilgileniyordu. O, batı kaynaklı eserleri okudukça, onlarınTürk kavmi için verdikleri yanlışvekasıtlı yargılarıgördükçebunlarınmutlaka Türk ta-rihinin ve Türk dilinin kaynaklarınainen araştırmalarladüzeltilmesi gereği­

ne inanıyordu. Ayrıca, tarih konusundaincelediğieserlerde gözüneilişen

ba-zı kayıtlarve bilimselgörüşler,onundüşüncesini,Türk tarihi gibi Türk dili-nin de zenginkaynaklarının bulunduğu görüşüneyöneltiyordu. İşteTarih ve Dil Kurumlarıböyle ulusal bir ihtiyacınürünü olarakkurulmuştur. 12 Ni-san 1931 tarihinde kurulan ve 1932 yılıtemmuzunda ilk kurultayını yapan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeri(günümüz Türk Tarih Kurumu)nin 11 Temmuz

(13)

Atatiirk ve .Killtürel AlandakiÇaOdaşlaşmadaTürk Dilinin Yeri

50

1932 tarihindekikapanış akşamında,ÇankayaKöşkii'nde yapılan toplantıda, Atatürk'ün Kurultay üyelerine: "Dilişlerini düıünme zamanıgeldi, ne dersiniz?"

sorusunaaldığıolumlu cevap ile 12 Temmuz 1932 tarihinde gerekli resmiiş­ lemler tamamlanarak Türk Dili Tetkik Cemiyeti yani bugünkü Türk Dil

Kuru-muda kurulmuş oldu. Cemiyetin Atatürktarafındançizilen resmi tüzük tas-lağındada amaç: "Türk dilinin fiz güzelliğini meydanaçıkarmak, onu dünya dil-leriarasında değerineyarapryüksekliğe eriştirmee"olarakbelirtilmiştir.

Bu kurumun yapacağı işlerinde bir kuruirayda ele alınarak ayrıntılı ve sağlıklı bir programa bağlanması uygun görüldüğünden26 Eylül-4 Ekim 1932 tarihleri arasında, İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Birinci

Türk Dili Kurultayıbu alanda yapılacak işlerimükemmel bir programa bağ­ lamıştır.Türk toplumunda, dil bilincini canlıtutmak için 26 Eylül tarihi Dil Bayramıolarak kabul edilmiştir.Atatürk'ün hayattaolduğu 1932-1938 yıl­ ları arasında, farklı çalışmasüreçleri içeren ama birbirini tamamlayan üç ku-rultay yapılmıştır. Yapılan çalışmave uygulamaları yakından izleyen Ata-türk, gere1.tikçe devreye girerek o günün koşullarına bağlı çalışmalarıdaha verimli vesağlıklı kılmaya çalışmıştır. Kurultaylar veçalışmalar Atatürk'ten sonraki yıllardada hızla sürdürülmüştür. 1932'den günümüze uzanan 73 yıl içinde dilimizTürkçeleşme,özgüzelliğiniortaya koyma vegelişmeyolunda, aradaki bazı inişli-çıkışlı dalgalanma süreçlerine rağmen genel olarak çok ve-rimli sonuçlataulaşmıştır.Bu sonuçları şu noktalarda özetleyebiliriz:

1. Dil Devrimi ulaşmak istediğihedefiyakalamış,Türkçemizgelişmeyeve zenginleşmeye açık bir dil kıvamına getirilmiştir.

2. Dilimize vaktiyle kendi kural vekalıplarıile girerek onukısırleşmaya sü-rükleyen yüzlerce Arapça, Farsça veFransızca söz dildenayıklanarak yer-lerine Türkçenin özelikyer-lerine uygun ve halkça da benimsenen yeni karşı­

lıklar konmuştur: Adem-iitilaf!uyuımazlık, ceza-yımakdZlparacezası, inti-hap/seçim, mahrukatlyakıt, naçar>çaresiz, plasman/yatırım, tolerans/hoıgö'rü, ıayia/sö'ylenti vb.

