İSTANBUL
ARKEOLOJİ
MÜZESİ
NYMPHE HEYKELİ :
Eser, istanbul Arkeoloji Müzesinin en güzel kadın heykelidir. Nympheler, Su ve orman perileridir. Perinin vücudunun üst kısmı çıplak, alt kısmı elbise ile ör-tülüdür. İki eliyle önünde bir kâse tut-maktadır.
Eski Yunanlılar, Nympheleri su ve ormanlarda duyduklarını söylerlermiş. Küçük çocukların ölülerinin de onlar ta-rafından alınıp götürüldüğü söylenenler arasındadır.
Nympheler, insanların yanlarına so-kulmazlar, şehvetli Satirler ve Sirenler-den kaçarlarmış.
Perilerin başlarından geçmiş olduk-ça ilginç aşk hikâyeleri vardır.
Bunlardan biri:
«Ekho'nyn aşk Hikâyesi : Ekho, bir dağ perisidir. Peri, Narkissos'u sever. Delikanlı, perinin aşkına karşılık vermez. Ekho, sevgisinden eriyerek «Yansıyan
ses» olur. Narkissos ise, dere kenarında, su içinde aksini görür. Kendisine aşık olur ve ölür gider. Böylece, bugün he-men hepimizin çok beğendiği Nergis Çi-çeği ortaya çıkar.»
Bir başka hikâye;
«Nympheler, ölümlülerle birleşirler-se bozulmaz bir saadet isterlermiş. Bu-nun da en güzel örneği: Sicilyalı Nymp-he'nin Daphnis'e olan sevgisi ve aşkıdır. Fakat Daphnis bir kral kızı ile evlenmek için Sicilyalı Nvmphe'yi terk edip gidince gözlerinin canlılığını kaybetmiştir. Daha sonra Daphnis'in hatasını anlayıp kendi-sini affettirmek için sevgilisine söyledi-ği şarkılar Helen'lerin ilk «Çoban Şiir-leri» olmuştur.
Bir Çeşme Binasına (Nymphaion) ait olması muhtemel olan bu heykel, Müze-nin XVI numaralı Attis salonunda 1190 envanter numarası ile teşhirdedir. Eser, M.Ö. I. yüzyılda yapılmış ve Tralles (Ay-dın) de bulunmuştur.
Arkeolog. Mehmet i. TUNAY
SAKALL! NEHİR TANRISI HEYKELİ : XVII numaralı Afrodisyas salonunun ortasında uzanmış yatan bir Tanrı hey-keli ziyaretçilerin dikkatini çekmektedir.
Bu salon müzenin en zengin bölüm-lerinden biridir. Üstelik diğer zengin sa-lonlardan farklı olarak da eserlerin ta-mamına yakını heykeltraşi örnekleridir.
Salonun ortasındaki Tanrı heykeli de yukarıda söylediğimiz bu örneklerden bi-risidir. Bu Tanrı bir nehir ilâhidir. İslak saçı ve sakalı, sol yanındaki testisi ve altındaki çakıl taşlarından yapılrsa ne-hir yatağı ile tipik bir «Nene-hir Tanrış|dır.» Arkeologlar ve Tarihçiler bunun küçük Menderes (Kaystros) olduğunu söylerler.
Eser, M.S. II. yüzyılda yapılmış ve Efes'deki Antonius Vedius Hamamların-da bulunmuştur.
Arka plânda (bize göre) sofeta elinde su kabı ile su perisi Nymphe/'yine ar-ka plânda, sağda yanında tazısı 'ile ay ışığı ve av tanrıçası Artemis görülmek-tedir.
BÜYÜK TYKHE (Fortuna) HEYKELİ : Kader Tanrıçası olan Tykhe, uzun bir tunika ile manto giymiştir. Başında zey-_ tin yapraklariyle süslü şehir surunu
tem-sil eden bir taç vardır. Sol kolunda çe-şitli meyvalarla dolu bir bereket boynu-zu ile zenginlik timsali olan Plutos is-mindeki çocuğu taşımaktadır.
Dirseğine yakın yerden yok olan sağ elinde ise, bir gemi dümeni tutmaktay-dı. Bu dümen için Aiskhylos şöyle d e r :
«Kâinatta olup bitenlerdeki-zarurî o-luşun dümenini elinde tutan kimdir? Ka-der tanrıçası olan üç moira ve hep uyanık olan eriny'ler değil mi?
Demek ki, onlar talihinden kaçıp kur-tulamıyan Zevs'den de daha güçlüdür-ler.»
Eser, müzenin XVII.- numaralı Afro-disyas salonunda 4410 envanter numa-rası ile teşhirdedir.
Heykel, M.S. II. yüzyılda yapılmış ve Düzce ilçesinin Üskübü (Prusias ad Hy-pium) köyünde bulunmuştur.
İMPARATOR HADRÎYAN y e ROMA-. LILAR :
Müzenin 18 numaralı Roma salonun-da ziyaretçileri 50 envanter numaralı bü-yük bir heykel karşılar.
Arkadyusün başı
ismini veren, Anadolu'yu baştan aşağı tamir ettiren ünlü Romalı İmparator Had-diyan'ın heykelidir.
Hadriyan burada ayağının altına al-dığı bir şahısla birlikte görülmektedir, ilk nazarda Hadriyan'ın ayağının altında-ki şahsın vücud ölçülerinden küçük bir çocuğa ait olduğu düşünülebilinir. Fa-kat eğilip şahsın yüzüne bakıldığında bu-nun düşünüldüğü gibi küçük bir çocuk değil, yüzündeki ifadeden 35 - 40 yaş-ları arasındaki bir erkek olduğu görülür. Bunun da nedeni: Romalılar kendilerinden olmıyanları, hele mağlupları hiçbir za-man kendileri kadar göstermezlerdi. Bu-rada da Hadriyan, Dak'lara, Part'lara ve Cermen'lere karşı yaptığı savaşları ka-zanan ve galibivetleri ile şöhrete ulaşan bir imnarator olduğundan avağının altın-daki şahsın da bu kavimlerden birine mensuo olduğunu söyliyebiliriz.
Romalılar kendilerini yalnız yabancı devletlerden büyük görmezlerdi. Kendi içlerinde de sınıflara ayrılmışlar ve do-lavısıvle bir farklılaşma meydana getir-mişlerdi.
Romalılarda üç sınıf vatandaş var-dı :
1 — Her türlü vatandaşlık hakkına sahip olan Patriciler.
2 — Yarı vatandaş yarı köle olan Plep'ler.
3 — Hiçbir hakka sahip olmıyan kö-lelerdir.
Bu sınıflamayı da en güzel şekilde müzenin 1 numaralı salonunun İstanbul Nekropolü bölümünde takip edebilirsiniz.
Örneğin; duvar üzerindeki mezar taşla- Sakallı Nehir Tanrısı rından birinde, yatak üzerine uzanmış
bir erkek karşısında sandalyede oturan karısı ve ayakta duran 13 - 14 yaşların-daki oğlu !le görülmektedir. Bu figürle-rin yanında ise, köşelerde küçük insan şekillerine rastlanmaktadır.
13 - 14 yaşlarındaki oğlan çocuğun-dan da küçük olan bu figürler ne olabi lir? diye aklınıza bir soru gelecek olur-sa, bu soru şöyle cevaplandırılabilir. Nor-mal vatandaşlarla - norNor-mal olmıyan va-tandaşlar arasındaki fark.
Hiçbir zaman bir köle normal Ro-malı vatandaş gibi tasvir edilmezdi. Bu sebeple de, onları 13 - 14 yaşlarındaki erkek çocuklarından bile küçük yaparlar-dı.
İMPARATOR ARKADYUS BAŞI : imparator Arkadyus'un başı için, boy-nun işlenişinden bir heykele konulmak üzere yapılmıştır, diyebiliriz.
Başında iki sıra inci dizisinden mey-dana gelmiş bir Taç vardır. Çok iyi di' rumda ele geçirilen eser, İstanbul Üni-versitesi Edebiyat ve Fen Fakültelerinir temel kazıları sırasında bulunmuştur. Bu-lunduğu sırada iki buçuk liraya satın a-lınan baş bugün yüzbinlerce lira değerin-dedir.
Eser, müzenin XVIII numaralı Rom-salonunda 5028 envanter numarası ilf teşhirdedir. M.S. IV yüzyılın sonu vey-V yüzyılın başında yapılmıştır.
ARABA YARIŞÇISI PORFİRYUS ANIT-LARI :
Anıtlar; Bizans eserleri Salonunda-dır.