Devrimuygulamasıile dilvarlığına kazandırılansözlerin bir bölümü de halkağızlarından aktarılrnışolan sözlerdir: alan, araç, aylak, kavıak, do-ruk, gi/ney, kuzey, ürün,yoz/aımakgibi.

(14)

Prof. Dr.ZeynepKORKMAZ

Dilimize kazandırılansözlerin bir kısmı da çeviri yolu ile elde edilmiş

karşrlıklardır: ArabilAraPfa, BağdadılBağdatlı, kemanllkemancı, zı-kıy­

meildeğerli, tenevvür etmek/aydınlanmak, tekzip etmek/yalanlamak, ianelyar-dım, entelektiiellaydm, kroki/taslak,enformasyontdanışmagibi.

Bunlarabaskı, bitki, bolüm, bunalım, dolmuj, simge, tutarlı, tutarsız, basım evi, bilirkiji, gecekondu, go'kdelen, olağan üstü, sağduyu gibi dilimizin türetme ve

birleştirme kurallarından yararlanılarak yapılmış olanları da katabiliriz. Bu dönemin verimli çalışmalarındanbiri de terimler konusunun ele

alınması; Arapça, Farsça veFransızcadangeçme yabancıterimler yerine Türkçe karşılıklarıngetirilmesidir. Hatta bu çalışmalar sırasında subay (zaoiı), astsubay, er, erbaş, onbaşı, binbaşı. yarbay gibi askeri' terimlerin TürkçeleştirilmesindeAtatürk'ün büyük etkisivardır.Heleap, artı, ek-si, bölü,çarpı, toplam, üçgen, eşhenar üçgen, do'rtgen, dikdörtgen vb. yığınlar­

ca matematik ve geometri terimi bizzat Atatürk tarafından yapılmıştır.

Onun bu yeni terimlerle bir geometri kitabı yazdığını da biliyoruz. 1936 yılındanberi yapılagelen çalışmalarla bugün birçok bilimdalı

ar-tık büyük oranda kendi alanlarınınTürkçe terimlerine sahiptir. Eksik kalan alan ve bilimdallarıiçin de Türk Dil Kurumundaoluşturulan uz-man komisyonlarla hızla çalışılmaktadır.

3. ilk kez Cumhuriyet Döneminde dile devlet eli uzanmış ve özellikle Atatürk Döneminde, ulusalkültürpolitikasıileörtüşenulusal bir dil

po-litikası izlenmiştir.

4. Dil Devrimi halkça da benimsenmiş Türk halkındabir ana dili sevgisi

uyandırılmıştır.

5. Aydınlarındil ilehalkındili, konuşmadili ileyazıdiliarasındaki kopuk-lukgiderilmiştir.Türkçemiz.anlatım bakımındandolambaçsız,daha kı­

sa,açıkveanlaşılır bir üslubakonuşturulmuştur.

6. Batıda 100- 15Oyıldan uzun birgeçmişiolan Türk dili alanındaki çalış­

malar, bizde ancak Cumhuriyet Döneminde bilinçli olarak yerinibulmuş

ve üniversiteleregirmiştir. Bugün hemen her üniversitede Türk dili için kürsüler ve ana dilim dalları kurulmuştur.

7. Dilimizin tarihi' dönemlerinden başlayarakTürkçenin birçok alanında

yüzlerce çalışma ürünü eser ortaya konmuş,Türkçe temelinde sözlük ve gramerleryazılmıştır.