Günümüzün popüler sporlarından biri de At yarışlarıdır. Yarışlar hi-podromumuz olan illerde yapılmak-tadır. Zamanımızdan 1500 yıi ön-ce, eski İstanbul'un bir köşesinde
Büyük Tykhe heykeli
atların çektiği araba yarışlarının yapıl-dığını bilmekteyiz. Bugün Sultanahmet'-deki iktisadî ve Ticarî İlimler Akademi-sinin bulunduğu binanın karşısı, eski
İs-1893 - 1972 Prof. Dr. Hans SCHAROUN
Arslan TERZİOĞLU Dr. Müh. Mimar 1972 Kasım ayında Hans Scharoun ebediyete intikal etti. En olgun
eserleri-ni verdiği bir devrede ölümü mimarlık camiası için pek büyük bir kayıptır. Ya-şadığımız yüzyılın en büyük mimarların-dan biri de hiç şüphesiz ki o idi. Le Cor-busier. Frank Lloyd VVright. Mies van der Rohe, VValter Gropius gibi diğer büyük mimarlardan onu ayıran tarafı, Sinan, Mi-chelangelo ve Sir Cristopher VVren gibi mimarlık tarihinin en büyük mekân ya-ratıcılarından biri olmasıydı. Bu yüzyılın teknik imkânları ile tatbikat sahasına koy-duğu Batı Berlin'deki Philharmoni binası onun mekân yaratıcısı olarak ne büyük bir dâhi mimar olduğunu ispatlıyacak ma-hiyettedir.
Hans SCHAROUN, VValter Gropius gi-bi Berlin Technische Hochschule'sinde mimarlık tahsilini yaptı. Kendisi Bremen-de doğup büyüdüğü halBremen-de, BerlinBremen-deki tah-silinden sonra mimar olarak büyük bir çoğunlukla eserlerini Doğu Prusya ve Berlin'de verdi. Bilhassa askerlik vazi-fesini ifâ ederken ilk eserlerini Doğu Prusyada inşa etti. Berlinde genç mimar-ları etrafına toplayan Bruno Taut ile iliş-kisi de hemen bu devrenin akabinde
baş-lar. 1925 de Breslau'daki Güzel Sanatlar Akademisine öğretim görevlisi olarak çağ-rılmasından sonra orada Rading'le birlik-te mimar olarak eserler verdiği devre başlar. 1923 de Breslau'da açılan WUWA (VVohnen und VVerken, Ausstellung) ken fuarı için inşâ ettiği ev tipi ile mes-ken yapıları sahasında yeni bir çığır aç-tı. Berlin Mimarlar Birliğinin üyesi olarak Berlin'de inşâ ettiği Siemens şehri ile şehircilik sahasında da yenilikler getir-di.
Onun, Berlin'in Kaiserdamm, Hohen-zollerndamm ve Flinsbergerplatz gibi
semtlerde inşâ ettiği Apartman binaların-da iktisadî ve yeni mimarî görüşlerin uy-guianması sahasına konulduğu görülür. Berlinde 1932 yılında düzenlenen «Sonne, Luft und Haus für aile» ( = Herkes için güneş, hava ve ev) isimli fuarda inşâ et-tiği «VVachsendes Haus» isimli ev proje-sinde de getirdiği fikirlerin aynı yıl içinde fabrikatör Schminke için Löbau'da inşa et-tiği çelik iskelet sistemindeki ev inşasın-da inşasın-daha inşasın-da olgunlaştığı görülür.
Hitler'in iktidara gelmesinden sonra,
tanbul'un en büyük yarışlarının yapıldığı yerdir.
Hipodrom, elips şeklindeydi ve orta-sında yarış trafiğini düzenliyen bir bul-var bul-vardı. Bulbul-varın üzerinde dünyanın çeşitli yerlerinden getirilme anıt ve taş-lar teşhir edilmekteydi. İşte, Sultanah-met'e gidildiğinde görülen dikilitaş ve anıtlar hep bu eski hipodromun bulvar süsleridir.
Sultanahmet'deki hipodromda çeşitli oyunlar oynanırdı. Bu oyunların içinde en önemlisi Araba yarışlarıydı. Günümüzde olduğu gibi o devirde de bu yarışlara ka-tılan çeşitli kulüpler vardı. Bunlar yalnız Fenerbahçe ve Galatasaray gibi isimlerle değil, bağlı oldukları renklerle de bilinir-lerdi. Örneğin: Kırmızılar, Yeşiller ve Ma-viler. Hipodrom yarışları eski Bizans'ın baş eğlence ve heyecan kaynağı olduğu gibi Devletin idare edildiği bir yer olma-sı yüzünden de önemlidir. Yapılan yarış-lar neticesinde İmparatoryarış-lar iktidardan düş-mekte, yerine yenileri geçmekteydi. Bu yer değiştirme işlemleri de pek kolay olmamaktaydı. Ekseriya kanlı bir isyan ne-ticesi yeni İmparator Bizans'ın başına geçmekteydi. Örneğin bir araba yarışı neticesi çıkan Nika isyanı ve onu kova-lıyan olaylar hep bu türdendir.
Araba yarışçıları içinde bir tanesi vardır ki, bu, ismi günümüze kadar ge-len Ünlü Porfiryus'dur. M.S. 6 yüzyılın başında, imparator Anastasyus devrin-de yaşamıştır. Porfiryus girdiği 4 atlı
a-rabası ile bütün yarışları kazanmış, ünü ve büyüklüğü Bizans'ın her yerinde du-yulmuş ve bilinmiştir. Porfiryus'un ka-zandığı yarışlardan dolayı çeşitli kimse-ler onun adına anıtlar diktirmişkimse-lerdir. O'-nun için anıt dikenler arasında impara-tor Anastasyus'u da görmekteyiz. Günü-müzün ünlü sporcuları gibi Porfiryus'da devrinde çok meşhur olmuştur. Nasıl Turgay'lar, Metin'ler için hatıra giyim ve süs eşyaları yapıldıysa, Porfiryus için de O'nun resimleri ile süslü yüzükler, kol-yeler ve diğer ziynet eşyaları yapılmış-tır.
Çeşitli insanların O'nun adına anıt diktirmeleri şu hususu akla getirmekte-dir. İstanbul Veliefendi'deki gibi müşte-rek bahsin eski İstanbul'da da oynandı-ğı konusu. Adam, araba yarışçısı Porfir-yus'un yarışı kazanacağı hakkındakilere bahse giriyor, kazanıp maddî menfaat el-de edince el-de şükranını Porfiyrus'a bir anıt diktirmekle ödüyor. Çok sayıda bu-lunan anıtların izahı bu olsa gerek.
Bizans eserleri salonunda karşı kar-şıya duran iki anıt üzerinde, hipodrom-dan ve hipodromdaki yarışlarhipodrom-dan çeşitli sahneler ile yarışçı Porfiryus, arabası-nın üstünde görülmektedir.
Bu yazının yayınlanması için gerek-li izni veren istanbul Arkeoloji Müzele-ri Müdürü Sayın Arkeolog Necati DO-LUNAY'a burada teşekkür ederim.
Scharoun'un o zamanın şartlarının ağırlı-ğı altında daha az eserler verdiği gö-rüiıir. Ama, sonraları uygulama sahasına koyacağı projelerin birçokları bu devir-deki sâkin çalışma safhasında meyda-na gelmişlerdi. II. Cihan harbinin bitme-sinden hemen sonra, 1945 yılında, harap olan Berlin'in inşasının gerçekleştirilme-si için İmâr ve İskân İşleri Dairegerçekleştirilme-sinin ba-şına getirildi. Scharoun'un idaresi altın-daki mimarlardan teşekkül eden planla-ma grubu hemen 1946 senesinde Ber-lin'in yeni şehircilik planlarını tanzim et-tiler. Bu şehircilik planlarında Miljutins ve Soraja y Matyas'ın şehircilik teorileri ile Martin Mâchler'in fikirlerinin daha da geliştirilmiş bir şekilde tatbik edildikleri görülür. Berlinin şehir merkezi için 1958 deki «Hauptstadt Berlin» isimli şehirci-lik proje müsabakası ile Scharoun'un ye-ni çözüm yoluna ulaşılmasını istediği ger-çektir.
Bir taraftan 1947 - 50 yılları arasında Alman ilimler akademisinin İnşaat Ensti-tüsü başkanı olarak Berlin Spandau, Pots-dam semtlerinin şehircilik planlarının tan-zimi ile uğraşırken, öte taraftan da 1946 dan beri Batı Berlin Teknik Üniversite-sinde Şehircilik Enstitü ve kürsüsünün profesörlüğünü deruhte etmekteydi. 1960
Hans Scharoun 70 yaşında iken tamamla dığı Berlin Philharmonie Konsersarayı ile dünya çapında şöhrete ulaştı. Philharmo nie binasının kesiti görülmektedir.
yılında emekliliğe sevkedilmesine kadar, Batı Berlin Teknik Üniversitesinde mi-marlık öğrencileri onun derslerini dinle-yebilmek ve onun yanında proje yapa-bilmek için can atarlardı. Bizim de, Batı Berlin Teknik Üniversitesindeki öğrenci-lik zamanımızda bu devre isabet ettiğin-den, ondan feyz almak şerefine nail olan talihli mimarlar grubuna dahiliz. İlk de-fa onun derslerini takip ettiğimiz gün-lerdeki, o heyecanı hâlâ unutamadım, ve o zamanki, arkadaşların da öy:e kolay kolay unutacaklarını tahmin etmiyorum.