(15)

2

8. Bütün bu çok yönlü gelişmeler sonunda Türkiye, Türklük bilimi ve Türk dili araştırmalarınınmerkezi olmuştur.

Acaba, yukarıdabelirtilen gelişmelerlebugün artık yapılacak iş bitmiş midir? Elbette hayır! Planlıve programlı birçalışmaile daha pek çok şeyin ortaya konmasıgerekmektedir. Elbette Türk dili var oldukçaçalışmalar sür-dürülecek, zaman içinde bunlar da gerçekleştirilecektir. Ancak, Dil Devrimi ile ulaşılanbütün bu verimli sonuçlara rağmen,bugün Türkçemiz konusun-da güncel önemlibirtakımsorunlarlakarşı karşıya bulunduğumuzda bir ger-çektir. Bunlar ayrı birer konuşmave roplantı konusu alacak kadar geniştir. Ancak şu kadarınıbelirtmekle yetinelim ki yazımı (imla), söyleyiş(telaffuz), anlatım yetersizliği, sınırlı bir sözvarlığı ile yetinme dilde ırkçılık anlayışı­ nınve arı Türkçeciliğin, getirdiği sözvarlığındaki daralma, bazıalanlardaki terim eksiklik veyetersizliği dilimize yeniden pek çokbatı kökenli, özellikle İngilizcesözlerinakınetmesi, işyerlerine istila halindeyabancıadlar verilme-si gibi çözüm bekleyen birçoksorunlarımız vardır. Bunların altındayatan te-mel neden de bizce eğitim yetersizliği ve halkımızda bir ana dili sevgisi bu-lunduğuhaldes-birkısım insanımızdabunun bilinçli bir sevgiye bağlanama­ mış olmasıdır.Dahabaşkabirsöyleyişle,bu konudakiduyarsızlığıngetirdiği bir bilinç körlenrnesininvarlığıdır. Tıpkı Osmanlı aydınında olduğugibi. Bu türlü sorunlarınçözümü için de gerek dil ile uğraşanbilim adamlarımız ge-rek Türk Dil Kurumu tarafındançok yönlü çalışmave yayınlar yapılmakta­ dır. Elbette buduyarlılıklabu tür sorunlar da bir gün çözümekavuşacakve Türk dili kültürel alandaki yol alışını hızlasürdürecektir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun125. yıl dönümünde onun ve onunla birlikte budavayı göğüsleyerekbizi bugünlerekavuşturan çalışma ar-kadaşlarınınaziz anılarıönünde saygıve şükran duygularıile eğiliyor; ruhla-rı şadolsun diyerekkonuşmarmzason veriyoruz.

Referanslar

Benzer Belgeler

derece SİT alanı olan Baradan Koyu, 7 kilometrelik sahil şeridiyle Yonca Köy, yine deniz şeridi olan Seferihisar, Gümüldür ve son dönemin en çok ilgi gören tatil

Çünkü Mimarlar Odası'nın dava dayanağını oluşturan &#34;Türkiye Cumhuriyeti yasaları&#34; , Kadir Topbaş'ın ve belediye meclisinin imar yetkilerini &#34;keyfi&#34; değil,

İnsanın vejetaryen olduğuna dair görüş ve kanıt bildirilirken en büyük yanılma biyolojik sınıflandırma bilimi (taxonomy) ile beslenme tipine göre yapılan

Hükümetin kemer sıkma politikalar ına karşı düzenlenen eylemde &#34;Genel Grev&#34; çağrıları giderek daha yüksek sesle duyuluyordu.İngiltere Sendikalar Birli

Yürütülmekte olan çalışmalarla, yakın gelecekte kuraklık gibi riskleri de üstlenmesi planlanan bu sigorta sisteminin, çiftçilerin gelir istikrar ını sağlamada en önemli

l~yların sakinleşmesine ramen yine de evden pek fazla çıkmak 1emiyorduk. 1974'de Rumlar tarafından esir alındık. Bütün köyde aşayanları camiye topladılar. Daha sonra

,ldy&#34;ryon ordı, ırnığ rd.n ölcüm cihazlan uy.nş ü.rinc. saİıtrd fıatiycılcri

Erzincan'ın İliç ilçesinin çöpler köyünde altın çıkarmaya hazırlanan çokuluslu şirketin, dönemin AKP'li milletvekillerini, yerel yöneticileri ve köylüleri gruplar