Scharoun dünyaca tanınah meşhur yapılarını ve uygulama sahasına koyama-dığı projelerini bu olgunluk devrinde ver-di. Daha 1951 yılında Darmstadt'taki bir okul binası için yaptığı planla okul yapı-larının inşasına getirdiği yeni mekân fi-kirleri'ni izlemek mümkündür. 1955 de, insâsıyla vazifelendirildiği Lünen'deki
(VVestfalen bölgesinde) Geschwister -Scholl - Gymnasium kız lisesinde derslik-leri bir apartman dairesi gibi planlayan Scharoun, böylece modern pedagojinin i-cap ettirdiği, ana - babaevi ile, okul ara-sında paylaşılan eğitim sorununu mimârî olarak bu yapıda aksettirip gerçekleştir-meye çalışır.
Bu okulun inşası 1962 senesinde ta-mamlandığında, VValter Gropius'un Batı Berlin'de yaptığı okul binası kadar ilgili çevrelerde münâkaşası yapıldı.
1954 den itibaren Batı Berlin'in Han-saviertel, Charlottenburg-Nord ve Sie-mensstadt gibi semtlerinin şehirc!'ik plan ları ile tatbikinde mesken yapıları saha-sında bilhassa sıra evler meselesi ile meşgul olmuştur. Stuttgartta inşâ ettiği Romeo ve Julia ismiyle anılan iki yüksek apartman binaları da Scharoun'un konut mimarisine getirdiği yenilikleri yansıtan birer anıt gibidirler.
Onun mimârî görüşünü ve mekân ya-ratıcılığını en iyi aksettiren en monümen-tal eseri ise, 1963 de inşasını tamamla-dığı «Berliner Philharmoniker» isimli bü-yük konser sarayıdır. Bu yapıda müzik ve mekân birliğinin bir anıt olarak yoğunlaş-tığı görülür. Bu konser sarayının projesi, yaratma gücünün insanla, mekân ve tek-nik arasındaki bağıntısını en iyi şekilde aksettiren ispatlayıcı bir anıt niteliğinde-dir. Her şeyin makineleştiği bu devirde ortadan kaybolan, herşeyin olup bittiği bütün bir mekân harikasının yaratabile-ceğini adetâ Scharoun bu eseriyle ger-çekleştirmek şerefine erişmiştir. Scharoun, mekân yaratıcısı olarak sanki Si -nan, Michelangelo ve Sir Christopher VVren'nin 20. yüzyılda tekrardan dirilmiş bir ruhu gibi idi. Onun ölümü, mimarlık âlemi için hiç şüphesiz ki, yeri kolay ko-lay doldıırulamıyacak bir boşluk bırakmış-tır.
Hans Scharoun'un daha lisede öğrenci iken 1910 da yaptığı bir kilise projesi. Proje-sinin üstüne bir mimar sensasyon'ların de-ğil refleksiyon'iarın etkisi altında kalma-lıdır diye yazması, onun ilerideki mimar-lık görüşlerinin daha o zaman teşekkü; etme/e başladığını göstermesi bakımın-dan ilginçtir.
Hans Scharun'un imzası.
Hans Scharoun Philharmonie Konsersara-yının bulunduğu muhite ölümüne kadar rn-sasına devam ettiği diğer meşhur projesi; Berlin devlet kütüphane binasının (2) vs Mies van der Rohe'nin projesini yaptığı «Neue National galerie» binasının (3) es-ki Mattâi es-kilisesi (4) ile nasıl bağdaşab1 -leceğini gösteren şehircilik projesini de yapmıştı. Yukarıda bu şehircilik projesi görülmektedir. Philharmonie binası, (1) iie işaretlidir.
- roı**!"''. • •
£.. s ı l İ H & f
£tU A<| //İH -Stu. cutfı /0 M îîc.Ht-i'P"^ icj>.~ Us>C»>.